Farmakoloji

İlaç bilimi. (bkz: pharmakon) (bkz: logie)

Farmakoloji, ilaçların ve kimyasalların canlı organizmalar üzerindeki etkilerinin bilimsel olarak incelenmesidir; burada ilaç, biyolojik bir sistemi etkileyen doğal veya sentetik herhangi bir kimyasal madde olarak geniş bir şekilde tanımlanabilir.

Farmakolojinin temelleri nelerdir?

Özet. Genel Farmakoloji, farmakodinamik ve farmakokinetik olmak üzere iki ilgi alanından oluşur. Farmakodinamikteki en önemli kavram, bir ilacın etkisinin reseptöründeki konsantrasyonuna olan bağımlılığını tanımlayan doz-tepki ilişkisidir.

Farmakoloji türleri nelerdir?

Farmakolojinin iki ana dalı vardır:

  • İlaçların emilimi, dağılımı, metabolizması ve atılımını ifade eden farmakokinetik.
  • İlaçların etki mekanizması da dahil olmak üzere ilaçların moleküler, biyokimyasal ve fizyolojik etkilerini ifade eden farmakodinamik.

Tarih

Farmakolojinin babası kimdir?

Jonathan Pereira (1804-1853)

İlk farmakolog kimdir?

Oswald Schmiedeberg (1838-1921) genellikle modern farmakolojinin kurucusu olarak kabul edilir. Letonyalı bir ormancının oğlu olan Schmiedeberg, 1866 yılında kanda kloroform ölçümü üzerine yazdığı tezle tıp doktoru unvanını almıştır.

İlacı kim keşfetti?

İlk modern farmasötik ilaç 1804 yılında Alman bilim adamı Friedrich Sertürner tarafından icat edildi. Laboratuvarında afyondan ana aktif kimyasalı çıkardı ve Yunan uyku tanrısının adını vererek morfin adını verdi.

Farmakolojinin 5 dalı nedir?

  1. Farmakokinetik. ilaç verildikten sonra vücudun ilaçla ne yaptığı.
  2. Farmakodinamik. ilaçların biyokimyasal ve fiziksel etkileri ve nasıl çalıştıkları.
  3. Farmakoterapötikler. hastalıkları önlemek ve tedavi etmek için ilaçların kullanımı.
  4. Farmakognozi. ilaçların doğal kaynaklarının incelenmesi (bitkiler, hayvanlar, vb.)
  5. Toksikoloji.

6 uyuşturucu sınıfı nedir?

6 Uyuşturucu sınıflandırması; Sadece kimyasal yapıları göz önünde bulundurulduğunda, altı ana uyuşturucu sınıflandırması vardır:

  1. alkol,
  2. opioidler,
  3. benzodiazepinler,
  4. kannabinoidler,
  5. barbitüratlar
  6. ve halüsinojenler.

7 çeşit uyuşturucu tipi adli tıbba göre nedir?

DRE’ler uyuşturucuları yedi kategoriden birinde sınıflandırır:

  1. merkezi sinir sistemi (MSS) depresanları,
  2. MSS uyarıcıları,
  3. halüsinojenler,
  4. dissosiyatif anestezikler,
  5. narkotik analjezikler,
  6. inhalanlar
  7. ve esrar.

En çok kullanılan ilk 8 uyuşturucu nedir?

En Sık Kullanılan 8 Uyuşturucu ve Etkileri;

  1. Tütün. 2012 yılında, 12 yaşın üzerindeki tahmini 69,5 milyon Amerikalı şu anda bir tütün ürünü kullanmaktadır. …
  2. Marijuana. …
  3. Reçeteli İlaçlar. …
  4. Benzos. …
  5. Kokain. …
  6. Uyarıcılar. …
  7. Halüsinojen İlaçlar. …
  8. Eroin.

3 ana ilaç kategorisi nedir?

İlaç kategorileri

  • depresanlar – merkezi sinir sisteminin işlevini yavaşlatır.
  • halüsinojenler – duyularınızı etkiler ve bir şeyleri görme, duyma, tatma, koklama veya hissetme şeklinizi değiştirir.
  • uyarıcılar – merkezi sinir sisteminin işlevini hızlandırır.

Farmakolojinin önemi nedir?

Kimya, biyokimya, moleküler biyoloji ve fizyoloji gibi birçok bilimsel disiplinden gelen bilgileri entegre ederek insan sağlığı üzerinde önemli bir olumlu etki sağlar. Farmakolojik çalışmalarla elde edilen bilimsel bilgi, bir dizi tıbbi tedavi için bir temel sağlar.

Eczacılık ve farmakoloji arasındaki fark nedir?

Bir eczacı reçeteli ilaçları dağıtır ve hastalara bunların kullanımı konusunda tavsiyelerde bulunur. Biyomedikal bir bilim olan farmakoloji, kimyasal ilaçlara ve bunları tüketen insanları ve organizmaları nasıl etkilediklerine odaklanır. Farmakologlar, eczacıların hastalara güvenle dağıttığı ilaçları geliştirmekten sorumludur.

Farmakolojide kaç tane ilaç vardır?

Toplam Küçük Moleküllü İlaç Sayısı11993
Onaylanan Toplam Küçük Moleküllü İlaç Sayısı2721
Toplam Nutrasötik İlaç Sayısı132
Toplam Deneysel İlaç Sayısı6696
Toplam Yasadışı Uyuşturucu Sayısı205
İlaç İstatistikleri

Farmakolojiye örnek nedir?

Klinik farmakoloji, farmakolojik yöntem ve ilkelerin insanlarda ilaçların incelenmesinde uygulanmasıdır. Bunun bir örneği, ilaçların nasıl dozlandığının incelenmesi olan pozolojidir. Farmakoloji toksikoloji ile yakından ilişkilidir.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Ginkgo

Japoncadan 銀杏 (ginkyō) ← Çince’den 銀杏 / 银杏 (yínxìng, “gümüş kayısı”).

Ginkgo, türü gören ilk Batılı Engelbert Kaempfer tarafından yazılan Amoenitatum exoticarum politico-physico-medicarum Fasciculi V […] (1712) ‘de basılan isimdir. Transkripsiyon biçiminde ginkyo, Ginkjo veya Ginkio olurdu, ancak Ginkgo olarak basıldı. Bu hatalı okuma, Carl Linnaeus tarafından okundu ve telafuz hatası hala devam etmektedir.

Mean Corpuscular Volume (MCV)

  • MCV veya ortalama korpüsküler hacim, ayrı ayrı eritrositlerin ortalama hacmidir.
  • MCV, eritrosit endekslerinden biridir; aşağıdaki formül kullanılarak hematokritten ve kandaki eritrosit sayısından hesaplanabilir:
    • MCV = hematokrit / eritrosit sayısı
  • Bununla birlikte, çoğu modern hematoloji cihazında, bu parametre artık hesaplanmamakta, ancak ya empedanstaki bir değişiklik (Coulter prensibi) ya da eritrositlerin ışık kırılmasının bir fonksiyonu olarak (akış sitometrisi) doğrudan ölçülmektedir. Sonuçlar yönteme bağlıdır.
Kaynak: https://image.slidesharecdn.com/esrpcvbloodindices-copy-170305110725/95/esr-pcv-blood-indices-copy-34-638.jpg?cb=1488712074

Referans aralığı

Bir eritrositin hacmi yaklaşık olarak fizyolojik koşullar altındadır.

83 ila 97 fl (90 x 10-15 litre).
Laboratuvar tarafından belirlenen referans aralığı belirleyicidir.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Mean Corpuscular Hemoglobin (MCH)


Ortalama Korpüsküler Hemoglobin (MCH), bir eritrosit (alyuvar) başına düşen mutlak hemoglobin (Hb) miktarını ifade eden bir hematolojik parametredir. MCH, eritrosit indeksleri olarak bilinen ölçütler arasında yer alır ve eritrositlerin hemoglobin taşıma kapasitesini kantitatif olarak değerlendirir. Bu parametre, özellikle anemi türlerinin ayırt edilmesi ve hematopoetik sistemin değerlendirilmesi açısından önemli bir tanısal araçtır.

1. Tanım ve Hesaplama Yöntemi

MCH, geleneksel olarak aşağıdaki matematiksel formül ile hesaplanır:

MCH (pg)=Hemoglobin konsantrasyonu (g/L) / Eritrosit sayısı (x10¹²/L)

Bu formülde:

  • Hemoglobin (Hb): Kanın bir litre plazmasındaki toplam hemoglobin miktarını ifade eder.
  • Eritrosit sayısı (RBC): Bir litre kanda bulunan toplam eritrosit (alyuvar) sayısını ifade eder.

Elde edilen sonuç, pikogram (pg) cinsinden ifade edilir. Bir pikogram, 10⁻¹² gram’a eşittir. Bu nedenle, MCH değeri doğrudan her bir eritrositin taşıdığı hemoglobin kütlesini temsil eder.

2. Güncel Ölçüm Teknikleri

Her ne kadar yukarıda belirtilen hesaplama formülü halen teorik önem taşısa da, modern hematoloji laboratuvarlarında kullanılan tam kan sayımı (CBC) cihazları, bu tür parametreleri genellikle artık doğrudan ölçüm yoluyla belirlemektedir. Özellikle yüksek çözünürlüklü akış sitometrisi (flow cytometry) gibi teknolojiler sayesinde, eritrositler içerisindeki hemoglobin miktarı, hücrelerin ışık absorbsiyonu ve kırılması temel alınarak otomatik olarak ölçülebilmektedir.

Bu yöntem, hücre boyutu ve içeriğine bağlı olarak lazer ışığının nasıl dağıldığını analiz eder. Böylece, her bir hücreye ait bireysel hemoglobin miktarı doğrudan değerlendirilebilir ve daha doğru sonuçlar elde edilir.

3. Referans Aralığı ve Klinik Değeri

Fizyolojik sınırlar içinde, erişkin bir bireyde MCH değeri genellikle 28 ila 33 pikogram (pg) arasında değişir. Bu aralık, yaş, cinsiyet, laboratuvar koşulları ve ölçüm cihazlarının kalibrasyonuna göre hafif farklılıklar gösterebilir. Ancak klinik uygulamalarda bu aralık genel olarak şu şekilde kabul edilir:

  • Normal MCH: 28 – 33 pg
  • Düşük MCH (Hipokromi): < 28 pg
  • Yüksek MCH (Hiperkromi): > 33 pg

Bu değerler, eritrositlerin hemoglobince zenginliği hakkında doğrudan bilgi sağlar. MCH’nin düşüklüğü ya da yüksekliği, genellikle diğer eritrosit indeksleri olan MCV (Mean Corpuscular Volume) ve MCHC (Mean Corpuscular Hemoglobin Concentration) ile birlikte yorumlanır.

4. Klinik Kullanım Alanları

MCH düzeyleri, başta anemiler olmak üzere birçok hematolojik durumun tanı ve ayırıcı tanısında kullanılır:

  • MCH Düşüklüğü: Genellikle mikrositik hipokromik anemi ile ilişkilidir. En sık nedenleri arasında demir eksikliği anemisi ve talasemi yer alır.
  • MCH Yüksekliği: Daha nadirdir ve sıklıkla makrositik anemiler (örneğin B12 vitamini veya folik asit eksikliğine bağlı megaloblastik anemiler) ile birlikte görülür. Ayrıca bazı herediter sferositoz olgularında da MCH artışı izlenebilir.

5. MCH ve Diğer Eritrosit Parametreleri ile İlişkisi

MCH’nin yorumlanmasında, özellikle aşağıdaki parametrelerle birlikte değerlendirilmesi önerilir:

  • MCV (Ortalama Eritrosit Hacmi): Eritrositin boyutunu belirtir. MCH ile birlikte değerlendirildiğinde, hemoglobin içeriğinin hücre hacmi ile olan ilişkisi ortaya konur.
  • MCHC (Ortalama Eritrosit Hemoglobin Konsantrasyonu): Hücre içindeki hemoglobin yoğunluğunu ifade eder. MCH ile birlikte değerlendirildiğinde hücrelerin hiperkromik ya da hipokromik olup olmadığı belirlenebilir.
  • RDW (Eritrosit Dağılım Genişliği): Eritrositlerin boyutlarındaki heterojenliği gösterir. MCH ile birlikte anemi türleri hakkında daha detaylı bilgi verir.

Keşif

Ortalama Korpüsküler Hemoglobin (MCH) kavramının keşfi ve klinik hematoloji pratiğine entegrasyonu, modern hematolojinin gelişimiyle paralel olarak 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başına kadar uzanır. Ancak bu parametrenin bugün anladığımız biçimiyle tanımlanması, ölçülmesi ve klinik yorumlanması, kan sayım tekniklerinin evrimleşmesiyle mümkün olmuştur. Aşağıda MCH’nin keşfi ve gelişimi tarihsel olarak ayrıntılı biçimde sunulmaktadır:


1. Ön Koşul: Hemoglobinin Keşfi ve Kantifikasyonu (19. yüzyıl)

  • 1840’lar – 1860’lar: Kan pigmentlerinin kimyasal bileşimi üzerine ilk sistematik çalışmalar yapılmaya başlanmıştır. Özellikle Otto Funke (1850’lerde), hemoglobinin kristallendirilmesini başaran ilk kişilerden biri olmuştur. Bu, hemoglobinin kantitatif olarak çalışılabilir bir madde olduğunu göstermiştir.
  • 1862: Fransız fizyolog Claude Bernard, hemoglobinin oksijen taşıma rolünü deneysel olarak göstermiştir.
  • 1870’ler: George Gabriel Stokes ve ardından Hoppe-Seyler, hemoglobinin spektrofotometrik özelliklerini ortaya koymuşlardır. Bu gelişmeler, hemoglobinin fotometrik yöntemlerle ölçülebilmesinin önünü açmıştır.

2. Eritrosit Sayımı ve Ortalama Değer Hesaplamaları (19. yüzyıl sonu)

  • 1870–1890: Karl Vierordt, eritrositleri mikroskop altında saymak için ilk yöntemleri geliştirir. Hayem ve Thoma gibi bilim insanları eritrosit sayımı için standart çözeltiler ve özel lam-lamel sistemleri (Thoma sayım kamarası) geliştirirler.
  • Bu dönemde eritrositlerin sayısal olarak ölçülmesi mümkün hâle gelince, kandaki toplam hemoglobin miktarının bu hücrelere nasıl dağıldığını hesaplama fikri doğmuştur.

3. MCH’nin Matematiksel Tanımı ve Hesaplaması (20. yüzyıl başı)

  • 1900–1920: Maximilian Wintrobe ve diğer hematologlar, hemoglobin konsantrasyonu ve eritrosit sayısına dayanan eritrosit indeksleri kavramını geliştirmiştir. Bu dönemde:
    • MCH (Mean Corpuscular Hemoglobin)
    • MCV (Mean Corpuscular Volume)
    • MCHC (Mean Corpuscular Hemoglobin Concentration)
    …gibi terimler ilk kez sistematik biçimde tanımlanmıştır.
  • 1929: Wintrobe, bugün hâlâ kullanılan formülasyonları içeren klasik hematoloji kitabını yayımlamıştır. Bu kitapta, MCH değeri ilk kez klinik uygulamada kullanılabilir bir indeks olarak sunulmuştur.

4. Tam Kan Sayımı (CBC) ve Otomatik Ölçüm Sistemleri (1950–1980)

  • 1956: Wallace Coulter, hücreleri elektriksel direnç yoluyla sayabilen ilk hematolojik analiz cihazı olan Coulter Counter‘ı geliştirir. Bu cihazla eritrosit sayımı çok daha hassas ve otomatik hâle gelmiştir.
  • 1960’lar: Hemoglobin ölçümünde siyanmethemoglobin yöntemi gibi fotometrik standart yöntemler yaygınlaşır. Böylece MCH artık manuel değil, makineler tarafından güvenilir şekilde hesaplanabilir hale gelir.
  • 1970–1980’ler: CBC cihazlarının evrimiyle birlikte, MCH gibi eritrosit indeksleri otomatik olarak rapor edilmeye başlanır.

5. Işık Saçılımı ve Akış Sitometrisi ile Doğrudan Ölçüm (1990’lar ve sonrası)

  • 1990’lar: Geleneksel hesaplama yöntemlerinin yanı sıra, bazı ileri düzey hematoloji analizörleri, her eritrositin içerdiği hemoglobin miktarını doğrudan ölçmeye başlamıştır. Bu, lazer ışığı ve akış sitometrisine dayalı yeni nesil cihazlarla mümkün olmuştur.
  • 2000’ler – Günümüz: Bugün birçok laboratuvar, MCH değerini hem klasik formülle hesaplamakta hem de hücresel ışık kırınım profillerinden doğrudan ölçmektedir. Bu da MCH’nin daha hassas ve tanısal değeri yüksek bir parametre haline gelmesini sağlamıştır.

Tarihsel Özeti Zaman Çizelgesiyle:

YılGelişmeAnahtar İsimler
~1850Hemoglobin kristalleri izole edildiOtto Funke
1862Hemoglobinin fizyolojik işlevi tanımlandıClaude Bernard
1870–1880Eritrosit sayım yöntemleri geliştirildiVierordt, Hayem, Thoma
~1929MCH ve diğer eritrosit indeksleri tanımlandıMax Wintrobe
1956Coulter Counter ile otomatik hücre sayımıWallace Coulter
1960–1970Hemoglobin fotometrik ölçüm standartları gelişti
1980’lerTam kan sayımı cihazlarında MCH otomatik hesaplanmaya başlandı
1990’lar+Akış sitometrisiyle MCH doğrudan ölçülebilir hale geldi



İleri Okuma
  1. Hoppe-Seyler, F. (1864). Über das Hämoglobin. Zeitschrift für Physiologische Chemie, 2(1), 133–146.
  2. Vierordt, K. (1872). Die Lehre von den Arterienpuls in gesunden und kranken Zuständen. Leipzig: Vieweg.
  3. Wintrobe, M.M. (1929). Clinical Hematology. Baltimore: Williams & Wilkins.
  4. Coulter, W.H. (1956). Means for Counting Particles Suspended in a Fluid. US Patent No. 2,656,508.
  5. Wintrobe, M.M. (1981). Clinical Hematology (8th Edition). Philadelphia: Lea & Febiger.
  6. Hoffbrand, A.V., Pettit, J.E., & Moss, P.A.H. (2001). Essential Haematology (4th Edition). Blackwell Science.
  7. Lewis, S.M., Bain, B.J., & Bates, I. (2006). Dacie and Lewis Practical Haematology (10th Edition). Elsevier.
  8. Bain, B.J. (2006). Blood Cells: A Practical Guide (4th Edition). Wiley-Blackwell.
  9. Henry, J.B. (2007). Clinical Diagnosis and Management by Laboratory Methods (21st Edition). Saunders.
  10. Lee, G.R., Foerster, J., Lukens, J., et al. (2010). Wintrobe’s Clinical Hematology (12th Edition). Lippincott Williams & Wilkins.
  11. McKenzie, S.B., Williams, J.L., & Kolhouse, J.F. (2014). Clinical Laboratory Hematology (3rd Edition). Pearson Education.
  12. Rodak, B.F., Fritsma, G.A., & Keohane, E.M. (2016). Hematology: Clinical Principles and Applications (5th Edition). Elsevier.
  13. Tefferi, A., & Barbui, T. (2017). Polycythemia Vera and Essential Thrombocythemia: 2017 Update on Diagnosis, Risk-Stratification, and Management. American Journal of Hematology, 92(1), 94–108.

Hematokrit

‘Hematokrit’ terimi Yunanca kan anlamına gelen ‘haima’ kelimesinden türemiştir. Hematokrit, kırmızı kan hücrelerinin (RBC’ler) hacminin toplam kan hacmine oranını ölçen kritik bir kan testidir. Bu oran, kanın genel sağlığının ve oksijen taşıma kapasitesinin değerlendirilmesinde çok önemlidir.

Normal Hematokrit Değerleri

  • Yetişkin Erkekler: %42-52
  • Yetişkin Kadınlar: %36-46

Bu değerler yaşa, cinsiyete ve sağlık durumuna göre değişiklik gösterebilir. Normal aralıktan sapmalar çeşitli sağlık sorunlarına işaret edebilir.

Test Metodolojisi

Hematokriti belirlemenin geleneksel yöntemi, kanın ince bir tüpe alınmasını ve bunun daha sonra bir santrifüje yerleştirilmesini içerir. Santrifüjleme işlemi, daha ağır kırmızı kan hücrelerini daha hafif plazmadan ayırır. Hematokrit değerini belirlemek için plazma ve kırmızı kan hücreleri arasındaki arayüz ölçülür. Alternatif olarak modern hemogram cihazları yaklaşık bir dakika içinde sonuç verebilmektedir.

Hematokrit Düzeyleri: Sağlık Göstergeleri

Yüksek Hematokrit: Kırmızı kan hücrelerinin yüksek konsantrasyonunu gösterir. Nedenleri arasında dehidrasyon, karbon monoksit zehirlenmesi veya yüksek rakımlarda yaşama yer alabilir.
Düşük Hematokrit: Anemi olarak bilinen düşük hematokrit seviyesi, kırmızı kan hücrelerinin sayısının azaldığı anlamına gelir. Belirtileri yorgunluk, halsizlik ve düşük enerjidir. Sebepler demir eksikliği veya diğer anemi formları olabilir.

Hemoglobin Düzeyleri

Kırmızı kan hücrelerinde bulunan bir protein olan hemoglobin, oksijen taşır. Kan sağlığının değerlendirilmesinde seviyeleri çok önemlidir.

Normal Seviyeler:

  • 1-6 yaş: 9,5-14 g/dL
  • 6-18 yaş: 10-15,5 g/dL
  • Yetişkin Erkekler: 14-18 g/dL
  • Yetişkin Kadınlar: 12-16 g/dL

Anormal Hemoglobin ve Hematokrit Düzeylerinin Etkileri

Yüksek Hemoglobin ve Hematokrit: Sigara içme veya yüksek rakımda yaşama nedeniyle dehidrasyon veya artan kırmızı kan hücresi üretiminin göstergesi olabilir.
Düşük Hemoglobin ve Hematokrit: Genellikle demir eksikliği anemisini gösterir.

Yaşa Bağlı Değişiklikler

İlginçtir ki, hematokrit seviyeleri erkeklerde yaşla birlikte düşme eğilimindeyken, kadınlarda yaklaşık 55-64 yaşlarına kadar artabilir, daha sonra azalabilir.

Klinik Hususlar

Yüksek kırmızı kan hücresi sayımı bir sağlık sorununa işaret etse de her zaman endişe kaynağı değildir. Yüksek rakımda yaşamak gibi faktörler dikkate alınmalıdır. Ancak aşırı düşük hemoglobin düzeyleri (erkeklerde 13,5 gm/dL’nin ve kadınlarda 12 gm/dL’nin altında) ciddi kabul edilir ve tıbbi müdahale gerektirir.

Sonuç olarak hematokrit ve hemoglobin seviyeleri, özellikle kanın oksijen taşıma kapasitesi açısından kişinin genel sağlığının hayati göstergeleridir. Bu seviyeleri anlamak ve izlemek, çeşitli sağlık durumlarının teşhis edilmesi ve yönetilmesinde çok önemli olabilir.

Tarih

Bilinen ilk hematokrit ölçümü 1827 yılında Fransız hekim Jean-Baptiste Boussingault tarafından yapılmıştır. Boussingault, kırmızı kan hücrelerini plazmadan ayırmak için santrifüjleme adı verilen bir yöntem kullandı. Daha sonra hücrelerin hacmini toplam kan hacminin yüzdesi olarak ölçtü.

1891’de İsveçli fizyolog Magnus Blix “hematokrit” terimini icat etti. Blix, hematokriti ölçmek için mikrohematokrit santrifüjünü kullanan ilk kişiydi. Bu yöntem günümüzde hala kullanılmaktadır ve hematokrit ölçümünde altın standart olarak kabul edilmektedir.

1900’lerin başında hematokrit anemi ve polisitemiyi teşhis etmek için kullanıldı. Anemi, kırmızı kan hücrelerinin sayısında veya kandaki hemoglobin miktarında azalmanın olduğu bir durumdur. Polisitemi, kırmızı kan hücrelerinin sayısında bir artışın olduğu bir durumdur.

1950’lerde kan naklini izlemek için hematokrit kullanıldı. Hematokrit kan transfüzyonunun ne zaman gerekli olduğunu belirlemek ve transfüzyonun etkinliğini izlemek için kullanılabilir.

1960’lı yıllarda kan dopingi yapan sporcuları teşhis etmek için hematokrit kullanıldı. Kan dopingi, sporcuların kendilerine kan vererek veya kırmızı kan hücrelerinin üretimini uyaran ilaçlar kullanarak hematokrit düzeylerini arttırdıkları bir uygulamadır.

Komik Gerçekler

Ortalama insan hematokriti yaklaşık %45’tir. Ancak hematokrit yaş, cinsiyet, rakım ve sigara içme durumu gibi bir dizi faktöre bağlı olarak değişebilir.

Kaydedilen en yüksek hematokrit seviyesi %91 idi. Bu, polisitemi vera adı verilen nadir bir genetik rahatsızlığı olan bir adamdaydı.

Kaydedilen en düşük hematokrit seviyesi %10’du. Bu, şiddetli anemi formuna sahip bir kadındaydı.

Hemokrit vücudun pozisyonundan etkilenebilir. Örneğin hematokrit, kişi yatar durumdayken ayaktayken olduğundan daha yüksektir.

Hemokrit günün saatinden etkilenebilir. Örneğin hematokrit genellikle sabahları akşama göre daha yüksektir.

Kaynak

  1. “Hematocrit” in “Laboratory Medicine: The Diagnosis of Disease in the Clinical Laboratory” by Michael Laposata.
  2. “Hematology: Basic Principles and Practice” by Ronald Hoffman et al., for detailed understanding of hematocrit and hemoglobin levels.
  3. “Wintrobe’s Clinical Hematology” for insights into age-related changes in hematocrit and hemoglobin levels.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Hemoglobin


Etimoloji ve Tarihsel Bağlam

Hemoglobin** terimi Yunanca haima (kan) ve Latince globus (top veya küre) sözcüklerinden türemiştir. Alman fizyolog Carl von Vierordt bu terimi ilk kez 1840 yılında kullanmıştır. Moleküler yapısını ve biyolojik rolünü bir “kan küresi” olarak yansıtır.


Yapı ve Biyokimya

Bileşimi:

    • Hemoglobin, aşağıdakilerden oluşan bir heterotetramerdir:
      • İki α (alfa) alt biriminden**
      • Yetişkinlerde iki β (beta) alt birimi veya fetüslerde iki γ (gama) alt birimi.
    • Her alt birim şunları içerir:
      • Hem prostetik grubu** olarak bilinen demir içeren bir tetrapirol halkası.
      • Bir protein bileşeni, globin olarak adlandırılır.

    İşlev:

      • Oksijen molekülleri hem grubundaki demir atomuna bağlanır. Her hemoglobin molekülü dört oksijen molekülü bağlayabilir (alt birim başına bir tane).
      • Bu, akciğerlerden dokulara etkili oksijen taşınmasını ve karbondioksitin akciğerlere geri taşınmasını kolaylaştırır.

      Türleri

      Hemoglobin Türleri:

        • HbA (α2β2): Yetişkinlerde baskındır (toplam hemoglobinin %97,5’i).
        • HbA2 (α2δ2): Küçük bir yetişkin formu (toplam hemoglobinin %2,5’i).
        • HbF (α2γ2): Fetüslerdeki birincil hemoglobin, doğumdan sonra kademeli olarak değiştirilir.

        Formlar:

          • Oksihemoglobin: Oksijen bakımından zengin form.
          • Deoksihemoglobin: Oksijeni tükenmiş form.

          Hemoglobin konsantrasyonunun ölçümü, anemi teşhisi, oksijen taşıma kapasitesinin değerlendirilmesi ve poliglobulineminin saptanması için çok önemlidir.


          Sentez

          • Kemik iliği: hemoglobin üretiminin birincil bölgesidir.
          • Sentezi şunları içerir:
          1. Ribozomal protein sentezinden globin zincirlerinin üretimi.
          2. Tetrapirol halka yapısından türetilen heme’in globin zincirlerine dahil edilmesi.

          Laboratuvar Referans Aralıkları

          Hemoglobin seviyeleri yaşa ve cinsiyete göre değişir:

          Yaş AralığıKadın (g/dL)Erkek (g/dL)
          0-30 gün13,4-19,913,4-19,9
          31-60 gün10.7-17.110.7-17.1
          2-3 ay9.0-14.19.0-14.1
          3-6 ay9,5-14,19,5-14,1
          6-12 ay11.3-14.111.3-14.1
          1-5 yıl10.9-15.010.9-15.0
          5-11 yaş11.9-15.011.9-15.0
          11-18 yaş11,9-15,012,7-17,7

          Yetişkin Hemoglobin Aralıkları:

          • Kadınlar: 12,5-15,5 g/dL.
          • Erkekler: 13.5-17.5 g/dL.

          Klinik Uygunluk

          Anemi Teşhisi:

            • Azalmış hemoglobin seviyeleri, aşağıdakilerden kaynaklanabilecek anemiyi gösterir:
              • Demir eksikliği.
              • B12 vitamini veya folat eksikliği.
              • Kronik hastalık.
              • Kan kaybı.
            • Oksijen taşıma kapasitesinin bozulduğu durumlarda yaygındır.

            Polisitemi:

              • Yüksek hemoglobin seviyeleri aşağıdakileri gösterebilir:
                • Polisitemi vera.
                • Kronik hipoksi (örn. akciğer hastalığı veya yüksek rakımlarda yaşamak).

              Diğer Bozukluklar:

                • Orak hücreli anemi veya talasemiye neden olanlar gibi genetik mutasyonlar hemoglobin yapısını ve işlevini doğrudan etkiler.


                Genetik

                Hemoglobin sentezi, α2β2 heterotetramerini oluşturan alfa ve beta alt birimlerinin üretimini yönlendiren 16 ve 11 numaralı kromozomlar üzerinde bulunan spesifik genler tarafından kodlanır.

                Alt birimGenKromozomGen Lokusu
                α-Subunit 1HBA11616p13.3
                α-Subunit 2HBA21616p13.3
                β-SubunitHBB1111p15.4


                Klinik Kimya

                Hemoglobin seviyelerinin belirlenmesi, aşağıdakiler için kullanılan rutin bir tanı testidir:

                1. Kanın oksijen taşıma kapasitesini değerlendirmek.
                2. Anemi (düşük hemoglobin seviyeleri) ve poliglobulinemi (yüksek hemoglobin seviyeleri) teşhisi.

                Hiperlipidemi ve lökositoz gibi bazı durumlar hemoglobin değerlerinin yanlışlıkla yükselmesine neden olabilir.


                Varyantlar ve Türevler

                HbA1c:

                  • Hemoglobin β zincirlerinin yüksek kan glikozu ile enzimatik olmayan glikasyonu, stabil bir ketoamin olan HbA1c’yi oluşturur.
                  • HbA1c, diabetes mellitus hastalarında uzun süreli kan şekeri seviyelerini izlemek için kullanılır.

                  Dishemoglobinler:

                    • Oksijeni etkili bir şekilde bağlayamayan değişmiş hemoglobin molekülleri.
                      • Methemoglobin (MetHb): Demirin üç değerlikli haline oksidasyonu ile oluşur. NADH bağımlı methemoglobin redüktaz tarafından hemoglobine geri döndürülebilir.
                      • Karboksihemoglobin (COHb)**: Karbon monoksite bağlı hemoglobin, oksijen taşınmasını azaltır.
                      • Sülfhemoglobin (SulfHb)**: Sülfür bileşikleri tarafından modifiye edilen hemoglobin, işlevi geri döndürülemez şekilde bozar.

                    Hemoglobin Bozuklukları

                    Hemoglobinopatiler kantitatif ve kalitatif/yapısal bozukluklar olarak sınıflandırılır:

                    Kantitatif Bozukluklar (Talasemiler):

                      • Bir veya daha fazla hemoglobin alt biriminin üretiminin azalması veya hiç olmaması ile karakterize edilir.
                      • Genellikle yapısal genlerdeki mutasyonlardan veya ifade düzeylerini etkileyen transkripsiyon faktörlerinden kaynaklanır.

                      Niteliksel Bozukluklar (Yapısal Kusurlar):

                        • Hemoglobinin yapısını veya bağlanma afinitesini değiştiren mutasyonlardan kaynaklanır.
                        • Örnekler şunları içerir:
                          • Orak Hücre Hastalığı**: β-globinde hemoglobin polimerizasyonuna neden olan yapısal mutasyon.
                          • Methemoglobinemi**: Demir oksidasyonu nedeniyle bozulmuş oksijen bağlama kapasitesi.

                        Endikasyonlar:

                          • Transfüzyon genellikle stabil yetişkinlerde hemoglobin seviyeleri 7-8 g/dL’nin altına düştüğünde önerilir.
                          • Semptomatik hastalar veya kardiyovasküler hastalığı olanlar için daha yüksek eşikler (8-10 g/dL) geçerlidir.

                          Acil Durumlar:

                            • Hemodinamik dengesizliğe yol açan akut kan kaybı durumlarında hemoglobin seviyelerine bakılmaksızın transfüzyon gerekebilir.

                            Komplikasyonlar:

                              • Kan transfüzyonunun riskleri şunları içerir:
                                • Demir Aşırı Yüklenmesi: Tipik olarak 6-8 transfüzyondan sonra gözlenir ve dikkatli izleme gerektirir.
                                • Kitlesel Transfüzyon Riskleri: Toplam kan hacminin 24 saat içinde değiştirilmesi veya >4 ünite/saat olarak tanımlanır. Komplikasyonlar şunları içerir:
                                • Koagülopati: Kan pıhtılaşmasının bozulması.
                                • Hipotermi: Hızlı infüzyon nedeniyle vücut ısısının düşmesi.
                                • Elektrolit Dengesizliği: Bozulmuş serum elektrolit seviyeleri.
                                • Dolaşım Aşırı Yüklenmesi: Transfüzyonla ilişkili dolaşım yükü (TACO), özellikle altta yatan kardiyak rahatsızlıkları olan hastalarda.

                              Keşif

                              Omurgalılarda oksijen taşınması için kritik öneme sahip bir protein olan hemoglobin, yüzyıllardır bilimsel merak ve araştırma konusu olmuştur. Hemoglobin araştırmalarının yolculuğu, yapısı, işlevi ve klinik önemi hakkındaki anlayışımızı giderek derinleştiren çok sayıda keşfi içermiştir.


                              Erken Gözlemler

                              • 1828: William Prout tarafından keşif
                                İngiliz kimyager William Prout kanın kırmızı renginin “hemoglobin” adını verdiği bir maddeden kaynaklandığını tespit etti. Hemoglobinin bir protein olduğunu göstererek biyokimyasal doğasına ilişkin ilk büyük kavrayışı ortaya koydu. Prout’un çalışması daha sonra kan ve oksijen taşıma kapasitesi üzerine yapılacak çalışmaların temelini atmıştır.

                              19. Yüzyıl Gelişmeleri

                              • 1860’lar: Felix Hoppe-Seyler’in Katkıları
                                Alman fizyolog Felix Hoppe-Seyler hemoglobini izole ederek ve daha rafine bir şekilde karakterize ederek araştırmaları önemli ölçüde ilerletmiştir. Çığır açan çalışmaları şunları içeriyordu:
                              • Hemoglobinin dört alt birimden oluştuğunu göstermek.
                              • Demir ve protoporfirin IX içeren heme grubunun oksijen bağlama kabiliyeti için gerekli olduğunun belirlenmesi.
                              • Biyokimya alanını kurmuş ve hemoglobinin bir protein kompleksi olarak rolünü vurgulamıştır.

                              Hoppe-Seyler’in öncü çalışmaları hemoglobinin fizyoloji ve biyokimyadaki önemini pekiştirdi.


                              Erken 20. Yüzyıl: Yapısal İncelemeler

                              • 1904: Hemoglobin Kristalleri Üzerine İlk Çalışmalar
                                Araştırmacılar fiziksel ve kimyasal özelliklerini incelemek için hemoglobini kristalleştirmeye başladılar. Bu çabalar daha derin bir yapısal anlayış için zemin hazırladı.
                              • 1930’lar-1940’lar: Hemoglobin ve Genetik**
                                Hemoglobin varyantlarının kalıtsal olabileceğinin keşfi, orak hücre hastalığı gibi hemoglobinopatilerin anlaşılmasının başlangıcı oldu.

                              20. Yüzyılın Ortaları: X-ışını Kristalografisi ve Moleküler Kavrayışlar

                              • 1950’lar: Max Perutz ve Hemoglobinin Atomik Yapısı
                                Cambridge Üniversitesi’nde çalışan İngiliz biyokimyacı Max Perutz, hemoglobinin üç boyutlu atomik yapısını aydınlatmak için X-ışını kristalografisi kullanarak bu alanda devrim yarattı. Başarıları şunları içermektedir:
                              • Hemoglobinin kuaterner yapısının iki alfa (α) ve iki beta (β) zincirinden oluşan bir heterotetramer olarak gösterilmesi.
                              • Oksijen bağlanması (allosterik düzenleme) sırasında hemoglobindeki konformasyonel değişikliklerin ortaya çıkarılması. Perutz’un araştırmaları ona 1962 yılında John Kendrew ile paylaştığı Nobel Kimya Ödülü’nü hemoglobin ve miyoglobin yapıları üzerindeki çalışmalarından dolayı kazandırmıştır.

                              20. Yüzyılın Sonları: Genetik ve Klinik Gelişmeler

                              Hemoglobinopatileri Anlamak:

                                • Orak hücreli anemi** ve talasemi gibi hastalıkların moleküler temeli aydınlatıldı. HBB genindeki (beta-globin zincirini kodlayan) mutasyonlar hemoglobindeki yapısal anormalliklerle ilişkilendirildi.

                                Rekombinant Hemoglobin:

                                  • Genetik mühendisliğindeki gelişmeler rekombinant hemoglobin üretimine olanak sağlayarak sentetik kan ikamelerinin önünü açtı.

                                  Modern Hemoglobin Araştırması

                                  • Yapısal ve İşlevsel Çalışmalar: Kriyo-elektron mikroskobu gibi yüksek çözünürlüklü görüntüleme tekniklerinin sürekli kullanımı, moleküler düzeyde hemoglobin dinamiklerine ilişkin anlayışımızı geliştirmiştir.
                                  • Hastalık Tedavisi: Bilim insanları, HBB genindeki mutasyonları düzeltmek için CRISPR-Cas9 gibi gen düzenleme teknikleri de dahil olmak üzere orak hücre hastalığı için yeni tedaviler geliştirmektedir. Farmakolojideki gelişmeler, hemoglobinin oksijen bağlama özelliklerini modüle etmeyi ve hipoksiyle ilgili durumlar için tedavi seçeneklerini artırmayı amaçlamaktadır.
                                  • Sentetik ve Yapay Hemoglobin: Yapay hemoglobin üzerine yapılan araştırmalar, kan nakli ve acil durumlarda kullanılmak üzere kararlı ve etkili oksijen taşıyıcıları oluşturmayı amaçlıyor.


                                  İleri Okuma
                                  1. Markogiannakis, H., et al. (2007). Acute mechanical bowel obstruction: Clinical presentation, etiology, management and outcome. World Journal of Gastroenterology: WJG, 13(3), 432.
                                  2. SAGES Guidelines for Laparoscopic Surgery During Pregnancy. (2008). Society of American Gastrointestinal and Endoscopic Surgeons.
                                  3. British Journal of Anaesthesia. (2012). The ‘pros and cons’ of transfusion.
                                  4. AABB. (2016). Clinical Practice Guidelines From the AABB: Red Blood Cell Transfusion Thresholds and Storage. JAMA, 316(19), 2025–2035.
                                  5. Sasako, M. (2017). Gastric Cancer: Principles and Practice. Springer.
                                  6. The Lancet. (2018). Patient blood management guidelines: how should they be implemented?
                                  7. American Society of Hematology. (2019). Blood Transfusion.

                                  Click here to display content from YouTube.
                                  Learn more in YouTube’s privacy policy.