Tıbbi Latincede düşünce bozukluğu disturbatio cogitationis veya perturbatio cogitationis olarak tanımlanabilir, bu da genel olarak düşüncede bir rahatsızlık veya bozulma anlamına gelir. Cogitatio Latince düşünce terimidir ve bilişsel süreci yansıtırken, perturbatio düzensizliği veya bozukluğu vurgular.
Toplu olarak düşünce bozuklukları olarak adlandırılan bu rahatsızlıklar, sürüklenme, baskılı konuşma, konuşma yoksulluğu, teğet geçme ve düşünce engelleme gibi bir dizi örüntüyü kapsar. Düşünce bozuklukları, düşüncenin organizasyonu, tutarlılığı ve akışkanlığında, genellikle konuşmada tespit edilebilen bozuklukları temsil eder.
Formal Düşünce Bozukluğu (FTD)
Biçimsel düşünce bozukluğu** (FTD) terimi, düşüncenin içeriğinden ziyade biçimindeki bir işlev bozukluğunu ifade eder. İçerikteki bozukluklar olarak sınıflandırılan sanrılar veya halüsinasyonların aksine, FTD, genellikle dil ve konuşma yoluyla değerlendirilen düşüncenin yapısında ve sunumunda gözlemlenebilir düzensizlikler olarak ortaya çıkar. FTD, psikotik bozuklukların ayırt edici bir özelliğidir ve şizofreni gibi durumlarda temel bir belirti olarak hizmet eder. Sadece hastalık şiddetinin bir belirteci değil aynı zamanda prognozun da bir öngörücüsüdür.
FTD bilişsel, dilsel ve duygusal alanlardaki bozuklukları yansıtır, bu da onu psikiyatri, nörobilim ve bilişsel psikolojide önemli bir ilgi alanı haline getirir. Halüsinasyon ve sanrıların aksine, düşünce bozuklukları klinik etkileşim yoluyla gözlemlenebilir ve nesnel bir psikoz belirtisi olarak kabul edilir.
Düşünce Bozuklukları Türleri
Başlıca düşünce bozukluğu türleri şunlardır:
- Kararsızlık (Çağrışımların Gevşemesi): Düşüncelerin mantıksız veya tutarsız bir şekilde bir konudan diğerine geçtiği bir model.
- Basınçlı Konuşma: Genellikle manik dönemlerle ilişkili, kesilmesi zor, hızlı, aşırı konuşma.
- Konuşma Yoksulluğu: Detaylandırma yetersizliğini veya isteksizliğini yansıtan sınırlı sözel çıktı.
- Teğetsellik: Sorulara verilen yanıtlar teğet geçer ve ana konuyla ilgisizdir.
- Düşünce Engelleme: Düşünce akışında ani kesintiler, kişinin duraklamasına veya konuşmayı bırakmasına neden olur.
Psikotik bozukluklara özgü olmamakla birlikte, clang associations (anlamdan ziyade kafiye veya sesten etkilenen konuşma kalıpları) ve echolalia (başkasının konuşmasını tekrarlama) gibi ek semptomlar da görülür.
Düşünce Bozuklukları ve Psikoz
Psikotik bozukluklar genellikle tanımlayıcı bir özellik olarak formel düşünce bozuklukları ile ortaya çıkar. Şizofreni terimini ortaya atan Eugen Bleuler (Yunanca “bölünmüş zihin” anlamına gelir), düşünce bozukluğunu bu durumun temel özelliklerinden biri olarak tanımlamıştır. Psikoz hastaları, deliryum veya Tourette sendromu gibi psikotik olmayan durumlarda bilişsel bozukluklar yaşayanların aksine, bozuk düşünme biçimleri hakkında genellikle içgörüden yoksundurlar; burada rahatsızlıkla ilgili farkındalık ve endişe daha yaygındır.
Düşünce Bozuklukları ile İlişkili Diğer Durumlar
Düşünce ve konuşma bozuklukları aşağıdaki gibi durumlarda da ortaya çıkabilir:
- Deliryum: Genellikle düzensiz düşünceyi de içeren akut ve geçici bilişsel bozukluklar.
- Tourette Sendromu: Ekolali veya palilali gibi konuşma bozuklukları ile kendini gösterebilen nöropsikiyatrik bir durumdur.
- Mani: Baskılı konuşma ve fikir uçuşması manik dönemlerin belirgin özellikleridir.
Tanısal Hususlar (ICD-10)
Düşünce bozuklukları ICD-10 (Uluslararası Hastalık Sınıflandırması, 10. Revizyon)’da tek başına bir tanı olmayıp daha geniş ruh sağlığı koşulları altında, öncelikle F20-F29 (Şizofreni, şizotipal ve sanrısal bozukluklar) ve F30-F39 (Duygudurum [affektif] bozuklukları) kategorileri içinde kategorize edilmiştir. Spesifik örnekler şunları içerir:
- F20.0 – Paranoid Şizofreni: Raydan çıkma, teğet geçme ve düşünce yoksulluğu gibi düşünce bozuklukları yaygın olarak görülür.
- F25 – Şizoaffektif Bozukluklar: Hem duygudurum bozukluğu hem de düşünce bozukluğu özellikleri.
- F30.1 – Psikotik Belirtilerin Olmadığı Manik Epizod: Düşünce bozukluğunun erken göstergeleri olarak baskılı konuşma ve fikir uçuşması.
- F05 – Alkol ve Diğer Psikoaktif Maddelerle İndüklenmeyen Deliryum: Dağınık ve tutarsız düşünce süreçlerini bir belirti olarak içerir.
Düşünce bozukluklarının anlaşılması, şu alanlarda yapılan araştırmalarla ilerlemiştir:
- Bilişsel Sinirbilim: Varsayılan mod ağı veya dil devreleri gibi sinirsel yollardaki bozulmaların resmi düşünce bozukluğuna nasıl katkıda bulunduğunu araştırmak.
- Nörogörüntüleme Çalışmaları: Fonksiyonel MRG ve difüzyon tensör görüntüleme (DTI), düşünce bozukluğu olan hastalarda prefrontal korteks, superior temporal girus ve arkuat fasikulus gibi beyin bölgelerindeki anormallikleri vurgulamıştır.
- Psikiyatrik Çalışmalar: Düşünce bozukluklarının şizofreni ve diğer psikotik bozukluklarda sonuçları nasıl öngördüğünü araştırmak, bilişsel-davranışçı terapi (BDT) veya antipsikotik ilaçlar gibi tedavi yaklaşımlarını bilgilendirmek.
:max_bytes(150000):strip_icc()/GettyImages-153049567-5cc54e4753cf4f4196220ffe4e2cfdc5.jpg)
Keşif
Düşünce bozukluğu kavramı ve anlayışı, psikiyatri, nöroloji ve bilişsel bilimdeki dönüm noktalarıyla şekillenerek yüzyıllar içinde gelişmiştir. Şizofreni gibi akıl hastalıklarının gözlemlenebilir ve ayrılmaz bir özelliği olan düşünce bozukluğu, zihnin karmaşıklığının araştırıldığı bir mercek görevi görmüştür.
1. Düzensiz Düşüncenin Erken Dönem Tanımları (Antik Yunan)
Düşünce bozukluğunun kökleri eski Yunan tıbbına, özellikle de Hippocrates (MÖ 460-370 civarı) ve daha sonra Galen‘in (MS 129-216 civarı) çalışmalarına dayanmaktadır. Akıl hastalığı olan hastalarda muhakeme ve konuşma bozuklukları gözlemlemişler ve bu değişiklikleri vücudun hümörlerindeki dengesizliklere bağlamışlardır. Anlayışları sınırlı olsa da, bu ilk gözlemler düşünce bozukluklarını ruh sağlığı koşullarıyla ilişkilendirmek için zemin hazırladı.
2. Pinel’in Ahlaki Tedavisi ve Gözleme Geçiş (1790’lar)
18. yüzyılın sonlarında Fransız bir psikiyatrist olan Philippe Pinel, insancıl tedavi ve dikkatli gözlemi savunarak akıl hastalarının bakımında devrim yarattı. Pinel, hastalarının konuşma ve davranışlarını incelemeyi vurgulayarak düşünce bozukluklarının klinik olarak tanınmasının önünü açtı. Çalışmaları, akıl hastalığının doğaüstü açıklamalarından sistematik gözleme geçişi işaret ederek modern psikiyatrinin temelini oluşturdu.
3. Şizofreninin Doğuşu: Kraepelin ve Bleuler (19. Yüzyıl Sonu-20. Yüzyıl Başı)
Düşünce bozukluğunun resmi olarak anlaşılması, 1890’larda ağır akıl hastalıklarını iki ana gruba ayıran Alman psikiyatrist Emil Kraepelin ile başlamıştır: Demans praecox (daha sonra şizofreni olarak adlandırıldı) ve manik-depresif hastalık. Kraepelin, dağınık düşünce süreçlerinin dementia praecox’u nasıl karakterize ettiğini ve onu diğer durumlardan nasıl ayırdığını belirtmiştir.
Daha sonra, 1911’de Eugen Bleuler şizofreni (“bölünme” ve “zihin” için Yunanca kelimelerden) terimini icat etti ve düşünce bozukluğunu temel bir semptom olarak vurguladı. Bleuler, düşüncelerin mantıksal bağlantılarını kaybederek konuşmada tutarsızlığa yol açtığı “çağrışımların gevşemesi” kavramını ortaya atmıştır. Biçimsel düşünce bozukluğuna ilişkin açıklamaları modern psikiyatrinin temelini oluşturmaya devam etmektedir.
4. Biçimsel Düşünce Bozukluğunun Nesnel Psikoz Belirteci Olarak Tanınması (20. Yüzyıl)
Psikiyatri 20. yüzyılda geliştikçe, biçimsel düşünce bozukluğu ile sanrılar veya halüsinasyonlar arasındaki ayrım daha net hale geldi. Sanrılar (yanlış inançlar) ve halüsinasyonların (algısal bozukluklar) aksine, biçimsel düşünce bozukluğu psikozun gözlemlenebilir, nesnel bir belirteci olarak kabul edildi. Bu tanıma, klinisyenlerin hastanın kendi raporuna dayanmadan etkileşimler sırasında düşünce bozukluğunu tanımlamasına olanak tanıyarak tanısal kesinliği artırdı.
5. Bilişsel ve Dilbilimsel Kavrayışlar: 20. Yüzyılın Ortaları
1900’lerin ortalarında bilişsel psikolojinin yükselişi, düşünce bozukluklarına dair yeni kavrayışlar sağladı. Noam Chomsky** (dilbilimde) ve Aaron T. Beck (bilişsel terapide) gibi öncüler, bilişsel süreçlerin ve dil bozukluklarının akıl hastalıklarında nasıl ortaya çıkabileceğini araştırdılar. Bu çalışmalar, düşünce bozukluğunun sadece konuşmayı değil, dikkat, çalışma belleği ve anlamsal işlemede altta yatan bozuklukları da içerdiğini göstermiştir.
6. Modern Psikiyatride Sınıflandırma: DSM ve ICD (20. Yüzyılın Sonları)
Düşünce bozukluğunun DSM-III (1980) ve ICD-10 (1992) gibi tanı çerçevelerinde resmileştirilmesi önemli bir dönüm noktası olmuştur. Bu kılavuzlar düşünce bozukluklarını daha geniş sendromların, özellikle de şizofreni (ICD-10 kodu F20.0) ve diğer psikotik bozuklukların bir parçası olarak sınıflandırmıştır. Örneğin ICD-10, raydan çıkma ve düşünce yoksulluğu gibi düşünce bozukluklarının şizofreni için temel tanı kriterleri olduğunu vurgulayarak bunları prognoz ve tedavi planlamasıyla ilişkilendirmiştir.
7. Nörogörüntüleme ve Sinirbilimdeki Gelişmeler (1990’lar-2000’ler)
fMRI** ve DTI (Diffusion Tensor Imaging) gibi fonksiyonel nörogörüntüleme tekniklerinin geliştirilmesi, düşünce bozukluklarının anlaşılmasında devrim yaratmıştır. Araştırmacılar, dağınık düşüncenin nöral korelasyonlarını haritalamaya başladılar ve aşağıdaki gibi bölgelerdeki anormallikleri tanımladılar:
- Yürütme işlevi ile ilişkili prefrontal korteks.
- Dil işleme için kritik olan üst temporal girus.
- Broca ve Wernicke bölgelerini birbirine bağlayan ve tutarlı konuşmada rol oynayan bir beyaz madde yolu olan arcuate fasciculus.
Bu bulgular, düşünce bozukluklarını beynin varsayılan mod ağı ve dil devreleri içindeki bağlantı bozukluklarıyla ilişkilendirerek psikiyatri ile sinirbilim arasında köprü kurmuştur.
8. Prognoz ve Tedaviye İlişkin Klinik Bilgiler (21. Yüzyıl)
Son yıllarda düşünce bozukluğu, psikotik bozukluklarda ciddiyet ve prognozun bir belirleyicisi olarak öne çıkmıştır. Çalışmalar, şiddetli resmi düşünce bozukluğunun devam etmesinin, daha düşük işlevsel iyileşme ve sosyal entegrasyon da dahil olmak üzere daha kötü sonuçlarla ilişkili olduğunu ortaya koymuştur. Bu anlayış, hedefe yönelik müdahalelerin geliştirilmesini etkilemiştir:
- Psikoz için Bilişsel-davranışçı terapi (BDT) düşünce tutarlılığını geliştirmeye yönelik stratejiler içermektedir.
- İkinci nesil antipsikotikler gibi yeni ilaçlar, düzensiz düşünceye katkıda bulunan altta yatan bilişsel eksiklikleri ele almayı amaçlamaktadır.
9. Güncel ve Gelişmekte Olan Araştırmalar
Günümüzde düşünce bozukluğu, özellikle bilişsel sinirbilim ve psikiyatrik genetik alanlarında en yeni araştırmaların odak noktası olmaya devam etmektedir. Şizofreni ile bağlantılı DISC1 genindeki bozulmalar gibi genetik yatkınlıklara yönelik araştırmalar, düşünce bozukluklarının biyolojik temellerini ortaya çıkarmaktadır. Ayrıca, gelişmiş hesaplama modelleri, düşünce bozukluğunun erken belirtilerini tespit etmek için konuşma kalıplarını analiz ederek daha erken teşhis ve müdahale için yollar açar.
İleri Okuma
- Kraepelin, E. (1919). Dementia Praecox and Paraphrenia. Chicago Medical Book Company.
- Bleuler, E. (1950). Dementia Praecox or the Group of Schizophrenias. (J. Zinkin, Trans.). International Universities Press.
- Andreasen, N. C. (1979). Thought, language, and communication disorders. I. Clinical assessment, definition of terms, and evaluation of their reliability. Archives of General Psychiatry, 36(12), 1315–1321.
- Harrow, M., & Prosen, M. (1978). Thought disorder and prognosis in schizophrenia: A follow-up study of process-reactive and other subtypes. Archives of General Psychiatry, 35(7), 777–784.
- Liddle, P. F. (1987). The symptoms of chronic schizophrenia. A re-examination of the positive-negative dichotomy. The British Journal of Psychiatry, 151(2), 145–151.
- McKenna, P. J., & Oh, T. M. (2005). Schizophrenic Speech: Making Sense of Bathroots and Ponds That Fall in Doorways. Cambridge University Press.
- Spitzer, M., & Uehlein, F. (2009). Formal thought disorder in schizophrenia: A neural network model. Schizophrenia Research, 118(1–3), 85–96.
- Kircher, T., & Leube, D. (2003). Self-consciousness, self-agency, and schizophrenia. Consciousness and Cognition, 12(4), 656–669.
- Horn, H., & Morgan, K. D. (2012). Structural and functional brain abnormalities in schizophrenia: A focus on thought disorder. Frontiers in Human Neuroscience, 6, Article 92.
- Barch, D. M., & Ceaser, A. (2012). Cognition in schizophrenia: Core psychological and neural mechanisms. Trends in Cognitive Sciences, 16(1), 27–34.