İntravajinal ejakülasyon gecikmesi

İnsan cinselliğinin, özellikle de intravajinal boşalma gecikmesi (IELT) bağlamında incelenmesi, normatif kalıpları ve bunların sonuçlarını anlamak için bilimsel titizlikle ele alınmıştır. IELT kavramı, vajinal penetrasyondan boşalmaya kadar geçen süreyi ifade eder. Kendi kendine bildirilen veriler genellikle sosyal arzu edilebilirlik önyargısı ve cinsel ilişki sırasında zamanı algılamadaki doğal zorluklar nedeniyle yanlışlıklardan muzdarip olduğundan, bu yönü araştırmak metodolojik zorlukların üstesinden gelmeyi içerir.

“İntravajinal ejakülasyon gecikmesi” terimi Latince köklerden türetilmiştir; “intra” “içinde” anlamına gelir, “vajina” kadın genital kanalına atıfta bulunur, “ejaculare” “dışarı atmak” anlamına gelir ve “latency” bir gecikme süresini belirtir. Tarihsel olarak cinsel performans, farklı dönemler ve toplumlar arasında süre ve memnuniyete yapılan farklı vurgularla hem tıbbi hem de kültürel bir ilgi konusu olmuştur.

Araştırmalardan Elde Edilen Temel Bulgular

Metodoloji

IELT’yi ele alan önemli bir çalışma, çeşitli küresel bölgelerden 500 çiftten oluşan sağlam bir örneklem büyüklüğü ile gerçekleştirilmiştir. Bu çiftlerden, doğruluğu sağlamak için kronometre kullanarak dört haftalık bir süre boyunca IELT’lerini ölçmeleri istenmiştir. Bu yaklaşım, potansiyel olarak müdahaleci olsa da, bugüne kadar konuyla ilgili en güvenilir verileri sağlamıştır.

Sonuçlar

Bu çalışmanın bulguları, çiftler arasında IELT’de 33 saniye ile 44 dakika arasında değişen önemli bir değişkenlik olduğunu ortaya koymuştur. Ortanca IELT 5,4 dakika olarak bulunmuştur. Bu medyan değer, farklı popülasyonlar arasında IELT’nin merkezi eğilimini anlamak için çok önemlidir.

  • Değişkenlik: Çalışma, kaydedilen en kısa ve en uzun IELT arasındaki 80 katlık farkın da gösterdiği gibi, cinsel ilişki için tek bir “normal” süre olmadığını vurgulamıştır.
  • Prezervatif Kullanımı: Prezervatif kullanımı IELT’yi önemli ölçüde değiştirmemiştir, bu da prezervatif kullanımı gibi dış faktörlerin boşalma zamanlaması üzerinde minimum etkiye sahip olduğunu düşündürmektedir.
  • Sünnet: Benzer şekilde, erkek katılımcıların sünnetli olup olmamaları IELT’yi önemli ölçüde etkilememiş, duyarlılık ve cinsel performans hakkındaki yaygın varsayımlara meydan okumuştur.
  • Coğrafi Farklılıklar: Menşe ülke genel olarak IELT’yi etkilemezken, veriler Türkiye’den katılımcıların Hollanda, İspanya, İngiltere ve ABD’den katılımcılara kıyasla daha kısa bir IELT’ye (3,7 dakika) sahip olduğunu göstermiştir.
  • Yaş Faktörü: Yaşlı çiftler, cinsel performansı etkileyen yaşlanmayla ilişkili potansiyel fizyolojik değişikliklere işaret ederek daha kısa bir IELT’ye sahip olma eğilimindeydi.

Evrimsel Değerlendirmeler

IELT’ye ilişkin evrimsel bakış açısı, uzun süreli çiftleşmenin adaptif avantajlara sahip olabileceğini düşündürmektedir. Penis morfolojisinin, özellikle de glans çevresindeki çıkıntının, cinsel ilişki sırasında rakip spermleri vajinal kanaldan dışarı atarak sperm rekabetinde işlev gördüğü varsayılmıştır. Bu mekanizma, mevcut erkeğin spermi tarafından başarılı döllenme olasılığını artıracaktır. Ek olarak, erkeklerin boşalma sonrası yaşadığı rahatsızlık, kendi spermlerini dışarı atmaya karşı evrimsel bir caydırıcı olarak hizmet edebilir ve böylece üreme başarısını koruyabilir.

Sonuç

IELT çalışması, insan cinsel deneyimlerinin çeşitliliği hakkında değerli bilgiler sağlamakta ve geleneksel “normallik” kavramlarına meydan okumaktadır. Bulgular, cinsel davranışı etkileyen fizyolojik, psikolojik ve evrimsel faktörlerin karmaşık etkileşiminin altını çizmektedir.


İleri Okuma:

  • Gallup, G. G., Burch, R. L., & Berens, R. A. (2003). The semen displacement hypothesis: Semen viscosity, penis shape, and the depth of thrusting. Evolution and Human Behavior, 24(5), 277-289.
  • Waldinger, M. D., Quinn, P., Dilleen, M., Mundayat, R., Schweitzer, D. H., & Boolell, M. (2005). A multinational population survey of intravaginal ejaculation latency time. Journal of Sexual Medicine, 2(4), 492-497.
  • Patrick, D. L., Althof, S. E., Pryor, J. L., Rosen, R., Rowland, D. L., Ho, K. F., … & Kaufman, J. (2005). Premature ejaculation: An observational study of men and their partners. Journal of Sexual Medicine, 2(3), 358-367.
  •  Zietsch, B. Health Check: how long does sex normally last?. https://theconversation.com/health-check-how-long-does-sex-normally-last-56432 (accessed 20 August, 2016)
  • Corty, E. W., & Guardiani, J. M. (2008). Canadian and American sex therapists’ perceptions of normal and abnormal ejaculatory latencies: How long should intercourse last? Journal of Sexual Medicine, 5(5), 1251-1256.

“G Noktası” Gerçekten Var Mı?

This content is available to members only. Please login or register to view this area.

G noktası anatomik çeşitlilik, farklı kişisel deneyimler ve kadın cinsel sağlığı araştırmalarındaki tarihsel boşluklar nedeniyle tartışma konusu olmaya devam ediyor.

Anatomik Bakış Açısı:

    • G noktası ayrı bir organ değil, vajinanın ön duvarında, klitoriourethrovaginal (CUV) kompleksinin yakınında bulunan 2-3 inçlik erotojen bir bölgedir.
    • Muhtemelen birbirine bağlı yapıları içerir:
      • İç klitoris kökleri: Vajinal duvarın uyarılması, kapsamlı klitoris ağını dolaylı olarak aktive edebilir.
      • Üretra süngeri/Skene bezleri: Bu bezler (erkek prostatına benzer) seyreltilmiş süte benzeyen sıvı üretir ve potansiyel olarak “kadın boşalmasına” katkıda bulunur.

    This content is available to members only. Please login or register to view this area.

    Fizyolojik Tepkiler:

      • Orgazm tipleri:
        • Klitoral: Genellikle vajinal ucun dışarı çıkmasına neden olan, dış klitoral uyarımla ilişkilidir.
        • G noktası: Bazen servikal geri çekilme ve sıvı salınımıyla birlikte görülen, iç uyarımla bağlantılıdır.
      • Sıvı salınımı:
        • Fışkırtma: Genellikle orgazm sırasında basınç altında dışarı atılan seyreltilmiş idrar.
        • Kadın boşalması: İdrardan farklı olan, Skene bezlerinden gelen daha koyu sıvı.

      Değişkenlik ve Tartışma:

        • Evrensel değil: Kadınların %30-40’ı G noktası hassasiyeti bildirirken, diğerleri belirgin bir zevk hissetmiyor.
        • Psikolojik faktörler: Uyarılma ve zihniyet, uyarım algısını önemli ölçüde etkiler.
        • Araştırma zorlukları: Kadın anatomisinin tarihsel olarak az incelenmesi ve öznel raporlama, fikir birliğini zorlaştırıyor.

        G noktası, onu deneyimleyenler için gerçektir, ancak benzersiz bir organ olmaktan ziyade mevcut anatomik yapıların bir araya gelmesini yansıtır. Duyarlılık ve etkilerdeki değişkenliği, kadın cinsel tepkisinin çeşitliliğini vurgular ve onu hem biyolojik hem de fenomenolojik bir fenomen haline getirir. Devam eden tartışmalar, kadın cinselliği konusunda kapsayıcı, ayrıntılı araştırmalara olan ihtiyacı vurgulamaktadır.


        Keşif

        Adını Alman jinekolog Ernst Gräfenberg’den alan G noktası, ilk olarak 1940’larda ve 1950’lerde kadın cinsel anatomisi, özellikle de üretranın orgazmdaki rolü üzerine yaptığı araştırmalarda tanımlanmıştır. Gräfenberg, ön vajinal duvarda, yaklaşık 2-3 inç içeride, uyarıldığında yoğun zevk veya orgazmı tetikleyebilen hassas bir alan olduğunu fark etti. Çalışmaları 1980’lere kadar büyük ölçüde göz ardı edildi.

        1981’de seksologlar Beverly Whipple ve John Perry, G Noktası ve İnsan Cinselliği Hakkındaki Diğer Son Keşifler adlı kitaplarında “G noktası” terimini yeniden keşfettiler ve popüler hale getirdiler. Hemşire ve araştırmacı olan Whipple, klinik çalışmaları sırasında kadınların çeşitli cinsel tepkilerini gözlemledikten sonra bu alanı keşfetmeye başladı. Kadınlarla anketler ve uygulamalı araştırmalar içeren çalışmaları, birçoğunun bu noktanın uyarılmasından dolayı artan bir uyarılma bildirdiğini doğruladı. Daha önceki bulgularını onurlandırmak için bu noktaya Gräfenberg’in adını verdiler.

        Kadınların keşfine katkıları araştırmacıların ötesine uzanıyor. Whipple ve Perry’nin çalışmaları, kadınların deneyimlerini anlatan kendi ifadelerine büyük ölçüde dayanıyordu ve bu da G noktasının yerini ve etkilerini haritalamaya yardımcı oldu. 1970’lerde ve 1980’lerde Shere Hite gibi feminist akademisyenler ve aktivistler de kadın hazzı hakkındaki tartışmaları genişleterek bu tür keşiflerin ivme kazanması için alan yarattı.

        G noktasının kesin doğası hakkında tartışmalar devam ediyor; ayrı bir yapı mı yoksa klitoris ağının bir parçası mı olduğu. Amichai Kilchevsky’nin 2011 tarihli incelemesi gibi çalışmalar, bunun klitorisin bir uzantısı olabileceğini öne sürerken, Whipple’ın devam eden araştırması da dahil olmak üzere diğerleri bunun benzersiz bir erotojen bölge olduğunu savunuyor. Kesin bir anatomik kanıt yok, ancak kadınların anekdot niteliğindeki kanıtları anlayışı şekillendirmeye devam ediyor.

        G noktasını “keşfeden” belirli bir kadın yoktur; bu nokta, tek bir “evreka” anından ziyade kolektif araştırmalar ve yaşanmış deneyimler sonucunda ortaya çıkmıştır.


        İleri Okuma
        1. Gräfenberg, E. (1950). The role of urethra in female orgasm. International Journal of Sexology, 3(3), 145–148.
        2. Perry, J. D., & Whipple, B. (1981). Pelvic muscle strength of female ejaculators: Evidence in support of a new theory of orgasm. Journal of Sex Research, 17(1), 22–39.
        3. Ladas, A. K., Whipple, B., & Perry, J. D. (1982). The G Spot and Other Recent Discoveries About Human Sexuality. New York: Holt, Rinehart and Winston. (Buch, jedoch zentral für die Popularisierung des Begriffs „G-Spot“).
        4. Zaviacic, M., & Hrdina, M. (1985). Anatomic and histologic study of the Skene’s paraurethral glands in adult women. American Journal of Obstetrics and Gynecology, 151(3), 267–271.
        5. Zaviacic, M. (1992). The female prostate: Non-pathological and pathological findings. Journal of Clinical Pathology, 45(7), 579–583.
        6. Grafenberg, E. (1993). The role of urethra in female orgasm. International Journal of Sexology, 3(3), 145–148. (Neuauflage der Originalarbeit von 1950 in moderner Rezeption.)
        7. O’Connell, H. E., Sanjeevan, K. V., & Hutson, J. M. (2005). Anatomy of the clitoris. Journal of Urology, 174(4 Pt 1), 1189–1195.
        8. Marcel D. Waldinger MD, PhD, FECSM, Govert J. de Lint PT, Ad P.G. van Gils MD, PhD, Farhad Masir MD, Egbert Lakke MD, PhD, Ruben S. van Coevorden MD and Dave H. Schweitzer MD, PhD Foot Orgasm Syndrome: A Case Report in a Woman The Journal of Sexual Medicine Volume 10, Issue 8, pages 1926–1934, August 2013 Version of Record online: 19 JUN 2013 DOI: 10.1111/jsm.12217
        9. Zlatko Pastor Female Ejaculation Orgasm vs. Coital Incontinence: A Systematic Review Journal of Sexual Medicine 10(7) · May 2013 DOI: 10.1111/jsm.12166 · Source: PubMed
        10. Jannini, E. A., Buisson, O., Rubio-Casillas, A., & King, R. (2014). Beyond the G-spot: clitourethrovaginal complex (CUV) and female orgasm. Nature Reviews Urology, 11(9), 531–538.
        11. Beverly Whipple Female Ejaculation, G Spot, A Spot, and Should We Be Looking for Spots? Current Sexual Health Reports June 2015, Volume 7, Issue 2, pp 59-62 DOI10.1007/s11930-015-0041-2
        12. Chalmers, J. “Health Check: does the ‘G-spot’ exist?” TheConversation. https://theconversation.com/health-check-does-the-g-spot-exist-56491 (Retrieved on 2016, May 5)
        13. Salama, N., & Boitrelle, F. (2020). Is there a G-spot? A systematic review of the literature. International Urogynecology Journal, 31(10), 1997–2006.
        14. Jannini, E. A., Buisson, O., & Montorsi, F. (2021). The controversial G-spot: From Grafenberg to the clitourethrovaginal complex. Nature Reviews Urology, 18(2), 95–102.

        Türkiye’de Seks Kısa Sürüyor: Seks, Normalde Ne Kadar Sürer?

        Eğer bir bilim insanı değilseniz, hayal kırıklığına uğratıcı kısalıkta süren bir cinsel ilişkiden sonra başınızı yatağın başlığına dayayıp sormuş olmalısınız: Seks “normalde” ne kadar sürer?
        Gerçi bir bilim insanı da aynı soruyu komik bir üstü kapalılıkla ve bilimsel bir dille sorar: Bir erkeğin vajina içerisine boşalma süresindeki gecikmenin ortalama süresi nedir?
        Biliyorum, seks bir penisi vajinanın içine sokup boşalmaktan çok daha fazlası, fakat işte bu “fazlası” dediğimiz kısmı tanımlamak her zaman kolay olmuyor (Öpüşmek? Sürtüşmek?). İşleri daha basit ve spesifik tutmak için, sadece boşalma süresine odaklanacağız.
        Ortalama boşalma süresini hesaplamak hiç de basit bir konu değil. Peki, sadece insanlara ne kadar sürede boşaldıklarını sorsak? Mı dersiniz? Burada iki ana problem var. Birincisi, insanlar bu süreleri yüksek söyleyerek çarpıtma eğilimindeler, çünkü uzun bir gece geçirdiğinizi söylemek toplumda takdir edilen bir durum.
        Diğer bir problem ise insanların ne kadar süre seks yaptıklarını tam olarak bilememeleri. Seks, insanların duvardaki saate bakarak yaptıkları bir şey değil ve yardım almadan bu süreyi belirlemek kendinden geçmiş bir şekilde yapılan bir sevişme sürecinde zor olabilir.
        Araştırmalar ne söylüyor?
        Bu konuda yapılan en iyi araştırma, dünyanın her yerinden seçilen 500 çiftin dört haftalık bir periyot boyunca yaptıkları seks sürelerini bir kronometre kullanarak ölçmelerine dayanıyor.
        Kulağa garip geldiği kadar pratikte de garip bir durum: Deneye katılanlar penil peneterasyon durumunda (Ç.N.: vajinaya ilk giriş anı) kronometreyi başlattılar ve boşalma anında da durdurdular. Denilebilir ki, bu durum insanın ruh halini bir şekilde etkileyebilir ve belki de yaşananların doğal akışının tam olarak yansıtılamamasına yol açabilir. Fakat bilim nadiren kusursuzdur ve bu, elimizdekinin en iyisi.
        Peki, araştırmacılar neleri ortaya çıkardı? En çarpıcı sonuç, süreler arasında büyük farklılıklar bulunması. Çiftlerin ortalama süreleri (bu süre onların her ilişkiye girdiklerinde tuttukları sürelerin ortalamasıdır) 33 saniyeden 44 dakikaya kadar değişkenlik gösteriyor! Bu, 80 katlık bir fark!
        Yani burada açıkça gözüküyor ki: ‘’Normal‘’ seks süresi diye bir şey yok. Yine de, tüm çiftler arasındaki ortalama süre (teknik terminolojide, medyan, ortanca değer) 5,4 dakikaydı. Bu şu anlama geliyor: Eğer katılan 500 çifti seks süresi açısından, en uzun sürenden en kısa sürene kadar sıralarsanız ortadaki çift, her seks yaptığında 5,4 dakikalık bir ortalamaya sahip olur.
        Burada ilginç bazı ikincil sonuçlar da ortaya çıktı. Örneğin, prezervatif kullanımı süreyi etkiliyor gibi gözükmüyordu, ayrıca erkeklerin sünnetli olup olmamasının da bu süreye bir etkisi yoktu. Bu durum penis duyarlılığı ve yataktaki ‘’dayanma gücü’’ ile ilgili halk arasındaki bazı yaygın inanışlara kafa tutuyor.
        Aynı şekilde çiftlerin hangi ülkelerden geldiklerinin de bir önemi yoktu. Şey… Türkiye dışında. Türk katılımcıların seks süreleri diğer ülkelerden katılanlara göre (Hollanda, İspanya, Birleşik Krallık ve Amerika Birleşik Devletleri) belirgin bir şekilde kısa olmaya eğilimliydi (3,7 dakika). Diğer bir sürpriz sonuç da şuydu: (Muhtemelen yaşlı erkekler tarafından yayılan) yaygın kanının aksine, çiftler ne kadar yaşlıysa, seks süresi o kadar kısa oluyordu.
         
        Neden bu kadar uzun süre seks yapıyoruz?
        Evrimsel bir araştırmacı olarak, seksin ne kadar sürdüğüyle ilgili bütün bu konuşulanlar şunu merak etmeme neden oldu: Bu iş neden bir zaman alıyor ki? Görünüşe göre cinsel ilişkiyle başarılmak istenen, spermlerin vajina içine konulmasıdır. Peki, bütün bu sokup çıkarma niçin? Penisi, her cinsel ilişkide yüzlerce kez sokup çıkarmak yerine neden sadece bir kere sokup boşalmıyoruz? Sonra da gidip bir limonata alıp günün geri kalanında başka işlerimizle uğraşırdık.
        Siz, “Çünkü girip çıkmak eğlenceli!” demeden önce hatırlatayım, evrim cinsel ilişkiden ne kadar haz aldığınızla aslında hiç ilgilenmez. Genelde evrim, atalarımızın genlerini gelecek nesillere aktarmasına yardımcı olacaksa ancak o zaman işlevleri zevk alınabilecek şekilde “tasarlar”. Örneğin, yemek yemeyi sevmemize rağmen daha uzun süre zevk almak için her lokmayı beş dakika boyunca çiğnemeyiz. Bu oldukça verimsiz olurdu, biz de zaten bu durumu iğrenç bulacak şekilde evrimleştik.
        Seksin neden bu kadar uzun sürdüğü, belirgin bir cevabı olmayan ve oldukça karmaşık bir sorudur, belki penisin şekli cevabı bulmamızda ipucu olabilir. 2003’te yapay vajinalar, yapay penisler ve yapay sperm (mısır şurubu) kullanılarak yapılan bir araştırmada, araştırmacılar şunu gösterdi: Penisin baş kısmının etrafındaki çıkıntı aslında vajinadaki mevcut şurubu aynı bir kepçe gibi alıp çıkarır.
        Bu durum gösteriyor ki, erkeğin tekrarlayan ‘’giriş çıkışları‘’, kendisi boşalmadan önce diğer erkeklerin menisini çıkarmasını ve kendi yüzücülerinin yumurtaya daha önce ulaşma şansını arttırmasını sağlıyordu. Yeri gelmişken bu, belki de neden boşaldıktan sonra penisi vajinaya sokmaya devam etmenin bir erkek için acı verici olduğunu açıklayabilir çünkü devam ettiği sürece kendi menisini de dışarı çıkarma riski taşıyor.
        Peki, bu bilgiyle ne yapacaksınız? Benim tavsiyem, zevkin doruklarında bunu düşünmemeniz yönünde olacaktır.
        Yazan: Brendan Zietsch (The University of Queensland)
        Düzenleyen: Şule Ölez (Evrim Ağacı)
        Kaynak:
        • IFLS
        • Waldinger MD, Quinn P, Dilleen M, Mundayat R, Schweitzer DH, Boolell M A multinational population survey of intravaginal ejaculation latency time. J Sex Med. 2005 Jul;2(4):492-7.
        • Gordon G. Gallup Jr., Rebecca L. Burch, Mary L. Zappieri, Rizwan A. Parvez, Malinda L. Stockwell, Jennifer A. Davis The human penis as a semen displacement device  Evolution and Human Behavior July 2003 Volume 24, Issue 4, Pages 277–289 DOI: http://dx.doi.org/10.1016/S1090-5138(03)00016-3

        ‘Normal’ seks diye bir şey var mı?

        Aseksüellik

        Aseksüellik, bireylerin başkalarına karşı çok az cinsel çekim hissettiği veya hiç hissetmediği bir cinsel yönelimdir. Kesin yaygınlık oranları değişmekle birlikte, son çalışmalar nüfusun yaklaşık %1’inin kendini aseksüel olarak tanımladığını göstermektedir. Birleşik Krallık’tan ulusal bir olasılık örnekleminde, aseksüelliğin yaygınlığının yaklaşık %1.05 olduğu tahmin edilmiştir. Bu rakam, aseksüelliği tanımlamak için kullanılan belirli kriterlere (örneğin, çekim, davranış veya kimlik) bağlı olarak farklılıklar olsa da, diğer çalışmalar tarafından desteklenmiştir. Birçok aseksüel birey hala romantik ilişkilere girmekte veya cinsel aktiviteye katılmaktadır, bu da bu yönelimin anlaşılmasını daha da karmaşık hale getirmektedir.

        Kiminle Seks Yapıyorsunuz?

        2009 yılında ABD’de 18-59 yaşları arasındaki 3.990 kişiyi kapsayan kapsamlı bir araştırma, cinsel ilişkilerin basmakalıp tek gecelik ilişkilerin ötesine geçtiğini ortaya koymuştur. Anket verileri, cinsel aktivitenin çoğunluğunun uzun süreli ilişkilerde gerçekleştiğini, arkadaşlarla veya geçici partnerlerle yapılanlar gibi diğer cinsel ilişki biçimlerinin ise daha az yaygın olduğunu göstermektedir. Dağılım aşağıdaki gibidir:

        • Uzun süreli ilişki: 53%
        • Geçici ilişki: %24
        • Bir arkadaşla: 12%
        • Bir tanıdıkla: %9
        • Bir seks işçisiyle: %2

        Bu, uzun süreli veya daha kararlı ilişkiler içinde seksin hala norm olduğunu, gündelik karşılaşmaların ise yaygın olmasına rağmen genel cinsel davranışın daha küçük bir oranını temsil ettiğini göstermektedir.

        Ne Sıklıkta Seks Yapıyorsunuz?

        Cinsel aktivite sıklığı, ABD’de gerçekleştirilen ve 18 yaş ve üstü 50.000’den fazla katılımcının yanıtlarını içeren Küresel Seks Anketi gibi çeşitli büyük ölçekli anketlerde araştırılmıştır. Sonuçlar, insanların ne sıklıkta cinsel aktivitede bulunduğuna dair anlık bir görüntü sunmaktadır:

        • Geçen yıl hiç seks yapılmadı: 18%
        • Yılda bir kez: 8%
        • Ayda 1-2 kez: 28%
        • Haftada 1-3 kez: 40%
        • Haftada 4 veya daha fazla kez: 6.5%

        Bu istatistikler nüfusun önemli bir kısmının (yaklaşık %40) düzenli cinsel aktivitede bulunduğunu (haftada 1-3 kez), daha küçük bir kısmının ise daha sık cinsel ilişkiye girdiğini göstermektedir. Seks sıklığı yaşla birlikte azalma eğilimindedir, ancak bu azalma genellikle algılandığı kadar keskin değildir.

        Cinsel Davranış Araştırmalarında Uyarılar

        Cinsel davranış üzerine yapılan araştırmalar, konunun hassas doğası nedeniyle genellikle sınırlamalarla karşılaşmaktadır. Anketler ve çalışmalar önyargılara açıktır, çünkü katılımcılar mahrem ayrıntıları açıklamaktan rahatsızlık duyabilir, bu da eksik raporlamaya veya abartmaya yol açabilir. Ayrıca, kültürel farklılıklar ve değişen sosyal normlar, farklı toplumlarda cinsel aktivitenin doğru ve kapsamlı bir resmini yakalamayı zorlaştırmaktadır. Bu nedenle, veriler eğilimlerin geniş bir şekilde anlaşılmasını sağlarken, bireysel farklılıkları tam olarak yansıtmayabileceklerini kabul ederek bu rakamları dikkatle yorumlamak önemlidir.

        Güncelleme 2016-2024

        2016 yılından bu yana, insan cinselliği çalışmalarında birçok önemli dönüm noktası, cinsel davranış, tercih, yönelim ve eğilimlerin daha iyi anlaşılmasına katkıda bulunmuştur. Bu kilometre taşları, cinsel çeşitliliğe yönelik toplumsal tutumlarda süregelen değişimi, yeterince temsil edilmeyen cinsel yönelimlerin artan görünürlüğünü ve özellikle veri toplama ve analiziyle ilgili olarak araştırmalardaki gelişmiş metodolojileri yansıtmaktadır.

        1. Aseksüellik Üzerine Daha Fazla Tanınma ve Araştırma

        2016’yı takip eden yıllarda aseksüellik hem akademik araştırmalarda hem de kamusal söylemde giderek daha fazla kabul görmeye başladı. Çalışmalar aseksüelliğin yaygınlığını araştırmaya devam etti ve nüfusun yaklaşık %1’inin aseksüel olduğunu tahmin eden daha önceki çalışmalardan elde edilen bulguları pekiştirdi. Özellikle, araştırmacılar aseksüel deneyimlerin nüanslarına odaklanmaya başlamış, birçok aseksüel bireyin romantik ilişkiler kurduğunu ve bazılarının cinsel çekim eksikliğine rağmen cinsel faaliyetlerde bulunduğunu vurgulamıştır. Bu dönem aynı zamanda aseksüellere destek ve görünürlük sağlayan savunuculuk gruplarının ve çevrimiçi toplulukların yükselişine tanıklık etti ve bu da aseksüelliğin ayrı bir yönelim olarak meşrulaştırılmasına yardımcı oldu.

        2. Değişen Cinsel Eğilimler: Cinsel Sıklıkta Düşüş

        Bu dönemin en çok tartışılan eğilimlerinden biri, özellikle genç yetişkinler arasında cinsel sıklıkta bildirilen düşüştür. Aralarında 2016 Cinsel Davranış Arşivleri çalışmasının da bulunduğu bir dizi araştırma, Y kuşağı ve sonraki kuşaklar arasında cinsel aktivitenin eski kuşaklara kıyasla azaldığını belgelemiştir. Bu eğilim, ekonomik baskılar, dijital teknoloji kullanımının artması, değişen ilişki normları ve anksiyete ve depresyon gibi ruh sağlığı sorunları hakkında daha fazla farkındalık gibi çeşitli faktörlere bağlanmıştır. Cinsel aktivitedeki düşüş, değişen öncelikler, sosyal medyanın yakınlık üzerindeki etkisi ve genç nüfus arasında büyüyen bir “seks durgunluğu” potansiyeli hakkında yaygın tartışmalara yol açmıştır.

        3. Veri Toplamadaki Gelişmeler: Büyük Veri ve Çevrimiçi Anketlerin Kullanımı

        2016’dan itibaren insan cinselliği araştırmaları, flört uygulamaları, sosyal medya platformları ve büyük ölçekli çevrimiçi anketlerden elde edilen büyük verilerin kullanımı da dahil olmak üzere daha sofistike veri toplama tekniklerinden yararlanmaya başladı. Bu yöntemler, araştırmacıların farklı demografilerdeki insanların cinsel davranışları ve tercihleri hakkında daha dinamik ve kapsamlı bilgiler elde etmelerini sağladı. Çalışmalar ayrıca, sosyal arzu edilebilirlik önyargısının etkilerini hafifleten ve katılımcıların cinsel deneyimleri hakkında daha samimi yanıtlar vermelerine olanak tanıyan anonim çevrimiçi ortamlardan da yararlanmıştır. Metodolojideki bu değişim, ağırlıklı olarak yüz yüze görüşmelere ve daha küçük örneklem boyutlarına dayanan önceki araştırmalara kıyasla bulguların doğruluğunu önemli ölçüde artırmıştır.

        4. Tek Eşli Olmayan ve Farklı İlişki Yapılarının Yükselişi

        2016’dan sonra cinsellik araştırmalarındaki önemli bir gelişme, rızaya dayalı tek eşlilik dışı, çok eşlilik ve açık ilişkiler de dahil olmak üzere geleneksel olmayan ilişki yapılarının artan görünürlüğü ve kabulü olmuştur. Akademisyenler, özellikle Batı ülkelerinde rızaya dayalı tek eşlilik dışı ilişki biçimlerini açıkça uygulayan kişilerde bir artış olduğunu belgelemiş olup, araştırmalar yetişkinlerin yaklaşık %4-5’inin bir tür açık veya çok eşli ilişki içinde olduğunu bildirdiğini göstermektedir. Bu uygulamalar, tek eşli ilişkilerin geleneksel tanımlarına meydan okumakta ve hem araştırmacıları hem de klinisyenleri cinsel münhasırlık, aşk ve bağlılıkla ilgili uzun süredir devam eden varsayımları yeniden gözden geçirmeye sevk etmektedir.

        5. Toplumsal Cinsiyet ve Cinsel Akışkanlık Anlayışının Genişletilmesi

        2016’dan bu yana insan cinselliği çalışmalarında bir diğer önemli dönüm noktası, cinsiyet akışkanlığına artan ilgi ve cinsel yönelimin her zaman sabit olmadığının kabul edilmesi olmuştur. Genel Sosyal Anket (GSS) gibi büyük ölçekli anketler, genç nesillerin biseksüel veya panseksüel olarak tanımlanma olasılığının daha yüksek olduğunu ortaya koyarak, akışkan cinsel kimlikleri kabul etmeye yönelik daha geniş bir toplumsal değişimi yansıtmaktadır. Çalışmalar ayrıca, birçok birey ikili kategorilere tam olarak uymadığından, cinsel davranış, çekim ve kimlik arasında ayrım yapmanın önemini vurgulamıştır. Araştırmacılar, cinsel yönelimin zaman içinde değişebileceğini ve “gey” veya “heteroseksüel” gibi etiketlerin bir bireyin deneyimlerini tam olarak kapsamayabileceğini kabul ederek bu karmaşıklığı yakalamak için çalışmışlardır.

        6. Cinsel Sağlık ve Refah: Zihinsel ve Duygusal Faktörlere Daha Fazla Vurgu

        2016’yı takip eden dönemde cinsel sağlık ve ruhsal esenlik arasındaki kesişime giderek daha fazla odaklanıldı. Araştırmacılar ve klinisyenler, ruh sağlığının cinsel tatmin, sıklık ve davranıştaki rolü de dahil olmak üzere cinselliğin psikolojik yönlerine daha fazla dikkat etmeye başladılar. Çalışmalar depresyon, anksiyete ve stres gibi ruh sağlığı sorunlarının daha düşük cinsel istek ve tatmin düzeyleriyle bağlantılı olduğunu göstermiştir. Odak noktasındaki bu değişim, cinselliğe daha fazla önem verilmesini teşvik etmiştir.

        İleri Okuma
        1. BBC
        2. Richters, J., de Visser, R. O., Rissel, C. E., Grulich, A. E., & Smith, A. M. A. (2003). Sexual practices and the duration of last heterosexual relationship: Findings from the Second Australian Study of Health and Relationships. Sexual Health, 10(6), 549-554.
        3. Durex Global Sex Survey. (2005). Global sex survey statistics, trends, and behaviors. Retrieved from Durex Website.
        4. Bogaert, A. F. (2004). Asexuality: Prevalence and associated factors in a national probability sample. Journal of Sex Research, 41(3), 279-287.
        5. Ritch C. Savin-Williams , Geoffrey L. Ream Prevalence and Stability of Sexual Orientation Components During Adolescence and Young Adulthood Archives of Sexual Behavior June 2007, Volume 36, Issue 3, pp 385-394 First online: 29 December 2006
        6. Herbenick, D., Reece, M., Schick, V., Sanders, S. A., Dodge, B., & Fortenberry, J. D. (2010). Sexual behavior in the United States: Results from a national probability sample of men and women ages 14–94. Journal of Sexual Medicine, 7(s5), 255-265.
        7. Debby Herbenick, PhD, MPH,* Michael Reece, PhD, MPH, Vanessa Schick, PhD,*Stephanie A. Sanders, PhD,Brian Dodge, PhD, and J. Dennis Fortenberry, MD, MS An Event-Level Analysis of the Sexual Characteristics andComposition Among Adults Ages 18 to 59: Results from aNational Probability Sample in the United States The Journal of Sexual Medicine Volume 7, Issue Supplement s5, Article first published online: 4 OCT 2010 DOI: 10.1111/j.1743-6109.2010.02020.x
        8. Muehlenhard CL, Shippee SK Men’s and women’s reports of pretending orgasm. J Sex Res. 2010 Nov;47(6):552-67. doi: 10.1080/00224490903171794.
        9. Aicken, Catherine R H, Mercer, Catherine H and Cassell, Jackie A (2013) Who reports absence of sexual attraction in Britain? Evidence from national probability surveys. Psychology & Sexuality, 4 (2). pp. 121-135. ISSN 1941-9899
        10. Tim Wadsworth Sex and the Pursuit of Happiness: How Other People’s Sex Lives are Related to our Sense of Well-Being Social Indicators Research March 2014, Volume 116, Issue 1, pp 115-135 First online: 28 February 2013
        11. Bogaert, A. F. (2015). Toward a conceptual understanding of asexuality. Review of General Psychology, 19(1), 1-13.
        12. GSS (General Social Survey). (2016). Trends in sexual orientation and identity. National Opinion Research Center.
        13. Twenge, J. M., Sherman, R. A., & Wells, B. E. (2017). Declines in sexual frequency among American adults, 1989–2014. Archives of Sexual Behavior, 46(8), 2389-2401.
        14. Casey E. Copen, Ph.D.; Anjani Chandra, Ph.D.; and Isaedmarie Febo-Vazquez, M.S., Division of Vital Statistics Sexual Behavior, Sexual Attraction, and Sexual Orientation Among Adults Aged 18–44 in the United States: Data From the 2011–2013 National Survey of Family Growth National Health Statistics Reports, Number 88, January 2016
        15. Haupert, M. L., Gesselman, A. N., Moors, A. C., Fisher, H. E., & Garcia, J. R. (2017). Prevalence of experiences with consensual nonmonogamous relationships: Findings from two national samples of single Americans. Journal of Sex & Marital Therapy, 43(5), 424-440.
        16. Kohut, T., Fisher, W. A., & Campbell, L. (2017). Sexual behavior and the Internet: Observations from a large-scale online survey. Journal of Sex Research, 54(1), 43-54.

        İnsanların Seks ve Uykuyu Birbirine Bağlamalarının 3 Sebebi

        Uyku ve seks daima birbirine dolaşık haldedir. Yatak odası; sık sık böylesi bir yakın samimiyet için kişinin evindeki en özel alan durumundadır. Herhangi birisine yatak odasında yapılacak en iyi iki şey nedir diye sorarsanız; vereceği cevabı tahmin edebilirsiniz.

        Seks ve uyku arasındaki bu ilişkilendirmenin daha derin bir sebebi olabilir. Indiana University’den davranışsal nörobiyolog Dr. Sue Carter; seks sonrası yayılan bir hormonun biyolojik amaçlar için uykuyu kolaylaştırdığını söylüyor. Birçok ödüllü çalışmaya sahip olan Dr. Carter, stres hormonları ve bu hormonların ilişkileri teşvik etmeye nasıl yardımcı olduğu üzerine çalışmalarıyla ünlüdür ve kendisi “aşk hormonu” olarak bilinen nöropeptid oksitosin üzerine çığır açan çalışmalarıyla bilinir.

        Dr. Carter; uyku ve seksin insan türünde çok sıkı bağları olmasının doğuştan gelen sebepleri olduğunu söylüyor. Elbette ki üzerine daha fazla araştırma yapılması gerekiyor, fakat Dr. Carter’a göre; oksitosin ile seks ve seksin uykuyu artırması arasında çok fazla bağ var.

        İşte bu bağlardan üçü:

        1. İyi bir seks sizi sakinleştirir

        Oksitosin sayesinde cinsel ilişki sonrası mutluluk dalgası gelişir.

        Orgazm anında yayılan oksitosin hormonu; stresi ve savunma güdüsünü azaltarak korkusuzca hareketi (güveni) güçlendirir. Bu durum da uykuya dalmak için en ideal anı oluşturur.

        Geceleri sizi rahatsız eden düşüncelere dalmayan ya da ertesi gün yapmanız gerekenlerin stresine sokmayan bir beyinle yatabilmek; kaliteli bir dinlenme için en uygun zemini oluşturur.

        2. Seks hormonları birincil uyku fonksiyonu olan onarımı teşvik eder

        Dr. Carter’a göre; cinsel deneyim büyük bir oksitosin dalgasına sebep olur, ancak bu dalga uzun süre devam etmez.

        Vücudumuz bir tür tepki halinde oksitosin yayılımı yapar ve bu tepki yüksek oranda rahatlatıcıdır. Örneğin; deliller, oksitosinin farklılaşmamış kök hücrelerini kalbin onarımında görev alan yeni hücrelere dönüştürmeye teşvik ettiğini ortaya koyuyor. Bilindiği gibi onarım uykunun temel görevlerinden birisidir. Tam olarak nasıl işlediği bilinmese de bu olayın hikayenin bir parçası olduğunu söyleyen Carter; bu ikili (seks ve uyku) arasında bu tarz bir ilişkinin de olduğunu düşünüyor.

        3. Eğer seksin biyolojik amacı üreme ise, hareketsiz kalmak önemlidir

        Normal, güvenli bir ortamda; ayak kıvrılmasıyla gelen orgazm ile salınan oksitosin güven duygusunu artırır. Ve bu durum kadınlarda daha yaygın olarak bir hareketsizlik hali oluşturur.

        Söz konusu seks olduğunda fizyolojik amaç; üremedir. Ve eğer bir kadın hala pozisyonunu koruyorsa, bu amaç daha etkili bir şekilde başarılır. Çünkü hareket etmek spermin yumurtaya erişim sürecinde kaybolma ihtimalini güçlendirir ve yumurtaya ulaşma zamanını artırır. Öte yandan hareketsiz kalmak ise, spermin kaybolma ihtimalini düşürür ve daha kolay bir ulaşım ortamı sağlar.

        Ek olarak; Dr. Carter; cinsel davranışın ovulasyon (yumurtlama) hormonlarını yayabileceğini söylüyor; seks eylemi, yumurtaların yumurtalıktan yumurta kanalına yollanmasını tetikler. Bu durum; “uyarılmış ovulasyon” olarak isimlendirilir ve birçok türde yaygın olarak görülür.

        Oksitosinin biyolojisi, üremeyi kolaylaştıran bazı mekanizmalara ihtiyaç duyar. Ve bu kolaylaştırmalardan birisi de hareketsizliktir ve elbetteki uyku böylesi bir hareketsizlik için ideal durumu oluşturur.


        Kaynak:

        • Bilimfili,
        • Van Winkle’s, “Three Reasons Why People Evolved To Connect Sex and Sleep”, https://vanwinkles.com/what-the-love-hormone-can-teach-us-about-sex-and-sleep

        Seksin Beyninizde Meydana Getirdiği 8 Değişiklik

        Seksin beyninizi nasıl etkilediğine dair kavrayışınızın gelişmesi cinsel hayatınızın sağlıklı bir şekilde sürmesine yardımcı olur. Bu durum aynı zamanda da sağlığınızın diğer kısımlarına dair size bilgi verir. Bilim insanları, seksin sırlarını keşfetmeye devam ederken, seks alanındaki araştırmalar da sürekli olarak gelişiyor. İşte bugüne kadar bilimsel araştırmalar sayesinde seks anındaki beynimize dair bildiklerimiz.

        1) Seks Uyuşturucu Gibidir 

        Cinsel birleşme iyi hissetmemize sebep olur. İşte seksi sevmemizin ve arzulamamızın sebebi de budur. Cinsel birleşmeden aldığımız zevk; büyük oranda beynimizin ödül merkezini aktifleştiren bir nörotransmitter olan dopamin salgılanmasından kaynaklıdır. Dopamin, aynı zamanda da uyuşturucu bağımlısı insanlarda oldukça yüksek seviyelerdedir.UCLA David Geffen School of Medicine’dan psikiyatri doçenti Timothy Fong; uyuşturucu almak ile seks yapmanın elbette ki aynı hisleri oluşturmadığını ancak her ikisinin de aynı beyin bölgelerini uyardığını söylüyor. Öte yandan, kafein, nikotin ve çikolata da beynin ödül merkezlerini uyarır.

        2) Seks Antidepresan Etkisi Gösterir

        University of Albany ‘de 2002 yılında yapılan ve 300 kadın üzerine yoğunlaşılan çalışmada; seks anında kondomkullanmayan kadınların kondom kullanan kadınlara kıyasla daha az depresif belirtilere sahip oldukları bulgusuna ulaşıldı. Araştırmacılar bu durumun menide bulunan ve seks sonrası vücut tarafından absorbe edilen östrojen veprostaglandin gibi çeşitli bileşenlerin antidepresan özellikte olmasından kaynaklandığını düşünüyorlar. Ekip; ciddi ilişki içerisinde olma ya da oral kontraseptif kullanımı gibi diğer şeylerin de hem duygu durumu hem de kondom kullanımını etkileyebileceğini doğruladılar. Ciddi ilişki içerisindeki insanlar için bu durum iyi haber olsa da, ciddi düşünmeyenlerin kondom kullanımını ihmal etmemeleri gerekiyor.

        3) Seks Bazen Yatıştırıcı Olabilir

        İyi hissettiren bu kimyasallar, cinsel birleşme anında patlama gösteriyor olabilir fakat, peki ya sonrasında? Araştırmacılara göre; seks sonrası hüzün (postkoital disfori) diye bir şey var. Bir çalışmaya katılan kadınların üçte biri; seks sonrası herhangi bir anda üzüntü deneyimlediklerini bildiriyorlar. Pişmanlık ya da zorlanmış (kendi kendini) olma hissi bu hüznün bir sebebi olabilir, ancak araştırmacılar bu durumun tam olarak neden ortaya çıktığını henüz açıklayamıyorlar.

        4) Seks Ağrıyı Uzaklaştırıyor

        Araştırmalara göre; cinsel birleşme ağrı semptomlarını uzaklaştırabilir. 2013 yılında Almanya’da yürütülen birçalışmada; migreni olan katılımcıların %60’ı ve küme tipi baş ağrısına (histamin baş ağrısı) sahip katılımcıların %30’u seks anında baş ağrısından kısmen ya da tamamen kurtulduklarını belirtiyorlar. Yapılan diğer çalışmalar ise;G noktası uyarılan kadınların ağrı eşiklerinin yükseldiğini ortaya koyuyor. Rutgers University’den profesör Beverly Whipple; bu durumun kadınları ağrıyı hissetmeleri için daha fazla uyarana ihtiyaç duyma noktasına çıkardığını söylüyor. Öte yandan araştırmacılar anne ve bebek arasındaki bağ olarak isimlendirilen oksitosin hormonunun da ağrıyı uzaklaştırmaya yardımcı olduğunu ileri sürüyorlar.

        5) Seks Hafızanızı Temizleyebilir

        Her yıl, her 100.000 insandan 7’si, anlık fakat geçici hafıza kaybı olan “küresel geçici amnezi” deneyimliyor. Bu durum; duygusal stres, ağrı, küçük çaplı kafa sarsıntıları ve sıcak ya da soğuk suya birden atlama gibi durumlarla ortaya çıkabildiği gibi coşkulu bir seks sonucunda da ortaya çıkabiliyor. Ortaya çıkan unutkanlık durumu birkaç dakika ya da birkaç saat boyunca sürebilir. Bu süre zarfında, kişi yeni hafızalar oluşturamaz ya da henüz gerçekleşmiş olayları hatırlayamaz. Ve işin güzel yanı ise; bu durum uzun vadeli etkilere sahip değil.

        6) Seks Hafızanızı Güçlendirebilir

        2010 yılında yapılan bir araştırmada, “kronik” olarak çiftleşen (günde bir kez 14 gün boyunca) farelerle, yalnızca tek seferlik çiftleşme yapmasına olanak sunulan fareler kıyaslandığında, “kronik” olarak çiftleşen farelerin; beynin hafıza ile ilişkili bölgesi olan hipokampuslerinde daha fazla nöron geliştirdikleri gözlemlendi. Bulgular farelerde yapılan ikinci bir çalışma ile de desteklendi. Ancak düzenli seksin insanlarda da aynı etkiyi oluşturup oluşturmadığı durumuna henüz bakılmış değil.

        7) Seks Sakinleştiriyor

        Düzenli seksin farelerde beyni güçlendirdiğinin ortaya koyulduğu aynı çalışmada farelerin aynı zamanda da daha az stresli oldukları gözlemlendi. Bu durum insanlar için de geçerli. Yapılan bir araştırmada; henüz yeni cinsel ilişki deneyimlemiş insanların cinsel ilişki deneyimlememiş insalara kıyasla stresli durumlara –örneğin; insanların önünde konuşma gibi– tepki oluşturmada daha iyi oldukları sonucuna ulaşıldı.  Peki seks stresi nasıl azaltıyor?Bu örnekte; kan basıncını düşürerek.

        8) Seks Uykunuzu Getirir

        Seksin kadınlara kıyasla erkeklerin uykusunu getirmesi daha yaygındır. Ve bilim insanları bu durumun sebebini şöyle açıklıyorlar: Beynin prefrontal korteks isimli bölgesi, boşalmanın ardından giderek yavaşlayan bir aktivite gösteriyor. Bu durum da oksitosin ve serotonin salınımıyla birlikte; “kıçını döndü ve yattı” sendromuna sebep olabilir.


        Kaynak:

        1. Bilimfili,
        2. 8 Ways Sex Affects Your Brain. http://www.health.com/health/gallery/0,,20894914,00.html
        3. Gallup GG Jr, Burch RL, Platek SM. Does semen have antidepressant properties? Arch Sex Behav. 2002 Jun;31(3):289-93. PMID: 12049024
        4. Brian S. Bird, Robert D. Schweitzer & Donald S. Strassberg The Prevalence and Correlates of Postcoital Dysphoria in Women International Journal of Sexual Health Volume 23, Issue 1, 2011 pages 14-25 DOI:10.1080/19317611.2010.509689
        5. Wang YL, Yuan Y, Yang J, Wang CH, Pan YJ, Lu L, Wu YQ, Wang DX, Lv LX, Li RR, Xue L, Wang XH, Bi JW, Liu XF, Qian YN, Deng ZK, Zhang ZJ, Zhai XH, Zhou XJ, Wang GL, Zhai JX, Liu WY. The interaction between the oxytocin and pain modulation in headache patients. Neuropeptides. 2013 Apr;47(2):93-7. doi: 10.1016/j.npep.2012.12.003. Epub 2013 Jan 30.
        6. D Owen, B Paranandi, R Sivakumar, and M Seevaratnam Classical diseases revisited: transient global amnesia Postgrad Med J. 2007 Apr; 83(978): 236–239. doi: 10.1136/pgmj.2006.052472
        7. Maloy K, Davis JE. “Forgettable” sex: a case of transient global amnesia presenting to the emergency department. J Emerg Med. 2011 Sep;41(3):257-60. doi: 10.1016/j.jemermed.2008.02.048. Epub 2008 Oct 1.
        8. Benedetta Leuner , Erica R. Glasper , Elizabeth Gould Sexual Experience Promotes Adult Neurogenesis in the Hippocampus Despite an Initial Elevation in Stress Hormones Plos ONE  Published: July 14, 2010DOI: 10.1371/journal.pone.0011597
        9. Brody S. Blood pressure reactivity to stress is better for people who recently had penile-vaginal intercourse than for people who had other or no sexual activity. Biol Psychol. 2006 Feb;71(2):214-22. Epub 2005 Jun 14. PMID: 15961213
        10. Serge Stoléru, Véronique Fonteillea, Christel Cornélis, Christian Joyal , Virginie Moulier Functional neuroimaging studies of sexual arousal and orgasm in healthy men and women: A review and meta-analysis Neuroscience & Biobehavioral Reviews Volume 36, Issue 6, July 2012, Pages 1481–1509 doi:10.1016/j.neubiorev.2012.03.006

        Evrimsel Süreçte Erkekler Neden Var Oldu?

        Evrimsel seçilim tamamen verimliliğe dayalıdır. Peki bu süreçte erkeklerin varlığını sürdürmelerinin sebebi nedir? Ya da seks; üreme için neden baskın mekanizma olmuştur? Nature‘da yayımlanan yeni bir araştırmada bu sorular cevaplandı.

        University of East Anglia’s School of Biological Sciences’dan Matt Gage; cinsel seçilimin (eş seçiminde erkeklerin dişi bireyler tarafından seçilebilmek için yarışmaları) yüksek düzeyde soy içi üremeden (ensest) kaynaklanan genetik stresin varlığı olsa bile, popülasyonların yok olmasını engellediği gibi popülasyonun genel sağlığını da güçlendirdiğini söylüyor.

        Seksteki Sorunlar

        İki farklı cinsiyetin varlığı; türün hangi bireyinin genlerinin bir sonraki nesile aktarılacağını belirleyen cinsel seçilim sürecini destekleyicidir. Gage seksin yaygın ve güçlü bir etki olduğunu ancak pratikte ortaya çıkan kalıtsal sorunlardan kaynaklı olarak neden böyle bir şeyin varolduğuna dair açıklama yapmanın zor olduğunu söylüyor.

        Matt Gage:

        “Seks, aseksüel üremeye kıyasla önemli sınırlandırmalara sahiptir. Sekste şu sınırlılıklar söz konusudur; 

        a) döllerin yarısı (erkekler) yavru üretmezler
        b) yavrudaki genlerin yalnızca yarısı size aittir
        c) eş bulma ve onunla çiftleşme için gereken bedelleri ödemek zorundasınız; zaman harcamalı, efor göstermeli ve “acı” çekmelisiniz
        d) eğer tamamen adapte olmuş gen komplekslerini taşıyorsanız, bu genler cinsel birleşme ile bir sonraki nesile “bozulmuş” ve derişimi biraz daha seyrelmiş halde taşınır.

        Seksin bu dört sonucu, yalnızca dişi yavruların erkeğe ihtiyaç duymadan yeni dişiler ürettiği aseksüel üremeye kıyasla ciddi sınırlandırmalar içerir. Peki durum böyleyse neden sex ve erkeklerin varlığı üremedeki baskınlıklardan birisi olarak evrimleşmiştir?” diyor.

        Cinsel Seçilim Modeli Olarak Tribolium Un Böceklerinin Kullanılması

        Araştırmanın bir parçası olarak, ekip kontrollü laboratuvar koşullarında Tribolium un böceklerinin 50 neslini 10 yılı aşkın bir süre boyunca gözlemlediler. Araştırma çerçevesinde türün üremek için neden sekse başvurduğunu ve cinsel seçilimin evrimdeki rolünü anlamaya çalıştılar.

        Peki araştırma için neden Tribolium un böcekleri seçildi?

        Tribolium un böcekleri üremenin evrimini anlık gözlemleyebilmek için en iyi modeldir ve oldukça fazla sayıda deneysel deneme durumu araştırmaya istatistiksel güç gerçeklik katar. Bu türün nesil üretme süresi yaklaşık bir aydır, bu da deneysel evrimin gerçekleştirilmesine ve böceğin soy ve popülasyonlarının kontrol edilen durumlar altında gözlemlenebilmesine olanak sunar.

        Ayrıca Gage; Tribolium un böceklerinin; erkeklerin yavrular için doğrudan bir ilgi göstermediği gelişi güzel bir eşleşme aracılığıyla ürediklerini söylüyor. Bu durum doğada oldukça yaygındır, dolayısıyla bu canlıların “denek” olarak kullanılması bulguların daha genele yayılabileceğine olanak tanır.

        Erkekler Genom Sağlığında Önemli Bir Role Sahipler

        Deneylerde, cinsel seçilim etkisi; yoğun yarıştan (bir dişiye dokuz erkek oranında) yarışın olmadığı (bir dişiye bir erkek) bir duruma değiştirildi. Yani cinsel seçilim ortadan kaldırıldı. 7 yılın ve yaklaşık 50 nesilin ardından araştırma ekibi; soy içi çiftleştirme (ensest) yaptılar ve cinsel seçilimin olduğu popülasyonlarda (1 dişiye 9 erkek oranı) yok olma tehditinin, cinsel seçilim olmayan popülasyonlara (1 dişiye 1 erkek oranı) kıyasla yok olma tehdidini daha çabuk aşabildikleri sonucuna ulaştılar.

        Cinsel seçilimin bulunduğu bazı popülasyonlar 20 nesil soy içi döllenme yapılmasına rağmen hayatta kalmayı başardılar. Buna karşın, cinsel seçilim etkisinin olmadığı popülasyonlar ise soy içi döllenmenin onuncu neslinde tamamen yok oldular. Gage bulguların; erkekler arasındaki yarışın popülasyonun genel genetik sağlığını geliştirdiğini gösterdiğini söylüyor.

        Gage; erkekler ve seksin evrimsel süreçte varlığını sürdürmesinin iki temel sebebi olduğunu söylüyor ve ekliyor:

        “Seks “kötü” genomları popülasyondan temizliyor ve/veya seks “iyi” genomların tür boyunca yayılmasına yardımcı oluyor.”

        Seks, aseksüel üremeye kıyasla bazı sınırlılıklar içerse de evrimsel süreçte önemli bir parametre olan çeşitliliğin ortaya çıkmasına sebep oluyor. Çeşitliliği ortaya çıkaran iki cinsiyetli (erkek ve dişi) üreme biçimi evrimsel süreçte bir avantaj sunuyor. Dolayısıyla erkeğin evrimsel süreçteki varlığını sürdürmesi ve eşeyli üremenin (seks) süregelmesi popülasyonların genel genom sağlığını iyileştirerek türü yok olmaktan kurtarıp, çevreye uyumlu hale getiriyor.


        Kaynak: Chuck Bednar, “Why does evolution allow males to exist?”, http://www.redorbit.com/news/science/1113392650/why-does-evolution-allow-males-to-exist-051815/

        Evrimsel seçilim tamamen verimliliğe dayalıdır. Peki bu süreçte erkeklerin varlığını sürdürmelerinin sebebi nedir? Ya da seks; üreme için neden baskın mekanizma olmuştur? Nature‘da yayımlanan yeni bir araştırmada bu sorular cevaplandı.

        University of East Anglia’s School of Biological Sciences’dan Matt Gage; cinsel seçilimin (eş seçiminde erkeklerin dişi bireyler tarafından seçilebilmek için yarışmaları) yüksek düzeyde soy içi üremeden (ensest) kaynaklanan genetik stresin varlığı olsa bile, popülasyonların yok olmasını engellediği gibi popülasyonun genel sağlığını da güçlendirdiğini söylüyor.

        Seksteki Sorunlar

        İki farklı cinsiyetin varlığı; türün hangi bireyinin genlerinin bir sonraki nesile aktarılacağını belirleyen cinsel seçilim sürecini destekleyicidir. Gage seksin yaygın ve güçlü bir etki olduğunu ancak pratikte ortaya çıkan kalıtsal sorunlardan kaynaklı olarak neden böyle bir şeyin varolduğuna dair açıklama yapmanın zor olduğunu söylüyor.

        Matt Gage:

        “Seks, aseksüel üremeye kıyasla önemli sınırlandırmalara sahiptir. Sekste şu sınırlılıklar söz konusudur; 

        a) döllerin yarısı (erkekler) yavru üretmezler
        b) yavrudaki genlerin yalnızca yarısı size aittir
        c) eş bulma ve onunla çiftleşme için gereken bedelleri ödemek zorundasınız; zaman harcamalı, efor göstermeli ve “acı” çekmelisiniz
        d) eğer tamamen adapte olmuş gen komplekslerini taşıyorsanız, bu genler cinsel birleşme ile bir sonraki nesile “bozulmuş” ve derişimi biraz daha seyrelmiş halde taşınır.

        Seksin bu dört sonucu, yalnızca dişi yavruların erkeğe ihtiyaç duymadan yeni dişiler ürettiği aseksüel üremeye kıyasla ciddi sınırlandırmalar içerir. Peki durum böyleyse neden sex ve erkeklerin varlığı üremedeki baskınlıklardan birisi olarak evrimleşmiştir?” diyor.

        Cinsel Seçilim Modeli Olarak Tribolium Un Böceklerinin Kullanılması

        Araştırmanın bir parçası olarak, ekip kontrollü laboratuvar koşullarında Tribolium un böceklerinin 50 neslini 10 yılı aşkın bir süre boyunca gözlemlediler. Araştırma çerçevesinde türün üremek için neden sekse başvurduğunu ve cinsel seçilimin evrimdeki rolünü anlamaya çalıştılar.

        Peki araştırma için neden Tribolium un böcekleri seçildi?

        Tribolium un böcekleri üremenin evrimini anlık gözlemleyebilmek için en iyi modeldir ve oldukça fazla sayıda deneysel deneme durumu araştırmaya istatistiksel güç gerçeklik katar. Bu türün nesil üretme süresi yaklaşık bir aydır, bu da deneysel evrimin gerçekleştirilmesine ve böceğin soy ve popülasyonlarının kontrol edilen durumlar altında gözlemlenebilmesine olanak sunar.

        Ayrıca Gage; Tribolium un böceklerinin; erkeklerin yavrular için doğrudan bir ilgi göstermediği gelişi güzel bir eşleşme aracılığıyla ürediklerini söylüyor. Bu durum doğada oldukça yaygındır, dolayısıyla bu canlıların “denek” olarak kullanılması bulguların daha genele yayılabileceğine olanak tanır.

        Erkekler Genom Sağlığında Önemli Bir Role Sahipler

        Deneylerde, cinsel seçilim etkisi; yoğun yarıştan (bir dişiye dokuz erkek oranında) yarışın olmadığı (bir dişiye bir erkek) bir duruma değiştirildi. Yani cinsel seçilim ortadan kaldırıldı. 7 yılın ve yaklaşık 50 nesilin ardından araştırma ekibi; soy içi çiftleştirme (ensest) yaptılar ve cinsel seçilimin olduğu popülasyonlarda (1 dişiye 9 erkek oranı) yok olma tehditinin, cinsel seçilim olmayan popülasyonlara (1 dişiye 1 erkek oranı) kıyasla yok olma tehdidini daha çabuk aşabildikleri sonucuna ulaştılar.

        Cinsel seçilimin bulunduğu bazı popülasyonlar 20 nesil soy içi döllenme yapılmasına rağmen hayatta kalmayı başardılar. Buna karşın, cinsel seçilim etkisinin olmadığı popülasyonlar ise soy içi döllenmenin onuncu neslinde tamamen yok oldular. Gage bulguların; erkekler arasındaki yarışın popülasyonun genel genetik sağlığını geliştirdiğini gösterdiğini söylüyor.

        Gage; erkekler ve seksin evrimsel süreçte varlığını sürdürmesinin iki temel sebebi olduğunu söylüyor ve ekliyor:

        “Seks “kötü” genomları popülasyondan temizliyor ve/veya seks “iyi” genomların tür boyunca yayılmasına yardımcı oluyor.”

        Seks, aseksüel üremeye kıyasla bazı sınırlılıklar içerse de evrimsel süreçte önemli bir parametre olan çeşitliliğin ortaya çıkmasına sebep oluyor. Çeşitliliği ortaya çıkaran iki cinsiyetli (erkek ve dişi) üreme biçimi evrimsel süreçte bir avantaj sunuyor. Dolayısıyla erkeğin evrimsel süreçteki varlığını sürdürmesi ve eşeyli üremenin (seks) süregelmesi popülasyonların genel genom sağlığını iyileştirerek türü yok olmaktan kurtarıp, çevreye uyumlu hale getiriyor.


        Kaynak:

        1. Bilimfili,
        2. Chuck Bednar, “Why does evolution allow males to exist?”, 
        3. Alyson J. Lumley, Łukasz Michalczyk, James J. N. Kitson, Lewis G. Spurgin, Catriona A. Morrison, Joanne L. Godwin, Matthew E. Dickinson, Oliver Y. Martin, Brent C. Emerson, Tracey Chapman & Matthew J. G. Gage Sexual selection protects against extinction Nature 522, 470–473 (25 June 2015) doi:10.1038/nature14419 Received 12 January 2015 Accepted 18 March 2015 Published online 18 May 2015 Corrected online 24 June 2015

        Vajina Hakkında Bilgiler

        This content is available to members only. Please login or register to view this area.

        İnsan vajinası, üreme organları arasında onu benzersiz kılan çok sayıda işlevi ve özelliği olan büyüleyici ve karmaşık bir organdır. Fibromüsküler yapısından feromon salgılayan tüylerine kadar vajina, insan üremesinde ve cinsel sağlığında çok önemli bir rol oynar. Bu yazıda, insan vajinası hakkında 11 ilginç gerçeği keşfedeceğiz.

        “Vajina” kelimesi Latince “kılıf” veya “kın” anlamına gelen “vāgīna” kelimesinden gelmektedir. Vajina, lifli ve kaslı bir yapıya sahip olan dişilerin üreme organının bilimsel adıdır. Canlı organizmalarda cinsel ilişki ve doğum işlevlerine sahiptir. İnsanlarda uterus (rahim) adı verilen boşluğa bağlıdır, ancak vajinal tüp servikste sonlanır.

        Erkeklerden farklı olarak dişilerde iki açıklık vardır: üretra ve vajina. Vajinal açıklık üretradan çok daha geniştir ve her iki yapı da koruyucu bir örtü görevi gören etli yanaklar (labia) tarafından korunur.

        Vajinal kılların varlığı, kadınların “güzel görünmek” adı altında sürekli kesmeleri gereken bir yapı oluşturmakla ilgili değildir. Bu kılların üç önemli işlevi vardır: vajinayı mikropartiküllerden korumak, erkeklere “cinsel ilişkiye hazır” olduklarının ya da “üreme çağına geldiklerinin” sinyalini vermek ve erkekleri daha uzun süre etkisi altında tutmak için yavaş yavaş feromon salgılamak.

        Vajinanın klitoris olarak adlandırılan bölgesinde toplam 8000 sinir ucu bulunmaktadır ki bu sayının peniste 4000 civarında olduğu bilinmektedir.

        Ortalama bir vajina 7,5-10 santimetre uzunluğundadır. Cinsel ilişki sırasında bu uzunluk herhangi bir sorun olmadan %200 oranında artabilir. Bu esnekliğin nedeni doğum sırasında bebeğin çıkışına izin vermektir.

        Vajina vücut boşluğuna değil, karmaşık bir yapısı olmayan kapalı bir boru gibi düşünülebilecek rahim içine açılır. Bu nedenle vajinaya giren herhangi bir cisim orada kaybolmaz. Prezervatif ve benzeri nesneler vajinaya düşerse kolayca geri alınabilir.

        Vajinanın yapısında aşırı bir çeşitlilik vardır ve bu da vahşi doğada yaşayan insanlar için cinsel seçilimin ne kadar önemli olduğunu gösterir. “Vajinal yanaklar” olarak bilinen etli doku, her kadında farklı uzunluk, kalınlık ve şişkinlikte olabilir.

        Kadınların sadece %30’u cinsel ilişki sırasında orgazm olabilmektedir. Bunun cinsel ilişkiye bir adaptasyon olduğu düşünülmektedir. İnsanlar vahşi doğadayken bu oranın çok daha düşük olduğu düşünülmektedir.

        Çok az kadın, erkeklerdeki boşalmaya benzer bir sıvı atılımı yaşar. Bu, üretradaki paraüretral bezler tarafından salgılanan bir sıvıdır. Bazen idrarla karışabilir. Cinsel ilişki sırasında aşırı uyarılma bu bezleri harekete geçirir.

        G noktası klitoristen ayrı bir organ değildir. Klitorisin en derin ve en çok sinir içeren kısmıdır. G noktası her kadında orgazma neden olmaz, bu yaygın bir yanılgıdır. Sadece bazı raporlarda bu bölgenin aşırı uyarılmasının orgazma neden olduğu bilinmektedir. 1940 yılından beri bu yapının varlığından hala emin değiliz. Farklı raporlarda farklı sonuçlar var. Bazı çalışmalar da G noktasının kadın prostat bezinin bir kalıntısı olabileceğini gösteriyor.

        Seksin kadınlar üzerinde çok sayıda faydası keşfedilmiştir. Bunlar arasında daha düşük kalp krizi oranları, daha az felç, daha az meme kanseri, daha iyi savunma sistemi, daha iyi uyku sağlığı, daha iyi cilt gerginliği (genç görünüm), daha iyi genel vücut sağlığı (artan zindelik), daha az adet ağrısı, daha az kronik ağrı, daha az depresyon riski, daha az stres ve daha fazla benlik

        Kaynaklar ve İleri Okuma:
        1. Clinical pediatric urology: A. Barry Belman, Lowell R. King, Stephen Alan Kramer (2002)
        2. “Health and Wellness for Life”. Google Books.
        3. Psychology Today

        Click here to display content from YouTube.
        Learn more in YouTube’s privacy policy.