Antik Yunan (M.Ö. 4. Yüzyıl): Hipokrat ve Aristoteles’in eserlerinde karın bölgesine ve çeşitli yapılara dair erken referanslar bulunur, ancak apendiksin net bir tanımlaması veya anlayışı yoktur.
MS 2. Yüzyıl: Önde gelen bir Romalı hekim olan Galen, insan vücudunun ayrıntılı anatomik tanımlarını yapmıştır, ancak apandis özellikle tanınmamış veya diğer karın organlarından ayırt edilmemiştir.
16. Yüzyıl
İtalyan anatomist Jacopo Berengario da Carpi, anatomik çalışmalarında çekum ve ilgili yapılardan bahsetmiş, ancak apandisi özel olarak tanımlamamıştır.
1543: Genellikle modern anatominin babası olarak anılan Andreas Vesalius, kapsamlı anatomik tanımlamalar yaptığı “De Humani Corporis Fabrica “yı yayınladı, ancak ekler belirgin bir şekilde tanımlanmamıştı.
1563: İtalyan anatomist Gabriel Fallopius, “Observationes anatomicae” adlı eserinde yapının bilinen en eski anatomik illüstrasyonlarından birini sunarak apandisi daha ayrıntılı bir şekilde tanımladı.
18. Yüzyıl
1711: Alman anatomist ve cerrah Lorenz Heister, “Chirurgie” adlı cerrahi ders kitabında apandisin daha ayrıntılı bir tanımını yaparak apandisin ayrı bir anatomik yapı olarak tanınması yolunda önemli bir adım attı.
19. Yüzyıl
1830: İtalyan anatomist ve patolog Giovanni Battista Morgagni, “De Sedibus et Causis Morborum per Anatomen Indagatis” adlı eserinde apandis iltihabı (apandisit) vakalarını tartıştı, ancak apandis ile klinik durum arasındaki bağlantı tam olarak kurulamadı.
1886: Amerikalı bir patolog olan Reginald Heber Fitz, apandisitin klinik durumunu tanımladığı ve bunu apandisle ilişkilendirdiği ufuk açıcı bir makale sundu. Fitz’in çalışması, rüptür ve peritonit gibi ölümcül komplikasyonları önlemek için erken cerrahi müdahalenin önemini vurguladı.
20. Yüzyıldan sonrası
1902: Amerikalı bir cerrah olan Charles McBurney, apandisit için klinik bir tanı göstergesi olan ve karnın sağ tarafında anterior superior iliak omurgadan umbilikusa olan mesafenin üçte biri kadar bir nokta olan McBurney noktasını geliştirdi. Apandisin cerrahi olarak çıkarılmasına (apendektomi) yönelik tekniği yaygın olarak benimsenmiştir.
1940s: Antibiyotiklerin geliştirilmesi ve cerrahi tekniklerdeki ilerlemeler apandisit vakalarının yönetimini ve sonuçlarını iyileştirdi.
1970’ler-Günümüz: Ultrason ve BT taramaları gibi görüntüleme teknolojilerindeki gelişmeler apandisit teşhisini geliştirmiştir. Minimal invaziv bir cerrahi teknik olan laparoskopik apendektomi, apandisit için standart tedavi haline gelmiştir.
2007: Randal Bollinger ve meslektaşları tarafından yapılan araştırma, apandisin yararlı bağırsak bakterileri için bir rezervuar görevi görerek immünolojik bir işlevi olabileceğini öne sürdü ve uzun süredir devam eden önemli bir amacı olmayan körelmiş bir organ olduğu inancına meydan okudu.