Testosteron çoğunlukla “erkeklik hormonu” diye anılır. Oysa bu, bir kemancıyı tüm senfoniyle karıştırmak gibidir. Kemik yoğunluğundan kas gücüne, bilişsel performanstan kalp-damar sağlığına ve libidoya uzanan geniş bir yelpazede, testosteron her iki cins için de kritik bir oyuncudur.
Endokrin sistem, kusursuz akort edilmiş bir orkestradır: hormonlar notalardır, reseptörler dinleyiciler. Endokrin bozucu kimyasallar ise orkestranın ortasına sızmış sahte müzisyenlerdir — çalıyor gibi görünürler, ama müzik duyulmaz. Hayvan ve hücre çalışmalarında ftalatların tam da bunu yaptığı gözlemlenmiştir: vücudun organ ve dokularında testosteronun etkilerini bloke ederler.
Bilim insanlarını huzursuz eden yalnızca laboratuvar verileri de değildir. Son 50 yılın kayıtları, erkeklerde testosteronun kuşak boyu düşüşünü; buna eşlik eden sperm kalitesinde azalışı ve yenidoğan erkeklerde genital kusurların artışını gösteriyor. Modern yaşamın kimyasal buluşması ile hormonal çöküş arasında bir bağ var mıydı?