Kadın Beyni Erkek Beyninden Daha Aktif

Bugüne kadar yapılmış en kapsamlı fonksiyonel beyin görüntüleme çalışmasında, dokuz klinik tarafından sağlanan 26.802 bireyin 46,034 beyin SPECT (tek foton emisyonlu bilgisayarlı tomografi) görüntüleme sonucu incelenerek erkek ve kadın beyinleri karşılaştırdı.

Alzheimer’s Disease dergisinde sonuçları yayımlanan bu çalışma, cinsiyet temelli beyin farklılıklarının anlaşılabilmesinde büyük önem taşıyor. Ayrıca, erkek ve kadın beyinleri arasındaki ölçülebilir farklılıkların belirlenmesi, Alzheimer hastalığı gibi beyin rahatsızlıkları açısından cinsiyetlerin taşıdığı risklerin çözümlenebilmesini de sağlayabilir.

Kaynak: http://saimg-a.akamaihd.net/saatchi/9907/art/749678/391618-7.jpg

Yapılan çalışmanın sonuçları oldukça ilgi çekici. Bulgulara göre, kadınların beyinleri, beynin birçok alanında erkeklerinkine göre ciddi bir şekilde daha aktif. Bu alanlara özellikle, odaklanma ve dürtü kontrolünü içeren prefrontal korteks ile ruh hali ve anksiyeteyi kontrol eden beynin limbik bölgeleri dahil. Fakat, beynin görsel ve koordinasyon merkezleri erkeklerde daha aktif.

Araştırmada elde edilen ve kadınların prefrontal korteks kan akışının erkeklere kıyasla daha fazla olduğunu işaret eden bulgular, kadınların neden empati, sezgi, işbirliği, kendini kontrol ve uygun endişe alanlarında daha güçlü olduklarını açıklayabilir. Çalışma aynı zamanda kadın beyinlerinin limbik bölgelerinde kan akışının fazla olduğunu gösteriyor ve bu da kadınların anksiyete, depresyon, uykusuzluk ve yeme bozukluklarına karşı neden daha savunmasız olduğunu kısmen açıklıyor olabilir.

Çalışmada kullanılan veriler, 119 sağlıklı bireyi ve beyin travması, bipolar bozukluklar, duygu durum bozuklukları, şizofreni/psikotik bozukluklar ve dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (ADHD) gibi çeşitli psikiyatrik koşulları olan 26.683 bireyi içeriyor. Bilim insanları elde ettikleri sonuçlara, başlangıca ve bir konsantrasyon görevini yerine getirirken olmak üzere, toplamda bireylerin 128 beyin bölgesini analiz ederek ulaştılar.

Kadın ve erkeklerin beyinlerindeki farklılıkların anlaşılması oldukça önemli, çünkü beyin bozuklukları erkekleri ve kadınları farklı şekillerde etkiyor. Kadınlarda Alzheimer rahatsızlığı, Alzheimer için risk faktörü olan depresyon ve anksiyete bozuklukları daha çok görülürken, erkeklerde daha yüksek oranlarda dikkat eksikliğine ve hiperaktivite bozukluğuna rastlanıyor.

İlgili Makale:

Daniel G. Amen, Manuel Trujillo, David Keator, Derek V. Taylor, Kristen Willeumier, Somayeh Meysami, Cyrus A. Raji. Gender-Based Cerebral Perfusion Differences in 46,034 Functional Neuroimaging Scans. Journal of Alzheimer’s Disease, 2017; 1 DOI: 10.3233/JAD-170432

Bu yazının kaynağı: https://bilimfili.com/kadin-beyni-erkek-beyninden-daha-aktif/

Adet sancılarına karşı kenevir özlü tamponlar üretildi

Adet görüyorsanız mutlaka en az bir kere yaşadığınız bir durumdur adet sancıları. Bazılarımız için sıradan bir sızıdan ibarettir; ama bazılarımız “özel” günlerinde yatağından dışarıya adım bile atamaz.

Kaliforniya merkezli Foria markası tarafından, kenevirin etken maddesi THC kullanılarak üretilen ve tampon şeklinde kullanılan fitiller, tıbbi kenevir kullanımına yeni bir örnek olarak Amerika’da tıbbi esrarın serbest olduğu eyaletlerde piyasaya sürülecek.

Öncelikle bazı komik arkadaşların (biraz daha kaba bir şekilde); “Bunlar da keneviri ne yapacaklarını şaşırdı” dediklerini duyar gibi oluyorum. Nasıl anal kullanılan fitiller var ve bu gayet normal, THC fitilleri de “kullanım şekli” açısından o derece normal.

Adet sancıları çoğunlukla rahim duvarının kasılmaları sonucunda oluşur. Üretilen fitilin rahim içerisinde direk çözünerek THC maddesini alıcılarıyla buluşturacağı ve ağrı veren kasılmaları rahatlatacağı düşünülüyor. Merak edenler için söyleyelim, Foria bu fitillerin kafanızı güzel yapmayacağını; çünkü beyne gitmediğini, yerel ve amaca yönelik işlediğini söylüyor; ama bu konuya döneceğiz.

tampon 2

Foria markası için çalışan ve söz konusu “Foria Relief” ürününün yaratıcısı Mathew Gerson, kenevirin kültürel olarak yıllar boyu adet sancılarında kullanıldığını ve ilhamını buradan aldığını söylüyor. Kapsüllerin içeriğinde ise THC’ye ek olarak organik kakao yağı ve bir diğer cannabinoid* olan cannabidiol bulunuyor.

tampon

İçinde tarım ilacı ve yapay koruyucu bulunmuyor

Markanın kendi sitesinde yer alan bilgilere göre içerik sağlamakta kullanılan bitkiler, tarım ilaçları kullanılmadan üretiliyor. THC’nin kenevirden çıkartılması esnasında da hiçbir çözücü madde kullanılmadığını ekliyorlar. Ayrıca ürüne yapay koruyucular da eklememişler. Ürünün adet sırasında veya öncesinde herhangi bir zamanda kullanılabileceği söyleniyor. Ayrıca bel ve kalça bölgelerinde meydana gelen ve adet kaynaklı olmayan herhangi bir ağrı esnasında Foria Relief’i anal yolla da kullanmanın da mümkün olduğu belirtiliyor.

Foria Relief şimdilik Kaliforniya ve Kolorado’da bulunan dispanserlerde satışa sunuldu. İçerisinde dört adet tampon bulunan kutuların ücreti ise 44 dolar. Ürünü elde edebilmek için tıbbi esrar kullanımı ile ilgili gereken izinlerinizin olması gerekiyor.

tıbbi esrar tampon

15 dakika ile 1 saat arasında etki gösteriyor

Kullanıcılar yorumlarında ağrılarının 20 dakika içerisinde kaybolduğunu belirtmişler; fakat aceleye gerek yok çünkü ürün, henüz Birleşik Devletler Gıda ve İlaç Bakanlığı tarafından değerlendirilmemiş.

Yeni çıkan bu ürünü bilip bilmeden övmenin de anlamı yok, biraz eleştirilere yer verelim. Amerikalı bir jinekolog olan Jen Gunter, Foria Relief için henüz şüpheli davranmanın yerinde olduğunu söylüyor ve gerekçelerini sıralıyor:

Firma bu fitillerin kafanızı güzel yapmayacağını; çünkü sadece vajinadan emildiğini ve beyine gitmediğini söylüyor; fakat kan dolaşımına giren içeriğin eninde sonunda beyne gideceğini bilmek için temel bir fizyoloji bilginizin olması yeterlidir. Ayrıca içerikte bulunan THC’nin, ağız yoluyla alınmasına izin verilen dozdan çok daha yüksek olduğunu da bilmelisiniz. Bu denli yüksek doz sizi acil servise bile gönderebilir. THC hakkında araştırmalar yapılıyor; fakat THC’nin vajina yoluyla alımı üzerine hiç araştırma yapılmadı ve kim bilebilir ne olacağını? Daha düşük dozlarla da ağrıları kesmek mümkünken neden bu kadar yüksek bir doz kullanmış olabilirler, eğer mesele kramplar değilse o zaman başka. Eğer Foria Relief gerçekten 60 mg THC barındırıyorsa ve emilimi de 15 dakika ile bir saat içerisinde gerçekleşecekse kendinizi yatakta felç olmuş ve adet sancılarının daha bile iyi olduğunu düşünürken bulabilirsiniz.

esrar kapsül

Özetle diyebiliriz ki, kenevir fitilleri henüz onayı alınmamış ve üzerinde yeterince araştırma yapılmamış ürünlerdir. Belki fikir olarak parlak olabilir ve yeni bir şey bulunmuş da olabilir; ama henüz yeni çıkmış bu ürünün değerlendirilmesi için biraz daha zamana ihtiyacımız var. Bir de bazen bir bitki “moda” olduğunda (örneğin; ginko biloba, altın çilek ve şimdi de kenevir), firmalar sırf o modanın getirilerinden yararlanabilmek için ortaya mucizevi olduğunu iddia ettikleri ürünler sürerler. Geleneksel yöntemlere, basit ağrı kesicilere ve sıcak su torbalarına şimdilik devam edebiliriz. Bir doktora danışarak kendi etik tercihleriniz ölçüsünde sizin için hangisinin uygun olduğunu öğrenebilirsiniz.

*Cannabinoid; Kenevir/Haşhaş (marihuana) bitkisinin içerdiği bazı aktif kimyasal maddelerin her biri, marihuana ve ondan türetilen şeylerin aktif uyaranı.

Kaynak:

‘Normal’ seks diye bir şey var mı?

Aseksüellik

Aseksüellik, bireylerin başkalarına karşı çok az cinsel çekim hissettiği veya hiç hissetmediği bir cinsel yönelimdir. Kesin yaygınlık oranları değişmekle birlikte, son çalışmalar nüfusun yaklaşık %1’inin kendini aseksüel olarak tanımladığını göstermektedir. Birleşik Krallık’tan ulusal bir olasılık örnekleminde, aseksüelliğin yaygınlığının yaklaşık %1.05 olduğu tahmin edilmiştir. Bu rakam, aseksüelliği tanımlamak için kullanılan belirli kriterlere (örneğin, çekim, davranış veya kimlik) bağlı olarak farklılıklar olsa da, diğer çalışmalar tarafından desteklenmiştir. Birçok aseksüel birey hala romantik ilişkilere girmekte veya cinsel aktiviteye katılmaktadır, bu da bu yönelimin anlaşılmasını daha da karmaşık hale getirmektedir.

Kiminle Seks Yapıyorsunuz?

2009 yılında ABD’de 18-59 yaşları arasındaki 3.990 kişiyi kapsayan kapsamlı bir araştırma, cinsel ilişkilerin basmakalıp tek gecelik ilişkilerin ötesine geçtiğini ortaya koymuştur. Anket verileri, cinsel aktivitenin çoğunluğunun uzun süreli ilişkilerde gerçekleştiğini, arkadaşlarla veya geçici partnerlerle yapılanlar gibi diğer cinsel ilişki biçimlerinin ise daha az yaygın olduğunu göstermektedir. Dağılım aşağıdaki gibidir:

  • Uzun süreli ilişki: 53%
  • Geçici ilişki: %24
  • Bir arkadaşla: 12%
  • Bir tanıdıkla: %9
  • Bir seks işçisiyle: %2

Bu, uzun süreli veya daha kararlı ilişkiler içinde seksin hala norm olduğunu, gündelik karşılaşmaların ise yaygın olmasına rağmen genel cinsel davranışın daha küçük bir oranını temsil ettiğini göstermektedir.

Ne Sıklıkta Seks Yapıyorsunuz?

Cinsel aktivite sıklığı, ABD’de gerçekleştirilen ve 18 yaş ve üstü 50.000’den fazla katılımcının yanıtlarını içeren Küresel Seks Anketi gibi çeşitli büyük ölçekli anketlerde araştırılmıştır. Sonuçlar, insanların ne sıklıkta cinsel aktivitede bulunduğuna dair anlık bir görüntü sunmaktadır:

  • Geçen yıl hiç seks yapılmadı: 18%
  • Yılda bir kez: 8%
  • Ayda 1-2 kez: 28%
  • Haftada 1-3 kez: 40%
  • Haftada 4 veya daha fazla kez: 6.5%

Bu istatistikler nüfusun önemli bir kısmının (yaklaşık %40) düzenli cinsel aktivitede bulunduğunu (haftada 1-3 kez), daha küçük bir kısmının ise daha sık cinsel ilişkiye girdiğini göstermektedir. Seks sıklığı yaşla birlikte azalma eğilimindedir, ancak bu azalma genellikle algılandığı kadar keskin değildir.

Cinsel Davranış Araştırmalarında Uyarılar

Cinsel davranış üzerine yapılan araştırmalar, konunun hassas doğası nedeniyle genellikle sınırlamalarla karşılaşmaktadır. Anketler ve çalışmalar önyargılara açıktır, çünkü katılımcılar mahrem ayrıntıları açıklamaktan rahatsızlık duyabilir, bu da eksik raporlamaya veya abartmaya yol açabilir. Ayrıca, kültürel farklılıklar ve değişen sosyal normlar, farklı toplumlarda cinsel aktivitenin doğru ve kapsamlı bir resmini yakalamayı zorlaştırmaktadır. Bu nedenle, veriler eğilimlerin geniş bir şekilde anlaşılmasını sağlarken, bireysel farklılıkları tam olarak yansıtmayabileceklerini kabul ederek bu rakamları dikkatle yorumlamak önemlidir.

Güncelleme 2016-2024

2016 yılından bu yana, insan cinselliği çalışmalarında birçok önemli dönüm noktası, cinsel davranış, tercih, yönelim ve eğilimlerin daha iyi anlaşılmasına katkıda bulunmuştur. Bu kilometre taşları, cinsel çeşitliliğe yönelik toplumsal tutumlarda süregelen değişimi, yeterince temsil edilmeyen cinsel yönelimlerin artan görünürlüğünü ve özellikle veri toplama ve analiziyle ilgili olarak araştırmalardaki gelişmiş metodolojileri yansıtmaktadır.

1. Aseksüellik Üzerine Daha Fazla Tanınma ve Araştırma

2016’yı takip eden yıllarda aseksüellik hem akademik araştırmalarda hem de kamusal söylemde giderek daha fazla kabul görmeye başladı. Çalışmalar aseksüelliğin yaygınlığını araştırmaya devam etti ve nüfusun yaklaşık %1’inin aseksüel olduğunu tahmin eden daha önceki çalışmalardan elde edilen bulguları pekiştirdi. Özellikle, araştırmacılar aseksüel deneyimlerin nüanslarına odaklanmaya başlamış, birçok aseksüel bireyin romantik ilişkiler kurduğunu ve bazılarının cinsel çekim eksikliğine rağmen cinsel faaliyetlerde bulunduğunu vurgulamıştır. Bu dönem aynı zamanda aseksüellere destek ve görünürlük sağlayan savunuculuk gruplarının ve çevrimiçi toplulukların yükselişine tanıklık etti ve bu da aseksüelliğin ayrı bir yönelim olarak meşrulaştırılmasına yardımcı oldu.

2. Değişen Cinsel Eğilimler: Cinsel Sıklıkta Düşüş

Bu dönemin en çok tartışılan eğilimlerinden biri, özellikle genç yetişkinler arasında cinsel sıklıkta bildirilen düşüştür. Aralarında 2016 Cinsel Davranış Arşivleri çalışmasının da bulunduğu bir dizi araştırma, Y kuşağı ve sonraki kuşaklar arasında cinsel aktivitenin eski kuşaklara kıyasla azaldığını belgelemiştir. Bu eğilim, ekonomik baskılar, dijital teknoloji kullanımının artması, değişen ilişki normları ve anksiyete ve depresyon gibi ruh sağlığı sorunları hakkında daha fazla farkındalık gibi çeşitli faktörlere bağlanmıştır. Cinsel aktivitedeki düşüş, değişen öncelikler, sosyal medyanın yakınlık üzerindeki etkisi ve genç nüfus arasında büyüyen bir “seks durgunluğu” potansiyeli hakkında yaygın tartışmalara yol açmıştır.

3. Veri Toplamadaki Gelişmeler: Büyük Veri ve Çevrimiçi Anketlerin Kullanımı

2016’dan itibaren insan cinselliği araştırmaları, flört uygulamaları, sosyal medya platformları ve büyük ölçekli çevrimiçi anketlerden elde edilen büyük verilerin kullanımı da dahil olmak üzere daha sofistike veri toplama tekniklerinden yararlanmaya başladı. Bu yöntemler, araştırmacıların farklı demografilerdeki insanların cinsel davranışları ve tercihleri hakkında daha dinamik ve kapsamlı bilgiler elde etmelerini sağladı. Çalışmalar ayrıca, sosyal arzu edilebilirlik önyargısının etkilerini hafifleten ve katılımcıların cinsel deneyimleri hakkında daha samimi yanıtlar vermelerine olanak tanıyan anonim çevrimiçi ortamlardan da yararlanmıştır. Metodolojideki bu değişim, ağırlıklı olarak yüz yüze görüşmelere ve daha küçük örneklem boyutlarına dayanan önceki araştırmalara kıyasla bulguların doğruluğunu önemli ölçüde artırmıştır.

4. Tek Eşli Olmayan ve Farklı İlişki Yapılarının Yükselişi

2016’dan sonra cinsellik araştırmalarındaki önemli bir gelişme, rızaya dayalı tek eşlilik dışı, çok eşlilik ve açık ilişkiler de dahil olmak üzere geleneksel olmayan ilişki yapılarının artan görünürlüğü ve kabulü olmuştur. Akademisyenler, özellikle Batı ülkelerinde rızaya dayalı tek eşlilik dışı ilişki biçimlerini açıkça uygulayan kişilerde bir artış olduğunu belgelemiş olup, araştırmalar yetişkinlerin yaklaşık %4-5’inin bir tür açık veya çok eşli ilişki içinde olduğunu bildirdiğini göstermektedir. Bu uygulamalar, tek eşli ilişkilerin geleneksel tanımlarına meydan okumakta ve hem araştırmacıları hem de klinisyenleri cinsel münhasırlık, aşk ve bağlılıkla ilgili uzun süredir devam eden varsayımları yeniden gözden geçirmeye sevk etmektedir.

5. Toplumsal Cinsiyet ve Cinsel Akışkanlık Anlayışının Genişletilmesi

2016’dan bu yana insan cinselliği çalışmalarında bir diğer önemli dönüm noktası, cinsiyet akışkanlığına artan ilgi ve cinsel yönelimin her zaman sabit olmadığının kabul edilmesi olmuştur. Genel Sosyal Anket (GSS) gibi büyük ölçekli anketler, genç nesillerin biseksüel veya panseksüel olarak tanımlanma olasılığının daha yüksek olduğunu ortaya koyarak, akışkan cinsel kimlikleri kabul etmeye yönelik daha geniş bir toplumsal değişimi yansıtmaktadır. Çalışmalar ayrıca, birçok birey ikili kategorilere tam olarak uymadığından, cinsel davranış, çekim ve kimlik arasında ayrım yapmanın önemini vurgulamıştır. Araştırmacılar, cinsel yönelimin zaman içinde değişebileceğini ve “gey” veya “heteroseksüel” gibi etiketlerin bir bireyin deneyimlerini tam olarak kapsamayabileceğini kabul ederek bu karmaşıklığı yakalamak için çalışmışlardır.

6. Cinsel Sağlık ve Refah: Zihinsel ve Duygusal Faktörlere Daha Fazla Vurgu

2016’yı takip eden dönemde cinsel sağlık ve ruhsal esenlik arasındaki kesişime giderek daha fazla odaklanıldı. Araştırmacılar ve klinisyenler, ruh sağlığının cinsel tatmin, sıklık ve davranıştaki rolü de dahil olmak üzere cinselliğin psikolojik yönlerine daha fazla dikkat etmeye başladılar. Çalışmalar depresyon, anksiyete ve stres gibi ruh sağlığı sorunlarının daha düşük cinsel istek ve tatmin düzeyleriyle bağlantılı olduğunu göstermiştir. Odak noktasındaki bu değişim, cinselliğe daha fazla önem verilmesini teşvik etmiştir.

İleri Okuma
  1. BBC
  2. Richters, J., de Visser, R. O., Rissel, C. E., Grulich, A. E., & Smith, A. M. A. (2003). Sexual practices and the duration of last heterosexual relationship: Findings from the Second Australian Study of Health and Relationships. Sexual Health, 10(6), 549-554.
  3. Durex Global Sex Survey. (2005). Global sex survey statistics, trends, and behaviors. Retrieved from Durex Website.
  4. Bogaert, A. F. (2004). Asexuality: Prevalence and associated factors in a national probability sample. Journal of Sex Research, 41(3), 279-287.
  5. Ritch C. Savin-Williams , Geoffrey L. Ream Prevalence and Stability of Sexual Orientation Components During Adolescence and Young Adulthood Archives of Sexual Behavior June 2007, Volume 36, Issue 3, pp 385-394 First online: 29 December 2006
  6. Herbenick, D., Reece, M., Schick, V., Sanders, S. A., Dodge, B., & Fortenberry, J. D. (2010). Sexual behavior in the United States: Results from a national probability sample of men and women ages 14–94. Journal of Sexual Medicine, 7(s5), 255-265.
  7. Debby Herbenick, PhD, MPH,* Michael Reece, PhD, MPH, Vanessa Schick, PhD,*Stephanie A. Sanders, PhD,Brian Dodge, PhD, and J. Dennis Fortenberry, MD, MS An Event-Level Analysis of the Sexual Characteristics andComposition Among Adults Ages 18 to 59: Results from aNational Probability Sample in the United States The Journal of Sexual Medicine Volume 7, Issue Supplement s5, Article first published online: 4 OCT 2010 DOI: 10.1111/j.1743-6109.2010.02020.x
  8. Muehlenhard CL, Shippee SK Men’s and women’s reports of pretending orgasm. J Sex Res. 2010 Nov;47(6):552-67. doi: 10.1080/00224490903171794.
  9. Aicken, Catherine R H, Mercer, Catherine H and Cassell, Jackie A (2013) Who reports absence of sexual attraction in Britain? Evidence from national probability surveys. Psychology & Sexuality, 4 (2). pp. 121-135. ISSN 1941-9899
  10. Tim Wadsworth Sex and the Pursuit of Happiness: How Other People’s Sex Lives are Related to our Sense of Well-Being Social Indicators Research March 2014, Volume 116, Issue 1, pp 115-135 First online: 28 February 2013
  11. Bogaert, A. F. (2015). Toward a conceptual understanding of asexuality. Review of General Psychology, 19(1), 1-13.
  12. GSS (General Social Survey). (2016). Trends in sexual orientation and identity. National Opinion Research Center.
  13. Twenge, J. M., Sherman, R. A., & Wells, B. E. (2017). Declines in sexual frequency among American adults, 1989–2014. Archives of Sexual Behavior, 46(8), 2389-2401.
  14. Casey E. Copen, Ph.D.; Anjani Chandra, Ph.D.; and Isaedmarie Febo-Vazquez, M.S., Division of Vital Statistics Sexual Behavior, Sexual Attraction, and Sexual Orientation Among Adults Aged 18–44 in the United States: Data From the 2011–2013 National Survey of Family Growth National Health Statistics Reports, Number 88, January 2016
  15. Haupert, M. L., Gesselman, A. N., Moors, A. C., Fisher, H. E., & Garcia, J. R. (2017). Prevalence of experiences with consensual nonmonogamous relationships: Findings from two national samples of single Americans. Journal of Sex & Marital Therapy, 43(5), 424-440.
  16. Kohut, T., Fisher, W. A., & Campbell, L. (2017). Sexual behavior and the Internet: Observations from a large-scale online survey. Journal of Sex Research, 54(1), 43-54.

Erkeklerin Parmak Uzunlukları Kadınlarla İlişkilerini Belirliyor

Belki de erkek arkadaşınızın parmaklarına, özellikle yüzük takmadan önce daha dikkatli bakmalısınız. İşaret parmağı kısa olan ve yüksük parmakları uzun olan erkekler, kız arkadaşlarına karşı ortalama derecede iyi davranışlar sergiliyorlar ki bu beklenmedik bir durum ve anne karnında maruz kalınan hormon etkilerinden kaynaklanıyor.  Araştırma MCGill Universitesi araştırmacıları tarafından yürütüldü ve Personality and Individual Differences dergisinde yayımlandı. Bulgular bu erkeklerin daha çok çocuk sahibi olmaya meyilli olduklarını destekler nitelikte. Araştırma fetüs dönemindeki hayatla yetişkin davranışları arasındaki bağları açıklıyor.

Erkeklerin işaret parmakları genellikle yüksük parmaklarında kısadır. Bu fark kadınlarda pek görülmez. Bu uzunluk oranı, fetüs döneminde başta testosteron olmak üzere erkek hormonlarına ne kadar maruz kaldığına göre değişebiliyor. Oran küçüldükçe, erkek hormonu oranı artış göstermektedir. Bu durumda erkeklerin -özellikle de kadınlara karşı olan davranışlarını- belirliyor.

Fetüs döneminde maruz kalınan hormonların erkek yetişkin davranışlarında seçici etkiler yaratması son derece şaşırtıcı görünüyor.

Gülüşler ve Tamamlamalar

Yetişkin davranışlarının parmak uzunluğu oranına göre belirlenmeye çalışıldığı bir çok çalışma bir araya getirildi. İlk kez bu çalışma ile cinsiyete bağlı olarak karşı cinse karşı olan davranışları etkilendiği gösterildi. Kadınlarla beraberken, daha düşük orana sahip erkekler kadınları daha dikkatli dinleme , tamamlama ve gülümseme davranışı gösteriyorlar. Bu davranış şekli hem cinsel ilişkilerde  hem de kadın arkadaş ilişkilerinde ortaya çıkıyor. Ayrıca bu erkekler kadınlara karşı , erkeklere olduğundan daha az kavgacı davranıyorlar; buna karşın daha yüksek oranlı erkekler iki cinse de karşı kavgacı davranıyorlar. Kadınlar için ise bu oran davranışları etkiliyormuş gibi görünmüyor.

155 katılımcı, 5 dakikadan daha uzun süren sosyal etkileşimlerine dayanarak 20 gün boyunca bir anketi her gün doldurdular. Bir önceki çalışmaya dayanarak araştırmacılar davranışları , ‘kabul edilebilir’ ve ‘kavgacı (agresif) ‘ olarak sınıflandırdılar.  Daha düşük uzunluk oranına sahip erkeklerin, yüksek oranlılara nazaran üçte bir oranda daha az dominant davranış , kadınlara karşı kötü davranış ve erkeklere karşı da daha az kavgacı tutum sergiliyorlar.

Daha önceki bir çalışmada daha düşük orana sahip erkeklerin daha fazla çocuğa sahip olduğu ortaya koyulmuştu. Bu araştırma ise bu erkeklerin kadınlarla daha iç içe uyumlu bir yaşam sürdüğünü ve sürebileceğini ortaya koyuyor. Aynı zamanda kadınlarla ilişki kurulmasını ve ilişkinin daha rahat yürütülmesini sağlıyor. Daha çok çocuk sahibi olmanın sebebi de bu olabilir.

Araştırmacılar istatistiksel olarak dominant davranışlarla, uzunluk oranı arasında tutarlı bağlar bulamamaktan dolayı son derece şaşkınlar. İleri ki araştırmaların daha spesifik dominant davranış şekilleri ile  bir ilişki bulmaya yarayacağını öngörüyorlar.

Kaynak: Bilimfili

Referans : D.S. Moskowitz, Rachel Sutton, David C. Zuroff, Simon N. Young. Fetal exposure to androgens, as indicated by digit ratios (2D:4D), increases men’s agreeableness with women. Personality and Individual Differences, 2015; 75: 97 DOI: 10.1016/j.paid.2014.11.008

Kinsey Skalası: Düzcinsellikten, Eşcinselliğe Yelpaze

Her ne kadar halen halk arasındaki baskın kanı cinsiyetlerin “erkek” ve “dişi”, cinsel yönelimin ise “erkek dişiyi sever” ile “dişi erkeği sever”den ibaret olduğu ise de, bilimsel camia giderek bu fikirden uzaklaşmaktadır. Hem doğayı giderek daha iyi tanımamız, buna bağlı olarak kendimizi daha iyi anlamamız, hem evrimsel biyoloji gibi bilim dallarının bilimsel algı ufkumuzu katlayarak arttırması sayesinde, bazı “kategorik tanımlamalarımızın” hatalı olduğu sonucuna varmaya başladık.

Bu değişim yeni başlamadı. Cinsel yönelimin tek yönlü ve katı bir kategorizasyona sahip olamayacağına dair seslerini yükseltip, bilim camiasının dikkatini çekmeyi başaran bilim insanlarının tarihi yüzlerce yıl geriye gidiyor. Bunlardan birisi, 1948 yılında yayınlanan“İnsan Erkeklerinde Cinsel Davranışlar”, 1953 yılında yayınlanan “İnsan Dişilerinde Cinsel Davranışlar” isimli kitapların yazarı olan Alfred Charles Kinsey’dir. Bu iki kitap, bilim tarihindeki ve insandaki seks davranışlarındaki önemli başyapıtlardan birisi olması bakımından toplu bir şekilde Kinsey Raporları olarak anılmaktadır.1894-1956 yılları arasında yaşamış ünlü biyolog, psikolog, entomolog, zoolog ve seksolog Kinsey, bu iki kitabında cinsel yönelimlerin sadece “erkek dişiyi, dişi erkeği sever” şeklinde kategorize edemeyeceğimizi net bir şekilde ispatlamış, bilim camiasını bu antik yaklaşımdan uzaklaştırmak konusunda en büyük adımlardan birini atmış isimdir. Hatta Kinsey, bir adım daha öteya giderek “düzcinsellik” ve “eşcinsellik” kategorizasyonunu da bu kadar katı bir şekilde yapamayacağımız gerçeğini görmüş, insanlardaki cinsel yönelimleri geniş bir yelpazeye bölmüştür.
Görseldeki, Kinsey’in bu kitaplarda ileri sürdüğü ve günümüzdeki çok sayıda psikolog tarafından yeterince kapsamlı olduğuna kanaat getirilen Kinsey Skalası‘dır. Skalada, bir erkeğin veya bir dişinin yaşamı boyunca cinsel olarak çekildiği cinsiyetlere göre belli bir değer yer alır. Buradan da anlaşılacağı üzere, bir insan illa tam eşcinsel veya tam düzcinsel olmak zorunda da değildir. Yapılan araştırmalar, erkeklerde ve dişilerde hayatın ezici bir çoğunluğunda düzcinsellik görülürken, arada sırada da olsa eşcinsellik görülebildiğini göstermiştir. Benzer şekilde, kendilerini tamamen eşcinsel olarak tanımlayan bazı kişilerin aslında arada sırada (veya dikkate değer miktada da olabilir) düzcinsel davranışlar sergileyebildiği de gösterilmiştir. Kinsey, kitaplarında bu skalanın doğruluğunu gösteren çok fazla sayıda araştırmaya yer vermektedir.
Kinsey Raporları ile ilgili çok fazla şey söylenebilir; ancak 2 önemli bilgiye yer vermek istiyoruz: ilki, Kinsey’in yaptığı kapsamlı araştırmaların bir özeti:
Araştırmalarına göre 20-35 yaş arası erkeklerin %11.6’sı, bu yaş aralığında kendilerini skalada 3 değerinde görüyor. Araştırmaya katılan Amerikalı deneklerin %10’u, 16-55 yaşları arasında kendilerini 5-6 skalasında görüyorlar. Dişilerde de durum benzer: 20-35 yaş arasında evli olmayan kadınların %7’si ve daha önceden evli olup boşanan kadınların %4’ü kendilerini bu yaş aralığındayken skalada 3 değerinde görüyorlar. 20-35 yaş arası kadınların %2-6 arası 5 değerinde, evlenmemiş kadınların %1-3 arası ise kendilerini 6 değerinde görüyor. Dolayısıyla popülasyon içerisinde eşcinsellik-heteroseksüellik yelpazesinin farklı noktalarında yer alan çok sayıda insan bulunuyor.
İkinci ve son olaraksa, Kinsey’in bu skalayı ilk kitabında ilk defa tanımlarken kullandığı ve günümüzde halen geçerli olan cümlelere yer vermek istiyoruz:
“Erkeklere baktığımızda heteroseküel ve homoseksüel olarak iki gruba bölünmediklerini görüyoruz. Dünya, koyunlar ve keçiler olarak ikiye bölünemez. Doğanın temel sınıflandırması çok nadiren katı kategorilere yer verir… Yaşadığımız dünya, her bir açısı bakımından bir süreklilik halindedir. 
 
Tamamen eşcinsel ve tamamen düzcinsel insanlar arasındaki süreklilikten bahsederken, kişilerin kendi tarihlerine bakarak yelpazede göreli bir noktada bulunduklarını fark edebilecekleri bir çeşit skala oluşturmak gerekti. Bir birey, ömrünün her bir kısmında bu skalada farklı bir noktada yer alabilir. Bu 7 parçalı skalada gerçekten farklı noktalarda bulunan insanlar keşfetmek, bu tür bir sürekliliğin gerçekten de var olduğunu göstermeye yaklaştığımızın işaretidir.”
 
Günümüzde 10 parçalı bazı diğer skalalar bulunuyor olsa da, Kinsey Skalası tek başına yeterince geniş bir aralığı kapsamakta ve sürekliliği göstermeye yetmektedir. Bu nedenle Kinsey’in bu skalası, seksoloji alanında önemli bir dönüm noktası olarak kabul görmektedir.
Cinsiyetler, cinsel yönelimler, eşcinsellik ve evrim ile ilgili daha fazla bilgi almak için buraya tıklayabilir, aseksüellik için daha fazla bilgi almak için buraya tıklayabilirsiniz. Eğer Kinsey Skalası’nda nereye düştüğünüzü öğrenmek istiyorsanız buraya tıklayarak örnek bir testi yapabilir ve sonucu görebilirsiniz. Bu sayfanın en altında, testin Türkçeye çevrilmiş halini görebilirsiniz. Adım adım takip ederseniz, kolaylıkla dil bariyerini aşabilirsiniz.
Kaynaklar ve İleri Okuma:
Kinsey Skalası Testinin Türkçesi:
 
  1. Yaşınız kaç? (Kutuya giriniz)
  2. Cinsiyetiniz nedir? (Erkek, Kadın)

    Lütfen aşağıdaki soruları “Doğru” (True) ya da “Yanlış” (False) olarak cevaplandırınız (yukarıda verdiğiniz cinsiyet cevabına bağlı olarak, aşağıdaki sorularda göreceğiniz “erkeksem” ve “dişiysem” kalıpları otomatik olarak ayarlanacaktır; biz genel olarak yazdık):

  3. Asla cinsel istek/haz duymadım.
  4. Hangi cinsiyete daha fazla ilgi duyduğuma karar veremiyorum.
  5. Kendi cinsiyetimden biriyle seks yapmayı itici/iğrenç buluyorum.
  6. Hem erkekler, hem kadınlarla seks deneyimi yaşamadan ölmek istemezdim.
  7. Kimseyle hiçbir cinsel ilişki isteğim yok.
  8. Bir toplu sekse dahil olanların cinsiyet dağılımları benim katılıp katılmayacağıma karar vermemde önemsizdir.
  9. Erkeksem “gay”, dişiysem “lezbiyen” pornosu izlemekten kaçınırım.
  10. Doğru şartlar sağlandığında herhangi birine cinsel ilgi duyabilirim.
  11. Cinsel yönelimimle ilgili olarak her zaman çok rahat olmuşumdur.
  12. Erkeksem erkekleri, dişiysem dişileri diğer cinsiyetten daha çekici bulurum.
  13. Bir çiftle 3 kişilik seks (threesome) yapmayı tuhaf bulurum, çünkü kendi cinsiyetimden biri de bulunacaktır.
  14. Dişiysem sadece dişilere, erkeksem sadece erkeklere ilgi duyarım.
  15. Seks sırasında partnerime teslim olurum.
Sonrasında SCORE (Puanla) tuşuna basabilirsiniz. Çıkan sonuç, ana görselimizdeki tabloyla paralel olacaktır ve cinsel yöneliminizi buna göre öğrenebilirsiniz. Unutmayın ki bu oldukça kısıtlı bir testtir ve doğru sonuçları yansıtmayabilir. Sizin kendi hissiyatınız, spesifik olarak bu sitedeki, bu testin sonuçlarından daha güvenilirdir.

Mikro Motorlar Spermleri Amacına Ulaştıracak!

Milyonlarca çift çocuk sahibi olmak için tıbbi yardımlara başvuruyor. Bu durumun yarısı spermlerin başarısızlığı neticesinde oluşuyor. Bunun en büyük nedeni ise spermlerin hareket sorunu, yani yumurtaya ulaşamaması. Ancak Nano Letters dergisinde çıkan bir çalışmaya göre artık spermler yumurtaya ulaşabilecek hem de kimyasal bir yapı sayesinde! Alman ekibin geliştirdiği bu yöntem birçok çiftin hayallerine kavuşmasına yardımcı olacağa benziyor.

Yöntem, bir metal spiralın spermin kuyruğuna bağlanarak onu yumurtaya ulaştırması süreçlerini içeriyor. Ancak bu o kadar basit değil. Bu metalin spermi yumurtaya ulaştırması için bilim insanlarının manyetik alanlar oluşturması gerekiyor. Sperm yumurtayı dölledikten sonra da metal, kuyrukta kayıp gidiyor. Ayrıca oluşturulan manyetik alan hiçbir hücreye zarar vermiyor.

İlk denemelerden beklenen sonuç alındı ancak ekip daha çok çalışmaları gerektiğini söylüyor. Bir problem, anne vücudunun bu mikro motora nasıl tepki vereceği. Ayrıca motorun hiçbir sperme zarar vermeden bu işlemi yapması da önemli. Henüz insan vücudu içerisinde denenmeyen yöntem, laboratuvar koşullarında sorun oluşturuyor gibi görünmüyor. Ekip sistemin nasıl çalıştığını ise aşağıdaki video ile meraklılarına gösteriyor.

 

Kaynak:

  1. Popularscience
  2. Mariana Medina-Sánchez, Lukas Schwarz, Anne K. Meyer, Franziska Hebenstreit, and Oliver G. Schmidt Cellular Cargo Delivery: Toward Assisted Fertilization by Sperm-Carrying Micromotors Nano Lett., 2016, 16 (1), pp 555–561 DOI: 10.1021/acs.nanolett.5b04221

Sinirbilimin “Venüs ve Mars” Klişesini Başından Savmasının Zamanı Geldi!

Guardian tarafından “Yılın bilim yazarı” seçilen Robin McKie şöyle diyor:
“Erkek ve kadın beyinleri arasındaki temel farklılıkları bangır bangır bağıran raporlar en basit hâliyle biyolojik determinizmdir.” 
Bilim yazarı bozuntularının temcit pilavı gibi önümüze sürdükleri favori konularını alt etmek çok zordur: erkek ve kadın beyinlerinin fiziksel bağlantıları. 30 yılı aşkın bir süredir, daha duygusal, empati kurabilen, aynı anda birden çok işi yapabilen ve fıkra anlatamayan kadınlara göre, erkeklerin doğuştan daha akılcı ve harita okumada daha iyi olduklarına beni inandırmaya çalışan, beyin yapısının cinsiyet farklılıkları hakkında seri hâlinde hikâyelerle karşılaştım manşet altlarında. Görünen o ki hayatımdaki kadınlar Venüs’ten, bense Mars’tanım.
Geçen hafta yine türünün belirgin şekilde çarpıcı bir örneğinin yayınlanmasına tanık oldum, anlaşılan bu kaynak kurumayacak. ABD’de yayınlanan Proceedings of the National Academy of Sciences dergisine yazan Philadelphia’daki Pennsylvania Üniversitesi’nden araştırmacılar, erkeklerin beyinlerindeki sinir hücrelerinin, kadınların beyinlerindekine göre, birbirine daha farklı bağlandığını göstermek için difüzyon tensör görüntülemesi tekniğini kullandıklarını açıkladılar.
Hatta Profesör Ragini Verma önderliğindeki ekip, bu noktayı faydalı bir diyagramla açıkladı. Bir erkeğin beyni, önden arkaya giden ana bağlantılarıyla –tabii ki mavi renkte- gösteriliyordu. Kafatası yarımkürelerinin içindeki bağlantılar güçlüydü, fakat iki yarımküre arasındaki bağlantılar zayıftı. Aksine kadın beyni iki yarımküre arasında bir taraftan öteki tarafa giden güçlü bağlar şeklinde kalın bağlantılara sahipti.
Pennsylvania Üniversitesi araştırmacıları tarafından yayınlanan ve erkek ve kadın beyinlerindeki yarımküre-içi bağlantıları (mavi) ve yarımküreler-arası bağlantıları (turuncu) gösteren bir fotoğraf. Üst sıra erkek, alt sıra kadın. Fotoğraf: Ulusal Bilimler Akademisi/Pennsylvania
Verma şunları söyledi:
“Bu haritalar insan beyninin mimarisinde kesin bir farklılık olduğunu gösteriyor, bu farklılık neden erkeklerin bazı işlerde, kadınlarınsa diğerlerinde çok iyi olduğuna dair sinirlerle ilgili olası bir temel sağlıyor.”
Basının tepkisi tahmin edildiği gibi oldu. Bir kez daha bilim adamları, doğuştan biz erkeklerin beyinlerinin daha iyi mekânsal becerilere sahip olmak, diğerlerine karşı empatiden yoksun kalmak ve en ufak bir duygusallık söz konusu olduğunda hemen oradan kaçmak üzere fiziksel olarak bağlantılı olduğunu “kanıtladılar”. Aynı şekilde ekip, kadınların tirbuşon kullanamadığı veya araba park edemediği fakat isimleri ve yüzleri erkeklerden daha iyi hatırlayabildiği “gerçeği”ne bir açıklama getirmiş oldu. Hepsi sinir hücrelerimizde doğuştan yazılıydı.
Dediğim gibi bu tür şeyleri daha önce de okudum. O zaman inanmamıştım, şimdi de inanmıyorum. Bu, en aptalca ve en basit kötü hâliyle biyolojik determinizmdir. Evet, erkek ve kadınlar büyük olasılıkla farklı sinir bağlantılarına sahiptirler fakat bu çeşitliliğin kültürel etkenler dışında başka bir etken nedeniyle oluştuğuna dair ikna edici kanıt çok azdır. Erkeklerin mekânsal becerileri gelişmiştir fakat bu, doğuştan gelen bir üstünlük nedeniyle değil, atma-tutma yeteneği ve deneyimi gerektiren sporda güçlü olması beklenip teşvik edildiğindendir. Benzer şekilde kızların daha duygusal ve konuşkan olmaları beklenir, bu nedenle öğretmenleri ve anne babaları tarafından sözel becerileri üzerinde önemle durulur. Yıllar geçtikçe bu farklı yaşam biçimleri beyindeki sinir bağlantılarında çeşitlilik yaratır -ki söz konusu sinir bağlantıları birçok biyolojik gerekircinin düşündüğünden çok daha biçimlenebilir bağlantılardır. Bu olasılığa Verma ve ekibi tarafından hiç değinilmemiştir.
Çalışmalarıyla küçük çocukların sözel gelişimlerindeki çeşitliliğin sadece %3’ünün cinsiyetlerine bağlı olduğunu bulan, Londra Psikiyatri Enstitüsü davranış genetiği profesörlerinden Robert Plomin, benzer şekilde, cinsiyet farklılıklarının, araştırmacılar tarafından incelendiğinde genellikle önemsenmeyecek kadar az olduğuna dikkat çekti:
“Erkek ve kız çocuklarının sözel beceri puan dağılımı grafiğini yaparsanız o kadar birbiri üzerine oturan iki grafik elde edersiniz ki aralarındaki farkı göstermek için çok çok ince bir kalem kullanmanız gerekir. Yine de insanlar erkek ve kız çocukları arasındaki bu önemli benzerliği umursamayıp bunun yerine aralarındaki minicik farkı delicesine abartıyorlar. Bu da beni çok kızdırıyor.”
Plomin’in bu değerlendirmeyi üç yıl önce, ben en son cinsiyet ve beyindeki sinir bağlantıları konusunda yazdığımda yaptığını belirtmeliyim. O zamanki, son saldırım değildi. Aslında bu ilgi çekici ve önemli konuya yıllar içinde birçok fırsatta, nörolojik çalışmalar genellikle de o çalışmayı yapan bilim adamı tarafından medyada abartılı bir şekilde tanıtıldığında geri döndüm. Diğer araştırmacıların konuyu doğru bakış açısına yerleştirmeleri için büyük çaba harcamaları gerekmişti.
Y: The Descent of Men adlı kitabın yazarı ve Londra Üniversitesi Akademisi’nde genetikçi olan Profesör Steve Jones, 2005’te baş gösteren beyin-cinsiyet farkı hikâyeleri sırasında, önemli bir sorunun da bu alanda tutarlı çalışmaların eksikliği olduğunu vurguladı:
“Kitabım için araştırma yaparken [cinsiyet ve beyin yapısı] bilim dalında hiç fikir birliği olmadığını fark ettim. Erkek ve kadın beyinleri ile ilgili birbiriyle tümüyle zıt şeyler söyleyen çalışmalar vardı. Bu da, istediğiniz bir çalışmayı seçip onun üzerine bir tez oluşturabileceğiniz anlamına geliyor. Bütün alan aynı şekilde. Bu, çok öznel bir durum. Cinsiyetlerin beyinleri arasında fark olmadığı anlamına gelmeyen bu durumu çok da abartmamaya dikkat etmeliyiz.”
Ancak ne yazık ki sonrasında bu dikkat gösterilmedi. Gerçekte bu durum, içeriği ağırlıklı olarak tuhaf iddialar, çılgın abartılar ve cinsel ayrımcılıklarla belirginleşen bir başlık hâline geldi. Bu çok moral bozucu. Soru: Bu, neden oldu? Neden erkek ve kadınlarda gözlemlediğimiz zihinsel yetilerdeki farklılıkları bu kadar değişik görüşlerle açıklıyoruz? Ve neden bu kadar insan bu farklılıkları böyle çok abartıyor?
İlk sorunun cevabı kolay. Bu alan, olağandışı karmaşıklığı nedeniyle kafasının karışmasının acısını çekiyor. İnsan beyni uçsuz bucaksız, dolambaçlı bir mabettir ve bilim adamları onu araştırmak için gerekli aletleri daha yeni yeni geliştiriyorlar. Verma’nın ekibi tarafından difüzyon tensör görüntülemesinin kullanılması önemli bir dönüm noktasıdır, bunu da belirtmeden geçmeyelim. Buradaki sorun, bir kez daha, çalışmada yer almış kişilerin çalışmalarını yorumlamada ihtiyatsız davranmalarıdır.
Oxford Üniversitesi’nden Profesör Dorothy Bishop şöyle diyor:
“Bu çalışma çok önemli veriler içeriyor fakat tanıtımı fena hâlde çok yapıldı ve bu konuda suçun birazını da yazarlar üstlenmeli. Sanki tipik bir erkek beyni ve tipik bir kadın beyni varmış gibi konuşuyorlar –hatta bir diyagram da koymuşlar- fakat beyin yapısı bakımından cinsiyetler içinde pek çok çeşitlilik olduğu gerçeğini göz ardı ediyorlar. Öyle kolayca, bir erkek beyni vardır veya bir kadın beyni vardır, diyemezsiniz.”
Londra Psikiyatri Enstitüsü’nden Marco Catani daha da eleştirel bakıyor:
“Çalışmanın erkek ve kadınlar arasındaki olası bilişsel farklılıklarla ilgili ana sonuçları, çalışma bulgularıyla desteklenmemiş. Anatomik farklılıklarla bilişsel işlevler arasında bir bağlantı kurulmalıydı, yazarlar bunu yapmamış. Anatomideki bu farklılıkların bilişsel tutuma nasıl yansıdığına dair hiçbir fikirleri yok. Yani çalışmanın ana sonucu tamamen spekülatif.”
MRC Klinik Bilim Merkezi’nden Michael Bloomfield, her şeyden önce cinsiyetler arasındaki beyin mimarisi farklılıklarının nasıl oluştuğu konusunda çalışmanın belirsiz olduğunu ortaya koydu:
“Testosteron gibi erkeklik hormonu ve östrojen gibi kadınlık hormonunun beyin üzerinde farklı etkileri olması, çok bariz bir olasılıktır. Daha az göze çarpan bir olasılık da, çocuğu cinsiyetine göre yetiştirmenin beyinlerimizdeki sinir bağlantılarını etkilemesidir.”
Aslında Verma’nın sonuçları, cinsiyetler arası sinir hücresi bağlantı farklılıklarının deneklerin yaşıyla arttığını gösterdi. Bu bulgu, beyin sinir bağlantılarındaki değişiklikleri kültürel etkenlerin yönlendirdiği fikriyle tamamen uyumludur. Ne kadar uzun yaşarsak kültürümüz düşünsel önyargılarımızı o kadar aşırı uçlara götürür ve yoğunlaştırır. Başka bir deyişle, cinsiyetler arasında gözlemlediğimiz düşünsel farklılıklar, doğuştan gelen farklı genetik hakların değil, bir erkek veya kız çocuğunun olmasını beklediğimiz kalıpların bir sonucudur.
Bu kadar çok insanın bu gerçeği umutsuzca yok sayması veya örtbas etmeye çalışmasının nedeni, apayrı bir meseledir. Nihayetinde kaderlerimizin doğuştan belirlendiğine inanıp inanmadığınıza bağlı veya değişik durumlar karşısında davranış veya düşünme şeklinde bir biçimlenebilirlik sergileyebilmenin insan doğasının önemli bir parçası olduğunu düşünmenize bağlı. Ben kesinlikle sonuncuya inanıyorum.
Yeni Çalışmanın Gösterdikleri
Verma ve meslektaşları çalışmalarında 8-22 yaşları arasında 521’i kadın, 428’i erkek olmak üzere 949 bireyin beyin bağlantılarındaki cinsiyet farklılıklarını araştırdılar. Kullandıkları teknik beynin farklı bölgelerini bağlayan lif yollarını izleyip belirginleştirerek bütün beynin yapısal bir connectome haritasını (beynin ve sinir bağlantılarının üç boyutlu haritasını) veya ağını çıkarmak için temel oluşturan ve su bazlı bir görüntüleme teknolojisi olan difüzyon tensör görüntülemesi diye biliniyor. Verma ve ekibi, bu çalışmaların ortaya tipik bir şablon çıkardığını iddia ediyorlar: Erkekler kafatası yarımkürelerinin içindeki sinir hücreleri arasında, kadınlar ise iki yarımküre arasında daha güçlü bağlara sahiplerdi; bilim adamlarının iddialarına göre bu farklılık erkek ve kadınların davranışlarındaki farklılığı açıklamada çok önemliydi.
Ancak kullanılan teknik çok eleştiri aldı. Londra Psikiyatri Enstitüsü’nden Marco Catani şunları söyledi:
“Difüzyon tensör görüntülemesi, yapısal bağlantıların sadece dolaylı ölçümünü sağlar, dolayısıyla aksonal bağlantıların gerçek anatomisini gösteren herkesçe onaylanmış mikroskobik tekniklerden farklıdır. Difüzyon tensör MR görüntülemesinden elde edilen beyin görüntüleri, gerçek bağlantılara denk görülmemelidir ve sonuçları her zaman aşırı bir dikkatle yorumlanmalıdır.”
Bu nokta, beyin bağlantılarının doğuştan fiziksel olarak bağlanmış olması gerektiği fikrine karşı çıkan Oxford Üniversitesi profesörlerinden Heidi Johansen-Berg tarafından da desteklendi:
“Bağlantılar zaman içerisinde tecrübe ve öğrenmeye cevaben değişebilir. Yanılmıyorsam yazarlar beyin bağlantılarındaki bu farklılıkları davranış farklılıklarıyla doğrudan ilişkilendirmediler. Anatomik farklılıklarla cinsiyetler arası davranış çeşitliliğini açıklamaya çalışmak, çok kocaman bir sıçrama. Belirginleştirilen beyin bölgeleri çok farklı işlevleri içeriyor.”
Kaynak:
  1. The Guardian
  2. Madhura Ingalhalikara, Alex Smitha, Drew Parkera, Theodore D. Satterthwaiteb, Mark A. Elliottc, Kosha Ruparelb, Hakon Hakonarsond, Raquel E. Gurb, Ruben C. Gurb, and Ragini Vermaa (2013) Sex differences in the structural connectome of the human brain. PNAS. doi: 10.1073/pnas.1316909110