Grafen esaslı bant kan şekeri seviyesini gözlemekte yardımcı olabilir

Bu şeffaf ve altınla çevrelenmiş grafen bant bir moda aksesuarı veya geçici dövme değil. Bunun marifeti, kan şeker seviyenizi takip etmek ve gerektiğinde diyabet ilacı vermek. Seoul Ulusal Üniversitesi’nde yardımcı doçent olarak görev yapan Dae-Hyeong Kim ve araştırma ekibi tarafından tasarlanmış bu prototipte vücut sıcaklığınızı tespit edecek ve terinizin pH/kimyasal bileşimini inceleyecek algılayıcılar var. Daha sonra yanımızda taşıdığımız akıllı telefonda yüklü bir uygulamaya verileri gönderiyor. Sistem terinizin durumuna göre size ilaç gerektiğine karar verirse, telefondaki uygulama ilaç miktarını ayarlıyor (tip II diyabet için metformin). Bandın mikro-iğne dizisi vücudunuza tam da istenen miktarda enjeksiyon yapıyor.

Birilerinin gelecekte hayatını kurtarabilecek olsa da, şu andaki sürüm insanların ona güvenecekleri bir ürün olmaktan henüz uzak. Şu andaki hali ile, mikro-iğne dizisi, koldaki bandın vücut sıcaklığının 40 derece olduğunu tespit edince çalışmaya başlıyor. Bu da tropik ve diğer genel olarak sıcak konumlarda bandın kullanımını sınırlıyor. Bunun yanı sıra, yetişkinler için gereken miktarda metformini veremiyor. Araştırma ekibi yine de ağzına kadar dolu, minicik iğnelerle doldurulmuş devasa bir sürümü yapmak zorunda kalmadan bu sorunu nasıl çözeceğini düşünüyor.

Kaynak:

  • Bilim.org
  • engadget.com
  • Hyunjae Lee, Tae Kyu Choi, Young Bum Lee, Hye Rim Cho, Roozbeh Ghaffari, Liu Wang, Hyung Jin Choi, Taek Dong Chung, Nanshu Lu, Taeghwan Hyeon, Seung Hong Choi & Dae-Hyeong Kim A graphene-based electrochemical device with thermoresponsive microneedles for diabetes monitoring and therapy Nature Nanotechnology (2016) doi:10.1038/nnano.2016.38 Received 18 May 2015 Accepted 17 February 2016 Published online 21 March 2016

‘Normal’ seks diye bir şey var mı?

Aseksüellik

Aseksüellik, bireylerin başkalarına karşı çok az cinsel çekim hissettiği veya hiç hissetmediği bir cinsel yönelimdir. Kesin yaygınlık oranları değişmekle birlikte, son çalışmalar nüfusun yaklaşık %1’inin kendini aseksüel olarak tanımladığını göstermektedir. Birleşik Krallık’tan ulusal bir olasılık örnekleminde, aseksüelliğin yaygınlığının yaklaşık %1.05 olduğu tahmin edilmiştir. Bu rakam, aseksüelliği tanımlamak için kullanılan belirli kriterlere (örneğin, çekim, davranış veya kimlik) bağlı olarak farklılıklar olsa da, diğer çalışmalar tarafından desteklenmiştir. Birçok aseksüel birey hala romantik ilişkilere girmekte veya cinsel aktiviteye katılmaktadır, bu da bu yönelimin anlaşılmasını daha da karmaşık hale getirmektedir.

Kiminle Seks Yapıyorsunuz?

2009 yılında ABD’de 18-59 yaşları arasındaki 3.990 kişiyi kapsayan kapsamlı bir araştırma, cinsel ilişkilerin basmakalıp tek gecelik ilişkilerin ötesine geçtiğini ortaya koymuştur. Anket verileri, cinsel aktivitenin çoğunluğunun uzun süreli ilişkilerde gerçekleştiğini, arkadaşlarla veya geçici partnerlerle yapılanlar gibi diğer cinsel ilişki biçimlerinin ise daha az yaygın olduğunu göstermektedir. Dağılım aşağıdaki gibidir:

  • Uzun süreli ilişki: 53%
  • Geçici ilişki: %24
  • Bir arkadaşla: 12%
  • Bir tanıdıkla: %9
  • Bir seks işçisiyle: %2

Bu, uzun süreli veya daha kararlı ilişkiler içinde seksin hala norm olduğunu, gündelik karşılaşmaların ise yaygın olmasına rağmen genel cinsel davranışın daha küçük bir oranını temsil ettiğini göstermektedir.

Ne Sıklıkta Seks Yapıyorsunuz?

Cinsel aktivite sıklığı, ABD’de gerçekleştirilen ve 18 yaş ve üstü 50.000’den fazla katılımcının yanıtlarını içeren Küresel Seks Anketi gibi çeşitli büyük ölçekli anketlerde araştırılmıştır. Sonuçlar, insanların ne sıklıkta cinsel aktivitede bulunduğuna dair anlık bir görüntü sunmaktadır:

  • Geçen yıl hiç seks yapılmadı: 18%
  • Yılda bir kez: 8%
  • Ayda 1-2 kez: 28%
  • Haftada 1-3 kez: 40%
  • Haftada 4 veya daha fazla kez: 6.5%

Bu istatistikler nüfusun önemli bir kısmının (yaklaşık %40) düzenli cinsel aktivitede bulunduğunu (haftada 1-3 kez), daha küçük bir kısmının ise daha sık cinsel ilişkiye girdiğini göstermektedir. Seks sıklığı yaşla birlikte azalma eğilimindedir, ancak bu azalma genellikle algılandığı kadar keskin değildir.

Cinsel Davranış Araştırmalarında Uyarılar

Cinsel davranış üzerine yapılan araştırmalar, konunun hassas doğası nedeniyle genellikle sınırlamalarla karşılaşmaktadır. Anketler ve çalışmalar önyargılara açıktır, çünkü katılımcılar mahrem ayrıntıları açıklamaktan rahatsızlık duyabilir, bu da eksik raporlamaya veya abartmaya yol açabilir. Ayrıca, kültürel farklılıklar ve değişen sosyal normlar, farklı toplumlarda cinsel aktivitenin doğru ve kapsamlı bir resmini yakalamayı zorlaştırmaktadır. Bu nedenle, veriler eğilimlerin geniş bir şekilde anlaşılmasını sağlarken, bireysel farklılıkları tam olarak yansıtmayabileceklerini kabul ederek bu rakamları dikkatle yorumlamak önemlidir.

Güncelleme 2016-2024

2016 yılından bu yana, insan cinselliği çalışmalarında birçok önemli dönüm noktası, cinsel davranış, tercih, yönelim ve eğilimlerin daha iyi anlaşılmasına katkıda bulunmuştur. Bu kilometre taşları, cinsel çeşitliliğe yönelik toplumsal tutumlarda süregelen değişimi, yeterince temsil edilmeyen cinsel yönelimlerin artan görünürlüğünü ve özellikle veri toplama ve analiziyle ilgili olarak araştırmalardaki gelişmiş metodolojileri yansıtmaktadır.

1. Aseksüellik Üzerine Daha Fazla Tanınma ve Araştırma

2016’yı takip eden yıllarda aseksüellik hem akademik araştırmalarda hem de kamusal söylemde giderek daha fazla kabul görmeye başladı. Çalışmalar aseksüelliğin yaygınlığını araştırmaya devam etti ve nüfusun yaklaşık %1’inin aseksüel olduğunu tahmin eden daha önceki çalışmalardan elde edilen bulguları pekiştirdi. Özellikle, araştırmacılar aseksüel deneyimlerin nüanslarına odaklanmaya başlamış, birçok aseksüel bireyin romantik ilişkiler kurduğunu ve bazılarının cinsel çekim eksikliğine rağmen cinsel faaliyetlerde bulunduğunu vurgulamıştır. Bu dönem aynı zamanda aseksüellere destek ve görünürlük sağlayan savunuculuk gruplarının ve çevrimiçi toplulukların yükselişine tanıklık etti ve bu da aseksüelliğin ayrı bir yönelim olarak meşrulaştırılmasına yardımcı oldu.

2. Değişen Cinsel Eğilimler: Cinsel Sıklıkta Düşüş

Bu dönemin en çok tartışılan eğilimlerinden biri, özellikle genç yetişkinler arasında cinsel sıklıkta bildirilen düşüştür. Aralarında 2016 Cinsel Davranış Arşivleri çalışmasının da bulunduğu bir dizi araştırma, Y kuşağı ve sonraki kuşaklar arasında cinsel aktivitenin eski kuşaklara kıyasla azaldığını belgelemiştir. Bu eğilim, ekonomik baskılar, dijital teknoloji kullanımının artması, değişen ilişki normları ve anksiyete ve depresyon gibi ruh sağlığı sorunları hakkında daha fazla farkındalık gibi çeşitli faktörlere bağlanmıştır. Cinsel aktivitedeki düşüş, değişen öncelikler, sosyal medyanın yakınlık üzerindeki etkisi ve genç nüfus arasında büyüyen bir “seks durgunluğu” potansiyeli hakkında yaygın tartışmalara yol açmıştır.

3. Veri Toplamadaki Gelişmeler: Büyük Veri ve Çevrimiçi Anketlerin Kullanımı

2016’dan itibaren insan cinselliği araştırmaları, flört uygulamaları, sosyal medya platformları ve büyük ölçekli çevrimiçi anketlerden elde edilen büyük verilerin kullanımı da dahil olmak üzere daha sofistike veri toplama tekniklerinden yararlanmaya başladı. Bu yöntemler, araştırmacıların farklı demografilerdeki insanların cinsel davranışları ve tercihleri hakkında daha dinamik ve kapsamlı bilgiler elde etmelerini sağladı. Çalışmalar ayrıca, sosyal arzu edilebilirlik önyargısının etkilerini hafifleten ve katılımcıların cinsel deneyimleri hakkında daha samimi yanıtlar vermelerine olanak tanıyan anonim çevrimiçi ortamlardan da yararlanmıştır. Metodolojideki bu değişim, ağırlıklı olarak yüz yüze görüşmelere ve daha küçük örneklem boyutlarına dayanan önceki araştırmalara kıyasla bulguların doğruluğunu önemli ölçüde artırmıştır.

4. Tek Eşli Olmayan ve Farklı İlişki Yapılarının Yükselişi

2016’dan sonra cinsellik araştırmalarındaki önemli bir gelişme, rızaya dayalı tek eşlilik dışı, çok eşlilik ve açık ilişkiler de dahil olmak üzere geleneksel olmayan ilişki yapılarının artan görünürlüğü ve kabulü olmuştur. Akademisyenler, özellikle Batı ülkelerinde rızaya dayalı tek eşlilik dışı ilişki biçimlerini açıkça uygulayan kişilerde bir artış olduğunu belgelemiş olup, araştırmalar yetişkinlerin yaklaşık %4-5’inin bir tür açık veya çok eşli ilişki içinde olduğunu bildirdiğini göstermektedir. Bu uygulamalar, tek eşli ilişkilerin geleneksel tanımlarına meydan okumakta ve hem araştırmacıları hem de klinisyenleri cinsel münhasırlık, aşk ve bağlılıkla ilgili uzun süredir devam eden varsayımları yeniden gözden geçirmeye sevk etmektedir.

5. Toplumsal Cinsiyet ve Cinsel Akışkanlık Anlayışının Genişletilmesi

2016’dan bu yana insan cinselliği çalışmalarında bir diğer önemli dönüm noktası, cinsiyet akışkanlığına artan ilgi ve cinsel yönelimin her zaman sabit olmadığının kabul edilmesi olmuştur. Genel Sosyal Anket (GSS) gibi büyük ölçekli anketler, genç nesillerin biseksüel veya panseksüel olarak tanımlanma olasılığının daha yüksek olduğunu ortaya koyarak, akışkan cinsel kimlikleri kabul etmeye yönelik daha geniş bir toplumsal değişimi yansıtmaktadır. Çalışmalar ayrıca, birçok birey ikili kategorilere tam olarak uymadığından, cinsel davranış, çekim ve kimlik arasında ayrım yapmanın önemini vurgulamıştır. Araştırmacılar, cinsel yönelimin zaman içinde değişebileceğini ve “gey” veya “heteroseksüel” gibi etiketlerin bir bireyin deneyimlerini tam olarak kapsamayabileceğini kabul ederek bu karmaşıklığı yakalamak için çalışmışlardır.

6. Cinsel Sağlık ve Refah: Zihinsel ve Duygusal Faktörlere Daha Fazla Vurgu

2016’yı takip eden dönemde cinsel sağlık ve ruhsal esenlik arasındaki kesişime giderek daha fazla odaklanıldı. Araştırmacılar ve klinisyenler, ruh sağlığının cinsel tatmin, sıklık ve davranıştaki rolü de dahil olmak üzere cinselliğin psikolojik yönlerine daha fazla dikkat etmeye başladılar. Çalışmalar depresyon, anksiyete ve stres gibi ruh sağlığı sorunlarının daha düşük cinsel istek ve tatmin düzeyleriyle bağlantılı olduğunu göstermiştir. Odak noktasındaki bu değişim, cinselliğe daha fazla önem verilmesini teşvik etmiştir.

İleri Okuma
  1. BBC
  2. Richters, J., de Visser, R. O., Rissel, C. E., Grulich, A. E., & Smith, A. M. A. (2003). Sexual practices and the duration of last heterosexual relationship: Findings from the Second Australian Study of Health and Relationships. Sexual Health, 10(6), 549-554.
  3. Durex Global Sex Survey. (2005). Global sex survey statistics, trends, and behaviors. Retrieved from Durex Website.
  4. Bogaert, A. F. (2004). Asexuality: Prevalence and associated factors in a national probability sample. Journal of Sex Research, 41(3), 279-287.
  5. Ritch C. Savin-Williams , Geoffrey L. Ream Prevalence and Stability of Sexual Orientation Components During Adolescence and Young Adulthood Archives of Sexual Behavior June 2007, Volume 36, Issue 3, pp 385-394 First online: 29 December 2006
  6. Herbenick, D., Reece, M., Schick, V., Sanders, S. A., Dodge, B., & Fortenberry, J. D. (2010). Sexual behavior in the United States: Results from a national probability sample of men and women ages 14–94. Journal of Sexual Medicine, 7(s5), 255-265.
  7. Debby Herbenick, PhD, MPH,* Michael Reece, PhD, MPH, Vanessa Schick, PhD,*Stephanie A. Sanders, PhD,Brian Dodge, PhD, and J. Dennis Fortenberry, MD, MS An Event-Level Analysis of the Sexual Characteristics andComposition Among Adults Ages 18 to 59: Results from aNational Probability Sample in the United States The Journal of Sexual Medicine Volume 7, Issue Supplement s5, Article first published online: 4 OCT 2010 DOI: 10.1111/j.1743-6109.2010.02020.x
  8. Muehlenhard CL, Shippee SK Men’s and women’s reports of pretending orgasm. J Sex Res. 2010 Nov;47(6):552-67. doi: 10.1080/00224490903171794.
  9. Aicken, Catherine R H, Mercer, Catherine H and Cassell, Jackie A (2013) Who reports absence of sexual attraction in Britain? Evidence from national probability surveys. Psychology & Sexuality, 4 (2). pp. 121-135. ISSN 1941-9899
  10. Tim Wadsworth Sex and the Pursuit of Happiness: How Other People’s Sex Lives are Related to our Sense of Well-Being Social Indicators Research March 2014, Volume 116, Issue 1, pp 115-135 First online: 28 February 2013
  11. Bogaert, A. F. (2015). Toward a conceptual understanding of asexuality. Review of General Psychology, 19(1), 1-13.
  12. GSS (General Social Survey). (2016). Trends in sexual orientation and identity. National Opinion Research Center.
  13. Twenge, J. M., Sherman, R. A., & Wells, B. E. (2017). Declines in sexual frequency among American adults, 1989–2014. Archives of Sexual Behavior, 46(8), 2389-2401.
  14. Casey E. Copen, Ph.D.; Anjani Chandra, Ph.D.; and Isaedmarie Febo-Vazquez, M.S., Division of Vital Statistics Sexual Behavior, Sexual Attraction, and Sexual Orientation Among Adults Aged 18–44 in the United States: Data From the 2011–2013 National Survey of Family Growth National Health Statistics Reports, Number 88, January 2016
  15. Haupert, M. L., Gesselman, A. N., Moors, A. C., Fisher, H. E., & Garcia, J. R. (2017). Prevalence of experiences with consensual nonmonogamous relationships: Findings from two national samples of single Americans. Journal of Sex & Marital Therapy, 43(5), 424-440.
  16. Kohut, T., Fisher, W. A., & Campbell, L. (2017). Sexual behavior and the Internet: Observations from a large-scale online survey. Journal of Sex Research, 54(1), 43-54.

Hobit Türü Homo floresiensis’i, Yok Olmaya İnsanlar mı Sürükledi?

Güneydoğu Asya’daki Azores takım adasının bir üyesi olan Flores adasında bulunan Liang Bua mağarasında bulunan küçük homininlere ait olan iskelet kalıntılarının keşfinin ardından Homo floresiensis adı verilen türün 11.000 yaşında olduğu tespit edilmişti. Bugün hala devam etmekte olan bilimsel tartışmalarda Homo floresiensis’in farklı bir tür mü, yoksa izole bir adada yaşayan ve ada şartları ve diğer genetik değişkenler dolayısıyla küçük kalmış modern insanlar mı oldukları derinlemesine irdelenmektedir. Bir konsensus oluşamasa da, devam etmekte olan kazı çalışmaları ve genetik incelemelerin bu tartışmaya bir son verebileceği düşünülüyor ve bu hobitlerle ilgili her yeni bulgu, keşif veya sonuç ilgi ile karşılanıyor.

Daha önceki yaş hesabının ardından devam eden ileri kazılarda daha fazla çökelti ürünü ve aynı katmandan elde edilen taşların yaşlarının hesaplanması ile bu hobit türün 50.000 yıl önce yok olmuş olduğu tespit edildi ve bilinen zaman 40.000 yıl geriye taşınmış oldu. Bulgular, araştırmanın detayları ile 30 Mart’ta Nature dergisinde yayımlandı.

Bahsedilen zaman, modern insanların güneydoğu Asya ve Avustralya adasına kadar göç ettikleri aralığa denk geliyor. Homo sapiens’in Avrupa’ya yerleşmesinden kısa bir süre sonra Neandertaller’in yok olmuş olması akıllara şu soruyu getiriyor hobit akrabalarımızı yani Homo floresiensis’i modern insanlar mı yok etti?

Endonezya adası Flores'de bulunan Liang Bua isimli kireçtaşı mağarasında sürmekte olan kazılar. Görsel Telif : Liang Bua Ekibi
Endonezya adası Flores’de bulunan Liang Bua isimli kireçtaşı mağarasında sürmekte olan kazılar. Görsel Telif : Liang Bua Ekibi

LB1 (mağaranın adının ilk harfleri) adı ile isimlendirilen ilk hobit kalıntıları 2003 yılında 6 metrelik taş ve toprak katmanının altında keşfedilmişti. Kırılmaya müsait olan kemikler çok özenle çalışılmış ve radyokarbon yaş hesabı yöntemi ile yaşını hesaplamak üzere araştırmacılar buluntulara yakın konumlanmış olan kömürlerin yaşlarını hesaplamaya girişmişlerdi. Böylelikle kemiklerin de yaşlarının doğru biçimde anlaşılabileceği düşünülmüş ve hesabın sonucunda da 11.000 yıllık oldukları açıklanmıştı.

Eğer gerçekten ortadan kaybolma zamanları bu kadar yakın bir tarih olsaydı, bu; küçük kuzenlerimizin modern insanların adaya ulaşmasından sonra da 30.000 yıl kadar yaşamış olduğu anlamına gelecekti. Elbette geçmişe bakıldığında bu fikri bir anda kabul etmek kolay değildi ve bu sebeple araştırmacılar daha tatmin edici cevaplara ulaşabilmek ve dev mağaranın jeolojisini daha iyi anlayabilmek için Liang Bua’yı kazmaya devam ettiler. Bu çalışmaların sonucunda kömürlerin toplandığı katmandaki eski çökeltilerin erozyona uğrayıp yerine daha genç taş ve çökeltilerin geçtiği görüldü,

Böylelikle yeni taş ve çökelti örneklerinin yaşlarını hesaplamaya başlayan araştırma ekibi, floresiensis’e ait kalıntıların bulunduğu katmanın yaşının 100.000 ila 60.000 yıl arasında olduğunu tespit etti. Daha önce keşfedilmiş ve muhtemelen  H. floresiensis tarafından yapılmış olan taş aletlerin yaşlarının ise 190,000 ile 50,000 yıl arasında değiştiği kaydedildi.

Ortada ayırt edilebilir oranda küçük boyutlarda olan Homo floresiensis kafatası görülmektedir. telif : JIM WATSON/AFP/
Ortada ayırt edilebilir oranda küçük boyutlarda olan Homo floresiensis kafatası görülmektedir. Telif : JIM WATSON/AFP/

Daha eski bir tarihe işaret eden bu yeni bulgular, binlerce yıl boyunca modern insanların ve Homo floresiensis’lerin birlikte yaşayıp yaşamadığı sorununa bir cevap getirmiş oldu : ‘Yaşamadılar’ . Ne var ki Homo floresiensis’in diğer eski insanlarla veya akrabaları ile evrimsel ilişkisine dair çok az ipucu olmasından dolayı, bu türün insanlarla veya diğer kuzenleri ile üreyip üremediği sorusu varlığını sürdürüyor.

Araştırmacılardan Avustralya’daki Wollongong Üniversitesi’nde jeokronolog olan Richard Roberts, mağaranın kendine has jeolojisinin kazının son günlerinde bulunan kemiklerin keşfi ile gözden kaçmış olmasının son derece normal olduğunu vurgularken, bulgularının mevcut verilerle mümkün olamayacağını belirtti. Roberts’a göre o günden beri devam etmekte olan ileri kazılar ve örnek toplama işlemleri ile mümkün olan bulguları, bundan 13 yıl önce yapılan bir insan hatasının yine insan eli ile düzeltilmesine çok iyi bir teşkil ediyor.

University of Oxford’da arkeolog olan Tom Higham ise; H. floresiensis’in bu kadar erken tarihlerde ortadan kaybolmuş olmasının bir anlamda insanların bölgeye ulaşma zamanı açısından bir tesadüf olmadığını, mevcut bulguların modern insanların hobit kuzenlerimizin yok oluşuna etkisi olduğuna dair daha büyük ipuçları taşıdığını belirtti.


Kaynak :

  • Bilimfili,
  • Naturedoi:10.1038/nature.2016.19651