almak, kabul etmek
reinfektion
reposition
Nervus hypoglossus
1. Tanım ve genel özellikler
Nervus hypoglossus, klasik kranial sinir sınıflamasında XII. beyin siniri olarak adlandırılan, saf motor özellikli bir sinirdir. Temel görevi, dilin tüm intrinsik kasları ile çoğu ekstrinsik kasını innerve ederek konuşma (artikülasyon), yutma (deglütisyon) ve çiğneme sırasında dilin hassas ve hızlı hareketlerini sağlamaktır.
Fonksiyonel açıdan, somatik motor (genel somatik efferent, GSE) bir sinirdir; yani istemli çizgili kaslara lif taşır. Duyusal ya da otonom lif taşıması klasik tanımda beklenmez; buna karşılık klinik ve deneysel çalışmalarda, çok sınırlı düzeyde propriyoseptif geri bildirim sağlayan liflerin bulunduğu düşünülür, ancak bunlar pratikte ayrı bir fonksiyonel kategori olarak ele alınmaz.
Dil kaslarının hemen tamamı n. hypoglossus tarafından innerve edilir; önemli istisna, yumuşak damak ve farinks kaslarıyla birlikte innerve edilen m. palatoglossus’tur; bu kas ağırlıklı olarak n. vagus üzerinden (plexus pharyngeus aracılığıyla) motor innervasyon alır.
2. Etimoloji ve tarihsel arka plan
Etimoloji
- “Hypoglossus” terimi, Eski Yunanca iki kökten türetilmiştir:
- hypo- (ὑπό): “altında, aşağıda”
- glōssa / glōtta (γλῶσσα / γλῶττα): “dil”
- Böylece nervus hypoglossus, kelime anlamı olarak “dil altı siniri” anlamına gelir; Türkçe’deki “dil altı siniri” karşılığı, Latince adın doğrudan semantik yansımasıdır.
Kranial sinirlerin Roma rakamları ile numaralandırılması, 18.–19. yüzyıllarda anatomik terminolojinin standardizasyonu ile yerleşmiştir. Günümüzde kullanılan sistemde n. hypoglossus, beyin sapından çıkış düzeyi ve anatomik seyri temel alınarak XII. sinir olarak kabul edilmektedir.
Tarihsel notlar
- Galen döneminden itibaren (M.S. 2. yüzyıl) dil kaslarının hareketlerini sağlayan sinirlerden söz edilmiş, ancak bu sinirlerin sayısı, birleşme ve ayrılma şekilleri uzun süre tartışmalı olmuştur.
- 16.–17. yüzyıl Rönesans anatomi yazarları (Vesalius, Fallopio, Willis vb.) ile birlikte, medulla oblongata’dan çıkan, foramen magnum yakınındaki küçük bir kanal ile kafatasını terk eden saf motor bir sinir şeklindeki betimleme giderek netleşmiştir.
- Hipoglossal sinirin, boyundaki büyük damarlarla (a. carotis interna/externa, v. jugularis interna) yakın ilişkisi ve ansa cervicalis ile bağlantısı, özellikle 19. yüzyıl cerrahi anatomisinde ayrıntılı olarak tarif edilmiştir; bu bilgi günümüzde de karotis cerrahisi ve boyun diseksiyonlarında kritik önem taşır.
3. Embriyoloji ve evrimsel perspektif
3.1. Embriyolojik gelişim
Embriyolojik olarak n. hypoglossus, okkipital somitten köken alan hipobranchial (hipoglossal) kas kütlesinin motor innervasyonunu üstlenir.
- Okkipital miyotomlar, erken embriyoda, beyin kabı ile servikal segmentler arasında yer alan somitik yapılardır.
- Bu miyotomlardan köken alan miyoblastlar, ventral yönde migrasyon göstererek ileride dil kaslarını oluşturacak hipobranchial kas kütlesini meydana getirir.
- N. hypoglossus’un motor nöronları, medulla oblongata’daki motor çekirdekte (nucleus nervi hypoglossi) organize olur; aksonlar ventral yönde uzayarak, gelişmekte olan dil kaslarına ulaşır.
Bu süreç, kranial sinirler ile spinal sinirler arasındaki geçiş bölgesinde, segmental motor innervasyonun daha kompleks bir örgütlenmeye evrilmiş örneği olarak kabul edilir.
3.2. Evrimsel bakış
Omurgalı evriminde, n. hypoglossus, baş-boyun bölgesinde segmental motor innervasyonun yeniden düzenlenmesinin tipik bir örneğidir:
- Balık ve erken tetrapodlarda, dil dediğimiz yapı henüz bugünkü kadar belirgin bir “kas organı” değildir; ağız tabanındaki kaslı yapıların bir kısmı, solungaç arkalarına (brankial arklar) bağlıdır.
- Okkipital segmentlerden çıkan sinirler, zamanla “occipitospinal sinirler” ile kaynaşarak, baş iskeletinin yeniden şekillenmesiyle birlikte özgül bir yol izleyen tekil bir motor sinir hâline gelir; bu yapı modern tetrapodlarda n. hypoglossus olarak tanımlanır.
- Dilin, memelilerde karmaşık mastikasyon, yutma, ses üretimi ve artikülasyon görevlerini üstlenen son derece hareketli bir organ hâline gelmesi, hipoglossal sinirin fonksiyonel önemini dramatik biçimde artırmıştır. Kompakt bir kas organı olarak dilin oluşması, hızlı ve hassas motor kontrol gerektirir; bu da büyük, iyi miyelinize motor lifler ve organize bir çekirdek yapısı ile sağlanır.
Dolayısıyla n. hypoglossus, evrimsel açıdan, segmental okkipital motor innervasyonun dil fonksiyonları etrafında özelleşmiş bir “son ürün”ü gibi değerlendirilebilir.
4. Makroanatomi
4.1. Çekirdek alanı: Nucleus nervi hypoglossi
Yerleşim
- Nucleus nervi hypoglossi, medulla oblongata’nın kaudal–orta düzeyinde, dördüncü ventrikül tabanını oluşturan fossa rhomboideanın alt kısmında, orta hatta yakın, medialde yer alan silindirik bir motor çekirdektir.
- Yüzeyde bu çekirdeğin yerini, fossa rhomboidea üzerinde trigonum nervi hypoglossi olarak adlandırılan hafif kabarıklık yansıtır.
Nöronal organizasyon
- Çekirdek büyük, çok kutuplu alt motor nöronlardan oluşur.
- Liflerin topografik organizasyonu kabaca, dilin farklı kas gruplarına giden motor nöron alt gruplarının çekirdek içinde nispeten düzenli bir yerleşime sahip olması şeklindedir (örneğin genioglossus, hyoglossus, styloglossus için ayrı alt gruplar).
- Her iki çekirdek de esas olarak ipsilateral dil kaslarını innerve eder. Yüksek kortikal merkezlerden gelen üst motor lifler ise ağırlıklı olarak kontralateral projeksiyon yapar; bu durum klinikte merkezi lezyonlarda görülen bulguları açıklar.
4.2. Santral bağlantılar
- Kortikobulber lifler, frontal operkulum ve primer motor korteksin alt yüz kısımlarından başlayarak iç kapsülün genu’su boyunca iner, beyin sapında çaprazlanarak (tam veya baskın olarak karşıya geçerek) contralateral nucleus nervi hypoglossi üzerine sinaps yapar.
- Ayrıca retiküler formasyon, formatio reticularis üzerinden yutma ve solunum merkezleriyle karşılıklı bağlantılar; n. trigeminus ve n. facialis ile koordineli çiğneme ve mimik hareketlerini düzenleyen kısa ara devreler bulunmaktadır.
Bu bağlantılar, dil hareketlerinin sadece “tek başına” değil, solunum, yutma ve fonasyonla senkronize olacak şekilde organize edilmesini sağlar.
5. Beyin sapından çıkışı ve intrakraniyal seyri
N. hypoglossus’un intrakraniyal seyri, medulla oblongata’dan çıkışından canalis nervi hypoglossi’ye kadar uzanan bölümü kapsar.
- Fasiküler bölüm
- Çekirdekten çıkan aksonlar, medulla oblongata’nın içinden öne–dışa doğru uzanır ve piramidal traktus ile inferior oliv çekirdeği arasında seyreder.
- Yüzeysel çıkış
- Sinir, medulla oblongata’nın ön–yan (anterolateral) sulkusundan, piramis ile oliva inferior arasında, birkaç küçük kökçük hâlinde beyin sapını terk eder.
- Bu kökçükler kısa mesafede birleşerek tek bir sinir gövdesini oluşturur.
- Sisternal bölüm
- Sinir, posterior kraniyal çukurda kısa bir mesafede beyin sapı ile dura mater arasında seyreder, ardından oksipital kemikteki özel kemik kanalı olan canalis nervi hypoglossi’ye yönelir.
6. Hipoglossal kanal ve kranium dışına çıkış
Canalis nervi hypoglossi, oksipital kemiğin kondillerinin üst–ön kısmında yer alan kısa bir kemik kanaldır.
- Sinir, bu kanal içinde genellikle tek demet hâlinde seyreder; nadiren çift kanal veya aksesuar küçük kanalcıklar bulunabilir.
- Kanal içinden geçerken sinire eşlik eden küçük venöz yapılar ve bazen meningeal küçük arter dalları mevcuttur.
- Kanalı terk ettiğinde sinir artık ekstrakraniyal seyirine geçmiştir.
7. Ekstrakraniyal seyir
Kafatası dışına çıktıktan sonra n. hypoglossus’un seyri, boyun bölgesindeki önemli damar ve kaslarla yakın ilişkiler gösterir:
- Yüksek servikal segment (V. jugularis interna ve a. carotis ile ilişkiler)
- Sinir, canalis nervi hypoglossi’yi terk ettikten sonra, v. jugularis interna ile a. carotis interna ve daha aşağıda a. carotis externa arasında yer alan nörovasküler paketle komşuluk gösterir.
- Başlangıçta daha süperior ve posterior konumda iken, daha sonra öne ve aşağıya doğru eğri bir yol çizer.
- C1 lifleri ve ansa cervicalis bağlantısı
- Üst servikal pleksus köklerinden gelen C1 spinal sinir liflerinin bir bölümü, kısa bir mesafe için n. hypoglossus ile birlikte seyreder.
- Bu C1 lifleri daha sonra n. hypoglossus’tan ayrılarak:
- n. thyrohyoideus (m. thyrohyoideus için),
- n. geniohyoideus (m. geniohyoideus için),
- ve ansa cervicalis’in (ansa cervicalis profunda) radix superior’una katkı verir.
- Bu anatomik birliktelik, klinikte bazen kafa karışıklığına yol açar; dil kasları ile hyoid çevresi kasların innervasyonu arasında karmaşık bir ağ söz konusudur.
- Karotis üçgeni ve digastrik–stylohyoid ilişkileri
- Sinir, boynun karotis üçgeni içinde, m. digastricus’un arka karnı (venter posterior) ve m. stylohyoideus ile yakın komşuluk gösterir.
- Stylohyoid ve digastrik kas arasındaki laterofaringeal boşluktan geçerek öne ve aşağıya ilerler.
- Suprahyoid bölge ve dile giriş
- Aşağı–önde, m. mylohyoideus ile m. hyoglossus arasında yer alan aralıktan geçerek dilin derinlerine doğru ilerler.
- M. hyoglossus’un dış yüzeyinden seyrederken, m. genioglossus’a ve dilin intrinsik kaslarına dallar verir.
- Bu bölgede n. lingualis (V3 dalı) ve duktus submandibularis (Wharton kanalı) ile de yakın komşuluk vardır; cerrahi girişimlerde bu ilişkiler önem taşır.
8. Dalları ve innervasyon alanları
8.1. Motor dallar
N. hypoglossus’un başlıca hedefleri, dilin intrinsik ve ekstrinsik kaslarıdır:
- İntrinsik kaslar (tamamı n. hypoglossus tarafından innerve edilir):
- m. longitudinalis superior
- m. longitudinalis inferior
- m. transversus linguae
- m. verticalis linguae
Bu kaslar, dilin şekil değiştirmesini (kısalma–uzama, incelme–kalınlaşma, düzleşme–kabalaşma) sağlar.
- Ekstrinsik kaslar (hipoglossus innervasyonu):
- m. genioglossus
- m. hyoglossus
- m. styloglossus
Bu kaslar dilin bütün olarak öne, arkaya, yukarıya ve aşağıya hareketini; aynı zamanda lateralizasyonunu sağlar.
İstisna
- m. palatoglossus: İnervasyonu ağırlıklı olarak n. vagus (X) üzerinden plexus pharyngeus ile sağlandığından n. hypoglossus’un doğrudan hedefi sayılmaz, ancak fonksiyonel olarak dil ve damak hareketlerinin koordinasyonuna katkı verir.
8.2. C1 ile ilişkili dallar
C1 lifleri, n. hypoglossus “üzerinden geçerken” aşağıdaki kaslara motor innervasyon sağlar; bu lifler embriyolojik ve topografik bağlama göre değerlendirilir:
- m. geniohyoideus
- m. thyrohyoideus
- Ansa cervicalis aracılığıyla m. omohyoideus, m. sternohyoideus ve m. sternothyroideus
Bu kaslar larenksin ve hyoid kemiğin pozisyonunu ayarlayarak, yutma ve fonksiyonel solunum hareketlerinin koordinasyonuna katkıda bulunur.
9. Mikroskopik anatomi ve lif tipi
N. hypoglossus, büyük çaplı, yoğun miyelinize somatik motor liflerden zengindir.
- Lif çapı genişliği ve kalın miyelin kılıf, impuls iletim hızının yüksek olmasını sağlar; bu durum, dil kaslarının çok hızlı ve hassas hareketlerine olanak tanır.
- Aksonlar tipik olarak alt motor nöronların aksonlarıdır; sinaptik kontaklarını doğrudan kas lifleri üzerinde motor son plaklar şeklinde yaparlar.
- Çevresel bağ dokusu katmanları (endoneurium, perineurium, epineurium) siniri çevreler ve boyun bölgesindeki mekanik streslere karşı koruma sağlar.
10. Fonksiyonel özellikler
N. hypoglossus’un işlevleri, dilin motor kontrolü üzerinden bir dizi karmaşık davranışı destekler:
- Artikülasyon ve konuşma
- Dilin ucunun (apeks) hızlı ve hassas hareketleri, alveolar ve dental sessizlerin (ör. /t/, /d/, /n/) üretimi için gereklidir.
- Dilin orta ve arka bölümlerinin konumlanması, vokal formantların şekillenmesine katkı sağlar; bu da sesli harflerin ayırt edici özelliklerini belirler.
- Yutma (deglütisyon)
- Dil, bolusu orofarenkse doğru itmek için bir piston gibi görev yapar.
- N. hypoglossus, dilin ön–arka yönlü dalga hareketlerini koordine ederek, oral fazın etkin ve güvenli olmasını sağlar.
- Çiğneme ve bolus formasyonu
- Dil, çiğnenen gıdayı dişler arasında uygun şekilde yeniden konumlandırır; bu süreç, n. trigeminus, n. facialis ve n. hypoglossus arasındaki karmaşık motor koordinasyonla gerçekleşir.
- Refleksler ve otomatik hareketler
- Dilin pozisyonunu sürekli olarak ayarlayan tonik aktivite, özellikle uyku sırasında hava yolunun açıklığının korunmasında önem taşır (m. genioglossus’un aktivitesi).
11. Klinik anatomi
11.1. Lezyon tipleri: alt ve üst motor nöron
Alt motor nöron (LMN) lezyonu
- Nedenler: Nucleus nervi hypoglossi, sinir kökleri veya periferik sinir gövdesinin tümör, vasküler lezyon, travma ya da cerrahi sırasında hasarı.
- Klinik bulgular:
- İpsilateral dil kaslarında atrofi
- Fibrilasyon ve fasikülasyonlar
- Dil dışarı çıkartıldığında, lezyon tarafına doğru deviasyon (çekilme)
- Dilin hacminde azalma ve yüzeyde düzensiz, “çentikli” görünüm
Üst motor nöron (UMN) lezyonu
- Nedenler: Kortikobulber traktus lezyonları (inme, demiyelinizan hastalıklar vb.)
- Klinik bulgular:
- Başlangıçta karşı tarafta zayıflık; dil dışarı çıkarıldığında kontralateral kas zayıflığına bağlı olarak zayıf tarafın tersine deviasyon (yani lezyonun karşı tarafına doğru)
- Uzun süreli lezyonlarda spastisite ve dil hareketlerinde yavaşlık, ancak atrofi genellikle minimaldir.
- İki taraflı üst motor nöron lezyonları (psödobulber paralizi) durumunda, dil hareketleri belirgin şekilde kısıtlanır; yutma ve konuşma ciddi düzeyde bozulur.
11.2. Nukleer ve fasiküler lezyonlar
Medulla oblongata’daki çekirdeği ya da fasiküler lifleri tutan lezyonlar, sıklıkla komşu yapılara da zarar verir. Örneğin:
- Dejerine sendromu: Medial medulla lezyonunda, piramidal traktus, lemniscus medialis ve n. hypoglossus lifleri birlikte etkilenir; ipsilateral dil paralizisi, kontralateral hemiparezi ve kontralateral derin duyusal bozukluk görülür.
Bu tür sendromlar, hipoglossal sinirin beyin sapı içi seyrinin klinik önemini ortaya koyar.
11.3. Periferik lezyonlar
Periferik düzeyde n. hypoglossus’un yaralanması:
- Karotis endarterektomisi, boyun diseksiyonları, submandibular gland cerrahileri, çene–yüz travmaları sırasında sinir iatrojenik olarak zedelenebilir.
- Sinirin karotis arterle yakın ilişkisi, özellikle karotis cerrahisinde dikkat gerektirir; kalıcı hipoglossal paralizi, konuşma ve yutma kalitesinde belirgin bozulmaya yol açabilir.
11.4. Muayene
N. hypoglossus muayenesi, nörolojik muayenenin standart bir parçasıdır:
- Hasta dilini mümkün olduğunca dışarı çıkarması istenir; dilin orta hatta tutulup tutulamadığı, herhangi bir deviasyon olup olmadığı değerlendirilir.
- Dil istirahat hâlindeyken fasikülasyonların varlığı gözlenir.
- Dilin yanlara doğru hareketi, damağa doğru kaldırılması ve alt dişlerle temas ettirilmesi gibi manevralarla kas gücü test edilir.
- Gerekirse EMG ile dil kaslarındaki denervasyon bulguları incelenir.
12. Görüntüleme ve elektrofizyolojik değerlendirme
- MRI ve MR anjiyografi, beyin sapı ve posterior fossa lezyonlarını değerlendirmede; BT ve BT anjiyografi ise kemik yapı ve damar ilişkilerini göstermede kullanılır.
- Yüksek çözünürlüklü MRI ile nucleus nervi hypoglossi düzeyindeki patolojiler ayrıntılı olarak incelenebilir.
- EMG ve sinir iletim çalışmaları, dil kaslarında alt motor nöron lezyonuna bağlı denervasyon, reinnervasyon bulguları hakkında bilgi verir; özellikle motor nöron hastalıkları (ör. ALS) ve fokal nöropatilerde yararlıdır.
13. Fonksiyonel ve klinik korelasyonlar
- Obstrüktif uyku apnesi bağlamında, m. genioglossus aktivitesinin azalması ile üst hava yolu çökmesi arasında ilişki gösterilmiştir; bu nedenle genioglossus ve onu innerve eden n. hypoglossus, uyku apnesi fizyopatolojisinde önemli bir hedef hâline gelmiştir.
- Deneysel ve klinik girişimler, n. hypoglossus üzerine implante edilen nörostimülatörlerle, uyku sırasında dilin tonusunu arttırarak hava yolu açıklığını korumayı amaçlamaktadır.
- Nörodejeneratif hastalıklar (ALS gibi) sırasında hipoglossal çekirdek nöronlarının etkilenmesi, erken ve belirgin bulber bulgularla kendini gösterebilir; dilde ileri derecede atrofi ve fasikülasyonlar, tanısal açıdan dikkat çekicidir.
Keşif
İnsan bedenini ilk kez sistemli biçimde açıp bakan hekimler için, dil kaslarına giden ince soluk sinir demeti, önce sadece “kasları hareket ettiren tellalardan biri”ydi. Bugün ona nervus hypoglossus, yani XII. kranial sinir diyoruz; ama bu isme ve bugünkü anatomik anlamına kavuşması, iki bin yılı aşan bir hikâyenin ürünü. Bu hikâye, İskenderiye diseksiyon masalarından modern beyin görüntüleme laboratuvarlarına, oradan da hipoglossal sinir stimülasyon implantlarının ameliyathanelerine uzanır.
Helenistik başlangıç: Herophilos’un “dil siniri”
İ.Ö. 3. yüzyılda İskenderiye’de çalışan Herophilos, sinir–damar–tendon ayrımını ilk kez sistemli şekilde yapan hekimlerden biri olarak anılır. Kadavralar üzerinde yaptığı diseksiyonlarda beyin sapından çıkan beyaz ipliksi yapıların kaslara doğru uzandığını saptadı ve bunların bazılarını dil kaslarına dek takip etti. Modern kaynaklar, hipoglossal sinirin ilk tanımlamasını Herophilos’a atfeder; elbette o, ne “XII. sinir” diyordu ne de “hypoglossus” adını kullanıyordu, fakat beyin tabanından dil kaslarına giden ayrı bir sinir demeti olduğunu fark etmişti.
Onun notları doğrudan günümüze ulaşmasa da, daha sonra Galen’in ve Roma dönemi yazarlarının aktardıkları üzerinden, Herophilos’un “dil kaslarına giden ayrı bir sinir” kavramını ortaya koyduğu anlaşılıyor. Böylece hipoglossus’un tarihindeki ilk iz, isimleri çoğu zaman gölgede kalan İskenderiyeli dissektörlerin sessiz laboratuvarlarında beliriyor.
Galen’in yedi çift “beyin siniri” ve dil kaslarına giden son çift
M.S. 2. yüzyıla geldiğimizde, sahneye Pergamonlu Galen çıkıyor. O, hayvan (özellikle domuz ve maymun) diseksiyonlarına dayanarak “yedi çift beyin siniri (nervi cerebrales)” şeması kurdu. Bu şemada bugünkü hypoglossus, Galen’in yedinci çifti olarak görünür; bu çiftin dil kaslarını hareket ettirdiğini açıkça yazar. Gala göre bu sinir “sert ve kalın” yapıdadır, bu yüzden motor (hareket) işlev gördüğünü düşünür; duyusal sinirler ise daha yumuşak ve incedir.
Galen sinirlere bugün bildiğimiz Latince adları vermedi; ama beyin tabanından çıkan, dil kaslarına giden ve diğerlerinden ayrılan bir çift olduğunu vurguladı. ‘Yedinci sinir çifti’ asırlar boyunca neredeyse hiç sorgulanmadı ve hipoglossus’un tarihindeki ikinci büyük mihenk taşı oldu.
Orta Çağ ve İslam dünyası: Galen gölgesinde durağan yüzyıllar
Orta Çağ Avrupa’sında ve İslam tıbbında Galen otoritesi öylesine güçlüydü ki, kranial sinirler çoğunlukla onun anlattığı “yedi çift” şemaya göre tekrarlandı. İbn Sînâ, İbn Rüşd, el‐Zehrâvî gibi hekimler, beyin sinirlerini tartışırken dil kaslarına giden çifti de anmakla birlikte, yeni bir sınıflama ya da numaralandırma getirmediler; daha çok Galen’in tasnifini yorumladılar.
Bu dönemde, dil kaslarına giden sinir ile yutma, konuşma ve boğulma refleksleri arasındaki ilişki klinik gözlemlerde fark edilse de, hipoglossus’u bugün anladığımız tarzda ayrı bir anatomik–klinik varlık hâline getiren dönüşüm henüz gerçekleşmemişti.
Vesalius ve Rönesans anatomisi: “Galen’in yedi çifti”nin yeniden çizilmesi
- yüzyılda Andreas Vesalius, De humani corporis fabrica’yı yayımladığında, Galen’in otoritesini sarsan temel isim hâline geldi. Yine de kranial sinirleri hâlâ yedi çift olarak tanımlar; yani sayısal sistem Galeninkine sadıktır. Fakat Vesalius’un radikal yeniliği, sinirleri ilk kez ayrıntılı ve nispeten doğru anatomik çizimlerle göstermesidir. Beyin sapının ventral yüzünden çıkan ve aşağıya doğru ilerleyerek dil kaslarına ulaşan somut bir sinir demetini resmeder; bu, bugünkü hypoglossus’tur.
Onun ardılları olan Falloppio, Eustachius ve Varolio, beyin sapı ve kranial sinir köklerinin daha ayrıntılı tasvirlerini yayımladılar. Fakat sınıflama hâlâ “yedi sinir çifti” etrafında dönüyor; hypoglossus, son çift olarak dil kaslarına giden motor sinir biçiminde anlatılıyordu. Sinirin adı hâlâ oturmuş değildi; genellikle işleviyle (“dili hareket ettiren sinir”) anılıyordu.
Willis ve erken nörofizyoloji: sinirin anlamı genişliyor
- yüzyılda Thomas Willis, Cerebri Anatome’de beyin ve sinir sistemine dair kapsamlı bir çerçeve sundu. Willis’in asıl yeniliği, sinirleri sadece morfolojik iplikler olarak değil, işlevsel yollar olarak düşünmesiydi. Beyin sapının ön‐yan yüzünden çıkan ve dil kaslarını çalıştıran kalın bir motor sinirden söz eder; bu sinirin klinik belirtilerle ilişkisini –örneğin dilin felç olması, konuşma ve yutmanın bozulması– daha açık anlatır.
Yine de bu dönemde de kranial sinirlerin sayısı ve sınırları tartışmalıdır: kimileri beş, kimileri dokuz çift sayar; bazıları fasiyal siniri trigeminus’un bir dalı sanır. Hypoglossus’un “dile giden bağımsız motor sinir” kimliği giderek netleşse de, onu bugün bildiğimiz XII. sinir konumuna yerleştirecek sınıflama henüz ortaya çıkmamıştı.
Sömmerring ve modern çağın eşiği: “Artık on iki tane”
- yüzyıl sonlarına geldiğimizde, Alman anatomist Samuel Thomas Sömmerring sahneye çıkar. 1778 tarihli çalışmasında, kranial sinirleri on iki çift olarak sınıflar ve her birine bugünkü sıralamaya karşılık gelen bir numara verir. Hipoglossal sinir, bu yeni sistemde XII. kranial sinir olarak kodlanır; “nervus hypoglossus” terimi, Yunanca hypo (“altında”) ve glossa (“dil”) köklerinden türetilmiş Latince formuyla yerleşir.
Böylece Galen’in yedinci siniri, Sömmerring’in kaleminde XII. kranial sinire dönüşür. Bu sayı, sinirin fonksiyonunu değiştirmez ama onu anatomi atlaslarında sabit bir kimlik ve adresle donatır. 19. yüzyıldan itibaren yayımlanan hemen tüm anatomi kitapları, bu on iki sinirlik sistemi benimsedi.
Mikroskop devrimi: çekirdeğin keşfi ve sinirin iç yüzü
- yüzyıl ortasında mikroskobun gelişmesiyle birlikte sinir dokusuna bakış kökten değişir. Purkinje, Deiters ve nihayet Ramón y Cajal’ın eserleriyle nöron doktrini yerleşirken, medulla oblongata içindeki gri cevher sütunları “çekirdekler” olarak tek tek tanımlanmaya başlar. Bu süreçte, dördüncü ventrikül tabanındaki romboid çukurun altında, medulla’nın medialinde uzanan motor nöron kolonu nucleus nervi hypoglossi olarak tarif edilir.
Özel boyama yöntemleri ve seri kesitler, bu çekirdeğin büyük, çok kutuplu motor nöronlardan oluştuğunu, aksonlarının medulla içinde öne doğru ilerleyip piramis ile oliva inferior arasından beyin sapını terk ettiğini gösterir. Hipoglossal sinir artık sadece “dil altından geçen bir iplik” değil, beyin sapı içinde belirgin bir çekirdeği, izlenebilir fasikülleri, periferde dallanan motor lifleri olan kompleks bir yol hâline gelir.
19. yüzyıl fizyolojisi: motor nöron kavramı ve reflekslerde dil
Aynı yüzyılda Charles Bell ve François Magendie, ön köklerin motor, arka köklerin duyusal olduğunu göstererek sinir sisteminde işlevsel ayrımı belirginleştirir. Sherrington, omurilik motor nöronlarını “son ortak yol” kavramıyla tanımlarken, kranial motor çekirdekler –hipoglossal dahil– bu şemaya dâhil edilir.
Artık hipoglossal çekirdekteki nöronlar, hem kortikobulber liflerden gelen istemli komutları, hem de yutma, öksürme, kusma gibi reflekslerde rol alan beyin sapı ağlarından gelen otomatik girdileri birleştiren motor nöronlar olarak görülür. Dilin anlık hareketleri, bu motor nöron havuzunun “ateşleme” örüntüleriyle ilişkilendirilmeye başlanır.
20. yüzyıl: kortikal haritalar ve dil kaslarının fiziolojisi
- yüzyılın ortalarında Wilder Penfield ve Herbert Jasper, epilepsi cerrahisi sırasında yaptıkları kortikal uyarımlarla, motor korteksin “homunculus” haritasını çıkarırlar. Frontal lobun alt yüzeyine yakın alanların elektrikle uyarılması, karşı taraf dil kaslarının hareketlenmesine yol açar; bu, kortikobulber liflerin önemli bir kısmının contralateral nucleus nervi hypoglossi’ye projekte olduğunu klinik olarak doğrular.
Aynı dönemde elektromiyografi (EMG) teknikleri gelişir. Dil kaslarına yerleştirilen iğne elektrotlar, konuşma, yutma ve çiğneme sırasında m. genioglossus, m. hyoglossus ve dilin intrinsik kaslarının karakteristik aktivite paternlerini ortaya koyar. Bu çalışmalar, hipoglossal sinirin sadece “dili öne çıkarma” değil, sesli harf formantlarını şekillendiren karmaşık şekil değişikliklerini de denetlediğini gösterir.
Solunumla iç içe bir sinir: hipoglossal motonöronlar ve hava yolu
- yüzyılın son çeyreğinde solunum fizyolojisi alanındaki çalışmalar, hipoglossal çekirdeğe yeni bir rol daha yükler: üst hava yolunun açıklığının korunması. Hayvan deneylerinde hipoglossal motonöronların inspirasyon fazı ile fazik olarak aktive olduğu, özellikle m. genioglossus’un soluk alma sırasında öne doğru çekilerek dil kökünü farenksten uzaklaştırdığı gösterilir.
Bu bulgular, dil kaslarının sadece konuşma ve yutma ile ilgili olmadığını; uyku sırasında dahi, üst hava yolunun çökmesini engelleyen sessiz bir “iç iskelet” görevi gördüğünü ortaya koyar. Genioglossus’un tonusu azaldığında ya da hipoglossal motonöronlar gerektiği gibi ateşlemediğinde, dil kökü geriye düşer ve farenks lümeni daralır. Obstrüktif uyku apnesinin patofizyolojisi giderek bu çerçevede okunmaya başlanır.
Modern anatomi ve görüntüleme: liflerin haritalanması
- yüzyıla geldiğimizde yüksek çözünürlüklü MR ve difüzyon tensör görüntüleme, hipoglossal sinirin hem beyin sapı içi fasiküllerini hem de periferik dallarını daha ayrıntılı gösterme imkânı sunar. Kadavra çalışmalarında, hipoglossal sinirin dil kaslarına giden dallarının dallanma desenleri ve kaslarla olan üç boyutlu ilişkileri milimetrik düzeyde haritalanır; 2010’lar ve sonrasında yayımlanan morfolojik çalışmalar, bu dallanma paternlerinin bireyler arası varyasyonlarını ve cerrahi açısından kritik “güvenli alanları” tarif eder.
Bu bilgiler, hem baş–boyun cerrahisinde sinirin korunmasına hem de birazdan değinilecek olan nörostimülasyon implantlarının hedef seçimine yön verir. Hipoglossal sinirin hangi dalının genioglossus’a, hangisinin intrensek kaslara gittiğini bilmek, hangi dalın elektrotla uyarılacağını belirlemede kilit önem taşır.
Nadir nöropatiler ve klinik nöroloji: 21. yüzyıl başındaki tablo
Dil kaslarının asimetrik atrofisi, konuşmanın “pütürlü” hâle gelmesi, yutma güçlüğü ve dilin dışarı çıkarıldığında tek tarafa doğru deviasyonu… Bu bulgular, hipoglossal sinir nöropatilerini düşündüren klasik klinik işaretler hâline gelir. 21. yüzyılda yayımlanan derleme ve olgu serileri, hipoglossal nöropatilerin sanıldığı kadar nadir olmadığını; tümörler, damar patolojileri, servikal cerrahiler, travmalar ve motor nöron hastalıklarının yanı sıra, bilinmeyen kökenli izole hipoglossal palsilerin de önemli bir grup oluşturduğunu gösterir.
Modern nörolojide hipoglossus, artık sadece “muayenede dile baktırılan sinir” değildir; görüntüleme yöntemleriyle kökünden çekirdeğine dek izlenebilir, EMG ile denervasyon–reinnervasyon paternleri analiz edilebilir ve uyku bozuklukları alanında bambaşka bir rol daha üstlenmiştir.
Hipoglossal sinir stimülasyonu fikrinin doğuşu: apneye karşı elektriğin çağrılması
Obstrüktif uyku apnesinde CPAP (sürekli pozitif hava yolu basıncı) altın standart tedavi olarak kabul edilir; ancak hastaların önemli bir kısmı maskeye uyum sağlayamaz. Solunum fizyologları ve cerrahlar, 1990’lardan itibaren şu basit ama cesur soruyu sormaya başlar: “Madem hava yolunun çökmesini dil kası tonusunun düşmesi tetikliyor, o hâlde genioglossus’u doğrudan uyarsak ne olur?”
Hayvan deneylerinde hipoglossal sinirin elektriksel uyarılmasıyla dili öne çeken güçlü bir protrüzyon hareketi elde edildiğinde, fikir klinik sahneye taşınır. 2000’lerin başında küçük hasta serilerinde, boyun bölgesine implant edilen jeneratörlerin hipoglossal siniri uyardığı ve apne–hipopne indeksini düşürebildiği gösterilir.
2010’ların ortasında üst hava yolu stimülasyonu ya da daha spesifik adıyla hipoglossal sinir stimülasyonu (HGNS) için tasarlanan sistemler, prospektif çalışmalarla değerlendirilir. 2014’te yayımlanan büyük bir çok merkezli çalışma, hipoglossal sinir stimülasyonunun orta–şiddetli obstrüktif uyku apnesi hastalarında, 12 aylık takipte apne–hipopne indeksini belirgin biçimde düşürdüğünü ve yaşam kalitesini artırdığını gösterir; aynı yıl ABD’de ilk sistem onay alır.
Bu implantlar genellikle üç parçadan oluşur: göğüs duvarına yerleştirilen jeneratör, solunum eforunu algılayan interkostal ya da plevral sensör ve boyunda hipoglossal sinire sarılan stimülasyon elektrodu. Hastanın her inspirasyonunda sistem, genioglossus’u hedefleyen hipoglossal dallarına kısa elektriksel uyarılar göndererek dili öne çeker ve farenks lümenini açık tutar.
Hipoglossal sinir ve kardiyometabolik araştırmalar: elektrik akımının yankıları
Obstrüktif uyku apnesinin kardiyovasküler riskleri bilindikçe, hipoglossal sinir stimülasyonunun sadece apne sayısını değil, kan basıncı, vasküler fonksiyon ve metabolik parametreler üzerindeki olası etkileri de mercek altına alınır. 2020’ler boyunca yürütülen randomize çalışmalar, HGNS tedavisi ile 24 saatlik kan basıncı, sempatik aktivite ve damar sertliği gibi parametreler arasındaki ilişkiyi incelemeye başlar; bazı çalışmalarda belirgin fark bulunmazken, diğerlerinde alt gruplarda anlamlı iyileşmelerin ipuçları görülür.
Aynı dönemde, HGNS gören hastalarda glukoz metabolizması ve kardiyovasküler sonlanımların uzun dönem seyrini değerlendiren klinik araştırmalar başlatılır. Böylece hipoglossus, bir yandan dil kaslarını hareket ettiren klasik motor sinir kimliğini korurken, diğer yandan kardiyometabolik risk modülasyonunun merkezinde yer alan bir nöromodülasyon hedefi hâline gelir.
Güncel deneysel çalışmalar: nöron alt tipleri, plastikite ve dil egzersizi
Son yıllarda yapılan hayvan ve insan çalışmalarında, hipoglossal çekirdekteki motor nöronların homojen olmadığı, dilin intrinsik kaslarını innerve edenlerle extrinsik kaslarını innerve edenlerin farklı elektrofizyolojik özellikler taşıdığı gösterilir. Bazıları daha tonik, bazıları fazik ateşleme paternine sahiptir; bu da konuşma, yutma ve solunum gibi farklı görevlerde seçici olarak devreye girmelerine izin verir.
Buna paralel olarak, dil egzersizlerinin ve fonksiyonel rehabilitasyonun, hipoglossal motonöron havuzunda yapısal ve fonksiyonel değişiklikler yaratabildiğine dair bulgular ortaya çıkmaktadır; özellikle motor nöron hastalıklarında ve yutma bozukluklarında, dil kaslarının hedefli egzersizlerle güçlendirilmesinin solunum ve yutma fonksiyonlarını iyileştirebileceği gösterilmektedir.
Hipoglossal nöropatiler üzerine yazılan güncel derlemeler, tüm bu araştırma sonuçlarını klinik bağlama yerleştirmeye çalışır: nadir görülen izole hipoglossal palsilerden, tümör ve damar patolojilerine bağlı kompleks lezyonlara kadar geniş bir spektrumda, sinirin anatomik komşulukları ve çekirdeksel bağlantıları, tanı ve tedavi stratejilerini belirlemede temel referans hâline gelir.
İskenderiyeli Herophilos’un beyin tabanından dil kaslarına uzanan “gizemli iplikleri” merakla izlemesinden, Galen’in onları yedinci sinir çifti olarak tasnif etmesine; Vesalius ve Sömmerring’in sayfalarında XII. kranial sinir kimliği kazanmasından, modern ameliyathanelerde bu sinire sarılan elektrotların her nefeste dili öne çekmesine kadar geçen uzun yüzyıllar boyunca nervus hypoglossus, hem anatomi kitaplarının hem de klinik ve deneysel nörobilimin sessiz ama merkezi figürlerinden biri olarak yerini korur. Her yeni teknik –mikroskop, EMG, MR, nörostimülasyon– geldiğinde, ışık önce bir kez daha bu ince sinir demetinin üzerine düşer; biz de onun dil, nefes, uyku ve yaşam arasındaki rolünü her seferinde biraz daha ayrıntılı görür hâle geliriz.
İleri Okuma
- Flamm ES (1967). Historical observations on the cranial nerves. Journal of Neurosurgery, 27(4), 285–297. doi:10.3171/jns.1967.27.4.0285.
- Schwartz AR, Thut DC, Russ B, Seelagy M, Russell R, Permutt S, Smith PL (1993). Effect of electrical stimulation of the hypoglossal nerve on airflow mechanics in the isolated upper airway. American Review of Respiratory Disease, 147(5), 1144–1150.
- Eisele DW, Smith PL, Alam DS, Schwartz AR (1997). Direct hypoglossal nerve stimulation in obstructive sleep apnea. Archives of Otolaryngology–Head and Neck Surgery, 123(1), 57–61. doi:10.1001/archotol.1997.01900010067009.
- Loh C, Maya MM, Go JL (2002). Cranial nerve XII: the hypoglossal nerve. Seminars in Ultrasound, CT and MRI, 23(3), 256–265. doi:10.1016/S0887-2171(02)90050-8.
- Eisele DW, Schwartz AR, Smith PL (2003). Tongue neuromuscular and direct hypoglossal nerve stimulation for obstructive sleep apnea. Otolaryngologic Clinics of North America, 36(3), 501–510. doi:10.1016/S0030-6665(02)00178-0.
- Sood S, Morrison JL, Liu H, Nolan P, Horner RL (2003). 5-HT at hypoglossal motor nucleus and respiratory control of genioglossus muscle in anesthetized rats. Respiratory Physiology & Neurobiology, 138(2–3), 205–221.
- Saboisky JP, Butler JE, Fogel RB, Taylor JL, Trinder J, White DP, Gandevia SC (2006). Tonic and phasic respiratory drives to human genioglossus motoneurons during breathing. Journal of Neurophysiology, 95(4), 2213–2221.
- Steenland HW, Liu H, Sood S, Liu X, Horner RL (2006). Respiratory activation of the genioglossus muscle involves both non-NMDA and NMDA glutamate receptors at the hypoglossal motor nucleus in vivo. Neuroscience, 138(4), 1407–1424.
- Horner RL (2007). Respiratory motor activity: influence of neuromodulators and implications for sleep-disordered breathing. Canadian Journal of Physiology and Pharmacology, 85(9), 649–658.
- Lin HC, Barkhaus PE (2009). Cranial nerve XII: the hypoglossal nerve. Seminars in Neurology, 29(1), 45–52. doi:10.1055/s-0028-1124022.
- Kezirian EJ, Goding GS Jr, Malhotra A, O’Donoghue FJ, Zammit G, Wheatley JR et al. (2010). Electrical stimulation of the hypoglossal nerve in the treatment of obstructive sleep apnea. Sleep Medicine Reviews, 14(5), 365–371.
- Eastwood PR, Barnes M, Walsh JH, Maddison KJ, Hee G, Schwartz AR et al. (2011). Treating obstructive sleep apnea with hypoglossal nerve stimulation. Sleep, 34(11), 1479–1486.
- Fregosi RF (2011). Respiratory related control of hypoglossal motoneurons – Knowing what we do not know. Respiratory Physiology & Neurobiology, 179(1), 43–47.
- Lee KZ, Fuller DD, Fregosi RF (2011). Hypoglossal neuropathology and respiratory activity in a rat model of motor neuron death. Frontiers in Physiology, 2, 31.
- Šimon F, Eichler P (2011). On the terminology of cranial nerves. Clinical Neurology and Neurosurgery, 113(5), 390–395.
- Catala M, Kubis N (2013). Gross anatomy and development of the peripheral nervous system. Handbook of Clinical Neurology, 115, 29–41.
- Strollo PJ Jr, Soose RJ, Maurer JT, de Vries N, Cornelius J, Froymovich O et al. (2014). Upper-airway stimulation for obstructive sleep apnea. New England Journal of Medicine, 370(2), 139–149.
- Davis MC, Tien DR, Chang KE (2014). The naming of the cranial nerves: a historical review. Clinical Anatomy, 27(1), 14–19.
- Kezirian EJ, Goding GS Jr, Malhotra A, O’Donoghue FJ, Zammit G, Wheatley JR et al. (2014). Hypoglossal nerve stimulation improves obstructive sleep apnea: 12-month outcomes. Journal of Sleep Research, 23(1), 77–83.
- Woodson BT, Soose RJ, Gillespie MB, Strohl KP, Maurer JT, de Vries N et al. (2014). Three-year outcomes of cranial nerve stimulation for obstructive sleep apnea: the STAR trial. Otolaryngology–Head and Neck Surgery, 151(5), 880–887.
- Finsterer J, Grisold W (2015). Disorders of the lower cranial nerves. Journal of Neurosciences in Rural Practice, 6(3), 377–391.
- Pengo MF, Steier J (2015). Electrical stimulation in obstructive sleep apnoea: current and emerging therapeutic approaches. Journal of Thoracic Disease, 7(8), 1286–1297.
- Pearce JMS (2017). Naming the cranial nerves: a historical note. ACNR – Advances in Clinical Neuroscience and Rehabilitation, 16(3), 12–13.
- Woodson BT, Strohl KP, Soose RJ, Gillespie MB, Maurer JT, de Vries N et al. (2018). Upper airway stimulation for obstructive sleep apnea: 5-year outcomes. Otolaryngology–Head and Neck Surgery, 159(1), 194–202.
- Curado TF, Oliven A, Sennes LU, Polotsky VY, Eisele DW, Schwartz AR (2018). Neurostimulation treatment of obstructive sleep apnea. Chest, 154(6), 1435–1447.
- Zhu L, Frazier DT, Guyenet PG (2019). Muscarinic inhibition of hypoglossal motoneurons. Journal of Neuroscience, 39(40), 7910–7925.
- Ratneswaran D, Guni A, Pengo MF, Al-Sherif M, He B, Cheng MC, Steier J, Schwarz EI (2021). Electrical stimulation as a therapeutic approach in obstructive sleep apnea – A meta-analysis. Sleep and Breathing, 25(1), 207–218.
- Olson MD, Lee JJ, Strollo PJ Jr (2021). Hypoglossal nerve stimulation therapy for the treatment of obstructive sleep apnea. Sleep Medicine Clinics, 16(1), 135–147.
- Kim SY, Naqvi IA (2022). Neuroanatomy, Cranial Nerve 12 (Hypoglossal). In: StatPearls [Internet]. StatPearls Publishing, Treasure Island (FL).
- Węgiel A, Węgrzyn P, Brzegowy P, Urbanik A (2024). Hypoglossal nerve neuropathies—Analysis of causes and anatomical background. Biomedicines, 12(4), 864.
- Cé PS, Rabelo FA, Badke L, Sander HH, Dal-Fabbro C (2025). Hypoglossal nerve stimulation and beyond: neurostimulation therapies for obstructive sleep apnea. Journal of Clinical Medicine, 14(15), 5494.
position
yer, konum
Enfeksiyon
Sinonim: bulaşıcı hastalık, intaniye, bulaşım, infeksiyon,
- īnficere kelimesinden gelir.
- Patojen canlının insan vücuduna girip, dokulara yerleşmesi, gelişmesi, çoğalmasıdır.
- Enfeksiyon hastalıkla aynı şey değildir.
- Anaokulu ve ilköğretim çağındakiç ocukların fizyolojik enfeksiyon insidansı: 8-12x/Yıl

Sınıflandırma
Tetikleyen patojene göre;
- Bir enfeksiyonun tetikleyici mikroorganizması, alt bölümlere ayrılmasına izin verir:
- Bakteriyel enfeksiyonlar
- Viral enfeksiyonlar
- Mantar enfeksiyonları (mikoz)
- Paraziter Enfeksiyonlar
Patojenin kökenine göre
- Enfeksiyonlar, patojenin kökenine göre kabaca şu şekilde bölünebilir:
- Endojen enfeksiyonlar; patojenler vücudun normalde zararsız florasından, örneğin bağırsak florasından veya deri florasından gelir. Zayıflamış bir bağışıklık sistemi, burada enfeksiyon için ön koşuldur.
- Eksojen enfeksiyonlar; daha sık görülür. Buradaki özel durumlar, hastanede edinilen nozokomiyal enfeksiyon veya tıbbi tedaviden kaynaklanan iyatrojenik enfeksiyondur.
Bulaşma ortamına bağlı olarak patojen
- Patojenlerin bulaşması, patojenin tipine ve tercih edilen enfeksiyon yerine bağlı olan farklı enfeksiyon yolları yoluyla gerçekleşebilir. Bulaşma ortamı, bir hastalığın bulaşıcılığını ve dolayısıyla yayılma hızını etkiler. Biri ayırt eder:
- Temas enfeksiyonu
- Smear enfeksiyonu
- Damlacık enfeksiyonu
Patojenin giriş portalına göre
- Başka bir farklılaşma yolu, patojenlerin vücuda giriş noktasıdır. Doğal giriş portalları ile yapay olarak oluşturulmuş (iyatrojenik) giriş portalları arasında bir ayrım yapılır. Doğal giriş noktalarındaki enfeksiyonlar şunları içerir:
- Soluma enfeksiyonu: solunum yolu yoluyla
- Aşılama enfeksiyonu: penetran cilt yaralanması yoluyla
- perkütan enfeksiyon: cilt yoluyla
- permukoz enfeksiyonu: mukoza zarı yoluyla
- Yara enfeksiyonu: bir yaranın üzerinde
- Kateter enfeksiyonu: bir kateter yoluyla
- Yapay giriş portlarının örnekleri, örneğin PVC’ler, ZVK’ler veya drenajlardır.
Ek olarak, patojen için ana giriş noktası olarak görev yapan organ sistemi de sınıflandırma için kullanılabilir, örneğin:
- enteral enfeksiyon: bağırsaklar yoluyla
- solunum yolu enfeksiyonu: hava yolları veya akciğerler yoluyla
- Genitoüriner enfeksiyon: genitoüriner sistem yoluyla
Özel bir durum, patojenlerin embriyo veya fetüse annenin rahmi veya plasentası yoluyla bulaştığı intrauterin veya transplasental enfeksiyondur.
Etkilenen organa göre
- Amniyotik enfeksiyon
- Solunum yolu enfeksiyonu
- İdrar yolu enfeksiyonu
- Deri enfeksiyonu
- Kemik enfeksiyonu
- Yumuşak doku enfeksiyonu
uyarma kontaklarının sayısına veya türüne göre
- Birincil enfeksiyon: patojenle ilk temas
- İkincil enfeksiyon: İkinci bir patojenle takip enfeksiyonu
- Çift enfeksiyon veya ko-enfeksiyon: aynı anda iki patojenle enfeksiyon
- Süper enfeksiyon: önceden var olan bir viral enfeksiyona dayalı bakteriyel enfeksiyon
- Yeniden enfeksiyon: ikinci enfeksiyon
Özel bir yeniden enfeksiyon vakası – özellikle cinsel yolla bulaşan hastalıklarda – sözde pinpon enfeksiyonudur.
Patojenin bileşimine göre
- Monoenfeksiyon: bir patojenle kolonizasyon
- Karışık enfeksiyon: birkaç patojenle kolonizasyon
Konaklar arasında aktarıma göre
- yatay enfeksiyon: bir enfeksiyonun bir konakçıdan aynı nesilden başka bir konağa bulaşması.
- dikey enfeksiyon: enfeksiyonun bir konakçıdan yeni nesil bir konağa bulaşması (yani doğum öncesi, diaplasental, perinatal ve doğum sonrası enfeksiyonlar)
Doğuma göre
- prenatal enfeksiyon: doğumdan önce (= intrauterin enfeksiyon)
- perinatal enfeksiyon: doğum sırasında
- postnatal enfeksiyon: doğumdan sonra
Seyire göre
- Enfeksiyonun başka bir sınıflandırması veya açıklaması, kronolojik sırasına göre yapılabilir:
- foudroyant (oldukça akut): çok hızlı başlangıç
- akut: hızlı başlangıç
- subakut: orta derecede hızlı başlangıç
- kronik: yavaş başlangıç
- latent: uzun süre saklanmak, gizli olmaz
Tekrarlayan enfeksiyonlara ‘rezidif’ denir.
Bölgeye göre
- otokton enfeksiyon: bölgede edinilen enfeksiyon
- allokton enfeksiyon: bölge dışında edinilen enfeksiyon (örn. hareket hastalığı)

retroauricular
musculus transversus abdominis
enine uzanan karın kası anlamına gelir. (bkz: musculus) (bkz: transversus ) (bkz: abdominis )

subphrenicus
Muskulus oblikus internus abdominis
Musculus obliquus internus abdominis* (iç oblik karın kası) lateral karın duvarının önemli bir parçasıdır. Bu iskelet kasının gövde hareketi, duruş ve karın içi basıncın düzenlenmesinde önemli rolleri vardır.
Anatomik Genel Bakış
Kökeni:
- İç oblik, aşağıdakiler de dahil olmak üzere birden fazla yapıdan kaynaklanır:
- Torakolomber fasyanın derin laminası
- İliak krestin orta çizgisi
- Kasık bağının yan yarısı
- Ön üst iliak omurga*
Bağlanma:
- Kas lifleri medial ve kranial olarak uzanır ve şunlara bağlanır:
- 9-12. kostal kıkırdakların alt sınırları
- Rektus kılıfı, linea alba (karnın orta hattından aşağı doğru uzanan fibröz bir yapı) oluşumuna katkıda bulunur.
Özellikler:
- Erkeklerde, iç oblik kasın kaudal lifleri, testislerin kaldırılmasından sorumlu olan kremaster kasına entegre olur.
- Kadınlarda, bazı lifler ligamentum teres uteri (uterusun yuvarlak ligamenti) ile ilişkilidir.

İnervasyon
- İç oblik kası aşağıdakiler tarafından innerve edilir:
- Torasik spinal sinirlerin ön dalları (rami anteriores) Th8 ila Th12
- Diğer kaudal abdominal kasları da innerve eden iliohipogastrik sinir, genitofemoral sinir ve ilioinguinal sinir dallarından ek innervasyon.
İç Oblik Kasın İşlevleri
İç oblik kas, stratejik konumu ve lif oryantasyonu nedeniyle çeşitli hareketlerde ve eylemlerde hayati bir rol oynar:
Gövdenin Döndürülmesi:
- Bir taraftaki iç oblik kas tek taraflı olarak kasıldığında, gövdeyi aynı tarafa döndürür. Buna tipik olarak karşı taraftaki dış oblik kasın eş zamanlı kasılması eşlik eder.
Gövdenin Yanal Fleksiyonu:
- Aynı tarafta hem iç hem de dış oblik kasların tek taraflı kasılması ile gövde o tarafa doğru yanal olarak eğilir.
Gövdenin Öne Doğru Fleksiyonu:
- İç oblik kasın iki taraflı kasılması gövdeyi öne doğru eğerek omurganın fleksiyonuna katkıda bulunur.
Pelvisin Stabilizasyonu:
- İç oblik, pelvisin ön kenarını kaldırmaya yardımcı olarak pelvik stabilizasyona yardımcı olur, özellikle çekirdek stabilitesi ve duruşu içeren aktiviteler sırasında önemlidir.
Karın Sıkıştırma ve Ekspirasyon:
- İç oblik, karın içi basıncını artırarak ekspirasyona yardımcı olan abdominal kompresyonda önemli bir rol oynar. Bu kompresyon, karın boşluğunda basıncın gerekli olduğu öksürme, dışkılama ve doğum gibi aktivitelerde esastır.
Klinik Önemi
İç oblik kasın yapısını ve işlevini anlamak klinik açıdan önemlidir çünkü bu kas genellikle çekirdek stabilitesi, duruş ve solunum mekaniği ile ilgilidir. İç oblik kasın zayıflığı, gerilmesi veya yaralanması gövde stabilitesinin azalmasına, solunum fonksiyonunun bozulmasına veya kronik bel ağrısına yol açabilir. Bu kasın uygun şekilde güçlendirilmesi, çekirdek stabilitesi ve duruş için hayati önem taşır ve genellikle karın veya bel yaralanmalarını takiben rehabilitasyon egzersizlerinde hedeflenir.
Keşif
Karın kaslarının, özellikle de musculus obliquus internus abdominis’in (iç oblik karın kası) anlaşılması ve tedavi edilmesinin tarihi, çeşitli dönüm noktalarına sahne olmuştur. Bu kilometre taşları, hem modern tıbbı hem de temel kas fonksiyonlarını anlamamızı şekillendiren anatomi, cerrahi teknikler ve abdominal fonksiyon anlayışındaki gelişmeleri ortaya koymaktadır.
1. Galen’in Karın Kasları Üzerine Gözlemleri (MS 2. Yüzyıl)
- Önde gelen Romalı hekim Galen (MS 130-200 civarı), insan diseksiyonu genellikle kısıtlı olduğundan, insan anatomisini anlamak için hayvanların erken diseksiyonlarını yapmıştır. Bu çalışmalar sayesinde çok katmanlı karın kaslarının varlığını fark etmiş, bunların hayati organlar etrafındaki koruyucu rollerine ve solunumdaki önemlerine dikkat çekmiştir.
- Bulguları eksik ve hayvan modellerine dayandığı için bazen hatalı olsa da, Galen’in gözlemleri bin yılı aşkın bir süre boyunca tıbbi anlayışı etkileyen anatomik bir temel oluşturdu. Çalışmaları, kasların duruş ve stabilitedeki rollerini vurgulamış ve karnın sindirimin ötesindeki hayati öneminin altını çizmiştir.
2. Rönesans ve Vesalius’un İnsan Diseksiyonları (1543)
- Genellikle modern anatominin babası olarak adlandırılan Andreas Vesalius, 1543 yılında detaylı insan diseksiyonu yoluyla anatomik çalışmada devrim yaratan De Humani Corporis Fabrica (İnsan Vücudunun Yapısı Üzerine) kitabını yayınladı. İç oblik de dahil olmak üzere karın kaslarının farklı katmanlarını tanımladı ve bunların kökenlerini, girişlerini ve lif yönelimlerini benzeri görülmemiş bir doğrulukla tanımladı.
- Vesalius, gözlemleri hayvan örneklerinden ziyade doğrudan insan diseksiyonlarına dayandığı için Galenik metinlerden gelen çok sayıda yanlış anlamayı düzeltti. Çalışmaları, katmanlı karın kaslarının gövde hareketine, duruşa ve karın içi basınç düzenlemesine nasıl katkıda bulunduğunu anlamak için zemin hazırladı.
3. Giovanni Borelli tarafından Kas Fonksiyonunun Keşfi (17. Yüzyıl)
- İtalyan bilim adamı ve biyomekaniğin öncülerinden Giovanni Borelli, 17. yüzyılda kas mekaniği üzerine çalışmış ve karın kaslarının harekete nasıl katkıda bulunduğunu araştırmıştır. Borelli, De Motu Animalium (Hayvanların Hareketi Üzerine) adlı çalışmasında, iç oblik de dahil olmak üzere karın kaslarının vücut rotasyonunu destekleme ve duruşu stabilize etme işlevini tanımlamıştır.
- Borelli’nin çalışması, mekanik prensipleri kullanarak kas işlevine yönelik ilk bilimsel araştırmalardan birine işaret ederek, oblik kasların gövdenin dönmesini ve bükülmesini nasıl kolaylaştırdığının anlaşılmasını ilerletmiştir. Bu, fiziğin biyolojik işleve uygulanmasında önemli bir adımdı ve gelecek yüzyıllarda biyomekaniği etkiledi.
4. Xavier Bichat ve Doku Sınıflandırması (18. Yüzyıl)
- 18. yüzyılda Fransız anatomist Xavier Bichat, vücudu bir organlar topluluğu olarak görmekten uzaklaşarak dokuları farklı türler halinde sınıflandırdı. Kasları belirli işlevsel doku sistemleri olarak kategorize etme çalışmaları, karın kasları da dahil olmak üzere kas gruplarının daha odaklanmış bir şekilde incelenmesinin önünü açtı.
- Bichat’ın sınıflandırmaları, anatomistlerin ve doktorların kas gruplarının duruş, hareket ve iç destekte oynadığı farklı rolleri takdir etmelerine yardımcı oldu; bu, çekirdek stabilite ve karın fonksiyonu çalışmalarını ilerleten temel bir anlayıştı.
5. Erken Abdominal Cerrahi ve Kas Katmanı Bilgisinin Önemi (19. Yüzyıl)
- Joseph Lister’in öncülük ettiği antiseptik cerrahi tekniklerinin 19. yüzyılda ortaya çıkmasıyla birlikte karın cerrahisi daha güvenli hale gelmiştir. Cerrahlar, kas işlevini veya bütünlüğünü tehlikeye atmadan iç organlara erişmek ve tedavi etmek için iç oblik de dahil olmak üzere karın kası katmanları hakkında ayrıntılı bilgiye ihtiyaç duydu.
- Bu dönemde apandisit ameliyatlarında ve fıtık onarımlarında artış görüldü; bu ameliyatlarda iç oblik kasın bilinmesi ve karın duvarındaki rolü çok önemliydi. Cerrahların bu kaslara aşina olması, anatomik çalışmanın pratik önemini vurgulayarak daha hassas insizyonlara ve daha güvenli ameliyat sonrası sonuçlara olanak sağladı.
6. Karın Duvarı ve Kasık Fıtıklarını Anlamak (20. Yüzyıl)
- Kasık fıtığı onarımları 20. yüzyılda karın cerrahisinin odak noktası haline gelmiştir. Cerrahlar, iç oblik kasın diğer karın kaslarıyla birlikte karın duvarının stabilize edilmesinde ve fıtığın önlenmesinde önemli bir rol oynadığını öğrendi.
- 1880’lerdeki Bassini tekniği ve daha sonraki modifikasyonlar gibi yeni cerrahi teknikler, inguinal kanalı güçlendirmek için internal oblik dikişe dayanıyordu. Bu teknikler, karın duvarının bütünlüğünü yeniden sağlamak ve nüks oranlarını azaltmak için internal oblikin yapısal rolünden yararlanarak modern fıtık onarımının temelini oluşturmuştur.
7. Elektromiyografi ve Karın Kası Fonksiyon Çalışmaları (20. Yüzyılın Ortaları)
- Elektromiyografinin (EMG) 20. yüzyılın ortalarında ortaya çıkmasıyla birlikte araştırmacılar, iç oblik de dahil olmak üzere kasların elektriksel aktivitesini gerçek zamanlı olarak inceleyebilmiştir. EMG, gövde rotasyonu, bükülme ve solunum sırasında karın kaslarının spesifik aktivasyon modellerine ilişkin içgörüleri ortaya çıkardı.
- Bu teknoloji, bilim insanlarının iç oblik ve diğer karın kaslarının karmaşık hareketlerde birlikte nasıl çalıştığını anlamalarına yardımcı olarak spor hekimliği, fizik tedavi ve ergonomik tasarım alanlarındaki ilerlemelere katkıda bulundu. EMG çalışmaları, iç oblik kasın tek taraflı rotasyonda ve gövdenin stabilize edilmesinde çok önemli olduğunu doğruladı ve bu da o zamandan beri fitness ve rehabilitasyonda çekirdek güçlendirme programlarını bilgilendirdi.
8. Modern Core Stabilite ve Rehabilitasyon Teknikleri (20. Yüzyılın Sonlarından Günümüze)
- Çekirdek stabilitesinin anlaşılması ilerledikçe, iç oblik stabil bir çekirdeğin korunması, sırt ağrısının önlenmesi ve atletik performansın desteklenmesinin ayrılmaz bir parçası olarak kabul edildi. 20. yüzyılın sonlarında, çekirdek stabilizasyon egzersizleri, dengeyi iyileştirmek, yaralanma riskini azaltmak ve fonksiyonel hareketi geliştirmek için iç oblik bölgeyi hedef alarak fizik tedavide temel bir unsur haline geldi.
- Pilates gibi teknikler ve fizik tedavide iç oblik ve çevresindeki kasları çalıştırmaya odaklanan hedefe yönelik core egzersizleri artık bel ağrısını yönetmede, duruşu iyileştirmede ve sporcularda performansı artırmada standart hale gelmiştir. Bu anlayış, karın duvarına ilişkin anatomik ve fizyolojik bilgilerin yüzyıllar süren evrimine dayanmaktadır.
İleri Okuma
- Vesalius, A. (1543). De Humani Corporis Fabrica Libri Septem [On the Fabric of the Human Body].
- Bichat, X. (1800). Anatomie Générale Appliquée à la Physiologie et à la Médecine. Brosson et Gabon.
- Lister, J. (1867). “On the Antiseptic Principle in the Practice of Surgery.” The Lancet, 90(2299), 353–356.
- Bassini, E. (1890). “Nuovo Metodo Operatorio per la Cura Radicale dell’Ernia Inguinale.” Archivio di Medicina, 10, 202–224.
- Basmajian, J. V., & Stecko, G. (1963). “The Role of Muscles in Arch Support of the Foot.” Journal of Bone and Joint Surgery, 45(7), 1184–1190.
- Borelli, G. A. (1989). On the Movement of Animals (De Motu Animalium). Springer-Verlag.
- Hodges, P. W., & Richardson, C. A. (1997). “Contraction of the Abdominal Muscles Associated with Movement of the Lower Limb.” Physical Therapy, 77(2), 132–142.
- Galen. (2002). On the Natural Faculties (Translated by A. J. Brock). Loeb Classical Library.
- Willard, F. H., Vleeming, A., Schuenke, M. D., Danneels, L., & Schleip, R. (2012). “The Thoracolumbar Fascia: Anatomy, Function, and Clinical Considerations.” Journal of Anatomy, 221(6), 507–536.
- Behnke, R. S. (2012). Kinetic Anatomy (3rd ed.). Human Kinetics.
- Rohen, J. W., Yokochi, C., & Lutjen-Drecoll, E. (2015). Color Atlas of Anatomy: A Photographic Study of the Human Body (8th ed.). Wolters Kluwer.
- Moore, K. L., Dalley, A. F., & Agur, A. M. R. (2017). Clinically Oriented Anatomy (8th ed.). Wolters Kluwer.
- Drake, R. L., Vogl, W., & Mitchell, A. W. (2019). Gray’s Anatomy for Students (4th ed.). Elsevier.
- Standring, S. (2020). Gray’s Anatomy: The Anatomical Basis of Clinical Practice (42nd ed.). Elsevier.