Üzüntünün belli bazı faydaları varsa da, söz konusu depresyon olduğunda tablo biraz daha belirsizleşiyor. 2007 yılında Emotion ‘da yayımlanan bir araştırmada; major depresyonun, insanları, diğer insanların duygularını anlama noktasında daha az tutarlı bir hale soktuğu ve işler belleğin çalışmasında zayıflamaya, bilişsel kontrolde hasara sebep olduğu bulgusuna ulaşıldı.
Major depresyon aynı zamanda ölüme de sebebiyet verebilir ve intihar için en büyük risk faktörünü oluşturur. Öyleyse akıllara şu soru geliyor: Oldukça zayıflatıcı olan bu tarz bir vaka neden bu kadar sık ortaya çıkıyor?
National Institute of Mental Health (NIMH) ‘e göre; yaşam boyu depresyon deneyimleme riski %16 civarında geziniyor. Öte yandan NIMH verilerine göre; vakanın başlama yaşı 32, ve gençlerin %3.3’ü ağır depresyon yaşıyorlar.**
Bu rakamlar da evrimsel kuramcıların bazı sorularını gündeme getiriyor.
Washington State University’den biyoantropoloji laboratuvarından Ed Hagen şöyle diyor:
“20 yaşında, herhangi bir salgın işareti göstermeyen, herhangi bir yaralanması olmayan tamamen sağlıklı görünen bir kişinin oldukça yüksek oranlarda ciddi bir beyin işlev bozukluğu göstermesi gerçekten garip bir durum. Acaba çok genç yaşlarda gerçekten de beynimiz bu derece işlevsel bozukluk gösteriyor olabilir mi?”
Hagen’in bakış açısına göre; depresyon yaşama sıklığı hastalığın bize önemli bir şey gösterdiğini ortaya koyuyor: Ayak bileğindeki bir kırık ağrısı gibi, çok daha derinden gelen ve onarılması gereken bir hasar. ”
Eğer kırık bir ayakla herhangi bir sorun yaşamadan yürürseniz, ayağınızı daha kötü bir hale sokarsınız. Eğer aptalca bir hata yaptıysanız ve ayağınızı kırdıysanız, bunun üzerinde düşünür ve bir dahaki sefere aynı hatayı yapmamaya çalışırsınız. Öte yandan zihinsel bir acı da aynı şeyi amaçlayabilir. Hatta intihar girişimleri bile birilerine derinlerde yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunu ve derhal değişmesi gerektiği sinyalini vermenin en uç noktasıdır.
Bu demek değil ki depresyon tedavi edilmemeli ya da insanlar depresif bir vakadan kendi başlarına çıkacak bir yol bulabilmeliler.
Fakat evrimsel kuramcılarla aynı bağlamda düşünmeyen araştırmacılar da var. Bazı araştırmacılara göre; depresyon kırık bir bacak ağrısından ziyade daha çok kanser gibidir. Hoş olmayan ancak faydalı bir sinyalden ziyade, depresyon amok hali ortaya çıkaran normal bir üzüntüdür. Tıpkı kanserde normal hücrelerin kontrol dışı çoğalması gibi. Fakat depresyon biraz daha karmaşıktır ve hastalığa sebep olan birçok genetik yol vardır. Ve genetik karmaşıklaştığında, özellikler yardımcı olmaktan ziyade daha çok zararlı olmaya başlarlar.
Forgas’a göre; depresyon başa çıkmayı zorlaştıran ve intihara sürükleyen çok ciddi bir hastalıktır. Ve muhtemel faydaları da sebep olduğu zararın yanında rastlantısal ve önemsizdir.
Depresyonun fazla bir yüzdede görülmesini açıklayan üçüncü bir metafor ise Hagen’den geliyor. Hagen’e göre; depresyon diyabet ya da obezite gibidir. Yani beyinlerimiz evrimleştikçe modern çevremizin atalarımızın çevresiyle uyuşmamasıyla ortaya çıkan durumun yansımasıdır. Yağlı ve şekerli gıdalara erişimin kolaylığı ve bu gıdaları isteyen bir şekilde gerçekleşen beyin evrimimiz, yüksek obezite oranlarının da görülmesine sebep oluyor. Aynı şekilde, depresyon giderek daha da yaygın hale gelen şehir yaşamıyla bağlantılıdır. Bunun yanı sıra modern yaşam daha izoledir ve atalarımızınkinden daha az aktiftir. Bu faktörler depresyonun görece “şaha kalkmasının”nedenini açıklamamızda bize yardımcı olabilir.
Yani evrimleştiğimiz çevre ile modern çevre arasında ciddi bir uyumsuzluk var ve bu uyumsuzluk da beynimizin modern koşullara yeterince adapte olamadığının bir göstergesi olabilir.
Depresyonun görece faydalarının olması tartışmaları da beraberinde getirirken, öte yandan üzüntünün faydaları da ilgiyi hak ediyor. Evrimsel açıdan bakınca; sabit bir mutluluk arayışının “kültürel takıntısının” bir hata olduğunu söyleyebiliriz.
İnsanlar iyi bir neden için oldukça çeşitli etkin duygusal tepkiler evrimleştirmiştir ve hafif negatif etkileri (hafif üzüntü gibi) yaşamın bir parçası gibi kabul etmeliyiz. Hagen bir başka önemli noktanın da altını çiziyor ve medyadaki pozitif etkiye dair sunulan popüler eğilimin aslında daha fazla acının ortaya çıkmasına sebep olabileceğine değiniyor. Çünkü ulaşılması zor standartlar, paradoksal bir biçimde daha fazla hayal kırıklığına yol açar. Belki bu durum için mevcut ekonomik sistemin propagandif amaçlarını da göz önünde bulundurmamız gerekir. Nihayetinde, sağlıklı düşünemeyen ve depresyonla boğuşan bir beyin, makro düzeyde yolunda gitmeyen şeylere odaklanma sorunu yaşar.
**Veriler ABD’ toplumundan elde edilmiştir.
Kaynaklar ve İleri Okuma:
- Bilimfili,
- Hasson, Oren. “Emotional tears as biological signals.” Evolutionary Psychology 7, no. 3 (2009): 147470490900700302.
- Balsters, Martijn JH, Emiel J. Krahmer, Marc GJ Swerts, and Ad JJM Vingerhoets. “Emotional tears facilitate the recognition of sadness and the perceived need for social support.” Evolutionary Psychology 11, no. 1 (2013): 147470491301100114.
- Tan, Hui Bing, and Joseph P. Forgas. “When happiness makes us selfish, but sadness makes us fair: Affective influences on interpersonal strategies in the dictator game.” Journal of Experimental Social Psychology 46, no. 3 (2010): 571-576.
- Pappas, S. “The Surprising Benefits of Sadness.” Braindecoder. https://www.braindecoder.com/post/is-sadness-ok-1353643208 (Reached on 2016, June 24)