Vajinismus

Vajinanın dış üçte birini çevreleyen pelvik taban kaslarının istemsiz kasılması veya spazmı ile karakterize edilen bir durum olan Vaginismus, ister cinsel ilişki, ister tampon yerleştirme veya tıbbi muayene amaçlı olsun, vajinal penetrasyona önemli bir engel teşkil eder. Bu durum, en ufak bir girişimde veya hatta penetrasyon düşünüldüğünde meydana gelen spazm nedeniyle penetrasyonun tamamen imkansız olduğu toplamdan, spazmların yalnızca belirli bağlamlarda meydana gelebileceği durumsal olana kadar değişen şiddet derecelerinde ortaya çıkabilir.

“Vajinismus” terimi, Latince “kılıf” anlamına gelen “vajina” sözcüğünden ve rahatsızlıkları veya hastalıkları belirtmek için kullanılan Yunanca “-ismus” son ekinden türetilmiştir. Bu durum ilk olarak 19. yüzyılda tıp literatüründe ayrıntılı olarak açıklanmıştır, ancak bu olgunun kadınlar tarafından çok daha uzun süredir deneyimlenmesi muhtemeldir.

Kültürel ve Toplumsal Etkiler: Araştırmalar, cinsellikle ilgili kültürel, dini ve toplumsal normların vajinismusun yaygınlığını ve ifadesini önemli ölçüde etkileyebileceğini göstermiştir. Cinsel ifadenin belirgin bir şekilde damgalandığı veya cinsel eğitim eksikliğinin olduğu toplumlarda vajinismus oranları daha yüksek olma eğilimindedir. Bu durum, durumun yalnızca fizyolojik olmadığını, aynı zamanda sosyo-kültürel faktörlerden de derinden etkilendiğini göstermektedir.

Tanıma ve Teşhis: Vajinismus, erken tanınmasına rağmen, kısmen sağlık hizmeti sağlayıcıları arasındaki farkındalık ve anlayış eksikliğinden, kısmen de hastaların yardım aramasını engelleyebilecek damgalama ve utançtan dolayı sıklıkla eksik teşhis ediliyor veya yanlış teşhis ediliyor. Son zamanlardaki çabalar tanı ve tedaviyi iyileştirmenin yanı sıra hem genel halk hem de sağlık profesyonelleri arasında farkındalığı artırmaya odaklanmıştır.

Oluşumu ve Patofizyolojisi

Vajinismus, vajinal kasların, özellikle de pubokoksigeus kasının, vajinal girişin kısmen veya tamamen kapanmasına yol açan istemsiz kasılmasıyla karakterizedir. Bu istemsiz kas kasılması, penetrasyon girişimiyle veya hatta penetrasyon beklentisi veya korkusuyla tetiklenebilir. Vajinismusun kesin nedeni tam olarak anlaşılamamıştır ancak psikolojik ve fiziksel faktörlerin karmaşık bir etkileşimi olduğu düşünülmektedir. Psikolojik faktörler kaygıyı, ağrı veya yaralanma korkusunu ve travmatik deneyimleri içerebilirken, fiziksel faktörler de penetrasyon sırasında ağrıya neden olan koşulları içerebilir.

Teşhis

Teşhis tipik olarak ayrıntılı bir tıbbi öyküyü ve enfeksiyonlar veya anatomik anormallikler gibi ağrılı cinsel ilişkinin diğer nedenlerini dışlamak için fizik muayeneyi içerir.

İlk değerlendirme:

Hasta Geçmişi: Ağrı, korku veya penetrasyondan kaçınma semptomlarına ve önceki tedavi girişimlerine odaklanarak ayrıntılı cinsel ve tıbbi geçmişi toplayın.
Psikolojik Değerlendirme: Kaygı, fobiler, cinsel travma veya istismar öyküsü ve ilişki faktörlerini değerlendirin.

Fiziksel Muayene:

Jinekolojik Muayene: Ağrının fiziksel nedenlerini (örneğin enfeksiyonlar, dermatolojik durumlar, anatomik anomaliler) dışlamak için nazikçe ve yalnızca hastanın rızası ile gerçekleştirilir.
Pelvik Taban Kası Değerlendirmesi: İstemsiz kasılmaları veya pelvik taban kaslarını gönüllü olarak gevşetememe durumunu değerlendirin.

Vajinismus Kriterleri: DSM-5’e (Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal El Kitabı, Beşinci Baskı) göre kriterler; cinsel ilişki sırasında vajinal penetrasyonda kalıcı veya tekrarlayan zorluklar, penetrasyon girişimleri sırasında belirgin vulvovajinal veya pelvik ağrı, vajinada ağrıyla ilgili korku veya kaygıyı içerir. Penetrasyonun beklenmesi, sırasında veya bunun sonucunda ortaya çıkması ve penetrasyon girişimi sırasında pelvik taban kaslarının gerilmesi veya kasılması.

Diğer Bozuklukların Dışlanması: Semptomların başka bir bozuklukla (örneğin genito-pelvik ağrı/penetrasyon bozukluğu) daha iyi açıklanmadığından veya yalnızca yağlama eksikliğine veya diğer fiziksel koşullara atfedilmediğinden emin olun.

Tedavi

Vajinismus tedavisi çok yönlüdür; eğitim, pelvik taban kas eğitimi, vajinal dilatörlerin kullanımı, psikolojik terapi ve bazı durumlarda kaygı veya ağrıyı yönetmek için ilaç tedavisi dahil.

Eğitim ve Danışmanlık:

Cinsel anatomi, vajinismusun doğası ve pelvik taban kaslarının rolü hakkında kapsamlı eğitim sağlayın.
Seks ve penetrasyon hakkındaki mitleri ve yanlış anlamaları ele alın.

Bilişsel-Davranışçı Terapi (CBT):

Penetrasyon korkusunu azaltmayı, uyumsuz inançları değiştirmeyi ve cinsel işlevi iyileştirmeyi amaçlamaktadır.

Pelvik Taban Fizik Tedavisi:

Gevşetme teknikleri ve aşamalı olarak vajinal dilatörlerin kullanımı da dahil olmak üzere pelvik taban kasları üzerinde kontrol kazanmaya yönelik egzersizler.

Duyarsızlaştırma Teknikleri:

Kontrollü, tehdit edici olmayan bir ortamda penetrasyona kademeli olarak maruz kalma (parmaklar, ardından dilatörler ve en sonunda uygunsa partnerin penisi kullanılarak).

Seks Terapisi ve Çift Terapisi:

Vajinismusa katkıda bulunabilecek veya vajinismustan etkilenebilecek iletişim sorunlarına, cinsel yakınlığa ve ilişki dinamiklerine değinmek.

Farmakoterapi:

Şiddetli anksiyete veya depresyon durumlarında SSRI’ların (seçici serotonin geri alım inhibitörleri) veya diğer uygun ilaçların kullanımını düşünün.

Botoks Enjeksiyonları (refraktör vakalarda):

Diğer tedavilere yanıt vermeyen hastalarda pelvik taban kaslarına yapılan Botoks enjeksiyonları kas spazmını geçici olarak azaltabilir.

Takip ve Destek:

Tedavi planının gerektiği gibi ayarlanması için düzenli takip ve tedavi süreci boyunca sürekli duygusal destek.

Tarih

Erken Tanıma ve Yanlış Anlamalar: Vajinismus tıbbi olarak ilk kez 19. yüzyılda fark edildi. Vajinismusa benzeyen bir durumla ilgili belgelenmiş en eski tartışmalardan biri, aşırı hassasiyet ve vajinal kasların istemsiz spazmları ile karakterize edilen bir “vajinismus” vakasını tanımlayan Sims’in (1861) çalışmasında bulunabilir. Bununla birlikte, vajinismusun ilk tedavileri ve anlayışları çoğu zaman yanlış yönlendirilmişti; bu da o dönemde kadın cinselliği ve üreme sağlığı konusundaki sınırlı bilginin yansımasıydı.

Psikoseksüel Bileşen: 19. yüzyılın sonları ve 20. yüzyılın başlarında vajinismus anlayışı, psikoseksüel bileşenlerini de kapsayacak şekilde genişledi. Freud ve çağdaşları cinsel bozuklukların psikolojik yönlerini vurgulamışlar ve vajinismusun cinsel ilişkiye karşı psikolojik direncin bir tezahürü olabileceğini öne sürmüşlerdir. Bu bakış açısı psikoterapötik tedavilerin kapısını açtı, ancak aynı zamanda normal kadın cinsel tepkilerinin bir miktar patolojikleşmesine de yol açtı.

Modern Tedaviler ve Anlayışlar: 20. yüzyılın ikinci yarısında tıp camiası, fizik tedaviyi psikoseksüel danışmanlıkla birleştirerek vajinismusa karşı daha kapsamlı bir yaklaşım benimsemeye başladı. Tedaviler artık sıklıkla pelvik taban fizyoterapisini, vajinal dilatörlerin kullanımını ve bilişsel-davranışçı terapiyi içermektedir ve bu da durumun hem fiziksel hem de psikolojik olarak anlaşılmasını yansıtmaktadır.

İleri Okuma

  1. Reissing, E. D., Binik, Y. M., Khalifé, S., Cohen, D., & Amsel, R. (2004). “Vaginal Spasm, Pain, and Behavior: An Empirical Investigation of the Diagnosis of Vaginismus.” Archives of Sexual Behavior, 33(1), 5-17.
  2. Engman, M. (2011). “Vaginismus: A Multidisciplinary Approach to the Underlying Mechanisms.” Clinical Obstetrics and Gynecology, 54(2), 233-243.
  3. van der Velde, J., & Everaerd, W. (2001). “The Relationship Between Voluntary Pelvic Floor Muscle Activity, Muscle Awareness and Experienced Threat in Women with and Without Vaginismus.” Behaviour Research and Therapy, 39(4), 395-408.
  4. American Psychiatric Association. (2013). Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders (5th ed.). Arlington, VA: American Psychiatric Publishing.
  5. Pacik, P. T. (2014). “Botox Treatment for Vaginismus.Plastic and Reconstructive Surgery Global Open, 2(12), e272.
  6. ter Kuile, M. M., Both, S., & van Lankveld, J. J. D. M. (2010). “Cognitive Behavioral Therapy for Sexual Dysfunctions in Women.Psychiatric Clinics of North America, 33(3), 595-610.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Peteşi


1. Etimoloji ve Tanım

  • Peteşi terimi, Modern Latince kökenli olup, Latince “petigo” (“yara kabuğu, kabarma”) kelimesinin küçültme eki almış hâlidir: “petecchie” → anlam olarak “kızamık” veya küçük deri döküntüsü.
  • Bu terim İtalyanca “petecchia” biçimiyle “yüzdeki lekeler veya çiller” anlamında kullanılmıştır.
  • 1795 yılından itibaren, özellikle “ciltte küçük koyu kırmızı veya mor lekeler” anlamında tıbbi bağlamda kullanılmaya başlanmıştır.

2. Klinik Sınıflandırma

Deri altı kanamalar boyutlarına göre sınıflandırılır:

  • Peteşi: İğne ucu büyüklüğünde (< 2 mm) küçük, noktasal kanamalar
  • Purpura: Daha büyük lezyonlar (2 mm – 1 cm)
  • Ekimoz: 1 cm’den büyük yaygın cilt altı kanamaları

3. Patofizyoloji

Peteşilerin oluşumunda genellikle aşağıdaki patolojik süreçler yer alır:

  • Hemorajik Diyatez (kanama eğilimi): Koagülasyon faktörlerinde yetersizlik veya trombosit bozukluklarına bağlı gelişebilir.
  • Vaskülit: Küçük damarların inflamasyonu, damar duvarı geçirgenliğini artırarak peteşilere yol açabilir.
  • Trombositopeni: Trombosit sayısında azalma sonucu kapiller düzeyde mikrohemorajiler meydana gelebilir.
  • Trombosit Agregasyon İnhibitörleri: Örneğin aspirin, klopidogrel gibi ilaçların aşırı dozu peteşi gelişimine neden olabilir.

Tanısal araç:

  • Rumpel-Leede testi: Koldaki bir turnike veya tansiyon aleti ile hafif baskı uygulanarak, peteşi oluşumunun gözlenmesiyle trombosit fonksiyonları hakkında bilgi edinilir.

4. Klinik Özellikler

  • Basmakla solmayan lezyonlar: Peteşiler, parmak veya cam spatula ile bastırıldığında solmaz. Bu özellik, peteşileri ekstravasat (damar dışı kan birikimi) kökenli diğer lezyonlardan (ör. küçük hemanjiyomlar, kızarıklıklar) ayırır.
  • Genellikle simetrik dağılım: Özellikle alt ekstremitelerde görülür.
  • Ağrısızdır: Peteşiler genellikle palpasyonla hassasiyet göstermez.

5. Özel Klinik Görünümler

  • Periorbital peteşiler: Göz çevresinde peteşi oluşumu; genellikle kusma, öksürük veya boğulma sonrası yüzeyel kapillerlerin yırtılmasıyla ortaya çıkar.
    • Bu fenomen, klinikte “alabalık fenomeni (trout phenomenon)” olarak adlandırılır ve tipik bir fiziksel stres yanıtı olarak değerlendirilir.

6. Ayırıcı Tanı

Peteşiler, benzer görünüme sahip diğer dermatolojik durumlarla karıştırılabilir. Ayırıcı tanı için temel kriterler:

Lezyon TürüBasmakla SolmaBoyutPatogenez
PeteşiHayır<2 mmKapiller kanama
PurpuraHayır2 mm–1 cmKapiller kanama
EkimozHayır>1 cmSubkutan kanama
EritemEvetDeğişkenVasküler dilatasyon
HemanjiomHayırDeğişkenDamar proliferasyonu

7. Klinik Önemi

Peteşiler, çoğu zaman altta yatan sistemik bir hastalığın ilk belirtisidir. Özellikle şu durumlarda dikkatle değerlendirilmelidir:

  • Akut bakteriyel enfeksiyonlar: Meningokoksemi gibi hayati tehlike oluşturan durumlarda peteşiler hızlıca yayılabilir.
  • İmmünolojik hastalıklar: Sistemik lupus eritematozus (SLE), Henoch-Schönlein purpurası gibi durumlarda görülebilir.
  • İlaç reaksiyonları ve hematolojik maligniteler

8. Tanısal Yaklaşım

  • Tam kan sayımı (CBC): Trombosit sayısı ve diğer hücre dizilimleri
  • Koagülasyon testleri: PT, aPTT, INR
  • Periferik yayma: Lösemi veya trombosit anormallikleri açısından
  • İmmünolojik testler: ANA, ANCA
  • Biyopsi (gerekirse): Vaskülit şüphesi olan durumlarda damar duvarı histolojisi

9. Tedavi Yaklaşımı

Peteşilere neden olan altta yatan etiyolojiye yöneliktir:

  • Trombositopeni varsa: Gerekirse trombosit transfüzyonu
  • İlaç nedenli ise: İlgili ilacın kesilmesi
  • Enfeksiyon varlığında: Gerekli antibiyotik tedavisi
  • Otoimmün süreçlerde: Kortikosteroid veya immünosüpresif tedavi

10. İzlem ve Prognostik Değerlendirme

Peteşilerin çoğu, altta yatan neden tedavi edildiğinde geriler. Ancak özellikle immünolojik ve hematolojik nedenler ileri izlem ve multidisipliner yaklaşım gerektirir.



Keşif

Peteşilerin Keşif ve Tanımlama Tarihi


1. Antik ve Ortaçağ Gözlemleri

  • Hippokrates (MÖ 5. yy): Ciltte görülen küçük kanamalar hakkında doğrudan “peteşi” terimini kullanmasa da, kanın deri altına sızmasını tanımlayan ilk metinler arasında yer alır. Bu anlatımlar, muhtemelen purpura ve peteşi gibi klinik bulguların kaba taslak gözlemleridir.
  • İbn Sina (Avicenna, 980–1037): El-Kanun fi’t-Tıbb adlı eserinde “kanlı döküntüler” ve “mor lezyonlar”dan bahseder. Bu ifadeler, peteşi ve purpura gibi olguların tarihsel öncülleridir.

2. İlk Modern Tanımlar (17.–18. Yüzyıllar)

  • Thomas Sydenham (1624–1689): İngiliz hekim, döküntülü hastalıkların klinik sınıflamasını yaparken kızamık, çiçek, purpura gibi tabloları ayırmaya çalıştı. Peteşi terimini kullanmasa da morumsu döküntülerle ilgili ayrıntılı tanımlamalar içerir.
  • François Boissier de Sauvages (1706–1767): Nosologia Methodica adlı eserinde “purpura” başlığı altında peteşiyal kanamalardan da bahseder.

3. “Peteşi” Teriminin İlk Kullanımı (18. Yüzyıl Sonu)

  • 1795:Petecchia ve petecchiae terimleri ilk kez İtalyanca tıbbi metinlerde, küçük deri kanamaları için özel olarak kullanılmaya başlandı. Bu dönemde “kızamık benzeri ama basmakla kaybolmayan lezyonlar” olarak tanımlanmıştır.
    • Terim, Latince “petigo” kökünden türetilmiştir.

4. Klinik Tanıma ve Deneysel Doğrulama (19. Yüzyıl)

  • William Osler (1892): Peteşileri sistemik enfeksiyonların ve hematolojik hastalıkların önemli bir belirtisi olarak tanımlar.
  • Paul Ehrlich (1854–1915): Trombositlerin fonksiyonu üzerindeki çalışmaları peteşilerin patofizyolojisinin anlaşılmasında önemli katkı sağlar.

5. Tanı Testlerinin Gelişimi (20. Yüzyıl Başları)

  • Rumpel-Leede testi (1911): Trombosit fonksiyonlarının değerlendirilmesinde kullanılan bu test, peteşilerin teşhisinde doğrudan kullanılan ilk fonksiyonel araçlardan biridir.
    • Test, turnike uygulaması sonrası kolda peteşi gelişimini ölçerek trombosit fonksiyonu hakkında bilgi verir.

6. Günümüzde Peteşinin Anlamı

  • Peteşiler artık klinik hematoloji, dermatoloji, romatoloji, enfeksiyon hastalıkları ve adli tıp alanlarında sistematik olarak sınıflandırılmakta ve değerlendirilmektedir.
  • Periorbital peteşiler, özellikle travmatik boğulma veya kusma gibi olaylardan sonra görülebileceği için adli anlamda da önem kazanmıştır.


İleri Okuma
  1. Hippocrates. (ca. 400 BCE). Aphorisms.
  2. Avicenna (İbn Sina). (1025). The Canon of Medicine (Al-Qanun fi’l-Tibb).
  3. Sydenham, T. (1683). Observationes Medicae.
  4. Sauvages, F.B. de. (1763). Nosologia Methodica. Lyon.
  5. Rumpel, T., & Leede, C. (1911). Demonstration einer neuen Methode zur Feststellung der Kapillarblutung. Münchener Medizinische Wochenschrift, 58, 2485–2486.
  6. Wintrobe, M.M. (1934). Clinical Hematology. Lea & Febiger.
  7. Osler, W. (1892). The Principles and Practice of Medicine. D. Appleton and Company.
  8. Hayhoe, F.G.J., & Quaglino, D. (1959). Clinical Hematology. Oxford University Press.
  9. Wintrobe, M.M. (1981). Clinical Hematology. 8th ed. Lea & Febiger.
  10. George, J.N., & Shattil, S.J. (1991). The clinical importance of acquired abnormalities of platelet function. New England Journal of Medicine, 324(1), 27–39.
  11. Cines, D.B., & Blanchette, V.S. (2002). Immune thrombocytopenic purpura. New England Journal of Medicine, 346(13), 995–1008.
  12. Lippi, G., & Favaloro, E.J. (2012). Monitoring platelet function: advantages and limitations of available techniques. Clinical Chemistry and Laboratory Medicine, 50(7), 1101–1110.
  13. Khasraw, M., & Ameratunga, M. (2020). Petechiae and Purpura in Oncology Practice. The Oncologist, 25(7), e1091–e1094.
  14. Stone, M.J., & Bogen, S.A. (2021). Overview of bleeding disorders. UpToDate.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Adli tıp

Bir ceset başı bölgesindeki periorbital lokalize peteşiler, boğulma sırasında venöz tıkanıklığı gösterir. Nedeni, karotidlerdeki kan akışı kesilmeden boyun damarlarının seçici tıkanmasıdır.

Teşhis

Peteşi tanısı genellikle klinik muayene, öykü ve ilişkili semptomlara dayanır. Peteşi, deri yüzeyinin altında intradermal veya submukozal kanamanın neden olduğu küçük, düz, yuvarlak kırmızı lekelerdir. Tipik olarak 2 mm veya daha küçük çaptadırlar.

Tıbbi öykü, son hastalıklar veya yaralanmalar, ilaçlar, kişisel veya ailesel kanama bozuklukları öyküsü ve sistemik hastalık belirtileri hakkında sorular içerebilir.

Fizik muayenede daha büyük kanama lekeleri (ekimoz veya purpura), yaralanma veya enfeksiyon belirtileri ve diğer sistemik hastalık kanıtları (örn. sarılık, solukluk, ateş, lenfadenopati) görülebilir.

İlk değerlendirmeye göre laboratuvar testleri istenebilir. Bunlar arasında tam kan sayımı (CBC), koagülasyon çalışmaları (PT, aPTT), trombosit fonksiyon testleri veya gerektiğinde diğer kan testleri yer alabilir.

Tedavi

Peteşinin tedavi algoritması altta yatan nedene bağlıdır:

Peteşi düşük trombosit sayısından (trombositopeni) kaynaklanıyorsa, tedavi altta yatan bu sorunu ele almaya odaklanacaktır. Bu, ilaç tedavisi, kortikosteroidler, intravenöz immünoglobulin (IVIG) veya trombositopeninin nedenine göre belirtilen diğer tedavileri (örneğin, lösemi için kemoterapi) içerebilir.

Peteşi bir pıhtılaşma bozukluğundan kaynaklanıyorsa, tedavi pıhtılaşmayı iyileştirmeyi amaçlayacaktır. Bu, pıhtılaşma faktörleri, plazma veya K vitamini verilmesini içerebilir.

Peteşiler vaskülitten kaynaklanıyorsa, tedavi kortikosteroidler veya bağışıklık sistemini baskılayan ilaçlar gibi iltihabı azaltan ve bağışıklık sistemini baskılayan ilaçları içerecektir.

Peteşi ilaçlardan kaynaklanıyorsa, rahatsız edici ilacın kesilmesi sorunu çözebilir. Bu sadece bir sağlık uzmanının rehberliğinde yapılmalıdır.

Peteşiye yol açan enfeksiyonlar uygun antimikrobiyal tedavi ile yönetilmelidir.

Kaynak:

Hiperprolaktinemi

Hiperprolaktinemi, kandaki yüksek prolaktin seviyeleri anlamına gelir. Prolaktin, ön hipofiz bezi tarafından üretilen ve öncelikle doğumdan sonra anne sütü üretiminin başlatılması ve sürdürülmesinden sorumlu olan bir hormondur. Bununla birlikte, aşırı üretimi bir dizi klinik semptoma yol açabilir ve altta yatan patolojinin göstergesi olabilir.

Prolaktin Fizyolojisi:

Prolaktinin rolünü ve düzenlenmesini anlamak esastır:

  1. Prolaktin salgılanması, hipotalamik nöronlar tarafından üretilen dopamin tarafından inhibe edici kontrol altındadır.
  2. Tirotropin salgılatıcı hormon (TRH) ve vazoaktif bağırsak peptidi prolaktin salınımını uyarabilir.
  3. Östrojen prolaktin sentezini ve salgılanmasını arttırır.

Hiperprolaktineminin Nedenleri:

Yüksek prolaktin düzeylerinin nedenleri çeşitlidir:

  • Prolaktinoma: Bu, prolaktini aşırı üreten hipofiz bezinin iyi huylu bir tümörüdür. Hormon üreten hipofiz tümörlerinin en yaygın türüdür.
  • İlaçlar: Bazı ilaçlar, özellikle antipsikotikler (örn., risperidon, haloperidol) ve anti-emetikler (örn., metoklopramid), prolaktin düzeylerini artırabilir.
  • Hipotalamik Hastalıklar: Hipotalamusu etkileyen tümörler, enfeksiyonlar veya diğer hastalıklar dopamin üretimini engelleyerek prolaktin sekresyonunun artmasına neden olabilir.
  • Birincil Hipotiroidizm: Azalan tiroid hormon seviyeleri TRH’yi yükseltebilir ve bu da prolaktin salınımını uyarır.
  • Böbrek Yetmezliği ve Karaciğer Hastalığı: Prolaktin klirensinin bozulması prolaktin birikmesine neden olabilir.
  • Diğer Nedenler: Göğüs travması, doğum sonrası dönem, meme ucunun uyarılması, stres ve bazı yiyecekler prolaktin düzeylerini geçici olarak yükseltebilir.

Klinik bulgular:

Hiperprolaktineminin belirti ve bulguları prolaktin seviyelerine ve cinsiyete bağlıdır:

  1. Kadınlar: Amenore (adet döngüsünün olmaması), galaktore (doğum veya emzirme dışında anne sütü üretimi), kısırlık ve libido azalması.
  2. Erkekler: Erektil disfonksiyon, azalmış libido, jinekomasti (meme büyümesi) ve kısırlık.

Her iki Cinsiyet: Östrojen/testosteron eksikliğine bağlı osteopeni veya osteoporoz.

Teşhis:

  • Kan Testleri: Tek bir yüksek prolaktin seviyesi durumu önerebilir. Ancak prolaktinin değişken sekresyonu nedeniyle iki kez test yapılması önerilir.
  • Görüntüleme: Beynin MRG’si bir hipofiz tümörünü tespit edebilir.
  • Diğer Testler: Diğer nedenleri dışlamak için tiroid fonksiyon testleri, böbrek ve karaciğer fonksiyon testleri gerekebilir.

Tedavi:

Yönetim nedene bağlıdır:

  • Prolaktinoma: Kabergolin ve bromokriptin gibi dopamin agonistleri birinci basamak tedavilerdir. Tümör boyutunu küçültürler ve prolaktin seviyelerini düşürürler.
  • İlaç Kaynaklı: Mümkün olduğunda alternatif bir ilaca geçilmesi veya dozun azaltılması önerilir.
  • Diğer Nedenler: Hipotiroidizm gibi altta yatan durumun tiroid hormonu replasmanı ile tedavi edilmesi.

Hiperprolaktinemi, çeşitli nedenlere sahip çok yönlü bir durumdur. Semptomları hafifletmek ve altta yatan herhangi bir patolojiyi ele almak için doğru teşhis ve hedefe yönelik tedavi esastır.

Tarih

Hiperprolaktineminin tarihi 1900’lerin başlarına kadar uzanır. 1928’de İngiliz doktor Sir Henry Dale, prolaktinin hayvanlarda süt üretimi üzerindeki etkilerini ilk tanımlayan kişi oldu. 1950’lerde bilim adamları prolaktinin insanlardaki rolünü incelemeye başladılar. Yüksek prolaktin düzeylerinin amenore (adet dönemlerinin olmaması), galaktore (emzirmeyen kadınlarda süt üretimi) ve kısırlık gibi çeşitli semptomlara neden olabileceğini keşfettiler.

Kaynak:

  1. Melmed S, Casanueva FF, Hoffman AR, et al. “Diagnosis and Treatment of Hyperprolactinemia: An Endocrine Society Clinical Practice Guideline”. J Clin Endocrinol Metab. 2011;96(2):273-288.
  2. Ciccarelli A, Daly AF, Beckers A. “The Epidemiology of Prolactinomas”. Pituitary. 2005;8(1):3-6.
  3. Glezer A, Bronstein MD. “Prolactinomas”. Endocrinol Metab Clin North Am. 2015;44(1):71-78.

Hiperkapni

  • Kandaki karbondioksit miktarının normalden fazla olmasıdır. (Bkz; Hiperkapni)
  • Arteriyel karbondioksit kısmi basıncını (pCO2 > 45 mmHg)
  • Hiperkapninin tersi hipokapnidir.

nedenleri

  • Hiperkapni genellikle hipoventilasyondan kaynaklanır, yani alveolar ventilasyonun alveolar perfüzyona oranı azalır. Çok sığ nefes alırsanız, karbondioksit çevreye yeterince salınamaz ve bu, yetersiz havalandırılan alveollerde ve kandaki karbondioksit içeriğinde bir artışa neden olur.
  • Diğer nedenler, pulmoner difüzyon veya dağılım bozuklukları ve yüksek konsantrasyonda CO2 ile ortam havasından karbondioksit zehirlenmesidir. Bir telafi edici hiperkapni, bir metabolik alkaloz bağlamında da ortaya çıkabilir.

Klinik

  • İlk aşamada ciltte kızarıklık, fasikülasyonlar ve ekstrasistoller ortaya çıkar. Nöbetler ve bozulmuş bilinç daha sonra ortaya çıkar. Tedavi edilmeden bırakılırsa, hiperkapni yaklaşık 60 mmHg’lik bir pCO2’de komada sona erer ve bu daha sonra koma hiperkapnikum veya CO2 anestezi olarak adlandırılır.
    • Hiperkapni, serebral ödem gelişimini destekler
  • Kronik solunum yetmezliği olan hastalar, örneğin KOAH hastaları, normal koşullar altında zaten semptomatik olan daha yüksek karbondioksit kısmi basınçlarına adapte edilebilir. Solunum gücünüz daha sonra öncelikle düşük kısmi oksijen basıncı tarafından kontrol edilir. Nazogastrik tüp yoluyla oksijen verilmesi, solunumun durmasına neden olabilir.

Fizyolojisi:

Hiperkapni konusuna girmeden önce, CO2’nin vücuttaki rolünü anlamak çok önemlidir:

Karbondioksit, hücresel metabolizmanın bir atık ürünüdür.

Akciğerler CO2’nin atılmasından sorumludur. Oksijen (O2) solunur, CO2 ise dışarı verilir.

CO2’nin su ile birleşerek asitliği etkileyerek karbonik asit oluşturması nedeniyle, CO2 üretimi ve uzaklaştırılması arasındaki denge vücudun pH seviyesini korumak için hayati önem taşır.

Teşhis:

Arteriyel Kan Gazı (ABG) Analizi: Bu, kandaki CO2 seviyelerini belirlemek için kesin testtir.

Nabız Oksimetrisi: Oksijen doygunluğunu izlemek için kullanışlıdır, ancak doğrudan CO2 seviyelerini ölçmez.

Tedavi:

Hiperkapninin tedavisi nedenine bağlıdır:

Havalandırmayı Artırın: Bu, ciddi vakalarda invaziv olmayan pozitif basınçlı ventilasyon (NIPPV) veya mekanik ventilasyon gibi yöntemler kullanılarak elde edilebilir.

Altta yatan Nedeni Tedavi Edin: Örneğin, astım için bronkodilatörler veya pnömoni için antibiyotikler.

Oksijen Tedavisi: Dikkatli oksijen uygulaması yardımcı olabilir, ancak KOAH gibi belirli durumları olan hastalarda aşırı oksijen, solunum hareketlerini baskılayabilir ve CO2 tutulumunu kötüleştirebilir.

Hiperkapni, solunum fonksiyon bozukluğunun kritik bir belirtisidir. Zamanında tanıma ve yönetim ciddi komplikasyonları önleyebilir ve hasta sonuçlarını iyileştirebilir.

Kaynak:

  1. Tobin MJ. “Principles and Practice of Mechanical Ventilation”. McGraw Hill, 3rd edition, 2012.
  2. West JB. “Respiratory Physiology: The Essentials”. Lippincott Williams & Wilkins, 9th edition, 2011.
  3. Simon G, Snyder B. “Blood Gases and Acid-base Disorders”. Clin Chest Med. 2008 Dec;29(4):381-95.