Eski yunancadaki ἀτελής (atelḗs); kısmi, tam olmayan.
labium
latincede(n); dudak.
odous
Sinonim: ὀδών (odṓn), odont-.
Ana Hint-Avrupa’daki *h₃dónts (“diş”)’dan türeyen Ana Helenik’teki *odónts‘tan türemiştir. Antik Yunancadaki(m) ὀδούς (odoús)’nin anlamları:
- Diş, fil dişi, diş şeklinde olan,
- Sivri.

Kaynak: https://wellnessadvocate.com/images/anatomy/Teeth.gif
sialon
yunancada(n); tükürük.
ptyalon
yunancada(n); balgam.
mediastinum
orta alan bölgesi. (bkz: media) (bkz: stinum)
-göğüs boşluğunda dikey uzayan doku boşluğu.
Timüs
1. Etimoloji ve Tarihçe
Thymus” terimi, Antik Yunanca’da “siğil benzeri şişlik” veya “timus bezi” anlamına gelen θύμος (thúmos) kelimesinden türetilmiştir. Bu kelime Latince’ye “thymus” olarak geçmiştir. Antik metinlerde iki temel anlamda kullanıldığı görülür:
- Deride oluşan bir siğil türü (muhtemelen şekil benzerliği nedeniyle)
- Mediastinumda yer alan lenfoid-organ: thymus gland
Dolayısıyla, thymus teriminin hem morfolojik bir benzerliğe dayanan mecazi hem de anatomik bir anlam katmanı içerdiği düşünülmektedir.
| Hal | Tekil | Çoğul |
|---|---|---|
| nominatif | thymus | thymī |
| genitif | thymī | thymōrum |
| datif | thymō | thymīs |
| akusatif | thymum | thymōs |
| ablatif | thymō | thymīs |
| vokatif | thyme | thymī |
2. Makroskopik Anatomisi
2.1. Konum ve Yapı
Thymus bezi, ön üst mediastinumda yer alır. İki asimetrik lobdan oluşur ve bu loblar ince bir bağ dokusu ile birbirine bağlanmıştır. Anatomik olarak aşağıdaki yapılarla komşudur:
- Anterior: Sternum
- Posterior: Aort, Vena cava superior, Brachiocephalic venler ve perikardium
2.2. Uzanım ve Sınırlar
Thymus, sternumun üst kenarından başlayarak yaklaşık olarak 4. kostal kartilaja kadar uzanır. Ancak bireyler arasında varyasyonlar gözlenebilir. Çocuklarda daha büyük ve belirgin olan thymus, yaşla birlikte involüsyona uğrar.
3. Yaşa Göre Hacim ve Ağırlık Değişimi
Thymus bezinin boyutları yaşa bağlı olarak belirgin şekilde değişir. Literatürde farklı kaynaklar arasında hacim ve ağırlık açısından bazı değişiklikler söz konusudur:
| Yaş Dönemi | Ortalama Hacim (cm³) | Ortalama Ağırlık (g) |
|---|---|---|
| Yenidoğan | – | 10–15 g |
| 1 yaş | 27 cm³ | 27 g |
| Ergenlik | 21 cm³ | 21–50 g |
| Yaşlılık | 20 cm³ | 18 g |
Not: Ergenlik döneminde maksimum hacme ulaşıldıktan sonra, bezin yağlanması (involüsyon) başlar.
4. İnvolüsyon ve Yaşlanma
Thymus bezinin en dikkat çeken özelliği, yaşla birlikte geçirdiği yapısal değişikliktir. Bu süreç “thymus involüsyonu” olarak adlandırılır ve üç histolojik evrede incelenir:
4.1. Thymus epithelialis (Embriyo dönemi)
- Bezin epitel kökenli yapılarının baskın olduğu dönemdir.
- Bu evrede bağ doku kapsülü henüz gelişmemiştir.
4.2. Thymus lymphaticus (Doğumdan ergenliğe kadar)
- T-lenfosit proliferasyonu belirgindir.
- Korteks ve medulla yapısı gelişmiştir.
- Hassall cisimcikleri gözlenir.
4.3. Thymus adiposus / Corpus adiposum retrosternale (Ergenlik sonrası)
- Lenfosit içeriği azalır, bağ dokusu ve yağ dokusu artar.
- Korteks ve medulla yapısı bozulur.
- Bezin ayırt edilebilirliği azalır, retrosternal yağ dokusu içine gömülür.
5. Hormonal Düzenleme
Thymus bezi, çeşitli hormonların etkisiyle büyüklük ve hücresel içerik bakımından düzenlenir. Bu etkiler aşağıdaki gibidir:
- Androjenler (örn. testosteron): İnhibe edici etki
- Östrojenler: İnhibe edici etki
- Somatotropin (büyüme hormonu): Stimülatif etki
- Glukokortikoidler (örn. kortizol): Hücre sayısını ve hacmi azaltıcı etki
Bu hormonal etkiler özellikle stres, enfeksiyon, yaşlanma ve kronik hastalık durumlarında thymusun hacimsel ve işlevsel kapasitesinde değişikliklere neden olabilir.
6. Fonksiyonel Önemi
Thymus, birincil lenfoid organ olup, immün sistemin merkezinde yer alır. Özellikle:
- T-lenfositlerinin (özgül bağışıklık hücreleri) olgunlaşma ve seçilim süreci burada gerçekleşir.
- Pozitif ve negatif seleksiyon mekanizmaları ile otoimmün yanıtlar engellenir.
- Bu süreçte işlev gören epitel hücreler, dendritik hücreler ve makrofajlar da bağışıklık toleransının gelişmesine katkı sağlar.
Keşif
Antik Çağ: İlk Tanımlamalar (M.Ö. 5.–1. yy)
- Hippokrates (M.Ö. 460–370) ve Aristoteles (M.Ö. 384–322) gibi antik hekimler, göğüs boşluğunda bulunan ve çocuklarda büyük olan bir yapıyı tanımlamışlardır. Ancak bu yapının işlevi tam olarak bilinmiyordu.
- Romalı hekim Galen (M.S. 129–c.216), thymus’u anatomik olarak tanımlayan ilk sistematik hekimdir. Galen, bu bezin “göğüs kafesinin ortasında yumuşak bir et dokusu” olduğunu ve çocuklukta büyük, yaşlılıkta ise küçüldüğünü belirtmiştir. Fakat Galen bu yapıya yanlış bir şekilde solunum veya ruh ile ilgili bir işlev atfetmiştir. Bu, Yunanca “thymos” kelimesinin ruh, öfke ve yaşam enerjisi anlamlarıyla da ilişkili olmasından kaynaklanmış olabilir.
Orta Çağ – Rönesans: Anatomik Gözlemler (9.–16. yy)
- Arap hekimler (örneğin İbn Sînâ, 980–1037) thymus’tan sadece yapısal olarak söz etmiş, işlevine dair yorumda bulunmamışlardır.
- Andreas Vesalius (1514–1564), De Humani Corporis Fabrica adlı eseriyle thymus’u anatomi atlasına dahil etmiş, konumunu ve görünümünü daha ayrıntılı biçimde tanımlamıştır. Ancak işlevi hâlâ bilinmemektedir.
17.–18. Yüzyıl: İlk Fizyolojik Gözlemler
- Thomas Wharton (1614–1673), 1656 yılında yayımladığı Adenographia adlı eserinde thymus’u daha ayrıntılı şekilde betimlemiş ve bu organa “thymus gland” adını vermiştir.
- Bu dönemde thymus’un bir tür lenfoid bez olabileceği öne sürülmeye başlanmış, fakat hâlen çoğu hekim bu yapının gerçek bir işlevi olmadığına inanmıştır.
- yüzyılda William Hewson (1739–1774), thymus’un lenfosit içerdiğini fark etmiş ve bağışıklıkla ilişkili olabileceğini öne sürmüştür. Bu gözlem, bağışıklık biliminin öncülerinden biri olarak kabul edilir.
19. Yüzyıl: Histolojik Keşifler ve Seleksiyon Teorisi
- 1832: Hassall cisimcikleri ilk kez İngiliz histolog Arthur Hill Hassall (1817–1894) tarafından tanımlanmıştır. Bu yapılar, thymus’un mikroskopik incelenmesinde tanılayıcı önem taşır.
- 19. yy ortaları: Thymus’un bağışıklık sistemindeki potansiyel rolü ilk kez ciddi şekilde tartışılmaya başlanmıştır.
- Paul Ehrlich (1854–1915) gibi araştırmacılar, thymus’un lenfoid hücreleri ürettiğini doğrulamışlardır.
20. Yüzyıl: İşlevsel Anlamlandırma ve Deneysel İmmünoloji
- 1961: Jacques Miller, thymus’un bağışıklık sistemindeki işlevini deneysel olarak gösteren ilk bilim insanıdır. Miller, farelerde thymus çıkarıldığında bağışıklık fonksiyonlarının ciddi şekilde bozulduğunu göstermiştir. Bu çalışma, thymus’un T-lenfositlerinin olgunlaştığı birincil lenfoid organ olduğunu ortaya koymuştur.
- 1960’larda “T hücresi” (thymus derived cell) terimi kullanılmaya başlanmış ve bu hücrelerin, immün yanıtın düzenlenmesinde merkezi bir role sahip olduğu anlaşılmıştır.
21. Yüzyıl: Moleküler ve Gelişimsel İnceleme
- Son yıllarda thymus üzerine yapılan çalışmalar, transkripsiyon faktörleri (örneğin FOXN1) ve epitelyal hücre farklılaşması gibi konulara odaklanmıştır.
- Aynı zamanda thymus rejenerasyonu, yaşlanma etkileri, immun senesens ve thymopoiezis süreçleri de detaylı şekilde incelenmektedir.
İleri Okuma
- Galen (2. yy). De Usu Partium Corporis Humani. Roma.
- Wharton, T. (1656). Adenographia: Sive Glandularum Totus Corporis Descriptio. London: R. Hodgkinsonne.
- Hassall, A. H. (1832). On the structure and function of the thymus gland. Philosophical Transactions of the Royal Society of London, 122, 269–283.
- Miller, J. F. A. P. (1961). Immunological function of the thymus. The Lancet, 278(7205), 748–749.
- Müller, A. (1961). Über die Rückbildung der Thymusdrüse im höheren Lebensalter. Zeitschrift für Alternsforschung, 15(2), 65–78.
- Pearse, A. G. E. (1966). Histochemistry: Theoretical and Applied. Churchill Livingstone, London.
- Owen, J. J. T., & Ritter, M. A. (1969). Tolerance induced by neonatal thymectomy. Nature, 223, 1168–1171.
- Steinmann, G. G. (1986). Changes in the human thymus during aging. Current Topics in Pathology, 75, 43–88.
- Anderson, G., & Jenkinson, E. J. (2001). Lymphostromal interactions in thymic development and function. Nature Reviews Immunology, 1(1), 31–40.
- Savino, W. (2006). The thymus is a common target in infectious diseases. PLoS Pathogens, 2(6), e62.
- Thomas, R., Wang, W., & Su, D. M. (2010). Thymic involution and immune reconstitution. Trends in Immunology, 31(7), 366–373.
- Gui, J. et al. (2012). Dissecting human thymic development: a comparative analysis of fetal and adult thymus. Journal of Immunology, 188(2), 804–814.
- Bodey, B. et al. (2016). The thymus: a comprehensive review. Immunology Letters, 181, 1–10.
- Abramson, J., & Anderson, G. (2021). Thymic epithelial cells. Annual Review of Immunology, 39, 275–302.
- Nguyen, Q. H. et al. (2022). Thymic epithelial cell diversity and microenvironmental control of thymopoiesis. Nature Reviews Immunology, 22, 239–253.
Doğurganlık
- Ar walūd ولود çok doğuran, doğurgan, üretken < Ar walada doğurdu → velet
- Latincede fertilitas denilir. Dilimizde fertilite de denir.
- Cinsel üreme yeteneği (Potentia generandi).
- Potansiyel üremeye ek olarak, terim aynı zamanda gerçek üremeyi de içerir, yani doğumların sayısı veya gerçekte doğan çocukların sayısını da ifade eder.
- Üreme çağındaki kadınların olgun yumurta ve seks hormonları üretmenin yanı sıra gebe kalma ve hamilelik potansiyelini betimler.
- Üreme çağındaki erkeklerin sperm ve cinsiyet hormonları üretebilme, cinsel ilişki ve gebe kalma yeteneği de ifade eder.

- İnsan doğurganlığı da tıpta önemli bir rol oynamaktadır. Çeşitli müdahalelerden veya dış çevresel etkilerden etkilenebilir. Doğurganlık, alkol, tütün ve uyuşturucu kullanımı veya çeşitli ilaçlar yoluyla geçici veya kalıcı olarak azaltılabilir.
- Batılı sanayileşmiş ülkelerde, kısırlık genellikle kasıtlı olarak sterilizasyon neden olur. Bununla birlikte, bu sadece çocuk sahibi olma arzusunun olmadığı durumlarda net bir şekilde düşünülmelidir, çünkü bu müdahale nadiren tersine çevrilebilir.
- İnsan doğurganlığı genellikle 12-15 yaş arası ergenlik döneminde başlar (Menarş) ve kadınlarda menopoz ile biter. Erkeklerde yaşlılığa kadar sürebilir.
İnsan doğurganlığı
- İnsan doğurganlığı tıpta da önemli bir rol oynar. Çeşitli müdahalelerden veya dış çevresel etkilerden etkilenebilir. Alkol, tütün ve uyuşturucu veya çeşitli ilaçların tüketimi yoluyla doğurganlık geçici veya kalıcı olarak sınırlandırılabilir.
- Batı endüstri ülkelerinde kısırlık genellikle kasıtlı olarak kısırlaştırmayla teşvik edilir. Bununla birlikte, bu yalnızca çocuk sahibi olmak için başka bir istek olmadığı kesinlikle açık olduğunda yapılmalıdır, çünkü bu prosedür nadiren tersine çevrilebilir.
- İnsan doğurganlığı, genellikle 12 ila 15 yaşları arasında ergenlik ile başlar ve klimakterik (menopoz) kadınlarda sona erer. Erkeklerde yaşlılığa kadar devam edebilir.
Kadın doğurganlığını etkileyen faktörler
- Yaşlanma
- Hormonal bozukluklar
- Hiperprolaktinemi
- Hipotiroidi
- Hiperandrojenemi
- Erken menarş
- Vajinal sekresyonlarda veya servikal mukusta değişiklikler
- Spermin immobilizasyonu örn. Düşük vajinal sekresyon pH nedeniyle
- Spermin hayatta kalma ve motilitesinde bozulma, ör. Servikal mukusun doğasındaki değişiklikler nedeniyle (ayrıca bakınız: Kremer testi)
- Genetik kusurlar
- Klinefelter sendromu
- Ullrich-Turner sendromu
- Genital bozukluklar veya disfonksiyon
- Endometriyozis
- Tüp disfonksiyonu
- Rahim miyomatöz
- Tıbbi müdahaleler
- Sterilizasyon (örn. Tüp ligasyonu ile)
- Kemoterapi
- Radyoterapi
fertilitās
Latincedeki fertilis “fruitful, productive”‘den türemiştir. Anlamları; bereket, doğurganlık, bolluk, zenginlik demektir.
| Hal | Tekil | Çoğul |
|---|---|---|
| Nominatif | fertilitās | fertilitātēs |
| Genitif | fertilitātis | fertilitātum |
| Datif | fertilitātī | fertilitātibus |
| Akusatif | fertilitātem | fertilitātēs |
| Ablatif | fertilitāte | fertilitātibus |
| Vokatif | fertilitās | fertilitātēs |
akut
Latincedeki acuō (“bilemek, keskin yapmak”)’nin geçmiş zamandaki edilgen çatıdaki hali olan acūtus‘dan türemiştir.
Tıp alanında “akut” terimi hastalıkların, semptomların veya tıbbi durumların çeşitli yönlerini tanımlamak için kullanılır. Genel olarak, aniden ortaya çıkan, doğası gereği şiddetli olan ve nispeten kısa bir süre devam eden bir durumu ifade eder. Bu terim sıklıkla akut ve kronik durumları birbirinden ayırmak için kullanılır; ikincisi daha kalıcı ve uzun sürelidir. Bu makalede, “akut” kelimesinin tıptaki anlamını, çeşitli bağlamlarını ve hasta bakımı ve tedavisi üzerindeki etkilerini inceleyeceğiz.
Akut Durumlar
Akut durumlar, aniden gelişen ve tipik olarak hızlı bir başlangıcı olan hastalıklar veya sağlık sorunlarıdır. Bu koşullar genellikle ağırdır, ancak genellikle kısa bir süre devam eder. Akut durumların bazı yaygın örnekleri arasında enfeksiyonlar, yaralanmalar, kalp krizi ve felç yer alır. Bu durumlar hızla kötüleşebileceğinden ve tedavi edilmezse ciddi sağlık komplikasyonlarına ve hatta ölüme yol açabileceğinden derhal tıbbi müdahale gerektirir.
Akut Belirtiler
Semptomlar bağlamında, “akut” hızlı bir şekilde ortaya çıkan ve genellikle şiddetli olanları ifade eder. Akut semptomlar genellikle altta yatan akut bir durumun veya kronik bir durumun aniden kötüleşmesinin göstergesidir. Örneğin, akut ağrı yeni bir yaralanma, enfeksiyon veya iltihaplanmanın işareti olabilir. Akut semptomlar, akut durumlar gibi, altta yatan nedeni belirlemek ve uygun tedaviyi başlatmak için tipik olarak acil tıbbi müdahale gerektirir.
Akut ve Kronik Durumlar
Akut ve kronik durumlar arasındaki ayrım, sağlık çalışanlarının uygun tedavi sürecini belirlemelerine ve hasta beklentilerini yönetmelerine yardımcı olduğu için tıpta çok önemlidir. Kronik rahatsızlıklar, genellikle aylar, yıllar ve hatta bir ömür boyu süren, kalıcı ve uzun süreli doğaları ile karakterize edilir. Kronik durumlara örnek olarak diyabet, hipertansiyon ve osteoartrit verilebilir. Bunun aksine, akut durumlar aniden ortaya çıkar ve daha önce tartışıldığı gibi tipik olarak kısa ömürlüdür.
Tedavi Sonuçları
Akut durumlar genellikle hızlı ve agresif tedavi gerektirir, çünkü bakımdaki gecikmeler ciddi komplikasyonlara ve hatta ölüme yol açabilir. Akut durumların tedavisinin aciliyeti genellikle acil tıbbi hizmetler, hastaneye yatış veya özel bakım gerektirir. Akut durumların tedavisi hastayı stabilize etmeyi, semptomları hafifletmeyi ve hastalığın veya yaralanmanın altında yatan nedeni ele almayı amaçlar.
Buna karşılık, kronik hastalıkların tedavisi semptomları yönetmeye ve hastalığın ilerlemesini yavaşlatmaya odaklanır. Çoğu durumda, kronik rahatsızlıklar tedavi edilemez ve hastalar yaşam tarzı değişiklikleri, ilaçlar ve sürekli tıbbi bakım yoluyla semptomlarıyla yaşamayı ve semptomlarını yönetmeyi öğrenmelidir.
Prognoz ve İyileşme
Akut durumların prognozu ve iyileşme süresi, hastalığın veya yaralanmanın ciddiyetine, hastanın genel sağlık durumuna ve sağlanan tedavinin etkinliğine bağlı olarak değişir. Bazı durumlarda hastalar tam olarak iyileşebilir ve normal faaliyetlerine nispeten hızlı bir şekilde dönebilirler. Diğer durumlarda, hastalar uzun vadeli komplikasyonlar yaşayabilir veya akut bir durumun ardından sürekli bakıma ihtiyaç duyabilir. Sağlık hizmeti sağlayıcılarının iyileşme sürecinde hastaları yakından izlemesi çok önemlidir, çünkü bu, ortaya çıkabilecek kalıcı sorunların veya komplikasyonların belirlenmesine yardımcı olabilir.
Tıpta “akut” terimi, aniden ortaya çıkan, doğası gereği şiddetli olan ve nispeten kısa bir süre devam eden hastalıkları, semptomları veya tıbbi durumları tanımlamak için kullanılır. Akut durumlar acil tıbbi müdahale ve çoğu durumda komplikasyonları önlemek ve iyileşmeyi desteklemek için agresif tedavi gerektirir. Sağlık uzmanları, akut ve kronik durumlar arasındaki ayrımı anlayarak hastalarının sağlığını daha iyi teşhis edebilir, tedavi edebilir ve yönetebilir.
Akut tıbbın anlamı nedir?
Akut tıp, acil olarak hastaneye başvuran çok çeşitli tıbbi durumlara sahip yetişkin hastaların acil ve erken uzman yönetimi ile ilgilenen iç hastalıkları içinde bir uzmanlık alanıdır.
Akut bakımı nasıl tanımlanır?
Akut bakım, bir hastanın kısa ama şiddetli bir hastalık dönemi, hastalık veya travma sonucu ortaya çıkan durumlar ve ameliyat sonrası iyileşme sürecinde tedavi edildiği bir sağlık hizmeti düzeyidir.
Akut bakım modeli nedir?
Akut bakım modeli, ortak bir dil oluşturmaya ve akut bakımın temel bileşenlerini iyileştirmeye yönelik bir stratejidir. Akut bakım modelinin kullanılmasıyla acilde sadece akışı iyileştirmekle kalmaz, aynı zamanda bakım sunumunu da iyileştirebilir.
Akut bakıma neden ihtiyacımız var?
Akut bakım, ölüm ve sakatlıkların önlenmesinde hayati bir rol oynamaktadır. Birinci basamak sağlık hizmetleri bu rolü üstlenebilecek konumda değildir ve çoğu zaman da üstlenememektedir. Sağlık sistemleri içerisinde akut bakım aynı zamanda acil durumları olan bireyler için sağlık hizmetlerine giriş noktası olarak hizmet vermektedir.
Akut tıbbi serviste neler olur?
Akut dahili tıp alanında çalışan doktorlar, hızlı gelişen ve yaşamı tehdit edebilecek ciddi semptomlar gösteren hastaları değerlendirir, araştırır, teşhis eder ve yönetir. Hastaneye ilk geldiklerinde hastalarla ilgilenecek, ilk teşhisi koyacak ve 72 saate kadar tedavi sağlayacaksınız.