Sodyum karbonat kapsülleri havayı temizleyecek

Atmosferdeki sera gazlarını azaltacak teknolojiyi, belki de çok uzaklarda aramaya gerek yoktur. Yapılan araştırmalara göre, kabartma tozunun ana maddesi olan sodyum karbonattan yapılmış mikrokapsüllerle havadaki karbondioksiti hapsetmek mümkün olacak.

Illionis Üniversitesi ve Harvard Üniversitesi’nden bilim insanlarının, Lawrance Livermore Ulusal Laboratuvarı’nda çalışan bilim insanlarıyla ortaklaşa yürüttükleri bir çalışma sonucunda geliştirdikleri yüksek geçirgenlik özelliğine sahip sodyum karbonat kapsüller, karbondioksiti emme özelliğine sahip.

Bu kapsüller, daha öncesinde, ilaçların kontrollü salınımında, besinlere aroma katmakta ve kozmetik sektöründe kullanılıyordu. Karbondioksiti emme özelliği keşfedilen kapsüller, karbondioksiti atmosferden uzaklaştırmakta kullanılan diğer alternatiflerine oranla, çevreye daha az zarar veriyor.

Teknolojik açıdan hedefe yönelik olduğu düşünülen soydum karbonat kapsülleri, alternatiflerinin aksine sadece karbondioksit ile tepkimeye giriyor.

Diğer geleneksel yöntemlerin aksine kapsüllerin bir diğer özelliği de, yüzey alanı geniş olduğu için emme potansiyelinin yüksek olması. Araştırmacılar, bu yenilikçi yöntemin doğal gaz ve kömür ile çalışan tesislere uygulanarak, hava kirliliğinin önüne geçebileceğini, hatta çelik ve beton sektöründen atmosfere salınan karbondioksiti de engelleyebileceğini umut ediyor.

Kaynak:

  • GaiaDergi
  • Nature World News
  • John J. Vericella, Sarah E. Baker, Joshuah K. Stolaroff, Eric B. Duoss, James O. Hardin IV, James Lewicki, Elizabeth Glogowski, William C. Floyd, Carlos A. Valdez, William L. Smith, Joe H. Satcher Jr., William L. Bourcier, Christopher M. Spadaccini, Jennifer A. Lewis & Roger D. Aines Encapsulated liquid sorbents for carbon dioxide capture Nature Communications 6, Article number: 6124 doi:10.1038/ncomms7124 Received 07 June 2014 Accepted 17 December 2014 Published 05 February 2015

Doğa Manzarası Öğrencilerin Performanslarını Artırıyor

University of Illinois’den araştırmacıların yürüttüğü yeni bir çalışmaya göre lise öğrencileri, penceresiz ya da penceresi binaları gören sınıflara kıyasla yeşil bir çevreyi gören pencerelere sahip sınıflarda daha iyi sınav performansı gösteriyorlar.

Araştırmacıların bulgularına göre; sınıf pencerelerinden dışarıdaki yeşil doğa manzarasını gören öğrenciler, dikkat gerektiren testlerde daha iyi performanslar gösteriyorlar ve stresten daha uzak kalıyorlar. University of Illinois peyzaj mimarlığı bölüm başkanı William Sullivan’ın belirttiğine göre yapılan bu araştırma, öğrencilerin performansları ile doğa manzarasını gören pencerelere sahip sınıflar arasındaki ilişkiyi ortaya koyan ilk çalışmaolma özelliğini taşıyor. Araştırmanın bulguları basılı olarak Landscape and Urban Planning dergisinde nisan 2016 da yayımlanacak, fakat makaleye şu anda online olarak da erişilebiliyor.

Araştırmada öğrencilerin dikkat kapasitelerinin yeşil doğa manzarasına sahip sınıflarda %13 arttığı belirtiliyor. Bu bulgular, okullar için uygulanan politikalarda bazı değişimlere yol açabilir.

Bilim insanları yaptıkları çalışmaya, Illinois şehir merkezindeki 5 farklı okuldan 94 lise öğrencisini dahil ettiler. Öğrenciler daha önceden tasarlanmış 3 farklı sınıfa rastgele yerleştirildiler. Bu sınıflardan birisi penceresizdi, bir diğeri binaları görüyordu ve üçüncü sınıf da yeşil bir manzaraya sahipti. Sınıfların tamamında aynı mobilyalar vardı, aynı boydalardı ve aynı şekilde düzenlenmişlerdi.

Araştırmada öğrenciler ayrı ayrı bireysel deneylere tabi tutuldular. Bu deneyler kapsamında; redaksiyon egzersizi, konuşma ve mental matematik egzersizleri 30 dakika boyunca öğrencilere uygulandı. Bu aktiviteleri takiben, öğrencilere dikkat testi yapıldı ve sonrasında 10 dakika ara verildi. Bu aranın sonrasında öğrencilere yeninden bir dikkat testi yapıldı. Bu dikkat testleri sırasında öğrencilerin duydukları sayıları aynı sırayla ve tam tersinden tekrarlamaları istendi.

Bütün bu deneyler sırasında da öğrencilere takılan sensörlerle kalp atışları, deri sıcaklıkları ve derilerinin nem oranına bakılarak stres seviyeleri ölçüldü. Öğrencilere ayrıca araştırma sırasında ve sonrasında verilen anketlerle zihinsel yorgunluklarını ve stres seviyelerini değerlendirmeleri istendi.

Araştırmanın bulgularına göre, verilen 10 dakikalık aranın sonrasında yeşil doğa manzarasına sahip sınıflarda olan öğrencilerin performansları %13 arttı. Penceresiz ve binaları gören sınıflarda deneylere tabi tutulan öğrencilerin ise performanslarında herhangi bir istatistiksel fark gözlemlenmedi.

Benzer şekilde, yeşil doğa manzaralı sınıflardaki öğrenciler verilen aradan sonra diğer sınıflardaki öğrencilere kıyasla stresten daha iyi uzaklaştıkları görüldü. Araştırmadaki ilginç bulgu ise, doğa manzarasının çocukların performansına ara vermeden önce herhangi bir etkisinin olmaması.

Dikkat Toplama Teorisi (Attention Restoration Theory)

Araştırmacılar hipotezlerini Dikkat Toplama Teorisi (Attention Restoration Theory) ile sonuçlandırıyorlar. Rachel ve Stephen Kaplan tarafından 1980 yılında geliştirilen bu teoriye göre; bir kişi bir göreve odaklanırken çevresel ya da düşüncesel dikkat dağıtıcı faktörleri uzaklaştırıp dikkat toplamak için bunlarla mücadele etmesi gerekiyor. Bunu gerçekleştirdiğinde de yorgunluk ve bir süre sonra da zihinsel olarak tükenmişlik hissediliyor.  Bu kişi odaklanmayı durdurduğu zaman, dikkati istemsiz şekilde belirli şeylere kayıyor- kamp ateşi, bir şelale ya da bir yavru köpek gibi… Bu şeylere odaklanmak herhangi bir çaba gerektirmiyor ve teorinin önermesine göre bunu yapmak beynin dinlenmesine ve tekrar dikkatini toplama yeteneğini eski haline getirmesine olanak sunuyor.

Bu konuyu deney üzerinden ele alacak olursak, öğrenciler dikkatlerini yapmak zorunda oldukları aktiviteler üzerinde topladılar. Verilen ara süresince de, eğer bulundukları sınıfın yeşil bir manzarası varsa dikkatleri istemsizce dışarıdaki manzaraya kaydı ve bu da mental enerjilerini restore etmelerini sağladı. Aynı şekilde, doğa manzarasına bakmak stresten uzaklaşmayı da sağladığından öğrencilerin performanslarında %13 gibi kayda değer bir artış sağlandı.

 


Kaynak:

  1. Bilimfili,
  2. University of Illinois at Urbana-Champaign. (2016, January 22). A green view through a classroom window can improve students’ performance. ScienceDaily. Retrieved January 30, 2016 from 

ABD, doğaya ciddi zararlar veren kozmetik maddesini yasaklıyor

Kişisel bakım ürünlerinde bulunan mikro taneciklerin su kaynaklarına zarar verdiğinin tespit edilmesi ABD’deki politikacıları harekete geçirdi.

Kozmetik sektöründe yayın bir şekilde kullanılan peeling etkili ürünleri marketlerde bulmak yakın zamanda zorlaşacak. ABD Başkanı Obama ve meclis, cilt bakım ürünlerinde bulunan ve cildinize sağlıklı bir parlaklık ya da dişlerinize beyazlık sağladığı iddia edilen mikro plastik tanecikleri yasaklayan bir yasa tasarısına imza attı.

Mikro Plastik Tanecik 3

Bilim insanları ve çevreciler, mikro taneciklerin yarattığı tehlikeleri son birkaç yıldır dile getiriyor. Lavabodan akan mikro plastik taneciklerin yolu genellikle göllerde, okyanuslarda ve diğer su kaynaklarında son buluyor. Doğada parçalanması için yüzlerce yıl gereken ve suda yolculukları boyunca toksinlerle kaplanan bu tanecikleri, kuşlar ve deniz canlıları besin olarak tüketebiliyor. Ayrıca bu plastik tanecikler tarım alanlarında kullanılan gübrelere de karışabiliyor. Araştırmacılar, her gün kabaca 800 trilyon mikro taneciğin su kaynaklarına karıştığını ya da kanalizasyonlarda toplandığını tahmin etmekte. Sadece bir şişe yüz yıkama jeli bile 1,4 milyon tanecik ihtiva edebiliyor.

ABD’deki birkaç eyalet şimdiden mikro tanecikleri yasaklayan yasa tasarısını onayladı. Yasa tasarısı, üretici firmaların ürünlerinden kürecikleri 2017 yılına kadar aşama aşama kaldırmasını gerektiriyor. Unilever ve Johnson & Johnson gibi büyük firmalar, yasa tasarısı henüz ortaya çıkmadan önce de mikro tanecikli ürün üretimini yavaş yavaş azaltmaya çalışıyordu, belki de zorunlu uygulamaların kapıda olduğunu sezmişlerdi.

mikro tanecikli jel

ABD dışında ise durum biraz farklı. Avrupalı kozmetik ve kişisel bakım üreticilerini temsil eden Cosmetics Europe, 2015 yılında üye firmalarına yüz yıkama jellerinde ve bakım ürünlerinde mikro tanecik kullanmamalarını önerdi. Fakat Avrupa genelinde bu öneriyle ilgili henüz herhangi bir adım atılmış değil.

Günümüzde, mikro tanecikler diş macunundan duş jellerine kadar yüzlerce üründe bulunabiliyor. Bu ürünleri özellikle gidip almıyorsanız bile bilmeden kullanıyor olabilirsiniz. Kullandığınız ürünlerin plastik mikro tanecikler içermediğinden emin olmak istiyorsanız, içindekiler kısmında polyethylene, polypropylene ya da acrylates copolymer olmamasına dikkat etmelisiniz.

Plastik mikro tanecikler yerine, bir bakteri türünden üretilen ve doğada çözünebilen biyoplastikler bir seçenek olabilir. Tabii ki bazıları, kayısı çekirdeği gibi doğal alternatiflere dönmeyi tercih edebilir yada tuz, şeker, kum gibi malzemelerle kendi peeling ürününü kendi üretebilir.

Kaynak:

  1. GaiaDergi
  2. Fast Coexist,
  3. Royal Society of Chemistry