Kosta

Latince costa kelimesi, Ana Hint-Avrupa dilindeki *kost- kökünden türemiştir. Bu kök, “çıkıntı”, “çerçeve” veya “destekleyici yapı” anlamlarına gelir. Latincedeki costa ise özellikle anatomi bağlamında kaburga anlamında kullanılmakla birlikte, yan duvar veya kenar gibi genişletilmiş anlamlara da sahiptir. Türkçeye tıpta ve anatomi terminolojisinde doğrudan veya kökeninden türetilmiş biçimleriyle geçmiştir.


1. Anatomik Anlamıyla “Costa”

  • Kaburga Kemiği:
    Latincede costa, memelilerde göğüs kafesini oluşturan ve omurgadan başlayarak sternuma (göğüs kemiğine) kadar uzanan kemiklere verilen isimdir. Bu yapıların temel işlevi, göğüs boşluğundaki hayati organları (kalp, akciğerler vb.) korumaktır.

2. Genel Yapısal Anlamları

  • Yan Taraf veya Yan Duvar:
    Latincede costa, sadece biyolojik değil, mimari ya da yapısal bağlamlarda da kullanılmıştır. Bu anlamda, bir yapının yan tarafını ya da yan duvarlarını ifade edebilir. Örneğin, antik metinlerde bir yapının “costa”sı, onun yan cepheleri olarak anılabilir.

3. Türetilmiş Terimler

a. Kostal (Costal):

  • Anlamı: Kaburgaya ait.
  • Kullanımı: Anatomi ve tıpta, kaburgaya ilişkin yapılar tanımlanırken kullanılır. Örnekler:
    • Costal kemik (kaburga kemiği)
    • Costal yüzey (kaburgaya bakan yüzey)

b. İnterkostal / Intercostalis:

  • Anlamı: Kaburgalar arası, kaburgaların arasında yer alan.
  • Kullanımı: Özellikle kaslar, sinirler ve damarlar bağlamında kullanılır.
    • Intercostales musculi (kaburgalar arasında yer alan kaslar, yani kaburgalar arası kaslar)
    • Intercostal sinir (kaburgalar arası sinir)
    • Intercostal arter/ven (kaburgalar arası atardamar/toplardamar)
HalTekilÇoğul
nominatifcostacostae
genitifcostaecostārum
datifcostaecostīs
akusatifcostamcostās
ablatifcostācostīs
vokatifcostacostae

4. Klinik ve Fonksiyonel Bağlam

  • Kaburgalararası Kaslar (Musculi Intercostales):
    Bu kaslar göğüs kafesi boyunca kaburgalar arasında uzanır ve solunum fonksiyonunda doğrudan rol alır. Üç katmandan oluşur:
    • Musculi intercostales externi (dış kaburgalar arası kaslar)
    • Musculi intercostales interni (iç kaburgalar arası kaslar)
    • Musculi intercostales intimi (en içteki katman)
      Bu kaslar, göğüs kafesinin genişleyip daralmasını sağlayarak nefes alıp verme sürecine katkıda bulunur.

5. Modern Tıpta Kullanım Alanları

  • Görüntüleme tekniklerinde (ör. BT, MR) kaburgaların ve kaburgalar arası yapıların değerlendirilmesinde bu terimler sıkça kullanılır.
  • Göğüs travmalarında, interkostal drenaj gibi uygulamalar, bu bölgeyi tanımlamak açısından önemlidir.
  • Anestezide, interkostal sinir blokajı ağrının kontrolü açısından yaygın bir yöntemdir.


Keşif

Latince costa kelimesinin tıbbi terminolojiye girişi ve sistematik kullanımı, Antik Roma tıbbına, özellikle de Galen (Galenos) gibi hekimlerin eserlerine kadar uzanır. Ancak kelimenin daha eski bir etimolojik ve kültürel geçmişi vardır. Aşağıda costa teriminin tarihsel gelişimi, anatomi yazınındaki yeri ve tıp tarihinde sistematikleştirilme süreci kronolojik olarak ayrıntılı biçimde sunulmuştur:


1. Proto-Hint-Avrupa Dönemi (yaklaşık MÖ 4000–2500)

  • Köken: costa kelimesi, muhtemelen Proto-Hint-Avrupa dil ailesinde yer alan ve “sert çıkıntı, kenar, yan yapı” anlamlarına gelen *kost- kökünden türemiştir.
  • Bu kök, Latince dışında Eski Germen dillerinde de benzer biçimlerde görülür (örneğin, Eski Yüksek Almancada “kosta” ile ilişkili rippe, İngilizcede rib).

2. Erken Latin Dönemi (MÖ 500 – MÖ 100)

  • Latince’de “costa”nın ortaya çıkışı:
    Latince costa kelimesi, önce genel anlamda “yan”, “yan duvar” veya “kenar” anlamında kullanılır.
    • MÖ 3. yüzyıldan itibaren Plautus ve Ennius gibi erken Latin yazarlarında costa kelimesi, hem mimari hem de bedensel yapılar için “kenar” ya da “yan bölüm” anlamında yer alır.
    • Bu dönemde kaburga anlamı henüz baskın değildir.

3. Cicero ve Celsus Dönemi (MÖ 100 – MS 50)

  • Tıbbi anlamda ilk sistematik kullanım:
    Romalı hekim ve ansiklopedist Aulus Cornelius Celsus (MS 1. yüzyıl), De Medicina adlı eserinde costa terimini kaburga kemiklerini belirtmek üzere anatomik bağlamda sistematik şekilde kullanır.
    • Bu eser, Roma döneminde tıbbî Latince terminolojisinin temel kaynaklarından biridir ve Galen öncesi dönemde “kaburga” anlamında costa kullanımını açıkça belgeleyen ilk metinlerden sayılır.

4. Galenos Dönemi (MS 129 – 216)

  • Yunanca karşılığı ve Latince karşılaştırmalar:
    Galenos, Yunanca pleura ve pleuron terimlerini kullanırken Latince karşılığı olan costa terimini de tanımlar.
    • Roma’da Yunanca metinleri Latinceye çeviren medikal yazarlarda costa terimi Galenos’un tanımlarıyla eşleşecek şekilde kullanılır.
    • Galenos’un anatomik tanımlamaları, özellikle kaburgalar arası kaslar (musculi intercostales) ve kaburgaların işlevleri üzerine yaptığı açıklamalarla terimin anatomi yazınına sabitlenmesini sağlar.

5. Orta Çağ ve Arap-İslam Tıbbı (MS 800–1200)

  • Latince terimlerin korunması:
    İslam dünyasında Avicenna (İbn Sina), Rhazes (Razi) ve Al-Zahrawi (Abulcasis) gibi hekimlerin eserlerinde kaburga anlamında Arapça dilʿ (ضلْع) terimi tercih edilmekle birlikte, Batı Avrupa’da costa terimi Arapça çevirilerle birlikte Latince metinlerde varlığını sürdürür.
    • Toledo ve Salerno gibi çeviri merkezlerinde Arapça’dan Latince’ye yapılan çevirilerde costa terimi yeniden görünürlük kazanır.

6. Rönesans Anatomisi ve Vesalius (MS 1500–1600)

  • Modern anatominin temelleri:
    Andreas Vesalius’un 1543’te yayımladığı De humani corporis fabrica adlı eseri, kaburga yapısının ilk defa sistematik olarak görsel olarak da tanımlandığı anatomi kitabıdır.
    • Costa kelimesi bu eserde kaburgaları tanımlamak için standart terim olarak yer alır.
    • Ayrıca intercostales terimi (kaburgalar arası) ilk defa genişletilmiş biçimde kas, sinir ve damar gruplarıyla ilişkilendirilir.

7. Modern Tıp Terminolojisi (19. – 21. yüzyıl)

  • Terminologia Anatomica:
    1895’te yayımlanan ve 1998’de yenilenen Nomina Anatomica ve ardından Terminologia Anatomica, modern anatomi terminolojisinin standardizasyonunu sağlamıştır.
    • Bu çalışmalarda costa, costalis, intercostalis gibi terimler uluslararası standart terminoloji olarak benimsenmiştir.
    • Latince terimlerin kullanımı evrensel hale gelmiş, tıbbi eğitimde küresel olarak kabul edilmiştir.


İleri Okuma
  1. Celsus, A. C. (1st century). De Medicina. Rome.
  2. Galenus, C. (2nd century). De usu partium corporis humani. Pergamon.
  3. Avicenna (Ibn Sina). (1025). Al-Qanun fi al-Tibb (Canon of Medicine).
  4. Vesalius, A. (1543). De Humani Corporis Fabrica Libri Septem. Basel: Oporinus.
  5. Gray, H. (1858). Gray’s Anatomy: Descriptive and Surgical. London: John W. Parker and Son.
  6. Basmajian, J. V., & Slonecker, C. E. (1972). Grant’s Method of Anatomy (8th ed.). Williams & Wilkins.
  7. Federative Committee on Anatomical Terminology (FCAT). (1998). Terminologia Anatomica: International Anatomical Terminology. Thieme Stuttgart.
  8. Moore, K. L., & Dalley, A. F. (1999). Clinically Oriented Anatomy (4th ed.). Lippincott Williams & Wilkins.
  9. Standring, S. (2008). Gray’s Anatomy: The Anatomical Basis of Clinical Practice (40th ed.). Churchill Livingstone.
  10. Netter, F. H. (2014). Atlas of Human Anatomy (6th ed.). Saunders Elsevier.

Humerus

Halk dilinde: Pazu kemiği.

“Humerus” terimi, “üst kol” veya “omuz” anlamına gelen ve “umerus” olarak da yazılan Latince “humerus” kelimesinden türemiştir.

  • Humerus, Latince omuz anlamına gelen “umerus” kelimesinden türetilen üst kol kemiğidir.
  • Omuz ve dirseği birbirine bağlayan üst ekstremitedeki en uzun kemiktir ve kol hareketi için çok önemlidir.
Etimoloji

“Humerus” terimi, tarihsel olarak “omuz” anlamına gelen Latince “umerus”tan türetilmiştir ve Proto-Hint-Avrupa (PIE) kökü *om(e)so- ile bağlantılıdır, ayrıca Sanskritçe “amsah”, Yunanca “ōmos” ve Gotça “ams” ile ilişkilidir, hepsi omuz anlamına gelir (humerus etimolojisi). Bu etimolojik bağlantı, üst ekstremite ile olan tarihsel ilişkisini vurgular ve modern anatomide özellikle üst kol kemiğini belirtmek için evrimleşmiştir. “Umerus” varyantı daha az yaygındır ancak kullanıcının ifadesini alternatif bir biçim olarak doğrular.

HalTekilÇoğul
nominatifhumerushumerī
genitifhumerīhumerōrum
datifhumerōhumerīs
akusatifhumerumhumerōs
ablatifhumerōhumerīs
vokatifhumerehumerī

Anatomi ve İşlev


  • Anatomi açısından humerus, omuzdan dirseğe kadar uzanan üst ekstremitenin uzun kemiğidir.
  • Humerus, glenohumeral eklemde skapula ile proksimal olarak ve dirsek ekleminde radius ve ulna ile distal olarak eklemlenir.
  • Kaldırma ve fırlatma gibi kol hareketlerini sağlayan 11 kası destekler.

Humerus’un Yapısı:

Humerus, omuzdan dirseğe kadar uzanan üst ekstremitenin en uzun ve en büyük kemiğidir. Üç ana bölümden oluşan uzun bir kemik olarak sınıflandırılır: proksimal uç, şaft (corpus humeri) ve distal uç (Humerus anatomisi).

Proksimal Uç:

  • Baş: Skapulanın glenoid boşluğuna uyan ve omuz eklemini oluşturan yarım küre şeklindeki bir yapı.
  • Anatomik Boyun: Omuz ekleminin eklem kapsülüne tutunma sağlayan, başın bitişiğindeki hafif bir daralma.
  • Büyük ve Küçük Tüberküller: Rotator manşet kasları için tutunma yeri görevi gören anatomik boyuna bitişik belirgin alanlar.
  • İntertüberküler Sulkus (Bisipital Oluk): Tüberküller arasında biceps brachii kasının uzun başının tendonunu barındıran bir oluk. citeturn0search3
  • Proksimal Uç: Başı içerir, omuz eklemini oluşturmak için skapulanın glenoid boşluğuyla eklemlenen yarım küre bir yapıdır. Ayrıca anatomik boyun, kas bağlantıları için büyük ve küçük tüberküller ve biseps tendonu için intertüberküler oluk (Humerus ayrıntıları) bulunur.

Şaft (Corpus Humeri):

  • Deltoid Tüberozitesi: Deltoid kasının bağlandığı lateral yüzeydeki pürüzlü alan.
  • Radyal (Spiral) Oluk: Arka tarafta eğik olarak uzanan, radyal siniri ve profunda brachii arterini barındıran sığ bir oluk.

Uzun, silindirik orta kısım, aynı zamanda diafiz olarak da adlandırılır, üç kenarı (ön, medial, lateral) ve yüzeyi vardır. Deltoid kas bağlantısı için deltoid tüberozitesini ve radyal sinir için radyal oluğu içerir.


Distal Uç:

  • Medial ve Lateral Epikondiller: Ön kol kaslarına tutunma sağlayan her iki taraftaki çıkıntılar.
  • Troklea: Ulna ile eklemlenen makaralı bir yüzey.
  • Kapitulum: Radius başı ile eklemlenen yuvarlak bir çıkıntı.
  • Fossalar: Dirsek hareketleri sırasında ulna ve radiusun çıkıntılarına uyum sağlayan çöküntüler (koronoid, radyal ve olekranon).

Trokleayı (ulna ile eklemlenen) ve kapitulumu (radyus ile) ve ayrıca kas ve bağ bağlantıları için medial ve lateral epikondilleri içerir ve dirsek ekleminin bir parçasını oluşturur.


Kas Bağlantıları ve İşlevi

Humerus, çok sayıda kas için bir bağlantı noktası görevi görerek kol ve ön kol hareketlerini kolaylaştırır. Temel bağlantılar şunları içerir:

KasBağlantı Noktasıİşlev
SupraspinatusBüyük tüberkülKolun abdüksiyonu
İnfraspinatusBüyük tüberkülDış rotasyon
Teres minorBüyük tüberkülDış rotasyon
SubscapularisKüçük tüberkülİç rotasyon
DeltoidDeltoid tüberozitesiAbdüksiyon, fleksiyon, ekstansiyon
Pectoralis majorİntertüberküler olukAdduksiyon, medial rotasyon
Latissimus dorsiİntertüberküler olukAdduksiyon, medial rotasyon
Biceps brachiiİntertüberküler olukDirsek fleksiyonu, supinasyon
Triceps brachiiOlekranon çıkıntısı (tendon üzerinden)Dirseğin ekstansiyonu
BrachialisUlnaDirseğin fleksiyonu
BrachioradialisRadiusDirseğin fleksiyonu

Kas Bağlantıları:

Humerus, omuz ve dirsek hareketlerini kolaylaştıran çok sayıda kas için bir çapa görevi görür:

  • Rotator Manşet Kasları:
  • Supraspinatus, Infraspinatus ve Teres Minör: Büyük tüberküle bağlanarak omuz stabilizasyonuna ve hareketine yardımcı olur.
  • Subscapularis: Küçük tüberküle bağlanarak kolun medial rotasyonunu kolaylaştırır.
  • Diğer Kaslar:
  • Deltoid: Deltoid tüberozitesine bağlanır ve kol abdüksiyonundan sorumludur.
  • Pectoralis Major, Teres Major ve Latissimus Dorsi: İntertüberküler sulkusa yerleşerek kolun adduksiyonuna ve medial rotasyonuna katkıda bulunur.
  • Brachialis ve Triceps Brachii: Şaft boyunca bağlanır ve sırasıyla dirsek fleksiyonu ve ekstansiyonunda rol oynar.

Klinik Önemi:

Humerusun anatomisini anlamak, özellikle kırıklarla ilgili olarak klinik ortamlarda önemlidir:

  • Cerrahi Boyun Kırıkları: Aksiller sinire ve posterior sirkumfleks humerus arterine zarar verebilir ve omuz fonksiyonunun bozulmasına yol açabilir.
  • Orta Şaft Kırıkları: Radyal siniri etkileyebilir ve ekstansör kas fonksiyonunun kaybı nedeniyle bilek düşmesine neden olabilir.
  • Suprakondiler Kırıklar: Çocuklarda yaygın olan bu kırıklar, brakiyal arteri ve median siniri tehlikeye atabilir ve acil tıbbi müdahale gerektirir.

Yaygın Yaralanmalar ve Durumlar

Humerus, uzunluğu ve hareketteki rolü nedeniyle çeşitli yaralanmalara eğilimlidir:

  • Kırıklar: Cerrahi boyunda (proksimal) ve şaftta yaygındır, genellikle düşme veya travmadan kaynaklanır
  • Çıkıklar: Tipik olarak ön omuz çıkıkları, humerus başını veya sinirleri hasar görme olasılığı vardır.
  • Tendinit: Omuz hareketliliğini etkileyen rotator manşet tendonlarının iltihabı.
  • Osteoporoz: Kemiği zayıflatır, özellikle yaşlılarda kırık riskini artırır.
  • Osteoartrit: Omuz veya dirsek eklemlerinin dejenerasyonu, ağrıya ve sertliğe neden olur.

  • Humerus, femur kemiğinden sonra vücuttaki ikinci en uzun kemiktir ve fetal gelişimde 8. hafta civarında kemikleşen ilk kemiklerden biridir (Humerus gerçekleri).
  • Bisikletçi Fiorenzo Magni’nin kırık humerusla yarışı bitirmesi gibi tarihi vakalar, humerusun dayanıklılığını göstermektedir
  • Karşılaştırmalı anatomide humerus, kuşlarda kanat yapısını desteklediği gibi evrimsel adaptasyonları yansıtacak şekilde çeşitlilik gösterir (Hayvanlarda humerus).


Keşif

Humerus kemiğinin anatomik yapısı üzerine yapılan bilimsel çalışmalar antik çağlardan modern tıbba kadar uzanmaktadır.


Antik Çağ: İlk anatomik tanımlamalar

  • 5. M.Ö. yüzyıl MSKoslu Hipokrat (MÖ yaklaşık 460-370) ilk kez üst kol kemiği (humerus) kırıklarını tanımlamış ve iyileşme için doğru pozisyonlandırmanın gerekliliğini vurgulamıştır.
  • 3. M.Ö. yüzyıl MSKalkedonlu Herophilus (yaklaşık MÖ 335-280) sistematik insan diseksiyonları gerçekleştirir ve kolun temel yapılarını tanımlar.
  • 2. MS 1. yüzyılBergama’lı Galen (yaklaşık MS 129-216) hayvan ve insan iskeletlerini karşılaştırarak humerus da dahil olmak üzere iskeletin ayrıntılı anatomik tasvirlerini sunar. Teorileri bin yıldan fazla bir süre anatomiye egemen oldu.

Orta Çağ’da, dini ve kültürel kısıtlamalar nedeniyle anatomik çalışmalarda bir düşüş görüldü ve bilgi büyük ölçüde Galen’in metinlerinden elde edildi. Ancak İtalya’da önemli bir figür ortaya çıktı: Mondino de Luzzi (yaklaşık 1270-1326), Mundinus olarak da bilinir. Bologna Üniversitesi’nde ders verirken, 1316’da insan diseksiyonuna dayanan ilk Avrupa metinlerinden biri olan “Anatomia”yı yayınladı. Bu kılavuz, muhtemelen humerus da dahil olmak üzere vücudun iç yapısını tanımladı ve iki yüzyıl boyunca tıp eğitimini etkileyen kamu diseksiyonlarını yeniden tanıttı. Galen geleneğinden etkilenmiş olsa da, çalışması deneysel anatomiye doğru bir adımdı (Daily Medieval: Mondino de Luzzi, Anatomist).


Rönesans ve Erken Modern Dönem: Bir Bilim Olarak Anatomi

Vesalius’un Galen’in hatalarını, örneğin humerusun göreceli boyutunu düzeltmesi, hayvan temelli gözlemlere kıyasla insan diseksiyonunun önemini vurguladı.

  • 1543Andreas Vesalius (1514–1564) Galen’in anatomik yanlış anlamalarını düzelttiği ve humerusun ilk kez kesin tasvirlerini yayınladığı De humani corporis fabrica‘yı yayınlar.
  • 1561Gabriele Falloppio (1523–1562) humerusun eklemler ve bağlarla ilişkisini araştırır.
  • 1600Fabricius ab Aquapendente (1537–1619) embriyo çalışmalarına dayalı olarak kemik gelişimiyle ilgili ilk kavramları geliştirir.

Rönesans, sanatçılar ve anatomistler tarafından yönlendirilen insan anatomisine olan ilginin yeniden canlanmasına neden oldu. Belçikalı bir hekim olan Andreas Vesalius (1514-1564), 1543 tarihli “De humani corporis fabrica libri septem” (“Yedi Kitapta İnsan Vücudunun Yapısı Üzerine”) adlı yayını ile bu alanda devrim yarattı. Bu çalışma, Galen’in sternal segmentlerin sayısı ve humerusun bacak kemiklerine göre göreceli boyutu gibi hatalarını düzelten humerusun ayrıntılı çizimlerini içeriyordu. Genellikle Jan Stephan van Calcar gibi sanatçılara atfedilen Vesalius’un diseksiyonları ve çizimleri, humerusun başı, şaftı ve distal eklemleri dahil olmak üzere anatomisinin kesin bir tasvirini sağladı (Andreas Vesalius – Wikipedia).

Leonardo da Vinci (1452-1519), öncelikle bir sanatçı olmasına rağmen, anatomik çizimleriyle de katkıda bulunmuştur. Humerus’unkiler de dahil olmak üzere çalışmaları, yaşamı boyunca yayınlanmamıştır ancak daha sonraki anatomistleri etkileyerek kas ve iskelet yapılarının ayrıntılı görünümlerini sunmuştur (Karşılaştırmalı Anatomi: Andreas Vesalius).


17-18 Yüzyıl: Kırık Tedavisinde Gelişmeler

  • 1627William Harvey (1578–1657) humerus da dahil olmak üzere kemiklere giden kan akışını araştırır ve atardamarların rolünü keşfeder.
  • 1707Giovanni Alfonso Borelli (1608–1679) De Motu Animalium adlı eserinde humerus üzerinde etkili olan mekanik kuvvetleri anlatır.
  • 1733Jacques-Bénigne Winslow (1669–1760) omuz eklemi ve humerusun ayrıntılı anatomik çizimlerini yayınlar.

17. ve 18. Yüzyıllar: Fizyolojideki İlerlemeler

17. yüzyılda anatomi fizyolojiyle daha fazla bütünleşti. İngiliz bir hekim olan William Harvey (1578-1657), kan dolaşımını tanımlayan “De Motu Cordis”i 1628’de yayınladı. Bu çalışma, brakiyal ve sirkumfleks humeral gibi atardamarlar da dahil olmak üzere humerusa giden damarsal beslenmeyi anlamak ve kan akışı ve iyileşme süreçleri hakkındaki bilgileri geliştirmek için çok önemliydi (Osmosis: Humerus).

İtalyan bir hekim olan Marcello Malpighi (1628-1694), 1661’de kılcal damarları keşfederek humerusla ilgili mikro dolaşımı daha da aydınlattı. Çalışmaları kemik beslenmesi ve onarımının anlaşılmasını destekledi ve dolaylı olarak humerus çalışmalarını etkiledi (Humerus – genel bakış | ScienceDirect Topics).


19. Yüzyıl: Modern Anatomi Çağı

19. yüzyıl anatomik bilginin standardizasyonunu işaret etti. İngiliz anatomist Henry Gray (1827-1861), 1858’de “Gray’s Anatomy”yi yayınladı ve baş, tüberküller ve epikondil gibi kemikli dönüm noktaları da dahil olmak üzere humerusun kapsamlı bir tanımını sağladı. Bu metin tıp eğitimi için bir temel taşı haline geldi ve ayrıntılı çizimler ve açıklamalar sundu (Anatomy, Shoulder and Upper Limb, Humerus – StatPearls).

Alman fizikçi Wilhelm Roentgen (1845-1923), 1895’te X-ışınlarını keşfederek tıbbi görüntülemede devrim yarattı. Bu, humerusun invaziv olmayan bir şekilde görüntülenmesine olanak tanıyarak kırıkların ve diğer durumların teşhisine yardımcı oldu ve klinik anatomide önemli bir dönüm noktası oldu (Humerus Kırığı: Türleri, Belirtileri ve Tedavisi).

  • 1820Georges Cuvier (1769–1832) fosil humerus kemiklerini analiz eder ve soyu tükenmiş türlerle yaşayan türler arasında karşılaştırmalar yapar.
  • 1838Matthias Jakob Schleiden (1804–1881) humerustaki kemik hücrelerinin yapısını tanımladı ve Theodor Schwann ile birlikte hücre teorisini kurdu.
  • 1867Joseph Lister (1827–1912) antiseptik tekniklerle humerus kırıklarının tedavisini geliştirdi.
  • 1895Wilhelm Conrad Röntgen (1845–1923) ilk kez humerusun ayrıntılı iç yapılarını görünür hale getiren X ışınlarını keşfeder.


20. Yüzyıl: Modern Anatomi ve Biyomekanik

20. yüzyıl gelişmiş görüntüleme tekniklerini beraberinde getirdi. 1970’lerde bilgisayarlı tomografinin (BT) ve manyetik rezonans görüntülemenin (MRI) geliştirilmesi, humerusun görüntülenmesini geliştirerek yumuşak dokuların ve kemik yapısının ayrıntılı görüntülerini sağladı ve karmaşık yaralanmaların teşhisi için çok önemlidir (Humerus (Kemik): Anatomi, Konum ve İşlev).

Cerrahi teknikler de özellikle humerus kırıkları için ilerledi. 20. yüzyılın sonlarında ortaya çıkan intramedüller çivileme ve plaka fiksasyonu gibi yenilikler, kemiğin biyomekaniği ve iyileşme süreçleri hakkında daha derin bir anlayışı yansıtarak tedavi sonuçlarını iyileştirdi (Humerus Kırığı (Üst Kol Kırığı) | Johns Hopkins Medicine).

  • 1902Julius Wolff (1836–1902), humerus da dahil olmak üzere kemiklerin mekanik strese nasıl uyum sağladığını tanımlayan Wolff yasasını geliştirir.
  • 1934Henry Gray (1827–1861), humerusun anatomisini daha ayrıntılı olarak ele alan Gray’s Anatomy adlı eserin gözden geçirilmiş bir baskısını yayınlar.
  • 1960’lar – Özellikle Frank Noyes tarafından sağlanan biyomekanik alanındaki ilerlemeler, humerustaki kuvvet ilişkilerinin ayrıntılı olarak incelenmesine olanak tanır.
  • 1970’lerJohn Charnley (1911–1982), humerusun ayrıntılı anatomik çalışmalarına dayanarak ilk modern omuz protezlerini geliştirir.
  • 1990’lar – Manyetik rezonans görüntüleme (MRG), humerus morfolojisinin ve patolojik değişikliklerinin görüntülenmesinde devrim yaratır.

21. Yüzyıl: Modern görüntüleme ve genetik yoluyla yeni perspektifler

21. yüzyılda, genetik ve moleküler biyoloji çalışmaları kemik gelişimini ve humerusu etkileyen hastalıkları anlamaya katkıda bulunmuştur. Kemikleşme merkezleri, kemik yoğunluğu ve osteoporoz gibi durumlar üzerine yapılan araştırmalar, büyümesi ve patolojisi hakkında içgörüler sağlamış ve tarihi keşifler üzerine inşa etmeye devam etmiştir (Humerus – Physiopedia).

  • 2000’ler3D BT ve MR humerus kırıklarının ve dejeneratif hastalıklarının daha hassas değerlendirilmesine olanak sağlıyor.
  • 2010’lar – Moleküler genetikteki gelişmeler, humerus da dahil olmak üzere kemik gelişimi için kritik olan belirli genleri tanımlıyor.
  • 2020’ler – Özellikle kök hücre tedavisi ve biyobaskı yoluyla rejeneratif tıp alanındaki gelişmeler, humerus defektlerinin rekonstrüksiyonu için yeni olanaklar sunuyor.


zamanAraştırmacılarHumerus araştırmalarına katkı
M.Ö. 5. yüzyıl BölümHipokratHumerus kırıklarının ilk tanımları
MS 2. yüzyılGalenSistematik anatomik araştırmalar
1543Andreas VesaliusHumerus hakkında yanlış bilinenleri düzeltiyoruz
1820Georges CuvierFosil humerus kemiklerinin karşılaştırmalı analizi
1895Wilhelm RöntgenX-ışınlarının keşfi
1902Julius WolffHumerusun yüklemeye adaptasyonunun tanımı
1970’lerJohn Charnleyİlk omuz protezlerinin geliştirilmesi
2020’lerRejeneratif TıpBiyop kullanımı

İleri Okuma
  • Romer, A. S. (1977). The Vertebrate Body. Holt-Saunders International.
  • Wiśniewski, M., Baumgart, M., Grzonkowska, M., Małkowski, B., & Wilińska-Jankowska, A. (2017). Ossification center of the humeral shaft in the human fetus: a CT, digital, and statistical study. Surgical and Radiologic Anatomy, 39(10), 1105–1113.
  • Kwong, S., Kothary, S., & Poncinelli, L. L. (2014). Skeletal Development of the Proximal Humerus in the Pediatric Population: MRI Features. American Journal of Roentgenology, 202(2), 418–425.

Skapula

Köken

Antik Yunancada σκαπάνη (skapánē“kürek, kazma),  σκάπτω (skáptōkazmak, arayıp taramak)  → Latincede kürek kemiği anlamına gelir.

Omuz kemerinin arka kısmını oluşturur. Esas olarak kas orijini olarak görev yapan, humerus ve klavikula ile eklemli bir bağlantı oluşturan, ağırlıklı olarak düz, üçgen bir kemiktir.

HalTekilÇoğul
nominatifscapulascapulae
genitifscapulaescapulārum
datifscapulaescapulīs
akusatifscapulamscapulās
ablatifscapulāscapulīs
vokatifscapulascapulae

1. Yüzeyler (Facies)

1.1 Facies dorsalis (Sırt yüzeyi)

  • Spina scapulae tarafından iki çukura ayrılır:
    • Fossa supraspinata: M. supraspinatus kası buradan başlar.
    • Fossa infraspinata: M. infraspinatus kası burada, özellikle medial 2/3’lük kısımdan başlar.
  • Lateral kısımdaki bölge, M. teres major ve M. teres minor kaslarının başlangıç noktasıdır; bu alan kas septumuyla ayrılmıştır.

1.2 Facies ventralis (Costalis) – Göğüs yüzeyi

  • İçbükey yapıdadır ve Fossa subscapularis olarak adlandırılır.
  • Medial 2/3’lük kısmı, M. subscapularis kasının tendonlarının yapışma yeridir.
  • Fossa, angulus medialis’te üçgen düz alanlarla sonlanır; M. serratus anterior burada yapışır.

2. Kenarlar (Margo)

2.1 Margo superior

  • En kısa kenardır, angulus superior ile processus coracoideus’un tabanı arasında uzanır.
  • Incisura scapulae bu kenarda bulunur, üzerinden n. suprascapularis geçer.
  • Yakın bölge, m. omohyoideus kasının yapışma yeridir.

2.2 Margo lateralis (Axillaris)

  • En kalın kenardır, cavitas glenoidalis’in altından başlayıp angulus inferior’a kadar uzanır.
  • Tuberculum infraglenoidale burada yer alır; M. triceps brachii caput longum kası buradan başlar.

2.3 Margo medialis (Vertebralis)

  • En uzun kenardır, üstten alta doğru uzanır.
  • Aşağıdaki kaslar bu kenara yapışır:
    • M. rhomboideus major
    • M. rhomboideus minor
    • M. serratus anterior (pars inferior)
    • M. levator scapulae

3. Açıları (Anguli)

3.1 Angulus superior

  • Margo superior ve margo medialis’in birleştiği noktadır.
  • M. levator scapulae kası buraya yapışır.

3.2 Angulus inferior

  • Margo medialis ile margo lateralis’in birleştiği yerdir.
  • M. teres major ve M. latissimus dorsi kasları burada başlar.

3.3 Angulus lateralis

  • En kalın ve büyük açıdır; cavitas glenoidalis burada yer alır.
  • “Omuz başı” olarak da bilinir.

4. Çıkıntılı Yapılar

4.1 Spina scapulae

  • Kürek kemiğinin arka yüzeyini ikiye ayıran belirgin kemik çıkıntısıdır.
  • Medialde trigonum spinae scapulae ile başlar.
  • Lateralde acromion ile sonlanır.
  • Üzerine m. trapezius ve m. deltoideus kasları yapışır.

4.2 Processus coracoideus

  • Güçlü, kanca biçimli bir çıkıntıdır.
  • Aşağıdaki yapılar bu çıkıntıya tutunur:
    • M. biceps brachii (caput breve)
    • M. coracobrachialis
    • M. pectoralis minor
    • Lig. coracoacromiale ve lig. coracoclaviculare

4.3 Acromion

  • Kürek kemiğinin en üst noktasıdır.
  • M. deltoideus kası buradan başlar.
  • Clavicula ile birlikte articulatio acromioclavicularis eklemini oluşturur.

4.4 Cavitas glenoidalis

  • Oval, kıkırdak kaplı bir eklem yüzeyidir.
  • Humerus başı ile birlikte articulatio humeroscapularis’i oluşturur.
  • Üst kısmında tuberculum supraglenoidale bulunur → M. biceps brachii caput longum başlangıcı.
  • Alt kısmında tuberculum infraglenoidaleM. triceps brachii caput longum’un başlangıcı.

5. Gelişim (Ossifikasyon)

  • 3. fetal ayda: Omurga ve fossalarda ana kemik çekirdeği oluşur.
  • İlk yaşta: Processus coracoideus’ta çekirdek oluşur.
  • 11–18 yaş: Kürek kemiğinin farklı bölgelerinde ek çekirdekler belirir.
  • 16–22 yaş: Tüm çekirdekler birleşir.
  • Os acromiale: Akromiyondaki çekirdek bazen birleşmeden kalabilir.

6. İşlev

  • Kürek kemiğinin hareketliliği, kolun hareket açıklığını artırır.
  • Temel hareketler:
    • Dikey yer değiştirme (kraniyal–kaudal)
    • Yatay kayma (dorsomedial–ventrolateral)
    • Kol kaldırıldığında alt ucun yana dönmesi (rotasyon)
  • Yapısı, yükleri lateral kenara aktaran çerçeve sistemine benzer.

7. Klinik

  • Scapula alata: Kürek kemiğinin sırttan dışa doğru belirgin çıkıntı yapması.
    • Nedeni genellikle M. serratus anterior’un felcidir.
    • N. thoracicus longus hasarı sonucu gelişir.



Keşif

Kürek kemiği (scapula) insan vücudunun temel anatomik yapılarından biridir ve antik çağlardan bu yana bilinmektedir. Ancak keşfi ve tanımlanması açısından “keşif tarihi”, modern anatomik bilgi birikimiyle birlikte şekillenmiş ve gelişmiştir. Aşağıda, kürek kemiğinin anatomik keşfiyle ilgili tarihsel süreci, dönemsel ve kişisel katkılarla birlikte ayrıntılı şekilde bulabilirsiniz:


Kürek Kemiği (Scapula) Keşif Tarihi

1. Antik Çağlar (MÖ 5.–1. yy)

  • Hipokrat (MÖ 460–370):
    Yunan tıbbının babası olarak kabul edilen Hipokrat, omuz ve sırt anatomisine dair genel betimlemelerde bulunmuştur. “Omuz çıkığı” ve “omuzun hareketliliği” üzerine yazdığı gözlemlerinde, scapula’nın serbest ve kayıcı doğasından bahseder. Ancak sistematik bir anatomi tanımı yapmaz.
  • Aristoteles (MÖ 384–322):
    Zooloji üzerine yaptığı çalışmalarında hayvanların iskelet yapılarını karşılaştırarak scapula benzeri yapıların işlevlerine değinir. Ancak scapula’yı isimlendirerek tanımlamaz.
  • Galen (MS 129–200):
    Roma döneminde yaşamış Yunan hekim Galen, scapula’nın fonksiyonlarını, kas bağlantılarını ve diğer kemiklerle ilişkisini tanımlayan ilk kişidir.
    Özellikle “De usu partium” adlı eserinde scapula’nın omuz eklemindeki yerini ve hareketini açıklar.
    Galen’in anatomik bilgisi, sonraki 1000 yıl boyunca Avrupa tıbbında temel referans kabul edilmiştir.

2. Orta Çağ (MS 5.–15. yy)

  • Bu dönem, büyük oranda Galen’in otoritelerinin sorgulanmadan tekrarlandığı bir dönemdir. Kadavra diseksiyonu dini yasaklara tabi olduğu için özgün keşif yapılmamıştır.
  • İbn Sînâ (Avicenna) ve Ali bin Abbas el-Mecusi gibi İslam hekimleri Galen’in bilgilerini Arapçaya çevirerek korumuş ve genişletmiştir. Bu eserler, daha sonra Avrupa’ya Latinceye çevrilerek aktarılmıştır.

3. Rönesans Dönemi (15.–16. yy)

  • Andreas Vesalius (1514–1564):
    Modern anatominin kurucusu olarak kabul edilir. 1543’te yayımladığı “De humani corporis fabrica” adlı eseriyle scapula’nın doğru şekli, bağlantıları, kas ilişkileri ve işlevleri detaylı biçimde çizilmiş ve tanımlanmıştır.
    Vesalius, Galen’in hatalarını düzeltmiş ve scapula’nın gerçekten neye benzediğini ilk kez bilimsel olarak göstermiştir.
  • Leonardo da Vinci (1452–1519):
    Kadavra diseksiyonları yaparak, scapula’nın fonksiyonel hareketlerini ve kas bağlantılarını çizimlerle belgeleyen ilk sanatçı ve bilim insanlarından biridir.
    Özellikle m. deltoideus ve m. trapezius gibi kasların scapula ile ilişkisini doğru tasvir etmiştir.

4. 17.–18. Yüzyıl: Terminolojik Standartlaşma

  • Jean Riolan (1580–1657) ve Thomas Willis (1621–1675) gibi anatomistler, scapula’nın detaylı morfolojik varyasyonlarını betimlemişlerdir.
  • Nomina Anatomica’nın İlk Versiyonları:
    18. yüzyıl sonlarında başlayan terminoloji çalışmaları sonucunda scapula terimi uluslararası anatomik terminolojiye dâhil edilmiştir.

5. 19.–20. Yüzyıl: Sistematik Anatomi ve Klinik İlişkilendirme

  • Henry Gray (1827–1861) tarafından 1858’de yayımlanan Gray’s Anatomy, scapula’nın kas bağlantıları, ossifikasyon merkezleri ve klinik önemini detaylı olarak sunar.
    1. yüzyılda radyolojik görüntüleme tekniklerinin (X-ray, CT, MRI) gelişmesiyle birlikte, scapula’nın patolojik durumları (örneğin scapula alata, os acromiale) daha iyi anlaşılmıştır.

6. 21. Yüzyıl: Fonksiyonel ve Klinik Yaklaşımlar

  • Modern anatomi, scapula’nın biyomekanik özelliklerini analiz eden 3D modellemeler ve hareket analizleriyle desteklenmiştir.
  • Spor hekimliği, ortopedi ve rehabilitasyon alanlarında scapula’nın hareketi ve stabilitesi artık tedavinin temel unsurları arasında yer almaktadır.



İleri Okuma
  1. Vesalius, A. (1543). De humani corporis fabrica libri septem. Basel: Oporinus.
  2. Choulant, L. (1852). History and Bibliography of Anatomic Illustration. Leipzig: Rudolph Weigel.
  3. Gray, H. (1858). Anatomy: Descriptive and Surgical. London: John W. Parker and Son.
  4. Singer, C. (1957). A Short History of Anatomy from the Greeks to Harvey. New York: Dover Publications.
  5. Rouvière, H., & Delmas, A. (1975). Anatomie humaine descriptive, topographique et fonctionnelle. Paris: Masson.
  6. Netter, F. H. (1987). Atlas of Human Anatomy. Summit, NJ: Ciba-Geigy Corporation.
  7. Persaud, T. V. N. (1997). A History of Human Anatomy. Springfield, IL: Charles C Thomas.
  8. Standring, S. (Hrsg.). (2008). Gray’s Anatomy: The Anatomical Basis of Clinical Practice (40th ed.). London: Churchill Livingstone.
  9. Galen. (2000). On the Usefulness of the Parts of the Body (Çev. M. T. May). Ithaca, NY: Cornell University Press.
  10. Drake, R. L., Vogl, A. W., & Mitchell, A. W. M. (2014). Gray’s Anatomy for Students (3rd ed.). Philadelphia: Elsevier Health Sciences.
  11. Platzer, W. (2015). Taschenatlas der Anatomie: Bewegungsapparat (12. Aufl.). Stuttgart: Thieme.
  12. Moore, K. L., Dalley, A. F., & Agur, A. M. R. (2018). Clinically Oriented Anatomy (8th ed.). Philadelphia: Wolters Kluwer.
  13. Schuenke, M., Schulte, E., & Schumacher, U. (2020). PROMETHEUS LernAtlas der Anatomie – Allgemeine Anatomie und Bewegungssystem (6. Aufl.). Stuttgart: Thieme.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.