Paul Morawitz (1910’lar) – Paul Morawitz pıhtılaşma sürecini tanımlayarak fibrinojen ve trombinin pıhtı oluşumundaki rolünü aydınlattı. Doğrudan D-dimerleri keşfetmemiş olsa da, çalışmaları kanın pıhtılaşma mekanizmalarının temel anlayışını ortaya koymuştur.
Astrup ve Müllertz (1950’ler) – T. Astrup ve S. Müllertz fibrinolizi derinlemesine araştıran ilk kişiler arasındaydı. Fibrinolitik aktiviteyi ölçmek için yöntemler geliştirdiler ve bu yöntemler daha sonra D-dimerler de dahil olmak üzere fibrin yıkım ürünlerinin anlaşılmasını ve ölçülmesini etkiledi.
Didisheim ve Lewis (1960’lar) – P. Didisheim ve J.L. Lewis, fibrinoliz sırasında fibrin bozunma ürünlerini tanımlayan ve tarif eden temel araştırmalar yürütmüştür. Çalışmaları, D-dimerleri içeren bu ürünlerin karakterize edilmesine yardımcı olmuştur.
Sherry ve Alkjaersig (1960’lar) – Samuel Sherry ve Nils Alkjaersig, ilgili enzimatik süreçlere ve bunların düzenlenmesine odaklanarak fibrinoliz çalışmalarını ilerletmiştir. Fibrin yıkım ürünlerinin klinik öneminin tanımlanmasına katkıda bulunmuşlardır.
Merskey ve Johnson (1970’ler) – C. Merskey ve A.J. Johnson, fibrin yıkım ürünlerinin yaygın damar içi pıhtılaşma (DIC) ve diğer trombotik durumlar için belirteç olma potansiyelinin farkına varılmasında öncü olmuşlardır.
ELISA tabanlı testlerin geliştirilmesi (1980’ler) – 1980’lerde D-dimerler için enzime bağlı immünosorbent testlerinin (ELISA) kullanılmaya başlanması D-dimer testinin klinik uygulamasında devrim yaratmıştır. Bu testler D-dimerlerin ölçümü için daha spesifik ve hassas bir yöntem sağlayarak derin ven trombozu (DVT) ve pulmoner emboli (PE) gibi durumların teşhisinde kullanımlarını kolaylaştırmıştır.
Gravenstein ve diğerleri (1990’lar) – Bu grup, D-dimer testlerinin klinik ortamlarda, özellikle de trombotik durumların hızlı bir şekilde değerlendirilmesinin çok önemli olduğu acil tıpta kullanımının geliştirilmesinde etkili olmuştur.
Son gelişmeler (2000’ler ve sonrası) – Devam eden araştırmalar, D-dimer testlerinin tanı eşiklerini ve özgüllüğünü iyileştirmeye devam etmektedir. Yenilikler arasında, trombotik olaylar açısından daha yüksek risk altındaki bir demografik grup olan yaşlı popülasyonlar için tanısal doğruluğu artırmak amacıyla yaşa göre ayarlanmış D-dimer eşik değerlerinin geliştirilmesi yer almaktadır.