El Kemiği Fosili, ‘Modern’ Elin En Az 2 Milyon Yıl Önce Var Olduğunu Gösterdi!

Bilim insanları, modern insan elini andıran, şu ana kadar ki bilinen en eski el kemiği fosilini keşfettiler. Önermelere göre, bu el kemiği fosili çağdaşlarından daha uzun boylu ve büyük olan, şu ana kadar bilinmeyen bir insan akrabasına ait.

kemik 3

Yeni bulgular ayrıca modern insan-benzeri ellerin fosil kayıtlarında ne zaman belirginleşmeye başladığıyla ilgili ip uçları da veriyor. Araştırmacılara göre, bu bulgular antik akrabalarımız düşünülenden daha uzun olabileceklerine işaret ediyor. İnsanları bugün yaşayan bütün diğer türlerden ayıran en önemli özellik karmaşık aletler yapabilme ve kullanabilme yeteneğidir. Bu kabiliyet, yalnızca harikulade insan beyninden değil aynı zamanda insan elinin maharetinden de kaynaklanır. Complutense University of Madrid’den paleantolojist ve araştırmanın baş yazarı Manuel Domínguez-Rodrigo’ya göre el, insanları tanımlayan en önemli anatomik özelliktir. Elimiz çeşitli şekilde tutma fonksiyonlarına sahip olmamızı sağlayacak şekilde evrimleşti ve yeterli tutuş gücü de herhangi bir primatta görülmemiş en geniş kullanım aralığını sundu. Beynimizle etkileşim halinde olan bu kullanım yeteneğimiz de zekamızın geliştirdi.

El Nasıl Evrimleşti?

İnsanımsıların (insanları ve şempanze soyundan ayrıldıktan sonraki insan akrabalarını içerir) fosillerinin daha öncelerde yapılmış analizlerine göre, antik insanımsılar hayatlarını ağaçlarda geçirmeye adapte olmuşlardı. Örneğin, antik insanımsıların elleri genellikle eğimli parmak kemiklerine sahipti. Bu eğimli parmak kemikleri ağaç dallarından sallanmak için oldukça uygundu. Modern insanlar ise düz parmak kemiklerine sahip şayan en gelişmiş primat.

Bilim insanlarının önermelerine göre modern insan eli, taş aletleri kullanmak üzere evrimleşti. Fakat; son insanımsı fosilin keşfi, elin evrimleşmesinin arkasında daha karmaşık bir hikaye olduğunu gösteriyor. Örneğin, antik insanımsı soyların bazı el kemiği fosilleri, daha çok modern insan eline benziyor.

Domínguez-Rodrigo: ’’ Geçmişteki modern-benzeri el bizlere insanların tamamen toprakla ilgilendiklerini ve aletleri ne kadar verimli kullandıklarını gösterdi. ‘’

Modern elin evriminin daha iyi anlaşılabilmesi için bilim insanları Tanzanya Olduvai Gorge’de keşfedilmiş 1.84 milyon yıldan daha öncesine ait olduğu belirlenen el kemiğini incelediler. Olduvai’de daha önce yapılmış kazılar da Afrika’nın insanlığın anavatanı olduğunun doğrulanmasına yardımcı olmuştu.

Bulunan el kemiği fosili büyük ihtimalle düzenli şekilde yaptıkları araçları tutabilen Homo erektus’a benzeyen tanımlanamamış insanımsı soydan bir yetişkinin sol elinin serçe parmağına ait. Kemik yaklaşık olarak 3.6 santimetre uzunluğunda- bu uzunluk modern insanın sol el serçe parmağının uzunluğu ile aynı.

Bu kemiğin düzlüğü ve diğer özellikleri, yaşam adaptasyonlarının ağaçlardan çok yerde olduğu önermesinin yapılmasını sağlıyor. Ayrıca bu yeni kemiğin özelikleri eski bulgulara ‘’modern insan vücudunun şeklinin, insanımsı evriminin oldukça erken aşamalarında belirdiği’’ önermesini de ekliyor.

Daha öncelerde yapılan araştırmalar insanımsıların iki ayaklarının üzerinde yaklaşık 6 milyon yıl önce durmaya başladıkları fikrini öne sürüyordu. İki ayak üzerinde durmak aynı zamanda ellerin de araç-gerek kullanımı için serbest kalması anlamına geliyor. 2 milyon yıl öncesine kadar da, bilinen büyün insanımsıların elleri iki fonksiyonu aynı anda gerçekleştiriyor- hem ağaçlara tırmanmak için hem de iki ayak üzerinde yürürken denge sağlamak için. ( İnsan soyu Homo’nun 2 milyon yıl ila 3 milyon yıl önce evrimleştiği düşünülüyor; bilinen en eski soyu tükenmiş insan türü Homo Habilis de en az 1.8 milyon yıl önce yaşadığı belirtiliyor. )

En eski tarihli el kemiği fosili keşfedilmeden önce, bilim insanları insanımsıların ellerinin kullanım açısından, modern insan elleri gibi göründüğü konusunda emin değildiler.  Domínguez-Rodrigo’nun belirttiğine göre. ‘’ Keşfimiz bir boşluğu dolduruyor- modern insan eline benzeyen el, en az 1.85 milyon yıl öncesine ait. ‘’

kemik 1

Büyük İnsanımsı

Bulgular ayrıca gösteriyor ki, ne olduğu bilinmeyen bu insanımsı aynı dönemde ya da daha öncesinde yaşayanlardan daha büyük. Eğer bulunan bu el kemiği moder bir insana ait olsaydı, 1.75 boyunda olacaktı.

Domínguez-Rodrigo: ’’Peki bu neden önemli? Arkeolaglar Olduvai benzeri bölgelerden yeterli bilgiyi topladılar ve bulgularına göre bu bölgelerde yaşayan insanımsılar avladıkları hayvanların 350 kilogramdan fazla olan ölülerini defalarca taşıdılar. Bu alanın bir uzmanı olarak ben, Homo habilis’lerin yaklaşık 1 boylarıyla bu kadar büyük hayvanları verimli bir şekilde nasıl avladıklarını anlamakta hep güçlük çekmişimdir.’’ diyor ve ekliyor, ‘’ Artık, yeni keşifler gösteriyorki daha büyük ve daha modern görünüşlü insanımsılar bu bölgelerin biçimlendiği zamanlarda varlardı.’’ Domínguez-Rodrigo’ya göre, bulunan fosillerin tarif ettiği insanımsı tipi, bu arkolojik kazı yerlerinin oluşumunun açıklanmasında daha iyi bir aday.

 


Kaynak: Bilimfili,

İlgili Makale: Manuel Domínguez-Rodrigo, Travis Rayne Pickering, Sergio Almécija, Jason L. Heaton, Enrique Baquedano, Audax Mabulla & David Uribelarrea, Earliest modern human-like hand bone from a new >1.84-million-year-old site at Olduvai in Tanzania Nature Communications 6, Article number: 7987 doi:10.1038/ncomms8987 Received 20 April 2015 Accepted 03 July 2015 Published 18 August 2015

İnsanların Şempanzelerden Ayrılmaları Sanılandan Daha Önce Gerçekleşti!

12.5 milyon yıl önce yaşamış bir primatın analizlerinde, bu primatın bir tip goril olduğu önermesi yapılıyor. Eğer doğruysa, bu, gorillerin düşünüldüğünden çok daha önce evrimleştiği anlamına geliyor, ayrıca insanların şempanzelerden ayrıldığı tarihi de 2 milyon yıl öncesine götürüyor.

Kanada’daki University of Toronto’dan David Begun, şimdi Avrupa dediğimiz yerde yaklaşık 12.5 milyon yıl önce yaşamış Dryopithecus fosillerinin analizlerini tekrarladı. David Begun’a göre, kafatasının karakterteristikleri büyük-insansı maymunlardan daha önce evrimleştiğini göstermiyor; aslında Dryopithecus’un kendisi büyük-insansı maymun. Kafatasının bağlantı noktasındaki kemiklerin açılarını, ve beynin olduğu yerin yüze bağlanma şeklini değerlendirince bir gorile ait olduğu anlaşılıyor.

Orang-utanlar, insan soyundan ayrılmadan önceki en eski primatlar ve bu primatları Dryopithecus takip ediyor, sonrasında ise şempanzeler. Fakat, eğer Dryopithecus aslında goril ise, bu durum türleri, insanlara ve şempanzelere daha da yaklaştırıyor.

Begun’un belirttiğine göre; yüz hatları değerlendirildiği zaman Dryopithecus’un insan soyundan yaklaşık 14 milyon yıl önce ayrıldığı önermesi yapılabiliyor. Buradan yola çıkarak da, insan soyunun şempanzelerden yaklaşık 10 milyon yıl önce ayrıldığı tahmininde bulunulabiliyor. Bu tarih, fosil kayıtlarını temel alan daha önceki tahminlerden 2 milyon yıldan daha eski, fakat aslında genetik analizleri temel alan son zamanlardaki tahminlere de yakın.

David Begun: ‘’Peki ya, küçük bir goril gibi görünen Dryopithecus gerçekten de insanlardan bir kol olarak ayrılan küçük bir goril ise?” diyor ve ekliyor: Goril, şempanze ve insanların farklılaşmalarının zamanlarını birbirlerine kıyasla biliyoruz. Bundan dolayı, gorillerden diğerlerine ayrılmayı, fosil saatini yeniden ayarlamada kullanabiliriz.

Genetik kıyaslamalar ile de ayrıca türlerin ortak atadan ne zaman ayrıştıkları belirlenebiliyor. Genetik kıyaslamalar, ortak atanın hayatta olduğu zamandan sonra geçirdikleri süreleri ile orantlılı olarak, iki tür arasındaki genetik farklılıkların sayısını temel alıyor. Bu sebepten dolayı moleküler saatler olarak da biliniyorlar.

Moleküler Saatler

Şu anda moleküler saatler, insanların ve şempanzelerin ayrışmalarının tarihinin en az 7 milyon yıl önce (insan hattında olduğu düşünülen en eski fosil Sahelanthropus’un yaşadığı düşünülen zaman) olarak belirliyorlar. Fakat bazı çalışmalarda da moleküler zamanların 13 milyon yıl öncesine kadar gittiğini varsayılıyor.

University of Cambridge’dan Aylwyn Scally’ye göre; ortak atanın en son görüldüğü zaman ile iki ayrı ve aynı anda yaşamış türün varlığının arasındaki sürenin hesaplanması orijinal türlerin popülasyonuna bağlı: popülasyon ne kadar büyükse son ortak ataya süre olarak uzaklık o kadar artacaktır.

Gerçek analizler 9 ila 10 milyon yıllık bulunmuş fosillere bağlı olacak. Fakat bu hiç de kolay değil. Son zamanlardaki fosil keşifleri oldukça az ve bu fosiller oldukça yetersiz.

 


Kaynak: ”Ape fossils put the origin of humanity at 10 million years ago” New Scientist Retrieved from https://www.newscientist.com/article/dn28274-ape-fossils-put-the-origin-of-humanity-at-10-million-years-ago

Bulunan 400,000 Yıllık Dişlerin Tartarında İnsan Kaynaklı Kirliliğin İlk Delillerine Ulaşıldı!

Tel Aviv yakınlarındaki Qesem Cave kazısında, 400,000 yıllık dişler bulundu. Bu dişler, ev içi barbekünün en eski doğrudan delillerini içeriyor ve dolaylı olarak da insan yapımı ilk kirliliği anlatıyor.

Tel Aviv University’den Ran Barkai:

‘’Bir yandan teknolojiye bağımlıyız, fakat diğer bir taraftan da teknolojinin kirliğini soluyoruz. Gelişmenin bir bedeli var. ‘’

Geçtiğimiz 200,000 yıl boyunca mağaranın mühürlü olmasından kaynaklı, dişlerin üzerindeki tartar alışılmadık biçimde korunabilmişti. Modern dişle ilgili uygulamalar ve ultrasonik aletler olmadan da, bu homininlerin (bizleri ve bizim soyu tükenmiş atalarımızı içeren gruba verilen isim) dişlerinde tartar toplanıyordu.

Araştırmacılar halihazırda Qesem Cave sakinlerinin avlandığını, yakaladıkları hayvanları kestiklerini ve pişirdiklerini biliyorlardı. Ayrıca Qesem Cave sakinleri hayvanlardan çıkarttıkları kemikleri çekiç olarak kullanarak taş aletlerine şekiller veriyorlardı.

Qesem Cave'de bulunan yanmış hayvan kemikleri. Credit: Ruth Blasco
Qesem Cave’de bulunan yanmış hayvan kemikleri. Credit: Ruth Blasco

Tartar içerisindeki biyomoleküllerin kimyasal parmak izleri incelendikten sonra elde edilen bulgular gösteriyor ki, erken yontma taş çağı homininleri bitkileri ve nişasta ürünlerini de içeren bir beslenme şeklinden hoşlanıyorlardı.  Tartar içerisinde bulunan küçük esansiyel yağ asidi kalıtılarından da anlaşılıyor ki, ayrıca kabuklu yemiş ve tohum da tüketiyorlardı.

Araştırmanın öncüsü Universitat Autònoma de Barcelona’dan Kevin Hardy’e göre bu araştırma ile: alt paleolitik homininlerin,  hayatta kalma olasılıklarını arttıracak bir beslenme şekline sahip oldukları anlaşılıyor. Alt paleolitik homininler geniş besin kaynaklarından hangi miktarda tüketmeleri gerektiğinin bilincindelerdi. Tartar içlerinde ayrıca küçük bitki lifleri de bulundu, bu da belki yine ham maddelerin kalıntıları olabilir ya da daha da ilginç olarak belki de dişlerini temizlemek için kullandıkları şeylerin kalıntıları olabilir.

Yiyeceklere ve tarih öncesi kürdanlara ek olarak, araştırmacılar tartar içerisinde solunum yolları tahrişine ait direkt deliller de buldular. Bu kalıntılar, içeride yakılan ateşten duman solumanın bir sonucu olabilecek, diş içerisinde kömürün izlerini içeriyordu. Solunan bu çevresel kirliliğin atalarımızın sağlığına ciddi etkileri olmuş olabilir.

Ran Barkai’nin açıklamasına göre:

‘’ Bulgular, dünyanın ilk sağlıkla alakalı sonuçlarıyla beraber ev içi barbeküsünün delili niteliği taşıyor. Qesem’de yaşayan insanlar yalnızca ateşin faydalarının tadını çıkartmıyorlardı, ayırca ateşle beraber yaşamak için onu kontrol etmenin yollarını bulmak zorundaydılar.’’

 

Kaynak:

  1. Bilimfili,
  2. Janet Fang (June 20,2015), Earliest Evidence of Man-Made Pollution Found in Tartar on 400,000-Year-Old Teeth ,IFLscience Retrieved on 21 June 2015 from http://www.iflscience.com/plants-and-animals/earliest-evidence-manmade-pollution-found-tartar-400000-year-old-teeth
  3. Karen Hardya, Anita Radini, Stephen Buckleb, Rachel Sarig, Les Copelande, Avi Gopherf, Ran Barkaif Dental calculus reveals potential respiratory irritants and ingestion of essential plant-based nutrients at Lower Palaeolithic Qesem Cave Israel Quaternary International Available online 18 June 2015 doi:10.1016/j.quaint.2015.04.033

Kapak fotoğrafı: Qesem Cave’de bulunan dişler, credit: Israel Hershkovitz/Tel Aviv University

İnsan Öncesi Atalarımız Ellerini Modern İnsan Gibi Kullanıyorlardı

Yeni yapılan bir araştırma, Australopithecus africanus gibi insansı atalarımızın düşündüğümüzden çok daha önce bir zamanda ellerini insan gibi kullandığını ortaya koydu.

London College Üniversitesi, Kent Üniversitesi, Avusturya Vienna Üniversitesi ve Almanya’daki Max Planck Institute for Evolutionary Anthropology’den araştırmacılar 2-3 milyon yıl öncesine ait fossilerin taş kullanımı noktasında arkeolojik kanıtlar içeren araştırma sonuçlarını yayınladılar.

insan-oncesi-atalarimiz-ellerini-modern-insan-gibi-kullaniyorlardi-1-bilimfilicom

Belirgin bir biçimde insanın anahtar çevirmek gibi ve elle bir şeyi sıkmakta harcadığı güç gibi (bir çekici kullanırken sapını sıkıca tutmamız gibi) keskin yeteneklerinin el kullanımında, ağaca tırmanma yetisinin azalması ve araç-gereç üretimi ve kullanımı gibi evrimsel değişim sürecinin iki önemli noktasıyla bağlantılı olduğu anlaşıldı.  Ancak bu lokomotor ve el becerisine ait bu değişimlerin tam olarak ne zaman ortaya çıktığı bilinmiyor.Dr. Matthew Skinner ve Dr. Tracy Kivell, kemiğin iç sünger yapısı olarak bilinen trabekül denilen yapı üzerinde yaptıkları ölçümlerde fosil türlerinin ellerini nasıl kullandıkları ortaya çıkaran yeni bir teknik kullandılar. Trabekülar kemik yaşam süresi içerisinde çok çabuk bir şekilde biçimini değiştirerek canlının yaşam süresindeki mevcut davranışlarını etkileyebilir.

Araştırmacılar ilk olarak insan ve şempanzelerin el kemiklerindeki trabekül üzerinde ölçümler yaptılar. Ölçümler neticesinde insanların sahip olduğu baş parmak ve diğer parmaklar arasında sıkıştırma yetisinin şempanzelerden belirgin farklılıklar taşıdığını gösterdi. İnsana özgü bu yeteneğin  ağaçlara tırmanmayan ve taşlardan araç gereç yapabilen Neanderthaller gibi insan türlerinde de var olduğu görüldü.

Bu bulgular daha önce yayınlanan australopitlerdeki araç-gereç kullanımına arkeolojik kanıtlar sunuyor. Aynı zamanda da insandan çok önce yaşamış ve ellerini insan gibi kullanabilen atalarımıza da iskeletsel kanıtlar sağlıyor.


Kaynak: University of Kent 

Makale Referansı:

  1. Bilimfili,
  2. M. M. Skinner, N. B. Stephens, Z. J. Tsegai, A. C. Foote, N. H. Nguyen, T. Gross, D. H. Pahr, J.-J. Hublin, T. L. Kivell. Human-like hand use in Australopithecus africanus. Science, 2015; 347 (6220): 395 DOI:10.1126/science.1261735