- taşımak anlamındadır.
- hamileliği ifade eder.
Fallop tüpleri
Fallop tüpleri rahimden yumurtalıklara kadar uzanır ve yumurta ile spermin buluştuğu döllenme sürecinde önemli bir rol oynar.

“Tuba uterina” terimi Latince’den türetilmiş olup, uterusla ilişkili bir tüp olarak rolünü belirtirken, Yunanca “salpinges” (tekil “salpinx“) terimi aynı anatomik yapıları ifade eder. Fallop tüplerinin keşfi 16. yüzyılda İtalyan anatomist Gabriele Falloppio’ya atfedilir. Zamanının en önemli anatomistlerinden biri olan Falloppio, bu tüpleri detaylı bir şekilde tanımlamış ve bu nedenle tüplere onun adı verilmiştir. Anatomiye olan katkıları, insan anatomisinin anlaşılmasını önemli ölçüde etkileyen “Observationes Anatomicae” adlı eserinde belgelenmiştir.
Çifte Görev: Fallop tüpleri yalnızca yumurtaları taşımakla kalmaz, aynı zamanda döllenmenin gerçekleşmesi için besleyici bir ortam da sağlar. Tüplerin astarı, yumurtayı rahme doğru ve spermi yumurtaya doğru sürükleyen tüy benzeri küçük yapılar olan siliaları içerir.
Dış Gebelikler: Nadir durumlarda, döllenmiş bir yumurta uterusun dışına, genellikle Fallop tüpüne yerleşerek dış gebeliğe yol açar. Bu yaşamı tehdit eden bir durum olabilir ve acil tıbbi müdahale gerektirir.
Cerrahi Müdahaleler: Fallop tüplerindeki tıkanıklıklar veya hasarlar doğurganlığı engelleyebilir. Bu sorunları çözmek için laparoskopi ve tüp ligasyonu gibi çeşitli cerrahi prosedürler gerçekleştirilebilir.
Evrimsel Harika: Fallop tüpleri farklı türler arasında dikkate değer adaptasyonlar sergiliyor. Bazı memelilerde, spermi geçici olarak depolayan ve döllenme şansını artıran keseler bulunur.
Anatomik ve Fizyolojik Önemi
Fallop tüpleri, yumurtaların yumurtalıklardan rahme gitmesi için kanal görevi gören iki taraflı yapılardır. Her tüp, yumurtanın rahme doğru hareketine yardımcı olan siliyer epitel ile kaplıdır. Döllenme, yani yumurta ile spermin birleşmesi, genellikle fallop tüplerinde meydana gelir. Bu kritik süreç, implantasyon için rahme doğru yolculuğuna devam edecek ve daha sonra embriyoya ve sonunda fetüse dönüşecek olan zigotun gelişimini başlatır.
Tarih
Geçmişe Bir Bakış:
Antik Yanılgılar: İlk uygarlıklarda Fallop tüplerinin rolü hakkında çeşitli yanılgılar vardı. Mısırlılar tüplerin adet kanı için yollar olduğuna inanırken, Yunanlılar bunların gelişmekte olan fetüsü beslediğini düşünüyorlardı.
Falloppio’nun Öncü Çalışması: 1500’lü yıllarda Gabriele Falloppio, kadın üreme organlarını titizlikle parçalara ayırdı ve Fallop tüplerinin ilk ayrıntılı tanımını sağladı. Hatta yumurtalıklardan salınan yumurtaları yakalayan tüplerin ucundaki parmak benzeri yapılar olan fimbriaları bile gözlemledi.
Harvey’in Dönüm Noktası Keşfi: 17. yüzyılda ünlü bir doktor olan William Harvey, kendiliğinden oluşmayla ilgili hakim teoriye meydan okudu. Kan dolaşımı üzerine çığır açan çalışması ve geyik üreme organları üzerindeki gözlemleri, döllenmenin ve Fallop tüplerinin rolünün daha iyi anlaşılmasının yolunu açtı.
Fallop tüpleri aynı zamanda kültürel ve sosyal sohbetleri de ateşledi:
Doğurganlığın Sembolizmi: Çeşitli kültürlerde Fallop tüpleri doğurganlığın, kadınlığın ve yaşam mucizesinin sembolü olarak görülür.
Sanat ve Edebiyat: Bu tüpler yüzyıllardır sanatçılara ve yazarlara ilham vermiş; resimlerde, heykellerde ve edebi eserlerde yer almıştır.
Kaynak
- Falloppio, G. (1561). “Observationes Anatomicae.”
- O’Rahilly, R., & Müller, F. (2001). “Human Embryology & Teratology.” 3rd Edition. Wiley-Liss.
- Moore, K.L., & Persaud, T.V.N. (2003). “The Developing Human: Clinically Oriented Embryology.” 7th Edition. Saunders.
Nükleus ruber
Bu bağlamdaki nükleus terimi, nöronal hücrelerin kompakt bir kümesini ifade eden Latince “çekirdek” kelimesinden türetilmiştir. Bu nedenle, bileşik terim nükleus ruber tam anlamıyla “kırmızı çekirdek”anlamına gelir.
18. ve 19. yüzyıldaki bilim insanları, kırmızı çekirdeğin kırmızımsı rengini, bölgenin zengin damar yapısına ve demir içeren pigmentlerin varlığına bağlamışlardır. O dönemde kullanılan histolojik boyamalar, özellikle demir içeren bileşikleri ortaya çıkarmaya yönelikti. Örneğin, demir tespit etmek için Perl’s boyaması gibi yöntemler kullanılıyordu. Ayrıca, beyin dokusunda bulunan bu pigmentler, vasküler yapı ve kan dolaşımına bağlı olarak kırmızımsı tonları ortaya çıkarıyordu. Bu gözlemler, zamanla kırmızı çekirdeğin motor kontrol gibi işlevlerini anlamaya yönelik araştırmaların temelini atmıştır.
Orta beyin (mezensefalon) içinde bir motor koordinasyon yapısı olan kırmızı çekirdek, ekstrapiramidal motor sistemde (EPMS), özellikle kas tonusu, duruş ve motor koordinasyonda kritik bir rol oynar.
Kırmızı Çekirdeğin Anatomisi

Kırmızı çekirdek orta beynin tegmentumunda, periaqueductal gri madde ile substantia nigra arasında yer alır. Posteriorda retiküler formasyon tarafından sınırlandırılmıştır. Yapısal olarak, mezensefalonun enine kesitlerinde yuvarlak, belirgin bir çekirdek olarak görünür. Kırmızı çekirdek, çeşitli motor kontrol merkezlerinden gelen girdileri entegre eden ve motor koordinasyondaki önemli rolüne katkıda bulunan kapsamlı afferent ve efferent bağlantılara sahiptir.
Afferent Bağlantılar
Kırmızı çekirdek, efferent hedeflerine iletmeden önce bilgiyi entegre etmek için gerekli olan motorla ilgili birkaç yapıdan girdi alır:
- Motor Korteks (kortikorubral yol aracılığıyla): Bu yol, motor sinyallerini korteksten kırmızı çekirdeğe taşıyarak istemli motor kontrolüne olanak tanır.
- Serebellum (serebellorubral yol aracılığıyla): Serebellum, motor koordinasyon ve dengeyi modüle etmek için kırmızı çekirdeğe geri bildirim gönderir.
- Superior Colliculus: Bu yapı, özellikle refleksif baş ve göz hareketlerinde görsel girdinin motor tepkilere entegrasyonuna katkıda bulunur.
- Gyrus Precentralis: Birincil motor korteks olarak bu alan, istemli motor hareketlerle ilgili sinyaller gönderir.
- Pallidum: Bazal gangliyonların bir parçası olarak, kırmızı çekirdek ile geri bildirim mekanizmaları yoluyla motor kontrolü etkiler.
- Talamus: Kırmızı çekirdeğe ve kırmızı çekirdekten gelen duyusal ve motor sinyalleri iletir.
- Vestibüler Çekirdekler: Bu çekirdekler kırmızı çekirdeğe girdi sağlayarak denge ve uzamsal yönelime katkıda bulunur.
Efferent Bağlantılar
Kırmızı çekirdek, hareketi modüle eden çeşitli bölgelere sinyaller gönderir:
- Omurilik (rubrospinal yol aracılığıyla): Bu, ince motor kontrolünü kolaylaştıran ve fleksör kas tonusunu etkileyen ana motor yollardan biridir.
- Nucleus Olivaris Inferior (merkezi tegmental yol aracılığıyla): Bu yapı motor öğrenme ve motor hareketlerin koordinasyonunda rol oynar.
- Tectum Mesencephali (rubrotectal yol aracılığıyla): Bu yol refleksif görsel ve işitsel tepkilere katkıda bulunur.
- Talamusun Nucleus Ventralis Anterolateralis’i (rubrotalamik yol aracılığıyla):** Bu talamik çekirdek, motor sinyallerin motor planlama ve yürütme için daha yüksek beyin alanlarına iletilmesine yardımcı olur.
Histoloji
Kırmızı çekirdek histolojik olarak iki bölgeye ayrılır:
- Pars Magnocellularis: Kırmızı çekirdeğin bu eski kısmı büyük nöronlardan oluşur. Alt omurgalılarda ve insan gelişiminin erken aşamalarında belirgindir, ancak kortikospinal yol daha baskın hale geldikçe insanlarda etkisi azalır.
- Pars Parvocellularis: Bu daha modern ve büyük kısım daha küçük nöronlardan oluşur ve kırmızı çekirdeğin büyük kısmını oluşturur. Özellikle beyincikle olan bağlantıları aracılığıyla motor koordinasyonda önemli bir rol oynar.
Kırmızı Çekirdeğin İşlevi
Kırmızı çekirdek, ekstrapiramidal motor sistem (EPMS) içinde kritik bir motor kontrol merkezi olarak hizmet eder. Efferent bağlantıları aracılığıyla, istemli motor hareketlerini, özellikle de uzuvların ince motor kontrolünü etkiler. Yolları, özellikle fleksör kasların aktivitesini modüle ederek kas tonusu düzenlemesine katkıda bulunur ve postürün korunmasında çok önemli bir rol oynar.
Klinik Önemi
Kırmızı çekirdeği etkileyen lezyonlar çeşitli motor bozukluklarla ilişkilidir:
- Niyet Tremoru (Kasıtlı Tremor): Bu tip tremor, amaçlı hareket sırasında ortaya çıkar ve kırmızı çekirdek hasarının ayırt edici özelliğidir. Kişi hareketinin hedefine yaklaştıkça salınım hareketleri ile karakterizedir.
- Kontralateral Kas Tonusunda Azalma: Kırmızı çekirdek vücudun karşı tarafındaki motor fonksiyonları kontrol ettiğinden, bu yapıdaki hasar kontralateral tarafta kas tonusunun azalmasına neden olur.
- Korik-Atotik Hareketler: Bunlar, kırmızı çekirdeği içeren motor yolların hasar görmesi sonucu ortaya çıkabilen istemsiz, düzensiz ve bazen bükülme hareketleridir. Bu tür hareketler genellikle bazal gangliyon bozuklukları ile ilişkilidir ancak kırmızı çekirdek disfonksiyonu vakalarında da görülebilir.
Patolojiler Hakkında Genişletilmiş Bilgiler
Kırmızı çekirdeğin hasar görmesi genellikle hareketi etkileyen nörolojik bozukluklarla ilişkilidir. Örneğin:
- Serebrovasküler Kazalar (Felçler): Orta beyni etkileyen felçler kırmızı çekirdeği tutabilir ve yukarıda bahsedilen motor bozukluklara neden olabilir. Kırmızı çekirdeğin motor kontroldeki rolü göz önüne alındığında, hasarı özellikle uzuvları etkileyen koordinasyon eksikliklerine yol açabilir.
- Multipl Skleroz (MS): Bazı durumlarda, MS’deki demiyelinizasyon kırmızı çekirdeği veya ilişkili yolları etkileyerek motor bozukluklara katkıda bulunabilir.
- Parkinson Hastalığı: Parkinson hastalığı öncelikle substantia nigrayı etkilese de, bu çekirdekler arasındaki yakın anatomik ilişki, kırmızı çekirdeği içeren motor devrelerdeki işlev bozukluğunun hastalığın karakteristik titreme ve sertliğini daha da kötüleştirebileceği anlamına gelir.
Keşif
Kırmızı çekirdek, öncelikle motor koordinasyondaki rolü ve beynin motor sistemlerini anlamamıza yaptığı katkı nedeniyle, yüzyılı aşkın bir süredir nöroanatomi, nöroloji ve sinirbilim alanlarında büyük ilgi gören bir konu olmuştur. Aşağıda, bilimsel keşiflerin ilerleyişini vurgulayan tarihi anekdotlarla zenginleştirilmiş, kırmızı çekirdeğin incelenmesindeki önemli dönüm noktalarının anlatımı yer almaktadır.
1. Erken Anatomik Keşifler ve Demirin Rolü (19. Yüzyıl)
Kırmızı çekirdek ilk olarak 19. yüzyılda nöroanatomistlerin beynin subkortikal yapılarının sınıflandırılması ve haritalanması konusunda ilerleme kaydettikleri dönemde ortaya çıkmıştır. Taze kadavralarda kolayca fark edilebilen bu çekirdeğin kendine özgü kırmızımsı tonu, erken merak uyandırdı. Başlangıçta kırmızımsı renk bir gizemdi, ancak daha sonra araştırmacılar kırmızı çekirdeğin hücrelerindeki yüksek demir içeriğini tespit ettiler ve bu da zengin bir kan kaynağıyla birleşerek ona bu farklı rengi verdi. İronik bir şekilde, beyindeki demirin keşfi başlangıçta motor kontrolle ilgili herhangi bir işlevden ziyade hemoglobindeki rolüyle ilişkilendirilmiştir. İlk anatomistler “demir dolu” yapıya hayret ederek kırmızı çekirdeğin beynin işlevi için hayati, ancak gizemli bir öneme sahip olabileceğini öne sürmüşlerdir.
2. Lekeler Çağı: Ramón y Cajal ve Gümüş Boyama (19. Yüzyılın Sonları)
Modern sinirbilimin babası olarak kabul edilen Santiago Ramón y Cajal, mikroskop altında nöronları incelemek için gümüş boyama kullanımını mükemmelleştirerek bu alanı büyük ölçüde ilerletmiştir. Cajal’ın çalışmalarının çoğu kortikal alanlara odaklanmış olsa da, teknikleri kırmızı çekirdek de dahil olmak üzere subkortikal yapılarla ilişkili nöral yolların netleştirilmesine yardımcı oldu. Boyalı preparatları, kırmızı çekirdek, omurilik ve diğer motor alanlar arasındaki bağlantıların daha net görselleştirilmesini sağladı. Cajal’ın görüşleri, beyin organizasyonunun kaotik bir hücre yığını olmadığını, özelleşmiş rolleri olan farklı yapılardan oluştuğunu göstermede çok önemliydi. Bu buluş, kırmızı çekirdeğin sadece anatomik bir meraktan ziyade motor işlevde kilit bir oyuncu olarak yerleşmesine yardımcı oldu.
3. Rubrospinal Trakt: Edinger’in Katkısı (19. Yüzyılın Sonları)
1885 yılında Alman nörolog Ludwig Edinger rubrospinal yolu tanımlayarak kırmızı çekirdeğin anlaşılmasına en önemli katkılardan birini yapmıştır. Kırmızı çekirdekten omuriliğe giden efferent yolların izini sürdü ve bunun uzuv hareketleri, özellikle de fleksör kaslar üzerindeki etkisini gösterdi. Edinger’in keşfi anıtsaldı çünkü odağı, ince istemli hareketi yöneten daha belirgin kortikospinal kanaldan, vücudun ekstremitelerinin motor kontrolü ile ilişkili daha az bilinen rubrospinal kanala kaydırdı. Anekdot olarak Edinger, kırmızı çekirdeğin motor kontroldeki önemini fark ettiğinde duyduğu heyecanı “sadece bir damlama beklenen yerde bir nehir bulmak gibi” olduğunu belirtmiştir. Çalışmaları, orta beyin yapılarının hareketteki öneminin ortaya çıkarılmasında bir dönüm noktası olmuştur.
4. 20. Yüzyıl Ortası Araştırmaları: İnsan Dışı Hayvanlarda Kırmızı Çekirdek
20. yüzyılın ortalarında, özellikle hayvan modellerinde kırmızı çekirdek üzerine yapılan araştırmalarda bir patlama yaşandı. Bilim insanları, kırmızı çekirdeğin alt memelilerde motor koordinasyonda insanlardan daha belirgin bir rol oynadığını keşfetti. Bu araştırma dönemi, kedi ve maymun gibi hayvanların kaba motor hareketleri için büyük ölçüde rubrospinal sisteme dayandığını ortaya çıkardı. Aslında, beynin bazı bölümlerinin kasıtlı olarak hasar gördüğü lezyon çalışmaları, kırmızı çekirdeğin bu hayvanlarda yürüme ve zıplama gibi hareketler için gerekli olduğunu göstermiştir. Bu döneme ait ünlü bir anekdot, bilim insanlarının kedilerin kortikospinal kanalları kesildikten sonra hala yürüyebildiklerini ancak hassas bir şekilde zıplama yeteneklerini kaybettiklerini gösterdikleri “zıplayan kedi deneyini” içerir – kırmızı çekirdeğin bu tür koordinasyondaki rolünü vurgular.
5. Rubro-Olivary Bağlantısı: Motor Öğrenmenin Anahtarı (1970’ler)
1970’lerde araştırmacılar kırmızı çekirdeğin merkezi tegmental yol aracılığıyla inferior olivary çekirdekle olan bağlantılarını araştırmaya başladı. Bu rubro-olivary bağlantının motor öğrenme için çok önemli olduğu bulunmuştur. Ünlü bir çalışma, nesneleri hassas sıralarla manipüle etmek gibi karmaşık görevleri yerine getirmek üzere eğitilmiş maymunları içeriyordu. Araştırmacılar kırmızı çekirdek-alt zeytin yolunu kestiklerinde, maymunlar temel motor yetenekleri sağlam kalsa da yeni görevleri öğrenmede dramatik zorluklar gösterdiler. Bu keşif, gelişmekte olan motor öğrenme ve nöroplastisite alanına önemli ölçüde katkıda bulunarak, kırmızı çekirdeğin yalnızca hareketlerin yürütülmesinde değil, aynı zamanda zaman içinde bunların rafine edilmesi ve uyarlanmasında da rol oynadığını ortaya koydu.
6. Klinik Anlayışlar: Tremor Çalışmaları ve Hareket Bozuklukları (20. Yüzyılın Sonları)
Kırmızı çekirdekle ilgili klinik açıdan en önemli keşiflerden biri 20. yüzyılın ikinci yarısında nörologların kırmızı çekirdek lezyonlarının hareket bozukluklarındaki rolünü tespit etmesiyle ortaya çıkmıştır. Bu yapıda hasar olan hastalar sıklıkla niyet titremeleri sergilemişlerdir; bu titremeler kasıtlı, hedefe yönelik hareketler yapmaya çalıştıklarında daha belirgin hale gelmiştir. Bu döneme ait kayda değer bir anekdot, zayıflatıcı titremeleri Parkinson hastalığı olarak yanlış teşhis edilen bir hastayla ilgilidir. Daha fazla araştırma yapıldığında, hastanın orta beyninde doğrudan kırmızı çekirdeği etkileyen bir felç geçirdiği keşfedilmiştir. Lezyon lokalize edildikten sonra, tüm titremelerin Parkinson ile bağlantılı olmadığı ve kırmızı çekirdeğe verilen hasarın benzer, ancak farklı motor bozukluklar üretebileceği anlaşıldı. Bu anlayış, farklı titreme türleri için hedefe yönelik tedavilerin geliştirilmesinde çok önemliydi.
7. Görüntülemede Gelişmeler: Modern Nörobilimde Kırmızı Çekirdek (21. Yüzyıl)
Fonksiyonel MRI (fMRI) ve difüzyon tensör görüntüleme (DTI) gibi modern nörogörüntüleme teknikleri, sinirbilimcilerin canlı hastalarda kırmızı çekirdeği benzeri görülmemiş bir netlikle gözlemlemelerine olanak sağlamıştır. Bu ilerlemeler, araştırmacıların kırmızı çekirdeğin bağlantılarını daha hassas bir şekilde haritalandırmasını sağlayarak motor yollardaki bütünleştirici rolünü daha da ortaya koymuştur. Özellikle DTI çalışmaları, rubrospinal ve rubrotalamik yollar gibi beyaz madde yollarının izlenmesine olanak sağlayarak, bu bağlantılardaki hasarın multipl skleroz ve inme gibi hastalıklarda motor işlevi nasıl etkilediğine dair içgörüler sunmuştur.
8. Nöromodülasyon ve Terapötik Müdahaleler (Son Gelişmeler)
Daha yakın zamanlarda, derin beyin stimülasyonu (DBS) gibi nöromodülasyon tedavilerinin geliştirilmesi, kırmızı çekirdeği içeren bozuklukların tedavisinde umut vaat etmiştir. Geleneksel olarak Parkinson hastalığının tedavisinde kullanılan DBS, kırmızı çekirdek disfonksiyonundan kaynaklanan titremeleri olan hastalar için potansiyel bir tedavi olarak araştırılmıştır. Bir vakada, uzuvları etkileyen şiddetli inme sonrası titremesi olan bir hasta, DBS elektrotlarının kırmızı çekirdeğin yakınına yerleştirilmesinden sonra belirgin bir iyileşme göstermiş ve durumu yönetmek için farmasötik olmayan bir çözüm sunmuştur. Bu teknik, motorla ilgili diğer bozuklukların tedavisindeki etkinliğini belirlemek üzere araştırılmaktadır.
İleri Okuma
- Voogd, J., & Paxinos, G. (2004). The Human Nervous System (2nd ed.). Elsevier Academic Press.
- Nieuwenhuys, R., Voogd, J., & van Huijzen, C. (2008). The Human Central Nervous System: A Synopsis and Atlas (4th ed.). Springer.
- Parent, A., & Parent, M. (2010). Substantia nigra and red nucleus: Structures and functions. Neuroscience & Biobehavioral Reviews, 34(5), 775-793.
- Crossman, A. R., & Neary, D. (2014). Neuroanatomy: An Illustrated Colour Text (5th ed.). Churchill Livingstone.
- Nieuwenhuys, R., Voogd, J., & van Huijzen, C. (2008). The Human Central Nervous System: A Synopsis and Atlas (4th ed.). Springer.
- Paxinos, G., & Huang, X. F. (2013). The Human Brain in Stereotaxic Coordinates (4th ed.). Academic Press.
- Schmahmann, J. D., & Pandya, D. N. (2006). Fiber Pathways of the Brain. Oxford University Press.
- Costanzo, L. S. (2010). Physiology (5th ed.). Elsevier Saunders.
ruber
Ana Hint-Avrupa’daki *h₁rewdʰ-‘dan türeyen *h₁rudʰrós (“kırmızı”)‘dan türeyen *ruðros‘dan türemiştir. Latincedeki anlamı:
- Kırmızı.
| Sayı | Tekil | Çoğul | |||||
|---|---|---|---|---|---|---|---|
| Hal / Cins. | Mask. | Fem. | Nötr | Mask. | Fem. | Nötr | |
| nominatif | ruber | rubra | rubrum | rubrī | rubrae | rubra | |
| genitif | rubrī | rubrae | rubrī | rubrōrum | rubrārum | rubrōrum | |
| datif | rubrō | rubrō | rubrīs | ||||
| akusatif | rubrum | rubram | rubrum | rubrōs | rubrās | rubra | |
| ablatif | rubrō | rubrā | rubrō | rubrīs | |||
| vokatif | ruber | rubra | rubrum | rubrī | rubrae | rubra | |
sálpinx
Sinonim: salfinks, salpinks, salpen-, salpenj-, salpeno-, salping-, salpingo.
Yunancada σάλπιγξ (sálpinx) kelimesinin anlamları:
- Savaş trompeti, trompet.
- Bir trompet çağrısı.
Tıpta kadın yumurtarlıkları ile rahim arasında bağlantıyı sağlayan fallop tüplerini ifade eder.
- Sapenjit (Salping-itis) fallop tüplerinin iltihabıdır.
intragluteal
katabol
vücut büyüklüklerinin parçalanması.
katamnesis
hasta epikriz raporu
Meni kanalı
Sinonim: Duktus deferens, ductus deferens, Vas deferens, çoğul hali; duktus deferentes (ductus deferentes), Samenleiter.
Katarakt
Katarakt (Göz Perdesi / Aksu)
- H26.4: Cataracta secundaria (ikincil katarakt).
Etimoloji
Şuradan türemiştir:
- Eski Yunanca: καταράσσω (katarássō), “boşaltıyorum” anlamına gelir.
- καταράκτης (kataráktēs) ve Latince cataracta ile ilişkilidir, “şelale”, “kale kapısı” veya “büyük demir kapı” anlamına gelir. Bu terimler mecazi olarak, bu durumun neden olduğu görme engeline atıfta bulunur.
| Hal | Tekil | Çoğul |
|---|---|---|
| nominatif | cataracta | cataractae |
| genitif | cataractae | cataractārum |
| datif | cataractae | cataractīs |
| akusatif | cataractam | cataractās |
| ablatif | cataractā | cataractīs |
| vokatif | cataracta | cataractae |
Tanım
Katarakt, göz bebeğinin arkasında bulunan göz merceğinin saydamlığını kaybetmesi ve opaklaşması anlamına gelir. Dünya çapında körlüğün en yaygın nedenidir.
Epidemiyoloji
- Başlıca 65-75 yaş aralığındaki bireyleri etkiler.
- Bu yaş aralığında yaklaşık %50 görme bozukluğu yaşar.
- Kadınlar genellikle erkeklerden daha erken ve daha şiddetli etkilenir.
Katarakt Formları
Edinilmiş Kataraktlar (%99)
Yaşlılık Kataraktı (Cataracta senilis)
- En yaygın form (tüm kataraktların %90’ı).
- Kortikal ve nükleer kataraktların birleşimi.
- Alt tipler:
- Cataracta corticalis (Kortikal Katarakt): Opaklık, merceğin korteksinde başlar.
- Semptomlar: Parlama, yıldız patlaması görüşü ve görme keskinliğinde ara sıra iyileşme (kısa süreli).
- Cataracta nuclearis (Nükleer Katarakt): Lens çekirdeğinin kademeli olarak sertleşmesi ve sararması, refraksiyonda değişikliklere (miyopi) yol açar.
- İleri evreler: Cataracta brunescens (kahverengi) ve Cataracta nigra (siyah).
- Cataracta subcapsularis posterior (Posterior Subkapsüler Katarakt): Lensin arkasında opaklık oluşur.
- Semptomlar: Yakını görememe, nyctalopia (alacakaranlıktan daha iyi görüş).
İlaçlar veya Durumlarla İlişkili Kataraktlar
- Glukokortikoidler veya miyotikler: İlaç kaynaklı kataraktlar.
- Sistemik hastalıklar:
- Diyabetes mellitus (Cataracta diabetica)
- Hipokalsemi (Cataracta tetanica)
- Miyotonik distrofi (Cataracta myotonica)
- Wilson hastalığı
- Galaktozemi
- Deri hastalıkları (Cataracta syndermatica)
- Travmatik Kataraktlar (Cataracta tractiona): Göz travması (örn. kontüzyon veya perforasyon) nedeniyle oluşur.
- Radyasyon veya Termal Kataraktlar: Elektromanyetik enerjiye (örn. Cataracta electrica) veya ısıya (cam üfleyici kataraktları) maruz kalma.
- Göz Hastalığına Bağlı Kataraktlar: Glokom, İridosiklit veya Üveit gibi rahatsızlıklarla ilişkilidir.

2. Doğuştan Kataraktlar (%1’den az)
- Kalıtsal veya Embriyopatik: Enfeksiyonlar (örneğin kızamıkçık) veya genetik mutasyonlar nedeniyle oluşur.
- Alt tipler:
- Katarakta totalis: Tam opaklaşma.
- Katarakta zonularis: Lens bölgelerinde segmental opaklık.
- Katarakta polaris: Ön veya arka kutup opaklığı.
- Katarakta piramidalis: Piramit şeklinde opaklık.

İkincil Katarakt (Cataracta secundaria)
- Ameliyat edilen gözlerin %50’sine kadarında katarakt ameliyatından aylar hatta yıllar sonra ortaya çıkar, ancak modern teknikler bu oranı %4’ün altına düşürmüştür.
- Nedeni:
- Fibrotik katarakt: Arka kapsülün skarlaşması ve bağ dokusu dönüşümü.
- Rejeneratif katarakt: Kalan lens epitel hücrelerinin çoğalması ve göçü.
- Semptomlar: Arka lens kapsülünün ilerleyici bulanıklaşması ve bunun sonucunda görme bozulması.
İlerleme
- Katarakta incipiens: Genellikle fark edilmeyen erken evre katarakt.
- Katarakta provecta: Artan parlama ve azalmış görme keskinliği ile gri opasiteler.
- Katarakta intumescens: Lense sıvı emilimi.
- Katarakta matura: Önemli görme kaybı ile lensin tamamen opaklaşması.
- Katarakta hipermatura: Lensin büzülmesi ve geçici görme iyileşmesi potansiyeli.
Komplikasyonlar
- Glokom: Lens şişmesi göz içi basıncını artırır.
- Göz İçi İltihaplanma: Bozulmuş lens proteinlerinin sulu mizah içine salınması.
Klinik Özellikler
- Görme bozukluğu.
- Parlamaya karşı artan hassasiyet.
- Işık/karanlık koşullarına uyum sağlamada zorluk.
- Değişen renk algısı (“gri görme”).
- İleri evrelerde tam körlük.
Tanı
- Yarık Lamba Muayenesi: Lens opaklıklarını ve yerlerini belirler.
- Brückner Testi: Opaklıkların neden olduğu refleks değişikliklerini değerlendirir.
- Gelişmiş Görüntüleme:
- Lens opaklığı görüntülemesi için Scheimpflug fotoğrafçılığı.
- Lens Opaklık Sınıflandırma Sistemi II: Lens opaklıklarının standart karşılaştırması.
Sınıflandırma
- Birincil Kataraktlar: Doğal olarak veya yaşlanmaya bağlı olarak oluşur.
- İkincil Kataraktlar: Ameliyattan sonra veya diğer durumların bir komplikasyonu olarak gelişir.
Tedavi
1. Katarakt Ameliyatı
Lokal anestezi altında ayakta tedavi prosedürü olarak gerçekleştirilir:
Fakoemülsifikasyon:
- Lensi parçalamak için ultrasonik enerji kullanılır ve daha sonra aspire edilir.
- Çıkarılan lensin yerine göz içi lens (GİL) yerleştirilir.
- GİL Türleri:
- Monofokal Lensler: Tek bir mesafe için doğru görüş (genellikle ek gözlük gerekir).
- Multifokal Lensler: Birden fazla mesafe için doğru görüş.
- Torik Lensler: Astigmatizmayı düzeltir.
Nd:YAG Lazer ile Kapsülotomi (İkincil Katarakt İçin):
- Ağrısız, hızlı ayakta tedavi prosedürü.
- Arka lens kapsülü, göz bebeği genişletildikten sonra birkaç lazer darbesiyle açılır.
- Işığın retinaya engelsiz bir şekilde ulaşmasını sağlar.
Keşif
Antik Dönem: İlk Açıklamalar
MÖ 5. Yüzyıl (Hindistan)
Sushruta Samhita: Antik Hint hekimi Sushruta, kısmi görüşü geri kazandırmak için opak merceği vitröz boşluğa yerleştirmek için kör bir alet kullanılan kaide olarak bilinen bir tekniği tanımladı.
Couching, opak merceğin (katarakt) gözdeki pozisyonundan çıkarılıp vitreus boşluğuna itildiği ilkel bir katarakt cerrahisi biçimidir. Bu teknik, ışığın engellenmeden göz bebeğinden geçmesine izin vererek geçici olarak görmeyi geri kazandırır.
Hazırlık:
- Hasta, güneşe bakan iyi aydınlatılmış bir odada otururdu.
- İltihabı azaltmak ve dokuları hazırlamak için göze bitkisel ilaçlar ve lapalar uygulanırdı.
- Sushruta, enfeksiyonu önlemek için hijyen ve temizliğe vurgu yaptı.
Alet: İşlem için jabamukhi shalaka (ince bir iğne veya neşter) adı verilen ince, keskin ve steril bir alet kullanıldı.
Teknik:
- Cerrah gözü sabit tutar ve aleti limbus‘tan (kornea ve skleranın birleştiği yer) sokardı.
- İğne, bulanık merceği yerinden çıkarmak ve onu gözün arkasındaki vitreus boşluğuna doğru aşağı doğru itmek için dikkatlice hareket ettirilirdi. Bu, göz bebeğinin açık kalmasını ve ışığın geçmesine izin verirdi.
Ameliyat Sonrası Bakım:
- Hastanın gözüne enfeksiyon önlemek ve iyileşmeyi desteklemek için bandaj uygulandı ve bitkisel ilaçlarla tedavi edildi.
- Hastaya iyileşme sırasında yorucu aktivitelerden ve ışığa maruz kalmaktan kaçınması önerildi.
Etkinlik ve Sınırlamalar
- Kısa Süreli Görme İyileştirme: Teknik genellikle kataraktın neden olduğu tıkanıklığı gidererek kısmi görmeyi geri kazandırdı. Ancak, bir merceğin olmaması düzeltilmemiş refraktif hatalara (örneğin hipermetropi veya hipermetropi) yol açtı.
- Yüksek Komplikasyon Riski:
- Enfeksiyon: İşlem genellikle sınırlı sterilite nedeniyle ciddi enfeksiyonlara yol açtı.
- Retina Dekolmanı: Merceğin vitreus boşluğuna kaydırılması mekanik hasara neden olabilir.
- Uzun Süreli Görme Kaybı: Birçok hasta zamanla görmede kötüleşme yaşadı.
MS 1. Yüzyıl (Roma)
- Celsus: Bir Roma ansiklopedisti, Batı tıbbındaki en eski yazılı kayıtlardan biri olan De Medicina adlı eserinde katarakt için kaide tekniklerini ayrıntılı olarak anlattı.

Orta Çağ’dan Rönesans’a: Anatomik ve İşlevsel İçgörüler
MS 10. Yüzyıl
- Al-Razi (Rhazes): Fars hekimi Al-Razi, kataraktları ve cerrahi olarak çıkarılmasını Kitab al-Hawi (Tıp Üzerine Kapsamlı Kitap) adlı eserinde ele almıştır.
MS 11. Yüzyıl
- İbn Sina (Avicenna): The Canon of Medicine adlı eserinde, İbn Sina kataraktları diğer görme kaybı nedenlerinden ayırmış ve bunların yönetimi için cerrahi teknikleri açıklamıştır.
16. Yüzyıl
- Georg Bartisch: Alman göz doktoru, cerrahi tedavi ve anatomiye vurgu yaparak Ophthalmodouleia (1583) adlı eserinde katarakt anatomisini resmetmiştir.
17.-18. Yüzyıl: Bilimsel Gelişmeler
17. Yüzyıl (1676)
- Jean Mery: Paris’te erken cerrahi aletleri kullanarak katarakt çıkarma işlemlerini gerçekleştirdi ve katarakt tekniklerinin ötesine geçti.
18. Yüzyıl (1748)
- Jacques Daviel: Fransız bir cerrah, katarakt çıkarma ameliyatını değiştirerek ilk modern katarakt çıkarma ameliyatını geliştirdi. Bu, bulanık merceğin tamamen çıkarılmasını içeriyordu.
19. Yüzyıl: Teknolojik Yenilikler
19. Yüzyıl (1815)
- Philip von Walther: Katarakt çıkarma işleminde forseps kullanımını tanıttı ve hassasiyeti artırdı.
- Oftalmoskopik aletler katarakt teşhisine yardımcı olmaya başladı.
1867
- Albrecht von Graefe: Doğrusal kesi tekniğini tanıtarak katarakt cerrahisinde devrim yarattı ve komplikasyonları önemli ölçüde azalttı.
1884
- Carl Koller: Katarakt çıkarma işlemi de dahil olmak üzere göz ameliyatlarında lokal anestezi (kokain) kullanımını tanıttı ve hastanın rahatsızlığını azalttı.
20. Yüzyıl: Modern Cerrahi Gelişmeler
1949
- Sir Harold Ridley: Katarakt çıkarıldıktan sonra ilk göz içi merceğini (GİL) yerleştirdi ve modern katarakt cerrahisinin temelini attı.
1967
- Charles Kelman: Bulanık merceği parçalamak ve çıkarmak için ultrasonik enerji kullanan fakoemülsifikasyon yöntemini tanıttı. Bu minimal invaziv yaklaşım katarakt cerrahisi için altın standart haline geldi.
1980’ler
- Katlanabilir göz içi lenslerin (GİL’ler) geliştirilmesi daha küçük cerrahi kesilere izin vererek iyileşme sürelerini iyileştirdi.
21. Yüzyıl: Lazer ve Genetik İçgörüler
2000’ler
- Daha hassas ve otomatik katarakt çıkarma için femtosaniye lazer destekli katarakt cerrahisinin (FLACS) tanıtımı.
- Presbiyopi ve astigmatizmi düzeltmek için gelişmiş multifokal ve torik göz içi lensler (GİL’ler) geliştirildi.
Genetik Çalışmalar
- Genetikteki gelişmeler konjenital kataraktlarla ilişkili mutasyonları belirleyerek potansiyel önleyici stratejilerin önünü açtı.







Yorum yazabilmek için oturum açmalısınız.