Aponevroz

Etimoloji

Aponeurosis** kelimesi, “kasın tendona dönüştüğü uç” anlamına gelen Eski Yunanca ἀπονεύρωσις (aponeúrōsis) teriminden gelmektedir. Bu bir bileşiktir:

  • ἀπονευρόομαι (aponeuróomai): “Tendon olmak.”
  • Son ek -σῐς (-sis): Nominal bir formu belirtir.

Terim, aponevrozların tendonların uzantısı olarak kabul edildiği erken dönem anatomik anlayışı yansıtmaktadır; bu ayrım 17. yüzyılda Thomas Willis’in çalışmalarıyla netleşmiştir.


Yapı

  • Aponevrozlar, düzenli, paralel demetler halinde düzenlenmiş kolajen liflerden oluşan yoğun fibröz bağ dokusu tabakalarıdır.
  • Kompakt ve silindirik olan tendonların aksine, aponevrozlar geniş, düz ve esnektir ve büyük kas bölgelerinin kemiklere veya diğer yapılara bağlanmasını sağlar.

Fonksiyonlar

  1. Kas Bağlantısı:
    Kasları kemiklere, kıkırdağa veya diğer kaslara bağlayarak hareket oluşturmak için kas kasılmalarını iletir.
  2. Kuvvet Dağılımı:
    Kaslar tarafından üretilen kuvveti tendonlara kıyasla daha geniş bir alana yayar.
  3. Yapısal Bütünlük:
    Kas-iskelet iskeletine güç, stabilite ve destek sağlar.
  4. Enerji Emilimi:
    Dinamik kas hareketleri sırasında enerjiyi emer ve dağıtır.

Tendonlar ve Fasyalar ile Karşılaştırma

  • Tendonlar**:
  • Kompakt, lifli ve yüksek gerilme kuvvetlerine dayanacak şekilde tasarlanmıştır.
  • Kas ve kemik arasında ip benzeri bir bağlantı görevi görür.
  • Aponörozlar**:
  • Geniş, ince ve esnektir, kasın daha geniş bir alana bağlanmasını sağlar.
  • Fascia**:
  • Kasları çevreleyen ve ayıran daha ince ve daha esnek bağ dokusu katmanları.
  • Aponörozlar tendonlara dönüşebilir veya kasları bağlamak için fasya ile birleşebilir.

Anahtar Konumlar

Aponörozlar, kasları tutturdukları ve yapısal takviye sağladıkları vücut boyunca dağılmıştır. Örnekler şunları içerir:

  • Rektus kılıfı**: Karın kaslarını kaplar.
  • Torakolomber fasya: Sırt kaslarını destekler.
  • Palmar aponevroz: Avuç içi kaslarını sabitler.
  • Plantar fasya: Ayak kemerini destekler.
  • Lingual aponevroz: Dilde bulunur.
  • Palatin aponevroz: Yumuşak damakta bulunur.

Klinik Önem

Aponevrozlar, aşağıdakiler de dahil olmak üzere çeşitli tıbbi durumlarla ilgilidir:

  1. Fıtıklar: Aponevrotik katmanlardaki zayıflıklar organ veya doku çıkıntılarına yol açabilir.
  2. Kas Yırtılmaları: Aponevrozlar aşırı stres altında yırtılabilir ve yaralanmaya yol açabilir.
  3. Tendinit: Tendonların yakınındaki aponörotik bölgeler iltihaplanabilir.


Keşif

Tendonlar ve Bağ Dokusuna İlk Referanslar (Antik Dönem – Orta Çağ)

1. Antik Yunan Kökenleri (MÖ 5. yüzyıl civarı)

  • Antik Yunan (MÖ 4. Yüzyıl): Hipokrat ve Galen de dahil olmak üzere erken anatomistler, kas bağlantılarındaki bağ dokularının önemini belirtmiş ancak tendonlar, bağlar ve aponevrozlar arasında ayrım yapmamışlardır.
  • Orta Çağ (5.-15. Yüzyıl): Tıbbi el yazmaları, tendonları tanımlayan ancak aponevrozları ayrı bir yapı olarak ayırt etmeyen Galen’in öğretilerini esas olarak takip etmiştir.

2. Terimin Tanıtımı ve Anatomik Tanımlama (17. Yüzyıl)

  • Thomas Willis (1621-1675):
    • Yunanca apo (“uzak”) ve nöron (“sinir”) kelimelerinden türetilen ve “sinirden uzak” anlamına gelen aponevroz terimini ortaya atmıştır.
    • Aponevrozları tendonlardan ve fasyadan farklı, belirgin lifli yapılar olarak tanımladı ve kasları kemiklere veya diğer dokulara bağlamadaki rollerini vurguladı.
    • Çalışmaları kas bağlantılarının anatomik anlayışını ve işlevsel önemlerini ilerletti.

3. 18. ve 19. Yüzyıl Gelişmeleri

  • 18. Yüzyıl: Aponevrozlar, kas-iskelet sistemi dinamiklerinde kritik bir rol oynayan özel bağ dokuları olarak giderek daha fazla kabul görüyordu, ancak yine de sıklıkla tendonlarla karıştırılıyordu. – 19. Yüzyıl: Aponevrozlar ve tendonlar arasındaki ayrım daha da belirginleşti. Aponevrozlar, daha kompakt ve silindirik olan tendonlara kıyasla daha geniş alanları kaplamalarına olanak tanıyan geniş, düz yapıları nedeniyle tanındı.
  • Bilimsel Tartışma: Araştırmacılar, aponevrozlar ve tendonlar arasındaki yapısal ve işlevsel farklılıkları keşfetmeye devam etti.

4. 20. Yüzyıl: Ayrıntılı Çalışma ve Klinik Tanıma

  • 20. Yüzyılın Başları: Mikroskopi alanındaki gelişmeler, bilim insanlarının aponevroz yapılarının daha ince ayrıntılarını incelemesine olanak sağladı. Aponevrozlardaki kolajen liflerinin rolü daha iyi anlaşıldı ve kuvveti geniş alanlara dağıtma yetenekleri vurgulandı.
  • Klinik Çalışmalar: Aponevrozlar, fıtık, kas yırtığı ve tendinit gibi klinik durumlarla ilişkilendirilmeye başlandı. Eklem sabitleme ve kas kuvvetlerini dağıtmadaki rolleri açıklığa kavuşturuldu. – Fasyanın Anlaşılması: Aponevrozlar ve fasya arasındaki ilişki daha net bir şekilde tanımlandı ve aponevrozların kas-kemik bağlantılarında önemli roller oynayan uzmanlaşmış, yoğun fasyalar olduğu belirtildi.

5. Modern Araştırma ve Teknolojik Gelişmeler (20. Yüzyıl Sonları – Günümüz)

  • Mikroskopi ve Görüntüleme: MRI ve ultrason gibi gelişmiş görüntüleme teknikleri, aponevrozların ve kaslara, kemiklere ve fasyalara olan bağlantılarının daha net bir şekilde görüntülenmesini sağladı.
  • Genetik ve Moleküler Araştırma: 20. yüzyılın sonlarında ve 21. yüzyılın başlarında, özellikle kolajen lifleri olmak üzere aponevrozların moleküler bileşimine yönelik araştırmalar, bunların biyomekanik verimlilik ve yaralanma önlemedeki rolünü daha da tanımladı. – Klinik Uygulama: Aponevrozlar artık plantar fasiit, karın fıtığı ve kas zorlanmaları dahil olmak üzere çeşitli durumlardaki katılımları açısından inceleniyor ve klinik tıptaki önemleri vurgulanıyor.


İleri Okuma

Yoo, W. C., & Rho, M. H. (2017). The structural properties of the aponeurosis and its relationship with tendon. International Journal of Medical Research.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Gerçek Altıncı Hissiniz

Antik Yunan ve Aristo’dan beri temelde 5 duyumuz olduğu herkesçe bilinir. Bu beş duyu ile; çevremizi görür, duyar, koklar, dokunur tadarız. Peki size gizli bir süper gücünüz olduğunu söyleseydik?

Propriyosepsiyon Duyusu

Gözlerinizi kapayın ve avuç içiniz yukarı bakacak şekilde bir elinizi önünüze doğru uzatın. Muhtemelen diğer elinizi havada duran elinizin tam yanına getirebilirsiniz. Peki gözleriniz kapalı olduğu halde elinizin nerede olduğunu nasıl biliyorsunuz? Burada dokunma duyunuzun iş üstünde olduğu tahmininde bulunabilirsiniz, fakat aslında olan tam olarak bu değil.

Doğru cevap farklı bir yetiye ait: Birçoğumuzun hafife aldığı; altıncı hissimiz.

Propriyosepsiyon kelimesi Latince kökenli ve “kişinin kendini kavraması” anlamına gelen bir kelimedir. Propriyosepsiyon denen iç algımız; boşlukta bulunan uzuvlarımızın vücudumuzun geri kalanına göre nerede olduğunu bilme duyusudur.

Elinize bakmadan ve tam olarak nerede olduğunu görmemenize rağmen, bazı nesneleri tutabilir ve onları hareket ettirebilirsiniz.

Bu altıncı hissimiz; aslında basit bir duyu değildir. Vücudumuzun duruş pozisyonunu (ve onu değiştirmek için ne kadar efor harcanması gerektiğini) kestirebilmek için, beynimiz vücudumuz boyunca çalışan sayısız kaynaktan gelen bilgiye dayanır. Bunların arasında; kaslarda, tendonlarda, eklemlerde ve deride; çekmeye, harekete ve basınca duyarlı sinir uçları da vardır. Aynı zamanda, dengede durmamıza yardımcı olan iç kulağımızdaki vestibüler sistem de bu süreçte görev alır. Bu organlarımızdan gelen girdiler denge ve hareket koordinasyonumuzdan sorumlu beyin parçası olan beyinciği besler. Bilim insanları beynin bu girdileri direkt olarak diğer kaynaklardan gelen bilgilerle birleştirdiğini düşünüyorlar.

Peki propriyosepsiyonu anlamamız neden bu kadar önemli? 

Kısaca söyleyelim; çünkü gündelik yaşamımız için oldukça önemli. Çünkü propriyosepsiyon sayesinde bakmadan hareket edebiliriz. Karanlık bir odada olduğunuzu hayal edin. Propriyosepsiyonunuz olmadan hareket edemezsiniz, çünkü ayaklarınızı göremezsiniz.

Öte yandan; propriyosepyon çok karmaşık olmasından kaynaklı, kolayca aldatılabilir. Bunu kendiniz de deneyebilirsiniz. İşte size kendi başınıza deneyebileceğiniz bir test:

Pinokyo illüzyonu 

İşaret parmağınızı burnunuzun ucuna değdirin. Bir arkadaşınızdan telefonunun titreşimini çalıştırarak bisepsinize (burnunuza değdirdiğiniz kolunuzda) değdirmesini isteyin. Telefonun oluşturduğu bu titreşimler kas liflerinize gider ve gerildiğini düşünmeye sebep olur. Bu da kolunuzun yüzünüzden uzaklaştığı hissini verir ve burnunuza hala dokunduğunuz için de bu sinyaller beyninizde burnunuzun uzadığı algısını oluşturur.

Propriyosepsiyon aldatılabilir bir histir, fakat oldukça önemli bir histir. Bilim insanları; beynin, gelen bilgileri nasıl işlediği ve sentezlediğine dair çalışmalarını sürdürüyorlar. Ve bütün süper güçlerde olduğu gibi, bu gücün temelinde de hala çözülmeyi bekeleyen gizemler var. Kim bilir, belki bir gün, siz, bir “süper kahraman” olur ve propriyosepsiyonla ilgili her şeyi açığa çıkarırsınız.


Kaynakça: Bilimfili,
1- en.Wikipedia, “Proprioception”, https://en.wikipedia.org/wiki/Proprioception
2- Society for Neuroscience, “Your Sixth Sense”, https://www.youtube.com/watch?v=A1BVp5aivtA&list=PLUXnlfxIfR9-la3KEenkj1ZDrHqxUJkvt&index=3

Vücudunuzda Gözlemleyebileceğiniz Evrimsel Kanıtlar

Garip gelebilir ancak vücudunuz kimsenin artık ihtiyaç duymadığı antik kalıntılarla dolu bir müze gibidir. Yirmilik dişlerinizden tutun da bazılarımızın garip bir şekilde yapabildiği kulak oynatma hareketine kadar, insanlarda son bulmuş ancak hayvan atalarımız için yaşamsal düzeyde öneme sahip birçok kalıntı görebilirsiniz. Milyonlarca yıl boyunca ortadan kalkmamış olan bu garip kalıntıları ancak doğal seçilim tarafından sürdürülen evrim çerçevesinde açıklayabilmek mantıklıdır.

İşte hemen kendi vücudunuzda gözlemleyebileceğiniz bir tanesi: Eğer kolunuzu dirseğiniz üzerinde avuçlarınız yukarıya bakacak şekilde bir masaya uzatırsanız ve baş parmağınızı serçe parmağınıza dokundurursanız, bileğinizin ortasında bir tendonun ortaya çıktığını göreceksiniz. Ne alaka diyeceksiniz :) Ancak şöyle ki; eğer bu tendon sizde çıkmıyorsa, şanslısınız demektir çünkü insanların %10 ila 15’i bir kolunda ya da iki kolunda birden bu çıkıntı olmadan dünyaya geliyorlar. Bu tendon; birçoğumuzda bulunan palmaris longus isimli kolun ön yüzündeki yüzeyel aksesuar bir kastır, fakat bu kasın burada bulunuyor olmasının herhangi bir sebebi yoktur. Araştırmacılar, kolumuzun ön yüzeyindeki bu kasın varlığının bize; bu kası olmadan doğan insanlardan farkedilebilir bir güçlülük ya da kavrama yetisi sağlamadığı bulgusuna eriştiler. Ve aslında, oldukça gereksiz bir kas. Cerrahlar genellikle bu kası çıkarırlar ve vücudun herhangi bir yerindeki plastik cerrahi operasyonları ya da yeniden şekillendirmelerde kullanırlar.

Peki neden böylesi bir kullanışsız kasa sahibiz?

Bilim insanları, palmaris longusun günümüzdeki birçok memeli türünde varolduğunu ve özellikle de hareket için ön kolunu kullanan lemur ve maymunlar gibi hayvanlarda daha gelişmiş olduğu bulgusuna eriştiler.
Ve bir tane daha: Kulağınızın etrafında bulunan üç kası hareket ettirerek kulağınızı hafifçe oynatabileceğinizi biliyor musunuz? Oynatabildiniz mi? Eğer başardıysanız bravo, çünkü hayvan atalarımız için hayati önemde ancak insanlarda herhangi bir işe yaramayan evrimsel bir kalıntıyı kullanabildiniz demektir –ne işinize yarayacaksa.–

Günümüzde de geceleri ortaya çıkan birçok hayvan –örneğin; tavşanlar, ceylanlar, kediler vb.– kulağındaki bu kaslara büyük oranda ihtiyaç duyar, böylelikle kulaklarını oynatarak, sağa sola çevirerek, sesin kaynağını daha iyi saptayabilirler. Evrimleştiğimiz canlılar milyonlarca yıl önce aynı tekniği kullanmış olabilirler ve biz atalarımızın bir zamanlar kullandığı bu “ekipmanı” tamamen kaybetmiş değiliz.

Öte yandan, kulak hareketinden sorumlu bu üç kas kalıntısı yalnızca bir kalıntı değildir. Araştırmalara göre, bu kaslar sese hala tepki veriyor. Her ne kadar kulaklarımızı daha fazla hareket ettirmemize olanak sunmasa da, yapabildiklerinin en iyisini yapıyorlar.

Tüylerin ürpermesinden, kuyruk kemiğine, üçüncü göz kapağı kalıntısına kadar vücudumuz antik atalarımızın yetilerine dair ipuçları veren bolca örnekten yalnızca birkaçı. Aşağıdaki Vox videosu bu örnekleri bize gösteriyor.

Kaynak: Bilimfili