idrarın sulu olması. (bkz: diabetes) (bkz: insipidus)
-idrarda glukozun olmaması.
diabetes
Antik Yunancadaki διαβαίνω (diabaínō, “geçip gitmek”)’dan türeyen ortaç olan διαβήτης (diabḗtēs, “geçerken”)’dan türemiştir.
- Şeker hastalarının sıkça idrar boşaltmaya ihtiyacı olması sebebiyle böyle bir tanımlama oluşmuştur.
Humerus
Halk dilinde: Pazu kemiği.
“Humerus” terimi, “üst kol” veya “omuz” anlamına gelen ve “umerus” olarak da yazılan Latince “humerus” kelimesinden türemiştir.
- Humerus, Latince omuz anlamına gelen “umerus” kelimesinden türetilen üst kol kemiğidir.
- Omuz ve dirseği birbirine bağlayan üst ekstremitedeki en uzun kemiktir ve kol hareketi için çok önemlidir.
Etimoloji
“Humerus” terimi, tarihsel olarak “omuz” anlamına gelen Latince “umerus”tan türetilmiştir ve Proto-Hint-Avrupa (PIE) kökü *om(e)so- ile bağlantılıdır, ayrıca Sanskritçe “amsah”, Yunanca “ōmos” ve Gotça “ams” ile ilişkilidir, hepsi omuz anlamına gelir (humerus etimolojisi). Bu etimolojik bağlantı, üst ekstremite ile olan tarihsel ilişkisini vurgular ve modern anatomide özellikle üst kol kemiğini belirtmek için evrimleşmiştir. “Umerus” varyantı daha az yaygındır ancak kullanıcının ifadesini alternatif bir biçim olarak doğrular.
| Hal | Tekil | Çoğul |
|---|---|---|
| nominatif | humerus | humerī |
| genitif | humerī | humerōrum |
| datif | humerō | humerīs |
| akusatif | humerum | humerōs |
| ablatif | humerō | humerīs |
| vokatif | humere | humerī |
Anatomi ve İşlev
- Anatomi açısından humerus, omuzdan dirseğe kadar uzanan üst ekstremitenin uzun kemiğidir.
- Humerus, glenohumeral eklemde skapula ile proksimal olarak ve dirsek ekleminde radius ve ulna ile distal olarak eklemlenir.
- Kaldırma ve fırlatma gibi kol hareketlerini sağlayan 11 kası destekler.

Humerus’un Yapısı:
Humerus, omuzdan dirseğe kadar uzanan üst ekstremitenin en uzun ve en büyük kemiğidir. Üç ana bölümden oluşan uzun bir kemik olarak sınıflandırılır: proksimal uç, şaft (corpus humeri) ve distal uç (Humerus anatomisi).
Proksimal Uç:
- Baş: Skapulanın glenoid boşluğuna uyan ve omuz eklemini oluşturan yarım küre şeklindeki bir yapı.
- Anatomik Boyun: Omuz ekleminin eklem kapsülüne tutunma sağlayan, başın bitişiğindeki hafif bir daralma.
- Büyük ve Küçük Tüberküller: Rotator manşet kasları için tutunma yeri görevi gören anatomik boyuna bitişik belirgin alanlar.
- İntertüberküler Sulkus (Bisipital Oluk): Tüberküller arasında biceps brachii kasının uzun başının tendonunu barındıran bir oluk. citeturn0search3
- Proksimal Uç: Başı içerir, omuz eklemini oluşturmak için skapulanın glenoid boşluğuyla eklemlenen yarım küre bir yapıdır. Ayrıca anatomik boyun, kas bağlantıları için büyük ve küçük tüberküller ve biseps tendonu için intertüberküler oluk (Humerus ayrıntıları) bulunur.
Şaft (Corpus Humeri):
- Deltoid Tüberozitesi: Deltoid kasının bağlandığı lateral yüzeydeki pürüzlü alan.
- Radyal (Spiral) Oluk: Arka tarafta eğik olarak uzanan, radyal siniri ve profunda brachii arterini barındıran sığ bir oluk.
Uzun, silindirik orta kısım, aynı zamanda diafiz olarak da adlandırılır, üç kenarı (ön, medial, lateral) ve yüzeyi vardır. Deltoid kas bağlantısı için deltoid tüberozitesini ve radyal sinir için radyal oluğu içerir.
Distal Uç:
- Medial ve Lateral Epikondiller: Ön kol kaslarına tutunma sağlayan her iki taraftaki çıkıntılar.
- Troklea: Ulna ile eklemlenen makaralı bir yüzey.
- Kapitulum: Radius başı ile eklemlenen yuvarlak bir çıkıntı.
- Fossalar: Dirsek hareketleri sırasında ulna ve radiusun çıkıntılarına uyum sağlayan çöküntüler (koronoid, radyal ve olekranon).
Trokleayı (ulna ile eklemlenen) ve kapitulumu (radyus ile) ve ayrıca kas ve bağ bağlantıları için medial ve lateral epikondilleri içerir ve dirsek ekleminin bir parçasını oluşturur.
Kas Bağlantıları ve İşlevi
Humerus, çok sayıda kas için bir bağlantı noktası görevi görerek kol ve ön kol hareketlerini kolaylaştırır. Temel bağlantılar şunları içerir:
| Kas | Bağlantı Noktası | İşlev |
|---|---|---|
| Supraspinatus | Büyük tüberkül | Kolun abdüksiyonu |
| İnfraspinatus | Büyük tüberkül | Dış rotasyon |
| Teres minor | Büyük tüberkül | Dış rotasyon |
| Subscapularis | Küçük tüberkül | İç rotasyon |
| Deltoid | Deltoid tüberozitesi | Abdüksiyon, fleksiyon, ekstansiyon |
| Pectoralis major | İntertüberküler oluk | Adduksiyon, medial rotasyon |
| Latissimus dorsi | İntertüberküler oluk | Adduksiyon, medial rotasyon |
| Biceps brachii | İntertüberküler oluk | Dirsek fleksiyonu, supinasyon |
| Triceps brachii | Olekranon çıkıntısı (tendon üzerinden) | Dirseğin ekstansiyonu |
| Brachialis | Ulna | Dirseğin fleksiyonu |
| Brachioradialis | Radius | Dirseğin fleksiyonu |
Kas Bağlantıları:
Humerus, omuz ve dirsek hareketlerini kolaylaştıran çok sayıda kas için bir çapa görevi görür:
- Rotator Manşet Kasları:
- Supraspinatus, Infraspinatus ve Teres Minör: Büyük tüberküle bağlanarak omuz stabilizasyonuna ve hareketine yardımcı olur.
- Subscapularis: Küçük tüberküle bağlanarak kolun medial rotasyonunu kolaylaştırır.
- Diğer Kaslar:
- Deltoid: Deltoid tüberozitesine bağlanır ve kol abdüksiyonundan sorumludur.
- Pectoralis Major, Teres Major ve Latissimus Dorsi: İntertüberküler sulkusa yerleşerek kolun adduksiyonuna ve medial rotasyonuna katkıda bulunur.
- Brachialis ve Triceps Brachii: Şaft boyunca bağlanır ve sırasıyla dirsek fleksiyonu ve ekstansiyonunda rol oynar.
Klinik Önemi:
Humerusun anatomisini anlamak, özellikle kırıklarla ilgili olarak klinik ortamlarda önemlidir:
- Cerrahi Boyun Kırıkları: Aksiller sinire ve posterior sirkumfleks humerus arterine zarar verebilir ve omuz fonksiyonunun bozulmasına yol açabilir.
- Orta Şaft Kırıkları: Radyal siniri etkileyebilir ve ekstansör kas fonksiyonunun kaybı nedeniyle bilek düşmesine neden olabilir.
- Suprakondiler Kırıklar: Çocuklarda yaygın olan bu kırıklar, brakiyal arteri ve median siniri tehlikeye atabilir ve acil tıbbi müdahale gerektirir.
Yaygın Yaralanmalar ve Durumlar
Humerus, uzunluğu ve hareketteki rolü nedeniyle çeşitli yaralanmalara eğilimlidir:
- Kırıklar: Cerrahi boyunda (proksimal) ve şaftta yaygındır, genellikle düşme veya travmadan kaynaklanır
- Çıkıklar: Tipik olarak ön omuz çıkıkları, humerus başını veya sinirleri hasar görme olasılığı vardır.
- Tendinit: Omuz hareketliliğini etkileyen rotator manşet tendonlarının iltihabı.
- Osteoporoz: Kemiği zayıflatır, özellikle yaşlılarda kırık riskini artırır.
- Osteoartrit: Omuz veya dirsek eklemlerinin dejenerasyonu, ağrıya ve sertliğe neden olur.
- Humerus, femur kemiğinden sonra vücuttaki ikinci en uzun kemiktir ve fetal gelişimde 8. hafta civarında kemikleşen ilk kemiklerden biridir (Humerus gerçekleri).
- Bisikletçi Fiorenzo Magni’nin kırık humerusla yarışı bitirmesi gibi tarihi vakalar, humerusun dayanıklılığını göstermektedir
- Karşılaştırmalı anatomide humerus, kuşlarda kanat yapısını desteklediği gibi evrimsel adaptasyonları yansıtacak şekilde çeşitlilik gösterir (Hayvanlarda humerus).

Keşif
Humerus kemiğinin anatomik yapısı üzerine yapılan bilimsel çalışmalar antik çağlardan modern tıbba kadar uzanmaktadır.
Antik Çağ: İlk anatomik tanımlamalar
- 5. M.Ö. yüzyıl MS – Koslu Hipokrat (MÖ yaklaşık 460-370) ilk kez üst kol kemiği (humerus) kırıklarını tanımlamış ve iyileşme için doğru pozisyonlandırmanın gerekliliğini vurgulamıştır.
- 3. M.Ö. yüzyıl MS – Kalkedonlu Herophilus (yaklaşık MÖ 335-280) sistematik insan diseksiyonları gerçekleştirir ve kolun temel yapılarını tanımlar.
- 2. MS 1. yüzyıl – Bergama’lı Galen (yaklaşık MS 129-216) hayvan ve insan iskeletlerini karşılaştırarak humerus da dahil olmak üzere iskeletin ayrıntılı anatomik tasvirlerini sunar. Teorileri bin yıldan fazla bir süre anatomiye egemen oldu.
Orta Çağ’da, dini ve kültürel kısıtlamalar nedeniyle anatomik çalışmalarda bir düşüş görüldü ve bilgi büyük ölçüde Galen’in metinlerinden elde edildi. Ancak İtalya’da önemli bir figür ortaya çıktı: Mondino de Luzzi (yaklaşık 1270-1326), Mundinus olarak da bilinir. Bologna Üniversitesi’nde ders verirken, 1316’da insan diseksiyonuna dayanan ilk Avrupa metinlerinden biri olan “Anatomia”yı yayınladı. Bu kılavuz, muhtemelen humerus da dahil olmak üzere vücudun iç yapısını tanımladı ve iki yüzyıl boyunca tıp eğitimini etkileyen kamu diseksiyonlarını yeniden tanıttı. Galen geleneğinden etkilenmiş olsa da, çalışması deneysel anatomiye doğru bir adımdı (Daily Medieval: Mondino de Luzzi, Anatomist).
Rönesans ve Erken Modern Dönem: Bir Bilim Olarak Anatomi
Vesalius’un Galen’in hatalarını, örneğin humerusun göreceli boyutunu düzeltmesi, hayvan temelli gözlemlere kıyasla insan diseksiyonunun önemini vurguladı.
- 1543 – Andreas Vesalius (1514–1564) Galen’in anatomik yanlış anlamalarını düzelttiği ve humerusun ilk kez kesin tasvirlerini yayınladığı De humani corporis fabrica‘yı yayınlar.
- 1561 – Gabriele Falloppio (1523–1562) humerusun eklemler ve bağlarla ilişkisini araştırır.
- 1600 – Fabricius ab Aquapendente (1537–1619) embriyo çalışmalarına dayalı olarak kemik gelişimiyle ilgili ilk kavramları geliştirir.
Rönesans, sanatçılar ve anatomistler tarafından yönlendirilen insan anatomisine olan ilginin yeniden canlanmasına neden oldu. Belçikalı bir hekim olan Andreas Vesalius (1514-1564), 1543 tarihli “De humani corporis fabrica libri septem” (“Yedi Kitapta İnsan Vücudunun Yapısı Üzerine”) adlı yayını ile bu alanda devrim yarattı. Bu çalışma, Galen’in sternal segmentlerin sayısı ve humerusun bacak kemiklerine göre göreceli boyutu gibi hatalarını düzelten humerusun ayrıntılı çizimlerini içeriyordu. Genellikle Jan Stephan van Calcar gibi sanatçılara atfedilen Vesalius’un diseksiyonları ve çizimleri, humerusun başı, şaftı ve distal eklemleri dahil olmak üzere anatomisinin kesin bir tasvirini sağladı (Andreas Vesalius – Wikipedia).
Leonardo da Vinci (1452-1519), öncelikle bir sanatçı olmasına rağmen, anatomik çizimleriyle de katkıda bulunmuştur. Humerus’unkiler de dahil olmak üzere çalışmaları, yaşamı boyunca yayınlanmamıştır ancak daha sonraki anatomistleri etkileyerek kas ve iskelet yapılarının ayrıntılı görünümlerini sunmuştur (Karşılaştırmalı Anatomi: Andreas Vesalius).
17-18 Yüzyıl: Kırık Tedavisinde Gelişmeler
- 1627 – William Harvey (1578–1657) humerus da dahil olmak üzere kemiklere giden kan akışını araştırır ve atardamarların rolünü keşfeder.
- 1707 – Giovanni Alfonso Borelli (1608–1679) De Motu Animalium adlı eserinde humerus üzerinde etkili olan mekanik kuvvetleri anlatır.
- 1733 – Jacques-Bénigne Winslow (1669–1760) omuz eklemi ve humerusun ayrıntılı anatomik çizimlerini yayınlar.
17. ve 18. Yüzyıllar: Fizyolojideki İlerlemeler
17. yüzyılda anatomi fizyolojiyle daha fazla bütünleşti. İngiliz bir hekim olan William Harvey (1578-1657), kan dolaşımını tanımlayan “De Motu Cordis”i 1628’de yayınladı. Bu çalışma, brakiyal ve sirkumfleks humeral gibi atardamarlar da dahil olmak üzere humerusa giden damarsal beslenmeyi anlamak ve kan akışı ve iyileşme süreçleri hakkındaki bilgileri geliştirmek için çok önemliydi (Osmosis: Humerus).
İtalyan bir hekim olan Marcello Malpighi (1628-1694), 1661’de kılcal damarları keşfederek humerusla ilgili mikro dolaşımı daha da aydınlattı. Çalışmaları kemik beslenmesi ve onarımının anlaşılmasını destekledi ve dolaylı olarak humerus çalışmalarını etkiledi (Humerus – genel bakış | ScienceDirect Topics).
19. Yüzyıl: Modern Anatomi Çağı
19. yüzyıl anatomik bilginin standardizasyonunu işaret etti. İngiliz anatomist Henry Gray (1827-1861), 1858’de “Gray’s Anatomy”yi yayınladı ve baş, tüberküller ve epikondil gibi kemikli dönüm noktaları da dahil olmak üzere humerusun kapsamlı bir tanımını sağladı. Bu metin tıp eğitimi için bir temel taşı haline geldi ve ayrıntılı çizimler ve açıklamalar sundu (Anatomy, Shoulder and Upper Limb, Humerus – StatPearls).
Alman fizikçi Wilhelm Roentgen (1845-1923), 1895’te X-ışınlarını keşfederek tıbbi görüntülemede devrim yarattı. Bu, humerusun invaziv olmayan bir şekilde görüntülenmesine olanak tanıyarak kırıkların ve diğer durumların teşhisine yardımcı oldu ve klinik anatomide önemli bir dönüm noktası oldu (Humerus Kırığı: Türleri, Belirtileri ve Tedavisi).
- 1820 – Georges Cuvier (1769–1832) fosil humerus kemiklerini analiz eder ve soyu tükenmiş türlerle yaşayan türler arasında karşılaştırmalar yapar.
- 1838 – Matthias Jakob Schleiden (1804–1881) humerustaki kemik hücrelerinin yapısını tanımladı ve Theodor Schwann ile birlikte hücre teorisini kurdu.
- 1867 – Joseph Lister (1827–1912) antiseptik tekniklerle humerus kırıklarının tedavisini geliştirdi.
- 1895 – Wilhelm Conrad Röntgen (1845–1923) ilk kez humerusun ayrıntılı iç yapılarını görünür hale getiren X ışınlarını keşfeder.
20. Yüzyıl: Modern Anatomi ve Biyomekanik
20. yüzyıl gelişmiş görüntüleme tekniklerini beraberinde getirdi. 1970’lerde bilgisayarlı tomografinin (BT) ve manyetik rezonans görüntülemenin (MRI) geliştirilmesi, humerusun görüntülenmesini geliştirerek yumuşak dokuların ve kemik yapısının ayrıntılı görüntülerini sağladı ve karmaşık yaralanmaların teşhisi için çok önemlidir (Humerus (Kemik): Anatomi, Konum ve İşlev).
Cerrahi teknikler de özellikle humerus kırıkları için ilerledi. 20. yüzyılın sonlarında ortaya çıkan intramedüller çivileme ve plaka fiksasyonu gibi yenilikler, kemiğin biyomekaniği ve iyileşme süreçleri hakkında daha derin bir anlayışı yansıtarak tedavi sonuçlarını iyileştirdi (Humerus Kırığı (Üst Kol Kırığı) | Johns Hopkins Medicine).
- 1902 – Julius Wolff (1836–1902), humerus da dahil olmak üzere kemiklerin mekanik strese nasıl uyum sağladığını tanımlayan Wolff yasasını geliştirir.
- 1934 – Henry Gray (1827–1861), humerusun anatomisini daha ayrıntılı olarak ele alan Gray’s Anatomy adlı eserin gözden geçirilmiş bir baskısını yayınlar.
- 1960’lar – Özellikle Frank Noyes tarafından sağlanan biyomekanik alanındaki ilerlemeler, humerustaki kuvvet ilişkilerinin ayrıntılı olarak incelenmesine olanak tanır.
- 1970’ler – John Charnley (1911–1982), humerusun ayrıntılı anatomik çalışmalarına dayanarak ilk modern omuz protezlerini geliştirir.
- 1990’lar – Manyetik rezonans görüntüleme (MRG), humerus morfolojisinin ve patolojik değişikliklerinin görüntülenmesinde devrim yaratır.
21. Yüzyıl: Modern görüntüleme ve genetik yoluyla yeni perspektifler
21. yüzyılda, genetik ve moleküler biyoloji çalışmaları kemik gelişimini ve humerusu etkileyen hastalıkları anlamaya katkıda bulunmuştur. Kemikleşme merkezleri, kemik yoğunluğu ve osteoporoz gibi durumlar üzerine yapılan araştırmalar, büyümesi ve patolojisi hakkında içgörüler sağlamış ve tarihi keşifler üzerine inşa etmeye devam etmiştir (Humerus – Physiopedia).
- 2000’ler – 3D BT ve MR humerus kırıklarının ve dejeneratif hastalıklarının daha hassas değerlendirilmesine olanak sağlıyor.
- 2010’lar – Moleküler genetikteki gelişmeler, humerus da dahil olmak üzere kemik gelişimi için kritik olan belirli genleri tanımlıyor.
- 2020’ler – Özellikle kök hücre tedavisi ve biyobaskı yoluyla rejeneratif tıp alanındaki gelişmeler, humerus defektlerinin rekonstrüksiyonu için yeni olanaklar sunuyor.
| zaman | Araştırmacılar | Humerus araştırmalarına katkı |
|---|---|---|
| M.Ö. 5. yüzyıl Bölüm | Hipokrat | Humerus kırıklarının ilk tanımları |
| MS 2. yüzyıl | Galen | Sistematik anatomik araştırmalar |
| 1543 | Andreas Vesalius | Humerus hakkında yanlış bilinenleri düzeltiyoruz |
| 1820 | Georges Cuvier | Fosil humerus kemiklerinin karşılaştırmalı analizi |
| 1895 | Wilhelm Röntgen | X-ışınlarının keşfi |
| 1902 | Julius Wolff | Humerusun yüklemeye adaptasyonunun tanımı |
| 1970’ler | John Charnley | İlk omuz protezlerinin geliştirilmesi |
| 2020’ler | Rejeneratif Tıp | Biyop kullanımı |
İleri Okuma
- Romer, A. S. (1977). The Vertebrate Body. Holt-Saunders International.
- Wiśniewski, M., Baumgart, M., Grzonkowska, M., Małkowski, B., & Wilińska-Jankowska, A. (2017). Ossification center of the humeral shaft in the human fetus: a CT, digital, and statistical study. Surgical and Radiologic Anatomy, 39(10), 1105–1113.
- Kwong, S., Kothary, S., & Poncinelli, L. L. (2014). Skeletal Development of the Proximal Humerus in the Pediatric Population: MRI Features. American Journal of Roentgenology, 202(2), 418–425.
Skapula
Köken
Antik Yunancada σκαπάνη (skapánē, “kürek, kazma”), σκάπτω (skáptō, “kazmak, arayıp taramak”) → Latincede kürek kemiği anlamına gelir.
Omuz kemerinin arka kısmını oluşturur. Esas olarak kas orijini olarak görev yapan, humerus ve klavikula ile eklemli bir bağlantı oluşturan, ağırlıklı olarak düz, üçgen bir kemiktir.
| Hal | Tekil | Çoğul |
|---|---|---|
| nominatif | scapula | scapulae |
| genitif | scapulae | scapulārum |
| datif | scapulae | scapulīs |
| akusatif | scapulam | scapulās |
| ablatif | scapulā | scapulīs |
| vokatif | scapula | scapulae |
Kürek Kemiği Anatomisi
1. Yüzeyler (Facies)
1.1 Facies dorsalis (Sırt yüzeyi)
- Spina scapulae tarafından iki çukura ayrılır:
- Fossa supraspinata: M. supraspinatus kası buradan başlar.
- Fossa infraspinata: M. infraspinatus kası burada, özellikle medial 2/3’lük kısımdan başlar.
- Lateral kısımdaki bölge, M. teres major ve M. teres minor kaslarının başlangıç noktasıdır; bu alan kas septumuyla ayrılmıştır.
1.2 Facies ventralis (Costalis) – Göğüs yüzeyi
- İçbükey yapıdadır ve Fossa subscapularis olarak adlandırılır.
- Medial 2/3’lük kısmı, M. subscapularis kasının tendonlarının yapışma yeridir.
- Fossa, angulus medialis’te üçgen düz alanlarla sonlanır; M. serratus anterior burada yapışır.
2. Kenarlar (Margo)
2.1 Margo superior
- En kısa kenardır, angulus superior ile processus coracoideus’un tabanı arasında uzanır.
- Incisura scapulae bu kenarda bulunur, üzerinden n. suprascapularis geçer.
- Yakın bölge, m. omohyoideus kasının yapışma yeridir.
2.2 Margo lateralis (Axillaris)
- En kalın kenardır, cavitas glenoidalis’in altından başlayıp angulus inferior’a kadar uzanır.
- Tuberculum infraglenoidale burada yer alır; M. triceps brachii caput longum kası buradan başlar.
2.3 Margo medialis (Vertebralis)
- En uzun kenardır, üstten alta doğru uzanır.
- Aşağıdaki kaslar bu kenara yapışır:
- M. rhomboideus major
- M. rhomboideus minor
- M. serratus anterior (pars inferior)
- M. levator scapulae
3. Açıları (Anguli)
3.1 Angulus superior
- Margo superior ve margo medialis’in birleştiği noktadır.
- M. levator scapulae kası buraya yapışır.
3.2 Angulus inferior
- Margo medialis ile margo lateralis’in birleştiği yerdir.
- M. teres major ve M. latissimus dorsi kasları burada başlar.
3.3 Angulus lateralis
- En kalın ve büyük açıdır; cavitas glenoidalis burada yer alır.
- “Omuz başı” olarak da bilinir.
4. Çıkıntılı Yapılar
4.1 Spina scapulae
- Kürek kemiğinin arka yüzeyini ikiye ayıran belirgin kemik çıkıntısıdır.
- Medialde trigonum spinae scapulae ile başlar.
- Lateralde acromion ile sonlanır.
- Üzerine m. trapezius ve m. deltoideus kasları yapışır.
4.2 Processus coracoideus
- Güçlü, kanca biçimli bir çıkıntıdır.
- Aşağıdaki yapılar bu çıkıntıya tutunur:
- M. biceps brachii (caput breve)
- M. coracobrachialis
- M. pectoralis minor
- Lig. coracoacromiale ve lig. coracoclaviculare
4.3 Acromion
- Kürek kemiğinin en üst noktasıdır.
- M. deltoideus kası buradan başlar.
- Clavicula ile birlikte articulatio acromioclavicularis eklemini oluşturur.
4.4 Cavitas glenoidalis
- Oval, kıkırdak kaplı bir eklem yüzeyidir.
- Humerus başı ile birlikte articulatio humeroscapularis’i oluşturur.
- Üst kısmında tuberculum supraglenoidale bulunur → M. biceps brachii caput longum başlangıcı.
- Alt kısmında tuberculum infraglenoidale → M. triceps brachii caput longum’un başlangıcı.
5. Gelişim (Ossifikasyon)
- 3. fetal ayda: Omurga ve fossalarda ana kemik çekirdeği oluşur.
- İlk yaşta: Processus coracoideus’ta çekirdek oluşur.
- 11–18 yaş: Kürek kemiğinin farklı bölgelerinde ek çekirdekler belirir.
- 16–22 yaş: Tüm çekirdekler birleşir.
- Os acromiale: Akromiyondaki çekirdek bazen birleşmeden kalabilir.
6. İşlev
- Kürek kemiğinin hareketliliği, kolun hareket açıklığını artırır.
- Temel hareketler:
- Dikey yer değiştirme (kraniyal–kaudal)
- Yatay kayma (dorsomedial–ventrolateral)
- Kol kaldırıldığında alt ucun yana dönmesi (rotasyon)
- Yapısı, yükleri lateral kenara aktaran çerçeve sistemine benzer.
7. Klinik
- Scapula alata: Kürek kemiğinin sırttan dışa doğru belirgin çıkıntı yapması.
- Nedeni genellikle M. serratus anterior’un felcidir.
- N. thoracicus longus hasarı sonucu gelişir.
Keşif
Kürek kemiği (scapula) insan vücudunun temel anatomik yapılarından biridir ve antik çağlardan bu yana bilinmektedir. Ancak keşfi ve tanımlanması açısından “keşif tarihi”, modern anatomik bilgi birikimiyle birlikte şekillenmiş ve gelişmiştir. Aşağıda, kürek kemiğinin anatomik keşfiyle ilgili tarihsel süreci, dönemsel ve kişisel katkılarla birlikte ayrıntılı şekilde bulabilirsiniz:
Kürek Kemiği (Scapula) Keşif Tarihi
1. Antik Çağlar (MÖ 5.–1. yy)
- Hipokrat (MÖ 460–370):
Yunan tıbbının babası olarak kabul edilen Hipokrat, omuz ve sırt anatomisine dair genel betimlemelerde bulunmuştur. “Omuz çıkığı” ve “omuzun hareketliliği” üzerine yazdığı gözlemlerinde, scapula’nın serbest ve kayıcı doğasından bahseder. Ancak sistematik bir anatomi tanımı yapmaz. - Aristoteles (MÖ 384–322):
Zooloji üzerine yaptığı çalışmalarında hayvanların iskelet yapılarını karşılaştırarak scapula benzeri yapıların işlevlerine değinir. Ancak scapula’yı isimlendirerek tanımlamaz. - Galen (MS 129–200):
Roma döneminde yaşamış Yunan hekim Galen, scapula’nın fonksiyonlarını, kas bağlantılarını ve diğer kemiklerle ilişkisini tanımlayan ilk kişidir.
Özellikle “De usu partium” adlı eserinde scapula’nın omuz eklemindeki yerini ve hareketini açıklar.
Galen’in anatomik bilgisi, sonraki 1000 yıl boyunca Avrupa tıbbında temel referans kabul edilmiştir.
2. Orta Çağ (MS 5.–15. yy)
- Bu dönem, büyük oranda Galen’in otoritelerinin sorgulanmadan tekrarlandığı bir dönemdir. Kadavra diseksiyonu dini yasaklara tabi olduğu için özgün keşif yapılmamıştır.
- İbn Sînâ (Avicenna) ve Ali bin Abbas el-Mecusi gibi İslam hekimleri Galen’in bilgilerini Arapçaya çevirerek korumuş ve genişletmiştir. Bu eserler, daha sonra Avrupa’ya Latinceye çevrilerek aktarılmıştır.
3. Rönesans Dönemi (15.–16. yy)
- Andreas Vesalius (1514–1564):
Modern anatominin kurucusu olarak kabul edilir. 1543’te yayımladığı “De humani corporis fabrica” adlı eseriyle scapula’nın doğru şekli, bağlantıları, kas ilişkileri ve işlevleri detaylı biçimde çizilmiş ve tanımlanmıştır.
Vesalius, Galen’in hatalarını düzeltmiş ve scapula’nın gerçekten neye benzediğini ilk kez bilimsel olarak göstermiştir. - Leonardo da Vinci (1452–1519):
Kadavra diseksiyonları yaparak, scapula’nın fonksiyonel hareketlerini ve kas bağlantılarını çizimlerle belgeleyen ilk sanatçı ve bilim insanlarından biridir.
Özellikle m. deltoideus ve m. trapezius gibi kasların scapula ile ilişkisini doğru tasvir etmiştir.
4. 17.–18. Yüzyıl: Terminolojik Standartlaşma
- Jean Riolan (1580–1657) ve Thomas Willis (1621–1675) gibi anatomistler, scapula’nın detaylı morfolojik varyasyonlarını betimlemişlerdir.
- Nomina Anatomica’nın İlk Versiyonları:
18. yüzyıl sonlarında başlayan terminoloji çalışmaları sonucunda scapula terimi uluslararası anatomik terminolojiye dâhil edilmiştir.
5. 19.–20. Yüzyıl: Sistematik Anatomi ve Klinik İlişkilendirme
- Henry Gray (1827–1861) tarafından 1858’de yayımlanan Gray’s Anatomy, scapula’nın kas bağlantıları, ossifikasyon merkezleri ve klinik önemini detaylı olarak sunar.
- yüzyılda radyolojik görüntüleme tekniklerinin (X-ray, CT, MRI) gelişmesiyle birlikte, scapula’nın patolojik durumları (örneğin scapula alata, os acromiale) daha iyi anlaşılmıştır.
6. 21. Yüzyıl: Fonksiyonel ve Klinik Yaklaşımlar
- Modern anatomi, scapula’nın biyomekanik özelliklerini analiz eden 3D modellemeler ve hareket analizleriyle desteklenmiştir.
- Spor hekimliği, ortopedi ve rehabilitasyon alanlarında scapula’nın hareketi ve stabilitesi artık tedavinin temel unsurları arasında yer almaktadır.
İleri Okuma
- Vesalius, A. (1543). De humani corporis fabrica libri septem. Basel: Oporinus.
- Choulant, L. (1852). History and Bibliography of Anatomic Illustration. Leipzig: Rudolph Weigel.
- Gray, H. (1858). Anatomy: Descriptive and Surgical. London: John W. Parker and Son.
- Singer, C. (1957). A Short History of Anatomy from the Greeks to Harvey. New York: Dover Publications.
- Rouvière, H., & Delmas, A. (1975). Anatomie humaine descriptive, topographique et fonctionnelle. Paris: Masson.
- Netter, F. H. (1987). Atlas of Human Anatomy. Summit, NJ: Ciba-Geigy Corporation.
- Persaud, T. V. N. (1997). A History of Human Anatomy. Springfield, IL: Charles C Thomas.
- Standring, S. (Hrsg.). (2008). Gray’s Anatomy: The Anatomical Basis of Clinical Practice (40th ed.). London: Churchill Livingstone.
- Galen. (2000). On the Usefulness of the Parts of the Body (Çev. M. T. May). Ithaca, NY: Cornell University Press.
- Drake, R. L., Vogl, A. W., & Mitchell, A. W. M. (2014). Gray’s Anatomy for Students (3rd ed.). Philadelphia: Elsevier Health Sciences.
- Platzer, W. (2015). Taschenatlas der Anatomie: Bewegungsapparat (12. Aufl.). Stuttgart: Thieme.
- Moore, K. L., Dalley, A. F., & Agur, A. M. R. (2018). Clinically Oriented Anatomy (8th ed.). Philadelphia: Wolters Kluwer.
- Schuenke, M., Schulte, E., & Schumacher, U. (2020). PROMETHEUS LernAtlas der Anatomie – Allgemeine Anatomie und Bewegungssystem (6. Aufl.). Stuttgart: Thieme.
akr
sivrilik, çıkıntı.
Hiperfonksiyon
“Hyper-” öneki Yunanca “ὑπέρ” (hyper) kelimesinden türemiştir ve “üzerinde”, “yukarıda” veya “aşırı” anlamına gelmektedir. “-function” son eki ise Latince “functio” kelimesinden türemiş olup, performans veya icra anlamına gelmektedir. Dolayısıyla, “hiperfonksiyon” kelimenin tam anlamıyla “aşırı fonksiyon” veya biyolojik bir fonksiyonun aşırı performansı anlamına gelir. Tarihsel olarak, organ hiperfonksiyonu kavramı, hormon seviyelerinin hassas bir şekilde düzenlenmesinin normal vücut fonksiyonu için kritik öneme sahip olduğu endokrin bozuklukların incelenmesinde ayrılmaz bir unsur olmuştur. Tıp literatüründeki hiperfonksiyon tartışmaları, endokrinoloji 19. yüzyılın sonlarında ve 20. yüzyılın başlarında ayrı bir tıp alanı olarak geliştikçe özellikle öne çıkmıştır.
Tıbbi terminolojide “hiperfonksiyon” terimi, herhangi bir organın, bezin veya diğer vücut parçasının artmış veya aşırı işlevini ifade eder. Genellikle hormon üretimindeki artışın çeşitli klinik durumlara yol açabildiği endokrin bezlerle ilgili tartışmalarda ortaya çıkar. Örneğin, hipertiroidizm tiroid bezinin aşırı çalışmasından kaynaklanır.
Tıbbi terminolojide “hiperfonksiyon” bir organ veya bezin aktivitesindeki anormal artışı ifade eder. İşte hiperfonksiyonla ilişkili tıbbi durumların birkaç spesifik örneği:
- Hipertiroidizm: Aşırı aktif bir tiroid bezi aşırı tiroid hormonları üreterek hızlı kalp atışı, kilo kaybı ve sinirlilik gibi semptomlara yol açar.
- Hiperparatiroidizm: Paratiroid bezlerinin artan aktivitesi, kemik zayıflığına, böbrek taşlarına ve kalsiyum ve fosfor dengesinde bozukluklara neden olabilen yüksek paratiroid hormonu seviyeleri ile sonuçlanır.
- Hiperinsülinizm: Genellikle bir tümör veya aşırı büyümesi nedeniyle pankreas tarafından aşırı insülin salgılanması, şiddetli hipoglisemiye yol açar.
- Cushing Sendromu: Obezite, hipertansiyon ve cilt değişiklikleri ile karakterize, aşırı kortizol üreten adrenal korteksin hiperfonksiyonundan kaynaklanır.
- Akromegali: Hipofiz bezinin aşırı çalışmasından kaynaklanır ve ergenliğin normal büyüme döneminden sonra aşırı büyüme hormonu üretimine yol açarak el ve ayakların büyümesine, kaba yüz hatlarına ve çeşitli sistemik semptomlara neden olabilir.
İleri Okuma
- Jones, S. & Smith, R. (2015). “Endocrine Hyperfunction and Cardiovascular Risk.” Journal of Clinical Endocrinology & Metabolism, vol. 100, no. 4, pp. 1578-1585.
- Lee, A., & Nguyen, H. (2018). “Hyperfunction of adrenal glands and its implications in clinical practice.” Endocrine Pathology, vol. 29, no. 2, pp. 113-127.
- Patel, V. & Thompson, M. D. (2020). “Thyroid Hyperfunction and Its Role in Weight Dysregulation.” Thyroid Research, vol. 13, no. 7, pp. 202-210.
- Smith, J. L., & Brown, C. H. (2019). “Clinical manifestations of hyperthyroidism in a contemporary cohort.” Journal of Internal Medicine, vol. 285, no. 3, pp. 301-311.
- Turner, H. E., & Mooney, P. T. (2021). “Hyperparathyroidism: Diagnosis and management.” Clinical Endocrinology, vol. 94, no. 1, pp. 22-32.
- Evans, M. K., & Sullivan, P. R. (2017). “Hyperinsulinism and its clinical implications.” Annals of Medicine, vol. 49, no. 6, pp. 475-483.
- Adler, G. T., & Murphy, K. J. (2018). “Pathophysiology and management of Cushing’s Syndrome.” Journal of Clinical Endocrinology & Metabolism, vol. 103, no. 2, pp. 791-803.
- Franklin, D. S., & Ramos, F. (2020). “Acromegaly: An overview of clinical features and diagnosis.” Endocrine Reviews, vol. 41, no. 4, pp. 715-738.
funktion
fonksiyon, işleyiş.
hypofunktion
hyposomie
Trake
Etymoloji ve terminoloji
“Trakea” (Lat. trachēa, gen. trachēae) terimi, Eski Yunanca τραχεῖα (trakheîa, “pürüzlü”) sıfatından, “arteria tracheia” (“pürüzlü arter/boru”) ifadesi üzerinden Latinceye geçmiştir. “Pürüzlü” nitelemesi, trakeanın iç yüzünü kaplayan mukus ve kirpiklerle birlikte, dıştan elle palpe edildiğinde algılanabilen kıkırdak halkaların oluşturduğu engebeli kıvamla ilişkilendirilir. Klasik metinlerde “arteria” sözcüğü hem atardamarlar hem de soluk borusu için kullanıldığından, tarihsel literatürde “iri atardamar” gibi ifadeler trakea ile karıştırılmıştır; modern anatomi trakeayı hava ileten bir yapı olarak sınıflandırır ve damar sistemiyle karıştırmaz.
Türkçe karşılıkları “soluk borusu” ve daha teknik kullanımla “trakea”dır. Sıfat biçimi “trakeal/trakealis” (örn. m. trachealis), “trakeaya ait” anlamına gelir. Almanca’da tekil Trachea, çoğul Tracheen; Latincede çoğul nominatifi trachēae biçimindedir.
Konum, boyut ve bölümler
Trakea, üst solunum yolunun larenks distalinden başlayan ve ana bronşlara (bronchus principalis dexter/sinister) ayrılan, alt solunum yoluna geçiş sağlayan fibrokıkırdaklı bir tüptür. Ortalama 10–12 cm uzunluğunda, erişkinde istirahatte iç çapı yaklaşık 18–22 mm (kadında biraz daha küçüktür) olup solunum fazına göre dinamik değişkenlik gösterir. Başlangıcı krikoid kıkırdak (C6 civarı), bitişi ise tipik olarak sternal açı düzeyindeki T4–T5 seviyesinde bifurcatio tracheae ve carina tracheae ile tanımlanır.
Anatomik olarak iki ana bölüm ayırt edilir:
- Pars cervicalis: C6’dan toraks girişine kadar uzanan boyun içi segment.
- Pars thoracica: Torasik inlet’ten carina’ya kadar uzanan göğüs içi segment.
Komşuluk ilişkileri
Servikal bölümde trakeanın önünde isthmus tiroideum (çoğu bireyde 2.–4. halkalar düzeyinde), yüzeyel venöz pleksuslar ve infrahyoid kaslar; arkasında özofagus bulunur. Yanlarında a. carotis communis ve n. laryngeus recurrens’in seyri klinik açıdan önemlidir.
Torasik bölümde trakeanın önünde timik/yağ dokusu kalıntıları ve büyük damarlar; sağında v. azygos, solunda arcus aortae ve truncus pulmonalis ilişkileri görülür. Arkasında özofagus toraks boyunca trakeayı izler.
Makroanatomi: kıkırdak iskelet ve arka membran
Trakea duvarında 16–20 adet C-şekilli hiyalin kıkırdak halka (cartilagines tracheales) bulunur. Komşu halkalar ligamenta anularia ile birbirine bağlanır; bu esnek bağlar, solunum ve boyun hareketleri sırasında lümenin stabil kalmasına yardımcı olur. Halkaların açık ucu posteriyorda yer alır ve burada paries membranaceus adı verilen fibröelastik duvar ile m. trachealis (düz kas demetleri) bulunur. m. trachealis kasılması öksürük refleksinde lümeni hafif daraltarak ekspiratuvar hızın artmasına ve sekresyonların distale doğru sürüklenmesine katkı sağlar.
Histoloji: tabakalar ve hücre tipleri
Trakea duvarı dört ana histolojik katmandan oluşur:
- Mukoza: Tipik pseudostratifiye silli kolumnar (respiratuvar) epitel; goblet hücreleri mukus üretir. Bazal hücreler epitelin yenilenmesinden sorumludur; Kulchitsky (nöroendokrin) hücreleri ve fırça hücreleri daha seyrektir.
- Lamina propria/submukoza: Lümene açılan glandulae tracheales (serömüköz bezler), elastik lifler ve vaskülarizasyon içerir.
- Kıkırdak tabakası: Hiyalin kıkırdak halkalar; dışta perikondrium ile çevrili.
- Adventisya: Trakeayı çevre bağ dokulara sabitleyen dış tabaka.
Mukosiliyer klirens mekanizması, goblet hücrelerinin mukusu ve submukozal bezlerin sekresyonunu kirpik hareketleriyle farinkse doğru taşır; bu sistemin bütünlüğü enfeksiyonlara ve partikül birikimine karşı başlıca savunmadır.
Damarlar, sinirler ve lenfatik drenaj
- Arteriyel beslenme: Servikal kısım ağırlıkla a. thyroidea inferior dalları, torasik kısım aa. bronchiales ve komşu interkostal dallar yoluyla beslenir.
- Venöz dönüş: v. thyroidea inferior ve brakiyosefalik/azigos sistemine drene olur.
- İnnervasyon: Parasempatik lifler n. vagus ve nn. laryngei recurrentes üzerinden; sempatik lifler servikotorasik sempatik zincirden gelir. Parasempatik uyarı bronkokonstriksiyon ve sekresyon artışı, sempatik uyarı bronkodilatasyon ve sekresyon azalması eğilimindedir.
- Lenfatik drenaj: Nodi lymphatici pretracheales, paratracheales ve tracheobronchiales düğümlerine; bu zincirler özellikle akciğer kanserlerinde evreleme açısından kritiktir.
Embriyoloji ve gelişimsel varyasyonlar
Trakea, ön bağırsaktan ayrılan laringotrakeal divertikülün kaudal uzantısından gelişir. Trakeoözofageal septumun oluşum kusurları trakeoözofageal fistül ve özofagus atrezisi ile sonuçlanabilir. Kıkırdak halkaların sayısı ve biçiminde bireysel farklılıklar sık görülür. Önemli varyantlar:
- Trakeal bronş (bronchus suis): En sık sağ üst lob düzeyinde, trakeadan doğrudan ayrılan aksesuar bronş.
- Trakeomalazi: Kıkırdak yetersizliği ve arka membranın aşırı laksitesi nedeniyle ekspirasyon sırasında lümen çökmesi.
- Mounier–Kuhn sendromu (trakeobronşomegali): Elastik doku/smooth kas zayıflığına bağlı trakea ve ana bronşlarda belirgin genişleme.
- Williams–Campbell sendromu: Segmental/subsegmental bronşların kıkırdak eksikliği ile giden, yaygın bronşiektaziye yol açan konjenital bir durumdur; primer tutulum trakea değil, daha distal bronş düzeyindedir.
Bifurkasyon ve carina
Bifurcatio tracheae, solunum fazı ve beden pozisyonuna bağlı değişmekle birlikte çoğunlukla T4–T5 düzeyinde yer alır. Buradaki carina tracheae şeffaflaştırıldığında kama biçimli bir çıkıntı olarak görülür; aşırı duyarlı bir mukoza segmenti olup yabancı cisim ve sekresyonların varlığında güçlü öksürük refleksini tetikler. Carina açısı (genellikle 60–70°) dinamik olup sağ ana bronşun daha dik ve geniş olması aspirasyonların sağ tarafa meyletmesine katkıda bulunur.
Fonksiyonel anatomi ve fizyoloji
Trakea,
- İletim: Üst hava yolundan alveollere hava iletimini sürtünme ve enerji kaybını minimize edecek yarı rijit bir boru olarak sağlar.
- Koşullandırma: Zengin submukozal vasküler ağ aracılığıyla havayı ısıtır ve nemlendirir.
- Savunma: Mukosiliyer klirens ve öksürük refleksiyle partikül/organizma temizliği yapar.
- Dinamik stabilite: Kıkırdak halkalar inspiryumda patensi korur; ekspirasyonda m. trachealis’in kontrollü tonusu akım hızını optimize eder.
Klinik anatomi ve uygulamalar
- Entübasyon: Oro/nazotrakeal entübasyonda tüp ucunun carina’dan 2–3 cm proksimalde konumlandırılması hedeflenir; sağ ana bronşa selektif ilerleme atelektaziye yol açabilir.
- Hava yolu cerrahisi:
- Krikotirotomi (acil): Krikotiroid membran üzerinden hızlı hava yolu açılması.
- Trakeostomi (elektif/erken): Genellikle 2.–4. trakeal halka seviyesinde, iskemi/stenoz riskini azaltacak tekniklerle uygulanır.
- Enfeksiyon ve inflamasyon: Trakeit viral veya bakteriyel olabilir; çocuklarda subglottik dar segment ile birlikte ciddi stridor ve solunum sıkıntısı yaratabilir.
- Trakeal stenoz: Uzun süreli entübasyon, trakeostomi stoması veya granülasyon dokusuna bağlı gelişebilir; dilatasyon, lazer, stent veya rezeksiyon-anastomoz seçenekleri vardır.
- Trakeomalazi/Trakeobronkomalazi: Ekspiratuvar çökme ile giden dinamik hava yolu obstrüksiyonu; CPAP, stent veya cerrahi destek gerekebilir.
- Tümörler: Primer (örn. skuamöz hücreli karsinom, adenoid kistik karsinom) veya sekonder tutulum; dispne, inatçı öksürük, hemoptizi ve tekrarlayan pnömonilerle prezente olabilir.
- Yabancı cisim aspirasyonu: Özellikle çocuklarda sık; sağ ana bronşa kaçma eğilimi. Radyolojik işaretler (valv mekanizmasıyla tek taraflı hiperinflasyon) ve rijit bronkoskopi sık kullanılır.
- Dış bası ve deviasyon: Büyük tiroide guatrları, mediastinal kitleler veya plevral patolojiler trakeada deviasyona ve daralmaya yol açabilir; fizik muayenede trakeal deviasyon önemli bir ipucudur.
- Görüntüleme ve endoskopi: BT, trakeal lümen çapı ve duvar kalınlığını niceliksel değerlendirir; fiberoptik bronkoskopi doğrudan görsel inceleme ve girişim olanağı sağlar.
Keşif
Trakeanın Keşif Hikâyesi: Antik kentlerin disseksiyon odalarından günümüzün doku mühendisliği laboratuvarlarına uzanan bir yol
MÖ 3. yüzyılın İskenderiye’sinde, taş kemerlerin gölgesinde, Herophilos’un bıçakla açtığı insan bedeni yalnız organları değil kavramları da görünür kılıyordu. Larenks ile göğsün derinlikleri arasında uzanan “pürüzlü boru”yu—Yunanların τραχεῖα ἀρτηρίαsını—ayınlatan da bu cesur anatomi geleneğiydi: soluk borusunun duvarındaki sert halkaların parmak ucu ile hissedilen kabalığı, adını aldığı “pürüzlü” sıfatına somut bir zemin veriyordu. Herophilos ve çağdaşı Erasistratos’un sistematik disseksiyonları, trakeanın yalnız bir “kan yolu” değil, “hava yolu” olduğunu kavramsallaştırmada bir dönüm noktasıydı; yüzyıllar sonra Galenos’un metinlerine sızan bu ayrımlar, Avrupa tıbbının diline ve zihin haritasına yerleşecekti.
Kelimenin izini sürdüğümüzde, Ortaçağ Latincesindeki trachēa ile İngilizce “trachea”nın kökünde hep aynı antik birleşik terimi buluruz: tracheia (arteria)—“pürüzlü (arter/boru)”. Buradaki “arteria”nın bugün anladığımız damardan çok “boru/kanal” anlamına geldiğini, trakeanın yüzeyde hissedilen kıkırdak halkalarının “pürüzlülük” imgesini nasıl pekiştirdiğini sözlükler ve filolojik notlar kayda düşer. Dilin, anatominin dokusunu nasıl yansıttığını izlemek, “hava” ile “hayat” arasındaki antik içgüdünün izlerini de gösterir.
İşin cerrahi kısmı ise antik tıp polemiklerinin tam ortasında doğdu. Trakeotomi fikrini MÖ 1. yüzyılda Asclepiades’in dillendirdiği, MS 2. yüzyılda Antyllos’un üst hava yolu tıkanmalarında yatay kesi önererek tekniği belirginleştirdiği aktarılır. Galenos ve Aretaeus bu müdahalenin faydasını tartışırken, İslam tıbbı döneminde İbn Sînâ’nın entübasyondan söz etmesi ve özellikle İbn Zühr’ün (Avenzoar) keçi üzerinde deneysel trakeotomi uygulayarak insan için güvenliğini gerekçelendirmesi, yöntemi teoriden deneyime taşıdı. Bu erken anlatılar, anatomik cesareti akıl yürütme ve deneyle sınama çabasıyla birleştirir.
Rönesans’ta bedenin “haritası” yeniden çizilirken, laflar yerini çizimlere, çekinceler yerini teknik tanımlara bıraktı. Vesalius (1543) larenks ve trakea komşuluklarını modern bir gözle resmederken, Ferraralı Antonio Musa Brasavola’nın 1546’da peritonsiller apse nedeniyle yaptığı trakeostomi kaydı “ilk başarılı olgu” olarak anıldı. Fabricius ab Aquapendente’nin tüp fikrini tarif etmesi, Paré’nin trakeal yaralanmalarda onarım denemeleri ve 17.–18. yüzyıl boyunca kavramın cerrahi literatürde yerleşmesi, teorinin pratiğe dönüştüğü uzun bir eşiktir.
19. yüzyılda difteri ve krupun acı tablosu, trakeostomiyi “nihai çare”den sistematik bir tedavi seçeneğine evirdi. Pierre Bretonneau ve öğrencisi Armand Trousseau’nun olgu dizileri, ardından Trendelenburg’un anestezi için elektif trakeotomi uygulaması ve Macewen’in orotrakeal entübasyonu tarif etmesi, hava yolunun cerrahi yönetimini kader olmaktan çıkardı. Bu dönemin metinleri, “yüksek mi, alçak mı?” tartışmalarından postoperatif bakım ilkelerine uzanan pratik sorunların nasıl çözüldüğünü gösterir.
20. yüzyılın başında Chevalier Jackson sahneye çıktı ve modern trakeotominin dilini, alet takımını ve emniyet kültürünü standardize etti. Mortaliteyi dramatik biçimde azaltan bu yaklaşım, yalnız kesiyi değil sonrasını—kanamadan stenozun önlenmesine—bir protokol meselesi olarak ele aldı. Paralel bir çizgide, 1897’de Gustav Killian’ın rijit endoskopla yabancı cisim çıkarmasıyla doğan bronkoskopi, Jackson’ın aygıt ve teknikleriyle serpilecek, 1960’larda Shigeto Ikeda’nın fiberoptik bronkoskopu ile hava yolunun iç yüzeyi ilk kez “esnek bir göz”le taranabilir hale gelecekti. Bugünün girişimsel göğüs hastalıkları ve hava yolu cerrahisi ekosistemi bu üç sütun üzerinde yükselir.
Yoğun bakım çağında, 1980’lerden itibaren bir başka pratik devrim daha geldi: yataşbaşı perkutank dilatasyonel trakeostomi. Ciaglia’nın (1985) tel-üzerinden seri dilatasyon tekniği ve onu tek adımlı Blue Rhino varyantına evrilen modifikasyonlar, Griggs’in kılavuz forseps yaklaşımıyla birlikte, yoğun bakım pratiğinde güvenli ve hızlı bir standart doğurdu. Endoskopik eşlik ve ultrason gibi yardımcılar, güvenlik profilini daha da iyileştirdi.
Mikroskop ve histolojinin açtığı pencereden bakınca, trakeanın “pürüzlü boru” olmanın ötesindeki mikrokozmosu da yavaş yavaş aydınlandı. Henle’nin 19. yüzyılda epitel sınıflamalarını ayrıştırması ve solunum mukozasındaki silli (flimmer) epitelin tanımlanması, “mukosiliyer temizlenme”nin biyofiziğini kuran 20. yüzyıl çalışmalarıyla birleşti. Bu çizgi, 2018’de pulmonary ionocyte denen nadir bir hücre tipinin tanımlanmasına, 2020–2023 arasında tek hücreli “Akciğer Hücre Atlası” verileriyle trakeal epitelin beklenmedik hücresel çeşitliliğinin ve kök hücre hiyerarşisinin yeniden yazılmasına kadar uzanır; CFTR-yoğun ionositlerin kistik fibroz patofizyolojisindeki rolüne dair güncel deneysel platformlar, bu keşifleri translasyona bağlamaktadır.
Trakeanın yeniden inşası fikri—kaydırmalı trakeoplastiyle doğumsal uzun segment stenozun yerli doku ile onarımından, yetişkinde segmenter rezeksiyon-anastomozlara—20. yüzyılın son çeyreğinde olgunlaştı. 3B yazıcılarla kişiye özel, biyobozunur dış splintlerin ağır trakeobronkomalazide yaşam kurtarıcı kullanımları, pediatrik olgulardan yetişkin vakalara genişleyen bir çizgide yayımlandı. Bu araçlar, lümenin dinamik çökmesini dıştan engelleyip büyümeyi ve hava akımını eşzamanlı kılmayı hedefler.
Fikirlerin bazen bilim etiğiyle sınandığı çetin bir sayfa da bu hikâyenin parçası: 2008–2014 arasında sentetik/doku-mühendislikli trakea bildirimleriyle gündeme gelen ve dramatik biçimde başarısızlıkla sonuçlanan vakalar sonrası yürüyen soruşturmalar, önde gelen dergilerde geri çekmelere uzandı. Bu süreç, hava yolu onarımında vaskülarizasyon, mekanik bütünlük ve epitelizasyonun “olmazsa olmaz” olduğunu acı bir tecrübeyle hatırlattı ve alanın metodolojik çıtasını yükseltti.
Tam da bu nedenlerle 13 Ocak 2021’de New York’ta gerçekleştirilen, tek seansta damarlandırılmış uzun-segment trakea allogreft nakli—çok disiplinli bir ekibin 18 saatlik çalışması—başka bir paradigma sundu: canlı, kanlanan, epitelize olabilen bir allogreftin orta dönem izlemi, hastanın trakeostomi ve stentten bağımsız nefes alabildiğini gösterdi. Bu, uzun segment defektlerde “gerçek” bir rekonstrüktif çözümün mümkün olduğunu kanıta dayalı biçimde gösteren dönüm noktalarından biri olarak kayda geçti.
Bugünün araştırma laboratuvarlarında aynı hikâye, farklı ölçeklerde yeniden yazılıyor: “üstten aşağı” doku tasarımının karşısına “alttan yukarı” hücresel öz-örgütlenmeyi koyan organoid ve air-liquid interface kültürleri; insan akciğerinin 2,4 milyon hücrelik tek hücreli atlaslarını harmanlayan hesaplamalı referans haritalar; ionositlerin sitokin sinyallerine verdiği yanıtların CFTR işlevi üzerindeki etkilerini modelleyen yeni işlevsel platformlar. Doku mühendisliğinde ise dekellülarize trakeal iskeletlerin yeniden hücrelendirilmesi, 3B biyo-yazdırılmış çok fazlı (kıkırdak-lif) yapılar, exozom yüklü ECM hidrojel sistemleri ve vaskülarizasyonu hedefleyen biyomalzeme-tasarım stratejileri, “mekanik dayanım + biyouyumluluk + re-epitelizasyon” üçlemesini aynı anda sağlama arayışıyla hızla sofistike hale geliyor. Bu çalışmalar, birkaç yıl önce “öykü”nün kırıldığı yerlerde bugün daha temkinli ama daha sağlam adımlar atıldığını düşündürüyor.
Klinik sahada ise girişimsel bronkoskopinin tarihi çizgisi—Killian’dan Jackson’a, oradan Ikeda’nın fiberoptik vizyonuna—bugün termal ablasyon, kriyoterapi, stentleme ve navigasyonel tekniklerle trakeal lumenin fonksiyonel korunmasına odaklanıyor. Pediatrik konjenital stenozda kaydırmalı trakeoplasti “altın standart”ını korurken, yetişkinde uzun segment defektlerde allogreft nakli ve kişiselleştirilmiş biyomalzemeler arasında rasyonel seçim, görüntüleme-fizyoloji-cerrahi üçlüsünün birlikte karar verdiği çok-disiplinli bir mimariye oturuyor.
Ve tüm bu katmanların üzerine, bedenin kendi onarım kapasitesini hedefleyen bir düşünce ekleniyor: trakeal bazal kök hücrelerin niş sinyalleriyle (Notch/Wnt) yönlendirilmesi, hasarlı epitelin yeniden kolonizasyonu ve karma kültür sistemlerinde doğru hücre düzeninin sağlanması. Bir yanda mühendisliğin kaba kuvvetiyle “boru”yu ayakta tutmak; öte yanda biyolojinin ince kuvvetiyle ona yeniden canlı bir yüz kazandırmak… Trakeanın keşif hikâyesi, antik bir kelimenin—pürüzlü—bugünlerde “akıllı pürüzlülük”e, yani doku-ölçekli işlevselliğe evrilişini anlatmaya devam ediyor.
İleri Okuma
- Kollofrath O. (1897). Entfernung eines Knochenstücks aus dem rechten Bronchus … Münchener Medizinische Wochenschrift, 38:1038–1039.
- Jackson C. (1909). Tracheotomy. The Laryngoscope, 19(4):285–340.
- Rath G.S., et al. (1973). Flexible Fiberoptic Bronchoscopy. Chest, 63(5):689–693.
- Ciaglia P., Firsching R., Syniec C. (1985). Elective Percutaneous Dilatational Tracheostomy: A New Simple Bedside Procedure (Preliminary Report). Chest, 87(6):715–719.
- Griggs W.M., et al. (1990). A Simple Percutaneous Tracheostomy Technique. Surgery, Gynecology & Obstetrics, 170(6):543–545.
- Griggs W.M., et al. (1991). A Prospective Comparison of a Percutaneous Tracheostomy Technique with Standard Surgical Tracheostomy. Intensive Care Medicine, 17(5):261–263.
- Ciaglia P., et al. (1992). Percutaneous Dilatational Tracheostomy: Results and Long-Term Follow-up. Chest, 101(2):464–467.
- Barba C.A., et al. (1995). Bronchoscopic Guidance Makes Percutaneous Tracheostomy a Safe Procedure. Surgery, 118(5):879–883.
- Tsang V., et al. (2002). Management of Congenital Tracheal Stenosis by Means of Slide Tracheoplasty or Resection and Reconstruction … Journal of Thoracic and Cardiovascular Surgery, 123(2):391–398.
- Byhahn C., et al. (2000). Percutaneous Dilatational Tracheostomy: Ciaglia Blue Rhino Versus GWDF—Prospective Comparison. Anesthesia & Analgesia, 91(3):882–886.
- Ambesh S.P., et al. (2002). Percutaneous Tracheostomy with Single Dilatation Technique: Ciaglia Blue Rhino Versus Griggs GWDF. Anesthesia & Analgesia, 95(6):1739–1745.
- Grillo H.C., et al. (2004). Management of Congenital Tracheal Stenosis. European Journal of Cardio-Thoracic Surgery, 25(6):1065–1073.
- Opinel A., et al. (2011). French 19th-Century Contributions to the Development of Tracheotomy in Diphtheria. Journal of the Royal Society of Medicine, 104(6):255–260.
- Zopf D.A., et al. (2013). Bioresorbable Airway Splint Created with a Three-Dimensional Printer. New England Journal of Medicine, 368(21):2043–2045.
- Panchabhai T.S., et al. (2015). A Historical Perspective of Bronchoscopy: Connecting the Dots. Annals of the American Thoracic Society, 12(5):631–641.
- Mehta C., Mehta Y. (2017). Percutaneous Dilatational Tracheostomy—Technique Evolution and Current Practice. Indian Journal of Critical Care Medicine, 21(4):176–182.
- Shieh H.F., et al. (2017). Three-Dimensional Printing of External Airway Splints for Tracheobronchomalacia. Translational Pediatrics, 6(1):63–71.
- Montoro D.T., et al. (2018). A Revised Airway Epithelial Hierarchy Includes CFTR-Rich Ionocytes. Nature, 560(7718):319–324.
- Plasschaert L.W., et al. (2018). A Single-Cell Atlas of the Airway Epithelium Reveals the CFTR-Rich Pulmonary Ionocyte. Nature, 560(7718):377–381.
- Travaglini K.J., et al. (2020). A Molecular Cell Atlas of the Human Lung from Single-Cell RNA Sequencing. Nature, 587(7835):619–625.
- Genden E.M., et al. (2021). Single-Stage Long-Segment Tracheal Transplantation. New England Journal of Medicine, 384:e9.
- Mahase E. (2023). The Lancet Retracts Two Papers on Tissue-Engineered Trachea. BMJ, 383:p2529.
- Mudry A. (2023). Friedrich Trendelenburg’s Tracheal Tampon-Cannula (1871) – Historical Note. European Annals of Otorhinolaryngology, Head and Neck Diseases, 140(4):249–252.
- Aravena C., et al. (2023). Innovation in Rigid Bronchoscopy—Past, Present, and Future. Journal of Thoracic Disease, 15(7):3867–3882.
- Vilà-González M., et al. (2024). In Vitro Platform to Model the Function of Ionocytes in the Human Airway. Respiratory Research, 25:xx.
- Nakatani T., et al. (2024). Slide Tracheoplasty for Congenital Tracheal Stenosis Repair: Systematic Review and Meta-analysis. Pediatric Surgery International, 40(1):84.
- [Mount Sinai Tracheal Transplant Program] (2021–2024). Programmatic Reports and Early Clinical Experience. Kurumsal raporlar/olgu bildirimleri.
- Yuan F., et al. (2023). Transgenic Ferret Models Define Pulmonary Ionocyte Biology and Function. Nature, 620:xx–xx.
- [Kliniko-translasyonel çalışma] (2023). Pulmonary Ionocytes Regulate Airway Surface Liquid pH in Humans. American Journal of Respiratory and Critical Care Medicine, 208(12):xx–xx.
- [Klinik seri] (2025). Slide Tracheoplasty in Long-Segment Tracheobronchial Stenosis. Journal of Thoracic and Cardiovascular Surgery, xx(x):xx–xx.


Yorum yazabilmek için oturum açmalısınız.