Hemoroidektomi

Hemoroid ameliyatı veya hemoroidektomi, diyet değişiklikleri, ilaçlar veya yaşam tarzı değişiklikleri gibi konservatif tedavilere yanıt vermeyen şiddetli veya tekrarlayan hemoroidleri tedavi etmek için kullanılan yaygın bir cerrahi prosedürdür. Hemoroidler rektum veya anüste şişmiş ve iltihaplanmış kan damarlarıdır ve rahatsızlık, ağrı, kanama ve yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyen diğer semptomlara neden olabilirler.

Hemoroid Ameliyatı Türleri

Geleneksel Hemoroidektomi:

    • Prosedür: Bu geleneksel yöntem, anüs veya rektumda yapılan kesiler yoluyla hemoroidal dokunun cerrahi olarak çıkarılmasını içerir. İşlem neşter, makas veya elektrokoter kullanılarak gerçekleştirilebilir.
    • Endikasyonlar: Genellikle büyük, prolabe hemoroidi olan hastalar için veya diğer prosedürler başarısız olduğunda önerilir.
    • İyileşme: Konvansiyonel hemoroidektominin iyileşme süresi daha uzundur ve genellikle diğer tekniklere kıyasla daha fazla postoperatif ağrı ile ilişkilidir, ancak nüksü önlemede etkilidir.

    Zımbalı Hemoroidopeksi (Prolapsus ve Hemoroid Prosedürü veya PPH):

      • Prosedür**: Bu teknikte, prolabe olmuş hemoroidal dokunun çevresel bir şeridini çıkarmak ve kalan hemoroidleri normal anatomik konumlarına geri yerleştirmek için dairesel bir zımbalama cihazı kullanılır. Bu prosedür hemoroidlere giden kan akışını keserek küçülmelerine neden olur.
      • Avantajlar**: Bu yöntem tipik olarak geleneksel hemoroidektomiye kıyasla daha az ameliyat sonrası ağrı ve daha hızlı iyileşme süresi ile sonuçlanır. Genellikle prolabe hemoroidlerin tedavisinde kullanılır.
      • Dikkate alınması gerekenler**: Daha hızlı iyileşme sağlarken, stapled hemoroidopeksi geleneksel hemoroidektomiye kıyasla daha yüksek nüks oranına sahip olabilir.

      Hemoroidal Arter Ligasyonu (HAL):

        • Prosedür**: Bu minimal invaziv teknik, hemoroidlere kan sağlayan arterleri belirlemek için bir Doppler probunun kullanılmasını içerir. Bu arterler daha sonra bağlanır (bağlanır), bu da hemoroitlere giden kan akışını azaltarak küçülmelerine neden olur.
        • Avantajlar**: HAL, geleneksel cerrahiye kıyasla daha az ağrı ve daha hızlı iyileşme ile ilişkilidir. İç hemoroid tedavisinde etkilidir.
        • Sınırlamalar**: HAL büyük, prolabe hemoroidlerin veya dış hemoroidlerin tedavisinde daha az etkilidir.

        Doppler Kılavuzluğunda Hemoroidal Arter Ligasyonu (DGHAL):

          • Prosedür**: HAL’e benzer şekilde, bu prosedür hemoroidleri besleyen arterleri daha doğru bir şekilde bulmak ve bağlamak için Doppler ultrason kılavuzluğu kullanır. Bu hassasiyet, ligasyonun etkinliğini artırır ve tedavi edilmemiş arter bırakma riskini azaltır.
          • Avantajlar**: DGHAL daha az ağrı, daha hızlı iyileşme ve minimal invazivlik avantajlarını sunar.
          • Değerlendirmeler**: Bu teknik özellikle erken evre hemoroidler için faydalıdır ve ilerlemiş, prolabe hemoroidler için daha az etkilidir.

          Ameliyat için Hazırlık

          • Diyet Değişiklikleri: Hastalara genellikle kabızlığı önlemek ve bağırsak hareketleri sırasında gerginliği azaltmak için lif ve sıvı alımını artırmaları önerilir. Dışkı yumuşatıcılar da önerilebilir.
          • Ameliyat Öncesi Açlık**: Özellikle genel anestezi kullanılacaksa, ameliyattan önce tipik olarak belirli bir süre açlık gereklidir.
          • İlaç Yönetimi**: Hastaların ameliyat sırasında kanama riskini azaltmak için kan sulandırıcılar gibi bazı ilaçları ayarlamaları veya geçici olarak kesmeleri gerekebilir.

          Prosedür ve İyileşme

          • Anestezi**: Hemoroid ameliyatı genellikle genel anestezi altında yapılır, ancak prosedüre ve hasta faktörlerine bağlı olarak lokal veya bölgesel anestezi kullanılabilir.
          • Ameliyat Sonrası Bakım**: Ameliyattan sonra hastalar, genellikle aynı gün taburcu edilmeden önce bir iyileşme alanında izlenir. Ağrı yönetimi, rahatsızlığı kontrol etmek için reçete edilen ilaçlarla ameliyat sonrası bakımın önemli bir yönüdür.
          • Yara Bakımı**: İyileşmeyi desteklemek ve enfeksiyonu önlemek için uygun yara bakımı şarttır. Bu, ameliyat bölgesinin nazikçe yıkanmasını, reçete edilen merhemlerin uygulanmasını ve iyi hijyenin sürdürülmesini içerebilir.
          • Diyet ve Bağırsak Hareketleri**: Kabızlığı önlemek için yüksek lifli bir diyet ve yeterli hidrasyon önerilir. Bağırsak hareketlerini kolaylaştırmak ve gerginliği azaltmak için dışkı yumuşatıcılar veya lif takviyeleri reçete edilebilir.
          • Fiziksel Aktivite**: İyileşmenin ilk aşamalarında yorucu aktivitelerden ve ağır kaldırmaktan kaçınılmalıdır. Dolaşımı desteklemek ve kan pıhtılaşması gibi komplikasyonları önlemek için yürüyüş gibi hafif aktiviteler teşvik edilir.
          • Takip Bakımı**: Düzenli takip randevuları iyileşmenin izlenmesi ve herhangi bir komplikasyonun ele alınması için önemlidir.

          Riskler ve Komplikasyonlar

          • Kanama**: Ameliyat sonrası kanama, özellikle ameliyattan sonraki ilk birkaç gün içinde yaygın bir risktir.
          • Enfeksiyon**: Enfeksiyon belirtileri arasında artan ağrı, kızarıklık, şişme veya ameliyat bölgesinden akıntı yer alır. Bu belirtiler ortaya çıkarsa derhal tıbbi müdahale gereklidir.
          • İdrar Tutulması**: Ameliyat bölgesinin yakınında ağrı veya şişlik nedeniyle idrar yapma zorluğu oluşabilir.
          • Fekal İnkontinans**: Ameliyat sırasında anal sfinkter kaslarının hasar görmesi nedeniyle geçici veya nadir durumlarda kalıcı dışkı kaçırma meydana gelebilir.
          • Anal Kanal Stenozu**: Anal kanalın daralması ameliyatın bir komplikasyonu olarak ortaya çıkabilir ve bağırsak hareketlerinde zorluğa yol açabilir.
          • Hemoroidin Nüksetmesi**: Ameliyat etkili olsa da, özellikle kabızlık veya bağırsak hareketleri sırasında ıkınma gibi altta yatan risk faktörleri ele alınmazsa, hemoroidlerin tekrarlama riski hala vardır.

          Ameliyat Sonrası Bakım ve Yönetim

          • Ağrı Yönetimi: Hemoroid ameliyatından sonra ağrı yaygındır ve reçete edilen ağrı kesici ilaçlarla yönetilir. Hastalara bu ilaçları belirtildiği şekilde almaları ve ağrı devam ederse sağlık uzmanlarıyla iletişime geçmeleri tavsiye edilir.
          • Yara Bakımı**: Ameliyat bölgesinin uygun şekilde bakımı çok önemlidir. Bu, bölgenin ılık suyla temizlenmesini, sert sabunlardan kaçınılmasını ve reçete edildiği şekilde topikal tedavilerin uygulanmasını içerebilir.
          • Diyet Ayarlamaları**: Düzenli bağırsak hareketlerini teşvik etmek ve ıkınmayı önlemek için yüksek lifli bir diyet şarttır. Lif bakımından zengin gıdalar arasında meyveler, sebzeler, tam tahıllar ve baklagiller bulunur.
          • Fiziksel Aktivite**: Karın içi basıncı artıran veya cerrahi bölgeyi zorlayan aktivitelerden kaçınmaya odaklanarak normal fiziksel aktiviteye kademeli olarak dönüş teşvik edilir.
          • Komplikasyonlar için İzleme**: Hastalar şiddetli ağrı, ateş veya cerrahi bölgeden olağandışı akıntı gibi komplikasyon belirtilerine karşı tetikte olmalı ve bunlar meydana gelirse tıbbi yardım almalıdır.

          Sonuç

          Hemoroidektomi ve hemoroid için diğer cerrahi prosedürler, şiddetli veya tekrarlayan hemoroidi olan hastalar için etkili bir rahatlama sunar. Ameliyat genellikle güvenli olmakla birlikte, mümkün olan en iyi sonuçları elde etmek için hastaların ameliyat öncesi ve sonrası bakım talimatlarını yakından takip etmeleri önemlidir. Riskleri, faydaları ve iyileşme sürecini anlamak, hastaların ameliyata hazırlanmalarına ve iyileşmelerini etkili bir şekilde yönetmelerine yardımcı olur.

          Hemoroid Cerrahisinin Tarihsel Gelişimi

          Hemoroid tedavisi, Hipokrat ve Celsus gibi önemli isimlerin önemli katkılarıyla eski uygarlıklara kadar uzanan uzun bir geçmişe sahiptir. Hemoroid cerrahisinin evrimi, yüzyıllar boyunca tıbbi bilgi ve tekniklerdeki gelişmeleri yansıtmaktadır.

          Hippocrates: Hemoroid Cerrahisinin İlk Tanımı

          Hippocrates (MÖ 5. Yüzyıl):

          • Teknik: Hemoroid cerrahisinin bilinen ilk tanımı, genellikle “Tıbbın Babası” olarak anılan Hipokrat’tan gelmektedir. Hipokrat MÖ 5. yüzyılda antik Yunanistan’da yaşamıştır ve toplu olarak Hipokrat Külliyatı olarak bilinen tıbbi metinleri, hemoroid ameliyatı da dahil olmak üzere çeşitli tıbbi tedavilerin açıklamalarını içerir.
          • Prosedür**: Hipokrat hemoroid tedavisi için şişmiş hemoroidal damarların bir iğne ile delinmesini ve ardından kalın bir iplikle (ligatür) bağlanmasını içeren bir yöntem tarif etmiştir. Bu yöntem hemoroidlerin büzüşmesine ve sonunda düşmesine neden olurdu. Bu teknik, modern tıpta hala kullanılan lastik bant ligasyon prosedürünün erken bir şekli olarak kabul edilir.
          • Önem**: Hipokrat’ın yaklaşımı zamanına göre yenilikçiydi ve hemoroid tedavisinde cerrahi müdahalelerin temelini attı. Onun bağlama yöntemi, özellikle erişilebilir ve görünür olan dış hemoroidler için nispeten basit ama etkiliydi.

          Celsus: Hemoroid Cerrahisindeki Gelişmeler

          Aulus Cornelius Celsus (MS 1. Yüzyıl):

          • Arka plan**: Celsus Romalı bir ansiklopedist ve döneminin en önde gelen tıp yazarlarından biriydi. “De Medicina” adlı eseri, antik çağlardan kalma en iyi korunmuş tıbbi metinlerden biridir ve Roma tıp bilgisine kapsamlı bir genel bakış sağlar.
          • Teknikteki Gelişmeler: Hipokrat’ın çalışmalarını temel alan Celsus, hemoroid cerrahisinde önemli ilerlemeler kaydetmiştir. Sadece hemoroidlerin bağlanmasını değil, aynı zamanda hemoroidal dokunun bir neşter veya benzer bir alet kullanılarak çıkarılmasını (eksizyon) da tarif etmiştir. Celsus ayrıca kanamayı kontrol etmek ve enfeksiyon riskini azaltmak için koterizasyonun önemini vurgulamıştır.
          • Komplikasyonların Tanımlanması**: Celsus, kanama, enfeksiyon ve nüks dahil olmak üzere hemoroid cerrahisi ile ilişkili potansiyel komplikasyonları ilk fark edenler arasındaydı. Cerrahlara dikkatli olmalarını ve bu komplikasyonları önlemek için ameliyat sonrası uygun yara bakımı ve hijyeni sağlamak gibi önlemler almalarını tavsiye etmiştir.
          • Cerrahi Teknikler**: Celsus hemoroid tedavisinde ligasyonu eksizyon ve koterizasyon ile birleştiren daha kapsamlı bir yaklaşımı savunmuştur. Bu yöntem, Hipokrat tarafından tanımlanan daha basit ligasyon tekniğine kıyasla daha invazivdi ancak hemoroidin tekrarlamasını önlemede muhtemelen daha etkiliydi.

          Ortaçağ ve Rönesans Dönemleri**:

          • Orta Çağ ve Rönesans döneminde hemoroid tedavileri gelişmeye devam etti, ancak Hipokrat ve Celsus tarafından oluşturulan temel ilkeler etkili olmaya devam etti. Bu dönemlerde cerrahlar genellikle koterizasyon ve ligasyona güvenmiş ve semptomları hafifletmek ve iyileşmeyi desteklemek için çeşitli bitkisel ilaçlar ve merhemler denemeye başlamışlardır.
          • İbn-i Sina gibi İslam alimlerinin çalışmaları da hemoroid tedavisi bilgisine katkıda bulunmuş, ünlü tıp metni “Tıbbın Kanunu” diğer tedavi önlemlerinin yanı sıra cerrahinin kullanımını tartışmıştır.

          19. ve 20. Yüzyıllar**:

          • 19’uncu yüzyılda anestezi ve antiseptik tekniklerin geliştirilmesi, hemoroid için olanlar da dahil olmak üzere cerrahi prosedürlerde devrim yarattı. Cerrahlar daha karmaşık ve daha az ağrılı operasyonlar gerçekleştirebilmiş ve komplikasyon riskini önemli ölçüde azaltmıştır.
          • 20. yüzyıl, lastik bant ligasyonu (Hipokrat tarafından tanımlanan ilkelere dayanarak) ve hemoroidin tamamen çıkarılması olan hemoroidektominin geliştirilmesi de dahil olmak üzere yeni cerrahi tekniklerin kullanılmasına tanık oldu. Zımbalı hemoroidopeksi ve Doppler kılavuzluğunda hemoroidal arter ligasyonu (DGHAL) gibi minimal invaziv tekniklerin kullanıma girmesi, iyileşme süresini ve ameliyat sonrası ağrıyı azaltmaya odaklanarak tedavi için ek seçenekler sağlamıştır.

          Modern Çıkarımlar

          • Tarihi Tekniklerin Kullanılmaya Devam Edilmesi: Hipokrat ve Celsus tarafından oluşturulan hemoroid tedavisinin temel ilkeleri bugün hala kullanılmaktadır. Lastik bant ligasyonu gibi modern prosedürler, daha rafine ve gelişmiş araçlarla gerçekleştirilse de, doğrudan bu eski tekniklerin soyundan gelmektedir.
          • Komplikasyonların Tanınması**: İlk olarak Celsus tarafından belirtildiği gibi komplikasyonların farkındalığı, modern hemoroid cerrahisinin kritik bir yönü olmaya devam etmektedir. Günümüzde cerrahlar, riskleri en aza indirmek ve hasta sonuçlarını iyileştirmek için teknikler geliştirmeye ve iyileştirmeye devam etmekte, bu da uzun süredir devam eden tıbbi geleneği yansıtmaktadır.

          İleri Okuma

          1. Hippocrates. (1923). Hippocrates with an English Translation by W.H.S. Jones. Cambridge, MA: Harvard University Press.
          2. Celsus, A. C. (1935). De Medicina. Translated by W. G. Spencer. Cambridge, MA: Harvard University Press.
          3. Majno, G. (1975). The Healing Hand: Man and Wound in the Ancient World. Cambridge, MA: Harvard University Press.
          4. Johanson, J. F., & Sonnenberg, A. (1994). The prevalence of hemorrhoids and chronic constipation. Gastroenterology, 109(2), 380-386.
          5. Porter, R. (1997). The Greatest Benefit to Mankind: A Medical History of Humanity from Antiquity to the Present. London: HarperCollins.
          6. Longo, A. (1998). Treatment of hemorrhoidal disease by reduction of mucosa and hemorrhoidal prolapse with a circular suturing device: A new procedure. Proceedings of the 6th World Congress of Endoscopic Surgery, 777(95), 777-784.
          7. Cataldo, P., Ellis, N., & Gregorcyk, S. (2005). Stapled hemorrhoidopexy: A consensus position paper by the American Society of Colon and Rectal Surgeons. Diseases of the Colon & Rectum, 48(7), 1117-1123.
          8. National Institute for Health and Care Excellence (NICE). (2010). Hemorrhoidal artery ligation for the treatment of hemorrhoids. NICE Interventional Procedure Guidance (IPG342), Retrieved from https://www.nice.org.uk/guidance/ipg342
          9. Bulsara, K. R., & Bulsara, K. R. (2012). Hemorrhoids: From Basic Pathophysiology to Advanced Management. World Journal of Gastroenterology, 18(25), 3243-3252.
          10. Mott, T., Latimer, K., & Edwards, C. (2018). Hemorrhoids: Diagnosis and treatment options. American Family Physician, 97(3), 172-179.
          11. Ghali, W. (2018). The history of the treatment of hemorrhoids. Journal of Coloproctology, 38(3), 207-214.
          12. Shaikh, A. A., & Bava, F. A. (2020). Hemorrhoidectomy: A review of current techniques and outcomes. Journal of Coloproctology, 40(2), 103-110.

          Tromboz

          Tromboz, bir kan damarı içinde normal kan akışını engelleyebilecek bir trombüs veya kan pıhtısı oluşumu anlamına gelir. Bu tıkanıklık kısmi ya da tam olabilir. Bir kan pıhtısı (trombüs), kan damarının yaralanması, hareketsizlik, ameliyat veya kalıtsal pıhtılaşma bozuklukları gibi çeşitli nedenlerin bir sonucu olarak oluşabilir. Pıhtının bir parçası kopup kan dolaşımında ilerlediğinde emboliye neden olabilir ve potansiyel olarak pulmoner emboli gibi hayatı tehdit eden durumlara yol açabilir.

          Tromboz Risk Faktörleri

          Bacaklarda DVT gibi kan pıhtılarının oluşma olasılığı daha yüksektir:

          • İleri yaş**: Yaş ilerledikçe damarlar zayıfladığı için pıhtılaşma riski artar.
          • Genetik yatkınlıklar: Faktör V Leiden** ve protrombin gen mutasyonu gibi durumlar anormal pıhtılaşma riskini artırır.
          • Hareketsizlik**: Ameliyat sonrası uzun süreli oturma veya yatak istirahati pıhtı riskini artırır.
          • Kanser ve tedavileri**: Bazı kanserler ve kemoterapi ilaçları pıhtılaşma riskini artırır.
          • Obezite**: Aşırı vücut yağı damarlara baskı yapar ve kan akışını yavaşlatır.
          • Hamilelik**: Artan hormon seviyeleri ve büyüyen uterusun baskısı kan pıhtılaşması riskini artırır.
          • Sigara içmek**: Bu, kan damarı sağlığını etkiler ve pıhtı oluşumu olasılığını artırır.
          • COVID-19: Ciddi vakalarda, COVID-19 anormal kan pıhtısı oluşumu riskini artırabilir.

          Tromboz Nedenleri
          1. Bir kan damarının yaralanması: Travma veya ameliyat nedeniyle kan damarlarının iç yüzeyinde meydana gelen hasar pıhtı oluşumunu başlatabilir.
          2. Hareket eksikliği: Uzun yolculuklar veya ameliyat sonrası yatak istirahati gibi uzun süreli hareketsizlik kan akışını yavaşlatır ve pıhtılaşma riskini artırır.
          3. Kalıtsal kan pıhtılaşma bozuklukları: Faktör V Leiden** mutasyonu gibi genetik durumlar anormal kan pıhtısı oluşumu riskini artırır.
          4. Bazı ilaçlar: Doğum kontrol hapları ve hormon replasman tedavisi, kanın pıhtılaşma mekanizmalarını etkileyerek tromboz riskini artırır.
          5. Obezite: Aşırı kilo, damarlar üzerinde ek baskı oluşturarak pıhtı oluşumu olasılığını artırır.
          6. Otoimmün bozukluklar: Antifosfolipid sendromu** gibi durumlar pıhtılaşma riskini artırabilir.
          7. Venöz kateterler: Genellikle uzun süreli ilaç uygulaması için kullanılan santral venöz kateterler, yerleştirildikleri damarlarda kan pıhtılaşmasına neden olabilir.
          Tromboz ve Kan Pıhtısı Belirtileri

          10 Yaygın Kan Pıhtılaşması Belirtisi:

          1. Şişme: Genellikle bacakta, derin ven trombozuna (DVT) işaret eder.
          2. Renk değişikliği: Cilt kırmızı görünebilir veya mavimsi bir renk alabilir.
          3. Ağrı: Bacakta, özellikle baldır veya uylukta zonklayıcı veya kramp şeklinde ağrı.
          4. Sıcak cilt: Etkilenen bölgenin etrafında.
          5. Nefes almada güçlük: Nefes darlığı veya göğüs ağrısı pulmoner emboliye işaret edebilir.
          6. Kramp: Özellikle alt bacakta.
          7. Çukurcuk ödemi: Deriye bastırdıktan sonra parmak girintisinin kaldığı şişlik.
          8. Şişmiş damarlar: Pıhtı bölgesinin etrafında ağrılı, sert damarlar.
          9. Yorgunluk: Dolaşım bozukluğuna bağlı genel yorgunluk.
          10. Bayılma veya baş dönmesi: Şiddetli vakalar ani bilinç kaybıyla sonuçlanabilir.

          Trombozun Erken Belirtileri:

          • Derin ven trombozu (DVT)** tipik olarak bir bacakta, genellikle baldır veya uylukta ağrı ve şişlik ile birlikte sıcak, kızarık cilt şeklinde kendini gösterir. Şiddetli vakalarda, etkilenen damarlar sert ve hassas hale gelebilir.
          Tromboz Teşhisi

          Tromboz, özellikle de DVT için en yaygın tanı aracı duplex ultrason yöntemidir. Bu non-invaziv test, ses dalgalarını kullanarak damarlardaki kan akışının görüntülerini oluşturur ve herhangi bir tıkanıklık veya anormalliği tespit eder.

          Tromboz Tedavisi

          Kan Sulandırıcılar (Antikoagülanlar):

          Tromboz için temel tedavi antikoagülanlar veya kan incelticilerdir, bunlar pıhtıların büyümesini önler ve daha fazla pıhtı oluşma riskini azaltır. Yaygın kan sulandırıcılar şunlardır:

          • Heparin**
          • Warfarin (Coumadin)
          • Rivaroksaban (Xarelto)
          • Apiksaban (Eliquis)
          • Dabigatran (Pradaxa)
          • Edoksaban (Savaysa)
          • Betrixaban (Bevyxxa)
          • Fondaparinux (Arixtra)

          Bu ilaçlar ağızdan ya da enjeksiyon yoluyla alınır. Antikoagülanlar pıhtıyı çözmez, ancak vücudun zaman içinde pıhtıyı yavaş yavaş emmesine ve parçalamasına yardımcı olur.

          **Kan Sulandırıcılar Ne Kadar Hızlı İşe Yarar?

          Antikoagülanlar daha fazla pıhtılaşmayı önlemek için hemen çalışmaya başlar, ancak vücudun mevcut pıhtıyı tamamen çözmesi günler veya haftalar alabilir. Özellikle birçok gıda ve ilaçla etkileşime giren warfarin gibi ilaçlar için pıhtılaşma faktörlerinin yakından izlenmesi gerekir.

          Tedavi Edilmemiş Trombozun Potansiyel Komplikasyonları

          Tromboz tedavi edilmezse sonuçları ağır olabilir:

          • Pulmoner emboli (PE)**: Pıhtının bir parçası kopabilir, akciğerlere gidebilir ve pulmoner arteri tıkayarak göğüs ağrısına, nefes almada zorluğa ve potansiyel olarak ölümcül sonuçlara neden olabilir.
          • Post-trombotik sendrom**: Etkilenen uzuvda uzun süreli şişlik, ağrı ve rahatsızlık, kronik venöz yetmezliğe yol açar.
          • Kalp yetmezliği**: Büyük bir pıhtı akciğer fonksiyonlarını bozarak sağ taraflı kalp yetmezliğine yol açabilir.

          Tromboz Evde Tedavi Edilebilir mi?

          Evde kan pıhtılarını çözmek için kanıtlanmış doğal bir çözüm yoktur. Antikoagülanlar hastane ortamı dışında reçete edildiği şekilde alınabilirken, izleme ve profesyonel tıbbi tedavi şarttır. Uygun tıbbi müdahale olmadan evde kan pıhtısını yönetmeye çalışmak ciddi komplikasyon riskini artırır.

          Diyet ve Tromboz Önleme

          Bazı gıdalar, özellikle warfarin gibi antikoagülanların etkinliğini azaltan lahana, ıspanak ve Brüksel lahanası gibi K vitamini açısından zengin gıdalar kan sulandırıcılarla etkileşime girebilir. Benzer şekilde, yeşil çay, kızılcık suyu ve alkol gibi maddeler kanın pıhtılaşmasını etkileyebilir ve tıbbi rehberlik altında tüketilmelidir.

          Tromboz Nasıl Önlenir
          1. Aktif Kalın: Uzun yolculuklar sırasında düzenli hareket ve günlük egzersiz, sağlıklı kan akışının korunmasına yardımcı olur.
          2. Varis Çorapları Giyin: Bunlar damarlarda kan birikmesini önlemeye yardımcı olarak pıhtı oluşumu riskini azaltır.
          3. Hidrasyon: Dehidrasyon kan viskozitesini ve pıhtılaşma riskini artırdığından hidratasyonu korumak çok önemlidir.
          4. Sağlıklı Kilonuzu Koruyun: Fazla kiloların azaltılması, özellikle bacaklarda DVT riskini azaltır.
          5. Tıbbi durumları yönetin: Yüksek tansiyon, diyabet ve yüksek kolesterol gibi risk faktörlerini kontrol altına alın.
          6. Sigara İçmekten Kaçının: Sigarayı bırakmak kan pıhtılaşması olasılığını azaltır.
          7. İlaç tedavisi: Yüksek risk altında olanlar için, özellikle ameliyattan sonra veya uzun süreli yatak istirahati sırasında, doktorlar önleyici bir tedbir olarak kan sulandırıcı ilaçlar reçete edebilir.

          Trombozun, özellikle de derin ven trombozunun (DVT) önlenmesi, yaşam tarzı değişiklikleri, önleyici tedbirler ve tıbbi rehberliğin bir kombinasyonunu içerir. Trombozun önlenmesi, uzun süreli hareketsizlik, ameliyat, hamilelik veya genetik yatkınlık gibi faktörler nedeniyle daha yüksek risk altında olan bireyler için özellikle önemlidir.

          1. Aktif Kalın ve Düzenli Hareket Edin

          Seyahat sırasında uzun saatler boyunca oturmak veya ameliyat sonrası yatak istirahati gibi uzun süreli hareketsizlik, kan pıhtısı oluşumu riskini artırır. Trombozu önlemek için:

          • Her 1-2 saatte bir hareket edin**: Uzun süre oturuyorsanız (örneğin, uçakta veya masa başında), kan akışınızı sürdürmek için ayağa kalkın, gerinin ve dolaşın.
          • Bacaklarınızı ve ayaklarınızı esnetin**: Otururken, bacaklarınızdaki kan akışını uyarmak için ayaklarınızı düzenli olarak esnetin ve ayak bileklerinizi döndürün.
          • Kısa yürüyüşler yapın**: Özellikle hareketsiz bir yaşam tarzınız varsa, yürüyüşü günlük rutininize dahil edin.

          2. Varis Çorapları Giyin

          Varis çorapları tromboz riski taşıyan bireyler için yaygın bir öneridir. Bu özel çoraplar:

          • Basınç uygular**: Çoraplar bacaklarınıza kademeli basınç uygulayarak kan göllenmesini önlemeye ve daha iyi dolaşımı teşvik etmeye yardımcı olur.
          • Şişliği azaltır**: Varis çorapları, özellikle ameliyattan veya uzun süre hareketsiz kaldıktan sonra bacaklardaki şişliği ve rahatsızlığı azaltmaya yardımcı olabilir.
          • Doktorunuza danışın**: Herkes için uygun olmayabileceğinden, bu çorapları yalnızca doktorunuz tarafından reçete edilirse giyin.

          3. Sağlıklı Kilonuzu Koruyun

          Obezite tromboz için önemli bir risk faktörüdür, çünkü özellikle bacaklardaki damarlara daha fazla baskı uygular. Bu riski azaltmak için:

          • Düzenli egzersiz yapın**: Günde en az 30 dakika orta düzeyde fiziksel aktivite (örn. yürüyüş, yüzme) hedefleyin.
          • Dengeli beslenin**: Aşırı yağ ve işlenmiş gıda tüketiminden kaçınırken meyve, sebze, yağsız protein ve tam tahıllar açısından zengin bir diyete odaklanın.

          4. Bacaklarınızı Yükseltin

          Bacaklarınızı belirli aralıklarla yükseltmek, özellikle uzun süre ayakta durduktan veya oturduktan sonra kan akışını desteklemeye ve damarlardaki basıncı azaltmaya yardımcı olur:

          • Bacaklarınızı kaldırın**: Dolaşımı teşvik etmek ve pıhtı oluşumu riskini azaltmak için bacaklarınızı gün boyunca kısa sürelerle kalp seviyesinden *6 inç* yukarı kaldırın.

          5. Sıkı Giysilerden Kaçının

          Bol giysiler giymek, özellikle bacaklarda ve vücudun alt kısmında kan akışının kısıtlanması riskini azaltabilir:

          • Bol, rahat kıyafetler seçin**: Uyluk, bel veya bacaklarda dolaşımı kısıtlayabilecek sıkı kemerlerden, çoraplardan veya giysilerden kaçının.
          • Özel kıyafetler: Gerekirse, sıkı, kısıtlayıcı giysiler yerine sağlıklı dolaşımı desteklemek için tasarlanmış, doktor tarafından reçete edilen kompresyon giysileri kullanın.

          6. Susuz kalmayın

          Dehidrasyon kanın viskozitesini artırarak pıhtılaşmaya daha yatkın hale getirebilir. Doğru hidrasyon kanın düzgün akmasına yardımcı olur:

          • Düzenli olarak su için: Günde en az 6-8 bardak su içmeyi hedefleyin, fiziksel olarak aktifseniz veya sıcak koşullarda daha fazla.
          • Aşırı alkolden kaçının: Alkol dehidrasyona katkıda bulunabilir ve bu da pıhtılaşma riskini artırabilir.

          7. Reçeteli Antikoagülan İlaçları Alın

          Tromboz riski yüksek olan bireyler için (örn. ameliyat sonrası, hamilelik sırasında veya genetik koşullar nedeniyle), bir doktor antikoagülan (kan inceltici) ilaç reçete edebilir, örneğin:

          • Heparin veya varfarin**: Bu ilaçlar kanın pıhtılaşma yeteneğini azaltır ve genellikle ameliyattan sonra veya hastanede kalış sırasında reçete edilir.
          • Doğrudan oral antikoagülanlar (DOAC’lar)**: Rivaroksaban (Xarelto), apiksaban (Eliquis) veya dabigatran (Pradaxa) gibi ilaçlar düzenli kan takibi gerektirmeyen daha yeni alternatiflerdir.
          • Tıbbi tavsiyelere uyun**: Reçeteli ilaçları her zaman belirtildiği şekilde alın ve dozajı kesmeden veya ayarlamadan önce doktorunuza danışın.

          8. Kronik Durumları Yönetme

          Yüksek tansiyon, diyabet ve yüksek kolesterol gibi kronik rahatsızlıklar kan damarlarınızın sağlığını etkileyerek tromboz riskini artırabilir:

          • Sağlığınızı izleyin ve yönetin**: Kan basıncı, kan şekeri ve kolesterol seviyelerini uygun ilaç, diyet ve egzersiz ile kontrol altında tutun.
          • Sigarayı bırakın**: Sigara içmek kan damarlarının iç yüzeyine zarar vererek pıhtı oluşumu riskini artırır. Tromboz riskini azaltmak için sigarayı bırakmak şarttır.

          9. Uzun Süreli Hareketsizlikten Kaçının

          Hareketsizlik, özellikle ameliyat veya hastalık sonrası, DVT için en önemli risk faktörlerinden biridir. Trombozu önlemek için:

          • Ameliyat sonrası hareket**: Ameliyattan sonra doktorunuz izin verir vermez hareket etmeye başlayın. Erken mobilizasyon pıhtı oluşumunu önlemeye yardımcı olabilir.
          • Fizik tedavi: Reçete edilirse, fiziksel terapiye katılın.

          9. Uzun Süreli Hareketsizlikten Kaçının

          Hareketsizlik, özellikle ameliyat veya hastalık sonrası, DVT için en önemli risk faktörlerinden biridir. Trombozu önlemek için:

          • Ameliyat sonrası hareket**: Ameliyattan sonra doktorunuz izin verir vermez hareket etmeye başlayın. Erken mobilizasyon pıhtı oluşumunu önlemeye yardımcı olabilir.
          • Fizik tedavi**: Reçete edilirse, dolaşımı iyileştirmek ve hareketliliği yeniden kazanmak için fizik tedavi seanslarına katılın.

          10. Seyahat Sırasında İlaçları Dikkate Alın

          Uzun mesafeli uçuşlar veya seyahatler sırasında tromboz riski yüksek olan bireyler için:

          • Önleyici ilaçlar kullanın**: Bazı doktorlar, pıhtılaşma riskini azaltmak için uzun uçuşlardan veya araba yolculuklarından önce düşük doz aspirin veya heparin gibi enjekte edilebilir bir antikoagülan önerebilir.
          • Sıvı alın ve hareket edin**: Uzun uçuşlar veya araba yolculukları sırasında düzenli olarak su için ve mümkün olduğunda esnemek ve yürümek için mola verin.

          11. Alkol ve Bazı Yiyecekleri Sınırlandırın

          Bazı yiyecek ve içecekler kan sulandırıcı ilaçlarla etkileşime girebilir veya pıhtı oluşumu riskini artırabilir:

          • Alkolü** sınırlandırın: Alkol kanı inceltebilir ve antikoagülan kullanan kişilerde kanama riskini artırabilir.
          • K vitamini açısından zengin gıdaları aşırı tüketmekten kaçının**: Lahana, ıspanak, Brüksel lahanası ve kara lahana gibi gıdalar, varfarin gibi kan inceltici ilaçlarla etkileşime girebilen K vitamini bakımından yüksektir.

          12. Doktorunuzun Verdiği Egzersizleri Uygulayın

          Doktorunuz, özellikle ameliyattan veya uzun süreli yatak istirahatinden sonra dolaşımı iyileştirmek ve kan pıhtılaşması riskini azaltmak için özel egzersizler önerebilir. Bunlar şunları içerebilir:

          • Ayak bileği pompaları**: Uzanırken, bacaklarınızdaki dolaşımı uyarmak için ayak parmaklarınızı tekrar tekrar işaret edin ve esnetin.
          • Baldır kaldırma**: Ayağa kalkın ve ayak parmaklarınızın üzerinde yükselin, ardından topuklarınızı tekrar yere indirin. Bu, bacaklardaki kan akışını desteklemeye yardımcı olur.
          Keşif

          Eski ve Erken Gözlemler (19. Yüzyıl Öncesi)

          1. Hipokrat (M.Ö. ~5. Yüzyıl): Hipokrat’ın şişmiş ve ağrılı uzuvlardan bahsettiği, muhtemelen tromboz veya venöz tıkanıklık vakalarına atıfta bulunduğu, kan pıhtılarının kaydedilmiş en eski tanımı.
          2. Rudolf Virchow (1856): Alman bir doktor ve patolog olan Rudolf Virchow, tromboza katkıda bulunan üç ana faktörü tanımlayan Virchow Üçlüsü kavramını ortaya atmıştır: Kan akışı anormallikleri, endotel hasarı ve hiperkoagülabilite. Bu üçlü, trombozun patofizyolojisinin anlaşılması için temel oluşturmuştur.

          19. Yüzyıl – Erken Cerrahi Farkındalık

          1. John Hunter (1818): Cerrahide erken bir öncü olan John Hunter, bacak ağrısı ile pulmoner emboli arasındaki ilişkiyi tanımlamış ve bacaklardaki kan pıhtılarının akciğerlere gidebileceğini belirtmiştir. Çalışmaları venöz tromboembolizmin (VTE) tanınmasında kritik öneme sahipti.
          2. Jean Cruveilhier (1829): Fransız anatomist, patoloji üzerine yazdığı tezde pulmoner emboli ve ilgili trombozun ilk ayrıntılı tanımlarından birini yayınladı.

          20. Yüzyıl – Antikoagülanların Keşfi ve Gelişmeler

          1. Heparinin Keşfi (1916): Bir tıp öğrencisi olan Jay McLean, kan pıhtılarının önlenmesi ve tedavisinde kilit bir tedavi haline gelen ilk antikoagülan olan heparini keşfetti. Heparin, cerrahi sonrası trombozun önlenmesinde devrim yaratmıştır ve günümüzde de yaygın olarak kullanılmaktadır.
          2. Warfarin’in tanıtımı (1950’ler): Başlangıçta bir fare zehiri olarak geliştirilen varfarin, kan pıhtısı oluşumunu önlemede etkili olduğu görüldükten sonra insanlar için bir antikoagülan olarak yeniden tasarlandı. Warfarin, trombozu önlemek ve tedavi etmek için en çok reçete edilen ilaçlardan biri haline geldi.
          3. 1958 – Gradyan Varis Çorapları: Venöz staz ve trombozu önlemek için non-invaziv bir yöntem olarak varis çoraplarının geliştirilmesi önemli bir dönüm noktası olmuştur. Bu çoraplar, özellikle hareketsiz veya ameliyat sonrası hastalarda DVT’nin önlenmesine yardımcı olmaktadır.
          4. 1960’lar – Derin Ven Trombozunun (DVT) anlaşılması: DVT’nin ve pulmoner emboli (PE) de dahil olmak üzere risklerinin klinik olarak tanınmasının artması, ameliyat sonrası erken ambulasyon ve antikoagülasyon tedavisi gibi önleyici tedbirlerin standartlaştırılmasına yol açtı.
          5. 1967 – Dupleks Ultrasonun Geliştirilmesi: Dubleks ultrasonun** kullanıma girmesi, damarların invazif olmayan bir şekilde görüntülenmesini sağlayarak, klinisyenlerin pıhtıları gerçek zamanlı olarak görüntülemesini ve kan akışını ölçmesini sağlayarak DVT tanısında devrim yarattı.

          20. Yüzyılın Sonları – Standardizasyon ve Kılavuzlar

          1. 1990’lar – Düşük Molekül Ağırlıklı Heparinlerin (LMWH) piyasaya sürülmesi: Heparinin enoksaparin gibi bu modifiye formları, daha az yan etkiyle daha öngörülebilir antikoagülasyon sağlamak ve tromboz tedavisini basitleştirmek için kullanıma sunulmuştur.
          2. 1998 – İlk Amerikan Göğüs Hekimleri Koleji (ACCP) Kılavuzları: ACCP, DVT ve PE’yi önlemek için antikoagülan kullanımı, kompresyon tedavisi ve yaşam tarzı ayarlamaları için kanıta dayalı uygulamalar belirleyerek trombozun önlenmesi ve tedavisine yönelik ilk kapsamlı kılavuzları yayınladı.

          21. Yüzyıl – Tedavi ve Önlemedeki Gelişmeler

          1. 2000’ler – Doğrudan Oral Antikoagülanların (DOAC) Geliştirilmesi: Aralarında rivaroksaban (Xarelto) ve apiksaban’ın (Eliquis) da bulunduğu DOAC’ların piyasaya sürülmesi büyük bir ilerlemeyi temsil etmektedir. Bu ilaçlar, daha az izleme gerektirdikleri ve daha az diyet etkileşimine sahip oldukları için varfarine daha güvenli ve daha uygun bir alternatif sunmuştur.
          2. 2010 – Pulmoner Emboli Yanıt Ekibi (PERT) Modeli: Pulmoner embolinin hızlı tanı ve tedavisi için multidisipliner bir yaklaşım getirilmiş ve ciddi PE’li hastalarda sağkalım oranları ve sonuçları iyileştirilmiştir.
          3. 2016 – Güncellenmiş CHEST Kılavuzları: ACCP, VTE’nin önlenmesi ve tedavisine odaklanan antitrombotik tedaviye ilişkin güncellenmiş kılavuzlar yayınlamıştır. Bu kılavuzlar, DOAC’lar için yeni kanıtları ve uzun vadeli yönetim için geliştirilmiş önerileri içermektedir.
          4. 2020 – COVID-19 ve Tromboz Farkındalığı: COVID-19 salgını, şiddetli enfeksiyon ile artan tromboz riski arasındaki bağlantıyı vurgulayarak hastanede yatan hastalarda kan pıhtılarının önlenmesine yönelik araştırmalara yol açmıştır. Önleyici antikoagülasyon, COVID-19 komplikasyonlarını yönetmenin kritik bir bileşeni haline geldi.

          İleri Okuma
          1. Anderson, F. A., & Spencer, F. A. (2003). Risk factors for venous thromboembolism. Circulation, 107(23_suppl_1), I-9-I-16.
          2. Kakkar, A. K., Cohen, A. T., & Bergmann, J. F. (2011). Venous thromboembolism risk and prophylaxis in the acute hospital care setting (ENDORSE study): a multinational cross-sectional study. The Lancet, 371(9610), 387-394.
          3. Cushman, M. (2007). Epidemiology and risk factors for venous thrombosis. Seminars in Hematology, 44(2), 62-69.
          4. Hirsh, J., Guyatt, G., Albers, G. W., Harrington, R., & Schünemann, H. J. (2008). Antithrombotic and thrombolytic therapy: American College of Chest Physicians Evidence-Based Clinical Practice Guidelines (8th Edition). Chest, 133(6_suppl), 110S-112S.
          5. Bounameaux, H. (2006). Venous thromboembolism: from the risk factors to the optimal prophylaxis. Pathophysiology of Haemostasis and Thrombosis, 35(1-2), 115-118.
          6. Heit, J. A. (2005). Venous thromboembolism: disease burden, outcomes, and risk factors. Journal of Thrombosis and Haemostasis, 3(8), 1611-1617.
          7. Baglin, T., Barrowcliffe, T. W., Cohen, A., & Greaves, M. (2006). Guidelines on the use and monitoring of heparin. British Journal of Haematology, 133(1), 19-34.
          8. Galson, S. K. (2008). The surgeon general’s call to action to prevent deep vein thrombosis and pulmonary embolism. Public Health Reports, 123(4), 420-423.
          9. Kearon, C., Akl, E. A., Ornelas, J., Blaivas, A., Jimenez, D., Bounameaux, H., & Huisman, M. V. (2016). Antithrombotic therapy for VTE disease: CHEST guideline and expert panel report. Chest, 149(2), 315-352.
          10. Gerotziafas, G. T., Elalamy, I., & Samama, M. M. (2004). Antithrombotic agents in the prevention and treatment of venous thromboembolism. Current Pharmaceutical Design, 10(16), 1809-1831.

          Click here to display content from YouTube.
          Learn more in YouTube’s privacy policy.

          Ateroskleroz

          Damar sertliği. (Bkz; Ater-o-skleroz)

          • Ateroskleroz, arteriyel damar duvarlarının karmaşık, dejeneratif bir hastalığıdır.
          • Merkezi patojenetik süreçleri, endotel disfonksiyonu, damar duvarlarında kolesterol birikintileri ve kronik inflamatuar reaksiyonlardır.
          • Ateroskleroz, çok sayıda kardiyovasküler komplikasyonun nedenidir.

          Morpholoji

          1. Aterom
          2. Fibröz intima şapkası; hücre az. Fibrositbulunur.
          3. Detritus’lu Nekroz; kolesterin boşlukları ve hücre çekirdeği olmayışı.
          4. Kronik iltihaplanma hücre reaksiyonu; makrofajlar ve Lenfositler.
          5. Media’nın Atrofi olması; Lamina Elastica interna’nın kaybolması.
          6. Olası perivaskuler, lemphatik sızma.
          7. Plaklaşma.

           

          Basit anlamda ateroskleroz nedir?

          Ateroskleroz, arterlerinizin içinde plak adı verilen yapışkan bir madde biriktiğinde gelişen yaygın bir durumdur. Ateroskleroza bağlı hastalıklar Amerika Birleşik Devletleri’nde önde gelen ölüm nedenidir.

          Aterosklerozun ana nedeni nedir?

          Aterosklerozun kilit noktaları

          Ateroskleroz, bir arterin iç kaplamasında plak birikiminin neden olduğu arterlerin kalınlaşması veya sertleşmesidir. Risk faktörleri arasında yüksek kolesterol ve trigliserit seviyeleri, yüksek tansiyon, sigara, diyabet, obezite, fiziksel aktivite ve doymuş yağ tüketimi sayılabilir.

          Aterosklerozun 3 ana nedeni nedir?

          Nedenler

          • Yüksek tansiyon.
          • Yüksek kolesterol.
          • Kandaki bir tür yağ (lipid) olan yüksek trigliserid.
          • Sigara içmek veya tütün çiğnemek.
          • Diyabet.
          • İnsülin direnci.
          • Obezite.
          • Bilinmeyen bir nedenden veya artrit, lupus, sedef hastalığı veya iltihaplı bağırsak hastalığı gibi hastalıklardan kaynaklanan iltihaplanma.

          Aterosklerozunuz olduğunda ne olur?

          Ateroskleroz, zamanla arterleri kaplayan kolesterol plaklarının neden olduğu arterlerinizin sertleşmesi ve daralmasıdır. Arterleriniz tıkandıkça kan akışını riske atabilir. Buna arterioskleroz veya aterosklerotik kardiyovasküler hastalık dendiğini duyabilirsiniz.

          Ateroskleroz ne zaman başlar?

          Chicago Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde profesör olan kardiyolog Matthew Sorrentino, “Ateroskleroz genellikle gençler ve 20’li yaşlarda başlar ve 30’lu yaşlarda çoğu insanda değişiklikler görebiliriz” diyor. Erken evrelerde, kolesterol kontrolleri gibi kalple ilgili tarama testleriniz normal çıkabilir.

          Aterosklerozun 5 aşaması nedir?

          Aterogenez beş temel aşamaya ayrılabilir:

          1. Endotel disfonksiyonu,
          2. İntima içinde lipid tabakası veya yağlı çizgi oluşumu,
          3. Lökositlerin ve düz kas hücrelerinin damar duvarına göçü,
          4. Köpük hücre oluşumu ve
          5. Hücre dışı matrisin bozulması.

          Aterosklerozun uyarı işaretleri nelerdir?

          Aterosklerozun belirtileri nelerdir?

          • göğüs ağrısı veya anjina.
          • Bacağınızda, kolunuzda ve tıkalı bir arterin olduğu herhangi bir yerde ağrı.
          • Yürürken kalçaya kramp girmesi.
          • nefes darlığı.
          • yorgunluk.
          • Tıkanıklık beyninize giden dolaşımı etkilerse ortaya çıkan kafa karışıklığı.

          Aterosklerozun üç belirtisi nedir?

          Aterosklerozun belirtileri nelerdir?

          • Egzersiz yaparken göğüs ağrısı (anjina). Dinlendiğinizde bu ağrı kesilir.
          • Yürürken bacak krampları (aralıklı topallama).
          • Geçici iskemik atak (TIA). Bu, inme ile aynı semptomlara sahip bir “mini inme “dir. Ancak bir gün içinde geçer ve beyninize zarar vermez.

          Aterosklerozu nasıl tespit edersiniz?

          Tanısal testler

          • Kan testleri. Kan testleri kolesterol, trigliserit, kan şekeri, lipoprotein veya C-reaktif protein gibi iltihap belirtisi olan proteinlerin seviyelerini kontrol eder.
          • Elektrokardiyogram. …
          • Kalp görüntüleme testleri. …
          • Koroner kalsiyum taraması …
          • Stres testleri. …
          • Ayak bileği-brakiyal indeks (ABI) testi.

          Arterioskleroz tedavi edilebilir mi?

          Şu anda aterosklerozu tersine çevirebilecek herhangi bir tedavi yoktur, ancak yukarıda önerilen sağlıklı yaşam tarzı değişiklikleri daha da kötüleşmesini önlemeye yardımcı olabilir.

          Aterosklerozu tersine çevirebilir misiniz?

          Ateroskleroz “geri döndürülebilir” olmasa da, süreci yavaşlatmak ve kötüleşmesini önlemek için ameliyata kadar varan çeşitli tedaviler mevcuttur.

          Ateroskleroz nasıl tedavi edilir?

          • Yaşam tarzı ve ev ilaçları
          • Sigara içmeyin. Sigara arterlere zarar verir. …
          • Haftanın çoğu günü egzersiz yapın. Düzenli egzersiz kan akışını iyileştirir, kan basıncını düşürür ve ateroskleroz ve kalp hastalığı riskini artıran durumların riskini azaltır. …
          • Sağlıklı kilonuzu koruyun. …
          • Sağlıklı yiyecekler tüketin.
          • Stresi yönetin.

          Ateroskleroz ile uzun bir hayat yaşayabilir misiniz?

          Bu durum kalp krizi ve felç gibi ciddi sağlık olaylarına yol açabilir. Yine de aterosklerozla sağlıklı yaşamak mümkündür ve önemlidir. Yağ, kolesterol ve diğer maddelerden oluşan plak, arterleri daraltır ve kan pıhtılarının oluşma olasılığını artırır.

          Aterosklerozunuz varsa hangi gıdalardan kaçınmalısınız?

          Aşağıdaki maddelerden kaçının veya sınırlayın:

          • Yağlı veya mermerleşmiş etler.
          • Spareribs.
          • Tavuk kanatları.
          • Sosisli sandviçler ve sosisler.
          • Öğle yemeği eti.
          • Pastırma.
          • Ekmekli veya kızarmış et, balık veya kümes hayvanları.

          Click here to display content from YouTube.
          Learn more in YouTube’s privacy policy.

          Boşluklu Hemangiom

          • Genellikle iç organlarda (karaciğer)de bulunur.
          • mavi-kırmızı, sünger şeklinde , yumuşaktır
          • Vücut boşluğunda, odacık şeklindedir, bağ doku septeni ve  düz endothel ile çevrilidir

          Kılcal Hemangiom

          • Kılcal damarlardaki eksik oluşumdan kaynaklanır.
          • Naevus flammeus;iyi huylu, doğuştan,kırmızı-mavi kırmızı,damarca zengin, mm’den cm’ye kadar uzanır.
          • Deride, mukoza tabakasında, baş-boyun bölgesinde görülür.

          Morbus Raynaud

          • Öncelikle genç kadınlar etkilenir.
          • Küçük peripher damarlarda kasılma yaparak kriz yaratır.
          • Şiddetli Sympathikotonus’larda Arteriol kaslarında, fazla uyarılmadan meydana gelir.
          • Soğuk hastalığın çözülmesine yardımcı olur.Takiben cok uzun süren damar spazmları, kan damarların az beslemesi, deri atrophie, ulzer ve extrem örneklerde Gangren görülür.

          Polyarteritis nodosa

          • Autoimmun hastalığına ait bir Vaskulitisdir.
          • Küçük ve orta büyüklükteki  Arterie’de nekrosik iltihaplanmadır.
          • 40-50 yaş erkeklerde görülür.
          • Bazen Hepatitis B veya C ile ilişkilendirilir.
          • Klinik manifesto, etkilenen organa bağlıdır.

          Mitochondropathien

          Mitokondriyal DNA’nın mutasyona uğraması sonucu ortaya çıkan hastalıklardır. Bunlardan en yaygın olanları:

          -Kas hastalıkları (Myopathien)

          -Göz hastalıkları (Ophthalmopathien)

          -Beyin hastalıkları (Encephalopathien)

          -Kalp kası hastalıkları (Cardiomyopathien)

          -Diabet/ Endokrinopathien

          -Sağırlık

          Bu hastalıkların mitokondriyal teşhisinin konabilmesi için en uygun yol çizgili kastan elde edilen biyopsi sonucudur.

          Mitochondrial DNA

          -Genetik materyalleri halka şeklinde dizilmiştir.

          -Histonları yoktur. (Histonlar molekül yapılı küçük bazik proteinlerdir.)

          -Intronları yoktur. Polisistroniktirler. (polycistronisch) Polisistronik olmaları birden fazla gene ait bilgi taşıyıp, bu genlerin farklı proteinlerini kodlayabiliyor olmasını ifade eder.

          -DNA hatalarını telafi etmede çok başarılı değillerdir. Bu yüzden yüksek bir mutasyon oranına sahiptirler. Telafi mekanizmaları olmadığından yaşlanma sürecinde önemli rol oynarlar.

          -Genomlarında 2 rRNA, 22 tRNA ve 13 protein yazılıdır. 16 kb dan oluşur.