Sinonim: ascendens.
Latincedeki ascendō kelimesinin şimdiki zamandaki halidir. Anlamı:
- Yükselen, çıkan.
Tıp terimleri sözlüğü
Sinonim: ascendens.
Latincedeki ascendō kelimesinin şimdiki zamandaki halidir. Anlamı:
en içerisi, içeriden.
latincede(m); girinti, oyuk.
dışarı, dışarıdan.
Sinonim: Kruks
Ana Hint-Avrupa dilindeki *(s)ker- (“dönmek, eğmek”) kelimesinden türemiştir. Latincede anlamları:
| Hal | Tekil | Çoğul |
|---|---|---|
| nominatif | crux | crucēs |
| genitif | crucis | crucum |
| datif | crucī | crucibus |
| akusatif | crucem | crucēs |
| ablatif | cruce | crucibus |
| vokatif | crux | crucēs |
ya da..
Sinonim: kirkumfleksus.
Latincedeki circumflectō‘nun gelecek zamandaki pasitf ortacı olan circumflexus‘dan türemiştir. Bükültülecek, katlanacak anlamlarına gelir.
| Sayı | Tekil | Çoğul | |||||
|---|---|---|---|---|---|---|---|
| Hal / Cinsiyet | Mask. | Fem. | Nötr | Mask. | Fem. | Nötr | |
| nominatif | circumflexus | circumflexa | circumflexum | circumflexī | circumflexae | circumflexa | |
| genitif | circumflexī | circumflexae | circumflexī | circumflexōrum | circumflexārum | circumflexōrum | |
| datif | circumflexō | circumflexō | circumflexīs | ||||
| akusatif | circumflexum | circumflexam | circumflexum | circumflexōs | circumflexās | circumflexa | |
| ablatif | circumflexō | circumflexā | circumflexō | circumflexīs | |||
| vokatif | circumflexe | circumflexa | circumflexum | circumflexī | circumflexae | circumflexa | |
Ana Hint-Avrupa dilinden türemiştir. Latincede dal anlamına gelir.
| Hal | Tekil | Çoğul |
|---|---|---|
| nominatif | rāmus | rāmī |
| genitif | rāmī | rāmōrum |
| datif | rāmō | rāmīs |
| akusatif | rāmum | rāmōs |
| ablatif | rāmō | rāmīs |
| vokatif | rāme | rāmī |
Latince auris (“kulak”) kökünden, küçültme eki -culus/-cula/-culum ailesinin dişil biçimi -cula ile türeyen auricula, kelime düzeyinde “küçük kulak” anlamına gelir. Türkçe tıbbi dilde “aurikula” yazımı da yaygındır. Terim tarihsel olarak iki ana anatomik yapıyı adlandırır:
Ayrıca sıfat biçimi auricularis/auriküler (“kulağa ait”) hem kulak hem de kalp bağlamında kullanılır; bu nedenle bağlam belirtilmeden “aurikula” denildiğinde hangi yapının kastedildiği klinik ve akademik metinlerde mutlaka açıklaştırılır.
| Hal | Tekil | Çoğul |
|---|---|---|
| nominatif | auricula | auriculae |
| genitif | auriculae | auriculārum |
| datif | auriculae | auriculīs |
| akusatif | auriculam | auriculās |
| ablatif | auriculā | auriculīs |
| vokatif | auricula | auriculae |
Türkçe klinik pratikte kalp odacıkları için atriyum (atrium) terimi tercih edilir; kulakçık ifadesi daha çok halk dilinde ve tarihsel kaynaklarda bulunur. Auricula atrii karşılığında atriyal apendiks veya atriyal çıkıntı kullanımları akademik metinlerde daha nettir. Kulak bağlamında aurikula ve kulak kepçesi eşdeğerdir; “auriküler” sıfatı her iki bağlama da ait olabileceğinden cümle içinde bağlamın açık tutulması önerilir.
Kulak kepçesi, temporal kemiğin dış kulak yolu girişini çevreleyen, elastik kıkırdak iskeletli, ince deriyle örtülü bir yapıdır. Başlıca yüzey kıvrımları ve çukurları:
Antropometrik olarak erişkinde uzunluk tipik olarak ~6–7 cm, genişlik ~3–4 cm’dir; başa açılanma (cephalo-auriküler açı) çoğunlukla 20–30° aralığındadır. Erkeklerde boyutlar ortalama daha fazladır ve yaşla birlikte elastik doku değişimleri nedeniyle belirginleşme eğilimi gösterir.
Aurikula, 1. ve 2. farengeal arkların mezodermal kabarıntılarından (His tepecikleri, toplam altı) gelişir ve fetal dönemde kaudal-dorsale göç ederek erişkin yerleşimine ulaşır. Bu gelişim hattındaki aksamalar mikrotia, anotia, kriptotia, preauriküler etiket/sinüs gibi malformasyonlara yol açar.
Aurikula, dış kulak kanalına girişi şekillendirirken 2–5 kHz bandında yönsel kazanç sağlar; konka ve kıvrımların oluşturduğu baş-ilişkili transfer fonksiyonları (HRTF), özellikle dikey düzlemde ses lokalizasyonu için kritik spektral ipuçları üretir. İkincil olarak dış kulak rezonansı ile konuşma frekanslarında (≈3 kHz) hassasiyeti artırır.
Konjenital anomaliler ve travmalar için BT (temporal kemik) yararlıdır; yumuşak doku süreçlerinde USG tercih edilir. Antropometrik değerlendirmede standart referans noktalarıyla (tragus, heliks tepe noktası vb.) ölçüm protokolleri kullanılır.
Apendiksler, primer atriyum dokusunun kalıcı kısımlarıdır; gelişim sırasında sinus venozusun atriyuma katılmasıyla düz duvarlı atriyal bölümlere karşılık pektinatlı “eski” atriyum segmentleri apendiks olarak kalır.
Valvüler olmayan atriyal fibrilasyonda sol atriyal trombüslerin büyük çoğunluğu LAA içinde gelişir. Apendiks morfolojisi ve kontraktilitesi stazı etkiler. Klinik sonuçlar:
Sağ atriyal apendikste trombüs daha nadirdir; genellikle triküspit kapak hastalığı, ciddi sağ kalp yetmezliği ya da atriyal flutter ile ilişkilidir.
Latincenin berrak ekonomisi, tek bir sözcükle iki ayrı organ tarihini birbirine bağlar: auricula. Kökü auris—kulak—; eki -cula—küçük, narin, çıkıntı. Rönesans anatomi atölyelerinde bu “küçük kulak” hem başın yanındaki kıvrımlı kepçeyi, hem de kalbin ön kenarlarında üzüm salkımı gibi uzanan atriyal çıkıntıları adlandırırken, sözcüğün kendisi bir tür ipucu görevi gördü: biyolojik biçim ile dilin şekil ortaklığı. Aşağıdaki anlatı, auricula’nın iki anlamının da peşine düşerek, antik gözlemlerden Rönesans’ın düzenleyici çizimlerine, modern akustikten girişimsel kardiyolojinin sınır deneylerine kadar uzanır; bir kelimenin, iki organı birbirine nasıl bağladığını sahne sahne izler.
Yunan ous ile Latin auris arasında, kulak kepçesinin “kavisli ve kıvrımlı” doğası hem hekimlerin hem dilcilerin dikkatini çekti. Antik hekimler travmayı, yaş ve cinsiyete bağlı farklılıkları ve işitmenin gündelik fenomenlerini tanımladılar; ancak ayrıntılı diseksiyon çizimleri ve terminolojik standardizasyon Rönesans’ı bekledi. “Küçük kulak” çağrışımı, kalp odacıklarının dışarı uzanan eklentilerine bakıldığında neredeyse sezgisel bir benzetmeydi: kulak kepçesine benzeyen lobüle yapılar. Böylece dil, anatominin metaforik eşlikçisi oldu.
Kulak biliminde asıl büyük monografiler, 16. yüzyılın sonu ile 18. yüzyılın başında ardı ardına gelir. Falloppio’nun gözlemleri, Eustachius’un levhaları ve nihayetinde Valsalva’nın De aure humana tractatus’u, aurikulanın kıkırdak iskeletini, deri-bez dağılımını, damar-sinir haritasını ve orta kulakla olan ilişkilerini katman katman işler. Duverney’nin işitme organına ilişkin kapsamlı incelemesi, konkanın akustik önemini sezgisel biçimde dile getirir: kepçenin yalnızca “örtü” olmadığını, yönsel ipuçları veren bir şekil mühendisliği olduğunu anlarız. Bu yıllar, kalp için de benzer bir “dil-biçim” eşleşmesini kalıcılaştırır: Fabricius’un valf levhaları ve Harvey’nin dolaşımın dinamiğini çözümleyen çalışması, “auricula”yı—artık atriyumun düz duvarından ayrışmış bir eklenti olarak—yerine sabitler.
Akustikte ise Helmholtz’un rezonatörleri, kepçenin boşluk ve kıvrımlarını “ton duyumlarının fiziği”ne taşır. Yüzyıl dönerken Lord Rayleigh, ses yönünün algısını iki kulak arasındaki zaman ve şiddet farklarıyla açıklar; fakat yerlileştirme problemi tek başına “iki kulak”la bitmez—aurikulanın üç boyutlu kıvrımları, özellikle düşey düzlemde, spektral imzalar üretir. Kepçenin bilimsel sahnede başrol alması, 20. yüzyılın ikinci yarısını bulacaktır.
Savaş cerrahisinin zorunlu yaratıcılığı, aurikula rekonstrüksiyonuna yeni ufuklar açar. Tanzer’in kostal kıkırdakla tam kulak rekonstrüksiyonu için çizdiği yol, Brent ve Nagata’nın teknik rafinmanlarıyla modern mikroti cerrahisinin iskeletini oluşturur. Plastik cerrahinin heykeltıraş titizliği, antropometrinin sayısal hedefleriyle buluşur: heliks yayının doğal eğrisi, antiheliksin plicasyonu, konkayı mastoide bağlayan kuvvetlerin dengesi ve lobulusun serbest düşüşü, estetik ile fonksiyonun aynı masada tartıldığı parametrelerdir.
Akustikte E. A. G. Shaw’ın dış kulak-kulak zarı dönüşüm ölçümleri, kepçenin 2–5 kHz bandında kazanç sağlayan bir “spektral heykel” olduğunu gösterir. Blauert’ın uzamsal işitme eşik atlası ve Wightman & Kistler’ın başa-ilişkili transfer fonksiyonlarını (HRTF) kulak-özel sanallaştırmaya taşıyan deneyleri, VR/AR çağının çok öncesinden “kişisel kulağın kişisel sesi”ni haber verir. Böylece aurikula, yalnızca anatominin değil, sayısal işitme sahnesinin de aktörüne dönüşür.
Kalpte ise aurikulanın hikâyesi beklenmedik bir endokrin sayfa açar: atriyal miyosit özütlerinin natriüretik etki gösterdiğinin ortaya konması, kalbin “hormonal” bir organ olarak kabulünü hızlandırır; atriyal apendiks—özellikle sol—hacim-basınç sensörlüğünün fizyolojik ağına eklemlenir. 20. yüzyılın son çeyreğinde, klinik dikkatin odağı belirginleşir: non-valvüler atriyal fibrilasyonda sol atriyal trombüslerin büyük çoğunluğunun LAA içinde geliştiğinin gösterilmesi, “küçük kulak”ı inmeyle kurulan istatistiksel bir köprüye dönüştürür.
Sol atriyal apendiksin içine çöken yavaş akım, pektinat kaslarının arasındaki girinti-çıkıntılı geometri ve ostiumun darlık-derinlik ilişkisi, pıhtılaşmanın mikrosahnesini hazırlar. Morfolojide “chicken-wing”, “cactus”, “windsock” ve “cauliflower” gibi tiplerin tanımlanması, hem inme risk sınıflamasına hem de girişim planlamasına kılavuzluk eder. Transözofageal ekokardiyografi pıhtıyı, BT/MRG morfometrik ayrıntıları, kateter laboratuvarı ise kararın sonuçlarını gösterir.
Antikoagülasyon kuşkusuz birinci hattır; ancak kanama riskinin yüksek olduğu ya da kontrendikasyonun bulunduğu hastalarda “küçük kulak”ın ağzını kapatmak, büyük felaketleri önleyebilir. Bu noktada transseptal erişimle endokardiyal kapatma cihazları ve cerrahi eksizyon/ligasyon, iki ana yol olarak belirir. Uzun dönem sonuçlar, cihaz tasarımlarının evrimi ve peri-cihaz kaçaklarının yönetimi, kardiyolojinin disiplinlerarası işbirliğini zorunlu kılar.
Dış kulakta doku mühendisliği, kıkırdak kondrositlerinin iskelelere ekilmesiyle başlayan yolculuğu, biyobaskı (3B biyo-yazdırma), hidrojel-kompozit iskeleler ve hastaya özgü sanal planlama ile ileri bir evreye taşıdı. Klinik denemelerde hastanın kendi hücrelerinden üretilmiş aurikula yapılarıyla morfolojik uyum, nabızla birlikte yaşayan bir estetik ve biyomekanik vaat ediyor. Paralelde, kişiselleştirilmiş HRTF tahmini için 3B kulak taramaları ve makine öğrenimi yaklaşımı, işitme cihazlarının ve kulak-içi kulaklıkların yönsel doğruluğunu artırmayı hedefliyor; VR/AR ortamlarında “sese bakış”ın yerini “sesin mekânı” alıyor.
Kalpte, sol atriyal apendiks kapatma teknikleri cihaz geometrisindeki mikro revizyonlarla perforasyon riskini azaltmaya, ostium uyumunu artırmaya ve endotelizasyonu hızlandırmaya yöneldi. Randomize çalışmalar antikoagülasyonla doğrudan karşılaştırmalarda kapsayıcılığı genişletirken, cerrahi kapatmanın eşlik eden kalp cerrahilerinde inme yükünü azaltabileceğini gösteren veriler pratiğe sızdı. Görüntülemede yapay zekâ destekli morfometri, ostium-lob haritalamasını otomatikleştirerek planlamayı standardize etme yolunda. Böylece auricula, bir yanda kişisel işitme deneyimini keskinleştirirken, diğer yanda kişisel inme riskini düşürmenin hedefe-yönelik aracına dönüşüyor.
Terminolojideki dirençli yaşam, bilim tarihinin küçük hediyelerindendir. “Auricula”, kepçe ile atriyal eklentiyi aynı metaforun altında toplar; kepçe kıvrımındaki yönsel ipuçları ile atriyal kesecikteki akım yavaşlığı, adeta aynı kelimenin iki gölgesi gibidir. Rönesans çizerlerinin bakışıyla modern ölçme-değerlendirmenin sayısal dili bir araya geldiğinde, auricula yalnızca bir organ parçası değil, biyolojide biçim ile işlev arasındaki ilişkinin simgesine dönüşür.