Obstetrik Doppler ultrason

Doppler ultrason değerlendirmeleri, obstetrikte önemli bir teşhis aracıdır ve öncelikle göbek atardamarı, fetal aort, fetal beyin ve fetal sağlık ve refahı değerlendirmek için çok önemli olan diğer damarlardaki kan akışını değerlendirmek için kullanılır. Bu değerlendirmeler, plasental ve fetal dolaşım durumunun göstergesi olan kan akışının direncini ve hızını inceleyerek hamilelik sırasındaki çeşitli komplikasyonları tanımlamaya yardımcı olabilir.

Etimoloji ve Tarihsel Gelişim
Doppler ultrasonun arkasındaki prensip, adını 1842’de bu fenomeni öneren Avusturyalı fizikçi Christian Doppler’den alan Doppler Etkisine dayanmaktadır. Doppler ultrasonun gebelikte klinik uygulaması, 1970’lerde fetal ve fetal gelişimi incelemek için kullanıldığında önemli ölçüde gelişmeye başlamıştır. plasenta dolaşımı.

Obstetrikte Doppler Ultrason Değerlendirmeleri
Doppler ultrason, kan akışının yönünü ve hızını ölçmek için ses dalgalarını kullanır. Hamilelikte bu, fetusa besin ve oksijen dağıtımını yansıtan plasenta ve göbek kordonundaki kan akışının değerlendirilmesine olanak tanır.

Obstetride kullanılan ana Doppler ultrason türleri şunlardır:

  • Umbilikal arter Doppler: Plasentadaki kan akışına karşı direnci değerlendirir. Yüksek direnç veya anormal akış plasenta yetmezliğine işaret edebilir.
  • Orta serebral arter (MCA) Doppler: Fetüslerde beyin dolaşımını değerlendirir. Hipoksi nedeniyle değişen fetal kan dağılımını gösterebilir.
  • Ductus venosus Doppler: Kanı göbek damarından alt vena kavaya taşıyan küçük bir damardaki kan akışını analiz eder. Merkezi venöz basıncı ve kalp fonksiyonunu değerlendirmek için faydalıdır.

Doppler Ultrasonla Tespit Edilen Komplikasyonlar

  • Doppler değerlendirmeleri aşağıdakiler gibi çeşitli gebelik komplikasyonlarını tespit etmeye ve yönetmeye yardımcı olabilir:
  • Plasental yetmezlik: Bu durum fetal büyümenin zayıflamasına (intrauterin büyüme kısıtlaması, IUGR) neden olabilir ve ciddi olması durumunda erken doğum veya acil doğumla sonuçlanabilir.
  • Preeklampsi: Doppler, yüksek tansiyona neden olan ve hem anne hem de bebek için ciddi komplikasyonlara yol açabilen bir durum olan preeklampsinin gelişimini öngören uterus arterlerindeki anormal akışı tespit edebilir.
  • Fetal sıkıntı: Anormal Doppler okumaları fetal hipoksiye işaret edebilir ve bu da erken doğum gibi müdahalelere yol açabilir.
  • Kardiyak anomaliler: Doppler ile yapılan fetal ekokardiyografi, fetustaki kalp kusurlarını ve kardiyak aritmileri tespit edebilir.

Kan Akışı Sınıfı Notları

Obstetrik Doppler ultrason bağlamında, derecelendirme sistemi genel olarak aşağıdaki gibi özetlenir:

  • Derece I (Normal): Tüm kardiyak döngü boyunca ileri akış ile normal bir dalga formu gösterir. Bu, plasental yatakta kan akışına karşı düşük direnç olduğunu gösterir ve iyi plasental perfüzyon ve fonksiyona işaret eder.
  • Derece II (Orta): Diyastol sonu akımın azalması veya hiç olmaması ile karakterizedir. Bu durum uteroplasental dolaşımda direncin arttığını gösterebilir ve bu da plasental yetmezliğin geliştiğinin bir işareti olabilir. Daha yakından gözetim gerektirir ancak fetal tehlikenin acil göstergesi olması gerekmez.
  • Derece III (Anormal): Diyastol sonu akımın olmadığını veya tersine döndüğünü gösterir ve ciddi plasental yetmezliği gösterir. Bu derece genellikle intrauterin büyüme kısıtlaması (IUGR), fetal hipoksi veya erken doğum gerektirebilecek diğer kritik durumlar dahil olmak üzere olumsuz sonuçlarla ilişkilidir.

Klinik Önemi

Bu derecelerin anlaşılması ve yorumlanması, özellikle yüksek riskli olarak tanımlanan gebeliklerin yönetiminde çok önemlidir. Anormal Doppler bulguları, daha ciddi komplikasyonları önlemek için izlemenin artırılması, plasental işlevi iyileştirmek için ilaçların uygulanması ve hatta erken doğum gibi müdahaleleri gerektirebilir.

İleri Okuma

  • Mari, G., & Deter, R. L. (1992). “Doppler ultrasound in obstetrics and gynecology.” Springer-Verlag.
  • Arduini, D., & Rizzo, G. (1990). “Normal values of Pulsatility Index from fetal vessels: a cross-sectional study on 1556 healthy fetuses.” Journal of Perinatal Medicine, 18(3), 165-172.
  • Alfirevic, Z., Stampalija, T., & Medley, N. (2017). “Fetal and umbilical Doppler ultrasound in normal pregnancy.” Cochrane Database of Systematic Reviews, Issue 4. Art. No.: CD001450.
  • Bower, S., Bewley, S., & Campbell, S. (1993). “Improved prediction of preeclampsia by two-stage screening of uterine arteries using the early diastolic notch and color Doppler imaging.” Obstetrics & Gynecology, 82(1), 78-83.
  • Alfirevic, Z., Stampalija, T., & Gyte, G. M. L. (2010). “Fetal and umbilical Doppler ultrasound in high-risk pregnancies.” Cochrane Database of Systematic Reviews, Issue 1. Art. No.: CD007529.
  • Gudmundsson, S., & Marsal, K. (1991). “Blood flow velocity waveforms in the fetal descending aorta: an early predictor of fetal outcome in high-risk pregnancies.” Obstetrics & Gynecology, 77(6), 870-874.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Duktus venosus


1. Tanım ve Terminoloji

  • Ductus venosus, fetal dolaşım sisteminin önemli bir parçası olan, küçük fakat kritik işlevlere sahip bir damardır.
  • Terim, Latince “kanal” anlamındaki ductus ve “damarla ilgili” anlamındaki venosus sözcüklerinden türetilmiştir.
  • Anatomi literatüründe, bazen “ductus venosus Arantii” veya “Aranzi’nin duktusu” olarak da anılır.

2. Tarihçe ve Eponim

  • Ductus venosus’un ayrıntılı anatomik tanımı, İtalyan anatomist Julius Caesar Aranzi (Giulio Cesare Aranzi, 1507–1589) tarafından yapılmıştır.
  • 1615 yılında İngilizce tıp literatüründe ilk kez kullanılmıştır.
  • “Ductus venosus Arantii” eponimi, Aranzi’nin bu yapıyı ilk tanımlayan ve adlandıran kişi olmasından kaynaklanır.

3. Anatomik Özellikler

  • Eşli bir yapı değildir; yalnızca vücudun sağ tarafında tek bir tane bulunur (bazı kaynaklarda “eşli” olarak yanlış aktarılmaktadır, doğru bilgi tek olmasıdır).
  • Miadında bir fetüste yaklaşık 20 mm uzunluğundadır (20 santimetre değil, fetüste 2-3 cm arasıdır; literatürde uzunluğu sıklıkla milimetre ile ifade edilir).
  • Proksimal ucu, umbilikal vene (vena umbilicalis), distal ucu ise inferior vena kavaya açılır.
  • Doğumdan sonra işlevini kaybeder ve ligamentum venosum adı verilen fibröz bir yapıya dönüşür.
  • Karaciğerin posteriorunda, sol lobun arka kısmında yer alır ve kısa, ince ve düz bir kanal olarak gözlemlenir.

4. Fetal Dolaşımdaki İşlevi

  • Ductus venosus, plasentadan gelen oksijen açısından zengin kanın önemli bir kısmını karaciğeri bypass ederek doğrudan inferior vena kavaya taşır.
  • Bu şant mekanizması, fetüsün beynine ve diğer hayati organlarına yüksek oranda oksijenli kan ulaşmasını sağlar.
  • Duktus venosus yoluyla geçen kanın bir bölümü hepatik sinüzoidlere girer ve karaciğer dokusunu beslerken, büyük kısmı sistemik dolaşıma katılır.
  • Bu yapı sayesinde, fetal oksijenasyonun ve gelişiminin optimum düzeyde olması sağlanır.

5. Doğum Sonrası Fizyolojik Kapanma

  • Doğumdan hemen sonra, umbilikal damarların ve plasentanın devre dışı kalmasıyla birlikte, ductus venosus fonksiyonel olarak kapanır.
  • Fizyolojik kapanma tipik olarak ilk 3-7 gün içinde gerçekleşir; anatomik olarak ise birkaç hafta içerisinde tam olarak fibrozise uğrayarak ligamentum venosum oluşur.
  • Kapanmanın tetikleyicileri arasında oksijen basıncındaki artış, umbilikal akışın kesilmesi ve prostaglandin düzeylerinin azalması sayılabilir.

6. Klinik Önemi

  • Nadiren, ductus venosus doğumdan sonra açık kalabilir (patent ductus venosus). Bu durum; hepatik ensefalopati, kalp yetmezliği, pulmoner hipertansiyon gibi ciddi komplikasyonlara yol açabilir.
  • Ductus venosusun prenatal ultrasonografi ile incelenmesi, fetüste kromozomal anomaliler, kalp yetmezliği ve diğer yapısal anormalliklerin değerlendirilmesinde kritik öneme sahiptir.
  • Aynı zamanda, arteriyovenöz malformasyonların ve diğer vasküler anomalilerin gelişebildiği anatomik bir bölgedir.


Keşif

1. Terimin Etimolojisi

  • “Ductus venosus” terimi, Latince iki kelimenin birleşiminden oluşur:
    • “Ductus” = Kanal
    • “Venosus” = Damarla ilgili
  • Terim, ilk kez 1615 yılında İngilizce tıp literatüründe kullanılmaya başlanmıştır ve o zamandan günümüze tıbbi dilde kullanılmaktadır.

2. İlk Tanımlanışı ve Anatomik Çalışmalar

  • Ductus venosus’un ayrıntılı anatomik tanımı, İtalyan anatomist Julius Caesar Aranzi (Giulio Cesare Aranzi, 1507–1589) tarafından yapılmıştır.
  • Aranzi, bu yapıyı tanımlayan ve isimlendiren ilk bilim insanıdır.
  • Eponim olarak “ductus venosus Arantii” ifadesi, Aranzi’nin bu yapı üzerindeki katkılarına atıf olarak literatürde yer almaktadır.

3. Tarihsel Evrimi ve Gelişimi

  • Ductus venosus’un insan embriyosundaki varlığı, erken dönemden beri bilinmekle birlikte, bu yapının evrimsel olarak ilk ne zaman ortaya çıktığı kesin olarak bilinmemektedir.
  • Morfolojik benzerlikler ve plasental dolaşımın korunması açısından, ductus venosus’un erken memelilerde de bulunduğu düşünülmektedir.
  • Dolaşım sisteminin bu adaptasyonu, anne karnındaki yaşamda fetüsün hayatta kalmasına olanak tanıyan önemli bir evrimsel avantaj sağlar.

4. Tıbbi Literatürdeki Yeri

  • Ductus venosus, 17. yüzyıldan bu yana anatomi ve embriyoloji kitaplarında tanımlanmış, fetal dolaşımın ana unsurlarından biri olarak kabul edilmiştir.
  • 19. ve 20. yüzyıllarda modern anatomi ve patoloji metinlerinde fetal dolaşımın temel yapıtaşı olarak tekraren ele alınmıştır.
  • Günümüzde prenatal ultrasonografi ve perinatal tıp alanında duktus venosus, prenatal tarama ve fetal sağlığın değerlendirilmesinde önemli bir referans noktasıdır.

5. Klinik ve Evrimsel Önemi

  • Ductus venosus, insan embriyosunun anne karnındaki hayata nasıl adapte olduğunu gösteren klasik bir örnektir.
  • Bu yapı, plasentadan gelen oksijenli kanın optimal şekilde fetüsün kalbine ve beyin gibi hayati organlarına ulaşmasını sağlar.
  • Doğumdan sonra gereksiz hale gelerek kapanır ve ligamentum venosum olarak yaşam boyu vücutta iz bırakır.


İleri Okuma
  1. Aranzio, G.C. (1587). De humano foetu opusculum. Bologna: Apud Io. Rossium.
  2. Portal, A. (1803). Cours d’anatomie médicale. Paris: Gabon.
  3. Sabin, F.R. (1905). The Development of the Venous System in the Mammalian Embryo. American Journal of Anatomy, 4(2), 219-262.
  4. O’Rahilly, R. & Müller, F. (1987). Developmental stages in human embryos including a revision of Streeter’s “Horizons” and a survey of the Carnegie collection. Advances in Anatomy, Embryology and Cell Biology, 165, 1-252.
  5. van den Wijngaard JP, Westerhof BE, Faber DJ, et al. Abnormal arterial flow in the malformed hearts of mice lacking connexin 40. Circ Res. 2006;98(6):781-788.
  6. Moore KL, Persaud TVN, Torchia MG. The Developing Human: Clinically Oriented Embryology. 10th edition. Philadelphia, PA: Elsevier; 2016.
  7. Portal, A. (1803). Cours d’anatomie médicale. Paris: Gabon.
  8. Sabin, F.R. (1905). The Development of the Venous System in the Mammalian Embryo. American Journal of Anatomy, 4(2), 219-262.
  9. O’Rahilly, R. & Müller, F. (1987). Developmental stages in human embryos including a revision of Streeter’s “Horizons” and a survey of the Carnegie collection. Advances in Anatomy, Embryology and Cell Biology, 165, 1-252.
  10. Achiron, R., Gindes, L., Kivilevitch, Z., Valsky, D.V. (2009). Fetal Ductus Venosus: Physiology, Anatomy, and Clinical Implications. Ultrasound in Obstetrics & Gynecology, 33(4), 365–371.
  11. Tellez, M., Yepez, M., Rodriguez, E., Leon, G. (2011). Ductus venosus in fetal circulation: A comprehensive review. Archivos Argentinos de Pediatría, 109(5), 430-436.
  12. Chaoui, R., Nicolaides, K.H. (2013). From ductus venosus blood flow assessment to screening for chromosomal abnormalities and fetal cardiac defects. Ultrasound in Obstetrics & Gynecology, 41(5), 498-507.

Vena umbilicalis


Etimoloji ve Tarihçe

“Vena umbilicalis” terimi, Latince kökenli iki bileşenden oluşur: “vena” (damar) ve “umbilicalis” (göbekle ilgili). Bu terim ilk kez 1615 yılında İngilizcede belgelenmiş olup, fetal dolaşım sistemi içinde yer alan temel vasküler yapılardan biridir.

Anatomik ve Embriyolojik Özellikler

Vena umbilicalis, gelişmekte olan embriyo ve fetüste plasentadan oksijen ve besin açısından zengin kanı taşıyan ana damardır. Umbilikal kord (göbek kordonu) içerisinde, genellikle iki adet arteria umbilicalis (oksijen açısından fakir kanı taşıyan) ve bir adet vena umbilicalis bulunur. Bu damar yapısı, plasental dolaşım ile fetal dolaşım arasındaki temel köprüyü oluşturur.

Zamanında doğmuş bir fetüste vena umbilicalis yaklaşık 20 cm uzunluğundadır ve tekil bir yapı olarak mevcuttur. Bu yönüyle, “eşleştirilmiş” (paired) değil, tekil (unpaired) bir damar olduğunu belirtmek önemlidir. Damarın bir ucu plasentaya, diğer ucu ise fetüsün karaciğerine bağlanır.

Göbek deliğinden fetüsün vücuduna giren vena umbilicalis, karaciğerin anterior yüzeyi boyunca ilerler. Bu noktada kan akışının büyük bir kısmı, karaciğeri atlayan özel bir vasküler şant olan ductus venosus yoluyla vena cava inferior’a (alt ana toplardamar) yönlendirilir. Bu şant sistemi sayesinde fetal dolaşımda oksijenli kanın büyük kısmı doğrudan kalbe ulaşır ve beyin gibi hayati öneme sahip organlara iletilir.

Doğumdan Sonra Değişim: Fizyolojik Kapanma

Doğumun hemen ardından, plasental dolaşım sona erer ve buna bağlı olarak vena umbilicalis ile ductus venosus fonksiyonlarını yitirir. Bu damarlar, doğumu takiben birkaç dakika içinde vazokonstriksiyon ile pasif olarak kapanır ve kan akışı durur. Takip eden haftalar içinde bu yapılar fibrozise uğrayarak ligamentum teres hepatis (karaciğerin yuvarlak bağı) ve ligamentum venosum gibi fibröz yapılara dönüşür. Özellikle ligamentum teres hepatis, erişkin karaciğerinde fissura ligamentosa boyunca yer alır ve kapanmış vena umbilicalisin anatomik izidir.

Klinik Önemi ve Uygulama Alanları

Modern neonatolojide ve pediatrik yoğun bakım tıbbında vena umbilicalis, doğum sonrası erken dönemde çeşitli acil müdahaleler için kritik bir giriş yoludur. Bu damar aracılığıyla:

  • İntravenöz sıvı tedavisi
  • İlaç uygulamaları
  • Kan transfüzyonları
  • Total parenteral beslenme (TPN)

gibi işlemler gerçekleştirilebilir. Umbilikal ven kateterizasyonu (UVC), özellikle yenidoğanın venöz sisteme hızlı ve güvenli erişim gerektiren durumlarında sıkça kullanılan bir yöntemdir.

Ayrıca, portal hipertansiyon, konjenital portosistemik şantlar ve karaciğer transplantasyonu gibi bazı durumlarda umbilikal venin anatomik kalıntıları (örneğin ligamentum teres) cerrahi ya da radyolojik girişimlerde yeniden kanalize edilerek portosistemik şant oluşturulmasında kullanılabilmektedir.




Keşif


Antik Dönem Gözlemleri: Galen ve Hipokrat Geleneği

İlk dönemlerde insan anatomisi üzerine yapılan çalışmalar çoğunlukla hayvan diseksiyonlarına dayanmaktaydı. M.S. 2. yüzyılda yaşamış olan Galen, fetal dolaşım üzerine çeşitli yorumlar yapmış ve umbilikal damarlardan bahsetmiştir. Ancak Galen’in görüşleri deneysel diseksiyondan çok filozofik ve teorikti. Galen’e göre karaciğer, kanın üretildiği ve dağıtıldığı merkezdi; umbilikal damarlar da bu kuramsal modelin bir parçası olarak değerlendirilmiştir. Gerçek yapısal ve fonksiyonel ilişkilerin ortaya konulmasında sınırlı kalınmıştır.


Rönesans ve Diseksiyonun Yükselişi: Vesalius’un Katkısı

16. yüzyılda Andreas Vesalius’un “De humani corporis fabrica” (1543) adlı eseriyle birlikte modern diseksiyon temelli anatomi doğmuştur. Vesalius, Galen’in otoritesini sorgulayarak doğrudan gözleme dayanan anatomik bilgiyi öne çıkarmış ve umbilikal damarları insan ceninlerinde tanımlamıştır. Vena umbilicalis’in plasentadan oksijenlenmiş kanı taşıdığı bilgisi bu dönemde henüz tam olarak anlaşılamasa da, damarların anatomik olarak haritalanması Vesalius sayesinde büyük ilerleme kaydetmiştir.


    17. Yüzyılda Fetal Dolaşımın Fonksiyonel Keşfi: Harvey ve Rakipleri

    William Harvey, 1628’de yayımladığı “Exercitatio Anatomica de Motu Cordis et Sanguinis in Animalibus” (Kalbin ve Kanın Hareketi Üzerine) adlı eseriyle dolaşım sistemini tanımlayan ilk bilim insanı olmuştur. Harvey, fetal dolaşımın yetişkin dolaşımından farklı işlediğini fark etmiş, ancak umbilikal damarların spesifik fonksiyonunu tam olarak ortaya koymamıştır. Onun ardından gelen anatomistler —özellikle Hollandalı Regnier de Graaf ve İngiliz Francis Glisson— umbilikal venin karaciğerle olan ilişkisini daha net şekilde ortaya koymuşlardır.


    18. Yüzyıl ve Sonrası: Mikroskopi ve Embriyolojik Gelişim Anlayışı

    18. yüzyıldan itibaren mikroskopinin yaygınlaşmasıyla birlikte damarların daha ince yapıları anlaşılmış, umbilikal venin plasenta-fetus arasında oksijen taşıyan tek damar olduğu bilgisi netleşmiştir. 19. yüzyılda embriyolojinin gelişmesiyle birlikte bu damarların geçici yapılar olduğu (doğumdan sonra obliterasyona uğradığı) ve ligamentum teres hepatis’e dönüştüğü açıklanmıştır. Özellikle Carl von Baer ve Wilhelm His Sr. gibi embriyologlar bu gelişimi detaylandırmışlardır.


      Modern Anatomi ve Fizyoloji: Klinik Anlamı

      Günümüzde vena umbilicalis, prenatal ve perinatal tıpta önemli bir uygulama alanına sahiptir. Yenidoğanlarda acil venöz girişim için umbilikal ven kullanılır. Ayrıca fetal tıpta yapılan Doppler ultrasonografilerde vena umbilicalis akımı fetüsün oksijenlenmesi hakkında doğrudan bilgi vermektedir.






      İleri Okuma
      1. Galen (2. yy). De Usu Partium Corporis Humani.
      2. Vesalius, A. (1543). De humani corporis fabrica libri septem. Basel: Johannes Oporinus.
      3. Harvey, W. (1628). Exercitatio Anatomica de Motu Cordis et Sanguinis in Animalibus. Frankfurt: William Fitzer.
      4. Glisson, F. (1654). Anatomia hepatis. London: Du-Gardianis.
      5. Baer, K. E. von (1827). Über Entwicklungsgeschichte der Tiere. Königsberg: Bornträger.
      6. His, W. (1880). Anatomie menschlicher Embryonen. Leipzig: Vogel.
      7. Gray, H. (1918). Anatomy of the Human Body. Philadelphia: Lea & Febiger.
      8. Arey, L.B. (1954). Developmental Anatomy: A Textbook and Laboratory Manual of Embryology (6th ed.). W.B. Saunders.
      9. Moore, K.L., & Persaud, T.V.N. (2003). The Developing Human: Clinically Oriented Embryology. 7th ed. Philadelphia: Saunders.
      10. Sadler, T.W. (2012). Langman’s Medical Embryology. 12th ed. Philadelphia: Lippincott Williams & Wilkins.
      11. Sadler, T. W. (2018). Langman’s Medical Embryology. 14th ed. Philadelphia: Wolters Kluwer.
      12. MacDonald, M.G., Ramasethu, J., & Mullett, M.D. (2016). Atlas of Procedures in Neonatology (5th ed.). Wolters Kluwer.
      13. Schoenwolf, G.C., Bleyl, S.B., Brauer, P.R., & Francis-West, P.H. (2015). Larsen’s Human Embryology (5th ed.). Churchill Livingstone.
      14. Moore KL, Persaud TVN, Torchia MG. The Developing Human: Clinically Oriented Embryology. 10th edition. Philadelphia, PA: Elsevier; 2016.
      15. Sacks L, Schiller M. The Umbilical Vein: The Largely Ignored Counterpart to the Umbilical Arteries. NeoReviews. 2019;20(8):e464-e471.
      16. Stringer, M.D. (2019). The umbilicus: anatomy, pathology and management. Surgical Clinics of North America, 99(5), 1049–1060. https://doi.org/10.1016/j.suc.2019.06.004

      Click here to display content from YouTube.
      Learn more in YouTube’s privacy policy.


      Duktus Arteriozus

      Aort ile Trunkus pulmonalis arasında bulunan fetal dolaşımın bir kısmıdır. Doğumdan sonra kapanması gerekir. (Bkz; Duktus) (Bkz; Arteriozus)

      “Düktus arteriyozus” terimi, Latince “kanal” anlamına gelen “duktus” ve “arteriyel” anlamına gelen “arteriosum” kelimelerinden gelir. İlk olarak 1811’de İngilizce olarak kullanılmıştır.

      Arteriyel kanal veya duktus arteriozus Botalli (İtalyan anatomist Leonardo Botallo’nun adını almıştır) olarak da bilinen duktus arteriozus, fetal dolaşım sisteminin önemli bir parçası olan küçük, kısa bir damardır.

      Duktus arteriozus, fetüste pulmoner arteri aorta bağlayan normal bir kan damarıdır. Kanın, fetüste gaz değişimi için kullanılmayan akciğerleri atlamasına izin verir. Doğumdan sonra akciğerler çalışmaya başlar ve duktus arteriozus kapanır. Bazı durumlarda, duktus arteriozus kapanmaz ve patent duktus arteriozus (PDA) olarak bilinen bir durum olarak açık kalır.

      Fetal yaşam sırasında, pulmoner arterin kan akışının çoğunu aorta yönlendirmeye yarar. Akciğerler henüz çalışmadığından ve fetüs plasenta yoluyla oksijen aldığından, duktus arteriozus akciğerleri atlar ve sağ ventrikül çıkışının çoğunu sistemik dolaşıma gönderir.

      Anatomi:

      Duktus arteriozus, pulmoner gövdeyi (sol ve sağ pulmoner arterlere ayrılan) sistemik dolaşımın bir parçası olan inen aorta bağlar. Genellikle 1 ila 2 cm uzunluğundadır.

      Fetal Yaşamdaki İşlevi:

      Fetüste akciğerler çökmüştür ve kanın içlerinden akması zordur. Duktus arteriozus, kanın pulmoner devreyi atlamasına ve kalbin sağ tarafından doğrudan sistemik dolaşıma gitmesine izin vererek gelişmekte olan organlara oksijenli kan sağlar.

      Doğumdan Sonra Kapanış:

      Doğumdan sonra bebek ilk nefesini aldığında akciğerler hava ile dolar ve pulmoner vasküler direnç önemli ölçüde düşer. Artık oksijen almak için kan akciğerlere akabilir. Eşzamanlı olarak, duktus arteriozus kasılmaya başlar ve genellikle artan oksijen konsantrasyonu ve dolaşımdaki prostaglandin düzeylerindeki düşüş nedeniyle doğumdan sonraki ilk birkaç gün içinde işlevsel olarak kapanır.

      Duktus arteriozus genellikle anatomik olarak kapalı hale gelir ve doğumdan sonraki 1 ila 3 ay içinde ligamentum arteriosum adı verilen bir bağa dönüşür. Duktus arteriozus düzgün şekilde kapanmazsa, çeşitli sağlık sorunlarına yol açabilen patent duktus arteriozus (PDA) olarak bilinen bir durumla sonuçlanır.

      Patoloji:

      Patent duktus arteriozus (PDA), duktus arteriyozusun doğumdan sonra kapanmadığı bir durumdur. Bu durum, aort ve pulmoner arter arasında anormal kan geçişine yol açar. Büyüklüğüne ve aort ile pulmoner arter arasındaki basınç farkına bağlı olarak bir PDA, akciğer enfeksiyonları, kalp yetmezliği veya yetersiz büyüme gibi önemli tıbbi sorunlara yol açabilir.

      Belirtiler

      Tedavi

      Küçük bir PDA kendi kendine kapanabilir. Büyükse ve önemli semptomlara neden oluyorsa tedavi edilmesi gerekebilir. Tedavi, kapanmayı uyarmaya yardımcı olabilecek indometasin veya ibuprofen gibi ilaçları içerebilir. Bazı durumlarda cerrahi müdahale gerekebilir.

      Günümüzde duktus arteriozus genellikle kateter bazlı bir prosedür kullanılarak kapatılmaktadır. Bu, lokal anestezi altında gerçekleştirilen minimal invaziv bir prosedürdür. Kateter bacaktaki bir kan damarına sokulur ve daha sonra duktus arteriyozusa yönlendirilir. Duktus arteriozus’u kapatmak için az miktarda ilaç enjekte edilir.

      Açık kalması için Prostaglandin verilir.

      Tarih

      Duktus arteriozus ilk olarak MS 1. yüzyılın başlarında Yunan doktor Galen tarafından tanımlandı. Kanı kalpten akciğerlere taşıdığına inandığı için ona “arteria venalis” adını verdi. 17. yüzyılda İngiliz hekim William Harvey, kanın aslında kapalı bir döngüde dolaştığını ve duktus arteriyozusun kanı pulmoner arterden aorta taşıdığını gösterdi.

      1888’de İskoç cerrah James Munro, bir bebek kadavrasında duktus arteriyozusun ilk ligasyonunu gerçekleştirdi. 1938’de Amerikalı cerrah Robert E. Gross, yaşayan bir bebekte patent duktus arteriyozusun ilk başarılı ligasyonunu gerçekleştirdi. Bu operasyon doğuştan kalp kusurlarının tedavisinde büyük bir atılımdı.

      William Harvey (1578-1657) Kaynak: https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/4/42/William_Harvey_2.jpg/260px-William_Harvey_2.jpg

      Kaynak:

      1. Mitchell SC, Korones SB, Berendes HW. Congenital heart disease in 56,109 births. Incidence and natural history. Circulation. 1971;43(3):323-32.
      2. Schneider DJ, Moore JW. Patent ductus arteriosus. Circulation. 2006;114(17):1873-82.
      3. Hamrick SEG, Hansmann G. Patent ductus arteriosus of the preterm infant. Pediatrics. 2010;125(5):1020-30.

      Click here to display content from YouTube.
      Learn more in YouTube’s privacy policy.