İnsan Zekası Yardıma Muhtaç Bebeklere Bakabilmek İçin Evrilmiş Olabilir

Yeni araştırmalara göre insan zekası yeni doğmuş bebeklere bakabilmek için evrilmiş olabilir. Beyin ve bilişsel bilim uzmanlarının geliştirdiği evrimsel bir model, yüksek zeka gelişiminin, çocuk yetiştirmenin talepleriyle şekillenmiş olabileceğini gösteriyor.

Kaynak: https://i.pinimg.com/originals/85/1e/04/851e04f4944f214434aab07245fbff72.jpg

Beyin ve bilişsel bilim alanında yardımcı doçent olan Steven Piantadosi ve Celeste Kidd’in geliştirdiği yeni evrimsel model ile ilgili çalışmalar, the Proceedings of the National Academy of Sciences adlı sitede çevrimiçi olarak yayınlandı.

Kidd şöyle diyor: “Diğer türlerle kıyaslandığında insan yavruları, doğduklarında çok daha gelişmemiş durumdadır. Örneğin: yavru zürafalar doğduktan birkaç saat sonra ayakta durabilir, yürüyebilir ve hatta yırtıcı hayvanlardan kaçabilir. Oysa ki insan yavruları kendi başlarını bile kaldıramıyor.”

Piantadosi “Bizim teorimiz bir çeşit kendi kendini güçlendiren bir döngünün olduğu yönünde. Öyle ki daha büyük beyne sahip olmak, gelişmemiş (premature) yavrulara, premature doğan yavrular da büyük bir beyne sahip ebeveyinlere yol açıyor. Bizim modellememiz ise bu dinamiğin aşırı zeki ebeveynler ve çok premature bebekler için kontrolsüz baskıyla sonuçlanabileceğini gösteriyor.” dedi.

Başka bir deyişle, insanlar oldukça büyük beyne sahip olduğu için, bebekler gelişim sürecini tamamlamamışken, yani kafaları hala sorunsuz bir doğuma izin verecek kadar küçükken doğuyor. Bu erken doğumsa insan yavrularının diğer primatlardan daha uzun süre yardıma muhtaç ve savunmasız oldukları anlamına geliyor. Bu savunmasız bebekleri korumak içinse, daha zeki ebeveynlere ihtiyaç duyuluyor. Bunun sonucunda, büyük beyinler ve henüz gelişmemiş beyinlerin doğal seçilimde desteklenmesiyle ortaya çıkan baskı, kendi kendini güçlendiren bir döngü oluşturuyor.  Bu durum da, insanlar gibi diğer hayvanlardan niteliksel olarak farklı bilişsel yeteneklere sahip türlerin ortaya çıkmasına sebep oluyor.

Piantadosi ve Kidd, bebeklerin gelişmemiş olarak doğmasının, genel zekayla bağlantılı olduğu model öngörüsünü test ettiler. Piantadosi “ Yeni doğmuş bebeklerin olgunlaşmalarının göstergesi olan sütten kesilme zamanının, primatın zekasını tahmin etmek için, beynin boyutu (ki genellikle zeka ile ilişkilendirilir) da dahil olmak üzere diğer ölçütlerden çok daha yararlı bir ölçüt olduğunu bulduk.” dedi.

Teorinin aynı zamanda insanları özel kılan bilişsel yeteneklerin nasıl oluştuğunu açıklayabileceği düşünülüyor. Rochester Üniversitesi Bebek Laboratuarı olan Kidd “İnsan eşsiz bir zeka türüne sahip. Sosyal muhakemede ve Zihin Kuramı (Theory of Mind) diye bilinen bir şeyde çok iyiyiz. Yani, başkalarının ihtiyaçlarını önceden sezme ve onların ihtiyaçlarının bizimkiyle örtüşmediğini anlayabilme becerisine sahibiz. Bu birkaç yıl boyunca konuşamayan bebeklerle ilgilenirken özellikle yardımcı olan bir özellik” dedi.

Piantadosi şöyle diyor: “İnsanların neden çok zeki olduklarına dair alternatif teoriler var. Bunların çoğu sert çevre şartlarında yaşamaya veya gruplar halinde avlanmaya dayanıyor. Araştırmamızda bizi motive eden ise bu teoriler hakkında düşünüp, aynı koşullara maruz kalan diğer türler yerine neden primatların ve memelilerin daha zeki olması gerektiğinin öngörüldüğünü anlamaya çalışmak oldu.”

Kilit nokta canlı doğum oldu. Araştırmacılara göre, zekanın kontolsüz seçiliminin gerçekleşmesi için hem sadece bir adet yavrunun doğması hem de büyük beyinli olması gerekiyor. Bunlar da gelişmiş memelilerin kendine özgü olan ayrıt edici özellikleridir.

Kidd şöyle diyor: “ Teorimiz neden daha çok zamanı olan ve aynı çevresel zorluklara maruz kalmış dinazorların değil de, primatların ileri bir zeka geliştirdiğini açıklıyor. Dinazorlar yumurtalarda gelişiyordu, böylece zeka ile yeni doğan yavruların premature/gelişmemiş doğması arasında bir ilişki yoktu.”

Makale: Steven T. Piantadosi and Celeste Kidd (2016) Extraordinary intelligence and the care of infants PNAS vol. 113 no. 25 > Steven T. Piantadosi, 6874–6879, doi: 10.1073/pnas.1506752113

Orjinal Yazı: Arkeofili

KIZLAR PEMBE GİYER, ERKEKLER MAVİ

Hiç son zamanlarda büyük bir mağazanın oyuncak reyonunu gezdiniz mi? Ben uzun zamandır gezmemiştim, ta ki bundan birkaç ay önce biri kız biri erkek olan yeğenlerime hediye almaya gidene kadar. Amacım, her ikisine de içlerindeki bilim merakını körükleyecek yaratıcı birer hediye almaktı.

 

Erkek yeğenime hediye almak birkaç dakikamı aldı. Her ne kadar çeşit çeşit deney setleri, Lego ve benzeri mekanik oyuncaklar,  küçük elektrikli cihazlar, mekanik düzenekler, süper kahramanlar ve uzay temalı oyun setleri arasında seçim yapmak epey zor olsa da hoşuna gideceğini düşündüğüm bir hediye seçtim. Kız yeğenime benzer bir hediye almak için kız oyuncakları reyonuna gittiğimde ise tam bir hayal kırıklığına uğradım. Pembe renge bulanmış ve simlerle bezeli reyonda, Disney prenseslerine ilişkin bebeklerin, prenses kıyafetlerinin, makyaj ve manikür setlerinin ve hatta üzerinde disney prensenlerinden birinin resmi olan oyuncak kredi kartlarının arasında kız çocuklarını bilimle tanıştıracak, onları düşünmeye sevk edecek bir tane bile oyuncak yoktu! Reyondaki tüm oyuncaklar adeta kız çocuklarına kafayı fazla detaylı işlere takmadan giyinip, süslenip, tüllere ve simlere bulanıp beyaz atlı prenslerini beklemelerini öğretir gibiydi. O gün bu konuya epey sinirlendiğimi ve sonunda pes ederek kız yeğenime de erkek reyonundan bir hediye seçtiğimi hatırlıyorum.

ABD başkanı Franklin Roosevelt’in 1800’lerin sonunda çekilen bir resmi. O zamanlarda, cinsiyet farkı olmaksızın tüm çocuklara beyaz kolalı elbiseler giydiriliyordu.

Kız çocuklarının pembeyle bezenmesi oldukça yeni bir kavram aslında. Pembe ya da mavi gibi pastel renklerin bebek kıyafetlerinde kullanılması 19. Yüzyılın sonlarına rastlıyor. Bu tarihten önce her iki cinsten bebeklere en sık giydirilen kıyafet beyazdı, hatta hem kız hem erkek çocuklara temizliği kolay olduğundan beyaz elbiseler giydiriliyordu. 20. yüzyıla girerken tekstil endüstrisinin gelişmesiyle bebek giysilerine renk geldi ve ilginç olan şu ki, başta erkek çocuklara pembe, kız çocuklara mavi renkler önerilmişti. Earnshaw Bebek Mağazası’nın 1918 yılında yayınlanan bir gazete reklamında“Erkek çocuklarınıza pembe giydiriniz. Pembe güçlü bir renktir ve erkeklere daha uygundur. Mavi ise daha narin olduğundan kız bebeklere uyar.” yazılıydı. Başka reklamlarda cinsiyet ayrımı olmadan mavi rengin sarışın bebeklere, pembenin kumrallara yakıştığı belirtiliyordu. 1940 yılında Time dergisi bir tablo yaparak hangi mağazanın hangi cinsiyete ne rengi önerdiğini okurlarına duyurmuştu.

1950’lere gelindiğinde kız çocuklara uygun rengin pembe, erkeklere uygun rengin mavi olduğu konusunda hemen herkes hemfikir olmuştu, ancak her iki cinse de bu iki renk dışında pek çok renkte giysi giydiriliyordu. Oyuncaklarda ise nitelikleri haricinde cinsiyet ayrımına neden olacak bir farklılık söz konusu değildi. Kızlar bebeklerle daha çok, erkekler arabalarla daha çok oynamalarına rağmen her iki cinsin de ortak kullandığı her renkten pek çok oyuncak vardı: Doldurulmuş hayvanlar, tahta küpler, çıngıraklar, hayvan figürleri gibi.

Büyük bir mağazanın kız çocuklara yönelik oyuncak reyonu. Her şey pembe.

1970’ler, kız çocuklarını sarmalayan pembe çılgınlığının tetiklendiği dönem. Artan seri üretim, yükselen kapitalizm, mağaza zincirlerinin doğuşu ve tüketim toplumunun güçlenmesi ile bebek kıyafeti ve oyuncak üreticileri cinsiyete özel oyuncak ve kıyafet üretimini artırdılar. Aynı yıllarda gebelik takibinde kullanılmaya başlayan ultrason, anne baba adaylarının bebek doğmadan cinsiyetini bilmesine olanak tanıdı, müstakbel anne babalar yeni bebekleri için o henüz doğmadan pembe ya da mavi kıyafetler, oyuncaklar, battaniyeler almaya koyuldular.  Yavaş yavaş pembe çılgınlığı her yeri sardı, kıyafetlerden oyuncaklara, oradan yatak çarşaflarına kadar uzandı.  Pembe çılgınlığı diyorum, çünkü kızlar artık pembe ve tonları dışında hemen hiçbir kıyafet giymezken, erkek çocuklarının kıyafetleri de, oyuncakları da hem renk hem fonksiyon olarak kız çocuklarınkinden çok daha fazla çeşitlilik gösteriyor. Yani bir mavi çılgınlığı söz konusu değil.

Günümüzde, bebekler doğar doğmaz cinsiyetlerini belirten kıyafetlere bürünüyorlar.

Pembe çılgınlığına her geçen gün yeni firmalar da katılıyor. Uzun bir zaman boyunca cinsiyetsiz oyuncaklar üreten Lego, Friends kolleksiyonu adlı yeni bir seri ile kızlara yönelik oyuncak kampanyasına adım attı. Bildiğimiz klasik Legolar artık erkek çocuk raflarında bulunuyor sadece.Lego Friends serisi ise Barbie benzeri kıvrımlı vücut hatlarına sahip bebekler ve pastel renklerden oluşan ve cafe ya da güzellik salonu inşa etmeye yarayan Lego parçalarıyla pembeler reyonunda yerini aldı. Ürünün internet sitesindeki reklamındaki sanal şehrin asfaltının bile pembe ve eflatun rengi olduğunu belirtmeden geçemeyeceğim.

Çocuklardaki oyuncak tercihinin doğuştan mı yoksa çevreden mi geldiği bilim çevrelerinde bir tartışma konusu.  Kızların bebeklerle, erkeklerin arabalarla oynamasının doğadan gelen cinsel kimliğin bir parçası olduğunu gösteren bazı çalışmalar olduğu gibi, oyuncak seçiminin çevreden görülen davranışlarla şekillendiğini gösteren çalışmalar da var. Sonuçta, nedeni ister genetik, ister öğretilmiş davranışlar olsun, erkek çocuklar daha çok mekanik oyuncaklarla oynamayı severken, kız çocuklar üzerine hikaye anlatabilecekleri bebeklerle oynamayı tercih ediyorlar. Ancak yine çalışmalar gösteriyor ki, sağlıklı bir psikolojik gelişim için her iki cinsin de bebeklerden arabalara, doldurulmuş ayıcıklardan legolara kadar her tür oyuncakla oynaması, hatta bu oyuncaklarla birlikte  oynaması gerekiyor. Okul öncesi çağ, çocukların beyinlerinin en hızlı geliştiği ve en çok etkiye açık olduğu çağ. Bu dönemde yaşanan her deneyim, her aktivite belirli sinir bağlantılarını güçlendirirken belirli bağlantıları zayıflatıyor. Yapılan çalışmalar, kızlarla birlikte oynayan veya bebeklerle ile de oynayan erkeklerin büyüdüklerinde bebeklerine karşı daha sevecen olduğunu, abileriyle ve erkek çocuk oyuncakları ile oynayan kızların ise üç boyutlu düşünce  yetilerinin diğer kızlara göre çok daha güçlü olduğu saptamış.

Lego firmasının oyuncaklarında cinsiyet ayrımı yapmadığı dönemler olan 1980’lerden kalan bir reklamı: “Güzellik Budur.”

Veriler, erkek çocukların ilk bilgisayarlarına kızlardan daha erken yaşta sahip olduğunu, bilgisayar oyunları  ve Lego gibi modüler oyuncaklarla oynamalarının bir sonucu olarak daha iyi mekanik ve soyut düşünme yetileri edindiklerini  gösteriyor. Bu özelikler bilim, teknoloji, mühendislik ve matematik ile ilgili kariyerler için hayati öneme sahip. ABD Ticaret Odası verilerine göre, bu mesleklerde çalışan kadınların sayısı toplam iş gücünün %20’sinden az.  Kız çocukların çoğu bilim ve mühendislik konularına ilgileri olmadığını beyan ediyorlar. Amerika Kalite Topluluğu’nun 2009’da gençler üzerinde yaptığı araştırmada, erkeklerin %25’ine karşılık kızların sadece %5’i mühendislik kariyeri ile ilgilendiklerini beyan etmişler. Bir başka güncel ankete göre, üniversiteye gitmeyi planlayan 13-17 yaş erkek çocukların %74’ü bilgisayar mühendisliğinin kendileri için iyi bir kariyer olduğu görüşünü beyan ederken, kızlarda bu oran sadece %32’de kalmış. Kızlar, ergenlik çağından itibaren her yaşta bilim ve matematikle daha az ilgilendiklerini ifade ediyorlar, hatta okulda matematik dersinde çok başarılı olan kızlar bile, yaşları büyüdüğünde kariyer olarak bilim veya mühendislikten ziyade sosyal bilimler alanında çalışmayı seçiyorlar.

Bu durum, kısmen cinsler arasındaki genetik veya doğumsal farklılıklara bağlı ortaya çıktığı kadar kısmen de kızlara dayatılan çevresel faktörlerden kaynaklanıyor. Bu çevresel faktörlerin en başta gelenlerinden biri de çocukların oynadığı oyuncaklar ve model olarak örnek aldıkları karakterler. Bilim adamları, kızların sadece güzellik, bebek ve ev işleri ile kısıtlı oyuncaklara maruz kalmasının ve baskın kadın stereotipi ile büyütülmelerinin uzun vadede zararlı olduğu görüşünde. Kızlara yönelik oyuncaklar genelde kız çocuklarının bilim yerine ağırlıklı olarak dış görünüş, güzellik, kılık kıyafet ve alışverişe odaklanmalarına ve sadece bu aktivitelerle uğraşan baskın kadın prototipiyle erken yaşta özdeşleşmelerine neden oluyor. Kız çocuklarının rol modeli olarak örnek aldıkları karakterler kendilerini kurtaracak bir prensi bekleyen, kendi inisiyatifi olmayan, dış görünüşleri dışında başka bir şeyle çok da ilgilenmeyen aciz karakterler. Bu ortam içinde büyüyen ve bu karakterleri örnek alan kız çocuklarının girişken, kendi ayaklarının üzerinde durabilen, bilim ve teknolojiye meraklı bireyler olması biraz zor görünüyor.

Janese Swanson bu durumu çok güzel özetlemiş:

“Erkekler doktor olurken, kızlar hemşire oluyor; erkekler futbol oyuncusu iken, kızlar amigoluk yapıyor. Erkekler yeni icatlar yaparken, kızlar icat edilen cihazları kullanıyorlar.Erkekler tamirat yaparken, kızlar bozulan şeylerin tamir edilmesini bekliyor. Erkekler cumhurbaşkanı olurken, kızlara first ladylik düşüyor.”

Anne babaların biraz çaba ve desteğiyle aynı anda hem Darth Vader, hem Prenses olmak mümkün aslında.

Anne babaların biraz desteğiyle prenses prototipini kırmak, hatta aynı anda hem Darth Vader, hem Prenses olmak mümkün.

Bu durumun önüne geçmek ve kız çocuklarına bilim aşkı aşılamak o kadar da zor değil. Elbette, onlar da prenseslerle ve bebeklerle zaman zaman oynamalı. Ama kimi zaman da erkek çocuklara yönelik olduğu düşünülen mekanik oyuncaklarla etkileşime geçmeli, manikür setlerini bir kenara atıp biraz da deney setleri ile oynamalı ya da arada Barbie’leriyle oynamaya ara verip, üç boyutlu düşünce ve tasarım yetilerini geliştiren oyuncaklara yöneltilmeliler.

Gelecek nesillerde bilim ve teknoloji işle uğraşan kadın sayısını artırmak bu günkü anne  ve babaların elinde. Bunu yapmanın yolu ise bilim ve teknolojiyle küçük yaşta tanışan kız çocukları yetiştirmekten geçiyor.

 Kaynaklar: