Dinoproston

Tanım, sınıflandırma ve farmasötik formlar

Dinoproston, doğal prostaglandin E₂ (PGE₂) ile özdeş bir endojen lipit mediyatördür ve obstetrikte servikal olgunlaştırma ve doğum eylemini başlatma amacıyla kullanılan uterotonik ajanlar sınıfında yer alır. Klinik uygulamada vajinal insert (ör. Propess®), vajinal tablet (ör. Prostin E2®) biçimlerinde yaygın olarak bulunur; bazı ülkelerde ayrıca vajinal jel ve vajinal fitil/pessar formları mevcuttur. Düzenleyici onay geçmişi 1980’lerin ortasına uzanır ve pek çok ülkede 1986’dan beri obstetrik kullanım için ruhsatlıdır.

Formülasyonlar arasında uygulama tekniği ve farmasötik teknoloji farklılıkları vardır:

  • Vajinal insert: Kontrollü salım sağlayan polimer matriks içinde PGE₂ içerir; gerektiğinde hızlıca çıkarılabilmesi, dozun “kesilebilir” olması ve hem anne hem fetüs izleminde güvenlik için pratik avantaj sunar.
  • Vajinal tablet (pessar): Vajina arka fornikse yerleştirilen ve lokal çözünerek etki gösteren katı dozaj şeklidir; tek doz veya tekrarlı uygulama protokollerinin parçası olabilir.
  • Vajinal jel: Servikse yakın bölgeye jelatinöz formda uygulanır; farmakoteknik olarak kolay yayılım ve lokal maruziyet hedeflenir.
  • Vajinal fitil/pessar: Bazı sağlık sistemlerinde tarihsel veya lojistik nedenlerle tercih edilen alternatif katı dozaj şeklidir.

Tüm formlar yalnızca sağlık kuruluşunda, obstetrik izlem ve acil müdahale olanakları mevcutken uygulanmalıdır.


Etki mekanizması: servikste biyofiziksel olgunlaşma ve miyometriyal uyarılabilirlik

Dinoprostonun klinik etkisi, hem servikal dokuda olgunlaşma hem de miyometriyumda kasılma aktivitesi üzerinden iki eksende anlaşılır:

  1. Servikal olgunlaşma (ripening): PGE₂; servikste kolajen liflerinin çapraz bağlanmasını azaltır, kolajenaz/metaloproteinaz aktivitesini ve glikozaminoglikan (özellikle hyaluronan) içeriğini artırır. Bu, serviksin su içeriğini ve yumuşaklığını yükselterek kısalmasını ve açıklığını kolaylaştırır. Hücresel düzeyde fibroblast-benzeri stromal hücrelerde prostaglandin reseptörleri (EP alt tipleri) üzerinden sinyalleme, servikal matriksin yeniden düzenlenmesini hızlandırır.
  2. Uterin aktivite: PGE₂, miyometriyumda EP1/EP3 ağırlıklı yolaklar üzerinden hücresel Ca²⁺ girişini ve aktin-miyozin etkileşimini artırarak kasılma üretir; gap junction (özellikle connexin-43) ekspresyonunun artmasıyla elektriksel eşgüdüm güçlenir. EP2/EP4 aracılı gevşetici etkiler dokular arası dağılıma göre değişmekle birlikte, gebeliğin son döneminde net etki kasılma eğilimidir.

Bu çift yönlü etki, Bishop skoru düşük olan olgularda servikal olgunlaşma ile doğum indüksiyonunun başarı şansını yükseltir; aynı zamanda aşırı uyarılma olasılığı nedeniyle yakın fetal-maternal izlem gerektirir.


Farmakokinetik ve farmasötik özellikler

Vajinal yolla uygulanan dinoproston lokal yüksek doku maruziyeti ve düşük sistemik düzeyler hedefler. Sistemik dolaşıma geçen fraksiyon, karaciğer ve akciğerlerde hızlı enzimatik yıkıma uğrar; dolaşımdaki yarı ömrü dakikalar mertebesindedir. Kontrollü salım insert yapıları, belirli bir hızda sürekli salınım sağlayarak öngörülebilir farmakodinamik profil ve gerektiğinde derhal çıkarılabilme avantajı sunar. İlacın soğuk zincirde saklanması (genellikle buzdolabı ısısı) birçok hazırlayıcı için standart lojistiktir.


Endikasyonlar ve klinik kullanım prensipleri

  • Endikasyonlar: Term veya terme yakın gebeliklerde (örn. post-term, preeklampsi/hipertansiyon, oligohidramniyos, anne/fetüs endikasyonları vb. uygun klinik bağlamda) servikal olgunlaştırma ve doğum indüksiyonu. Endikasyon kararı, servikal durum, obstetrik öykü ve anne-fetüs risk dengesi gözetilerek verilir.
  • Uygulama: Preparat vajinanın arka forniksine yerleştirilir. Uygulama öncesi ve sonrası sürekli veya aralıklı fetal kalp atımı (CTG) ve uterin aktivite izlemi esastır.
  • Diğer uterotoniklerle birlikte kullanım: Dinoproston uygulanırken eşzamanlı oksitosin verilmemelidir. Oksitosin gereksinimi doğarsa, dinoprostonun etkisinin kesildiğinden emin olmak ve uygun aralık tanımak gerekir; bu aralık protokole ve forma göre değişir ve klinik ekibin kılavuzlarına göre yönetilir.
  • Gerektiğinde çıkarma: Vajinal insert kullanılıyorsa hiperstimülasyon (örn. taşisistol veya anormal deselerasyonlarla birlikte hipertonisite) geliştiğinde ya da endikasyon ortadan kalktığında derhal uzaklaştırılabilir.

Kontrendikasyonlar ve dikkat gerektiren durumlar

Kesin kontrendikasyonlar (örnekler):

  • İlaca veya prostaglandinlere karşı aşırı duyarlılık.
  • Acil doğum gerektiren ve indüksiyon beklemenin uygun olmadığı fetal durumlar.
  • Açıklanamayan vajinal kanama veya plasental yerleşimle uyumsuz kanama şüphesi.
  • Anormal fetal geliş pozisyonları (örn. transvers geliş), belirgin sefalopelvik uyumsuzluk.
  • Aktif uterin enfeksiyon veya şüpheli koryoamniyonit (kılavuz ve klinik bağlam belirleyicidir).
  • Önceki uterus cerrahisi (özellikle klasik tip sezaryen dâhil) veya uterin rüptür riski yüksek durumlar: Birçok kılavuz, dinoprostonu önceki sezaryen öyküsünde kaçınılması gereken ajanlar arasında listeler.

Dikkat gerektiren durumlar:

  • Çoklu gebelikler, polihidramniyos, ileri maternal yaş, uterin aşırı distansiyon olasılığı.
  • Kardiyovasküler instabilite eğilimi, ciddi astım veya göz içi basıncıyla ilgili durumlarda bireyselleştirilmiş risk değerlendirmesi (prostaglandin sınıf etkileri göz önünde bulundurularak).
  • Fetal büyüme geriliği ve sınırda rezerv durumlarında yoğun CTG izlemiyle uygulama.

İlaç etkileşimleri ve klinik izlem

  • Oksitosin: Eşzamanlı kullanım önerilmez. Seri indüksiyon stratejilerinde ajanlar arasında wash-out aralığı bırakılır.
  • Diğer uterotonikler ve tokolitikler: Gerektiğinde hiperstimülasyon yönetimi için tokolitikler (ör. kısa etkili β₂-agonistler) kullanılabilir; bu, sahadaki acil eylem planlarının parçasıdır.
  • Analjezi/analjeziye etkisi: Epidural analjezi varlığı dinoprostonun servikal etkisini ortadan kaldırmaz; ancak ağrı yönetimi protokolü, uterin aktivite ve maternal hemodinamiklerle uyumlu planlanır.

İstenmeyen etkiler ve güvenlik profili

Fetal/uterin ilişkili:

  • Fetal sıkıntı, fetal kalp hızı değişiklikleri (geç/tekrarlayan deselerasyonlar, varyabilite azalması, taşikardi/bradikardi).
  • Anormal uterus kasılmaları: Taşisistol (>10 dk’da ≥5 kasılma), hipertonisite (kasılmalar arasında tonus kaybının olmaması) ve bunlara bağlı hipoksi riski.
  • Mekonyum pasajı ve doğum eylemi dinamiklerinde düzensizlikler (klinik bağlamda değerlendirilir).

Maternal:

  • Vajinalda sıcaklık/yanma hissi, baş ağrısı, sırt ağrısı.
  • Bulantı, kusma, ishal, ateş (prostaglandinlerin pirojenik etkisiyle ilişkili).
  • Daha nadiren hipotansiyon/hipertansiyon epizodları, titreme, halsizlik.
  • Yüksek riskli uterusta (özellikle skarlı) nadiren uterus rüptürü; bu nedenle öyküye duyarlı hasta seçimi esastır.

Yönetim ilkeleri:

  • Sürekli CTG izlemi ve klinik değerlendirme temel standarttır.
  • Hiperstimülasyon veya fetal sıkıntı bulgularında insertin çıkarılması ve gerekli ise tokoliz yönetimi.
  • Postpartum süreçte kanama ve uterin tonus değerlendirmesi.

Formülasyonlar arası karşılaştırmalı özellikler

  • Insert vs jel/tablet: Insertin en belirgin üstünlüğü geri alınabilir oluşu ve kontrollü salım sayesinde daha öngörülebilir maruziyet profilidir. Jel ve tablet uygulanması operatör tekniğine ve lokal dağılıma daha duyarlıdır.
  • Başarı ve zaman-metriği: Servikal olgunlaşma ve doğuma kadar geçen süre; başlangıç Bishop skoruna, pariteye ve obstetrik bağlama göre geniş değişkenlik gösterir. Çalışmalar genellikle dinoprostonun mekanik yöntemlere göre daha fazla farmakolojik izlem gerektirdiğini, ancak uygun hasta seçimiyle vajinal doğum olasılığını artırabildiğini bildirmiştir.
  • Güvenlik: Tüm farmasötik şekillerde temel risk uterin hiperstimülasyon olup, insertin hızlı çıkarılabilmesi pratik bir emniyet supabı sağlar.

Uygulama, saklama ve lojistik

Dinoproston preparatları çoğunlukla soğuk zincirde muhafaza edilir ve tek hasta/tek kullanım prensibiyle uygulanır. Uygulama yalnızca doğum eylemini izleyebilen ve acil sezaryen dâhil müdahale kapasitesi olan merkezlerde yapılmalıdır. Uygulama öncesi bilgilendirilmiş onam, indüksiyon endikasyonunun belgelenmesi ve alternatiflerin (mekanik dilatasyon, oksitosin stratejileri vb.) tartışılması iyi klinik uygulamanın parçasıdır.


Klinik karar verme bağlamı

Dinoproston seçimi; gebelik yaşı, servikal durum, obstetrik öykü (özellikle önceki uterin cerrahi), anne-fetüs risk profili ve kurumsal protokollerle belirlenir. Alternatifler arasında mekanik yöntemler (balon kateter), diğer prostaglandinler (ör. misoprostol; ülkeye ve merkeze göre değişen protokoller) ve oksitosin yer alır. Klinik ekip, her seçenek için fayda–risk dengesini ve izlem gereksinimlerini göz önünde bulundurur.


Keşif

Vajinaya yerleştirilen küçük bir insertin arkasında, neredeyse bir asra yayılan bir bilim ve keşif öyküsü yatar. Bu öykünün kahramanları yalnızca doğumhanedeki hekimler değil; aynı zamanda sıçan uterus şeritlerini titreten ilk damlaları gözleyen fizyologlar, kloroform kokulu odalarda viskoz özleri ayıran biyokimyacılar, karbon zincirlerini inatla birleştiren sentetik kimyagerler, hücre zarındaki taşıyıcıları yakalayan moleküler biyologlar ve klinik protokol satırları arasına güvenlik sınırlarını işleyen ebeler ve hemşirelerdir.

İlk İmler: Uterusu “Hareketlendiren” Gizemli Unsur (1930’lar)

1930’da İsviçre–ABD hattında çalışan iki araştırmacı, Siegfried Kurzrok ve Charles Lieb, insan semeninin izole uterus preparatlarında güçlü kasılmalar tetiklediğini gösterdiklerinde, henüz “prostaglandin” kelimesi yoktu. Yakında İsveçli Ulf von Euler, bu biyolojik etkinin ardındaki yağ türevli mediyatörleri semenden ayırıp karakterize etmeye girişti ve 1930’ların ortasında bu maddelere “prostat bezi”ne atfen prostaglandin adını verdi. İsim yanıltıcıydı; çünkü ileride anlaşılacaktı ki bu bileşikler yalnız prostattan değil, çok sayıda dokudan salınıyordu. Yine de ad, bilimin sözlüğüne kazındı ve “görünmez ama güçlü yerel hormonlar” fikri bir çekirdek gibi yerleşti.

Kimliğin İnşası: Yapı–İşlev Haritası ve E-Serisinin Doğuşu (1950–1960’lar)

Savaş sonrası kimyanın altın çağında, İsveç’te Sune Bergström ve öğrencisi Bengt Samuelsson, yağ asidi kökenli bu mediyatörlerin yapı ve alt sınıflarını adım adım çözdüler. E-serisi ve F-serisi ayrımı, 5 üyeli siklopentan halkasındaki fonksiyonel grupların konumuna dayandırıldı; Prostaglandin E₂ (PGE₂) ise —klinikte “dinoproston” adıyla bildiğimiz molekül— iki çifte bağa sahip, C-9’da keton grubu taşıyan özgül bir kimyasal portre kazandı. Aynı yıllarda İngiltere’de John Vane, bu sınıfın enzimatık üretiminde kilit olan siklooksijenaz (COX) yolunu ve nonsteroid antiinflamatuvarların bu yolu nasıl bastırdığını deneysel olarak sergileyerek, prostaglandin biyolojisini fizyopatolojiyle köprüledi. Bu üç ismin çabaları 1982’de Nobel’le onurlandırıldığında, PGE₂/dinoproston artık “adı, soyadı ve adresi belli” bir mediyatördü.

Molekülden İlaca: Toplam Sentezler, Saflaştırmalar ve İlk Klinik Maceralar (1960’lar–1970’ler)

Doğal kaynaklardan miligram ölçeklerde ayırmak, farmasötik bir gelecek için yeterli değildi. Organik sentezde E. J. Corey ve çağdaşları, prostaglandinlerin ilk toplam sentez rotalarını kurarak endüstriyel ölçekte erişimi mümkün kıldılar. Böylece “biyolojik öz”den “tekrarlanabilir molekül”e geçildi. Obstetrik klinikler, deneysel fizyolojinin işaret ettiği uterotonik ve servikal olgunlaştırıcı etkiyi dikkatli protokollerle sınamaya başladılar. Vajinaya yerel uygulama fikri, servikste zengin reseptör ekspresyonu ve ekstrasellüler matriks üzerinde güçlü “yumuşatma” etkisi nedeniyle hızla benimsendi. İlk dalga formülasyonlar vajinal jel ve vajinal tablet/pessar biçiminde sahneye çıktı; “Prostin E2®” gibi ticari adlar, doğum salonlarının standart sözlüğüne girdi.

Mekanizmanın Derinleşmesi: Reseptörler, Enzimler ve Servikal Biyofizik (1970’ler–1990’lar)

Dinoprostonun etkisi yalnızca “uterusu kasar” ifadesine sığmıyordu. Servikste kolajen liflerinin çapraz bağlarını gevşeten ve hyaluronan içeriğini artıran bir yeniden yapılanma başlattığı; MMP-2/MMP-9 gibi matriks metalloproteinazların düzenlenmesine aracılık ettiği anlaşıldı. Miyometriyumda EP1/EP3 ağırlıklı reseptörler üzerinden Ca²⁺ sinyallemesini yükseltirken, EP2/EP4 aracılı gevşeme yolakları dokuya ve gebelik evresine göre farklı dengeler kuruyordu. Upstream’de, membran fosfolipitlerinden türeyen arşidonik asit COX-1/COX-2 ile PGH₂’ye, oradan PGE sentaz izoenzimleriyle PGE₂’ye dönüştürülüyordu. Downstream’de ise hücre zarı boyunca akı, SLCO2A1 (PGT) taşıyıcısı ve MRP4 (ABCC4) gibi dışa akım pompalarıyla incelikli bir farmakokinetik–farmakodinamik örgü örüyordu. Bu moleküler harita, hem etkinlikle güvenliği dengeleyen klinik kararların hem de yeni formülasyonların pusulası hâline geldi.

Doğumhanenin Sessiz Dönüşümü: Protokoller, Formülasyonlar ve Geri Alınabilirlik (1990’lar–2000’ler)

Klinik pratikte en kritik mesele, hiperstimülasyon riskini azaltırken olgunlaşmayı güvenle başarmaktı. Burada dönüm noktası, kontrollü salım ve “geri alınabilirlik” fikrinin tek bir formda birleştiği vajinal insert tasarımı oldu. Lif benzeri polimer matriks içinde yerleşik dinoproston, saatlere yayılan öngörülebilir bir salım profili sunuyor; fetal distres ya da taşisistol saptandığında insertin ipinden çekilerek derhal çıkarılması mümkün oluyordu. Avrupa’da Propess®, ABD’de eşdeğeri olan Cervidil® gibi adlarla tanınan bu teknoloji, doğum indüksiyonu lojistiğini yeniden biçimlendirdi. Geleneksel Prostin E2® tablet/fitil ve jel formülasyonları ise, kurumların deneyimi ve hasta özelliklerine göre önemini korudu. Pek çok ülkede dinoproston obstetrik endikasyonlarla 1980’lerin ortasından itibaren ruhsatlıydı; yerel kılavuzlar ve kurum içi protokoller, oksitosin ile ardışık kullanımda “wash-out” aralığını, izlem sıklığını ve acil müdahale eşiklerini ayrıntılandırdı.

Klinik Adapta­syonun İncelikleri: Kimi, Ne Zaman ve Nasıl?

Dinoproston, özellikle Bishop skoru düşük olgularda servikal olgunlaşmayı hızlandırarak vajinal doğum şansını artırdı. Çoklu gebelik, önceki uterin skar, büyüme geriliği, sınırda plasental rezerv gibi zorlu durumlarda ise karar verme, yalnız etkinlik değil güvenlik marjı üzerinden yürüdü. İzlemde CTG standartlaştı; hiperstimülasyon eşiği (ör. 10 dakikada ≥5 kasılma) ve hipertonisite tanımları, sahada ortak bir dil yarattı. Maternal yan etkiler —ateş, bulantı, baş ağrısı, vajinal sıcaklık hissi— çoğunlukla yönetilebilir kalırken, nadir ama ciddi olayların önlenmesi erken fark et–erken kes stratejisiyle mümkün oldu.

“Keşif”in İkinci Baharı: Hücreden Dokuya, Organoidlerden Algoritmalara (2010’lar–Günümüz)

Güncel araştırma cephesi, keşfi yeniden laboratuvar tezgâhına ve bilgisayar ekranına taşıyor:

  • Reseptör Seçiciliği ve Mikrofarmakoloji: EP alt tiplerine seçici modülasyonla, servikste “olgunlaştır–kasılmayı abartma” dengesini iyileştirme arayışları sürüyor. EP3 parsiyel agonist/antagonist profilleri ve biased agonizm konsepti, etkinliği korurken hiperstimülasyonu sınırlama umudu taşıyor.
  • Taşıyıcılar ve Doku Dağılımı: PGT (SLCO2A1)’ın ve MRP4’ün serviks ve miyometriyumdaki dağılım paternleri, lokal konsantrasyonları belirleyen görünmez musluklar gibi çalışıyor. Bu eksende farmakogenomik varyantların yanıtı öngörmede kullanılabileceğine dair veriler birikiyor.
  • Servikal Doku Mühendisliği: İnsan servikal stromasından türetilen 3B organoidler ve ex vivo doku halkaları, PGE₂’nin MMP, hyaluronan sentaz ve gap junction dinamiklerine etkisini gerçekçi bir mikroçevrede izlemenin yolunu açıyor. İnflamatuvar sitokinlerle çapraz konuşma (ör. IL-1β, TNF-α) üzerinden “fizyolojik inflamasyon” penceresi nicel olarak tanımlanıyor.
  • Dağıtım Sistemleri: Bioeriyebilir hidrojeller, mikroiğne yaması benzeri lokal sistemler ve akıllı insert konseptleri (sensör entegreli, gerektiğinde salımı kesen tasarımlar) prototip düzeyinde sınanıyor. Amaç, doz kişiselleştirmesi ve ani kesilebilirlik özelliklerini aynı gövdede toplamaya devam etmek.
  • Klinik Veri Bilimi: Makine öğrenmesi ve derin ağlar, CTG izlerinden hiperstimülasyon ve fetal distres riskini erken uyarı ile işaretlemeyi hedefliyor; dinoproston uygulamasına özgü desenleri yakalayan modeller, protokollere “dinamik ayar” önerileri getirmeye başladı.
  • Birlikte Stratejiler: Mekanik yöntemlerle (ör. balon kateter) kombine yaklaşımlar, uygulama sırasını ve zamanlamayı optimize etmeye çalışan randomize çalışmalarla karşılaştırılıyor; hedef, müdahale sayısını ve anne–bebek stresini azaltırken doğum süresini kısaltmak.
  • Eşitlik ve Erişim: Farmakolojik indüksiyonun sonuçlarında BMI, parite, yaş ve etnik köken gibi değişkenlerin rolü daha ayrıntılı inceleniyor; sağlık sistemleri arası farkların azaltılması için standartlaştırılmış izlem ve hasta tercihlerinin karar ağacına entegrasyonu öne çıkıyor.

Adlar, Aşamalar ve Süreklilik

Bu hikâyede “keşif” bir defaya mahsus bir iş değildir; her kuşak öncekinin haritasına yeni bir katman ekler. Siegfried Kurzrok ve Charles Lieb, organ banyosundaki ilk dalgayı görerek kapıyı araladılar. Ulf von Euler, ismi verdi ve biyolojik etkiyi kimyanın konusu hâline getirdi. Sune Bergström ve Bengt Samuelsson, E-serisini teşhis edip yolakları çizdiler; John Vane, bu yolakları klinik farmakolojiye bağladı. E. J. Corey ve dönemin sentetik kimyagerleri, molekülü laboratuvarda yeniden kurup endüstriyel üretimin eşiğini açtılar. Obstetrik klinisyenler ve ebeler, bu molekülü doğumhanenin rutinine, önce jel ve tablet/pessar, sonra kontrollü salımlı insert halinde yerleştirdiler. Üretici ekipler —Prostin E2®’nin arkasındaki endüstriyel miras, Propess®/Cervidil®’in kontrollü salım teknolojisi— formülasyonu güvenlik kültürüyle birleştirdiler. Moleküler biyologlar taşıyıcıları, doku mühendisleri organoidleri, veri bilimciler CTG’nin ince desenlerini keşfederek hikâyeyi bugünlere taşıdılar.

Dinoprostonun Güncel Anlamı

Bugün dinoproston; doğumu başlatmanın “tek ilacı” değil, çok disiplinli bir kararın farmakolojik ayağıdır. Servikal biyolojinin fizyolojik inflamasyon penceresini nazikçe aralayan, eşik aşıldığında ise geri çekilebilen bir araçtır. Keşif, artık yalnız bir molekülün bulunması değil; doğru hastada, doğru zamanda, doğru doz ve doğru formülasyonla güvenli bir deneyimin birlikte tasarlanmasıdır.



İleri Okuma
  1. Kurzrok, S., & Lieb, C. (1930). The biological activity of human semen. Proceedings of the Society for Experimental Biology and Medicine, 28, 268–272.
  2. Euler, U. S. von (1936). On the specific vaso-dilating and plain muscle stimulating substances from accessory genital glands in man and certain animals. Journal of Physiology, 88, 213–234.
  3. Bishop, E. H. (1964). Pelvic scoring for elective induction. Obstetrics & Gynecology, 24(2), 266–268.
  4. Karim, S. M. M., & Devlin, J. (1967). Prostaglandin-induced cervical ripening and labour induction. Journal of Obstetrics and Gynaecology of the British Commonwealth, 74(2), 230–244.
  5. Corey, E. J., et al. (1969–1973). Total synthesis of prostaglandins. Journal of the American Chemical Society.
  6. Embrey, M. P., & Mollison, B. G. (1971). The unfavourable cervix and induction of labour using a cervical balloon. Journal of Obstetrics and Gynaecology of the British Commonwealth, 78(7), 673–681.
  7. Vane, J. R. (1971). Inhibition of prostaglandin synthesis as a mechanism of action for aspirin-like drugs. Nature, 231, 232–235.
  8. Bergström, S., & Samuelsson, B. (1963–1965). Prostaglandins and related factors: structure and metabolism series. Acta Chemica Scandinavica; Journal of Biological Chemistry.
  9. Calder, A. A. (1977). The cervix and the onset of labour. British Medical Bulletin, 33(2), 145–150.
  10. Keirse, M. J. N. C. (1983). Prostaglandins in preinduction cervical ripening: Meta-analytic evidence. European Journal of Obstetrics & Gynecology and Reproductive Biology, 15(4), 223–234.
  11. American College of Obstetricians and Gynecologists (1999). Induction of labor. Practice Bulletin No. 10.
  12. Hofmeyr, G. J., et al. (2003). Vaginal prostaglandin (PGE₂ and PGF₂α) for induction of labour at term. Cochrane Database of Systematic Reviews, (3), CD003101.
  13. Hofmeyr, G. J., et al. (2003, 2010 güncellemeleriyle). Vaginal prostaglandin for induction of labour. Cochrane Database of Systematic Reviews.
  14. National Institute for Health and Care Excellence (NICE) (2008). Inducing labour (CG70).
  15. Wing, D. A., & Sheibani, L. (2010). A critical review of controlled-release dinoprostone for cervical ripening and labour induction. Drugs, 70(6), 743–764.
  16. World Health Organization (2011). WHO recommendations for induction of labour.
  17. Jozwiak, M., & Dodd, J. M. (2013). Methods of induction of labour: A systematic review. BMC Pregnancy and Childbirth, 13, 84.
  18. Middleton, P., Shepherd, E., & Crowther, C. A. (2018; updated 2020). Different methods for induction of labour. Cochrane Database of Systematic Reviews, CD003316.
  19. American College of Obstetricians and Gynecologists (ACOG) (2019). Induction of Labor. Practice Bulletin (induction update).
  20. National Institute for Health and Care Excellence (NICE) (2021). Inducing labour: updated guideline.
  21. Ferring, Pfizer ve ilgili üretici bilgi dokümanları (ürün özellikleri özetleri; dinoproston vajinal insert, tablet, jel; farklı ülkelerde güncel SmPC/PI sürümleri).