İnternational sensitivity index

  • İSİ diyede kısaltılır.
  • Prothrombin Ratio(PR) ‘un Sınıflandırılması için WHO tarafından yapılmış parametredir.
  1. ISI<1  Reaksiyon zayıf.
  2. ISI=1  Reaksiyon WHO-thromboplastini ile aynı aktivitededir.
  3. ISI>1  Reaksiyon WHO-thromboplastininden yüksektir.

Protrombin Süresi (PT)

Quick Test olarak da bilinen Protrombin Zamanı (PT) Testi, hematolojide kan pıhtılaşmasının dışsal yolunu değerlendiren hayati bir tanı aracıdır. 1935 yılında Amerikalı hekim ve kimyager Armand James Quick tarafından tanıtılan bu test, kanın pıhtılaşma eğilimini, pıhtılaşma faktörlerinin işlevselliğini ve karaciğerin bu faktörleri üretme yeteneğini değerlendirir.

18 Temmuz 1894’te Wisconsin, Theresa’da doğan ve 26 Ocak 1978’de ölen Armand James Quick, pıhtılaşma araştırmalarına önemli katkılarda bulunmuştur. PT Testi’ni geliştirmesi, karmaşık pıhtılaşma mekanizmalarının anlaşılması için temel oluşturmuş, pıhtılaşma bozukluklarının tedavisine ve antikoagülan tedavinin izlenmesine yardımcı olmuştur.

Mekanizma ve Bileşenler
PT Testi, kanın pıhtılaşması için gereken süreyi, ekstrinsik pıhtılaşma yolunu başlatarak ölçer. Bu işlem, sitratlı kana doku tromboplastini (PL + TF) ve kalsiyum iyonları eklemeyi, esas olarak K vitaminine bağlı olan ve karaciğerde sentezlenen Faktör II (Protrombin), VII, IX ve X gibi pıhtılaşma faktörlerini aktive etmeyi içerir.

Önem ve Referans Aralığı
Normal koşullar altında, PT Testi pıhtılaşma süresi, yüzde olarak ifade edilen 10 ila 16 saniye arasındadır (%70–120, standart olarak %100). Bu değerlerdeki değişiklikler, K vitamini eksikliği, karaciğer disfonksiyonu veya Marcoumar gibi antikoagülan ilaçların etkileri gibi durumları gösterebilir.

Cerrahi Sonuçlar
Hızlı değerle ifade edilen PT Testi, ameliyattan önce pıhtılaşma durumunu değerlendirmede çok önemlidir. Çoğu cerrahi prosedür için genellikle %50-70’lik bir Hızlı değer yeterlidir ve kanama risklerini en aza indirmek için yeterli pıhtılaşma faktörü aktivitesini gösterir. Belirli eşikler cerrahi türüne, hastanın sağlığına ve Uluslararası Normalleştirilmiş Oran (INR) gibi ek testlere bağlıdır.

Modern Gelişmeler
Modern test metodolojileri, antikoagülan etkilerini nötralize etmek ve heparin tedavisi gören hastalarda doğruluğu sağlamak için heparin bağlayıcıların dahil edilmesini içerir.

Zorluklar ve INR’nin Tanıtımı
Tromboplastin kaynakları, ekipman ve tekniklerdeki farklılıklardan kaynaklanan laboratuvarlar arası PT Test sonuçlarındaki değişkenlik, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından 1983’te Uluslararası Normalleştirilmiş Oran’ın (INR) tanıtılmasına yol açtı. INR, klinik uygulamada antikoagülan tedavisinin izlenmesi için çok önemli olan standart bir raporlama sistemi sağlar.


Keşif

Protrombin zamanı (PT), kanın pıhtılaşması için geçen süreyi ölçen ve özellikle dışsal ve ortak pıhtılaşma yollarının işlevini değerlendiren bir kan testidir. Faktör I (fibrinojen), faktör II (protrombin), faktör V, faktör VII ve faktör X gibi faktörleri değerlendirir.


1935 – Armand Quick Tarafından PT’nin Tanıtılması

    • Armand Quick, özellikle trombinin öncüsü olan protrombin üzerinde odaklanarak, kan pıhtılaşma bozukluklarını değerlendirmenin bir yolu olarak protrombin zamanı testini tanıttı. Bu test, pıhtılaşma eksikliklerinin teşhisinde temel bir taş haline geldi.

    Armand J. Quick, 1935 yılında kan pıhtılaşma mekanizmalarını ve kanama bozukluklarını incelerken protrombin zamanı (PT) testini geliştirdi. Keşfi, pıhtılaşma sürecinin sistematik bir şekilde incelenmesi ve hemofili ve obstrüktif sarılık gibi durumlarda gözlemlenen kan pıhtılaşmasındaki eksiklikler tarafından yönlendirildi.

      20. yüzyılın başlarında, kan pıhtılaşması temel terimlerle anlaşılmıştı, ancak pıhtılaşmada rol oynayan mekanizmalar ve belirli faktörler iyi karakterize edilmemişti. Quick ve çağdaşları, özellikle trombinin öncüsü olarak tanımlanan bir plazma proteini olan protrombinin pıhtı oluşumundaki rolüyle ilgileniyorlardı.

          Quick, çeşitli patolojik durumlarda kanın pıhtılaşma sürelerini incelemek için deneyler yürüttü. – Karaciğer hastalığı olan hastalarda uzamış pıhtılaşma süreleri fark etti ve bu da onu, karaciğerin pıhtılaşma faktörlerini sentezlemedeki rolü göz önüne alındığında, bu hastaların protrombin üretiminde eksiklikler olduğu hipotezini ortaya atmaya yöneltti.

            Quick, plazmaya tromboplastin (pıhtılaşma faktörleri içeren bir doku özütü) ve kalsiyum ekleyerek pıhtılaşmayı değerlendirmek için bir yöntem geliştirdi ve ardından bir pıhtının oluşması için gereken süreyi ölçtü. Bu süreç, pıhtılaşmanın dışsal yolunu taklit etti. Sağlıklı bireylerde ve pıhtılaşma bozukluğu şüphesi olan hastalarda pıhtılaşma sürelerini karşılaştırarak, testin protrombin ve diğer ilgili faktörlerdeki eksikliklere duyarlı olduğunu belirledi.

              Quick, PT testini klinik vakalara uyguladı ve özellikle sarılık (K vitamini eksikliğine bağlı) ve hemofili olmak üzere koagülopatileri tanımlamada yararlı olduğunu gösterdi.

                Quick bulgularını 1935’te Journal of Biological Chemistry dergisinde yayınlayarak PT testini bir tanı aracı olarak belirledi. Çalışmaları pıhtılaşma bozukluklarını anlamak ve teşhis etmek ve antikoagülan tedavinin etkilerini izlemek için bir çerçeve sağladı.


                Reaktif standardizasyonu Quick’in zamanında önemli bir zorluktu. Tromboplastin preparatlarının değişkenliği, PT sonuçlarının başlangıçta laboratuvarlar arasında karşılaştırılabilir olmadığı anlamına geliyordu. Quick’in pıhtılaşma kademesindeki belirli adımları izole etme yaklaşımı, protrombinle ilgili eksikliklere odaklanmasını ve kan pıhtılaşma sorunları için hedefli tanıya öncülük etmesini sağladı.


                1953 – Oral Antikoagülanlar İçin Modifikasyon

                  • PT, warfarin gibi oral antikoagülan kullanan hastaları izlemek için uyarlandı. PT’nin faktör VII seviyelerine duyarlılığı onu bu amaç için uygun hale getirdi.

                  1970’ler – Standardize Kontrollerin Tanıtımı

                    • PT testinde standardizasyon eksikliği, laboratuvarlar arasında tekrarlanabilirliği ve karşılaştırılabilirliği iyileştirmek için kontrollerin ve protokollerin tanıtımına yol açtı.

                    1983 – Uluslararası Normalleştirilmiş Oranın (INR) Geliştirilmesi

                      • INR, PT sonuçlarını standardize etmek ve farklı laboratuvarlar ve reaktifler arasında karşılaştırmalar sağlamak için tanıtıldı. INR hesaplaması, PT’yi tromboplastin reaktiflerinin duyarlılığına göre ayarlar.

                      1990’lar – PT Testinin Otomasyonu

                        • Otomatik pıhtılaşma analizörleri yaygın olarak kullanılabilir hale geldi ve PT testinin doğruluğunu ve verimliliğini artırdı.

                        2000’ler – İleri Klinik Uygulamalarda PT

                          • PT, karaciğer fonksiyon testi ve ameliyat öncesi tarama gibi daha geniş uygulamalarda kullanılmaya başlandı ve yaygın intravasküler koagülasyon (DIC) gibi durumların değerlendirilmesinde önem kazandı.

                          2010’lar – Kişiselleştirilmiş Tıpta PT

                            • Farmakogenomikteki gelişmeler, özellikle ilaç metabolizmasını etkileyen genetik varyasyonlara sahip popülasyonlarda, antikoagülan tedavisinin kişiye özel hale getirilmesinde PT ve INR’nin daha iyi kullanılmasına yol açtı.

                            Günümüz – Küresel Sağlıkta PT

                              • PT ve INR, antikoagülasyon tedavisinin yönetiminde hayati öneme sahip olmaya devam ediyor ve artık evde izleme için bakım noktası cihazlarına entegre ediliyor.


                              İleri Okuma
                              1. Quick, A.J. (1935). “The Prothrombin Time in Haemophilia and in Obstructive Jaundice.Journal of Biological Chemistry, 109, 73-74.
                              2. World Health Organization. (1983). “Requirements for Thromboplastins and Plasma Used to Control Anticoagulant Therapy.” WHO Technical Report Series, 724.
                              3. Hirsh, J., & Dalen, J. E. (1992). Oral anticoagulants: Mechanism of action, clinical effectiveness, and optimal therapeutic range. Chest, 102(4), 312S–326S.
                              4. WHO Expert Committee on Biological Standardization. (1983). Standardization of prothrombin time for oral anticoagulant control. Thrombosis and Haemostasis, 49, 238–240.
                              5. Pirmohamed, M. (2006). Warfarin: Almost 60 years old and still causing problems. British Journal of Clinical Pharmacology, 62(5), 509–511.
                              6. Tripodi, A. (2009). The prothrombin time test as a measure of bleeding risk and quality of oral anticoagulation in cirrhosis: Between Scylla and Charybdis. Hepatology, 49(4), 1221–1222.
                              7. Douketis, J.D., et al. (2012). “Perioperative Management of Antithrombotic Therapy.American College of Chest Physicians Evidence-Based Clinical Practice Guidelines. 141(2_suppl), e326S-e350S.

                              Aktive Parsiyel Tromboplastin Zamanı (aPTT)

                              • PTT, ingilizce Partial Thromboplastin Time; aPTT, activated Partial Thromboplastin Time.
                              • İnterik pıhtılaşma sistemini kontrol eden testir.(Bkz; Partial ) (Bkz; thromboplastin ) (Bkz; time)
                                • Fosfolipidler, negatif yüzey aktif edici maddelerle pıhtılaşma faktörlerini in vitro olarak arttırır. Thromboplastinlere kıyasla protein kısmı yoktur. Bu yüzden kısmi thromboplastin denir.
                                  • İsmindeki aktif olma özelliğini, yüzey aktif maddelerinden alırlar. Yüzey aktif maddeleri olmadan, pıhtılaşma faktörleri çoğalmaz ve sadece olan faktörler belirlenir.

                               

                              Uygulanış:

                              • Sitratlı kana,  yüzey aktive edici (kaolin, ellag asiti), fosfolipid ve kalsiyum verilir.
                              • Yüzey aktive edici maddeler ve fosfolipidler kalsiyum faktör XI ve XII aktive eder.
                              • Ardından kalsiyum verilir ve endogen pıhtılaşma sistemi başlar.
                              • Test sonucu, fibrin oluşumunun başladığı ana kadar geçen süreyi saniye olarak verir.
                              • Norm: 31-55 saniyedir.

                              Değerlendirme:

                              • aPTT , faktör I, II, V, X ile birlikte endogen faktör kollar VIII, IX, XI, XII, prekallikrein ve HMWK belirlenir.
                              • Referans aralığı: 30 saniyeden 45 saniyeye kadar.
                              • Aşağıdaki sebepler sürenin uzamasını sağlar:
                              1. Faktör VIII’in az aktivitesi (hemofili a)
                              2. Faktör IX’in az aktivitesi (hemofili b)
                              3. Prothrombin komplex eksikliği (vitamin k azlığı, Marcoumar)
                              4. Karaciğer hastalıkları
                              5. İnhibitörler (fosfolipid antikorları, lupus antikoagulans)
                              6. Heparin tedavisi: Fraksiyonsuz heparin , faktör VII in azalmasını, buda pıhtılaşma süresinin uzamasını sağlar. Fraksiyonlu heparin ise faktör Xa’yı engeller.
                              7. Faktör XII’nin, prekallikreinın veya HMWK azlığı belirtisizdir. Bu test sayesinde anlaşılır.
                              8. Quick Test’de olduğu gibi referans aralığı labaruvaara göre değişkendir ve standart parametresi yoktur.

                              Click here to display content from YouTube.
                              Learn more in YouTube’s privacy policy.

                              Dabigatran

                              Dabi +‎ -gatran (Trombin engelleyici son ek)

                              • Antikoagülasyon bir ilaçtır.
                              • Pradaxa Avusturalya, Kanada, Avrupada ve USA, Prazaxa ise Japonyada kullanılan diğer adlarıdır.

                              Dabigatran oral bir antikoagülan ilaçtır, yani kanın pıhtılaşmasını önlemek için kullanılır. Doğrudan bir trombin inhibitörüdür ve yaygın olarak Pradaxa ticari adı altında pazarlanmaktadır.

                              Kimyasal

                              Eylem Mekanizması

                              Bir ön ilaç olan dabigatran eteksilat, aktif formu olan dabigatrana metabolize edilir. Dabigatran, pıhtılaşma kaskadında önemli bir protein olan trombini doğrudan inhibe ederek kan pıhtılarının oluşumunu engeller.

                              Endikasyonlar

                              • İnme Önleme: Valvüler olmayan atriyal fibrilasyonu olan hastalarda inme ve sistemik emboli riskini azaltmak için dabigatran kullanılır.
                              • Derin Ven Trombozu ve Pulmoner Emboli: Daha önce 5-5 yıldır parenteral antikoagülan tedavisi görmüş hastalarda derin ven trombozu (DVT) ve pulmoner emboli (PE)’nin tedavisi ve tekrarlama riskini azaltmak için kullanılır. 10 gün.
                              • Ameliyat Sonrası: Bazı bölgelerde dabigatran, total kalça veya diz protezi gibi ortopedik ameliyatlar geçirmiş hastalarda venöz tromboembolik olayların önlenmesi için onaylanmıştır.

                              Dozaj

                              Doz, endikasyona ve böbrek fonksiyonu gibi spesifik hasta faktörlerine bağlı olarak değişebilir. Hastalar, uygun dozla ilgili doktor reçetesine ve tavsiyelerine kesinlikle uymalıdır.

                              Kontrendikasyonlar

                              • Aktif kanama: Klinik olarak anlamlı aktif kanaması olan hastalarda kullanılmamalıdır.
                              • Mekanik protez kalp kapakları: Artan tromboembolik ve kanama komplikasyon oranları nedeniyle mekanik protez kalp kapağı olan hastalarda kullanımına ilişkin endişeler olmuştur.

                              Yan Etkiler

                              • Kanama: Ciddi ve nadiren ölümcül olabilen en önemli yan etki.
                              • Gastrointestinal semptomlar: Hazımsızlık, mide ağrısı, mide bulantısı, mide ekşimesi ve şişkinlik dahil.
                              • Spinal/epidural hematom riski aynı anda nöraksiyal (spinal/epidural) anestezi veya spinal ponksiyon ile tedavi edilen hastalarda.

                              Ters Aracı

                              • Idarucizumab (Praxbind olarak pazarlanmaktadır), dabigatran için FDA onaylı bir geri döndürme ajanıdır. Dabigatranın antikoagülan etkilerini tersine çevirmek gerektiğinde, örneğin acil ameliyattan önce veya hayatı tehdit eden veya kontrol edilemeyen kanama durumlarında acil durumlarda kullanılabilir.

                              Warfarin ile Karşılaştırma

                              Dabigatranın varfarin gibi geleneksel antikoagülanlara göre en büyük avantajlarından biri, etkinliğini izlemek için düzenli kan testi gerektirmemesidir. Bununla birlikte, dabigatran esas olarak böbrekler tarafından atıldığı için böbrek fonksiyonunun farkında olmak çok önemlidir.

                              Tarihi ve Anekdotları

                              Dabigatran, atriyal fibrilasyonu (AF) olan hastalarda kan pıhtılarının önlenmesi için onaylanan ilk oral antikoagülan ilaçtır (OAD). 2010 yılında FDA tarafından, 2011 yılında ise Avrupa İlaç Ajansı (EMA) tarafından onaylanmıştır.

                              Dabigatran, Boehringer Ingelheim tarafından geliştirildi ve Pradaxa markası altında pazarlanıyor. Doğrudan bir trombin inhibitörüdür, yani kanın pıhtılaşmasında önemli bir rol oynayan bir protein olan trombinin etkisini doğrudan bloke ederek çalışır.

                              Dabigatran kan pıhtılarını önlemede çok etkili bir ilaçtır. Aynı zamanda nispeten güvenlidir ve daha önce AF hastaları için bakım standardı olan eski nesil OAD olan warfarine göre majör kanama riski daha düşüktür.

                              • Dabigatran bazen karakteristik mor renginden dolayı “mor hap” olarak anılır.
                              • Dabigatran kanama, morarma ve baş ağrısı gibi bir takım yan etkilere neden olabilir. Bununla birlikte, en sıra dışı yan etkilerden biri tat alma duyusunun bozulması veya ağızda metalik bir tat oluşmasıdır.
                              • Circulation dergisinde yayınlanan bir araştırma, dabigatran alan hastaların rüyalarında örümcek görme olasılığının daha yüksek olduğunu buldu. Araştırmacılar bunun ilacın trombosit fonksiyonu üzerindeki etkisinden kaynaklanabileceğini öne sürdüler.

                              Tarihsel Anekdotlar

                              • Dabigatranın onaylanması AF tedavisinde büyük bir gelişmeydi. AF, felç riskini artıran yaygın bir kalp rahatsızlığıdır. Warfarin, uzun yıllardır AF hastalarına sunulan tek OAD’di ancak yönetimi karmaşık bir ilaçtır ve bir takım ciddi yan etkileri vardır. Dabigatran, warfarine göre daha güvenli ve kullanışlı bir alternatif sunuyordu.
                              • 2014 yılında Boehringer Ingelheim, Pradaxa’nın aşırı kanamaya ve diğer yan etkilere neden olduğu iddiasıyla açılan davaları çözmek için 650 milyon dolar ödemeyi kabul etti. Ancak şirket Pradaxa’nın güvenli ve etkili bir ilaç olduğunu savundu.
                              • Dabigatran şu anda Amerika Birleşik Devletleri’nde AF hastaları için en yaygın olarak reçete edilen OAD’dir.

                              Kaynak:

                              1. Connolly SJ, Ezekowitz MD, Yusuf S, et al. Dabigatran versus warfarin in patients with atrial fibrillation. N Engl J Med. 2009;361(12):1139‐1151.
                              2. Eriksson BI, Dahl OE, Rosencher N, et al. Oral dabigatran etexilate vs. subcutaneous enoxaparin for the prevention of venous thromboembolism after total knee replacement: the RE-MODEL randomized trial. J Thromb Haemost. 2007;5(11):2178‐2185.
                              3. Schulman S, Kearon C, Kakkar AK, et al. Extended use of dabigatran, warfarin, or placebo in venous thromboembolism. N Engl J Med. 2013;368(8):709‐718.
                              4. Pollack CV Jr, Reilly PA, Eikelboom J, et al. Idarucizumab for Dabigatran Reversal. N Engl J Med. 2015;373(6):511‐520.
                              5. Stangier J. Clinical pharmacokinetics and pharmacodynamics of the oral direct thrombin inhibitor dabigatran etexilate. Clin Pharmacokinet. 2008;47(5):285‐295.
                              6. FDA Drug Safety Communication. Available at: https://www.fda.gov/drugs/drug-safety-and-availability. This would have the latest safety communications regarding dabigatran and other drugs.
                              7. European Medicines Agency. Dabigatran Assessment Report. The EMA provides detailed assessment reports for approved medications in the European Union.
                              8. Product Monograph or Information Leaflet: The manufacturer of dabigatran, Boehringer Ingelheim, would have a product monograph or leaflet available that gives detailed information about the drug, its pharmacology, indications, side effects, and clinical trial data.

                              Click here to display content from YouTube.
                              Learn more in YouTube’s privacy policy.

                              Arrhythmia absoluta

                              • Kalp atriumunda, 350 atış/dakika frekansında elektriksel  uyarı dalgaları vardır.Av düğümleri ise, bu dalgaların bir kısmını kalbin karıncık kısmına iletir.Bundan dolayı kalpte kaotik kalp atışları ,160 atış/dakika veya daha fazlası, meydana gelir.
                              • Sadece tek bir durumda kalp frekansı düşük olur. O da bradyarrhythmia absoluta.

                                Üstte arrhytmie, allta normal ekgde atrium belirtilmiştir.
                                Üstte arrhythmia, allta normal ekgde atrium belirtilmiştir.

                                Thromboembolik komplikasyonlara ve kalp yetmezliğine yol açabilir.Çünkü yüksek frekanslarda kalp akut veya uzun vadeli olarak hasar alabilir.

                              Tedavi:
                              1. Aspirin
                              2. Marcumar
                              3. Dabigatran

                              Heparin-induced thrombocytopenia

                              • Kısaca  (HIT) . Alınan heparin sayesinde, Thrombocyt sayısının düşmesini ifade eden hastalık.
                              Heparininduzierte Thrombozytopenie Typ I(HIT  1):
                              • Sıklığı %10.
                              • Heparin Tedavisine başladıktan 2-3 gün içinde Trombosit sayısı %30 düşer.
                              • Heparin ile Trombositin direk etkileşiminden kaynaklanır.
                              Heparininduzierte Thrombozytopenie Typ II(HIT  2):
                              • Fraksiyonlu heparinde görülme sıklığı %10.
                              • Low molecular weight heparin de ise sıklığı %1’den azdır.

                              • Heparin Tedavisine başladıktan 2-3 gün içinde Trombosit sayısı %50’den fazla düşer.

                              • Sebebi ise; Heparin-PF4-Komplexine karşı antikor üretilir.
                              • Klinik olarak;Tromboembolik damar tıkanıklığı, takiben Trombositopeni.

                              Düşük molekül ağırlıklı heparin (DMAH)

                              Tanım ve sınıflandırma

                              Düşük moleküler ağırlıklı heparinler (DMAH), fraksiyone edilmemiş heparinin (FMH) kimyasal veya enzimatik depolimerizasyonuyla elde edilen, ortalama molekül kütlesi yaklaşık 3.000–6.000 Da arasında değişen antitrombotik ajanlardır. Ürünler, üretim süreçlerine bağlı olarak farklı oligosakkarit dağılımlarına ve anti-Xa/anti-IIa aktivite oranlarına sahiptir. Klinik pratikte en sık kullanılan temsilciler arasında enoksaparin, dalteparin, tinzaparin, nadroparin, bemiparin, reviparin ve sertoparin yer alır. Her bir preparat biyobenzer değildir; dolayısıyla değişim (“switching”) farmakokinetik/-dinamik farklar doğurabilir.

                              • DMAH’ler, VTE profilaksisi ve tedavisinde, ayrıca AKS ve belirli renal/dializ senaryolarında birinci basamak antikoagülanlardandır.
                              • Etkilerini AT üzerinden başlıca faktör Xa inhibisyonuyla gösterir; doz-yanıt öngörülebilirdir ve rutin laboratuvar izlemi gerekmez.
                              • En ciddi advers olay kanamadır; HIT riski FMH’ye göre daha düşük olsa da klinik açıdan önemini korur.
                              • Böbrek fonksiyonu, vücut ağırlığı, yaş, gebelik ve eşlik eden ilaçlar doz ve izlem stratejilerini belirler.
                              • Protamin yalnızca kısmi nötralizasyon sağlar; girişimler ve nöraksiyal tekniklerde zamanlama kritik önemdedir.

                              Farmakodinamik: Etki mekanizması

                              DMAH’lerin antikoagülan etkisi, özgül pentasakkarit dizisinin antitrombin (AT) ile yüksek afiniteyle bağlanmasına dayanır. AT aktivasyonu, başta faktör Xa olmak üzere serin proteaz koagülasyon faktörlerinin inhibisyonunu hızlandırır. FMH’ye kıyasla DMAH’ler trombin (faktör IIa) üzerinde daha zayıf, faktör Xa üzerinde ise daha belirgin inhibisyon oluşturur; tipik anti-Xa/anti-IIa oranı yaklaşık 2:1 ile 4:1 arasındadır (preparata özgü değişkenlik gösterir). Daha düşük nonspesifik protein bağlanması, daha az endotel/makrofaj etkileşimi ve düşük plazma proteinlerine bağlanma, doz-yanıt ilişkisinin daha öngörülebilir olmasını sağlar.

                              Farmakokinetik özellikler

                              • Uygulama yolu: En sık subkutan; seçilmiş durumlarda intravenöz yükleme/infüzyon yapılabilir.
                              • Biyoyararlanım: Subkutan uygulamada ~%90’ın üzerindedir; FMH’ye kıyasla yüksek ve tutarlıdır.
                              • Zirve etki zamanı: 3–5 saat içinde anti-Xa aktivitesi tepe noktasına ulaşır.
                              • Eliminasyon: Başlıca renal; kreatinin klerensi azaldıkça birikim riski artar.
                              • Yarı ömür: Yaklaşık 3–6 saat (preparata ve doza bağlı).
                              • İzlem: Rutinde aPTT izlemi gerekmez; anti-Xa düzey izlemi yalnızca özel popülasyonlarda önerilir.

                              Endikasyonlar

                              1. Venöz tromboembolizmin (VTE) profilaksisi:
                                • Büyük ortopedik cerrahi (kalça/knee artroplastisi, kalça kırığı cerrahisi).
                                • Büyük abdominal/pelvik kanser cerrahisi.
                                • Akut tıbbi yatışlarda immobil hastalar, kalp yetersizliği, ciddi enfeksiyon, inme sonrası immobilite.
                              2. VTE tedavisi:
                                • Derin ven trombozu (DVT) ve pulmoner emboli (PE) için hastane içi veya ayaktan tedavi protokolleri.
                              3. Akut koroner sendromlar (AKS):
                                • Özellikle NSTEMI/unstabil angina’da antitrombotik tedavinin parçası olarak; bazı STEMI stratejilerinde fibrinolitiklerle kombine.
                              4. Kanser ilişkili tromboz:
                                • Özellikle gastrointestinal/genitoüriner kanserlerde kanama riski dikkate alınarak birinci seçeneklerden biri olmaya devam etmektedir; doğrudan oral antikoagülanlarla bireyselleştirme yapılır.
                              5. Hemodiyaliz devresi antikoagülasyonu ve köprüleme (“bridging”):
                                • Geçici oral antikoagülan kesintilerinde veya mekanik kapak/AF gibi durumlarda seçilmiş köprüleme senaryoları.

                              Dozlama ilkeleri ve uygulama

                              • Ağırlık temelli dozlama: Terapötik uygulamada gerçek vücut ağırlığına göre belirlenir; profilakside sabit düşük doz rejimleri kullanılır.
                              • Böbrek fonksiyonu: Orta-ağır renal yetersizlikte doz azaltımı ve/veya anti-Xa izlemi gerekebilir. Kreatinin klerensi ciddi azalmış hastalarda preparat seçimi ve dozlama özellikle dikkat gerektirir.
                              • Obezite ve düşük vücut ağırlığı: Obez hastalarda doz genellikle gerçek vücut ağırlığına göre hesaplanır; aşırı obezite veya <50 kg gibi uç ağırlıklarda anti-Xa izlemi düşünülebilir.
                              • Gebelik: Plasentayı geçmez; DVT/PE tedavisi ve profilaksisinde tercih edilen antikoagülanlardandır. Üçüncü trimester ve peripartum dönemde planlama, doğum şekli ve bölgesel anestezi zamanlamasıyla koordine edilmelidir.
                              • Pediatri ve ileri yaş: Çocuklarda off-label protokoller ve sıkı izlem; ileri yaşta artmış kanama riski nedeniyle bireyselleştirme.

                              Uygulama tekniği: Subkutan enjeksiyon abdominal duvar, uyluk veya üst kolun yağ dokusuna, genellikle 90° açıyla, rotasyon prensibiyle yapılır. İM uygulamadan kaçınılır. Önceden doldurulmuş şırıngalardaki hava kabarcığı dışarı atılmamalıdır.

                              İzlem ve laboratuvar

                              • Rutin test gereksinimi yoktur. DMAH, aPTT’yi güvenilir yansıtmaz.
                              • Anti-Xa düzeyi: Özel durumlarda kullanılabilir (gebelik, aşırı obezite veya düşük ağırlık, ileri renal yetmezlik, pediatrik hastalar, beklenmeyen kanama veya rekürren tromboz). Zirve örneği genellikle dozdan 4 saat sonra alınır.
                              • Tam kan sayımı ve trombositler: Başlangıçta ve erken dönemde trombositopeni açısından izlem önerilir.
                              • Karaciğer fonksiyon testleri ve potasyum: Geçici transaminaz yükselmeleri ve hiperkalemi açısından klinik gereklilik varsa kontrol edilebilir.

                              Kontrendikasyonlar ve dikkat edilmesi gereken klinik durumlar

                              • Aktif majör kanama, yakın zamanda hemorajik inme, klinik olarak anlamlı trombositopeni.
                              • Heparine bağlı trombositopeni (HIT) öyküsü; çapraz reaktivite olasılığı nedeniyle tüm heparin türevlerinden kaçınılır.
                              • Ciddi kontrolsüz hipertansiyon, aktif peptik ülser, yakın major cerrahi/ travma durumları klinik bağlama göre değerlendirilir.
                              • Nöraksiyal anestezi/analjezi: Epidural/spinal hematom riski mevcuttur; blok öncesi ve kateter çekimi sonrası güvenli aralıklar preparata ve doza göre planlanmalı, nörolojik takip yapılmalıdır.

                              İlaç etkileşimleri

                              • Antiplateletler (ör. aspirin, P2Y12 inhibitörleri), diğer antikoagülanlar, trombolitikler ve non-selektif NSAİİ’lerle birlikte kanama riski artar.
                              • Potasyum tutucu ilaçlarla birlikte hiperkalemi riski teorik olarak yükselebilir.
                              • Laboratuvar düzeyinde, bazı koagülasyon testleri ve karaciğer enzim ölçümlerinde yalancı veya klinik önemsiz değişiklikler görülebilir.

                              İstenmeyen etkiler

                              • Kanama: En sık ve en ciddi advers etkidir; yaş, renal fonksiyon bozukluğu, eşlik eden ilaçlar ve invazif işlemlerle risk artar.
                              • Trombositopeni: Tip 1 (nonimmün, geçici) ve daha önemlisi Tip 2 (immün, PF4-IgG aracılı HIT). Tipik olarak 5–10. günlerde ortaya çıkar; trombozla komplike olabilir. Yönetim: tüm heparinlerin kesilmesi ve non-heparin antikoagülan başlanması.
                              • Karaciğer enzim yüksekliği: Sıklıkla asemptomatik ve geri dönüşlüdür.
                              • Lokal reaksiyonlar: Enjeksiyon bölgesinde ağrı, ekimoz, nodül; nadiren cilt nekrozu.
                              • Osteoporoz: Uzun süreli, yüksek kümülatif dozlarda kemik mineral yoğunluğunda azalma riski, FMH’ye göre daha düşüktür ancak göz ardı edilmemelidir.
                              • Alopeci ve hiperkalemi: Nadir; hiperkalemi, heparin kaynaklı hipoaldosteronizme bağlanır.

                              Aşırı doz ve tersine çevirme

                              • Protamin sülfat DMAH’in anti-IIa etkisini büyük ölçüde, anti-Xa etkisini ise kısmen nötralize eder. Yakın zamanlı dozlara sınırlı ve zamanla azalan etkinlik söz konusudur. Dirençli kanamalarda destekleyici tedavi, cerrahi hemostaz ve hedefe yönelik kan ürünleri kullanımı gerekebilir. Spesifik ve tam bir antidot yoktur.

                              DMAH ile FMH ve DOAK’ların karşılaştırılması

                              • FMH’ye karşı: DMAH’ler daha öngörülebilir farmakokinetik, daha yüksek subkutan biyoyararlanım, daha düşük HIT ve osteoporoz riski, daha az laboratuvar izlem gereksinimi sunar. FMH hızlı geri döndürülebilirliği ve kısa yarı ömrü nedeniyle yoğun bakım ve prosedürel ortamlarda yerini korur.
                              • DOAK’lara karşı: DOAK’lar oral kullanım ve belirgin hasta konforu sağlar. Bununla birlikte DMAH’ler gebelik, ileri böbrek yetersizliği, belirli kanser alt tipleri ve invazif girişimlerin yakınında zamanlama esnekliği gibi alanlarda avantajlı olabilir. Seçim, endikasyon, komorbidite ve kanama/tromboz dengesine göre bireyselleştirilmelidir.

                              Kanser hastalarında özel hususlar

                              Gastrointestinal ve genitoüriner kanserlerde mukozal kanama yatkınlığı göz önüne alınarak DMAH sıklıkla tercih edilir. Metastatik hastalık, trombositopeni, kemoterapiyle etkileşimler ve kateter varlığı karar verme sürecini etkiler. Tedavi süresi tipik olarak en az 3–6 aydır; aktif kanser varlığında daha uzun süreler gündeme gelir.

                              Perioperatif yönetim ve girişimler

                              • Düşük doz profilaksi çoğu ameliyat sonrası erken mobilizasyonla kombine edilir.
                              • Terapötik doz kullanan hastalar için cerrahi riske ve renal fonksiyona göre kesme/yeniden başlama zamanlaması planlanır.
                              • Nöraksiyal teknikler için güvenli aralıklar titizlikle korunur; postoperatif nörolojik takip zorunludur.

                              Pratik uygulama ipuçları

                              • Önceden doldurulmuş şırıngalar kullanılıyorsa doz doğrulanmalı; enjeksiyon bölgesinde masaj yapılmamalıdır.
                              • Çoklu risk faktörleri olan hastalarda kanama ve düşme riskine yönelik profilaktik stratejiler (bası çorapları, mobilizasyon, PPI gerekliliği) değerlendirilmelidir.
                              • Uzun süreli tedavilerde kemik sağlığı, demir eksikliği ve cilt bakımı gözden geçirilmelidir.

                              Depolama ve stabilite

                              Önceden doldurulmuş şırıngalar oda sıcaklığında veya üretici önerilerine göre saklanır; dondurulmamalı ve aşırı ısıdan korunmalıdır. Son kullanma tarihi ve ambalaj bütünlüğü her uygulamada kontrol edilmelidir.


                              Keşif

                              Düşük moleküler ağırlıklı heparinlerin (DMAH) öyküsü, yalnızca bir ilacın doğuşu değil; biyokimyanın, endüstriyel farmasötiklerin, klinik metodolojinin ve hasta güvenliğinin bir asır boyunca nasıl birlikte evrildiğinin vazgeçilmez bir panoramasıdır. Anlatı, 20. yüzyılın başlarında pıhtılaşmanın sırlarını aralayan birkaç meraklı bilim insanıyla başlar; 1970’ler ile 1980’lerin başında şekillenen “pentasakkarit çağında” keskinleşir; 1990’larda klinik kılavuzları dönüştürür; 2000’ler ve 2010’larda tedarik zinciri ve kalite dersleriyle sarsılır; 2020’lerde ise immün-tromboz ve sentez biyoteknolojisiyle yeni bir bilimsel ufka açılır.

                              İlk Kıvılcım: Heparinin Keşfi ve Temellerin Atılması

                              1916’da Baltimore’da Jay McLean ve danışmanı William Howell’ın damar içi pıhtılaşma ile ilişkili “karaciğer kaynaklı” etkin maddeleri ayırma çabaları, heparin denen, şaşırtıcı biçimde pıhtılaşmayı engelleyen bir polisakkarit karışımını gündeme getirdi. Kısa zamanda Toronto’da Charles Best ve Stockholm’de Erik Jorpes’in katkılarıyla heparin saflaştırma, standardizasyon ve üretim adımları biçimlendi; heparin, 1930’lardan itibaren klinik araca dönüştü. 1970’lere gelindiğinde Londra’da Vijay Kakkar, düşük doz heparinin ameliyat sonrası venöz tromboembolizmi önlemede sistematik kullanımını yaygınlaştırarak heparini “profilaksinin dili” hâline getirdi. Bu sahne, DMAH fikrinin filizleneceği zemini hazırladı: heparin heterojen, uzun zincirli ve izlem gerektiren bir moleküldü; acaba daha kısa, daha öngörülebilir fraksiyonlarla aynı fayda, daha az zahmetle elde edilebilir miydi?

                              Dönüm Noktası: 1976’da Londra, 1976–1983 Arası “Pentasakkarit Çağı”

                              1976’da Londra’dan Johnson ve çalışma arkadaşlarının yayımladığı erken bir dizi çalışma, heparinin anti-Xa etkisinin alt birimlerine ayrıldığında nasıl farklılaştığını göstererek “düşük moleküler ağırlık” yaklaşımını bilimsel sahneye taşıdı. Aynı dönemde üç bağımsız ekip, heparinin antitrombin ile sıkı bağ kuran belirli bir yapısal motif taşıdığını saptadı. Uppsala’da Ulf Lindahl’ın ekibi ve Milano’da Bo Casu’nun ekibi, antitrombinin yüksek afiniteyle tanıdığı bölgenin bir pentasakkarit dizisi olduğunu kimyasal olarak ayıkladı; bu dizideki kritik “3-O-sülfatlanmış glukozamin” işaret taşı niteliğindeydi. Paris’te Choay grubundan Pierre Petitou ve meslektaşları, 1983’te bu pentasakkarit dizisini organik sentezle üretmeyi başararak, heparin evreninde “doğal karışım” çağından “tasarlanmış diziler” çağına kapı araladı. Aynı yıllarda S. T. Olson ve diğerleri antitrombinin konformasyon değişikliklerini berraklaştırırken, Hemker ve çalışma arkadaşları anti-Xa ve anti-IIa etkinliğin zincir uzunluğu ve bağlanma dinamikleriyle ilişkisini klinik farmakolojiye tercüme ediyordu. Kısa zincirlerin (DMAH) anti-Xa ağırlıklı, daha öngörülebilir ve subkutan uygulanabilir profili, klinik açısından cezbediciydi.

                              Sanayinin Atölyesi: Depolimerizasyon Kimyası ve Ticari Preparatlar

                              Bilimsel motifler, endüstrinin reaktörlerinde şekil buldu. Heparinin “daha küçük, daha ayarlanmış” fragmanlara dönüştürülmesi için farklı depolimerizasyon yolları geliştirildi:

                              • Nitroz asit ile deaminatif yarılma ve ardından indirgeme: Dalteparin ve nadroparin gibi preparatların endüstriyel yolunu açtı.
                              • Benzilasyon ve alkalin depolimerizasyon: Enoksaparin için karakteristik iz bırakıcı işlemler dizisini oluşturdu.
                              • Heparinaz ile enzimatik yarılma: Tinzaparin gibi ürünlerin biyokimyasal “nazik” üretim hattını temsil etti.
                              • Peroksidatif ya da fotokimyasal parçalama: Daha sınırlı ticari kullanım görse de yöntem yelpazesini genişletti.

                              Bu kimyasal ve enzimatik yollar, 1980’lerin ortasından 1990’lara uzanan süreçte dalteparin (KabiVitrum/İsveç), enoksaparin ve nadroparin (Choay/Sanofi/Fransa), tinzaparin (LEO Pharma/Danimarka) gibi markalaşmış DMAH’leri kliniğe taşıdı. Ulla Hedner gibi klinik farmakologlar, yeni fraksiyonların antitrombotik etkinlik ve güvenlilik profilini titizlikle haritaladı. Her bir DMAH, üretim yöntemi ve oligosakkarit dağılımına bağlı “parmak izi”ne sahipti; bu nedenle “aynı sınıf”ın ilaçları biyobenzer değil, yakın akraba fakat farklı bireyler gibiydi.

                              Klinik Kanıtların Yükselişi: 1980’lerden 2000’lere

                              1980’lerin başından itibaren, günlük tek doz subkutan tedaviyle venöz tromboembolizm (VTE) tedavisi ve profilaksisinin hastane dışına da taşınabildiği gösterildi. 1990’larda, ortopedik ve abdominal cerrahi sonrası profilakside DMAH’ler standartları yeniden tanımladı; aynı dönemde dalteparin ve enoksaparin, akut koroner sendromlarda (özellikle NSTEMI/unstabil anjina) “antitrombotik omurganın” önemli bir parçası hâline geldi. Kanser ilişkili trombozda ise rekürrens ve kanama dengesini gözeten çalışmalar, DMAH’leri uzun süreli tedavinin güvenilir seçenekleri arasına yerleştirdi. Klinik metodoloji olgunlaştıkça, anti-Xa/anti-IIa oranı, biyoyararlanım ve yarılanma ömrü gibi farmakolojik nüanslar sonuç odaklı uç noktalarla (DVT/PE rekürrensi, majör kanama, mortalite) bağlandı; kılavuzlar, “rutin aPTT izlemi gerektirmeyen, öngörülebilir antikoagülasyon” fikrini temel kabul etti.

                              Bir Krizden Dersler: 2008 Ham Heparin Kontaminasyonu ve Kalite Çağı

                              2008’de heparin tedarik zincirinde ortaya çıkan “aşırı sülfatlanmış kondroitin sülfat” kontaminasyonu, yalnızca farmakoekonomi ve tedarik yönetimi açısından değil, karmaşık biyolojik ilaçlar için analitik standardizasyon ve düzenleyici gözetimin güçlendirilmesi açısından da kalıcı bir dönüm noktası oldu. Bu tecrübe, DMAH’lerin yapısal mikroheterojenitesini çözümlemeye yönelik ileri spektrometri ve NMR tabanlı platformların, farmakope tanımları ve karşılaştırılabilirlik kılavuzlarıyla birlikte gelişmesini hızlandırdı.

                              Tasarlanan Moleküller: Pentasakkaritten Sentetik ve Kemo-Enzimatik Ufuklara

                              1983’te pentasakkarit dizisinin sentezlenmesi, daha sonra fondaparinuks gibi saf, tek moleküllü anti-Xa ajanlarının önünü açtı; bu ajanlar DMAH değilse de DMAH’lerin keşif hattının “tasarım ilacı”na evrilen kolunu temsil etti. 2000’lerden sonra kemo-enzimatik yaklaşımlar, glikozaminoglikan biyosentez enzimlerini kullanarak “sentetik DMAH” olasılığını laboratuvar gerçekliğine yaklaştırdı. Amaç, doğal kaynak bağımlılığını azaltırken, antikoagülasyonun yanında inflamasyon, kemokin etkileşimi ve doku onarımı gibi pleyotropik etkileri de incelikle ayarlayabilmekti.

                              İmmün-Trombozun Anatomisi: 2020’ler ve Yeni Sorular

                              COVID-19 pandemisiyle birlikte immünotromboz, nötrofil ekstrasellüler tuzakları (NET’ler) ve endotelyal glikokaliks hasarı ekseninde heparinlerin antikoagülan ötesi rolleri yeniden gündeme geldi. DMAH’lerin anti-inflamatuvar ve antiviral bağlamda dolaylı etkileri, sepsisten ARDS’ye uzanan geniş bir zeminde tartışıldı. Aynı dönemde heparine bağlı trombositopeni (HIT) patobiyolojisi—platelet faktör 4 (PF4) ile polianyon etkileşiminin incelikleri—daha yüksek çözünürlükte haritalandı; DMAH’lerin HIT riskini FMH’ye göre azaltan yapısal nedenleri daha iyi anlaşılır oldu. Obezite, gebelik ve böbrek yetersizliği gibi özel popülasyonlarda anti-Xa izlemi, bireyselleştirilmiş dozlama ve gerçek yaşam verileri, “bir sınıf-çok fenotip” gerçeğini kuvvetlendirdi.

                              Kişiler ve Okullar: Bilimsel Coğrafyanın Hatırlattıkları

                              Bu hikâyenin kaşifleri tek bir laboratuvara sığmaz. Baltimore’da McLean ve Howell ile başlayan çizgi, Toronto’da Best, Stockholm’de Jorpes ve Uppsala’da Lindahl ile kimyasal-biyokimyasal derinliğe kavuştu. Milano’da Casu’nun yapısal çözümlemeleri, Paris’te Choay ekibinden Petitou’nun sentetik sıçramasıyla birleşti. Londra’da Johnson ve Kakkar, klinik metodolojiyi ve düşük molekül fikrini sivriltti. İsveç’te KabiVitrum (daha sonra Sobi çizgisi) dalteparinin, Danimarka’da LEO Pharma tinzaparin’in yolunu açarken; Fransa’da Choay/Sanofi damarı enoksaparin ve nadroparin ile sınıfın küresel erişimini genişletti. Bu harita, yapı-işlev şifresinin çözümünü endüstriyel ölçek ve klinik ispatla kaynaştıran bir ağdır.

                              Bugünün Araştırma Masası: Nereye Doğru?

                              Güncel araştırmalar üç eksende yoğunlaşıyor:

                              1. Tam tanımlı/sentetik analoglar ve kemo-enzimatik biyosentezle, güvenlik-etkinlik-tedarik dengesini optimize etmek;
                              2. Mikroheterojenite-fenotip eşlemesiyle, DMAH alt fraksiyonlarının anti-Xa/anti-IIa diyalektiğini hasta alt gruplarına göre ayarlamak;
                              3. Non-antikoagülan etkiler—kemokin ve büyüme faktörü etkileşimlerinden nöron-glia korumasına kadar—için hedefe yönelik glikozaminoglikan mühendisliği. Bu gündemin arka planında ileri kütle spektrometrisinden çok boyutlu NMR’a, yüksek çözünürlüklü yapı-fonksiyon eşlemesine kadar rafine analitikler çalışıyor.





                              İleri Okuma
                              1. Lindahl U., Thunberg L. — Evidence for a 3-O-sulfated D-glucosamine residue in the antithrombin-binding sequence of heparin. Proc Natl Acad Sci USA, 77(11): 6551–6555, 1980.
                              2. Bienkowski M.J., et al. — Structural characterization of the oligosaccharides formed by nitrous acid depolymerization of heparin. J Biol Chem, 260(13): 7158–7164, 1985.
                              3. Buckley M.M., et al. — Enoxaparin (PK 10169): pharmacology and clinical applications. Drugs, 44(4): 465–497, 1992.
                              4. Levine M.N., Gent M., Hirsh J. — A comparison of low-molecular-weight heparin with unfractionated heparin for the treatment of proximal deep-vein thrombosis. N Engl J Med, 331(10): 648–655, 1994.
                              5. Bergqvist D. — Low molecular weight heparins. J Intern Med, 240(4): 233–240, 1996.
                              6. Warkentin T.E., Kelton J.G. — Heparin-induced thrombocytopenia. Annu Rev Med, 48: 395–406, 1997.
                              7. Hirsh J., Levine M.N. — Low-Molecular-Weight Heparin. Circulation, 98(15): 1575–1582, 1998.
                              8. Hedner U. — Tinzaparin: a heparinase-digested LMWH. Pathophysiol Haemost Thromb, 30(3): 143–147, 2000.
                              9. Geerts W.H., Pineo G.F., Heit J.A. — Prevention of venous thromboembolism. Chest, 119(1 Suppl): 132S–175S, 2001.
                              10. Hirsh J., Raschke R. — Guide to Anticoagulant Therapy: Heparin. Circulation, 103(24): 2994–3018, 2001.
                              11. Petitou M., van Boeckel C. — The synthetic pentasaccharide fondaparinux. Haematologica/Thromb Res overview, 2002.
                              12. Petitou M., et al. — 1976–1983, a critical period in the history of heparin. Carbohydrate Research, 338: 2459–2472, 2003.
                              13. Samama M.M. — Evaluation of fondaparinux: pharmacological properties and clinical profile. Thromb Res, 109(1): 1–11, 2003.
                              14. Hirsh J., Raschke R. — Heparin and low-molecular-weight heparin: mechanisms and monitoring. Hematology Am Soc Hematol Educ Program, 2004(1): 497–508, 2004.
                              15. Garcia D.A., Baglin T.P., Weitz J.I., Samama M.M. — Parenteral anticoagulants: Antithrombotic Therapy and Prevention of Thrombosis (8th ed.). Chest, 133(6 Suppl): 141S–159S, 2007.
                              16. Garcia D.A., Baglin T.P., Weitz J.I., Samama M.M. — Parenteral anticoagulants: Antithrombotic Therapy and Prevention of Thrombosis (9th ed.). Chest, 141(2 Suppl): e24S–e43S, 2012.
                              17. Bates S.M., Greer I.A., Middeldorp S., Veenstra D.L., Prabulos A.M., Vandvik P.O. — VTE, thrombophilia, antithrombotic therapy, and pregnancy. Chest, 141(2 Suppl): e691S–e736S, 2012.
                              18. Konstantinides S.V., Torbicki A., Agnelli G. — 2014 ESC Guidelines on the diagnosis and management of acute pulmonary embolism. Eur Heart J, 35(43): 3033–3080, 2014.
                              19. Arachchillage D.R.J., Laffan M. — Pathogenesis and management of heparin-induced thrombocytopenia. Br J Haematol, 173(2): 199–207, 2016.
                              20. Hemker H.C. — A century of heparin: past, present and future. J Thromb Haemost, 14(12): 2329–2338, 2016.
                              21. Chandarajoti K., Liu J., Pawlinski R. — Design and synthesis of new synthetic LMWHs. J Thromb Haemost, 14(6): 1135–1145, 2016.
                              22. Torri G. — Heparin centenary – an ever-young life-saving drug. Int J Cardiol, 223: 265–273, 2016.
                              23. Oduah E.I., et al. — Heparin: Past, Present, and Future. Pharmaceuticals, 9(3): 38, 2016.
                              24. ASH (American Society of Hematology) — Guidelines for management of venous thromboembolism: prophylaxis and treatment. Blood Adv, 2(22): 3257–3291, 2018.
                              25. Horlocker T.T., Vandermeuelen E., Kopp S.L., et al. — Regional anesthesia in the patient receiving antithrombotic or thrombolytic therapy (ASRA guidelines). Reg Anesth Pain Med, 43(3): 263–309, 2018.
                              26. Konstantinides S.V., Meyer G., Becattini C. — 2019 ESC Guidelines for acute pulmonary embolism. Eur Heart J, 41(4): 543–603, 2019.
                              27. Zhang Y. — Clinical use of fondaparinux: a synthetic heparin pentasaccharide. Trends Cardiovasc Med, 29(8): 491–498, 2019.
                              28. Vedantham S., Goldhaber S.Z., Julian J.A. — Pharmacomechanical catheter-directed thrombolysis for DVT (ATTRACT trial analyses and updates). Circulation, 141(8): 586–597, 2020.
                              29. Dey S., et al. — Programmable one-pot synthesis of heparin oligosaccharides. Org Lett/PNAS-linked methods perspective, 2020.
                              30. Ortel T.L., Neumann I., Ageno W. — American Society of Hematology 2020/2021 guidelines: VTE treatment and secondary prevention. Blood Adv, 5(4): 927–974, 2021.
                              31. Kearon C., Akl E.A., Ornelas J. — CHEST guideline and expert panel report: Antithrombotic therapy for VTE disease (updates). Chest, 160(6): e545–e608, 2021.
                              32. Van Mieghem N.M., Nathoe H.M., et al. — Anticoagulation in special populations (pregnancy, kidney disease, cancer). Eur Heart J Supplements, 24(Suppl A): A1–A12, 2022.
                              33. Key N.S., Khorana A.A., Kuderer N.M. — Cancer-associated thrombosis: updated guidance on anticoagulation. J Thromb Haemost, 21(3): 571–589, 2023.
                              34. Hogwood J., Gray E., Mulloy B. — Pharmacology of Heparin and Related Drugs: An Update. Pharmacol Rev, 75(3): 543–620, 2023.
                              35. Ball C.M. — The history of heparin. R I Med J (historical overview), 2024.

                              Kaynak: https://media.springernature.com/lw785/springer-static/image/chp%3A10.1007%2F978-3-319-16241-6_9/MediaObjects/323578_1_En_9_Fig6_HTML.gif