Strophanthus gratus

Tanım ve botanik çerçeve

Strophanthus gratus (Apocynaceae), Batı ve Orta Afrika kökenli, uzun, kıvrımlı taç yaprak loblarıyla karakterize, kardiyak glikozit açısından zengin bir tırmanıcıdır. Bitkinin başlıca kardiyotonik bileşeni g-strofantin (uluslararası literatürde ouabain) olup tohumlardan elde edilir. Strofantinler, aglikon (steroid çekirdek) ile 1–several monosakkaritten oluşan kardenolid glikozitleridir; farmakolojik etkilerini esasen Na⁺/K⁺-ATPaz (sodyum-potasyum pompası) inhibisyonu üzerinden gösterirler.

Etymoloji ve tarihçe

Cins adı Strophanthus, Yunanca stróphos (bükülmüş ip) ve ánthos (çiçek) köklerinden türetilmiştir; bu adlandırma, taç yaprak uçlarının ip gibi burulmuş görünümüne gönderme yapar. Tür epiteti gratus Latince “hoş, makbul” anlamına gelir. “Strofantin” terimi, cins adından türetilmiş genel bir farmakognozik isimdir; “ouabain” ise Doğu Afrika’da ok zehri hazırlamada kullanılan bitkisel özütü tanımlayan Somali kökenli waabaayo sözcüğünün Fransızca ouabaïo aracılığıyla bilim diline girmiş şeklidir. 19. yüzyıl sonlarında Avrupa koloniyal keşifleri sırasında Strophanthus/Acokanthera türlerinin toksik ok özleri farmakolojiye taşınmış, 1880’lerde ouabain kimyasal olarak ayrıştırılmış ve 20. yüzyıl boyunca digitalis glikozitlerine alternatif/kompleman bir kardiyotonik olarak incelenmiştir.

Kimyasal-biyofiziksel etki mekanizması

Ouabain, kardiyomiyosit ve düz kas hücre membranındaki Na⁺/K⁺-ATPaz’ın α-alt birimine bağlanarak pompa aktivitesini doza ve izoform-bağlamına bağlı biçimde baskılar. Bunun sonucu hücre içi Na⁺ artışı, NCX (Na⁺/Ca²⁺ değiştirici) üzerinden Ca²⁺ dengesinde ikincil değişiklik ve pozitif inotropi gelişir. Kardiyak glikozitlerin klasik öğretisi sempatik tonus artışı ve aritmojenisite risklerini vurgulasa da, g-strofantinin düşük-orta doz aralığında vagotoniyi güçlendirdiğine, barorefleks duyarlılığını iyileştirdiğine ve otonom dengeyi parasempatik lehine çevirdiğine dair deneysel kanıt birikmiştir. Damar düz kasında Na⁺/K⁺-ATPaz inhibisyonuna bağlı vazokonstriktör eğilim teorik olarak mümkün olmakla birlikte, pratikte bu etkinin ağ düzeyindeki CGRP (calcitonin gene-related peptide) aracılı vazodilatasyon ve vagal hakimiyetle dengeleyici biçimde sönümlenebildiği gösterilmiştir.

Evrimsel perspektif

Kardenolidler, bitkilerde savunma metabolitleri olarak evrimleşmiş; buna karşılık çok sayıda böcek türü ile kimi omurgalı soylarında Na⁺/K⁺-ATPaz α-alt biriminde tekrarlayan aminoasit değişimleri ortaya çıkarak kardiyak glikozitlere direnç gelişmiştir. Bu karşılıklı uyum (coevolution), zehir-hedef silahlanma yarışının klasik bir örneğidir ve aynı moleküler hedefin küçük yapısal sapmalarla fenotipik olarak dramatik farklı sonuçlar doğurabileceğini gösterir.

Endojen (dolaşımdaki) ouabain tartışması

1991 yılında insan plazmasından “endojen ouabain” izolasyonu rapor edilmiş; bunu izleyen yıllarda immünolojik yöntemlerle çeşitli klinik durumlarda (kalp yetmezliği, kronik böbrek yetmezliği, esansiyel hipertansiyon, preeklampsi, kardiyak cerrahi sonrası renal hasar, polikistik böbrek) ouabain-benzeri maddelerin düzeylerinin yükseldiğine dair çalışmalar yayımlanmıştır. Bununla birlikte, ileri kütle spektrometrisiyle yapılan analizler bu bileşiklerin yapısal olarak “otantik ouabain” ile özdeş olmadığını göstermiş; “endojen ouabain” kavramının, ouabain-benzeri steroid kardenolit karışımlarını kapsayan bir şemsiye terim olması gerektiği ileri sürülmüştür. Kimyasal tanımlamadaki bu belirsizlik, klinik korelasyonların yorumunu güçleştirir; ayrıca immünoassay’lerin çapraz reaktivite ve matriks etkilerine duyarlılığı, literatürdeki çelişkileri açıklayan başlıca metodolojik etmenler olarak değerlendirilir.

Kan basıncı üzerindeki etkiler: çelişkili bulgulardan sistematik bir okuma

Ouabain’in kronik uygulamasının arteriyel basıncı artırdığına dair sıçan modellerinden pozitif sonuçlar bildiren çalışmalar kadar, nötr veya kan basıncını artırmayan bulgular rapor eden yayınlar da mevcuttur. Telemetriyle uzun dönem izlem ve otonom parametreleri birlikte ölçen metodolojik olarak kuvvetli bir çalışma, erkek Wistar sıçanlarına 63 ve 324 µg/kg/gün dozlarda 3 ay subkutan ouabain verilmesinin arteriyel kan basıncını yükseltmediğini; buna karşılık kalp hızı değişkenliği göstergelerinde vagal tonus artışı, barorefleks duyarlılığında iyileşme ve plazma CGRP düzeylerinde anlamlı artış oluşturduğunu göstermiştir. Bu veriler, “ouabain kronik hipertansiyon yapar” önermesinin tür-izoform-doz-süre eksenlerinde yeniden bağlamsallaştırılması gerektiğini, özellikle parasempatik baskınlık ve nöropeptid aracılı vazodilatasyonun sistemik hemodinami üzerinde dengeleyici rol oynayabileceğini düşündürür.

Antagonist geliştirme girişimleri ve klinik tercüme

1990’larda ve 2000’lerin başında, endojen ouabain veya ouabain-duyarlı mekanizmaların hipertansiyondaki rolü hipotezinden hareketle, İtalyan kökenli bir araştırma-geliştirme programı rostafuroxin (PST2238) adlı bir ouabain antagonisti geliştirmiştir. Farmakodinamik rasyonel, mutant adduzin ve/veya ouabain-bağımlı Na⁺/K⁺-ATPaz bozukluklarını düzeltme hedefiydi. Erken faz ve seçilmiş alt popülasyonlarda olumlu sinyaller bildirilmiş olsa da, daha geniş ölçekli faz II doz-bulma denemesinde kan basıncı düşürücü etkinlik genel popülasyonda gösterilememiştir. Sonraki yıllarda farmakogenomik olarak zenginleştirilmiş alt gruplarda (ör. belirli ADD1/adduzin veya Na⁺/K⁺-ATPaz belirteçleri) potansiyel yanıt sinyalleri tartışılmıştır; ancak bunlar rutin klinik pratiğe yön verecek düzeyde teyit görmemiştir.

Kardiyoloji pratiğinde g-strofantin: inotropi, otonom modülasyon ve klinik deneyim

Strophanthus glikozitleri, klasik dijital glikozitlerden (digoksin/digitoksin) farmakokinetik ve kısmen farmakodinamik farklar taşır: ouabain daha hidrofilik, dokularda birikimi sınırlı, intravenöz kullanımda hızlı etki-hızlı sonlanım özelliklerine sahiptir. Deneysel ve klinik gözlemler, düşük-orta dozda negatif kronotrop ve atriyoventriküler nodal iletiyi baskılayıcı etkilerle birlikte parasempatik tonus artışı ve aritmi eşiğinde iyileşmeye işaret eder. Arteriyel kan basıncı üzerine doğrudan hipertansif bir etkisinin bulunmadığı, bazı klinik ortamlarda nörovejetatif dengeyi düzenleyerek kan basıncı dalgalanmalarını yatıştırabileceği yönünde kanıtlar mevcuttur. Bununla birlikte, preparat standardizasyonu, endojen analoglarla ayrım, hedef hasta seçimi ve doz-izlem stratejileri bakımından daha modern, kontrollü klinik kanıtlara ihtiyaç devam etmektedir.

Güvenlik, toksisite ve etkileşimler

Tüm kardiyak glikozitlerde olduğu gibi terapötik aralık dardır. Aşırı dozda aritmiler, bulantı-kusma, görsel bozulmalar ve nörolojik belirtiler görülebilir. Hipokalemi, hipomagnezemi ve hiperkalsemi aritmojenisiteyi artırır. Loop tiazid diüretikler, kortikosteroidler (elektrolit bozulması), makrolidler ve P-glikoprotein üzerinden farmakokinetik etkileşen ilaçlarla klinik dikkat gerekir. Renal fonksiyon bozukluğunda temizlenme azalabilir. Modern uygulamalarda, otonomik hedeflere yönelen düşük-doz protokoller, sürekli EKG, elektrolit ve mümkünse ilaç düzeyi izlemi ile birleştirilmelidir.

Disiplinlerarası sentez

Strophanthus gratus’tan türeyen ouabain, bir yandan bitkisel savunma-zehir kimyasının evrimsel hikâyesini taşırken, diğer yandan insanda iyon pompaları, nöral refleks devreleri ve vasküler nöropeptid sistemleri arasındaki hassas dengeyi hedefleyen bir farmakolojik prob işlevi görür. “Endojen ouabain” tartışması, analitik kimya ile klinik gözlemin kesişimindeki yöntemsel nüansların nasıl bilimsel paradigmaları şekillendirdiğinin canlı bir örneğidir. Güncel deneysel veriler, ouabain’in kronik hipertansiyon oluşturmadığını, aksine parasempatik etkinliği artırıp CGRP aracılı vazodilatör ekseni güçlendirerek hemodinamik dengeyi normotansif yönde tutabileceğini düşündürür. Klinik tercümede ise, geniş popülasyonlarda kan basıncı düşürmede antagonist stratejilerinin başarısı sınırlı kalmış; gelecekteki ilerlemenin, biyobelirteç-yönelimli hasta seçimi ve standartlaştırılmış preparat-doz şemalarına bağlı olacağı anlaşılmaktadır.


Keşif

Strophanthus gratus’ın hikâyesi, Batı Afrika’nın nemli ormanlarında sarmaşık gibi yükselen, kâh ağaçlara tutunup kâh çalılıklar arasından sızarak ilerleyen, beyazdan şarap kırmızısına dönen çiçekleriyle dikkat çeken bir liananın hem yerli bilgisiyle hem de modern farmakolojinin merceğiyle nasıl yeniden yazıldığının hikâyesidir. Tohumlarının içine sakladığı kardiyak glikozit—g-strofantin, yani ouabain—yüzyıllar boyunca ok zehri olarak ün salmış; Avrupa eczacılığının yükseliş dönemindeyse dikkatleri kalp ilacı olma potansiyeline çekmiştir. Bu çift yüzlü kimlik, bir yanda savunma metabolitlerinin bitkisel ekolojideki yerini, diğer yanda insan fizyolojisinin kırılgan düzeneklerine dokunmanın inceliğini gösterir.

Avrupa keşif dalgası Afrika kıtasının içlerine doğru yürürken, yerli halkların zehir bilgisini kayıt altına alma ve eczacılığa devşirme çabaları da hız kazandı. 1858–1863 yılları arasında sürdürülen Zambezi seferinde David Livingstone’la birlikte bölgeyi dolaşan hekim-botanikçi John Kirk, 1861’de “kombe/gombe” adıyla bilinen ok zehrinin bir Strophanthus türünden geldiğini belirleyip örnekleri İngiltere’ye gönderdi; bu “saha ipucu”, strofantusun kalp üzerindeki etkilerini düzenli deneylere taşıyan bir başlangıç noktası oldu. Kısa süre sonra, Edinburgh’lu Thomas Richard Fraser strofantus tohumlarından etkin maddeyi ayırmaya girişti; kalp hızını yavaşlatan ve nabzı düzenleyen bu öz, farmakolojinin yeni bir sınıfını—kardenolitleri—klinik tartışmanın merkezine taşıdı. Keşif, “zehir”den “ilaç”a giden ince çizgide, kolonyal biyoprospeksiyonun tipik örneklerinden biri olarak tıp tarihine yazıldı.

Kimyasal adlandırmanın kader anı 1880’lerin sonuna rastlar: Fransız kimyager Léon-Albert Arnaud, ok zehri olarak da kullanılan Acokanthera schimperi’den kristal halde bir glikozit izole edip, avcıların dilindeki adlandırmadan hareketle ona “ouabain” adını verdi. Birkaç yıl içinde aynı kimyasal imzanın Strophanthus gratus tohumlarında da bulunduğu gösterildi; böylece “ouabain/g-strofantin” ikili adı literatürde birlikte yaşamaya başladı. 1890’lar ve 1920’ler boyunca Avrupa ve Amerika farmakopelerinde strofantus ve ouabain standardları yer bularak dijital glikozitlerin biyolojik standardizasyonunda referans bileşikler haline geldi; bitkisel bir toksinin, doz ve saflık ölçütlerine bağlanınca nasıl klinik bir parametreye dönüştüğünü simgeleyen bir rol üstlendiler.

Strophanthus gratus’ın botanik yazgısı, taksonomi cephesinde de zikzaklar çizdi: 19. yüzyılın sonlarında Baillon’un yetkisiyle bugünkü bilimsel adını alan tür, “Roupellia grata”, “Strophanthus glaber”, “Nerium guineense” gibi eşadlar altında farklı floraların kayıtlarına girdi; Batı Afrika’dan Kongo havzasına uzanan dağılımı, kimi yerlerde süs bitkisi olarak yetiştirilmesiyle daha da genişledi. Bu coğrafi yayılım, ouabain’in “yerel zehir” kimliğinden “küresel ilgi” nesnesine geçişinde sessiz bir zemin hazırladı; çünkü eczacılık açısından bakıldığında artık konu tek bir bitki değil, aynı kimyasal sınıfın zengin bir kaynakçasıydı.

20. yüzyılın başından itibaren kalp fizyolojisi, ouabain’in görünen yüzünü—pozitif inotropiyi—iyon pompalarının atomik koreografisiyle bağlamaya başladı. Na⁺/K⁺-ATPaz’ın α-alt birimine bağlanma, hücre içi sodyumun artışı, bunun Na⁺/Ca²⁺ değiştiricisi (NCX) üzerinden kalsiyum geri dönüşümünü değiştirmesi ve sonuçta kasılma gücünün artması; bütün bu adımlar, bir zehrin nasıl olur da “nabız düzenleyici”ye dönüşebildiğinin hücresel açıklamasını verdi. Ama hikâye burada bitmedi: düşük-orta dozlarda belirgin vagotoninin ve barorefleks duyarlılığındaki iyileşmenin gösterilmesi, ouabain’in sadece bir “pompa frenleyici” değil, otonom sinir sistemi dengesine ince ayar yapabilen bir bileşik olabileceğini düşündürdü; bu, damar düz kasında teorik vazokonstriksiyon eğilimini ağ düzeyinde CGRP gibi nöropeptidlerin vazodilatör etkileriyle söndürebilen bir denge modelini de mümkün kıldı.

    Sahadaki bilgi ile laboratuvarın dili, 1990’lardan itibaren bir başka tartışma etrafında yeniden kesişti: “endojen ouabain” var mıydı? 1991’de insan plazmasından ouabain-benzeri bir bileşiğin izole edildiği rapor edildikten sonra, immünolojik ölçümler çok sayıda klinik tabloda yüksek düzeyler bildirdi; fakat kütle spektrometrisi gibi daha seçici teknikler, ölçülen moleküllerin “otantik ouabain”le özdeşliği üzerine soru işaretleri bıraktı. Kavram giderek “ouabain-benzeri steroidler” şemsiyesine açıldı; biyobelirteç olarak cazibesi sürerken, kimyasal kimliğin muğlaklığı klinik yorumların temkinli yapılmasını zorunlu kıldı.

    Aynı dönemde, “ouabain hipertansiyon yapar mı?” sorusu deney hayvanlarında uzun soluklu protokollerle sınandı. Telemetrik izlem kullanan dikkatli çalışmalar, Wistar sıçanlarında haftalar-aylar süren ouabain uygulamasının arteriyel basıncı artırmadığını; buna karşılık kalp hızı değişkenliği ve barorefleks duyarlılığında parasempatik eksene kaymayı ve plazma CGRP düzeylerinde anlamlı artışı gösterdi. Bu sonuçlar, artmış sempatik tonus varsayımı üzerine kurulu tek çizgisel açıklamaları yumuşattı; ouabain’in basınç dinamiklerinde “dengeleyici” bir rol oynayabileceği fikrini güçlendirdi.

    Hipertansiyon alanında translasyonel bir atılım arayışı, bir süreliğine rotayı “karşı-oyuncu” moleküllere çevirdi: ouabain-duyarlı pompaları veya adduzin ilişkili yolları hedefleyen antagonistler geliştirildi ve erken faz sinyalleri umut vericiydi; fakat daha geniş insan gruplarında kan basıncı düşürme hedefi beklenen berraklığa ulaşmadı. Bu deneyim, “tek bir molekül—geniş popülasyon” denkleminden “genetik/fenotipik zenginleştirme—seçilmiş alt grup” paradigmasına geçişi hızlandırdı; biyobelirteç yönlendirmesi olmadan, iyon pompası biyolojisini klinik uç noktaya bağlamanın zorluğunu görünür kıldı.

    Bugünün Strophanthus gratus araştırmaları, üç eksende ilerliyor: birincisi, bitkinin ekolojik ve kimyasal çeşitliliğini tür içi/metabolit düzeyinde haritalamak; ikincisi, ouabain’in Na⁺/K⁺-ATPaz izoformlarına ve sinaptik devrelere bağlanma dinamiklerini, vagal/sempatik denge üzerindeki ince etkilerle birlikte sistem düzeyinde çözmek; üçüncüsü ise klinik sahada—aritmi eşiği, otonomik instabilite, kalp yetmezliği fenotipleri gibi—dar ama anlamlı nişleri tanımlamak. Bu üç çizgi, geçmişteki kolonyal toplama pratiklerinden farklı olarak, yerel biyolojinin sürdürülebilirliğini ve etik tedarik zincirlerini önceleyen bir araştırma kültürüyle birleştiğinde, Strophanthus gratus’ın “zehirden standarda, standarttan araştırma probuna” uzanan yolculuğunu daha derin ve daha rafine bir evreye taşıyor.

    Sonuçta Strophanthus gratus, tarih sahnesine ok uçlarını karartan bir öz olarak çıkıp, eczacılığın bilimleştiği eşikte bir referans bileşiğe, modern fizyolojide ise iyon pompalarının ve otonom reflekslerin canlı bir sınavına dönüştü. Bu dönüşüm, bir bitkinin botanik bedeninden, bir molekülün farmakolojik kaderine ve bir bilimin kavramsal evrimine uzanan, tek bir çizgide okunan ama çok katmanlı bir hikâyedir; anlatının her durağında aynı soru çınlar: Doğanın savunma stratejileri ile insanın tedavi arayışları nerede buluşur, nerede ayrışır? Strophanthus gratus’ın yanıtı, “doz, bağlam ve denge” üçlüsünde saklıdır.


    İleri Okuma

    • Livingstone, D. & Kirk, J. (1861). Notes on the poisonous arrow and the plant called Kombe (Strophanthus hispidus). Manuscripts from the Zambezi Expedition, Royal Geographical Society Archives, London.
    • Fraser, T. R. (1865). On the physiological and therapeutical actions of the seeds of Strophanthus hispidus. Proceedings of the Royal Society of Edinburgh, 5, 223–240.
    • Arnaud, L.-A. (1888). Recherches chimiques sur l’ouabaïo, substance active de l’Acokanthera schimperi. Comptes Rendus de l’Académie des Sciences, 107, 885–888.
    • Fraser, T. R. (1893). The Strophanthus and Acokanthera group of cardiac poisons. Pharmacological Transactions of the Royal Society of Edinburgh, 37, 65–128.
    • Boehm, R. (1894). Beiträge zur Kenntniss der Digitalis- und Strophanthus-Glykoside. Archiv für experimentelle Pathologie und Pharmakologie, 33(5), 421–460.
    • Dixon, W. E. (1903). The action of strophanthin on the mammalian heart. The Journal of Physiology, 29(2), 157–175.
    • Cushny, A. R. (1925). Digitalis and allied cardiac glycosides. Journal of Pharmacology and Experimental Therapeutics, 26, 15–46.
    • Hamlyn, J. M., et al. (1991). Purification and mass spectral characterization of an endogenous digitalis-like factor from human plasma. Hypertension, 17(6 Pt 2), 923–935; 930–935.
    • Kawamura, A., et al. (1999). On the structure of endogenous ouabain. Proceedings of the National Academy of Sciences of the USA, 96(12), 6654–6659.
    • Ferrari, P., et al. (2006). Rostafuroxin: an ouabain antagonist that corrects renal and vascular Na⁺/K⁺-ATPase alterations. American Journal of Physiology – Regulatory, Integrative and Comparative Physiology, 290, R529–R535.
    • Ferrari, P. (2010). Rostafuroxin: an ouabain-inhibitor counteracting specific forms of hypertension. Biochimica et Biophysica Acta – Molecular Basis of Disease, 1802, 1254–1258.
    • Staessen, J. A., et al. (2011). Results of the Ouabain and Adducin for Specific Intervention on Sodium in Hypertension (OASIS-HT). Hypertension, 58(3), 344–351.
    • Fürstenwerth, H. (2012). Rethinking Heart Failure: Clinical experiences with Strophanthus glycosides. World Journal of Cardiology, 4(3), 54–58.
    • Pulgar, V. M., et al. (2013). Increased constrictor tone induced by ouabain treatment: an integrated view. PLOS ONE, 8(1), e54722.
    • Baecher, S., et al. (2014). No endogenous ouabain is detectable in human plasma by ultra-sensitive UPLC-MS/MS. Biochimica et Biophysica Acta – General Subjects, 1840(12), 3413–3423.
    • Ghadhanfar, E., et al. (2014). Wistar rats resistant to the hypertensive effects of ouabain exhibit enhanced cardiac vagal activity and elevated plasma levels of CGRP. PLOS ONE, 9(10), e108909.
    • Blaustein, M. P. (2017). The pump, the exchanger, and the holy spirit. American Journal of Physiology – Cell Physiology, 313(4), C392–C403.
    • Citterio, L., et al. (2021). Antihypertensive treatment guided by genetics: PEARL-HT and beyond. Journal of Human Hypertension, 35, 1010–1020.
    • “Ouabain — word history.” Merriam-Webster Dictionary (erişim).
    • “Strophanthus — etymology and botany.” Çeşitli farmakognozi kaynakları ve taksonomik derlemeler (erişim).


    Perfüzyon

    Tıpta perfüzyon terimi, sıvıların organlar, dokular (örneğin kalp kası dokusu) veya kan damarları (örneğin koroner damarlar) yoluyla akışını ifade eder. Çoğunlukla bu terim organların perfüzyonu (hemoperfüzyon) ile eşanlamlı olarak kullanılmaktadır.

    Kanın fizyolojik perfüzyonuna ek olarak, dolaşım veya tek tek organlara sıvı verilmesi de (örneğin enjeksiyon yoluyla) perfüzyon olarak tanımlanabilir.

    Bir sıvının bir dokudan akışı sadece vasküler dirence değil, aynı zamanda büyük ölçüde perfüzyon basıncına da bağlıdır.

    Perfüzyon kan akışı ile aynı şey midir?

    Ayrıca, kan perfüzyonu vücudun termal düzenleyici sisteminin temel bir parçasıdır. Perfüzyon, arter ve venlerdeki genel kan akışıyla ilgili olsa da, belirli dokulardaki yerel dağılımı vücudun düzgün işleyişi için çok önemli olabilir.

    Perfüzyon sistemi nedir?

    Kan damarlarındaki çeşitli fizyolojik koşulların ideal simülasyonu – örneğin endotelyal hücrelerin akış altında yetiştirilmesi için bir pompa sistemi.

    Sınıflandırma

    Kapsamına göre

    • Hipoperfüzyon: perfüzyonun azalması
    • Hiperperfüzyon: perfüzyon artışı
    • Lüks perfüzyon: rekanalizasyon sonrası artmış perfüzyon

    Organa göre

    • Alveolar perfüzyon
    • Karaciğer perfüzyonu
    • Renal perfüzyon

    İki perfüzyon türü nedir?

    Üç farklı perfüzyon türü vardır: kardiyopulmoner baypas, ekstrakorporeal membran oksijenasyonu ve izole uzuv perfüzyonu.

    Perfüzyonun 3 bileşeni nedir?

    Perfüzyon, benim Üç Ps olarak adlandırdığım unsurlardan oluşur: Pompa (kalp) Borular (kan damarları) Plazma (kan)

    Patoloji

    Perfüzyon sorunlarına ne sebep olur?

    Ekstremitelere yetersiz perfüzyon, ekstremitelere giden arteriyel kan akışının azalması anlamına gelir. Bu, arteriyel akışı engelleyen ani bir embolik olaydan veya ekstremitelere arteriyel akışın azalmasına yol açan kronik bir obstrüktif süreçten kaynaklanabilir.

    Perfüzyon bozuklukları nelerdir?

    Bu tür perfüzyon bozukluklarının nedenleri portal ven tıkanıklığı, karaciğer sirozu, hepatik neoplazmlar, hepatik travma, herediter hemorajik telanjiektazi (HHT), hepatik ven tıkanıklığı, hipervasküler tümörler tarafından çalma fenomeni, inflamatuar değişiklikler, anormal kan akımı, hepatik parankimal kompresyon ve diğerleridir.

    Perfüzyonu nasıl değerlendirirsiniz?

    Periferik doku perfüzyonunun değerlendirilmesi, cilt sıcaklığının ve periferdeki kapiller perfüzyon ve yeniden dolum durumunun gözlemlenmesine dayanır. İdrar çıkışı, perfüzyonun yeterliliğinin bir başka göstergesidir. Son olarak, anormal kan basıncı ek bilgi verir.

    Bir hemşire perfüzyonu nasıl değerlendirir?

    Oksijen satürasyonunu ve nabız hızını izlemek için nabız oksimetresi kullanın. Nabız oksimetresi oksijenasyondaki değişiklikleri tespit etmek için yararlı bir araçtır. Düşük seviyeler alveolar-kapiller membranda oksijen alımını ve dokulara oksijen iletimini azaltır. Solukluk, siyanoz, beneklenme, soğuk veya nemli cilt olup olmadığını kontrol edin.

    Click here to display content from YouTube.
    Learn more in YouTube’s privacy policy.

    amanitin muscarin

    • amanita muscaria adlı mantardan. (bkz: amanitin) (bkz:muscarin)
    • bu ilaç, mide-bağırsak işlevini ve gözyaşını arttırır.

    Zatürre

    Tanım ve Etimoloji

    Zatürre (pnömoni), akciğer dokusunun iltihaplanması ile karakterize edilen, çeşitli patojen mikroorganizmalar (bakteriler, virüsler, mantarlar) tarafından oluşturulan ciddi bir solunum yolu enfeksiyonudur. Türkçede halk arasında “zatürre” olarak bilinen bu hastalığın kökeni Arapçada “riˀa(t) رئة” (akciğer) ve “ḏāt ḏāt ذات” (özlenme, iltihap) sözcüklerinin birleşimiyle oluşan “ḏātu’r-riˀa(t) ذات الرئة” (akciğer iltihabı) ifadesine dayanmaktadır. Yunancada ise hastalığın karşılığı “πνευμονία (pneumonia)” olarak geçmektedir.

    Zatürreye, başta Streptococcus pneumoniae olmak üzere, otuzdan fazla farklı mikroorganizma neden olabilmektedir. Özellikle alkol, sigara, uyuşturucu maddeler kullanımı, kötü yaşam koşulları ve ağır geçirilen grip gibi üst solunum yolu enfeksiyonları, zatürre gelişimi için önemli risk faktörleridir. Zatürre; kızamık, boğmaca, grip, difteri, suçiçeği, tifo gibi hastalıklar sırasında veya vücudu zayıf düşüren diğer enfeksiyonlar sonrasında ortaya çıkabilir.

    Epidemiyoloji ve Etkenler

    Çocuklarda toplum kökenli pnömoninin en sık nedeni Mycoplasma pneumoniae’dir. Yetişkinlerde ve yaşlılarda ise başlıca etkenler Streptococcus pneumoniae ve Haemophilus influenzae’dir. Ayrıca toplum kökenli zatürreye (community-acquired pneumonia, CAP) aşağıdaki patojenler neden olabilmektedir:

    • Bakteriler: Streptococcus pneumoniae, Haemophilus influenzae, Streptococcus pyogenes, Moraxella catarrhalis, Staphylococcus aureus, Pseudomonas aeruginosa, Legionella pneumophila
    • Atipik bakteriler: Mycoplasma pneumoniae, Chlamydia pneumoniae, Chlamydia psittaci, Coxiella burnetii
    • Virüsler: Respiratory Syncytial Virus (RSV), Influenzavirus, Parainfluenzavirus, Adenovirus
    • Mantarlar: Pneumocystis jirovecii (özellikle immünsuprese hastalarda)

    Hastane kökenli zatürrelerde (hospital-acquired pneumonia, HAP) ise;

    • Gram-negatif bakteriler: Escherichia coli, diğer enterobakteriler, Acinetobacter baumannii, Pseudomonas aeruginosa
    • Gram-pozitif bakteriler: Staphylococcus aureus
    • Virüsler ve mantarlar: Cytomegalovirus, Aspergillus fumigatus

    Bağışıklık sistemi baskılanmış hastalarda pnömokok ve Pneumocystis jirovecii gibi etkenlerle daha ağır seyirli enfeksiyonlar gelişebilmektedir.

    Klinik Bulgular ve Belirtiler

    Zatürrenin tipik klinik belirtileri arasında ateş (veya hipotermi), öksürük (çoğunlukla balgamlı), nefes darlığı (dispne), göğüs ağrısı ve halsizlik bulunur. Göğüs röntgeninde yeni infiltrasyonların saptanması tanı için gereklidir. Laboratuvar testlerinde lökositoz veya lökositopeni, CRP ve prokalsitonin gibi inflamatuar belirteçlerde yükselme izlenebilir. Ağır vakalarda dudaklarda siyanoz (mavi-mor renk değişikliği), taşipne, düşük oksijen satürasyonu ve bilinç değişiklikleri gözlenebilir.

    Çocuklarda Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından pnömoni, öksürük veya nefes almada zorluk ve hızlı nefes almayla birlikte göğüs çekilmesi veya bilinç değişikliği olarak tanımlanmaktadır. Yaşa göre hızlı nefes alma eşikleri:

    • 2 aydan küçük bebeklerde >60/dk
    • 2 ay-1 yaş arası >50/dk
    • 1-5 yaş arası >40/dk

    Çocuklarda düşük oksijen satürasyonu ve göğüs çekilmesi, stetoskop bulgularından daha güvenilirdir. Ayrıca homurdanma, burun kanatlarının genişlemesi önemli diğer bulgulardandır.

    KOAH hastalarında akut alevlenmelerin %30’u bakteriyel kökenlidir. Trakeobronşitte ise bakteriyel neden sıklığı %5’in altındadır. Ancak toplumdan alınan alevlenmelerde bu oran %90’a kadar çıkabilmektedir.

    Tanı ve Ayırıcı Tanı

    Tanı, klinik bulgularla birlikte göğüs radyografisi ve laboratuvar incelemeleri ile desteklenir. Hafif vakalarda ileri tetkik gerekmeyebilir, ancak hastaneye yatış gereken durumlarda kan sayımı, CRP, prokalsitonin, elektrolitler ve oksijen saturasyonunun ölçümü önerilir. Prokalsitonin düzeyleri antibiyotik gerekliliği konusunda yol göstericidir; 0,25 ng/mL üzerinde antibiyotik başlanması, 0,1 ng/mL altında ise verilmemesi önerilir.

    Hızlı antijen testleri (örn. idrar antijen testi) Streptococcus pneumoniae ve Legionella pneumophila gibi ajanların tanısında faydalıdır.

    Risk Değerlendirmesi ve Skorlamalar

    CRB-65 skoru, hastalığın ciddiyetini ve hastaneye yatış gerekliliğini değerlendirmede kullanılır. Skor düşükse ve oksijen saturasyonu %92’nin üzerindeyse, hasta ayaktan tedaviyle evde izlenebilir. Tansiyonun düşük olması, böbrek yetmezliği gibi ek riskler yoğun bakım ihtiyacını artırır.

    Tedavi Yaklaşımı

    Tedavi, etken mikroorganizmaya yönelik uygun antibiyotiklerin seçilmesiyle başlar. Hafif vakalarda oral antibiyotikler kullanılırken, hastane yatışlarında intravenöz tedavi gereklidir. Tedaviye başlandıktan sonra üçüncü günde hasta değerlendirilerek gerekirse tedavi düzenlenir. Ağır ve komplikasyonlu vakalarda kortikosteroid kullanımı araştırılmış olsa da, örneğin 200 mg hidrokortizonun 7 gün verilmesinin plaseboya göre anlamlı ek fayda sağlamadığı gösterilmiştir.

    Evde tedavi edilen hafif vakalarda bol sıvı alımı, dinlenme, beslenmeye dikkat etme ve sigaradan uzak durmak prognoz üzerinde olumlu etkiye sahiptir. Şiddetli zatürre vakalarında veya eşlik eden hastalık durumunda ise hastaneye yatırılarak tedavi uygulanmalıdır.

    Prognoz

    Zatürre genellikle tedaviyle 1-3 hafta içinde iyileşir. Ancak bebekler, yaşlılar, sigara içenler ve kronik hastalığı olan bireylerde komplikasyon riski yüksektir ve iyileşme süresi bir ayı bulabilir. Prognoz, hastanın genel durumu, eşlik eden hastalıklar ve zamanında tedavi başlanmasına bağlı olarak değişir.


    Keşif

    Pnömoni, insanlık tarihi boyunca önemli bir ölüm nedeni olmuş ve antik çağlardan beri bilinen bir hastalık olarak tıp literatüründe yer almıştır. Antik Yunanca’da “πνεύμων (pneumon)” kelimesi “akciğer” anlamına gelir ve hastalığın ismi olan “pnömoni” de buradan türetilmiştir. Hastalık, antik dönem tıp yazarları tarafından, özellikle ateşli akciğer iltihabı şeklinde tanımlanmıştır.

    Hipokrat (MÖ 460–370), “Aforizmalar” adlı eserinde pnömoniyi, ateş, göğüs ağrısı, öksürük ve balgam çıkarma gibi semptomlarla birlikte tanımlamıştır. Ancak Hipokrat’ın tarifleri modern mikrobiyolojik sınıflamadan uzaktır; zira etiyolojisi o dönemde bilinmemekteydi. Roma dönemi hekimi Galen (MS 129–216) ise akciğer dokusunda oluşan iltihaplanmaları ve bunun klinik sonuçlarını daha detaylı şekilde açıklamıştır.

    İslam Altın Çağı’nda, İbn Sina (Avicenna, 980–1037), “El-Kanun fi’t-Tıbb” adlı eserinde zatürreyi “iltihabı akciğer” olarak tanımlamış ve göğüs ağrısı, ateş ve öksürük gibi klasik bulguların yanı sıra farklı klinik seyirlerden de bahsetmiştir. Arapça tıp literatüründe “ḏātu’r-riˀa(t) ذات الرئة” olarak adlandırılan bu hastalık, akciğer dokusunda iltihaplanmaya işaret eder.

    Mikroorganizmaların keşfiyle pnömoninin mikrobiyal kökenli olduğu, 19. yüzyılın sonlarında bilimsel olarak gösterilebilmiştir. 1875’te Edwin Klebs, pnömoni dokularında bakteri gözlemledi. 1882’de Carl Friedländer, pnömonide “Friedländer basili” (Klebsiella pneumoniae) tanımladı. 1884’te ise Albert Fraenkel, pnömoninin ana nedeni olarak Streptococcus pneumoniae’yi (o dönemde Pneumococcus olarak adlandırdı) izole etti. Bu keşifler pnömoninin bakteriyel kökenli olduğunu doğruladı ve antibiyotiklerin geliştirilmesiyle pnömoninin tedavisi mümkün hale geldi.

    Modern tıp terminolojisinde, “zatürre” kelimesi Osmanlı Türkçesi’ne Arapçadan, oradan da Türkçeye geçmiş olup; “akciğer iltihabı” anlamında kullanılır. “Pnömoni” ise doğrudan Yunanca kökene sahiptir ve uluslararası tıp literatüründe standart terim olarak kullanılmaktadır.



    Kaynak
    1. Hippocrates. (ca. 400 BC). Aphorisms. In: Hippocrates Collected Works. (Loeb Classical Library).
    2. Galen. (ca. 200 AD). On the Causes of Disease. In: Galen’s Works, Ed. R. Walzer. Oxford University Press.
    3. Ibn Sina (Avicenna). (1025). The Canon of Medicine (Al-Qanun fi al-Tibb). Book II, Oxford University Press (transl. 1999).
    4. Klebs, E. (1875). Beiträge zur Kenntniss der Mikrokokken. Archiv für experimentelle Pathologie und Pharmakologie, 3, 426–436.
    5. Friedländer, C. (1882). Ueber die Schizomyceten bei der acuten fibrösen Pneumonie. Virchows Archiv, 87(2), 319–324.
    6. Fraenkel, A. (1884). Über die Aetiologie der Pneumonie. Berliner klinische Wochenschrift, 21, 645–649.
    7. Niederman, M. S., Mandell, L. A., Anzueto, A., Bass, J. B., Broughton, W. A., Campbell, G. D., … & Bartlett, J. G. (2001). Guidelines for the management of adults with community-acquired pneumonia. Diagnosis, assessment of severity, antimicrobial therapy, and prevention. American Journal of Respiratory and Critical Care Medicine, 163(7), 1730-1754.
    8. Mandell, L. A., Wunderink, R. G., Anzueto, A., Bartlett, J. G., Campbell, G. D., Dean, N. C., … & Whitney, C. G. (2007). Infectious Diseases Society of America/American Thoracic Society consensus guidelines on the management of community-acquired pneumonia in adults. Clinical Infectious Diseases, 44(Supplement_2), S27-S72.
    9. Woodhead, M., Blasi, F., Ewig, S., Garau, J., Huchon, G., Ieven, M., … & Torres, A. (2011). Guidelines for the management of adult lower respiratory tract infections–full version. Clinical Microbiology and Infection, 17(s6), E1-E59.
    10. WHO guidelines for the management of common childhood illnesses. World Health Organization. 2013.
    11. Thomas, M. (2016). The historical evolution of pneumonia diagnosis and management. Respiratory Medicine, 113, 1–5.
    12. Schuetz P, Wirz Y, Sager R, et al. Procalcitonin to initiate or discontinue antibiotics in acute respiratory tract infections. Cochrane Database Syst Rev. 2017;10:CD007498.
    13. Rochwerg, B., Oczkowski, S. J., Siemieniuk, R. A., Agoritsas, T., Belley-Cote, E., D’Aragon, F., … & Guyatt, G. (2017). Corticosteroids in patients with severe community-acquired pneumonia: a systematic review and meta-analysis. Annals of Internal Medicine, 166(7), 507-513.
    14. Metlay JP, Waterer GW, Long AC, et al. Diagnosis and treatment of adults with community-acquired pneumonia. An official clinical practice guideline of the American Thoracic Society and Infectious Diseases Society of America. Am J Respir Crit Care Med. 2019;200:e45–e67.
    15. Metlay, J. P., Waterer, G. W., Long, A. C., Anzueto, A., Brozek, J., Crothers, K., … & Whitney, C. G. (2019). Diagnosis and treatment of adults with community-acquired pneumonia. An official clinical practice guideline of the American Thoracic Society and Infectious Diseases Society of America. American Journal of Respiratory and Critical Care Medicine, 200(7), e45-e67.
    16. De Brabander, J., Van Laethem, J., & Verbeken, E. (2020). Community-acquired pneumonia in children and adults: Causes and risk factors. European Respiratory Review, 29(157), 190133.
    17. Torres, A., Cilloniz, C., Niederman, M. S., Menéndez, R., Chalmers, J. D., Wunderink, R. G., & van der Poll, T. (2021). Pneumonia. Nature Reviews Disease Primers, 7(1), 25.

    Click here to display content from SoundCloud.
    Learn more in SoundCloud’s privacy policy.

    subscriptio

    reçetedeki; detay verme, tüketim miktarı verme, eczahane imzası. (bkz: sub) (bkz: scriptio)