Trombosit

Sinonim: Kan pulcuklarıPlatelets, Thrombocyte, Thrombozyt, Blutplättchen.

  • Thrombositler 1-4 mikron çapında yuvarlak veya oral disklerdir. Yarı ömrü 8-10 gündür. (bkz: Tromb-o-sit)
    Thrombosit (yeşil)
  • Kemik iliğindeki Megakaryosit’ler tarafından oluşturulurlar.
  • Çekirdekleri yoktur ve çoğalmazlar, buna karşın hücrenin birçok fonksiyonel karakteristik özelliğini taşırlar.
  • Dolaşımdaki ömürleri yaklaşık 10 gündür.(patolojik faktörlere göre değişir.)
  • Sitoplazmalarında çeşitli aktif faktörler vardır;
    1. Damar endotel hücrelerinin, damar düz kas hücrelerinin ve fibroblastların çoğalma ve büyümelerini ve böylece hasarlı damar duvarlarının tamiri için gerekli hücresel büyümeyi sağlayan Büyüme faktörü(Growth factor) bulunur.

 

  1. Faktör XIII,
  2. Lokal hormonlar olan birçok damarsal ve diğer lokal doku reaksiyonlarını sağlayan prostaglandinleri sentezleyen enzim sistemleri,
  3. Mitokondrileri, ATP ve ADP oluşturabilen enzim sistemleri,
  4. Çeşitli enzimleri sentezleyen ve çok miktarda kalsiyum depolayan endoplazmik retikulum ve golgi aparatın kalıntıları,
  5. Thrombositlerin kasılmasını sağlayan ve kas hücrelerindekine benzeyen aktin ve miyozin molekülleri ile diğer bir kontraktil protein olan Thrombostenin,
  6. Trombositlerin yüzeyindeki glikoprotein endotele yapışmasını önler, damar çeperlerinin hasarlanan alanlarındaki kollajene yapışmasını sağlar.Aynı zamanda yüzeyinde fosfolipid bulunur.
  7. Trombositlerin yarasından fazlası dalakta sıkı trabeküler ağ yapısından geçmesi sırasında makrofajlar tarafından tutularak kandan uzaklaştırılır.
    İnaktif- aktif trombosit

     

    Thrombositi aktive edenler;
         Thrombositi inhibe edenler;

Klinik

  • Normal değeri; 150–400 × 109 tane/ litre kandır ya da 1 milimetre küp kanda 150.000-400.000 arasıdır.
    1. Eğer kanda daha az Kan pulcuğu bulunursa bu duruma Trombositopeni  denir.
      1. 50 – 100 G/L: Spontan kanama riski yoktur, küçük cerrahi müdahaleler mümkündür. (Orbita, nöroşirurji, epidural anestezi dışında)
      2. 20 – 50 G/L: nadir de olsa spontan kanamalar gözlemlenebilir, cerrahi bir müdahalede kanama riski yüksektir.
      3. < 20 G/L: spontan kanama riski yüksektir.
    2. Eğer kanda daha fazla Kan pulcuğu bulunursa bu duruma Trombositoz denir.
  • Kan damarlarının kan pıhtısı ile tıkanması durumuna Tromboz denir. Eğer toplardamar tıkanmışsa Flebotromboz denir. Tıkanıklığa takiben yangı oluşmasına Tromboflebit denir.

    Kaynak: https://halbtagsblog.files.wordpress.com/2016/05/thrombosis.jpg

    Kaynak: http://jamanetwork.com/data/Journals/JAMA/20323/jpg0406f1.jpeg
  • Kan pıhtısı yüzünden tıkanmış damarlarda ilaçla pıhtıyı çözmeye Tromboliz (Sin: ) denir. Pıhtının operasyonla alınmasına ise Trombektomi denir.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Tromboflebit

“Tromboz” terimi, damar sisteminde kan pıhtılarının oluştuğu durumun doğasını yansıtan, pıhtı anlamına gelen Yunanca “θρόμβωσις (trombos)”, oksijeni alınmış kanı kalbe geri getiren kan damar (venöz) anlamına gelen “fleps” ve tıbbi terminolojide inflamasyonu belirtmek için kullanılan bir sonek olan “-itis“. Bu nedenle, tromboflebit doğrudan kan pıhtısına bağlı olarak bir damarın iltihaplanması anlamına gelir.

Durumun geçmişi, Fransız doktor Armand Trousseau‘nun 1865’te gezici tromboflebiti ilk kez tanımladığı 19. yüzyıla kadar uzanıyor; bu hastalık daha sonra Trousseau sendromu olarak tanındı ve tromboflebit ile altta yatan malignite arasındaki ilişkiyi vurguladı.

Tromboflebit, venöz duvarların iltihaplanması ve aynı zamanda damar içinde trombüs (kan pıhtısı) oluşumu ile karakterize edilen vasküler bir hastalıktır. Bu durum sırasıyla yüzeysel tromboflebit ve derin ven trombozu (DVT) olarak adlandırılan hem yüzeysel hem de derin damarlarda ortaya çıkabilir. Tromboflebit tipik olarak bacaklarda ortaya çıkar ancak kollarda ve vücudun diğer kısımlarında da ortaya çıkabilir. Semptomlar genellikle ağrı, şişlik, kızarıklık ve etkilenen bölgede sıcaklık hissini içerir. Tromboflebitin etiyolojisi Virchow üçlüsü olarak bilinen üç faktörden oluşur: venöz staz (kan akışının yavaşlaması veya durması), endotel hasarı (damar astarında hasar) ve hiper pıhtılaşma (kanın pıhtılaşma eğiliminin artması).

Tarihsel olarak, tromboflebit kavramı, hem DVT’yi hem de pulmoner emboliyi (PE) içeren venöz tromboembolizmin (VTE) daha geniş anlaşılmasıyla iç içe geçmiştir. Uzun süreli hareketsizlik, ameliyat, kanser ve bazı genetik durumlar gibi tromboflebit ile ilişkili risk faktörlerinin tanınması, önleme ve yönetim stratejilerini geliştirmiştir.

Yüzeysel venöz tromboz

Yüzeysel venöz tromboz (SVT), ağırlıklı olarak uzuvlardaki venöz sistemleri etkileyen bir durum olan yüzeysel damarların iltihaplanması ve trombozu ile karakterize edilen klinik bir durumdur. Yüzeysel bir damar içinde bir trombüs (kan pıhtısı) oluşumunu içerir, bu da iltihaba yol açar ve genellikle etkilenen bölgede ağrı, şişlik ve eritem (cildin kızarıklığı) gibi semptomlarla ilişkilendirilir. SVT’nin patofizyolojisi, tromboz gelişimine katkıda bulunan venöz staz, endotelyal hasar ve hiper pıhtılaşmayı içeren Virchow üçlüsü ile yakından ilişkilidir.

Yüzeysel venöz trombozun tanınması ve anlaşılması yıllar içinde önemli ölçüde gelişmiştir. Başlangıçta, öncelikle yüzeysel damarlardaki konumu nedeniyle iyi huylu ve kendi kendini sınırlayan bir durum olarak kabul edildi. Ancak daha sonraki çalışmalar, özellikle SVT büyük Safen vende meydana geldiğinde, derin ven trombozu (DVT) ve pulmoner emboli (PE) riski de dahil olmak üzere potansiyel komplikasyonlarını aydınlatmıştır.

Tarih

Tromboflebitin tarihsel anlayışı ve tedavisi yıllar içinde önemli ölçüde gelişmiştir. Başlangıçta bu durum öncelikli olarak dinlenme ve etkilenen uzuvun yükseltilmesi gibi destekleyici önlemlerle yönetildi. Ancak 20. yüzyılda antikoagülan tedavinin ortaya çıkmasıyla birlikte tedavi paradigması pıhtı yayılmasının önlenmesi ve komplikasyon riskinin azaltılması yönünde değişti.

İleri Okuma

  1. Decousus, H., Quéré, I., Presles, E., et al. (2010). “Superficial venous thrombosis and venous thromboembolism: A large, prospective epidemiologic study.” Annals of Internal Medicine, 152(4), 218-224.
  2. Di Minno, M. N. D., Ambrosino, P., Ambrosini, F., Tremoli, E., Di Minno, G., & Dentali, F. (2016). “Prevalence of venous thromboembolism in patients with superficial vein thrombosis: A meta-analysis.” Journal of Thrombosis and Haemostasis, 14(5), 964-972.
  3. Galanaud, J.-P., Genty, C., & Sevestre, M.-A. (2012). “Comparative study on risk factors and early outcome of symptomatic distal versus proximal deep vein thrombosis: Results from the OPTIMEV study.” Thrombosis and Haemostasis, 108(3), 508-515.
  4. Wichers, I. M., Di Nisio, M., Büller, H. R., & Middeldorp, S. (2005). “Treatment of superficial vein thrombosis to prevent deep vein thrombosis and pulmonary embolism: A systematic review.” Haematologica, 90(5), 672-677.
  5. Trousseau, A. (1865). Phlegmasia alba dolens. Clinique Médicale de l’Hôtel-Dieu de Paris, 3, 654-712.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.