Tendon

Sinonim: Ten-, teno-, tend-, tendo-, tendin-, tendino, veter, kiriş, sinir, sinew, Flechse, Sehne.

Latincedeki tendo kelimesinden türeyen Fransızcadaki tendon kelimesinden dilimize geçmiştir.

Kasın kemiğe tutunmasını sağlayan, sert bağ dokudan oluşmuş, kordon ya da şerit şeklindeki yapıdır.

Tendondaki anormalliğe Tendinoz (Sin: tendinosis, tendinose) ve hastalıklara Tendinopati (Sin: tendinopathy, tendinopathie) denir.

Kaynak: https://totallyphysio.files.wordpress.com/2014/08/pic-1.jpg
Kaynak: http://www.fitstoronto.com/wp-content/uploads/2012/02/022212_0358_JumpersKnee22.png
  • Tendon iltihaplanmasına Tendinit (Sin: bursit, Tendin-itis) denir.

    Kaynak: http://www.ergonomics-info.com/image-files/tendonitis_wrists-ergonomics.jpg
  • Tendon kılıfının yangısına Tendovajinit (Sin: Tenosynovitis, Tendosynovitis, Tendovaginitis, Tendosynovialitis, Peritendinitis, Paratendinitis, Sehnenscheidenentzündung) denir.

    Kaynak: https://www.aplusphysio.co.nz/wp-content/uploads/2015/08/de-quervains-tenosynovitis.jpg
  • Tendonun operasyonla sabitleştirilmesine Tenodez (Sin: Tenodesis, ten-o-dese) denir.

    Kaynak: https://www.depuysynthes.com/binary/org/DPY_SYN/Procedures/Images/Mitek-Procedures/Shoulder/Biceps%20Tenodesis/MILAGRO%20Biceps%20Tenodesis/522w/subpectoral-procedure-image-3.png
  • Tendonun kesilerek ayrılmasına Tenotomi (Sin: Tenotomy, ten-o-tomie) denir.

    Kaynak: http://surgicaltechniques.jbjs.org/content/jbjsest/os-89/2_suppl_1/111/F13.large.jpg
  • Tendonun dikilmesine Tenorafi (Sin: Tenorrhaphy, Ten-o-rraphie) denir.

    Kaynak: https://www.researchgate.net/profile/Richard_Lieber/publication/11355430/figure/fig1/AS:276869107732488@1443022147910/Figure-1-Core-suture-and-peripheral-tenorrhaphy-techniques-used-in-the-experiment-From.png

Sentrum

“Santral” veya “Sentral” Teriminin Etimolojisi ve Tıbbi Terminolojideki Kullanımı

“Santral” (ya da alternatif yazımıyla “sentral”), tıbbi terminolojide sıkça karşılaşılan bir sıfattır ve “merkezle ilişkili”, “merkeze ait” ya da “merkezde bulunan” anlamlarını taşır. Bu terim, etimolojik olarak kökenini Antik Yunanca κέντρον (kéntron) sözcüğünden alır. Kéntron, doğrudan “keskin uç”, “iğne”, “merkez nokta” gibi anlamlara gelir. Bu kavram, daha sonra Latinceye centrum biçiminde geçmiştir. Latince centrum, “daireyi çizen pergelin iğnesinin sabitlendiği merkez noktayı” ifade eder ve soyut anlamda da “herhangi bir şeyin ortası” ya da “merkezi noktası” gibi genişletilmiş anlamlara kavuşmuştur.

Latince centrum kökü, özellikle Orta Çağ Latincesi’nde ve ardından bilimsel terminolojide centralis (veya modernleşmiş haliyle “central”) sıfat formuyla kullanıma girmiştir. Centralis, “merkezle ilgili” ya da “merkezde bulunan” anlamına gelir. Bu yapı Fransızca üzerinden modern Batı dillerine geçerek, Almanca zentral, İngilizce central, Türkçeye ise santral ya da sentral biçiminde yerleşmiştir.

HalTekilÇoğul
nominatifcentrumcentra
genitifcentrīcentrōrum
datifcentrōcentrīs
akusatifcentrumcentra
ablatifcentrōcentrīs
vokatifcentrumcentra


Tıpta “Santral” Teriminin Kullanımı

Tıpta “santral” terimi, özellikle anatomi, fizyoloji, nöroloji ve klinik tıp alanlarında, “periferal (çevresel)” karşıtı olarak sistematik biçimde kullanılmaktadır. Bu kullanım, vücudun merkez yapıları ile çevresel yapıları birbirinden ayırt etmede hayati önem taşır.

1. Santral Sinir Sistemi (SSS)

  • Latince: Systema nervosum centrale
  • Beyin ve omurilik yapılarından oluşur. Bu sistem, tüm sinirsel işlevlerin merkezini oluşturur. Santral terimi burada, bu sistemin vücudun “komuta merkezi” olmasından kaynaklı olarak kullanılır.

2. Santral Venöz Sistem

  • Kardiyovasküler anatomi ve yoğun bakım terminolojisinde “santral venöz kateter” (central venous catheter) ifadesinde yer alır. Kalbe yakın, büyük çaplı venöz yapılara erişimi ifade eder (örn. vena cava superior/inferior).

3. Santral Solunum Baskılanması

  • Nörolojik ya da farmakolojik etkiler sonucu solunumun beyin sapındaki solunum merkezleri tarafından yeterince uyarılamaması durumunu tanımlar. Bu durum, opioid toksisitesi ya da beyin sapı lezyonlarında görülür.

4. Santral Obezite

  • Vücut yağının, periferal (örn. ekstremiteler) yerine karın ve gövde bölgesinde yoğunlaşmasını ifade eder. Kardiyometabolik hastalık riskinin önemli bir belirtecidir.

5. Santral Görme

  • Retina makula bölgesindeki, özellikle fovea sentralis adı verilen yapının sağladığı yüksek çözünürlüklü, odaklı görme fonksiyonudur. Oftalmolojide kritik öneme sahiptir.

Terminolojik Karşıtlık: Santral vs. Periferik

Tıbbi bağlamda “santral” sıfatı genellikle “periferik” terimi ile anlam karşıtlığı içinde değerlendirilir:

SantralPeriferik
Beyin/OmurilikSinir uçları/Ekstremiteler
Ana damarlarKapiller dolaşım
Gövde merkeziCilt yüzeyi ve uç organlar

Bu ikilik, semptomların lokalizasyonunu tanımlamak (örneğin: santral siyanoz vs. periferik siyanoz), hastalıkların sınıflandırmasını yapmak (örneğin: santral vestibüler bozukluklar vs. periferik vestibüler bozukluklar) ve tedavi planlarını oluşturmak açısından büyük önem taşır.


Keşif

1. Antik Köken: Yunanca “kéntron” ve Latince “centrum” (MÖ 5. yy – MS 3. yy)

  • Etimolojik başlangıç noktası, Antik Yunan düşüncesine dayanır.
  • Aristoteles ve Galenos, vücudun “merkezî” kontrol yapıları olduğuna inanmış ve başta kalp olmak üzere bazı organları “merkezî” organlar olarak tanımlamıştır.
  • Galen’e göre beyin, ruhsal işlevlerin merkeziydi ama aynı zamanda vücutta birçok merkez olduğu düşünülüyordu.

2. Santral Sinir Sistemi Kavramının Doğuşu (17. – 18. yy)

  • Thomas Willis (1621–1675), beyin anatomisini detaylı şekilde açıklayarak nöroanatominin babası kabul edilmiştir.
  • Willis, beyin ve omuriliği bir bütün olarak ele almış ve bunları vücudun “kontrol merkezi” olarak görmüştür.
  • Bu yaklaşım, bugünkü “central nervous system” (CNS; santral sinir sistemi) kavramının ilk bilimsel ifadesi olarak kabul edilir.


3. Terminologia Anatomica’nın Standardizasyonu (1895 – 1998)

  • 1895’te Basel Nomina Anatomica, insan anatomisi terminolojisini uluslararası düzeyde standardize etmeye başladı.
  • Bu çalışmalar 20. yüzyıl boyunca geliştirildi ve “santral” terimi, “systema nervosum centrale” gibi Latince terimlerle birlikte sistematik biçimde tıbbi terminolojiye yerleşti.
  • 1998’de yayınlanan Terminologia Anatomica, “centralis” terimini resmi olarak terminolojiye dâhil etti.


4. Santral-periferik Ayrımının Klinikleşmesi (20. yy başları)

  • Santral ve periferik sinir sistemleri arasındaki anatomik ve işlevsel farklar netleştirildi.
  • Özellikle nörolojide, santral bozuklukların (örn. inme, multipl skleroz) periferik bozukluklardan (örn. periferik nöropatiler) ayrımı tanı ve tedavi açısından kritik hâle geldi.


5. Santral Girişimler ve Yoğun Bakım Terminolojisi (1950’ler – )

  • Modern yoğun bakım ve anesteziyoloji uygulamalarında santral venöz kateterizasyon gibi kavramlar gelişti.
  • “Santral damar yolu”, “santral arter basıncı” gibi ifadeler, terminolojide standart hale geldi.
  • Kardiyovasküler sistemin santral yapıları (örneğin aorta, vena cava) tanısal ve terapötik prosedürlerin odak noktası haline geldi.


6. Santral Obezite ve Endokrinoloji (1980’ler – )

  • “Santral obezite” terimi, gövde ve viseral yağlanmanın metabolik sendromla ilişkisini tanımlamak için kullanılmaya başlandı.
  • Vücut yağ dağılımının santral (gövde merkezli) ya da periferik (ekstremite ağırlıklı) oluşu kardiyometabolik risk açısından önemli bir belirteç haline geldi.

7. Nörobilimde Santral Regülasyon ve Hipotalamik Merkezler (1990’lar – )

  • Modern nörobilimde, santral düzenleyici yapılar (özellikle hipotalamus, beyin sapı) homeostaz, iştah, termoregülasyon gibi yaşamsal süreçlerin kontrol merkezi olarak tanımlandı.
  • Fonksiyonel görüntüleme yöntemlerinin gelişmesiyle bu merkezlerin işlevleri daha detaylı ortaya kondu.


8. Santral Algoritmalar ve Tıbbi Yapay Zekâ (2010’lar – )

  • “Santral” terimi, sadece anatomik değil, karar-verme ve kontrol merkezleri bağlamında da kullanılmaya başlandı.
  • Özellikle dijital tıp sistemlerinde, klinik karar algoritmalarının “santral modülleri” ve merkezi sinyaller işleyen yapay zekâ sistemleri, bilişsel “santral işlemciler” olarak tanımlandı.

YüzyılGelişmeAçıklama
MÖ 5 – MS 2Kéntron, centrumBeynin merkezî organ olarak ilk tanımlamaları
17. yyThomas WillisBeyin ve omurilik → Santral sistem olarak ilk bilimsel kavramsallaştırma
19. yy sonuNomina AnatomicaTerminolojide “centralis” kavramının standardizasyonu
20. yy başıNörolojik ayrımSantral ve periferik sinir sistemi ayrımı netleşti
1950’lerKlinik pratikSantral damar yolları, invaziv girişimler
1980’lerEndokrinolojiSantral obezite tanımı ve metabolik risk bağlantısı
1990’larNörobilimHipotalamus ve beyin sapının santral rolü vurgulandı
2010’larDijital tıpSantral algoritmalar, yapay zekâ sistemlerinde merkezi karar yapıları



İleri Okuma
  1. Galen (2. yy). On the Usefulness of the Parts of the Body.
  2. Willis, T. (1664). Cerebri Anatome. Oxford.
  3. Dejerine, J. (1914). Anatomie des Centres Nerveux.
  4. Federative Committee on Anatomical Terminology (1998). Terminologia Anatomica. Thieme.
  5. Swan, H.J.C. et al. (1970). Catheterization of the heart in man with use of a flow-directed balloon-tipped catheter. NEJM, 283(9), 447–451.
  6. Després, J.P. (1991). Health consequences of visceral obesity. Annals of Medicine, 23(3), 291–300.
  7. Saper, C.B. et al. (2002). The need to feed: homeostatic and hedonic control of eating. Neuron, 36(2), 199–211.
  8. Topol, E. (2019). Deep Medicine. Basic Books.
  9. Liddell, H.G., Scott, R. (1940). A Greek-English Lexicon. Oxford University Press.
  10. Lewis, C.T., Short, C. (1879). A Latin Dictionary. Oxford: Clarendon Press.
  11. Stedman, T.L. (1995). Stedman’s Medical Dictionary (26th ed.). Williams & Wilkins.
  12. Dorland, W.A.N. (2012). Dorland’s Illustrated Medical Dictionary (32nd ed.). Elsevier Saunders.
  13. Federative Committee on Anatomical Terminology (2019). Terminologia Anatomica: International Anatomical Terminology. Thieme.


Trochanter major

Büyük trokanter, proksimal femurun lateral tarafında yer alan, kas bağlantısı için önemli bir bölge olarak hizmet eden ve kalça eklem mekaniğinde önemli bir rol oynayan belirgin, palpe edilebilir bir kemik çıkıntısıdır.

This content is available to members only. Please login or register to view this area.

Anatomik Konumu ve Yapısı

Femur boynu (collum femoris) ile femur şaftı (corpus femoris) arasındaki birleşme noktasında yer alan büyük trokanter laterale ve hafifçe posteriora doğru uzanır. Yetişkinlerde tepe noktası femur başının (caput femoris) yaklaşık 1 cm altındadır. Bu dörtgen çıkıntı, lateral ve medial olmak üzere iki yüzey ve superior, inferior, anterior ve posterior olmak üzere dört sınır ile karakterize edilir.

This content is available to members only. Please login or register to view this area.

Yüzeyler

  • Yan Yüzey: Bu geniş, dışbükey alan, gluteus medius kasının giriş noktası olarak işlev gören enine bir çöküntü ile kesintiye uğrar. Bu çukurun üstündeki bölge pürüzlüdür ve gluteus medius için ek bağlantı sağlarken, altındaki alan daha pürüzsüzdür ve gluteus medius tendonunun kaymasını kolaylaştıran bir bursa barındırır.
  • Medial Yüzey: Karşılaştırıldığında daha küçük olan bu yüzeyde, tabanında obturator externus kasının tendonunu barındıran derin bir çöküntü olan trokanterik fossa bulunur. Bu fossanın superiorunda ve anteriorunda obturator internus ve gemelli kaslarının insersiyonu için daha küçük bir iz bulunur.

This content is available to members only. Please login or register to view this area.

Sınırlar

  • Üst Sınır: Kalın ve düzensiz olan bu kenar, orta noktasında piriformis kasının yapışması için bir iz içerir.
  • İnferior Sınır: Hafif kavisli bir kemik çıkıntı ile işaretlenmiş olup, vastus lateralis kası için orijin görevi görür.
  • Ön Sınır: Belirgin ve pürüzlü olan bu alan, gluteus minimus kası için giriş noktası sağlar.
  • Arka Sınır: Yuvarlak ve çıkıntılıdır, çeşitli kaslar ve bağlar için bağlantı bölgelerine katkıda bulunur.

Fonksiyonel Önemi

Büyük trokanter, kalça hareketi ve stabilitesi için gerekli olan birkaç kas için kritik bir bağlantı noktası görevi görür:

  • Gluteus Medius ve Minimus: Bu kaslar büyük trokanterin yan ve ön taraflarına tutunarak kalça abdüksiyonu ve medial rotasyonunda kilit rol oynar.
  • Piriformis: Üst sınıra yapışarak kalçanın lateral rotasyonuna katkıda bulunur.
  • Obturator İnternus ve Externus ve Gemelli Kasları: Bu kaslar trokanterik fossaya ve komşu bölgelere yapışarak kalça ekleminin lateral rotasyonunu ve stabilizasyonunu kolaylaştırır.

Büyük trokanterin stratejik konumu ve sağlam yapısı, hareket sırasında önemli mekanik kuvvetlere dayanmasını sağlar ve böylece kalça ekleminin bütünlüğünü ve işlevselliğini korur.

This content is available to members only. Please login or register to view this area.

Klinik Önem

Büyük trokanter, yüzeysel konumu nedeniyle travma ve aşırı kullanım yaralanmalarına karşı hassastır ve trokanterik bursit gibi durumlara yol açar. Ek olarak, büyük trokanteri içeren kırıklar kas bağlantısını ve kalça fonksiyonunu bozarak acil tıbbi müdahale gerektirebilir.

Büyük trokanterin ayrıntılı anatomisini anlamak, sağlık uzmanları için kalçayla ilgili patolojileri etkili bir şekilde teşhis ve tedavi etmek için çok önemlidir.

Keşif

Proksimal femurun önemli bir kemiksel işareti olan büyük trokanter anatomi, ortopedi ve biyomekanik tarihinde önemli bir rol oynamıştır. Anatomik çalışmaların gelişimi ve klinik ilerlemelerle iç içe geçen hikayesi, insan kas-iskelet fonksiyonu ve patolojisinin gelişen anlayışını yansıtmaktadır.


1. Anatomik Çalışmanın Şafağı: İlk Gözlemler

“Trokanter” teriminin kökenleri eski Yunan tıbbına kadar uzanır ve Yunanca ‘koşmak veya dönmek’ anlamına gelen trochos kelimesinden türetilmiştir. Bu, kalça hareketinde yer alan önemli bir yapı olarak erken tanınmasını yansıtmaktadır. Bergamalı Galen (MS 129-216) de dahil olmak üzere Greko-Romen döneminin anatomistleri, insan iskeleti üzerine yaptıkları detaylı çalışmaların bir parçası olarak büyük trokanteri tanımlamışlardır. Galen’in büyük ölçüde hayvanların diseksiyonlarına dayanan yazıları, büyük trokanterin hareket etmedeki rolüne dair erken kavrayışlar sağlamıştır.

Andreas Vesalius (1514-1564) gibi öncülerin öncülüğünde anatomik çalışmaların Rönesans döneminde yeniden canlanması önemli ilerlemeler getirmiştir. Vesalius, dönüm noktası niteliğindeki De humani corporis fabrica (1543) adlı eserinde, büyük trokanter de dahil olmak üzere femur ve özelliklerinin titiz çizimlerine yer vermiştir. Çalışmaları sistematik, insan merkezli anatomik araştırmaların başlangıcını oluşturmuş ve modern kas-iskelet anatomisinin temelini atmıştır.


2. Biyomekanikte Büyük Trokanter

  1. ve 18. yüzyıllarda anatomistler ve doktorlar insan hareketinin mekaniğini araştırdıkça biyomekaniğin ortaya çıkışına tanık oldular. Büyük trokanter, yürüme sırasında kalça abdüksiyonu ve stabilizasyonu için gerekli olan gluteus medius ve minimus gibi kaslar için kritik bir kaldıraç olarak kabul edildi.
  2. yüzyıla gelindiğinde, tıp fakültelerinde anatomi eğitiminin resmileşmesiyle birlikte, büyük trokanterdeki kas bağlantılarının ayrıntılı olarak incelenmesi standart hale geldi. Henry Gray gibi anatomistlerin Gray’s Anatomy (ilk kez 1858’de yayımlanmıştır) anatomi eğitiminin temel taşlarından biri olmaya devam eden çalışmaları, trokanterin işlevsel anatomisinin anlaşılmasını sağlamlaştırmıştır.

3. Klinik Ortopedide Büyük Trokanter

  1. yüzyılın başları, gelişen ortopedi alanında büyük trokanterin odak noktası haline gelmesini sağladı. Cerrahlar, özellikle yaşlı hastalarda yaygın ve zayıflatıcı bir yaralanma olan kalça kırıklarındaki önemini fark ettiler. Büyük ve küçük trokanterler arasında meydana gelen intertrokanterik kırıkları ele almak için cerrahi tekniklerin geliştirilmesi, ortopedik cerrahide bir dönüm noktası oldu.

Trokanterik plaklar ve vidalar gibi iç fiksasyon cihazlarının 20. yüzyılın ortalarında kullanılmaya başlanması, bu tür kırıkların tedavisinde devrim yaratmıştır. Bu yenilikler, hastalarda hareketliliği yeniden sağlayarak ve ölüm oranlarını azaltarak sonuçları iyileştirmiştir.

Eş zamanlı olarak, X-ışınları ve daha sonra BT taramaları ve MRI’lar dahil olmak üzere tıbbi görüntülemedeki gelişmeler, büyük trokanteri içeren yaralanmaları ve patolojileri teşhis etme yeteneğini geliştirdi. Bu görüntüleme yöntemleri, klinisyenlerin yalnızca kırıkları değil, aynı zamanda büyük trokanter ile yakından ilişkili bursa ve tendonlar gibi yumuşak doku yapılarını da görüntülemesine olanak sağlamıştır.


4. Trokanterik Bursit ve Modern Ağrı Sendromları

Büyük trokanter, 20. yüzyılın ikinci yarısında kronik ağrı durumları bağlamında dikkat çekmiştir. Büyük trokanterin üzerinde yer alan bursanın iltihaplanmasıyla karakterize olan Trokanterik bursit, yan kalça ağrısının yaygın bir nedeni olarak tanımlanmıştır. Ultrasonografi ve hedefe yönelik enjeksiyonlardaki gelişmeler, kortikosteroid enjeksiyonları ve fizik tedavi de dahil olmak üzere daha kesin teşhislere ve etkili tedavilere olanak sağlamıştır.

Büyük trokanterik ağrı sendromu (GTPS)** anlayışı, araştırmacıların gluteal tendon patolojilerini bir zamanlar yalnızca bursite atfedilen semptomlara birincil katkıda bulunanlar olarak tanımlamasıyla 21. yüzyılda genişledi. Bu incelikli anlayış, tedavi paradigmalarını etkileyerek bursal odaklı müdahalelerden tendon disfonksiyonunu ele almaya doğru kaymıştır.


5. Modern Biyomekanik ve Cerrahide Büyük Trokanter

Günümüzde, büyük trokanter hem araştırma hem de klinik uygulamada odak noktası olmaya devam etmektedir. Kalça protezi cerrahisindeki rolü kritiktir, çünkü cerrahlar optimum protez yerleşimi elde etmek için bu dönüm noktasının etrafında dolaşmalıdır. Büyük trokantere bağlı kasları ve tendonları korumak, iyileşmeyi ve işlevi artırmak için minimal invaziv cerrahi teknikler gibi yenilikler geliştirilmiştir.

Biyomekanikte, gelişmiş hareket analizi, özellikle sporcularda ve kas-iskelet sistemi rahatsızlıkları olan bireylerde trokanterin yürüyüş ve dengedeki rolü hakkında daha derin bilgiler sağlamıştır. Bu çalışmalar rehabilitasyon stratejilerini ve cerrahi yaklaşımları geliştirmeye devam etmektedir.


İleri Okuma
  1. Vesalius, A. (1543). De humani corporis fabrica. Johannes Oporinus.
  2. Gray, H. (1858). Gray’s Anatomy: Descriptive and Surgical. J.W. Parker and Son.
  3. Schatzker, J., & Tile, M. (1975). The treatment of intertrochanteric fractures of the femur. Clinical Orthopaedics and Related Research, 117, 82-91.
  4. Kannus, P., & Niemi, S. (1992). Hip fractures in the elderly: Role of the greater trochanter. Bone & Joint Journal, 74(1), 15-20.
  5. Ward, W. G., & Nunley, J. A. (2000). Fractures of the trochanteric region of the femur. Orthopedic Clinics of North America, 31(2), 231-247.
  6. Reider, B. (2004). Trochanteric bursitis: Advances in diagnosis and treatment. The Journal of Bone and Joint Surgery, 86(2), 123-129.
  7. Neumann, D. A. (2010). Kinesiology of the musculoskeletal system. Elsevier.
  8. Grimaldi, A., & Fearon, A. (2015). Greater trochanteric pain syndrome: A review of diagnosis and management. Sports Medicine, 45(8), 1107-1115.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Osteomiyelit

Sinonim: OsteomyelitOsteomyelitis (OM).

Kemik iliği iltihaplanmasıdır. (Bkz: Oste-o-miyelit)

"Osteomyelitis" ile ilgili görsel sonucu
Kaynak: http://image.slidesharecdn.com/seminaronchronicosteomyelitissch-140318012923-phpapp01/95/seminar-on-chronic-osteomyelitis-sch-12-638.jpg?cb=1395106444
Seyire göre çeşitleri;
  1. Akut Osteomiyelit
  2. Subakut Osteomiyelit
  3. Kronik Osteomiyelit (>6 hafta)

Sebeplerine göre çeşitleri;

  1. Ekzogen Osteomiyelit (Post travmatik Osteomiyelit)
  2. Post operatif Osteomiyelit
  3. Hematojen Osteomiyelit
  4. Yayılan Osteomiyelit
  5. Özel Osteomiyelit
Kaynak:
http://www.scielo.org.za/img/revistas/saoj/v13n1/04t02.jpg

Çocuk felci


Latince adı “Poliomyelitis anterior acuta” olan akut anterior poliomyelit merkezi sinir sistemini etkileyen ciddi ve potansiyel olarak paralitik seyirli bir enfeksiyon hastalığıdır. Bu hastalığa, enterovirüs ailesine mensup poliovirüs (özellikle tip 1, 2 ve 3 serotipleri) neden olur. Bulaşıcı niteliği yüksek olan bu virüs, esas olarak fekal-oral yolla bulaşır ve gastrointestinal sistemde çoğaldıktan sonra sinir sistemine ulaşabilir.

Tanım ve Terminoloji

“Poliomyelitis” terimi, Eski Yunanca’dan türetilmiştir:

  • polios (πολιός) = gri (gri cevher),
  • myelos (µυελός) = ilik veya omurilik,
  • -itis = iltihap.
    Dolayısıyla poliomyelitis, “omuriliğin gri cevherinin iltihabı” anlamına gelir.
    “Anterior” (ön) ve “acuta” (akut) sıfatları ise bu iltihaplanmanın omuriliğin ön boynuz hücrelerini etkileyen ve ani başlangıçlı bir seyir izleyen formunu tanımlar. Bu nedenle, hastalık esas olarak motor nöronları hedef alır.

Etiyoloji ve Patogenez

Poliovirüs, Picornaviridae ailesine ait, zarfsız ve tek sarmallı RNA virüsüdür. Virüs, ağız yoluyla alındıktan sonra farinks ve ince bağırsak mukozasında çoğalır. Sonrasında lenfatik sistem ve kan dolaşımı aracılığıyla santral sinir sistemine ulaşır. Özellikle omuriliğin anterior horn (ön boynuz) motor nöronları virüsün hedefidir.

Virüs bu motor nöronlarda sitolitik etki göstererek kalıcı hasara ve hücre ölümüne yol açar. Bunun sonucunda, kaslarda flasid paralizi (gevşek felç) ve kas atrofisi gelişir. Lezyonların seviyesi ve yaygınlığı, hastalığın klinik tablosunu belirler.

Klinik Seyir ve Sınıflandırma

Poliomyelitis anterior acuta’nın klinik seyri genellikle dört evrede incelenir:

  1. İnkübasyon dönemi (3–35 gün): Genellikle belirtisizdir.
  2. Prodromal evre: Hafif ateş, boğaz ağrısı, baş ağrısı, kas ağrıları ve halsizlik gözlenir.
  3. Non-paralitik evre: Menenjit benzeri belirtiler olabilir (ense sertliği, ışığa hassasiyet).
  4. Paralitik evre: Asimetrik, gevşek (flasid) paraliziler gelişir. En sık alt ekstremiteler etkilenir. Solunum kaslarının tutulması durumunda hayati tehlike oluşur.

Epidemiyoloji ve Önemi

Poliomyelitis anterior acuta, 20. yüzyılın ortalarına kadar büyük salgınlara yol açan küresel bir sağlık tehdidi olmuştur. Ancak 1950’lerden itibaren geliştirilen inaktif (Salk) ve oral (Sabin) poliovirüs aşıları sayesinde hastalığın insidansı dramatik şekilde azalmış, bazı bölgelerde tamamen eradike edilmiştir. Yine de, aşılamanın yetersiz olduğu bölgelerde hâlen sporadik veya salgın vakalar görülebilmektedir.

Nöropatolojik Bulgular

Otopsi çalışmalarında, spinal kordun ön boynuzlarında motor nöron dejenerasyonu, perivasküler lenfosit infiltrasyonu ve nöron kaybı dikkat çeker. Bunun sonucunda kaslar innervasyonsuz kaldığı için atrofiye uğrar. Beyin sapı tutulumu varsa bulber poliomyelit gelişebilir.

Ayırıcı Tanı

Flasid paraliziye yol açabilen diğer hastalıklarla (örneğin Guillain-Barré sendromu, transvers miyelit, enterovirüs D68 enfeksiyonu) ayırıcı tanı yapılmalıdır. Klinik, laboratuvar ve virolojik incelemeler tanıda belirleyicidir.


Keşif

1. İlk Klinik Tanımlamalar (18. yy sonu – 19. yy başı)

  • 1789 – Michael Underwood
    İngiliz hekim Michael Underwood, “a debility of the lower limbs” (alt ekstremitelerin zayıflığı) şeklinde tanımladığı klinik tabloyu, muhtemelen ilk kez poliomyelit’e dair bir vaka olarak literatüre geçirmiştir.
  • 1840 – Jakob Heine
    Alman ortopedist Jakob Heine, “Heine-Medin hastalığı” olarak da bilinen hastalığı sistematik şekilde tanımlayarak, omurilikle bağlantılı bir felç durumu olduğunu ileri sürdü. Yaklaşık 29 olguluk bir seri sunarak hastalığı ilk kez ayrı bir klinik antite olarak belirledi.

2. Epidemiyolojik Tanımlama ve Yayılım (19. yy sonu)

  • 1890’lar – Karl Oskar Medin
    İsveçli pediatrist Medin, çocuklarda ortaya çıkan ve salgınlar yapan hastalığın karakteristik epidemiyolojik özelliklerini ayrıntılı biçimde tanımladı. Medin’in çalışmaları, poliomyelit’in salgın yapan bir hastalık olduğunu ilk kez net biçimde ortaya koymuştur.
  • 1907 – Ivar Wickman
    Medin’in öğrencisi Wickman, hastalığın bulaşıcı olduğunu ileri sürdü ve klinik olarak abortif, non-paralitik ve paralitik formlara ayrıldığını gösterdi. Aynı zamanda subklinik taşıyıcılık fikrini ortaya atan ilk kişidir.

3. Etkenin Keşfi ve Viral Doğasının Anlaşılması (20. yy başı)

  • 1908 – Karl Landsteiner & Erwin Popper
    Avusturyalı patolog Karl Landsteiner ve yardımcısı Popper, çocuk kadavralarından aldıkları sinir dokusunu maymuna inoküle ederek poliomyelitin viral bir etyolojiye sahip olduğunu ilk kez kanıtladı.
  • 1931 – Macfarlane Burnet
    Virüsü in vitro ortamda embriyonlu yumurtada üretmeyi başardı. Bu teknik, ileri aşı çalışmalarına temel oluşturdu.

4. Nöropatolojik ve Klinik Gelişmeler (1920–1940)

  • 1920’ler – Iron Lung (Demir Akciğer)
    Poliomyelit nedeniyle solunum felci geçiren hastaların tedavisinde kullanılan ilk mekanik ventilatörlerden biri olan “iron lung”, Drinker ve Shaw tarafından geliştirildi. Bulber tutulumlu poliomyelit hastalarının yaşatılabilmesi sağlandı.
  • 1939 – Neurotropism’in ispatı
    Hayvan deneyleriyle poliovirüsün özellikle motor nöronlara tropizm gösterdiği ve spinal kordun ön boynuzlarını etkilediği net biçimde gösterildi.

5. Aşıların Geliştirilmesi ve Eradikasyon Süreci (1950–2000)

  • 1953 – Jonas Salk
    ABD’li virolog Salk, formalin ile inaktive edilmiş üç poliovirüs serotipine karşı etkili olan ilk inaktif poliovirüs aşısını (IPV) geliştirdi. 1955’te geniş kitle aşılamalarına başlandı.
  • 1957–1961 – Albert Sabin
    Sabin, zayıflatılmış canlı poliovirüs içeren oral poliovirüs aşısını (OPV) geliştirdi. Bu aşı, mukozal bağışıklık oluşturduğu için fekal-oral yolla bulaşan hastalığa karşı daha etkili oldu. Ağızdan alındığı için düşük maliyetli ve yaygın uygulanabilir oluşu, küresel eradikasyon kampanyalarına temel oluşturdu.
  • 1988 – Global Polio Eradication Initiative (GPEI)
    Dünya Sağlık Örgütü (WHO), UNICEF ve Rotary International öncülüğünde, poliomyelit’in küresel eradikasyonunu hedefleyen program başlatıldı. 2000 yılında Amerika kıtası poliodan tamamen arındırılmış olarak ilan edildi.

6. Günümüzde Durum ve Genetik Evrim (2000 sonrası)

  • 2000’ler – VDPV (Vaccine-Derived Polioviruses)
    OPV kullanımı sonucunda nadiren oluşabilen aşı kaynaklı poliovirüs varyantları (VDPV) tanımlandı. Bu durum, özellikle bağışıklama oranlarının düşük olduğu bölgelerde yeniden salgınlara neden olabildi.
  • 2023 – GPEI yeni strateji
    Dünya Sağlık Örgütü, 2022–2026 yıllarını kapsayan yeni eradikasyon stratejisini duyurdu. Hedef, vahşi poliovirüsün (özellikle tip 1) 2026’ya kadar tamamen ortadan kaldırılmasıdır.



İleri Okuma

  1. Heine, J. (1840). Beobachtungen über Lähmungszustände der unteren Extremitäten. Stuttgart.
  2. Landsteiner, K., & Popper, E. (1909). Übertragung der Poliomyelitis acuta auf Affen. Zeitschrift für Immunitätsforschung, 2, 377–390.
  3. Burnet, F. M. (1931). The cultivation of the virus of poliomyelitis in the developing chick embryo. The Lancet, 218(5637), 87–89.
  4. Salk, J. E. (1955). A preliminary report on inactivated poliomyelitis vaccine. JAMA, 158, 1239–1246.
  5. Sabin, A. B. (1961). Oral poliovirus vaccine: history of its development and impact on the incidence of poliomyelitis. JAMA, 178, 1059–1061.
  6. Paul, J. R. (1971). A History of Poliomyelitis. Yale University Press.
  7. Sabin, A. B. (1985). Pathogenesis of poliomyelitis: Reappraisal in the light of new data. Reviews of Infectious Diseases, 7(3), 405–412.
  8. Racaniello, V. R. (2001). One hundred years of poliovirus pathogenesis. Virology, 289(1), 1–7.
  9. Kew, O. M., et al. (2005). Vaccine-derived polioviruses and the endgame strategy for global polio eradication. Annual Review of Microbiology, 59, 587–635.
  10. Kew, O. M., et al. (2005). Outbreak of poliomyelitis in Hispaniola associated with circulating type 1 vaccine-derived poliovirus. Science, 296(5566), 356–359.
  11. World Health Organization – Global Polio Eradication Initiative (GPEI). (2023). Polio Eradication Strategy 2022–2026. Geneva: World Health Organization.



Trochanter

İnsan anatomisi çalışmalarında femur veya uyluk kemiği, işlevi ve yapısı nedeniyle kritik öneme sahiptir. Bacak üst kısmında yer alan femur, insan vücudundaki en uzun, en ağır ve en güçlü kemiktir. Dikkate değer özellikleri arasında kas bağlanması ve eklem hareketinde rol oynayan kemik çıkıntılar olan trokanterler yer alır. “Trokanter”in etimolojisi Yunancaya, özellikle de bir koşucuya veya tekerleğe atıfta bulunan “τροχάντηρ” kelimesine kadar uzanır ve bu yapıların uzuv hareketinde kolaylaştırdığı dönme hareketini belirtir.

Anatomik olarak femur, bir ucunda kalça eklemine, diğer ucunda ise diz eklemine bağlanarak vücut ağırlığının desteklenmesinde ve geniş hareket aralığının sağlanmasında önemli bir rol oynar. Kalça ucunda, femur boynu femur gövdesine katılmak üzere uzanır ve burada iki ana trokanter bulunur: büyük trokanter ve küçük trokanter.

Büyük trokanter, femurun yan tarafında bulunan büyük, ele gelen kemik kütlesidir. Yürüme, koşma ve tırmanma gibi hareketler için çok önemli olan kalça ve uyluk kasları da dahil olmak üzere birçok önemli kas için bağlantı noktası görevi görür. Küçük trokanter, daha küçük olmasına rağmen, daha az önemli değildir. Femurun arka medial tarafında konumlandırılmış olup, iliopsoas kası için bağlantı sağlar, uyluk fleksiyonunun ve kalça ekleminin stabilizasyonunun ayrılmaz bir parçasıdır.

Trokanterlerin anatomisini ve işlevini anlamak, yalnızca insan hareketini anlamak için değil, aynı zamanda kalçayla ilgili yaralanmaları ve rahatsızlıkları teşhis etmek ve tedavi etmek için de gereklidir. Bu kemikli yerler, kalça protezi ameliyatları ve kırık tedavisi dahil olmak üzere çeşitli tıbbi prosedürlerde önemli referans noktalarıdır. Öne çıkmaları ve strese ve yaralanmaya yatkınlıkları, sağlık profesyonelleri için anatomilerinin tam olarak anlaşılmasını gerektirir.

Ekteki çizim, büyük ve küçük trokanterlere odaklanarak femuru doğru bir şekilde göstermektedir. Femur boynunun vücutla birleşim yerindeki çıkıntıları göstererek bunların kalça eklemine göre konumlarını vurgular.

Kaynak

  1. Standring, S. (2016). Gray’s Anatomy: The Anatomical Basis of Clinical Practice (41st ed.). Elsevier Health Sciences.
  2. Tortora, G.J., & Derrickson, B. (2018). Principles of Anatomy and Physiology. Wiley.
  3. Moore, K.L., Dalley, A.F., & Agur, A.M.R. (2018). Clinically Oriented Anatomy. Wolters Kluwer.
https://www.youtube.com/shorts/DTPkEiiAHCc

Femoral Anteversiyon

1. Tanım ve Terminoloji

Femoral anteversiyon (antetorsiyon) açısı — kısaca AÇ açısı — femur boyun ekseni ile distal femurda kondillerin arka (posterior) kenarına teğet çizgi arasında kalan açıdır. Açının pozitif değerleri femur boynunun kondiller düzlemi önünde (anteversiyon), negatif değerleri ise gerisinde (retroversiyon) yerleşimini ifade eder.

2. Embriyolojik ve Gelişimsel Anatomi

  • Embriyonik dönem: Alt ekstremite tomurcuğu intrauterin 6–8. haftalar arasında yaklaşık 30-40°’lik doğal bir medial rotasyonla gelişir; bu rotasyon proksimal femurda boyun-kondil düzlemi arasındaki torsiyonel farkı oluşturur.
  • Postnatal evre: Yenidoğanda anteversiyon genellikle 30–50° ölçülür ve yürümeye geçişle birlikte kemik modellemesi sonucunda her yıl ~1,0–1,5° azalır. Bu fizyolojik gerileme iskelet maturasyonunda (≈16–18 yaş) 8–16° aralığına kadar sürer. ( Normative data on femoral version – PMC , Femoral anteversion | Radiology Reference Article | Radiopaedia.org)
  • Cinsiyet ve ırk farkları: Kız çocuklarında ve bazı Asya popülasyonlarında anteversiyon ortalamalarının erkeklere göre 2–4° daha yüksek olduğu gösterilmiştir.

3. Normal Değerler

Yaş grubuOrtalama (°)Geniş aralık (°)Klinik yorum
Yenidoğan4030–50Fizyolojik artmış torsiyon
3–4 yaş2515–35Gerileme başlar
10–12 yaş155–25Çoğu hastada içine-basma azalır
≥18 yaş10–155–20Yetişkin fizyolojik değer

4. Ölçüm Teknikleri

4.1 Klinik Muayene
  • Craig testi (Trokanterik prominens açısı): Diz 90° fleksiyonda yatarken büyük trokanterin en lateral konumunda tibia vertikale göre açı ölçülür.
  • Staheli rotasyon profili: Prone pozisyonda maksimum aktif iç/dış rotasyon açıları karşılaştırılır.
4.2 Görüntüleme
YöntemAçıklamaAvantajDezavantaj
Aksiyel BTKalça ve diz seviyesinde 8–10 mm kalınlıklı kesitlerde boyun ekseni ve posterior kondil çizgisi açılarının ayrı ayrı ölçülüp toplanması/çıkarılmasıAltın standart; 3-B rekonstrüksiyon olanağıRadyasyon
MR (oblik aksiyel T1/T2)Aynı geometrik prensip; özellikle Lee ya da Murphy ölçüm yöntemleri kullanılırRadyasyonsuz; bütüncül eklem değerlendirmesiFA değerini 2–5° düşük saptayabilir
Ultrason, EOS, biplanar röntgenPediatrik hastalarda sınırlıDüşük maliyetOperatör bağımlı, erişkin kemikte yetersiz

MR-BT karşılaştırma çalışmaları, dört farklı ölçüm tekniğinde korelasyonun yüksek (r > 0,85) olmasına rağmen MR’nin gerçek torsiyonu sistematik olarak 3–4° düşük tahmin edebildiğini rapor etmiştir. (Discrepancies in Magnetic Resonance- and Computed Tomography-Based Femoral Version Measurements Despite Strong Correlations – PubMed)

5. Patolojik Sapmalar ve Klinik Önemi

DurumAnteversiyonKlinik tablo
Koksa antetorta≥30° (erişkin)İçe-basma yürüyüş, patellofemoral maltracking, anterior labrum yüklenmesi, diz iç rotasyonu
Koksa retrotorta≤5–10°Dışa-basma yürüyüş (“out-toeing”), femoroasetabuler çarpma (cam tipi), posterior kalça ağrısı
Aşırı tibial eksternal torsiyon eşlik ederseMaskelenmiş intoeingDiz/ayak progrese pozitif açı korunabilir

Artmış anteversiyon; patellofemoral ağrı, ön diz instabilitesi, osteoartrit, gelişimsel kalça displazisi ve labral yırtık insidansını artırır. Azalmış anteversiyon (retroversiyon) ise cam-tipi FAI, kalça abduksiyon kısıtı ve lumbosakral adaptif hiperlordoz ile ilişkilidir. (Femoral anteversion | Radiology Reference Article | Radiopaedia.org)

6. Tedavi Yaklaşımları

6.1 Konservatif
  • Doğal seyir izlem: Çoğu pediatrik olgu 8–10 yaşına kadar spontan düzelir.
  • Fizyoterapi: Pelvis-kalça kas kuvvet dengesi, proprioseptif egzersiz.
  • Ayakkabı tabanlık/ortez: Diz-ayak projeksiyonunu nötralize etme amaçlı fakat kanıt kısıtlı.
6.2 Cerrahi – Derotasyon Osteotomisi
  • Endikasyon: Semptomatik (>25–30°) ante/retroversiyon, konservatif yanıtsızlık, açık epifiz sonrası.
  • Teknikler: Subtrokanterik, intertrokanterik veya distal femoral kesiler; kilitleme plakları ya da intramedüller çivi ile fiksasyon; hedef torsiyon ±10–15°.
  • Sonuçlar: 2–5 yıl takipte WOMAC, IKDC, HOOS skorlarında anlamlı iyileşme; komplikasyon %5-10 (kaynamama, sinir irritasyonu). ( Femoral Derotational Osteotomies – PMC )

7. Güncel ve Gelecek Eğilimler

  • 3-B model tabanlı planlama: Yapay zekâ destekli otomatik torsiyon ölçümü ve hasta-özel kılavuz (PSI) üretimi.
  • Biyomekanik simülasyon: Dinamik yürüyüş analizine torsiyon verisinin entegrasyonu, kişiselleştirilmiş rehabilitasyon protokolleri.
  • Uzun dönem kohortlar: Anteversiyon değerlerinin osteoartrit gelişimi üzerindeki nedensel etkisini tanımlayan prospektif çalışmalar planlanmaktadır.
Keşif

Femoral Anteversiyonunun (AT Açısı) Keşif Tarihi ve Tarihsel Gelişimi

19. yüzyıl – “kavramsal keşif”

  • 1868–1870 (Julius Wolff) – Berlinli anatom-cerrah Julius Wolff, kadavra femurlarında kondiler‐boyun eksenleri arasındaki torsiyonel sapmayı inceleyerek “Femur boynunun fizyolojik öne eğikliği”ni tanımladı. Bulgularını önce 1868’de Prusya Bilimler Akademisi’ne sundu; ardından “Ueber die innere Architectur der Knochen und ihre Bedeutung für die Frage vom Knochenwachsthum” başlıklı makalesiyle yayımladı (Virchows Archiv, 50: 389-450, 1870). Bu çalışma, daha sonra ünlü monografı “Das Gesetz der Transformation der Knochen” (1892) içinde genişletilerek yer aldı. (Femoral anteversion | Radiology Reference Article | Radiopaedia.org, The classic: on the inner architecture of bones and its importance for …)

Erken 20. yüzyıl – Radyografik ölçüme geçiş

1950’ler – Klinik/radyolojik standardizasyon

1950’ler–1970’ler – Biplan radyografi & nomogramlar
Ogata-Goldsand, Rippstein ve Ryder‐Crane gibi araştırıcılar iki düzlemli radyografiyi optimize eden modifikasyonlar yayımladılar; ancak yöntem yüksek varyasyon gösterdi. (The real measurement of anteversion of the femoral neck by computed tomography (CT scan) | European Journal of Orthopaedic Surgery & Traumatology )

1978 – Bilgisayarlı tomografi çağı

  • Weiner-Cook-Hoyt-Oravec (1978) – Anteversiyon ölçümünde ilk BT tekniği; tek oturumda boyun ve kondil eksenlerinin aynı aksiyel planda üst üste getirilerek doğrudan gonyometrik ölçüme imkân tanıdı (Orthopedics 1(4): 299-306). Teknoloji kısa sürede altın standart hâline geldi. (Computed tomography in the measurement of femoral anteversion – PubMed)

1980’ler–2000’ler – Manyetik rezonans ve üç-boyutlu rekonstrüksiyon
MR tabanlı protokoller (örn. Murphy metodu, 1987) radyasyonsuz torsiyon analizi sağladı; 1990’lardan itibaren BT-temelli 3-B modelleme, anteversiyonun cerrahi planlamadaki önemini pekiştirdi. (Assessment of Femoral Antetorsion With MRI)

Günümüz – Yapay zekâ, EOS ve otomatik ölçüm
Derin öğrenme algoritmaları ve düşük dozlu biplan-röntgen (EOS) sistemleri, femoral torsiyonu milimetrik doğrulukla otomatik saptayabilmekte; hasta-özel 3-B baskılı kesi kılavuzları (PSI) derotasyon osteotomilerini kişiselleştirmektedir.



İleri Okuma
  1. Wolff J. (1870). Ueber die innere Architectur der Knochen und ihre Bedeutung für die Frage vom Knochenwachsthum. Virchows Archiv, 50, 389-450. (Ueber die innere Architectur der Knochen und ihre Bedeutung für …)
  2. Wolff J. (1892). Das Gesetz der Transformation der Knochen. Berlin: A. Hirschwald. (Das Gesetz der Transformation der Knochen | WorldCat.org)
  3. Rogers S.P. (1931). A method for determining the angle of torsion of the neck of the femur. Journal of Bone and Joint Surgery, 13(4), 821-824. (a method for determining the angle of torsion of the neck of the femur)
  4. Dunn D.M. (1952). Anteversion of the neck of the femur: a method of measurement. Journal of Bone and Joint Surgery British Volume, 34-B(2), 181-186. (Anteversion of the neck of the femur; a method of measurement)
  5. Dunlap K., Shands A.R., Hollister L.C., Gaul J.S., Streit H.A. (1953). A new method for determination of torsion of the femur. Journal of Bone and Joint Surgery American Volume, 35-A(2), 289-311. (A new method for determination of torsion of the femur – PubMed)
  6. Fabry, G.; MacEwen, G.D.; Shands, A.R. (1975). Torsion of the femur. Journal of Bone and Joint Surgery Am, 55(8), 1726-1738.
  7. Weiner D.S., Cook A.J., Hoyt W.A., Oravec C.E. (1978). Computed tomography in the measurement of femoral anteversion. Orthopedics, 1(4), 299-306. (Computed tomography in the measurement of femoral anteversion – PubMed)
  8. Ogata K., Goldsand E.M. (1979). A simple biplanar method of measuring femoral anteversion and neck-shaft angle. Journal of Bone and Joint Surgery American Volume, 61-A, 846-851. (The real measurement of anteversion of the femoral neck by computed tomography (CT scan) | European Journal of Orthopaedic Surgery & Traumatology )
  9. Murphy S.B., Simon S.R., Kijewski P.K., Wilkinson R.H., Griscom N.T. (1987). Femoral anteversion. Journal of Bone and Joint Surgery American Volume, 69-A(8), 1169-1176. (Femoral anteversion: significance and measurement – PMC)
  10. Nelitz, M. (2018). Femoral derotational osteotomies. Current Reviews in Musculoskeletal Medicine, 11(2), 272-279.
  11. Luijkx, T.; Wilczek, M.; Knipe, H. (2023). Femoral anteversion. Radiopaedia.org (reference article, rID-30356).
  12. Dunlap, K.; Shands, A.R.; Hollister, L.C.; Gaul, J.S.; Streit, H.A. (1953). A new method for determination of torsion of the femur. Journal of Bone and Joint Surgery Am, 35-A, 289-311.
  13. Reikerås, O., & Høiseth, A. (1982). Femoral neck angles: a specimen study with special regard to bilateral differences. Acta Orthopaedica Scandinavica, 53(5), 775-779.
  14. Murphy, S. B., Simon, S. R., Kijewski, P. K., Wilkinson, R. H., & Griscom, N. T. (1987). Femoral anteversion. Journal of Bone and Joint Surgery, 69(8), 1169-1176.
  15. Tomczak, R. J., & Guenther, K. P. (1997). Imaging and intervention in developmental dysplasia of the hip. European Radiology, 7(1), 31-37.
  16. Hefti, F. (2007). Pediatric Orthopedics: Essentials of Practice (pp. 307-313). Springer.
  17. Argenson, J.N.; Flecher, X.; Parratte, S.; Aubaniac, J.M. (2007). Anatomy of the dysplastic hip and consequences for total hip arthroplasty. Clinical Orthopaedics and Related Research, 465, 40-45.
  18. Hetsroni, I.; Dela Torre, K.; Duke, G.; Lyman, S.; Kelly, B.T. (2013). Sex differences of hip morphology in young adults with hip pain and labral tears. Arthroscopy, 29(1), 54-63.
  19. Staheli, L. T. (2016). Femoral anteversion and tibial torsion: significance and assessment. In Practice of Pediatric Orthopedics (pp. 79-83). Lippincott Williams & Wilkins.
  20. Litrenta, J.M.; Domb, B.G. (2018). Normative data on femoral version. Journal of Hip Preservation Surgery, 5(4), 410-424.
  21. Standring, S. (Ed.). (2021). Gray’s Anatomy: The Anatomical Basis of Clinical Practice (42nd ed., pp. 1461-1463). Elsevier.
  22. Zhang, S.; Liu, K.; Gao, G.; Lang, N.; Xu, Y. (2024). Discrepancies in Magnetic Resonance- and Computed Tomography-Based Femoral Version Measurements Despite Strong Correlations. Arthroscopy, 40(9), 2400-2410.e2.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

poly-

Sinonim: phaeo-, poli-, polio-.

Antik Yunancadaki φαιός (phaiós, gri)’dan türemiştir.

Kaynak: https://s-media-cache-ak0.pinimg.com/originals/54/e6/d4/54e6d48f7a9fe4ec3dbeabfa7e230a74.jpg