Muskulus teres mayor

“Musculus teres major” terimi, hem şeklini hem de göreceli boyutunu tanımlayan birkaç Latince kökü bir araya getirir. Bu isimlendirmede, musculus Latincede “kas” anlamına gelir (mus kelimesinin küçültülmüş hali, “fare” anlamına gelir), tarihsel olarak deri altında küçük farelere benzediği düşünülen kas liflerinin görünümünden esinlenen bir terimdir. teres sıfatı, kasın şekline atıfta bulunarak “yuvarlak” veya “silindirik” anlamına gelirken, majör benzer şekildeki kasların daha büyüğünü belirtir; karşılığı, nispeten daha küçük olan teres minor‘dur. Birlikte, isim tam anlamıyla “büyük yuvarlak kas” anlamına gelir.

Kaynak: http://human-movement.com/wp-content/uploads/2014/07/blog41.jpg

Anatomik olarak, teres major kürek kemiğinin alt kısmında yer alır ve üst uzuvların hareketlerinde önemli bir rol oynar. Öncelikle humerusun adduksiyonunu ve medial (iç) rotasyonunu kolaylaştırır ve glenohumeral eklemi sabitlemek için latissimus dorsi gibi kaslarla sinerjik olarak çalışır. Bu işlevsel önem, kasın günlük aktivitelerden atletik manevralara kadar çeşitli hareketlerde yer almasıyla vurgulanır ve böylece kuvvet üretiminde boyutunun ve sağlam yapısının önemi vurgulanır.


Tarihsel olarak, anatomik isimlendirmede Latince kullanımı yalnızca bilim insanları ve klinisyenler için evrensel bir dil olarak değil, aynı zamanda hem formu hem de işlevi ileten tanımlayıcı bir araç olarak da hizmet etmiştir. Kas adlarındaki “majör” ve “minör” arasındaki ayrım, karşılaştırmalı anatomiye dair anında içgörü sağlar; örneğin, teres minor lateral rotasyona katkıda bulunurken ve rotator manşetinin ayrılmaz bir parçasıyken, teres major -rotator manşet kası olarak sınıflandırılmasa da- sağlam boyutu sayesinde omuz stabilizasyonuna ve güç üretimine önemli ölçüde katkıda bulunur.


Musculus teres major, omuz biyomekaniğinde önemli bir rol oynar ve glenohumeral eklemin hem stabilizasyonuna hem de hareketine katkıda bulunur. Klinik önemi ve ilişkili patofizyolojik değerlendirmeler, yaralanma mekanizmaları, telafi edici adaptasyonlar ve rekonstrüktif cerrahideki çıkarımlar dahil olmak üzere çeşitli alanları kapsar.

Klinik Önemi

  1. Omuz Stabilizasyonu ve Hareketi: Teres major, humerusun adduksiyonuna, medial rotasyonuna ve ekstansiyonuna yardımcı olur. Klinik uygulamada, fonksiyonu özellikle rotator manşet patolojisi olan hastalarda önemlidir, çünkü teres major, supraspinatus veya infraspinatus gibi birincil stabilizatörler tehlikeye girdiğinde telafi edici bir rol oynayabilir. Ancak bu telafi edici mekanizma, kinematik zincirde değişikliğe yol açabilir ve düzgün bir şekilde yönetilmezse omuzu daha fazla yaralanmaya yatkın hale getirebilir.
  2. Yaralanma ve Aşırı Kullanım Sendromları: Tendinopati, zorlanma veya teres major’un kısmi yırtılması gibi patolojik durumlar, özellikle tekrarlayan üst düzey aktiviteler yapan sporcularda ortaya çıkabilir. Kasın dinamik stabilizasyondaki rolü, onu aşırı kullanım yaralanmalarına karşı hassas hale getirir, özellikle de yön değiştirme veya kolun kuvvetli adduksiyonunu gerektiren sporlarda. Klinik olarak, hastalar hem fiziksel muayene hem de gelişmiş görüntüleme yöntemleriyle tespit edilebilen lokalize ağrı, azalmış güç ve bozulmuş omuz stabilitesi ile gelebilirler.
  3. Cerrahi Müdahalelerdeki Rolü: Musculus teres major, rekonstrüktif ve onarıcı omuz cerrahisinde ilgi görmüştür. Bazı durumlarda, onarılamayan rotator manşet yırtıklarında işlevi geri kazandırmak için tendon transfer prosedürlerinde kullanılır. Nispeten sağlam yapısı ve uygun çekme hattı, cerrahların omuz hareketliliğini ve stabilitesini yeniden sağlamalarına olanak tanır ve böylece klinik sonuçları iyileştirir. Bu tür prosedürler, postoperatif komplikasyonları en aza indirmek için anatomik seyri ve vasküler beslemesinin ayrıntılı bir şekilde anlaşılmasını gerektirir.
  4. Rehabilitasyon Hususları: Fizik tedavi bağlamında, teres major’un biyomekaniğini anlamak, rehabilitasyon protokollerini tasarlamak için esastır. Teres major’un gücünü ve koordinasyonunu, diğer omuz kaslarıyla birlikte artıran hedefli egzersizler, tekrarlayan instabilite riskini azaltabilir. Tersine, altta yatan omuz patolojileri olan hastalarda teres major aktivasyonuna aşırı vurgu yapılması, bitişik yapılardaki telafi edici stresi artırabilir ve dengeli bir terapötik yaklaşıma olan ihtiyacı vurgulayabilir.

Patofizyolojik Yönler

  1. Dejeneratif Değişiklikler ve Uyarlanabilir Yeniden Şekillendirme: Yaş ve tekrarlayan stresle, teres major’un muskulotendinöz ünitesinde dejeneratif değişiklikler meydana gelebilir. Bu değişiklikler fibroza, elastikiyetin azalmasına ve kasılma yeteneğinin bozulmasına yol açarak kasın işlevsel kapasitesini değiştirebilir. Adaptif yeniden şekillendirme, kronik rotator manşet disfonksiyonuna karşı telafi edici bir yanıt olarak gözlemlenebilir, ancak bu nihayetinde uyumsuz hareket kalıplarına ve eklem instabilitesine katkıda bulunabilir.
  2. İltihaplı Süreçler: İltihaplı durumlar, aşırı kullanım yaralanmalarından veya sistemik iltihaplı bozukluklardan kaynaklansın, teres major’u etkileyebilir. İltihaplanma, ödem ve ağrıya yol açarak kas fonksiyonunu azaltabilir ve azalmış kullanım ve daha fazla dekondisyon döngüsüne katkıda bulunabilir. Ortaya çıkan iltihaplı ortam, tendonu kısmi yırtıklara veya kalsifik tendinopatiye yatkın hale getirerek klinik tabloyu karmaşıklaştırabilir.
  3. Nöromüsküler Disfonksiyon: Nöromüsküler kontrol, omuz kompleksinin koordineli işlevi için kritik öneme sahiptir. Akut travmadan veya kronik aşırı kullanımdan kaynaklanan teres major yaralanması, eklem stabilitesi için gerekli olan proprioseptif geri bildirim mekanizmalarını bozabilir. Bu bozulma yalnızca teres major’un kendisini etkilemekle kalmayıp aynı zamanda sinerjik kasların aktivasyon kalıplarını da değiştirerek omuz fonksiyonunu daha da tehlikeye atabilir.
  4. Telafi Mekanizmaları ve İkincil Patolojiler: Teres major’un tehlikeye girdiği durumlarda, latissimus dorsi gibi diğer kaslar yük taşıma sorumluluklarını artırabilir. Bu telafi mekanizması işlevi geçici olarak koruyabilirken, kas dengesizlikleri ve değişmiş skapulohumeral ritim gibi ikincil patolojilere de yol açabilir. Zamanla, bu tür telafi edici adaptasyonlar kronik omuz ağrısının ve işlevsel sınırlamaların gelişmesine katkıda bulunabilir.

Keşif

Musculus teres major’un keşfi ve ardından gelen açıklaması, anatomik çalışmanın antik çağlardan modern klinik uygulamaya evrimini yansıtan bir dizi tarihi dönüm noktası aracılığıyla takdir edilebilir. İlk anatomistler her zaman bireysel kasları bugün gözlemlenen hassasiyetle ayırt etmese de, birkaç önemli gelişme teres major hakkındaki mevcut anlayışımıza katkıda bulunmuştur.

  1. Antik Temeller: Eserleri daha sonraki anatomik incelemeleri etkileyen figürler de dahil olmak üzere erken Yunan ve Roma anatomistleri, kas-iskelet sistemini anlamak için temel oluşturdular. Kasların kesin olarak çizilmesi birincil odak noktası olmasa da, kas yapılarının açıklamaları daha sonraki, daha ayrıntılı araştırmalar için sahneyi hazırladı. Mevcut diseksiyon teknikleri ve felsefi paradigmalarla sınırlı olsa da, erken metinler omuz bölgesindeki farklı kas gruplarının tanınmasına dolaylı olarak katkıda bulundu.
  2. Rönesans ve Sistematik Anatominin Doğuşu: Andreas Vesalius’un 1543’te De humani corporis fabrica adlı eserini yayınlaması anatomi tarihinde dönüştürücü bir anı işaret etti. Vesalius’un ayrıntılı çizimleri ve açıklamaları, omuz kuşağının kasları da dahil olmak üzere insan vücudunu tasvir etmede benzeri görülmemiş bir doğruluk sağladı. Vesalius, modern anatominin yaptığı gibi teres major’u bağımsız bir varlık olarak ayırmasa da, çalışması sonraki anatomistlerin kas tanımlama ve sınıflandırmasını yeniden incelemeleri ve geliştirmeleri için yol açtı.
  3. Diseksiyon Tekniklerindeki İlerlemeler (16.-17. Yüzyıllar): Rönesans ve erken modern dönemlerde diseksiyon metodolojilerindeki kademeli iyileşme, Gabriele Falloppio ve Bartolomeo Eustachi gibi anatomistlerin kas yapısındaki değişiklikleri daha büyük bir hassasiyetle gözlemlemelerini ve belgelemelerini sağladı. Katkıları, teres major ve daha küçük karşılığı olan teres minor dahil olmak üzere benzer görünümdeki kaslar arasındaki farklılaşmayı dolaylı olarak etkiledi. Bu dönemde yapılan detaylı gözlemsel çalışmalar, karşılaştırmalı kas morfolojisi kavramının oluşturulmasına yardımcı oldu.
  4. Anatomik İsimlendirmenin Standardizasyonu (19. Yüzyıl): 19. yüzyılda standart anatomik isimlendirmenin ortaya çıkışı, teres major’un resmi olarak tanınmasında önemli bir dönüm noktasıydı. Anatomik terminolojiyi birleştirmeye adanmış yayınlar ve komiteler (Basiliensia Nomina Anatomica’ya yol açan çabalar gibi) kasların sistematik ve tekrarlanabilir bir şekilde sınıflandırılmasını sağladı. Teres major ve teres minor arasındaki ayrımın daha resmi olarak tanınması bu dönemde oldu ve “major” (daha büyük, sağlam) ve “minör” (daha küçük, daha narin) tanımlayıcıları tıbbi sözlüğe dahil edildi.
  5. Modern Görüntüleme ve Fonksiyonel Anatomi (20. Yüzyıl ve Sonrası): Manyetik rezonans görüntüleme (MRI) ve bilgisayarlı tomografi (BT) gibi görüntüleme tekniklerindeki ilerlemeler ve histolojik yöntemlerdeki iyileştirmeler, musculus teres major’un anatomisi ve işlevi hakkında daha ayrıntılı bir anlayışa olanak tanımıştır. Bu modern teknolojiler yalnızca daha önceki anatomik açıklamaları doğrulamakla kalmamış, aynı zamanda kasın omuz biyomekaniğindeki rolü, farklı popülasyonlardaki farklılıkları ve tendon transfer prosedürleri ve rehabilitasyon stratejileri gibi klinik bağlamlardaki etkileri hakkında da içgörüler sağlamıştır. Bu tür teknolojik ilerleme, teres major’un hem akademik anatomide hem de klinik uygulamada konumunu sağlamlaştırmıştır.
  6. Klinik Anatomi ve Cerrahiye Entegrasyon: Cerrahi tekniklerin ilerlemesi ve omuz rekonstrüksiyon prosedürlerinin artan karmaşıklığıyla, teres major daha büyük bir klinik önem kazanmıştır. Özellikle onarılamayan rotator manşet yırtıkları vakalarında tendon transfer cerrahilerinde kullanımı, kasın sağlam anatomik özelliklerinin bir kanıtıdır. Ayrıntılı anatomik bilginin cerrahi yeniliklerle bütünleştirilmesi, çağdaş klinik uygulamaları şekillendirmede tarihi dönüm noktalarının önemini daha da vurgular.

İleri Okuma
  1. Bergman, R.A., Thompson, V.R., & Afifi, A.K. (1988). Compendium of Human Anatomic Variation. Urban & Schwarzenberg.
  2. Porter, R. (1997). The Greatest Benefit to Mankind: A Medical History of Humanity. W. W. Norton & Company.
  3. Moore, K.L., Dalley, A.F., & Agur, A.M.R. (2013). Clinically Oriented Anatomy. 7th edition. Wolters Kluwer Health.
  4. O’Malley, C.D. (2013). The History of Anatomy: A Study of Anatomical Discovery from Antiquity to the Present. Oxford University Press.
  5. Netter, F.H. (2014). Atlas of Human Anatomy. 7th edition. Saunders.
  6. Standring, S. (2016). Gray’s Anatomy: The Anatomical Basis of Clinical Practice. 41st edition. Elsevier Health Sciences.

Muskulus kuadriseps femoris

Sinonim: Musculus quadriceps femoris, quadriceps muscle of thigh, quadriceps femoris muscle, vierköpfiger Schenkelstrecker, vierköpfiger Oberschenkelmuskel, Quadrizeps.

Uyluk kemiğinin ön tarafında bulunan dört başlı kastır. (Bkz; Muskulus) (Bkz; kuadriseps) (Bkz; femoris)

Kaynak: https://media.snl.no/system/images/40831/standard_3_benet_04.png

quattuor

Sembol: IV veya IIII veya  IIIIor

Latincede dört rakamıdır.

 quattuor (“dört”) → quadrus (“kare”) → quadrō → (geçmiş zamandaki pasif ortacı)  quadrātus ; kare, dörtgen

Haltekilçoğul
Nominatifquadrātumquadrāta
Genitifquadrātīquadrātōrum
Datifquadrātōquadrātīs
Akusatifquadrātumquadrāta
Ablatifquadrātōquadrātīs
Vokatifquadrātumquadrāta

Şempanzeler de Birbirlerini Sarılarak ve Öperek Teselli Ediyor

Kaynak: http://www.parquesdesintra.pt/wp-content/uploads/2013/08/007.2_Pedro.jpg

Birisiyle aramızda yaşadığımız sorunlardan sonra sempatik davranışlar sergilemek ve birbirimize sarılmak, çözüm için oldukça faydalı olabilir. Yapılan araştırmalara göre, şempanzeler de tıpkı insanlar gibi, sarılmaları ve öpmeleri aynı amaç için kullanıyor ve işe de yarıyor. İnsanların en yakın genetik akrabaları üzerinde çalışma yapan bilim insanlarının bulgularına göre, agresifliğin kurbanı olan şempanzelerin stres seviyeleri, üçüncü bir şempanze olaya dahil olup teselli ettiğinde azalıyor.

İngiltere’deki John Moores University’den Dr. Orlaith N. Fraser’ın belirttiğine göre: ‘’Teselli genellikle öpücük ya da kucaklama formuna bürünüyor.’’ Fraser’a göre bu durum oldukça ilginç. Çünkü bu davranış, kavga dışında durumlarda oldukça nadir görülüyor. Eğer öpücük kullanılacaksa, teselli eden şempanze genellikle arkadaşının kafasının üstünden ya da arkasından öpüyor. Sarılmak da tıpkı insanlarda olduğu gibi tek kolun ya da iki kolun, diğer şempanzenin vücuduna dolanması şeklinde gerçekleşiyor.

National Academy of Sciences’da yayımlanan çalışmaya göre; bu davranışın sonucunda tartışma ya da kavga kurbanı şempanzenin stres seviyesinde bir azalma meydana geliyor. Emory University Yerkes Primate Center’dan Dr. Frans de Waal’e göre; bu çalışma stress azalması ve teselli arasındaki ilişkiyi göstermesiyle oldukça önemli. Çünkü, bundan önceki çalışmalarda, tesellinin stres üzerinde herhangi bir etkisi olmadığı öne sürülüyordu. Waal’e göre bu çalışma; tesellinin şempanzelerde de gerçekten, terim olarak anlamını karşılayıp karşılamadığı, konusundaki şüpheleri yok ediyor. Elde edilen bulgular ayrıca, teselli etme davranışının bir empati belirtisi olduğunu da gösteriyor.

Kaynak: https://bilimfili.com/wp-content/uploads/2016/01/sempanzeler-de-birbirlerini-sarilarak-ve-operek-teselli-ediyorlar-1-bilimfilicom.jpg

Araştırma takımında yer almayan De Waal’in önermesine göre; şempanzelerdeki empatinin bu delilleri belki de insanların çocuk yaşlarındaki ‘sempatik ilgi’ olarak adlandırılan davranışı ile eşdeğer olabilir. Çocuklardaki bu davranış, aile bireyleri ile sarılmayı ve onlara dokunmayı içerir ve ‘’aslında bu durum şempanzelerde görülene çok benzer şekilde gerçekleşir, yani bu karşılaştırma çok da ihtimal dışı değil.’’ Fakat, empatinin örneklerine şempanzelerde rastlanırken, diğer maymunlarda rastlanmıyor.

Bazı büyük beyinli kuşlar ve köpeklerde de benzer davranışların görülebileceği ilgili önermeler de mevcut. Fakat, henüz bu hayvanlarda sarılmanın stres seviyesini azalttığı ile yeterince delil elde edilmiş değil.

Kaynak:

  1. Randolph E. Schmid, ”Chimps Calm Each Other With Hugs, Kisses: Study” Huffington Post, Retrieved from http://www.huffingtonpost.com/2008/06/18/chimps-calm-each-other-wi_n_107789.html
  2. Orlaith N. Fraser, Daniel Stahl, and Filippo Aureli Stress reduction through consolation in chimpanzees PNAS June 24, 2008 vol. 105 no. 25 8557–8562, doi: 10.1073/pnas.0804141105Bu yazının kaynağı: https://bilimfili.com/sempanzeler-de-birbirlerini-sarilarak-ve-operek-teselli-ediyorlar/