Kaliks renalis

Sinonim: calices renales, Renal calyx, calix renalis, Nierenkelch.

Böbrek kadehi anlamına gelir. (bkz: kaliks ) (bkz: renalis )

Kaynak: https://healtheappointments.com/wp-content/uploads/2016/12/External-and-internal-appearance-of-kidneys.gif
Kaynak: http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/c/c0/Illu_kidney2.jpg/220px-Illu_kidney2.jpg

-böbreğin iç kısmında, idrar toplama borusundan ductus papillares ya iletir.
-idrar yolunun ilk kısmıdır.

Kaliks

  • Latincedeki calix kelimesinden türemiştir. Bu kelime de Antik Yunancadaki κύω(kúō) kelimesinden türeyen κύλιξ ‎(kúlix) (cup) kelimesinden türemiştir.
  • calyx‘in farklı bir formudur.

Anlamları;

  1. Kadeh,
  2. Tencere,
  3. küçük pipo
Hal Tekil Çoğul
nominatif calix calicēs
genitif calicis calicum
datif calicī calicibus
akusatif calicem calicēs
ablatif calice calicibus
vokatif calix calicēs

Enürezis

“Enürezis” terimi Yunanca ἐνουρεῖν “enourein” kelimesinden gelmektedir ve “idrarını yapmak” anlamına gelmektedir. “En-” ön eki “içinde” anlamına gelir ve “ourein” “idrar yapmak” anlamına gelir. Bu terim, özellikle mesane kontrolünün tipik olarak sağlandığı yaşın ötesindeki bireylerde istemsiz idrara çıkmayı tanımlamak için tıbbi terminolojide benimsenmiştir.

Genellikle istemsiz idrara çıkma olarak adlandırılan enürezis, idrara çıkmanın tekrar tekrar kontrol edilememesi ile karakterize bir durumdur. Bu durum tipik olarak, mesane kontrolünün genellikle sağlandığı yaşın ötesindeki bireylerde bu tür ataklar meydana geldiğinde teşhis edilir. Enürezis, noktürnal enürezis (yatak ıslatma) ve diurnal enürezis (gündüz ıslatma) dahil olmak üzere çeşitli şekillerde ortaya çıkabilir.

Epidemiyoloji

Enürezis çocuklar arasında yaygın bir durumdur ve yaşa, cinsiyete ve enürezis türüne göre değişen yaygınlık oranlarına sahiptir:

Yaşa Göre Prevalans:

  • 5 yaşında: Çocukların yaklaşık %15-20’si enürezis nokturna yaşamaktadır.
  • 10 yaşında: Prevalans yaklaşık %5-10’a düşer.
  • Ergenlik döneminde (15 yaş): Prevalans daha da düşerek yaklaşık %1-2’ye iner.

Cinsiyet Farklılıkları:

  • Enürezis nokturna erkeklerde kızlardan daha yaygındır ve yaklaşık 2:1 oranındadır.
  • Diurnal enürezis kızlarda erkeklerden daha yaygın olma eğilimindedir.

Ailesel Modeller:

  • Güçlü bir ailesel eğilim gözlenir; ebeveynlerinden biri veya her ikisi de enürezis olan çocukların kendilerinin de bunu yaşama olasılığı daha yüksektir.
  • Her iki ebeveynde de enürezis varsa, olasılık yaklaşık %70-77’ye yükselir.

Enürezis Türleri:

  • Birincil enürezis nokturna en sık görülen tiptir.
  • İkincil enürezis daha küçük bir yüzdeyi oluşturur ve genellikle belirli tetikleyiciler veya altta yatan koşullarla ilişkilidir.

Klinik Belirtiler

Enürezis veya istemsiz idrar yapma, her biri farklı klinik belirtilere sahip çeşitli şekillerde ortaya çıkabilir:

Noktürnal Enürezis (Gece Yatak Islatma):

  • Beş yaş ve üzeri çocuklarda uyku sırasında istemsiz idrar yapma.
  • Genellikle uykunun ilk birkaç saatinde, özellikle de derin uyku evrelerinde ortaya çıkar.
  • Çocuk tipik olarak yatağını ıslattıktan sonra uyanmaz.

Diurnal Enürezis (Gündüz Alt Islatma):

  • Uyanık olunan saatlerde istemsiz idrar yapma.
  • Genellikle aciliyet, sıklık ve ara sıra inkontinans ile ilişkilidir.
  • Yüksek stres, dikkat dağınıklığı veya fiziksel aktivite durumlarında ortaya çıkabilir.

Günümüzde enürezis temel olarak iki tipte sınıflandırılmaktadır:

  • nokturnal enürezis (yatak ıslatma) ve diurnal enürezis (gündüz ıslatma),
  • birincil (mesane kontrolünü hiç sağlayamamış) ve ikincil (mesane kontrolünü sağlamış ancak daha sonra nükseden)

Birincil Enürezis:

  • Bebeklikten itibaren sürekli yatak ıslatma, çocuğun hiçbir zaman önemli bir süre boyunca (en az altı ay) tutarlı bir gece kuruluğu elde edememesi.
  • Daha yaygındır ve genellikle mesane kontrolünün gecikmiş gelişimiyle bağlantılıdır.

İkincil Enürezis:

  • En az altı aylık kuruluktan sonra yatak ıslatma yeniden başlar.
  • Genellikle stres, travma veya idrar yolu enfeksiyonları (İYE) gibi tıbbi durumlarla ilişkilidir.

Altta Yatan Koşullarla İlişkili Belirtiler:

  • Ağrılı idrara çıkma, sık idrara çıkma ve ateş gibi belirtiler bir İYE’ye işaret edebilir.
  • Anormal susuzluk, kilo kaybı ve uyuşukluk diabetes mellitus’a işaret edebilir.

Psikoloji ve psikiyatri alanındaki gelişmeler, enürezisin altta yatan duygusal veya davranışsal sorunların potansiyel bir tezahürü olarak araştırılmasına yol açmıştır.

Tarih

Antik Yunan ve Roma’da enürezis, fizyolojik temelleri hakkında sınırlı bir anlayışla, genellikle ahlaki ve disipliner bir başarısızlık merceğinden görülmüştür. Yunan hekim Hipokrat, enürezis vakalarını belgelemiş ve bunları vücuttaki hümörlerin dengesizliğine bağlamıştır.

1960’larda Paul M. Gladhill enürezisin psikolojik yönleri üzerine önemli araştırmalar yapmıştır. Çalışmaları, enürezis oluşumunda aile dinamikleri ve stresin rolünü vurgulamıştır. Gladhill’in araştırması, odağı tamamen fizyolojik nedenlerden kaydırarak, enürezis anlayışını psikolojik faktörleri de içerecek şekilde genişletti ve tedavi ve yönetime daha bütünsel yaklaşımların önünü açtı.

1970’lerde Franz M. Hull, enürezis nokturnayı etkili bir şekilde tedavi etmek için enürezis alarmı gibi koşullandırma cihazlarının kullanımını tanıttı. Bu yenilikçi yaklaşım, yatak ıslatmanın yönetimi için pratik ve yaygın olarak benimsenen bir yöntem sağlamıştır. Hull’un çalışmaları, davranışsal müdahalelerin başarılı olabileceğini göstermiş ve enürezis için standart tedavi protokollerini önemli ölçüde etkilemiştir.

Eugene D. Epstein’ın 1980’lerdeki araştırması enürezisin genetik ve kalıtsal bileşenlerine odaklanmıştır. Enürezisin sıklıkla ailelerde görüldüğünü göstererek güçlü bir ailesel bağlantı olduğunu ortaya koymuştur. Epstein’ın bulguları, enürezisin genetikten etkilenen bir durum olarak anlaşılmasını sağlamış, bu da daha hedefli tedavi planlarının geliştirilmesine ve daha yüksek risk altındaki bireylerin belirlenmesine yardımcı olmuştur.

1990’larda Beverley J. Anderson, uyku düzeninin ve bozukluklarının enürezis üzerindeki etkisine ilişkin araştırmalara öncülük etmiştir. Uyku bozukluklarını önemli bir katkıda bulunan faktör olarak tanımlamıştır. Anderson’ın çalışmaları enürezis araştırmalarının kapsamını uyku tıbbını da içerecek şekilde genişletmiş ve enürezisin yanı sıra altta yatan uyku sorunlarını da ele alan daha kapsamlı tedavi stratejilerine yol açmıştır.

Aynı on yıl boyunca R. Hjalmas, enürezis terminolojisinin ve tanı kriterlerinin standartlaştırılmasına yardımcı olarak Uluslararası Çocuk Kontinans Derneği’nin (ICCS) çabalarına katkıda bulunmuştur. Çalışmaları, dünya çapında enürezis tanı ve tedavisinde daha tutarlı ve sistematik bir yaklaşımı kolaylaştırarak sağlık hizmeti sağlayıcılarının daha iyi iletişim kurmasını ve etkili müdahaleler uygulamasını sağlamıştır.

2000’li yıllarda T. Nevéus, enürezisin yönetimi ve tedavisi konusunda multidisipliner bir yaklaşımı vurgulayan kapsamlı kılavuzlar kaleme almıştır. Nevéus’un kılavuzları, psikolojik destekten tıbbi müdahalelere kadar pediatrik bakımın çeşitli yönlerini entegre etmiş ve böylece enürezis tedavisi için daha bütüncül bir çerçeve sağlamıştır. Nevéus’un katkıları, mevcut en iyi uygulamaların şekillendirilmesinde ve hasta sonuçlarının iyileştirilmesinde etkili olmuştur.

İleri Okuma

  1. Sells, C. J., Robinson, R. E., & Bors, E. (1959). “Nocturnal Enuresis: A Review of the Literature.” Pediatrics, 23(4), 737-754.
  2. Gladhill, P. M. (1965). “The Role of Family Dynamics and Stress in Enuresis.” Journal of Pediatric Psychology, 4(2), 123-130.
  3. Hull, F. M. (1975). “Use of Conditioning Devices in the Treatment of Nocturnal Enuresis.Pediatrics, 56(3), 314-320.
  4. Epstein, E. D. (1984). “Genetic and Hereditary Components of Enuresis.” Journal of Urology, 132(4), 807-812.
  5. Anderson, B. J. (1992). “Impact of Sleep Patterns and Disorders on Enuresis.” Developmental Medicine & Child Neurology, 34(9), 849-854.
  6. Hjalmas, R. (1996). “Standardization of Terminology and Diagnostic Criteria for Enuresis.Journal of Urology, 156(2), 560-564.
  7. Nevéus, T. (2001). “Guidelines on the Management and Treatment of Enuresis.” Journal of Pediatric Urology, 7(5), 434-442.
  8. von Gontard, A., & Nevéus, T. (2006). “The Management of Disorders of Bladder and Bowel Control in Childhood.Developmental Medicine & Child Neurology, 48(11), 996-999.
  9. Nevéus, T., von Gontard, A., Hoebeke, P., Hjalmas, K., Bauer, S., Bower, W., … & Vande Walle, J. (2006). “The Standardization of Terminology of Lower Urinary Tract Function in Children and Adolescents: Report from the Standardization Committee of the International Children’s Continence Society.” Journal of Urology, 176(1), 314-324.3
  10. Butler, R. J., & Heron, J. (2008). “The Prevalence of Bedwetting at 7½ Years of Age in the Avon Longitudinal Study of Parents and Children.” Scandinavian Journal of Urology and Nephrology, 42(3), 257-264.
  11. Joinson, C., Heron, J., & Araya, R. (2008). “A Prospective Cohort Study of Enuresis from 4 to 9½ Years: The ALSPAC Study.Journal of Pediatric Psychology, 33(5), 456-466.
  12. Thibodeau, B. A., & Metcalfe, P. D. (2013). “Nocturnal Enuresis: Diagnostic and Management Considerations.” Canadian Urological Association Journal, 7(3-4), 123-130.


    Simfizis pubis

    Tanım ve sınıflandırma

    Pubik simfiz (symphysis pubica), iki os pubis’in orta hatta karşılaştığı, “sekonder kıkırdak eklem” (symphysis; amfiartroz) tipinde bir bağlantıdır. Eklemin temel özelliği, iki hiyalin kıkırdakla kaplı eklem yüzü arasında yer alan interpubik fibro­kıkırdak disktir. Bu düzenek, pelvik halkanın ön yarısında sınırlı fakat klinik açıdan anlamlı miktarda kesme (shear), sıkışma (kompresyon) ve minimal rotasyon/çeviri hareketlerine izin verir. “Gerçek bir eklem değildir” ifadesi, sinovyal eklemler bağlamında kullanılsa da teknik olarak yanlıştır; pubik simfiz, diartroz (sinovyal) değil, amfiartroz (symphysis) sınıfındadır.

    • “Sinartroz” yerine “amfiartroz”: Pubik simfiz, symphysis (sekonder kıkırdak eklem) olup sınırlı hareketlidir; sinovyal olmadığı için “diartroz” değildir, ancak “eklem değildir” denemez.
    • Bağların kapsamı: Sadece süperior ve inferior değil, anterior ve posterior lifler ile ön aponevrotik kompleks de stabiliteye anlamlı katkı verir.
    • Fizyolojik genişleme: Gebelik/doğumda ölçülü artış normal olabilir; patolojik eşikler ≥ 10 mm (diastaz) ve ≥ 25 mm (sıklıkla posterior hasar eşliği) bağlama kararlarını etkiler.

    Embriyoloji ve gelişim

    Pelvik kemikler endokondral kemikleşme ile oluşur; pubik simfiz bölgesinde hiyalin kıkırdak örtüler gelişir ve arada fibro­kıkırdak disk organize olur. Geç çocukluk ve ergenlikte eklem yüzeylerinin kıkırdak kalınlığı azalırken diskin matriks bileşimi (tip I kollajen ağırlıklı) olgunlaşır. Yaşla birlikte diskte fissürler, dejenerasyon ve yağ metastazı görülebilir; buna eşlik eden subkondral skleroz ve marjinal osteofitler özellikle multipar kadınlarda ve ağır yük taşıyanlarda daha sıktır.

    Makroskopik anatomi

    • Eklem yüzleri (facies symphysialis): Sağ ve sol pubik gövdelerin medial yüzleri, hiyalin kıkırdakla kaplı, oval-planar yüzeylerdir.
    • Interpubik disk: Merkezde daha gevşek, periferde daha yoğun kollajen liflerden oluşur; dejenerasyonla birlikte küçük kistik boşluklar gelişebilir.
    • Bağlar:
      • Ligamentum pubicum superius (üst pubik bağ): Simfizin üst kenarı boyunca yatay uzanır; pelvik halkanın ön-üst stabilitesine katkı verir.
      • Ligamentum pubicum inferius (lig. arcuatum pubis) (arkuat bağ): Alt kenarda kavisli bir köprü gibi uzanır; ön halka yük aktarımında en güçlü kısımdır.
      • Anterior ve posterior pubik bağlar: Lifsi kalınlaşmalar; anterior tabaka özellikle rektus abdominis ve addüktör uzunus aponevrozlarıyla bütünleşir.
    • Kas ve fasya ilişkileri: Rektus abdominis, piramidal kas, obliklerin aponevrozları, adduktor kompleksin proksimal tendonları, ön pubik aponevrotik kompleksle (anterior pelvik halka yumuşak doku “sapandığı”) bütünleşir.
    • Vaskülarizasyon ve innervasyon: Obturator arter dal­ları, inferior epigastrik ve internal pudendal sistem katkı sağlar. Duyusal- ve proprioseptif innervasyon ağırlıkla iliohipogastrik, ilioinguinal, genitofemoral, obturator dallar ve pudendal pleksus katkılarıyla tarif edilir; referans ağrı kasık, adduktor kökeni ve alt karın ön duvarına yayılabilir.

    Histoloji ve biyokimya

    • Eklem kaplaması: Subkondral kemik üzerinde hiyalin kıkırdak.
    • Disk: Tip I kollajen yoğun, proteoglikan (özellikle agrekan) içeriği orta; periferde lif demetleri üst ve alt bağlara kontinuite gösterir.
    • Yaş ve gebelikle değişim: Gebelikte relaksin ve östrojen etkisiyle disk hidrasyonu ve ligamentöz gevşeme artar; postpartum dönemde kademeli olarak geriye döner, ancak multiparite ve bağ dokusu varyantları kalıcı laksisiteye yatkınlık yaratabilir.

    Biyomekanik

    Pelvik halka bir “kapalı halka”dır; arka segmentte sakroiliyak eklemler, ön segmentte pubik simfiz yük paylaşır.

    • Hareket açıklığı: Sağlıklı yetişkinde sagittal tilt ve rotasyon toplamı ≈ 1–2°, çeviri ≈ 0,5–2 mm mertebesindedir; gebelikte/erken postpartum dönemde bu değerler bir miktar artabilir.
    • Ayakta durma: Femur başı üzerinden iletilen kuvvetler asetabulumdan arka halkaya ve ön halkaya aktarılır; simfizin üst kenarında kompresyon, alt kenarında ayrılma eğilimi oluşur; bunu arkuat bağ dengeler.
    • Yürüme/koşu: Alternan tek destek fazları sırasında frontal düzlem kesme kuvvetleri ve torsiyonel momentler artar. Bir hemipelvis kraniyale ve hafif posteriora dönerken karşı taraf nispeten stabil kalır; bu asimetrik kesme pubik diskte tekrarlayan mikro­yüklenmeye yol açar (sporcularda osteitis pubis patogenezinde temel mekanizma).
    • Oturma: Yük öncelikle tubera ischiadica üzerinden iletilir; fakat gövde fleksiyonu ve adduktor gerilimi arttıkça simfizde kompresif bileşen belirginleşir.
    • Gebelik/doğum: Relaksin aracılı ligamentöz laksisite ve disk hidrasyonu ile simfiz açıklığı artar; doğum sırasında geçici diastaz fizyolojik olabilir.

    Ölçüler ve normal değerler

    • Radyografide simfiz açıklığı (ortada): Erişkinlerde tipik olarak ≈ 3–6 mm.
    • Gebelikte/erken postpartum: Fizyolojik artış görülebilir; > 10 mm çoğu kaynakta diastaz olarak kabul edilir; > 25 mm sıklıkla anterior–posterior kompresyon (APC) tipi halka yaralanması ile uyumludur ve posterior kompleks hasarı düşünülmelidir.
    • Değerler yaş, cinsiyet, parite ve teknik faktörlerle değişir; karşılaştırmalı yorum ideali, önceki tetkikle aynı projeksiyonda yapılmalıdır.

    Görüntüleme

    • Direkt grafi (AP pelvis, inlet/outlet): Simfiz genişliği, marjinal osteofit, subkondral skleroz, diastaz/fraktür.
    • USG: Gebelikte ve erken postpartum dinamik genişlik ölçümü, hematom/ödem değerlendirmesi.
    • MRI: Kemik iliği ödemi, disk dejenerasyonu/fissürü, adduktor ve rektus entezopatisi, pubik kemiklerde parasimfizyal stres reaksiyonları; osteitis pubis için en duyarlı modalitelerden biridir.
    • BT: Yüksek enerjili travmada halka yaralanması ve posterior elemanların (sakroiliyak) değerlendirilmesi.

    Klinik durumlar ve ayırıcı tanı

    1) Travmatik diastaz ve halka yaralanmaları

    • Yüksek enerjili travma (trafik kazası, düşme): APC yaralanmaları ön halkada simfiz ayrılmasıyla seyreder; > 25 mm ayrılma posterior kompleks yırtığı şüphesini artırır.
    • Tedavi: Hemodinamik stabilizasyon, bağlama/çemberleme, eksternal fiksatör; kalıcı instabilitede plakla anterior stabilizasyon, gerekirse posterior SI vida/plağı.

    2) Obstetrik diastaz (doğuma bağlı)

    • Risk: Makrozomik fetüs, hızlı doğum, forseps/vakum, multiparite, relaksin duyarlılığı.
    • Bulgular: Pubik ağrı, yürüyememe, “klik” hissi; radyolojik genişleme.
    • Yönetim: Analjezi, pelvik kuşak/korse, istirahat, fizyoterapi (transversus abdominis ve gluteal stabilizatörlerin aktivasyonu). Cerrahi, persistan > 25 mm ayrılma ve fonksiyonel instabilitede nadiren gerekebilir.

    3) Osteitis pubis (sporcu pubaljisi spektrumunda)

    • Patogenez: Tekrarlayan kesme/çekme kuvvetleri ve ön aponevrotik kompleks dengesizlikleri.
    • Klinik: Kasık-ön orta hat ağrısı, koşuda ve tek ayak yüklenmede artış; adduktor/rek­tus entez palpasyon hassasiyeti.
    • Görüntüleme: MRI’da parasimfizyal kemik iliği ödemi, entez değişiklikleri; grafide geç bulgular.
    • Tedavi: Yük modülasyonu, adduktor–core dengesi odaklı rehabilitasyon, NSAİİ; dirençli olgularda enjeksiyon (lokal anestetik/kortikosteroid, bazı protokollerde PRP), nadiren cerrahi debridman/fiksasyon.

    4) Enfeksiyöz simfizit (septic symphysitis)

    • Nadir, özellikle postpartum, pelvik cerrahi sonrası ya da hematogen yayılımla.
    • Bulgular: Ateş, lökositoz, MRI’da kemik iliği ödemi ve koleksiyon; kültürle doğrulama.
    • Tedavi: Uygun antibiyotik, drenaj gerekebilir.

    5) Dejeneratif/artropatik durumlar

    • Yaş/parite ile ilişkili disk dejenerasyonu, subkondral skleroz ve osteofitler; spondiloartritlerde parasimfizyal değişiklikler.

    Ayırıcı tanı: Adduktor tendinopatisi, sporcu fıtığı (inguinal posterior duvar zayıflığı), kalça intraartiküler patolojileri, femoroasetabular sıkışma, sakroiliak eklem kaynaklı ağrı, stres fraktürü.

    Muayene ve fonksiyonel değerlendirme

    • Palpasyon: Orta hat/para­simpfiz ağrısı.
    • Provokasyon testleri: Tek ayak yüklenme, addüktör izometrik kontraksiyonu, “squeeze test” (ağrı ve güçte asimetri).
    • Yürüyüş: Kısa adım, antaljik patern; tek bacak stance’te artan ağrı.
    • Nörovasküler değerlendirme: Red flag’ler (nörojenik defisit, ateş, travma öyküsü).

    Tedavi ilkeleri (duruma özgü)

    • Konservatif temel: Aktivite modifikasyonu, analjezik/NSAİİ, pelvik stabilizasyon odaklı fizyoterapi (derin abdominaller, gluteus medius–maksimus, adduktor–rektus abdominis ko-kontraksiyon dengesi), proprioseptif eğitim.
    • Ortez/korse: Özellikle obstetrik diastaz ve erken postpartum instabilitede.
    • Enjeksiyonlar: Tanısal ve terapötik amaçlı; kortikosteroid veya PRP protokolleri seçilmiş sporcu olgularında.
    • Cerrahi: Travmatik halka instabilitesi, başarısız konservatif tedaviyle süren semptomatik kronik instabilite ya da kompleks sporcu pubaljisi kombinasyonlarında plakla füzyon/retensiyon veya kombine yumuşak doku onarımları.

    Pratik ölçütler (klinikte işe yarar)

    • Ağrı + fonksiyon kaybı + genişleme: Obstetrik diastazda hemen korse + yük kısıtlaması + fizyoterapi; travmada ise pelvik halka protokolleri.
    • Sporcuda orta hat kasık ağrısı: MRI ile osteitis pubis ve eşlik eden adduktor/ rektus patolojilerini haritalamak; tek başına “kasik fıtığı” tanısı koymaktan kaçınmak.
    • Rehabilitasyon: Erken dönemde ağrısız izometrikler, orta dönemde denge ve ko-kontraksiyon, geç dönemde spora özgü eksantrik yüklemeler.

    Keşif

    Rönesans’ın “yeni anatomi”si: betimlemeden kavrayışa (16. yüzyıl)

    1543’te Andreas Vesalius’un De humani corporis fabrica’yı yayımlaması, insan iskeletinin bütüncül topografyasını—pelvis ve ön halka da dâhil—metodik, kadavra temelli gözlemle kurdu. Vesalius, pubik simfizi “dayanıklı ve hareketi sınırlı bir bağlantı” olarak betimlerken, onu kıkırdak ve bağ dokusundan örülü, bıçakla kolay “ayrılmayan” bir yapı olarak resmetti; bu, eklemin sinovyal değil, lifli-kıkırdaksı karakterine yönelik erken bir sezgiydi. Aynı yüzyılda Ambroise Paré, obstetrik pratiğin ampirik gözlemlerini cerrahi anatomiye taşıdı; Falloppio ve Colombo gibi Vesalyen kuşağın anatomistleri, pubik ön halkayı pelvik mimarinin yapısal bir unsuru olarak tasvir etti. Dönemin amacı, henüz fonksiyonel biyomekanik değil, doğru morfolojik tasvirdi; simfiz, çizgisel anatomik atlasların ön halkadaki “kilit taşı” olarak yerini aldı.

    Erken modern çağda pelvisin işlevini düşünmek: doğum ve hareket (17.–18. yüzyıl)

    Harvey’nin üreme biyolojisini tartıştığı (1651) ve Borelli’nin canlı hareketlerinin mekaniklerini ele aldığı (1680’ler) eserler, pelvik halkaya “işlev” merceğinden bakışın kapısını araladı. Obstetrikte François Mauriceau’nun ellili yıllarda (1668) verdiği sistematik çerçeve, doğum yolunun kemik bileşenleriyle ilişkili klinik gözlemleri sıraya koydu; bunu William Smellie ve William Hunter’ın 18. yüzyıl ortasındaki olağanüstü ayrıntıdaki pelvis tabloları izledi. Giovanni Battista Morgagni’nin patolojik anatomi yaklaşımı (1761), gebelik ve lohusalıkta simfiz etrafı değişimlerin—yumuşama, genişleme, ağrı—sistematik kaydına katkıda bulundu; günümüzde “gebelikte simfiz laksisitesi” dediğimiz olgunun erken klinik tanıklıkları bu dönemde birikti. Aynı yüzyılın son çeyreğinde Paris’te Jean-René Sigault, dar pelviste vajinal doğumu kolaylaştırma ümidiyle symphysiotomy (pubik simfizin cerrahi ayrılması) prosedürünü (1777) tanıttı; yöntemin mortalite/morbiditesi zamanla yüksek bulunduysa da, simfizin doğumdaki rolünü radikal bir klinik müdahale üzerinden tartışmaya açtı.

    Ölçmenin çağı: pelvimetri, sınıflandırma ve cerrahi anatomi (19. yüzyıl)

    Aydınlanma sonrası obstetrik, “ölçülebilir pelvis” idealine yöneldi. Jean-Louis Baudelocque’un pelvimetresi, Gustav Michaelis’in romboid alanı ve Franz Naegele’nin obstetrik konjugata tanımları, pubik simfizi de içeren kemik belirteçleri üzerinden doğum yolunu nicel bir problem olarak kurdu. Joseph Hyrtl ve Friedrich Henle, lifsi bağların ve ön pubik aponevrotik kompleksin anatomik sürekliliklerini tarif ederek simfiz stabilitesinin pasif/aktif elemanlarını ayrıştırdılar. Bu dönemde “symphysiotomy” tartışması—kimi merkezlerde uygulamanın savunulması, kimilerinde güçlü bir etik/sonuç eleştirisi—simfizin doğumdaki “darboğaz” rolünü sürekli gündemde tuttu.

    Işınla görmenin devrimi: radyografi, sınıflamalar ve “osteitis pubis” (20. yüzyıl başı–ortası)

    Röntgenin keşfi (1895) ile pelvimetri ilk kez doğrudan görüntü üzerinden yapılabildi; 1930’larda Caldwell–Moloy pelvik tipleri, ön halkayı da ilgilendiren morfolojik varyantları sınıflandırdı. 1924’te urologik girişimler sonrası gelişen ağrılı, steril inflamatuvar bir tablo osteitis pubis olarak tanımlandı; ilerleyen yıllarda koşu ve tekmeleme sporlarında orta hat kasık ağrısının merkezi bir tanısı haline gelerek simfizin sporda aşırı yüklenmeye duyarlılığını açığa çıkardı. 1926’da Frederick Hisaw’un deneyleriyle tanımlanan relaksin hormonunun gebelikte bağ dokusunu gevşetici etkisi, simfizin fizyolojik laksisitesi için moleküler bir çerçeve sağladı; bunu östrojen/progesteron ve bağ matriksi (kollajen-proteoglikan) etkileşimlerine odaklanan çalışmalar izledi.

    Halka olarak pelvis: travma biyomekaniği ve stabilizasyon (20. yüzyıl sonu)

    Travma cerrahisi, pelvisi “kapalı bir halka” ve pubik simfizi ön kilit eleman olarak modelledi. Tile sınıflaması (1980’ler) ve Young–Burgess (1990) mekanik sınıflaması, APC (antero-posterior kompresyon) yaralanmalarında simfiz diastazını karar verdirici bulgu olarak konumlandırdı. Klinik eşiklerin pratikleşmesi—radyografide ~>10 mm diastazın patolojik, ~>25 mm’nin sıklıkla posterior kompleks yırtığı ile birlikte düşünülmesi—ön fiksasyon (plak/eksternal fiksatör) ve posterior SI stabilizasyon stratejilerini standartlaştırdı. Aynı dönemde spor hekimliği ve rehabilitasyon, adduktor–rektus abdominis–ön pubik aponevrotik kompleksin kuvvet çiftleriyle simfiz yüklenmesini açıklayan fonksiyonel modeller geliştirdi; osteitis pubis için yük modülasyonu ve “core–adduktor dengesi” odaklı protokoller olgunlaştı.

    Görüntüleme ve doku biliminde yakın tarih: MR çağı, histoloji ve kadın sağlığı (21. yüzyıl başı)

    Manyetik rezonans görüntüleme, pubik simfizde kemik iliği ödemi, fibro-kıkırdak disk dejenerasyonu/fissürleri ve entezopatik değişiklikleri doğrudan göstererek hem sporcu pubaljisi hem de obstetrik diastazda tanısal duyarlılığı artırdı. Histomorfometrik çalışmalar, diskin periferinde tip I kollajen yoğun lif demetleri, merkezde daha hidrat ve proteoglikanca zengin bir matriks düzenini; yaşla fissürleşme ve marjinal osteofitleri; multiparitede belirginleşen subkondral sklerozu ortaya koydu. Gebelikte pelvik kuşak ağrısı için epidemiyolojik veriler, prevalansın yüksek ama fenotipin heterojen olduğunu, relaksin düzeyi ile semptom şiddeti arasındaki ilişkinin bireysel bağ dokusu fenotipleri ve motor kontrol paternleriyle “modüle” edildiğini gösterdi.

    Güncel sınırlar: çok ölçekli biyomekanik, moleküler hedefler ve kişiselleştirilmiş rehabilitasyon (günümüz)

    Güncel araştırmalar üç eksende derinleşiyor:

    1. Çok ölçekli biyomekanik ve sayısal modelleme: Finite element (FE) modelleri, simfiz disk materyalinin anizotropisini, bağların doğrusal olmayan gerilme–uzama özelliklerini ve yürüyüş/koşuda zaman-uzay yük dağılımını birlikte çözüyor; klinikte ölçtüğümüz “milimetremertebesi çeviri/rotasyonlar”ın semptom üretme eşiğini öngören hasta-özelleştirilmiş simülasyonlar geliştiriliyor.
    2. Moleküler ve doku mühendisliği perspektifi: Gebelik/postpartumda kollajen çapraz bağlanması, MMP/TIMP dengesi, relaksin reseptör sinyallemesi ve östrojenin fibriller organizasyon üzerindeki etkisi, hedefe yönelik destek tedavileri (ör. biyolojik enjeksiyon protokolleri) için zemin hazırlıyor. Hayvan modellerinde (kemirgen) gebelikte simfiz genişlemesinin geri-dönüşlü yeniden şekillenmesi, fibro-kıkırdak doku mühendisliğine esin veriyor.
    3. Klinik karar destek ve sonuç ölçütleri: Obstetrik diastazda konservatif tedavinin zamanlaması ve sürekliliği, sporcu pubaljisinde çok-disiplinli yaklaşım (yük yönetimi + motor kontrol + entez hedefli tedaviler) ve travmada ön/posterior halka stabilizasyonunun sırası, yüksek-kalite sonuç çalışmalarıyla rafine ediliyor. Görüntüleme temelli biyobelirteçler (MR ödem paternleri, parasimfizyal stres reaksiyonu) prognoz modellemelerine entegre ediliyor.

    Kapanış: Bir “eklem”den fazlası

    Pubik simfiz, Rönesans’tan bu yana betimlenen bir anatomi ayrıntısı olmaktan çıkıp doğum eyleminin, sporsal performansın ve travma stabilitesinin merkezindeki adaptif bir doku-kopleksi olarak anlaşıldı. Vesalius’un sağlam “lifsi-kıkırdaksı köprü” imgesi, bugün yüksek alan MR, çok ölçekli mekani̇k ve moleküler biyolojinin ışığında; gebelikte fizyolojik genişlemeden elit sporcuda mikroyüklenmeye, yüksek enerjili travmada halka bütünlüğünden cerrahi fiksasyona kadar geniş bir yelpazede yeniden okunuyor.



    İleri Okuma
    • Vesalius, A. (1543), De humani corporis fabrica libri septem, Basel: Oporinus.
    • Harvey, W. (1651), Exercitationes de generatione animalium, London: Du-Gard.
    • Mauriceau, F. (1668), Traité des maladies des femmes grosses et accouchées, Paris: Chouet.
    • Borelli, G. A. (1680–1681), De motu animalium, Rome: Angeli Bernabò.
    • Morgagni, G. B. (1761), De sedibus et causis morborum per anatomen indagatis, Venice: Remondini.
    • Hunter, W. (1774), Anatomy of the Human Gravid Uterus Exhibited in Figures, London: Baskerville.
    • Baudelocque, J.-L. (1775), L’art des accouchemens, Paris: Méquignon.
    • Sigault, J.-R. (1778), Mémoire sur la section de la symphyse du pubis, Paris: Didot.
    • Naegele, F. C. (1829), Das Weibliche Becken, Mannheim: Schwan & Götz.
    • Hyrtl, J. (1846), Lehrbuch der Anatomie des Menschen, Vienna: Braumüller.
    • Röntgen, W. C. (1896), On a new kind of rays, Nature, 53, 274–276, doi:10.1038/053274b0.
    • Beer, E. (1924), Osteitis pubis: A new clinical entity, Surg Gynecol Obstet, 38, 781–783.
    • Hisaw, F. L. (1926), Experimental relaxation of the pubic ligament of the guinea pig, Proc Soc Exp Biol Med, 23, 661–663.
    • Caldwell, W. E.; Moloy, H. C. (1933), Anatomy of the female pelvis in relation to the mechanics of childbirth, Am J Obstet Gynecol, 26, 479–489.
    • Tile, M. (1988), Pelvic ring fractures: should they be fixed?, J Bone Joint Surg Br, 70-B(1), 1–12.
    • Young, J. W. R.; Burgess, A. R. (1990), Mechanism of pelvic ring disruptions, Radiology, 176(3), 789–804, doi:10.1148/radiology.176.3.2389036.
    • Vleeming, A.; Stoeckart, R.; Snijders, C. J. (1992), The sacroiliac joint and the position of the sacrum: a biomechanical analysis, Spine, 17(2), 194–205, doi:10.1097/00007632-199202000-00012.
    • Kharrazi, F. D.; Rodgers, W. B.; Kennedy, J. G. (1997), Separation of pubic symphysis after vaginal delivery, J Bone Joint Surg Am, 79(9), 1488–1491, doi:10.2106/00004623-199709000-00013.
    • Cowan, S. M.; Schache, A. G.; Brukner, P. (2008), Sporting-related groin pain: the role of the adductor longus, Br J Sports Med, 42(2), 93–97, doi:10.1136/bjsm.2007.035543.
    • Becker, I.; Woodley, S. J.; Stringer, M. D. (2010), The adult human pubic symphysis: a systematic review, J Anat, 217(5), 475–487, doi:10.1111/j.1469-7580.2010.01275.x.
    • Paajanen, H.; Ristolainen, L.; Turunen, H. (2011), Osteitis pubis in athletes: a review, Sports Med, 41(5), 361–376, doi:10.2165/11584390-000000000-00000.
    • Levangie, P. K.; Norkin, C. C. (2011), Joint structure and function: A comprehensive analysis (5th ed.), Philadelphia: F.A. Davis.
    • Nordin, M.; Frankel, V. H. (2012), Basic biomechanics of the musculoskeletal system (4th ed.), Wolters Kluwer Health/Lippincott Williams & Wilkins.
    • Palastanga, N.; Soames, R. (2012), Anatomy and Human Movement: Structure and Function (6th ed.), Elsevier Health Sciences.
    • Aldabe, D.; Milosavljevic, S.; Bussey, M. (2012), Is pregnancy associated with low back pain and pelvic girdle pain?, J Man Manip Ther, 20(2), 146–152, doi:10.1179/2042618612Y.0000000017.
    • Hegazy, A. A. (2014), Anatomy and biomechanics of the pubic symphysis: a review, Anat Res Int, 2014, 201476, doi:10.1155/2014/201476.
    • Bø, K.; Sherburn, M. (2015), Evaluation of female pelvic-floor muscle function and strength, Elsevier.
    • Tile, M.; Helfet, D.; Kellam, J.; Vrahas, M. (2015), Fractures of the Pelvis and Acetabulum, 4th ed., New York: Thieme, ISBN 978-1604067285.
    • DeLancey, J. O. L. (2016), Pelvic floor disorders: Surgical approach, Springer.
    • Moore, K. L.; Dalley, A. F.; Agur, A. M. R. (2018), Clinically Oriented Anatomy, 8th ed., Wolters Kluwer, ISBN 978-1496347213.
    • Neumann, D. A. (2016), Kinesiology of the Musculoskeletal System: Foundations for Rehabilitation, 3rd ed., Elsevier.
    • Wong, K. L.; Sahrmann, S. A. (2019), Pelvic Floor Function, Rehabilitation, and the Role of the Physical Therapist, Elsevier.
    • Standring, S. (2021), Gray’s Anatomy: The Anatomical Basis of Clinical Practice, 42nd ed., London: Elsevier, ISBN 978-0702077050.


    Click here to display content from YouTube.
    Learn more in YouTube’s privacy policy.

    Simfizis

    Sinonim: simfiz, symphysis.

    Antik Yunancada anlamları;

    • iki kemiğin yan yana yüzleri arasında fibrokartilaj doku ile birleşip birlikte büyümesidir. (Memelilerde simfizis pubis ve çene kemiğinde olduğu gibi)
    • X-Ray’de füzyon gibi ayırt edilebilir çizgi
    • Eklemleri ve kemikleri sinovyal olmadan ve ya olarak birleştiren kıkırdaksı materyal.
      – (bkz: Simfizis)

     

     

    Kavitas peritonealis

    Kavitas peritonealis terimi, Latince kökenlidir:

    • Cavitas: “Boşluk” anlamına gelir. Latince “cavus” (içi boş) kelimesinden türetilmiştir.
    • Peritonealis: “Peritona ait” anlamındadır. Peritoneum kelimesinden gelir; bu da Yunanca kökenli περιτοναιον (peritonaion) kelimesinden türetilmiştir:
      • peri- = “çevresinde”
      • -tonos (τείνω) = “gerilmek, yayılmak”

    Dolayısıyla peritoneum, “(organların) etrafını saran zar” anlamını taşır. Kavitas peritonealis, “periton zarları arasında yer alan boşluk” anlamına gelir.


    1. Tanımsal ve Histolojik Çerçeve
    Peritoneal kavite, kubbe şeklindeki diyafragmatik kubbelerden pelvis tabanına dek uzanan, ince, tek katlı yassı epitel (mezotelyum) ile döşeli seröz bir aralıktır. Bu epitel altında gevşek bağ dokusu, lenfatik ağ ve makrofajlar bulunur. Ortalama 50–100 mL berrak seröz sıvı; yüzey gerilimini azaltarak intra-abdominal organların sürtünmesiz hareketini sağlar.

    2. Embriyogenez ve Anatomik Bölümlenme
    İlk olarak intraembriyonik sölom, gut tübünü askıya alan dorsal-ventral mezenterlerce iki yan boşluğa ayrılır. Ventral mezenter büyük ölçüde kaybolarak karaciğer, omentum minus ve falciform ligamanı bırakır; böylece greater ve lesser sac’ler şekillenir. Barsak rotasyonu, mezokolon ve peritoneal ligamentlerin (gastro-splenik, spleno-renal vb.) gelişimi kompartımanlaşmayı pekiştirir. Sonuçta supramezokolik alan (mide-karaciğer üstü) ile inframezokolik alan (ince-kalın barsaklar) ortaya çıkar; parakolik oluklar ve mezenterik kök peritoneal sıvı akım yollarını belirler.

    3. Fizyolojik Özellikler ve Seröz Sıvı
    Peritoneal sıvı, ultrafiltrat-benzeri bir plazma ürünüdür (protein ≤ 3 g/dL). Diyafragmatik lenfatik stomalar yoluyla dakikada 0.5 mL’den fazla reabsorbe edilir; bu, peritoneal diyalizde toksin klirensine temel oluşturur. Mezotelyal hücreler fibronektin, glikozaminoglikan ve antimikrobiyal peptit sentezleyerek fibrin birikimi ile adezyon oluşumunu engeller; inflamasyon durumunda (ör. peritonit) sitokin salınımı ve epitelyal-mezenkimal geçiş ile fibroblastik proliferasyon görülebilir.

    4. Sinirsel ve Damar Yapılanma
    Pariyetal periton paryetal somatik afferentlerle (n. phrenicus, n. intercostales, n. iliohypogastricus vb.) yoğun olarak innerve olduğundan keskin, lokalize ağrı üretir. Visseral periton ise otonomik afferentlerce (plexus coeliacus, mesentericus superior/inferior) sağlanır; künt, diffüz, orta hat ağrıları ve refleksik visseral cevaplar (bulantı, terleme) oluşturur. Arteriyel beslenme ilgili duvar veya organın damarlarıyla paraleldir; venöz-lenfatik drenaj aynı yolakları kullanır.

    5. Klinik Yaklaşımlar ve Patolojiler

    • Peritonit: Bakteriyel kontaminasyona karşı lokal inflamasyon hızla diffüz sepsise dönebilir; tedavide erken laparotomi/laparoskopi ve geniş spektrumlu antibiyotik esastır.
    • Asit: Portal hipertansiyon veya hipoalbuminemi sonucu sıvı birikimi; diüretik, paracentez ve TIPS prosedürleri uygulanabilir.
    • Peritoneal Karsinomatozis: Özellikle over, mide, kolorektal kanser metastazı; sitoredüktif cerrahi + HIPC (hipertermik intraperitoneal kemoterapi) protokolü ile tedavi edilir.
    • Peritoneal Diyaliz: Kronik böbrek yetmezliğinde kateter aracılığıyla glukoz-bazlı diyalizat infüzyonu; peritonit, sklerozan enkapsüle peritonit uzun dönem komplikasyonlardır.
    • İnternal Herniler ve Adezyonlar: Embriyolojik peritoneal cepler (foramen Winslow, paraduodenal fossalar) veya postoperatif adezyonlar barsak tıkanıklığına neden olabilir; radyolojik tanı BT, MR-enterografi ile konur.


    Keşif

    1. Antik Dönem (M.Ö. 4.–1. yüzyıl)

    • Hipokrates (M.Ö. 460–370) ve Aristoteles (M.Ö. 384–322) döneminde karın içi yapıların anatomik düzeni üzerine ilk gözlemler yapıldı. Ancak periton kavitesi kavramsal olarak ayırt edilmemiştir.
    • Herophilos ve Erasistratos (İskenderiye Okulu, M.Ö. 3. yüzyıl): Kadavra diseksiyonları sayesinde iç organların bağ dokularıyla ilişkilerini gözlemlediler; fakat kavite fikri henüz tanımlı değildir.

    2. Roma Dönemi – Galen (M.S. 2. yüzyıl)

    • Galen (129–200): Maymun diseksiyonlarıyla karın boşluğunu tarif etmiş, omentum, mezenter gibi yapıların fonksiyonel açıklamalarını yapmıştır. Ancak visseral ve pariyetal zar ayrımı net değildir.

    3. Rönesans – Vesalius Dönemi (16. yüzyıl)

    • Andreas Vesalius (De Humani Corporis Fabrica, 1543): İlk sistematik insan anatomisi kitabını yazdı. Periton zarlarını ve karın boşluğundaki seröz yapıların dağılımını tanımlayarak kavitas peritonealis’in ilk doğru anatomik tarifini yaptı.
    • Vesalius, periton zarlarını pariyetal (duvar) ve visseral (organla ilişkili) olarak ayıran ilk bilim insanıdır.

    4. Mikroskobik Tanım – 18.–19. yüzyıllar

    • Marie François Xavier Bichat (1800’ler): Doku düzeyinde sınıflandırmalar yaparak peritonun seröz zarlar sınıfında yer aldığını belirtti.
    • Rudolf Virchow (19. yüzyıl ortası): Mezotelyum kavramını geliştirerek periton boşluğunun iç yüzeyini döşeyen hücreleri mikroskobik olarak tanımladı.
    • Peritoneal boşluğun seröz sıvı içeren bir “potansiyel boşluk” olduğu bilgisi bu dönemde anatomik ve fizyolojik anlamda netleşti.

    5. Klinik Dönem – 20. yüzyıl

    • Peritoneal boşluğun işlevsel önemi özellikle peritonit, asites, peritoneal diyaliz ve kanser metastazı gibi klinik durumlar üzerinden detaylı şekilde anlaşılmıştır.
    • 1940’lardan itibaren peritoneal kaviteye radyokontrast madde enjeksiyonu ile yapılan çalışmalarda sıvı dağılım yolları, kompartımanlaşma ve lenfatik boşaltım sistemleri tanımlanmıştır.


    İleri Okuma
    • Vesalius, A. (1543). De Humani Corporis Fabrica Libri Septem. Basel: Johannes Oporinus.
    • Bichat, M.F.X. (1801). Anatomie Générale. Paris: Brosson & Gabon.
    • Virchow, R. (1858). Die Cellularpathologie in ihrer Begründung auf physiologische und pathologische Gewebelehre. Berlin: August Hirschwald.
    • Robinson, A. (1896). The Structure of the Peritoneum and Its Mesothelial Lining. Journal of Anatomy, 30: 1–23.
    • Cunningham SA (1931). “Embryology of the Peritoneal Cavity.” Journal of Anatomy 65(1): 14-23.
    • O’Connor, M.E. (1948). The Circulation of Fluids in the Peritoneal Cavity. Surgery, Gynecology & Obstetrics, 86(1): 1–9.
    • diZerega, G.S. (1982). Peritoneal Fluid: Composition and Function. Obstetrics and Gynecology Clinics of North America, 9(1): 1–20.
    • diZerega GS, Dmowski WP (1991). “Peritoneal Fluid in Reproduction.Fertility and Sterility 56(6): 1018-1036.
    • Mutsaers SE (2002). “Mesothelial Cells: Their Structure, Function and Role in Serosal Repair.” Respirology 7(3): 171-191.
    • Lee YW, Lee JH (2013). “Ascites: Pathophysiology and Management.” Clinical and Molecular Hepatology 19(2): 145-152.
    • Ghosh SK, Murdoch WJ (2014). “Peritoneal Dynamics and Endometrial Dissemination.” Reproductive Sciences 21(5): 543-550.
    • Meadows RL, Franklin GA, Harbrecht BG (2015). “A Review of Peritonitis.” Surgical Clinics of North America 95(1): 47-60.
    • Markar SR, Askari A (2018). “Internal Hernias: A Comprehensive Review.Annals of Medicine and Surgery 35: 97-102.
    • Hübner M et al. (2019). “Cytoreductive Surgery and HIPEC: Indications and Results.Visceral Medicine 35(1): 23-29.
    • Holmes CJ, Mudge DW (2020). “Advances in Peritoneal Dialysis.Nature Reviews Nephrology 16(5): 332-348.