Vajinismus

Vajinanın dış üçte birini çevreleyen pelvik taban kaslarının istemsiz kasılması veya spazmı ile karakterize edilen bir durum olan Vaginismus, ister cinsel ilişki, ister tampon yerleştirme veya tıbbi muayene amaçlı olsun, vajinal penetrasyona önemli bir engel teşkil eder. Bu durum, en ufak bir girişimde veya hatta penetrasyon düşünüldüğünde meydana gelen spazm nedeniyle penetrasyonun tamamen imkansız olduğu toplamdan, spazmların yalnızca belirli bağlamlarda meydana gelebileceği durumsal olana kadar değişen şiddet derecelerinde ortaya çıkabilir.

“Vajinismus” terimi, Latince “kılıf” anlamına gelen “vajina” sözcüğünden ve rahatsızlıkları veya hastalıkları belirtmek için kullanılan Yunanca “-ismus” son ekinden türetilmiştir. Bu durum ilk olarak 19. yüzyılda tıp literatüründe ayrıntılı olarak açıklanmıştır, ancak bu olgunun kadınlar tarafından çok daha uzun süredir deneyimlenmesi muhtemeldir.

Kültürel ve Toplumsal Etkiler: Araştırmalar, cinsellikle ilgili kültürel, dini ve toplumsal normların vajinismusun yaygınlığını ve ifadesini önemli ölçüde etkileyebileceğini göstermiştir. Cinsel ifadenin belirgin bir şekilde damgalandığı veya cinsel eğitim eksikliğinin olduğu toplumlarda vajinismus oranları daha yüksek olma eğilimindedir. Bu durum, durumun yalnızca fizyolojik olmadığını, aynı zamanda sosyo-kültürel faktörlerden de derinden etkilendiğini göstermektedir.

Tanıma ve Teşhis: Vajinismus, erken tanınmasına rağmen, kısmen sağlık hizmeti sağlayıcıları arasındaki farkındalık ve anlayış eksikliğinden, kısmen de hastaların yardım aramasını engelleyebilecek damgalama ve utançtan dolayı sıklıkla eksik teşhis ediliyor veya yanlış teşhis ediliyor. Son zamanlardaki çabalar tanı ve tedaviyi iyileştirmenin yanı sıra hem genel halk hem de sağlık profesyonelleri arasında farkındalığı artırmaya odaklanmıştır.

Oluşumu ve Patofizyolojisi

Vajinismus, vajinal kasların, özellikle de pubokoksigeus kasının, vajinal girişin kısmen veya tamamen kapanmasına yol açan istemsiz kasılmasıyla karakterizedir. Bu istemsiz kas kasılması, penetrasyon girişimiyle veya hatta penetrasyon beklentisi veya korkusuyla tetiklenebilir. Vajinismusun kesin nedeni tam olarak anlaşılamamıştır ancak psikolojik ve fiziksel faktörlerin karmaşık bir etkileşimi olduğu düşünülmektedir. Psikolojik faktörler kaygıyı, ağrı veya yaralanma korkusunu ve travmatik deneyimleri içerebilirken, fiziksel faktörler de penetrasyon sırasında ağrıya neden olan koşulları içerebilir.

Teşhis

Teşhis tipik olarak ayrıntılı bir tıbbi öyküyü ve enfeksiyonlar veya anatomik anormallikler gibi ağrılı cinsel ilişkinin diğer nedenlerini dışlamak için fizik muayeneyi içerir.

İlk değerlendirme:

Hasta Geçmişi: Ağrı, korku veya penetrasyondan kaçınma semptomlarına ve önceki tedavi girişimlerine odaklanarak ayrıntılı cinsel ve tıbbi geçmişi toplayın.
Psikolojik Değerlendirme: Kaygı, fobiler, cinsel travma veya istismar öyküsü ve ilişki faktörlerini değerlendirin.

Fiziksel Muayene:

Jinekolojik Muayene: Ağrının fiziksel nedenlerini (örneğin enfeksiyonlar, dermatolojik durumlar, anatomik anomaliler) dışlamak için nazikçe ve yalnızca hastanın rızası ile gerçekleştirilir.
Pelvik Taban Kası Değerlendirmesi: İstemsiz kasılmaları veya pelvik taban kaslarını gönüllü olarak gevşetememe durumunu değerlendirin.

Vajinismus Kriterleri: DSM-5’e (Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal El Kitabı, Beşinci Baskı) göre kriterler; cinsel ilişki sırasında vajinal penetrasyonda kalıcı veya tekrarlayan zorluklar, penetrasyon girişimleri sırasında belirgin vulvovajinal veya pelvik ağrı, vajinada ağrıyla ilgili korku veya kaygıyı içerir. Penetrasyonun beklenmesi, sırasında veya bunun sonucunda ortaya çıkması ve penetrasyon girişimi sırasında pelvik taban kaslarının gerilmesi veya kasılması.

Diğer Bozuklukların Dışlanması: Semptomların başka bir bozuklukla (örneğin genito-pelvik ağrı/penetrasyon bozukluğu) daha iyi açıklanmadığından veya yalnızca yağlama eksikliğine veya diğer fiziksel koşullara atfedilmediğinden emin olun.

Tedavi

Vajinismus tedavisi çok yönlüdür; eğitim, pelvik taban kas eğitimi, vajinal dilatörlerin kullanımı, psikolojik terapi ve bazı durumlarda kaygı veya ağrıyı yönetmek için ilaç tedavisi dahil.

Eğitim ve Danışmanlık:

Cinsel anatomi, vajinismusun doğası ve pelvik taban kaslarının rolü hakkında kapsamlı eğitim sağlayın.
Seks ve penetrasyon hakkındaki mitleri ve yanlış anlamaları ele alın.

Bilişsel-Davranışçı Terapi (CBT):

Penetrasyon korkusunu azaltmayı, uyumsuz inançları değiştirmeyi ve cinsel işlevi iyileştirmeyi amaçlamaktadır.

Pelvik Taban Fizik Tedavisi:

Gevşetme teknikleri ve aşamalı olarak vajinal dilatörlerin kullanımı da dahil olmak üzere pelvik taban kasları üzerinde kontrol kazanmaya yönelik egzersizler.

Duyarsızlaştırma Teknikleri:

Kontrollü, tehdit edici olmayan bir ortamda penetrasyona kademeli olarak maruz kalma (parmaklar, ardından dilatörler ve en sonunda uygunsa partnerin penisi kullanılarak).

Seks Terapisi ve Çift Terapisi:

Vajinismusa katkıda bulunabilecek veya vajinismustan etkilenebilecek iletişim sorunlarına, cinsel yakınlığa ve ilişki dinamiklerine değinmek.

Farmakoterapi:

Şiddetli anksiyete veya depresyon durumlarında SSRI’ların (seçici serotonin geri alım inhibitörleri) veya diğer uygun ilaçların kullanımını düşünün.

Botoks Enjeksiyonları (refraktör vakalarda):

Diğer tedavilere yanıt vermeyen hastalarda pelvik taban kaslarına yapılan Botoks enjeksiyonları kas spazmını geçici olarak azaltabilir.

Takip ve Destek:

Tedavi planının gerektiği gibi ayarlanması için düzenli takip ve tedavi süreci boyunca sürekli duygusal destek.

Tarih

Erken Tanıma ve Yanlış Anlamalar: Vajinismus tıbbi olarak ilk kez 19. yüzyılda fark edildi. Vajinismusa benzeyen bir durumla ilgili belgelenmiş en eski tartışmalardan biri, aşırı hassasiyet ve vajinal kasların istemsiz spazmları ile karakterize edilen bir “vajinismus” vakasını tanımlayan Sims’in (1861) çalışmasında bulunabilir. Bununla birlikte, vajinismusun ilk tedavileri ve anlayışları çoğu zaman yanlış yönlendirilmişti; bu da o dönemde kadın cinselliği ve üreme sağlığı konusundaki sınırlı bilginin yansımasıydı.

Psikoseksüel Bileşen: 19. yüzyılın sonları ve 20. yüzyılın başlarında vajinismus anlayışı, psikoseksüel bileşenlerini de kapsayacak şekilde genişledi. Freud ve çağdaşları cinsel bozuklukların psikolojik yönlerini vurgulamışlar ve vajinismusun cinsel ilişkiye karşı psikolojik direncin bir tezahürü olabileceğini öne sürmüşlerdir. Bu bakış açısı psikoterapötik tedavilerin kapısını açtı, ancak aynı zamanda normal kadın cinsel tepkilerinin bir miktar patolojikleşmesine de yol açtı.

Modern Tedaviler ve Anlayışlar: 20. yüzyılın ikinci yarısında tıp camiası, fizik tedaviyi psikoseksüel danışmanlıkla birleştirerek vajinismusa karşı daha kapsamlı bir yaklaşım benimsemeye başladı. Tedaviler artık sıklıkla pelvik taban fizyoterapisini, vajinal dilatörlerin kullanımını ve bilişsel-davranışçı terapiyi içermektedir ve bu da durumun hem fiziksel hem de psikolojik olarak anlaşılmasını yansıtmaktadır.

İleri Okuma

  1. Reissing, E. D., Binik, Y. M., Khalifé, S., Cohen, D., & Amsel, R. (2004). “Vaginal Spasm, Pain, and Behavior: An Empirical Investigation of the Diagnosis of Vaginismus.” Archives of Sexual Behavior, 33(1), 5-17.
  2. Engman, M. (2011). “Vaginismus: A Multidisciplinary Approach to the Underlying Mechanisms.” Clinical Obstetrics and Gynecology, 54(2), 233-243.
  3. van der Velde, J., & Everaerd, W. (2001). “The Relationship Between Voluntary Pelvic Floor Muscle Activity, Muscle Awareness and Experienced Threat in Women with and Without Vaginismus.” Behaviour Research and Therapy, 39(4), 395-408.
  4. American Psychiatric Association. (2013). Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders (5th ed.). Arlington, VA: American Psychiatric Publishing.
  5. Pacik, P. T. (2014). “Botox Treatment for Vaginismus.Plastic and Reconstructive Surgery Global Open, 2(12), e272.
  6. ter Kuile, M. M., Both, S., & van Lankveld, J. J. D. M. (2010). “Cognitive Behavioral Therapy for Sexual Dysfunctions in Women.Psychiatric Clinics of North America, 33(3), 595-610.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Botulinum

1. Etimoloji ve Köken

  • “Botulinum” terimi, Latince botulus (“sosis”) kelimesinden türetilmiştir. Bu, bakterinin ilk kez kontamine sosislerde tanımlanmasına atıfta bulunur.

2. Kimyasal Yapı ve Toksin Tipleri

  • Botulinum toksini, Clostridium botulinum bakterisi tarafından sentezlenen nörotoksik bir proteindir.
  • Tip A en yaygın kullanılan formudur; moleküler ağırlığı yaklaşık 150 kDa’dır.
  • Toksin, bir ağır zincir (100 kDa) ve bir hafif zincirden (50 kDa) oluşur; bu iki zincir disülfür köprüsüyle bağlıdır.
  • Piyasada yer alan formlar:
    • OnabotulinumtoxinA (Botox®)
    • AbobotulinumtoxinA (Azzalure®)
    • IncobotulinumtoxinA (Bocouture®) – kompleks protein içermez.

3. Etki Mekanizması

  • Botulinum toksini, kolinerjik sinir uçlarında bulunan SNAP-25 proteinini hidrolize ederek nörotransmitter asetilkolinin salınımını inhibe eder.
  • Bu blokaj, sinaptik veziküllerin presinaptik membrana kaynaşmasını engeller ve kas uyarılmasını durdurur.
  • Sonuç: Kas felci (flasid paralizi).

4. Farmakodinami ve Etki Süresi

  • Toksin kas içine lokal enjeksiyonla uygulanır.
  • Klinik etkiler genellikle 24–72 saat içinde başlar; maksimum etki 1–2 hafta içinde görülür.
  • Etki süresi genellikle 3–6 ay arasında değişir.

5. Tıbbi ve Kozmetik Endikasyonlar

  • Kozmetik: Glabellar çizgiler (kaş arası), alın kırışıklıkları, “karga ayakları”.
  • Tıbbi:
    • Servikal distoni
    • Blefarospazm
    • Spastisite (ör. serebral palside)
    • Hiperhidroz (aşırı terleme)
    • Kronik migren
    • Aşırı mesane aktivitesi

6. Kontrendikasyonlar

  • Aşırı duyarlılık reaksiyonu öyküsü
  • Enjeksiyon bölgesinde enfeksiyon
  • Genel kas zayıflığı (örn. Myastenia gravis, ALS, Eaton-Lambert sendromu)
  • Gebelik ve emzirme

7. İlaç Etkileşimleri

  • Nöromüsküler iletimi etkileyen ajanlarla (örn. aminoglikozid antibiyotikler) birlikte kullanıldığında toksin etkisi artabilir.
  • Antikolinerjik ilaçlarla eşzamanlı kullanımda dikkat gereklidir.

8. Uygulama Şekli ve Süreci

  • Tıbbi uzman tarafından belirlenmiş kas gruplarına ince iğne ile enjeksiyon yapılır.
  • Uygulama öncesi sulandırma: Steril %0.9 sodyum klorür solüsyonu ile.
Dozajlama


💉 Göz Altı Bölgesi İçin Klinik Botox Dozajları (Ünite cinsinden):

  • Alt göz kapağı kasları (orbicularis oculi): Genellikle her göz altına 1–3 U uygulanır.
  • Toplam iki göz için başlangıç dozu genellikle 2–6 U aralığındadır.
  • Deneyimli uygulayıcılar tarafından, gerektiğinde bu doz artırılabilir; ancak göz kapağı düşüklüğü (ptozis) riski nedeniyle dikkatli olunmalıdır.

🧪 Formülasyon Hakkında Bilgi:

  • 1 flakon Botox® (OnabotulinumtoxinA) genellikle 100 U içerir ve enjeksiyon öncesi steril %0,9 sodyum klorür ile sulandırılır.
  • Sulandırma sonrası enjeksiyon hacmi mililitre (mL) cinsinden olabilir, ancak etken madde dozu daima ünite (U) ile hesaplanır.
  • Bu preparatlarda 1 mg botulinum toksini yaklaşık olarak 40 milyon ünite (U) gücünde olabilir — yani miligram düzeyinde dozajlar yalnızca laboratuvar ortamında ve toksikoloji çalışmalarında geçerlidir.


9. Yan Etkiler

  • Yaygın:
    • Enjeksiyon yerinde ağrı, ödem, eritem
    • Baş ağrısı
    • Göz kapağı düşüklüğü (ptozis)
    • Göz kuruluğu veya sulanması
  • Ciddi (nadir):
    • Sistemik yayılım sonucu yutma, konuşma ve solunum kaslarında paralizi
    • Anafilaktik reaksiyonlar
    • Uzun süreli kas zayıflığı

10. Güvenlik ve Takip

  • Botulinum toksini uygulamaları yalnızca bu alanda deneyimli hekimler tarafından yapılmalıdır.
  • Özellikle tekrarlayan uygulamalarda etki süresi ve dozlam takibi önemlidir.



Keşif

Botulinum Toksininin Keşfi ve Bilimsel Tarihçesi

Botulinum toksini, tıp ve toksikoloji tarihinde hem ölümcül gücü hem de terapötik potansiyeliyle eşsiz bir biyolojik ajandır. Tüm hikâye, 18. yüzyıl sonlarında Avrupa’nın küçük bir köyünde başlar.

1793 yılında, Almanya’nın Baden-Württemberg eyaletindeki Wildbad köyünde, yerel bir yemek olan kan sosisiyle doldurulmuş domuz midesi tüketildikten sonra 13 kişi hastalanmış, 6’sı ölmüştür. Bu olay, kayıtlara geçen ilk ciddi gıda kaynaklı botulizm salgınlarından biridir. Takip eden yıllarda, özellikle Württemberg bölgesinde benzer vakalar artınca, 1802 yılında tütsülenmiş kan sosislerine karşı halk sağlığı uyarıları yapılmış ve “sosis zehirlenmesi” adıyla sistematik vaka raporları toplanmaya başlanmıştır.

Bu gizemli hastalığın bilimsel olarak ele alınması 1817-1822 yılları arasında, Alman doktor Justinus Kerner tarafından gerçekleştirildi. Kerner, klinik gözlemler ve hayvan deneylerine dayanarak, semptomların detaylı bir tanımını yapmış, toksinin oksijensiz (anaerobik) ortamda bozulmuş sosislerde geliştiğini ve sinir sistemini etkileyerek felce neden olduğunu göstermiştir. Ayrıca, bu maddenin biyolojik menşeli olduğunu ve çok düşük dozlarda dahi ölümcül etki gösterebildiğini belirtmiştir. En dikkat çekici öngörüsü ise, bu “sosis toksininin” terapötik potansiyel taşıdığı yönündeki çıkarımıdır; böylece botulinum toksininin ilaç olarak kullanılabileceği fikrini ilk dile getiren kişi olmuştur. Kerner, 1870 yılında Latince botulus (“sosis”) kelimesinden türettiği “botulizm” terimini de bilim dünyasına kazandırmıştır.

1895 yılına gelindiğinde, Belçikalı mikrobiyolog Émile van Ermengem, Ellezelles köyündeki bir cenaze yemeğinden sonra üç kişinin ölümüyle sonuçlanan botulizm salgınını araştırarak, toksine neden olan mikroorganizmayı izole etmeyi başardı. Bu organizmaya Bacillus botulinus adını verdi. Van Ermengem, yaptığı laboratuvar çalışmalarıyla hastalığa bakterinin değil, onun ürettiği toksinin neden olduğunu bilimsel olarak ispatladı.

Bu bulgulara rağmen, botulizmin sadece et ve balık gibi hayvansal ürünlerden kaynaklandığı düşünülüyordu. Ancak bu görüş, 1904 yılında Almanya’nın Darmstadt kentinde konserve beyaz fasulye tüketimi sonrası ortaya çıkan bir botulizm vakasıyla geçerliliğini yitirdi. 1910’da Alman mikrobiyolog J. Leuchs, hem Ellezelles hem de Darmstadt’taki salgınların farklı suşlardan kaynaklandığını ve bu suşların toksinlerinin serolojik olarak ayırt edilebildiğini gösterdi.

1917’de organizmanın sınıflandırması gözden geçirilerek Clostridium botulinum adını aldı; çünkü “Bacillus” yalnızca aerobik bakteri cinslerini ifade etmekteydi, oysa Clostridium anaerobik özellikteydi. 1919’da Georgina Burke, antitoksin reaksiyonlarını kullanarak Clostridium botulinum’un A ve B tiplerini tanımladı ve bu, toksin sınıflamasının temelini oluşturdu.

1920’li ve 1930’lu yıllarda konserve endüstrisinin büyümesiyle birlikte botulizm büyük bir halk sağlığı problemi hâline geldi. Bu süreçte İsviçre kökenli-Amerikalı veteriner hekim Karl Friedrich Meyer, San Francisco’daki Hooper Vakfı’nda organizmanın büyümesini engelleyen ve toksin üretimini baskılayan yöntemler geliştirdi. Meyer’in teknikleri sayesinde Kaliforniya konserve endüstrisi önemli ölçüde güvence altına alındı.

II. Dünya Savaşı sırasında, ABD ordusu botulinum toksinini biyolojik silah olarak değerlendirmek amacıyla Maryland’deki Fort Detrick’te araştırmalar yürüttü. Bu dönemde Carl Lamanna ve James Duff, toksinin saflaştırılması ve kristalizasyonu için gerekli teknikleri geliştirerek temel laboratuvar protokollerini oluşturdu.

Savaş sonrası dönemde, bu toksin üzerinde çalışan en etkili isimlerden biri Edward J. Schantz oldu. Schantz, Lamanna ve Duff’ın tekniklerini temel alarak ilk klinik kullanıma uygun toksin preparatını üretti ve bu ürünü akademik çevrelere araştırma amacıyla sundu.

Tüm bu çalışmaların üzerine, 20. yüzyılın ortalarında toksinin sinir sistemi üzerindeki etkisi daha ayrıntılı olarak çözüldü: Botulinum toksini, sinir uçlarındaki asetilkolin salınımını bloke ederek kas kasılmasını engelliyor, böylece felce yol açıyordu. Bu mekanizma, hem toksinin ölümcül etkisini hem de çeşitli kas hastalıkları ve estetik uygulamalardaki terapötik kullanımını açıklayan temel fizyolojik süreçtir.




İleri Okuma
  1. Kerner, J. (1822). Das Fettgift oder die Fettsäure und ihre Wirkung auf den thierischen Organismus. Tübingen: Osiander’sche Buchhandlung.
  2. van Ermengem, E. (1897). Über einen neuen anaeroben Bacillus und seine Beziehungen zum Botulismus. Zeitschrift für Hygiene und Infektionskrankheiten, 26, 1–56.
  3. Leuchs, J. (1910). Weitere Untersuchungen über die Ursachen der Fleischvergiftung (Botulismus). Zeitschrift für Hygiene, 65, 1–56.
  4. Meyer, K. F. (1928). Botulism and its control. California and Western Medicine, 29(4), 252–257.
  5. Schantz, E. J., Johnson, E. A. (1992). Properties and use of botulinum toxin and other microbial neurotoxins in medicine. Microbiological Reviews, 56(1), 80–99.
  6. Jankovic, J., Brin, M. F. (1995). Therapeutic uses of botulinum toxin. New England Journal of Medicine, 333(17), 1186–1194.
  7. Aoki, K. R. (2001). A comparison of the safety margins of botulinum neurotoxin serotypes A and B. Drugs in R&D, 2(2), 153–166.
  8. Dressler, D. (2002). Pharmacology of botulinum toxin drugs. European Journal of Neurology, 9(Suppl 1), 10–13.
  9. Simpson, L. L. (2004). Identification of the major steps in botulinum toxin action. Annual Review of Pharmacology and Toxicology, 44, 167–193.
  10. Carruthers, J. D., Carruthers, A. (2005). Botulinum toxin type A: History and current cosmetic use in the upper face. Seminars in Cutaneous Medicine and Surgery, 24(2), 71–78.
  11. Pickett, A., Perrow, K. (2011). History and evolution of botulinum neurotoxins: a glance at the past and a look to the future. Toxicon, 54(5), 628–635.
  12. Chen, S. (2012). Botulinum neurotoxin as a molecular tool for biology and medicine. Toxins, 4(11), 1198–1222.
  13. Dressler, D., Adib Saberi, F. (2015). Botulinum toxin: mechanisms of action. European Neurology, 73(1-2), 3–9.
  14. Nigam, P. K., Nigam, A. (2010). Botulinum toxin. Indian Journal of Dermatology, 55(1), 8–14.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.