Rota virüsü


  • Reoviridae ailesinin alt kolu olan Sedoreovirinae’ya ait bir virüs cinsidir.
  • Klinik:
    1. Çocuk ve genç yaştaki bireylerinde dahil olduğu, şiddetli ishallerin en sık
      rastlanan sebebidir.
    2. Kusma
    3. Ateş
  • Kuluçka süresi: 2 gündür.
  • Dehidrasyona sıkça rastlanır.
  • Kış mevsiminde en çok görülür.
  • Çift zincirli Rna’ya içeren Reoviridae ailesine ait virüs türüdür.

Yapı

  • Rotavirüs genomu, on ila on iki segmentten oluşan ve 16-27 kilobaz çifti içeren çift sarmallı bir RNA’dan (dsRNA) oluşur.
  • Virüs kapsidinin ikosahedral bir şekli vardır, kabuk yoktur.
  • Virüsün boyutu yaklaşık 80-85 nm’dir.
  • Birkaç alt tip (A-J) vardır ve A grubu klinik araştırmada en yaygın olanıdır.

Teşhis:

  • Direk virüs tespiti:  hastalık başladıktan 3-50 gün sonra tespit edilebilir.
    • Antijen tespiti: Hassaslık 10^5 /g.
    • PCR:  Yüksek hassaslık 10^3 /g.

Aşılama

  • Rotavirüs aşısı, canlı zayıflatılmış aşının ağızdan alındığı bir oral aşıdır. 6 haftalıktan itibaren 3 doz RotaTeq® veya 2 doz Rotarix® uygulanabilir ve ilk uygulaması en geç 12. haftadan sonra yapılmalıdır. Bireysel dozlar arasında en az 4 haftalık bir aralık olmalıdır.
    • Bu dozaj bilgisi hatalar içerebilir. Üreticinin bilgilerindeki dozaj önerisi belirleyicidir.
    • 6. haftadan 6. aya kadar 2-3 kez ağızdan aşılamalar
    • 6–24 haftalık rotarix (tek değerlikli oral yaşam aşısı), en az 4 hafta arayla ağızdan 2 doz halinde; Rotateq (beş değerli, oral canlı aşı) en az 4 hafta arayla ağızdan 3 dozda 6–32 haftalıkken
  • Aşının olası yan etkileri arasında ishal, karın ağrısı ve gaz bulunur. Uygulamadan sonraki ilk 7 gün içinde ortaya çıkabilecek hafifçe artmış bir intususepsiyon riski vardır. 1. aşı dozundan sonra, aşılanan her 100.000 çocuk için 1 ila 2 ek intususepsiyon meydana gelebilir. Bebek yaşıyla birlikte intususepsiyon riski artar, bu nedenle erken aşılama tercih edilir.
  • Çocukluk çağında akut gastroenteritten rotavirüslere karşı aşı vardır.

Sitomegalovirüs

Bulaşıcı hastalıklar küresel sağlık için önemli bir tehdit oluşturmaya devam ediyor. Bu yüke katkıda bulunan çok sayıda viral aile arasında Herpesviridae, özellikle yaşam boyu enfeksiyon oluşturma yeteneğiyle ünlüdür. Bu viral aile içerisinde Betaherpesvirinae olarak bilinen bir alt aile bulunmaktadır. r.

Taksonomik Sınıflandırma

Betaherpesvirinae, hem insanlarda hem de hayvanlarda çok çeşitli hastalıklara neden olduğu bilinen geniş bir virüs kategorisi olan Herpesviridae familyasına aittir. Spesifik olarak Betaherpesvirinae, kapsüllenmiş ve sarmallı DNA içeren zarflı virüslerin bir cinsidir. Bu cinsin en meşhur üyelerinden biri, kapsamlı klinik etkileri olan Sitomegalovirüs’tür (CMV).

Fiziki ozellikleri

Bu virüs cinsi kapsüllenmiştir; bu, viral genoma ek bir koruma katmanı sağlayarak konakçı hücrelerde dayanıklılığına ve uzun ömürlülüğüne katkıda bulunur. Zarflanmış yapısı aynı zamanda daha esnek iletim modlarına da olanak tanır. Bu cinsteki virüslerin maksimum boyutu yaklaşık 180 nanometredir (nm), bu da onu Herpesviridae familyası içindeki daha büyük virüs türlerinden biri yapar.

İletim Yolları

Betaherpesvirinae geniş bir iletim vektörü yelpazesi sergiliyor, bu da onu oldukça bulaşıcı kılıyor. Aşağıdakiler de dahil olmak üzere çeşitli vücut sıvıları yoluyla bulaşabilir:

  • Tükürük
  • İdrar
  • Genital Salgılar
  • Plasenta
  • Anne sütü

Bu çeşitli iletim yolları, bu virüs türüyle ilgili enfeksiyonların yayılmasını kontrol etmeyi inanılmaz derecede zorlaştırıyor.

Epidemiyoloji ve Nüfus Etkisi

Betaherpesvirinae’nin tüm sosyo-ekonomik katmanların %20 ila %100’ünü enfekte etmesi dikkat çekicidir ve bu da onu çeşitli nüfus kesimleri arasında yaygın hale getirir. Bu yüksek yaygınlık, halk sağlığına ilişkin endişeleri artırıyor ve yayılmayı yönetmek için proaktif müdahaleler gerektiriyor.

Klinik Etkiler

Betaherpesvirinae ile enfekte olan bireylerde virüs, birincil enfeksiyondan sonra latent kalarak konakçı hücreler içinde sinsi bir şekilde saklanma yoluna sahiptir. Bu, konağın bağışıklık sisteminden uzun bir süre boyunca kaçabileceği ve genellikle konağın bağışıklık sistemi tehlikeye girdiğinde herhangi bir zamanda yeniden etkinleşebileceği anlamına gelir. Ayrıca virüs, enfekte bireyin yaşamı boyunca düzenli aralıklarla tükürük, idrar ve genital salgı yoluyla atılır. Bu yeniden aktivasyon ve aralıklı saçılma, aktif semptomların yokluğunda bile virüsün yayılmasına katkıda bulunur.

Birincil Enfeksiyon ve Kuluçka Dönemi

Betaherpesvirinae destanı genellikle birincil enfeksiyonun en yaygın olduğu çocukluk döneminde başlar. Maruziyet sonrası kuluçka dönemi 2 ila 10 hafta arasında değişmektedir; bu süre boyunca klinisyenlerin son derece dikkatli olması gerekir. Şaşırtıcı bir şekilde, ilk enfeksiyon klinik olarak göze çarpmaz; hafif ateş, mononükleoz benzeri semptomlar, lenf düğümü şişmesinden Hepatit ve Kronik Yorgunluk Sendromu gibi daha ciddi belirtilere kadar değişen bir semptom yelpazesiyle karakterize edilir.

Gecikme ve Bağışıklıktan Kaçınma

Betaherpesvirinae vücuda sızdığında, başta monositler olmak üzere konakçı hücrelerin içinde saklanma konusunda esrarengiz bir yeteneğe sahip oluyor. Bu gecikme özelliği, virüsün bağışıklık sistemi tarafından tespit edilmesinden ve temizlenmesinden kaçınmasına olanak tanır. Ancak gizli virüs belirli koşullar altında yeniden etkinleşebilir.

Yeniden Etkinleştirme Faktörleri

  • Bağışıklık Yeterliliği
  • Yetkin bağışıklık sistemine sahip bireylerde reaktivasyon genellikle asemptomatik kalır. Bu, tanı koymayı ve yönetmeyi son derece zorlaştırır.

İmmünosupresan Tedavi

Öte yandan, eğer bir kişi organ nakli sonrası gibi bağışıklık sistemini baskılayan bir tedavi görüyorsa enfeksiyon ciddi bir hal alma eğilimindedir.

Bağışıklığı Baskılanmış Bireylerde Komplikasyonlar

Bağışıklığın baskılanması durumunda Betaherpesvirinae sıklıkla diğer vücut sistemlerine yayılır ve aşağıdakiler gibi çok sayıda komplikasyona yol açar:

  • İnterstisyel Pnömoni
  • Anemi, Lökopeni
  • Koryoretinit
  • Enterokolit
  • Nefrit
  • Ensefalit, Poliradikülit
  • Pankreatit, Miyokardit, Sistit

Bu komplikasyonlar akut olarak ortaya çıkabilir ve ciddi morbiditeye ve potansiyel olarak ölümcül sonuçlara yol açabilir.

Rahim İçi Bulaşma ve Sonuçları

Üstelik Betaherpesvirinae’nin intrauterin bulaşması nadir değildir. Bu bulaşma şekli genellikle yenidoğanda ciddi bir hastalık seyrine neden olur ve uzun vadeli veya kalıcı hasara neden olarak çocuğun yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyebilir.

Antikor Testi

IgG ve IgM Seviyeleri
Antikor testleri, özellikle İmmünoglobulin G (IgG) ve İmmünoglobulin M (IgM) seviyelerinin ölçümü, teşhis yolculuğunda ilk adım olarak hizmet eder. IgM’nin varlığı tipik olarak yakın zamanda geçirilmiş bir enfeksiyonu gösterirken, yüksek IgG seviyeleri ya geçmiş bir maruziyeti ya da devam eden bir enfeksiyonu gösterir. Bu nedenle klinisyenler enfeksiyonun evresini ölçmek ve buna göre tedavi kararları vermek için sıklıkla bu antikorların seviyelerine ve modellerine güvenirler.

Avidite Testi
Antikor testinin bir başka yönü, antikor ile antijen arasındaki bağın gücünü ölçen aviditedir. Düşük aviditeli IgG antikorları genellikle yakın zamanda geçirilmiş enfeksiyonlarda görülürken, yüksek avidite, geçmiş veya devam eden bir enfeksiyona işaret eder. IgG ve IgM düzeylerinin avidite sonuçlarıyla kombinasyonu, enfeksiyon durumuna ilişkin daha bütünsel bir anlayış sunar.

Moleküler Tanı Teknikleri

Kantitatif Polimeraz Zincir Reaksiyonu (qPCR)
Kantitatif PCR (qPCR), Betaherpesvirinae’nin moleküler tanısı için altın standarttır. Yalnızca virüsün tanımlanmasına yardımcı olmakla kalmaz, aynı zamanda prognoz ve tedavi planlaması için çok değerli olabilecek viral yükün miktarını da belirler.

Örnek koleksiyon
Birincil enfeksiyon durumunda genellikle idrar örneği tercih edilir. Ancak kan örnekleri de hayati bilgiler sağlayabilir. Virüsün yeniden aktif hale geldiği ikincil veya gizli enfeksiyonların teşhisi için kan örnekleri yaygın olarak kullanılır.

Teşhis Algoritması
Enfeksiyon aşamasını anlamak için IgG ve IgM düzeyleriyle ilk tarama.
Kapsamlı bir antikor profili için avidite testi yapın.
Enfeksiyonu doğrulamak ve ölçmek için qPCR’yi kullanın.

Tarih

Sitomegalovirüs (CMV) ilk kez 1881 yılında Alman patolog Hugo Ribbert tarafından keşfedildi. Ancak 1950’li yıllara kadar araştırmacılar virüsü laboratuvarda izole edip büyütemediler.

1960’lı ve 1970’li yıllarda araştırmacılar CMV’nin insan hastalıklarındaki rolünü araştırmaya başladı. CMV’nin konjenital CMV enfeksiyonu, CMV mononükleozu ve CMV retiniti dahil olmak üzere çeşitli hastalıklara neden olabileceğini keşfettiler.

Günümüzde CMV dünyadaki en yaygın virüslerden biridir. Yetişkinlerin %90’a kadarının hayatlarının bir noktasında CMV ile enfekte olduğu tahmin edilmektedir. Ancak CMV’li çoğu insan herhangi bir semptom yaşamaz.

CMV, HIV/AIDS hastaları veya organ nakli yapılmış kişiler gibi bağışıklık sistemi zayıf olan kişilerde ciddi bir sorun olabilir. Bu kişilerde CMV zatürre, ensefalit ve kolit gibi çeşitli hastalıklara neden olabilir.

CMV enfeksiyonunun tedavisi yoktur ancak virüsü kontrol altına almaya ve komplikasyonları önlemeye yardımcı olabilecek ilaçlar vardır.

CMV tarihindeki bazı önemli keşiflerin zaman çizelgesini burada bulabilirsiniz:

1881: Hugo Ribbert ilk kez CMV’yi keşfetti.
1950’ler: Araştırmacılar CMV’yi laboratuvarda izole edip büyüttüler.
1960’lar ve 1970’ler: Araştırmacılar CMV’nin insan hastalıklarındaki rolünü araştırıyor.
1980’ler ve 1990’lar: Araştırmacılar CMV enfeksiyonunu tedavi etmek için yeni ilaçlar geliştirdiler.
Bugün: CMV dünyadaki en yaygın virüslerden biridir.
CMV, uzun ve etkileyici bir geçmişi olan karmaşık bir virüstür. Araştırmacılar hala virüs hakkında daha fazla bilgi edinmek ve daha iyi tedavi ve önleme stratejilerinin nasıl geliştirilebileceği üzerinde çalışıyor.

Kaynak:

  1. Whitley, R., & Roizman, B. (2001). Herpes Simplex Virus Infections. The Lancet, 357(9267), 1513-1518.
  2. Cannon, M. J., Schmid, D. S., & Hyde, T. B. (2010). Review of cytomegalovirus seroprevalence and demographic characteristics associated with infection. Reviews in Medical Virology, 20(4), 202-213.
  3. Knipe, D. M., & Howley, P. M. (Eds.). (2013). Fields Virology (6th ed.). Wolters Kluwer Health/Lippincott Williams & Wilkins.

Clostridium difficile

Sinonim: C. difficile, C. diff, CDF/cdf diye de belirtilir.

  • Gram pozitif, spor üreten, hareketli bakteri türüdür.(Bkz; Clostridium ) (Bkz; difficile)
  • çevre şartlarına karşı dirençli olduğundan, her yerde bulunabilir.
  • Omurgalıların bağırsaklarına yerleşmiştir.

 

Patogenez:
  • İstiliacı değildir.
  • Çoğu çeşidi Toksin A(Enterotoksin) ve Toksin B(Cytotoksin) üretir.
  • Alınan antibiyotik ile normalfloranın zarar görmesi sonucu, enfeksiyon riski artar.
Hastalık Belirtileri:
  • Antibiyotik tedavisinden sonra 6 haftaya kadar, ateşli ishal hastalığı
  • Clostridium difficile antibiyotik kaynaklı ishal hastalıklarının yaklaşık 15-20%’ine sebep olur.
  • Psödomembranöz kolit vakalarının 95%’inden fazlasına sebep olur.
Epidemiyoloji:
  • Clostridium difficile belirti göstermeden bağırsakta kolonileşir
    • Küçük çocuklarda: yaklaşık %50’sinde (Kolonositlerin toksin rezeptörü eksiktir.)
    • Yetişkinlerde: %1-4(yaşla beraber oran artar)
    • Hastanede %20-40 taşıyıcıdır.(çoğunlukla belirtisiz)
  • Tipik hastane enfeksiyonu(son yıllarda gözle görülür şekilde arttı.)
    • çevre dirençli sporlar,
  • Antibiyotik yüzünden bağırsak florasının değişmesi ile Clostridium difficile için uygun ortam oluşur.Bu yüzden mikroorganizmanın taşıyıcı hastası olunur.
  • Hastane dışında da artmaktadır.
  • Hiper virülans bir tipi ile yeni karşılaşıldı: Ribotyp 027
    • Represöt genlerdeki mutasyon sonucu bu tür, güçlü toksin üretir.
Clostridium difficile enfeksiyonları için risk faktörleri:
  1. Antibiyotik alınımı
  2. Yoğun bakımda kalma
  3. Çoklu yataklı odalarda bakım
  4. Uzun süreli bakım yapan kuruluşlarda kalma
  5. son 6 ayda tekrarlı hastane bölümlerinde kalma
  6. enteral beslenim (nasogastral)
  7. Proton pompa inhibitörler tedavisi
  8. Alkol ve nikotin tüketimi
  9. Yaşlılık
  10. Bağışıklık baskılama
Antibiyotik risk tahmini:
  • Yüksek riskli: Clindamycin, Cephalosporine (2. ve 3. nesil) Fluorchinolone, Ampicillin ve Amoxicilli.
  • Orta riskli: Trimethoprim, Tetracycline, Imipenem ve Meropenem
  • Az riskli: Aminoglykoside, Makrolid , Breitspektrum-Penicilline
    (Ticarcillin, Mezlocillin ve Piperacillin), Vancomycin
Laboratuvar teşhisi:
  • Toksijen kültürü: masraflı, 3-5 saat sürer, köken tipi belirlenmesi koşulu vardır.
  • Dışkıda antijen ispatı: Glutamat-Dehydrogenase
  • Dışkıda direk toksin ispatı: hücre kültürü kanıtı, birçok ticari test alınabilir
    • hızlı test ve somut ELISA
    • hızlı sonuç
  • PCR:
    • kısmi çok basit ve hızlı(1 saat sürer)
    • pahalı
    • hiper virülans türleri ispatlar.

 

Campylobacter

  • Eğri bakteri anlamına gelir.(Bkz; Campylo-bacter)
  • Gram negatif, microaerophilic, oxidase-positive, non-fermenter bir bakteri cinsidir.
  • Çok hareketlidir.
  • Mikroaerob büyür.
  • 42°C’de bile büyür.

Hastalık belirtileri

  • Enteritis; Campylobacter jejuni,
  • Sistematik enfeksiyon; Campylobacter fetus, Campylobacter sputorum
  • paradontitis, Campylobacter conscisus, Campylobacter rectus
  • Diarrhoe‘ye sebep olur.

 

Patogenez ve Klinik

  • Üst ince bağırsağa yerleşirler.
  • İstilacı tiplerin enteritisi için kuluçka süresi 2-5 gündür. sulu, kanlı, lapamsı dışkılama ve ateş gözlemlenir.
  • Zayıf bağışıklığa sahip olanlar da, septik genel enfeksiyon görülür.
  • Enfeksiyon sonrasında antikorların çapraz reaktivesi sonucu hem bakteri yüzeyindeki antijenlere, hem de insan Gangliosid(glikolipid)leriyle etkileşmesi sonucu Guillain Barré Syndromu görülür.
    1. Perifer sinirlerde ve sinir köklerinde akut iltihaplaşma oluşur.
    2. Kol ve bacaklarda distal başlayan ilerleyen felç başlar.
  • Hastalığın vücuttan atılımı 2-3 hafta ile aylar arasında değişkenlik gösterir.

Epidemiyoloji

  • Dünya çapında var olan zoonozdur.
  • Orta avrupada en sık görülen enteritis etkenidir.
  • Kuşlar, çiftlik hayvanları başta olmak üzere çoğu hayvanın sindirim kanalında bulunur. Bu hayvanların çoğu hayat boyu taşıyıcıdır.
  • Hastalığın bulaşması genellikle hayvan kaynaklı yiyecekler yüzünden olur; Et, süt, pastörize edilmemiş veya ikincil yolla bulaşmış peynir, su, su ürünleri ve benzeri temaslar ile aktarım gerçekleşir.
  • Enfeksiyon için 500’den daha az hastalık etkeni yeterlidir.
  • İnsandan insana aktarım mümkündür.
  • Seyahat diyaresinin en sık sebebidir.
  • Gelişmekte olan ülkelerde 5 yaş altı bireylerde sıkça görülür.

Laboratuvar teşhisi

  • Mikroskop: sadece masi ifrazatta pozitif sonuç verir.
  • Dışkı kültürü: özel besiyerler, kulukça şartlarına dikkat edilmelidir.
  • Kan kültürü: C. fetus, C. jejuni teşhisi için kullanılır.
  • Seroloji: pratikte anlamlı değildir, epidemiyolojik bilgi vermek amacıyla kullanılabilir.

Tedavi ve Profilaksi

  • Sıvı ve elektrolit takviyesi
  • Çoğunlukla antibiyotik tedavisi gerekli değildir.
  • Gerektiğinde makrolid ve Tetracyclin tedavisi uygulanabilir.
  • Mutfak ve gıda hijyenine dikkat edilmelidir.

 

Yersinia

Sinonim: Yersinien

  • Enterobacteriaceae ailesine ait bir cinstir.
  • Gram negatif, fakültatif anaerob, birkaç mikrometre uzunluğunda çubuk şeklindedir.
  • 1894 yılında isviçreli bakteriyolog Alexandre Yersin ve japon bakteriyolog Kitasato Shibasaburō tarafından Yersinia pestis keşfedilmiştir.1896’da  Lehmann ve Neumann tarafından  Pasteurella pestis olarak adlandırılmıştır. 1944’te van Loghem P. pestis ve P. rondentium türlerinin farklı bir cinse ait olduğunu keşfetmiş ve bu cinse yersinia demiştir.

    Alexandre Emile Jean Yersin

    Kitasato Shibasaburō

     

 

 

 

 

 

 

 

Salmonella

Sinonim: Salmonellen

Sınıflandırma ve Keşif

Cins: Salmonella

    • Tür: Gram-negatif, enterobakteriyel cins.

    Keşif:

      • İlk olarak 1885 yılında Daniel Elmer Salmon yönetimindeki Amerika Birleşik Devletleri Tarım Bakanlığı veterinerlik bölümünde çalışan Theobald Smith tarafından tanımlanmıştır.
      • Joseph Leon Lignières’in önerisi üzerine Daniel Elmer Salmon’ın onuruna Salmonella olarak adlandırılmıştır.
      Theobald Smith
      Daniel Elmer Salmon

      Tür:

        • Salmonella enterica: 6 alt tür, ~2500 serovar. Sıcakkanlı hayvanları enfekte eder.
        • Salmonella bongori: 21 serovar, Soğukkanlı hayvanları enfekte eder.

        Biyokimyasal Özellikler

        • Laktozu fermente etmez.
        • Safra tuzlarına, tiyosülfata ve parlak yeşile dayanıklıdır.

        Patogenez

        Enfeksiyon Süreci:

          • Giriş: İnce bağırsak yoluyla.
          • Yayılma:
            • Lenf düğümlerine ve kan dolaşımına ulaşır.
            • Birden fazla organı etkileyebilir.
          • Etkiler:
            • Lenfatik bağırsak dokusunda çoğalır.
            • Nekroz, kanama ve perforasyon‘a neden olur.
            • Bağışıklığı harekete geçirerek sistemik enfeksiyonlara yol açar.

          Hastalığın İlerleme Evreleri:

            • Kuluçka Süresi: ~2 hafta.
            • Tifüs/paratifüse benzer (daha hafif).

            Evreler:

            Stadium Incrementi:

              Stadium Acmes:

                • Semptomlar:
                  • Bezelye benzeri, lapa dışkı.
                  • Baş ağrısı, baş dönmesi, deliryum.
                  • Toksik dolaşım çöküşü, zatürre, miyokardit.

                Stadium Decrementi:

                  • Komplikasyonlar:
                  • Bağırsak kanaması, perforasyon peritoniti, nüks.

                  Ölüm Oranı:

                  • Tedavi olmadan: ~%15.
                  • Tedavi ile: %1–2.

                  Metastatik Yayılma:


                  Epidemiyoloji

                  Küresel Dağılım:

                    • Tifüs ve Paratifüs B: Dünya çapında.
                    • Paratifüs A ve C: Tropikal ve subtropikal bölgelerde yaygındır.

                    Bulaşma:

                      • Kaynak: Enfekte bireyler veya asemptomatik taşıyıcılar.
                      • Yol: Fekal-oral, kontamine yiyecek ve su yoluyla.
                      • Enfeksiyöz Doz: ~100–1000 organizma.

                      Tarihsel Salgınlar:

                        • Savaş ve afet bölgelerinde sıklıkla salgınlar görülür.
                        • 2006-2009 yılları arasında Avrupa’da her yıl 600–1400 vaka meydana geldi.

                        Tedavi ve Profilaksi

                        Antibiyotik Tedavisi:

                          • Yaygın olarak kullanılanlar:
                            • Florokinolon
                            • Aminopenisilin
                            • Kotrimoksazol
                          • Gelişmekte olan ülkeler için ucuz seçenekler:
                            • Tetrasiklin
                            • Kloramfenikol.

                          Önleyici Tedbirler:

                            • Hijyen:
                              • El ve gıda hijyeni.
                              • Salgın kontrolü için yetkililere derhal bildirim.
                            • Aşılama:
                              • Kısmi koruma (1–3 yıl).
                            • Türler:
                              • Oral canlı zayıflatılmış aşı (Typhoral®).
                              • Parenteral öldürülmüş aşı (Typhim®).


                            Keşif

                            1885 – Salmonella’nın Keşfi

                            Amerika Birleşik Devletleri Tarım Bakanlığı’nın veterinerlik bölümünde çalışan Theobald Smith, daha sonra Salmonella enterica olarak bilinecek olan şeyi ilk olarak tanımladı. O sırada Smith, hayvanlarda yıkıcı bir hastalık olan domuz kolerasının nedenlerini inceliyordu. Cins henüz isimlendirilmemiş olsa da, bu keşif bu gruptaki bir bakterinin ilk kez tanınması anlamına geliyordu. Smith’in çalışmaları, hayvan hastalıkları araştırmalarını denetleyen bölüm başkanı Daniel Elmer Salmon’ın gözetiminde yürütüldü.

                            1900 – “Salmonella” Cinsinin İsminin Verilmesi

                            Cins, Daniel Elmer Salmon’ın onuruna resmi olarak Salmonella olarak adlandırıldı. Öneri, cinsin keşfedici Theobald Smith yerine ekip liderinin adını almasını öneren Joseph Leon Lignières’ten geldi. Bu eylem, kurumsal katkıların büyük keşiflere tanınması konusundaki bilimsel geleneği yansıtıyordu. Salmonella’nın domuz kolerasıyla ilişkisi, veterinerlik ve mikrobiyolojik çalışmalardaki rolünün sağlamlaştırılmasına yardımcı oldu.

                            1934 – Kauffmann-White Sınıflandırma Sistemi

                            1934’te mikrobiyologlar Philip Bruce White ve Fritz Kauffmann, O (somatik) ve H (kamçılı) antijenleri de dahil olmak üzere bakterinin antijenik yapılarına dayanan bir serotipleme sistemi olan Kauffmann-White şemasını tanıttı. Bu yenilik, binlerce Salmonella suşunu sınıflandırmak ve tanımlamak için sistematik bir yol sağladı. Bugüne kadar bu sistem altında 2.500’den fazla serovar tanımlandı ve bu sistem Salmonella teşhisinin ve epidemiyolojisinin temel taşı haline geldi.

                            1950’ler–1960’lar – Antibiyotik Direncinin Keşfi

                            II. Dünya Savaşı sonrası dönemde antibiyotik kullanımında bir artış görüldü ve bu da antibiyotik dirençli Salmonella suşlarının ilk raporlarına yol açtı. Tetrasiklin, kloramfenikol ve daha sonra ampisilin gibi yaygın antibiyotiklere karşı direnç kaydedildi. Bu olgu, hem insan hem de veteriner hekimliğinde antibiyotiklerin kötüye kullanılma potansiyelini vurguladığı için özellikle endişe vericiydi. 1960’lardaki çalışmalar, direncin plazmitler aracılığıyla bakteriler arasında aktarılabileceğini daha da gösterdi; bu, bakteri genetiği ve halk sağlığı politikaları anlayışını yeniden şekillendiren çığır açıcı bir keşifti.

                            1970’ler – Zoonotik Bulaşmanın Tanınması

                            1970’lerde halk sağlığı çalışmaları, Salmonella’nın zoonotik potansiyelini kesin olarak belirleyerek, kontamine yumurtalar, kümes hayvanları ve etin insan enfeksiyonlarının başlıca kaynakları olduğunu tespit etti. Hayvanlarda asemptomatik taşıyıcıların rolü de açıklığa kavuşturuldu ve enfekte hayvanların klinik hastalık belirtileri göstermeden bakteriyi nasıl yayabileceği gösterildi. Bu içgörüler, yumurtaların pastörizasyonu, mezbahalarda daha sıkı hijyen standartları ve çiğ etin daha iyi işlenmesi gibi gıda güvenliği uygulamalarında önemli ilerlemelere yol açtı.

                            1986 – Salmonella bongori’nin Tanımlanması

                            Salmonella enterica, sıcakkanlı hayvanları enfekte eden birincil tür olarak zaten iyi belgelenmişken, soğukkanlı hayvanlarda Salmonella bongori‘nin keşfi, cinsin ekolojik anlayışını genişletti. 21 serovarına sahip Salmonella bongori, çoğunlukla sürüngenlerde ve amfibilerde bulunur ve soğukkanlı konakçılara adaptasyonunu yansıtır. Bu keşif, cinsin evrimsel çeşitliliğini ve çok çeşitli ortamlarda gelişme yeteneğini vurguladı.

                            2006–2009 – Avrupa’da Gözetim

                            Bu dönemde Avrupa’da yapılan kapsamlı gözetim, yılda 600 ila 1.400 Salmonella ile ilişkili hastalık vakası ortaya çıkararak bakterinin oluşturduğu devam eden halk sağlığı sorununu vurguladı. Veriler, enfeksiyonların öncelikle kirli yiyecek ve su yoluyla bulaştığını ve salgınların genellikle büyük ölçekli gıda üretim ve dağıtım sistemleriyle bağlantılı olduğunu gösterdi. Bu dönem ayrıca Salmonella salgınlarının izlenmesi ve kontrolünde uluslararası iş birliğine olan ihtiyacı da güçlendirdi.



                            İleri Okuma
                            1. Smith, T. (1885). Preliminary observations upon the hog-cholera bacillus. Proceedings of the American Public Health Association, 11, 65–70.
                            2. Salmon, D. E., & Smith, T. (1886). Investigations in swine plague. Bureau of Animal Industry Annual Report, United States Department of Agriculture, 3, 15–27.
                            3. Smith, T. (1893). Texas fever: Its nature and prevention. Journal of Comparative Pathology and Therapeutics, 6(1), 1–28.
                            4. Lignières, J. L. (1900). Nomination of the Salmonella genus in honor of Dr. Daniel Elmer Salmon. Annales de l’Institut Pasteur, 14(10), 650–653.
                            5. Kauffmann, F., & White, P. B. (1934). The Kauffmann-White scheme for the classification of Salmonella. Journal of Hygiene, 34(2), 333–342.
                            6. Carter, G. R., & Chengappa, M. M. (1991). Essentials of veterinary bacteriology and mycology. Lea & Febiger, 5th edition, pp. 145–148.
                            7. Tauxe, R. V. (1991). Salmonella: A postmodern pathogen. Journal of Food Protection, 54(7), 563–568.
                            8. Pang, T., Bhutta, Z. A., Finlay, B. B., & Altwegg, M. (1995). Typhoid fever and other salmonellosis: A continuing challenge. Trends in Microbiology, 3(7), 253–255. https://doi.org/10.1016/s0966-842x(00)88967-8
                            9. Threlfall, E. J., & Ward, L. R. (2001). The emergence of antibiotic resistance in Salmonella. Veterinary Research, 32(3–4), 213–218.
                            10. Lynch, M., Painter, J., Woodruff, R., & Braden, C. (2006). Surveillance for foodborne-disease outbreaks—United States, 1998–2002. Morbidity and Mortality Weekly Report, 55(10), 1–34.
                            11. Crump, J. A., & Mintz, E. D. (2010). Global trends in typhoid and paratyphoid fever. Clinical Infectious Diseases, 50(2), 241–246. https://doi.org/10.1086/649541
                            12. Gal-Mor, O., Boyle, E. C., & Grassl, G. A. (2014). Same species, different diseases: How and why Salmonella enterica serovars differ. Frontiers in Microbiology, 5, 391. https://doi.org/10.3389/fmicb.2014.00391

                             

                             

                              continēns

                              Latincede con (birlikte) +‎ teneō (ben tutarım).; tutmak, kendine hakim olmak. Anlamları;

                              • Tutuyorum, çevreliyorum, bağlanıyorum
                              • sınırlandırıyorum,
                              • Tutukluyorum, dizginliyorum, bastırıyorum.
                              • Kontrol ederim, frenlerim, durdururum, evcilleştiririm, bastırırım.
                              • Şimdiki zaman; continēre
                              • Geçmiş zaman
                                • Aktif continuī
                                • Pasif contentum

                              Neden esniyoruz?

                              Psikolog Barış Gürkaş, geçmişte bilim adamlarının esnemenin vücudun oksijen ihtiyacının neden olduğunu, anca şuan bunun yanlış olduğunu söyledi.

                              Gürkaş, “Son zamanlardaki en popüler ve en ilginç bulgu, beynimizi soğutmak için esnediğimiz” diye konuştu.

                              Psikolog Barış Gürkaş, konuyla ilgili olarak yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Evet bir dereceye kadar doğru, uyku vaktimiz geldiğinde, sıkıldığımızda ve uyandığımızda hatta uykumuzda bile esneriz. Ancak esnemek bu kadar basit bir olay değildir. Eğer sadece bunlarla açıklayacaksak kemancının sahneye çıkarkenki esnemesini, atletizmcinin uzun atlama öncesi esnemesini, sıkılmakla açıklamakta zorlanacağımız kesin. Geçmişte bilim adamları esnemenin vücudun oksijen ihtiyacında dolayı olduğu yönünde görüşleri vardı, ancak bugünlerde bu kabul görmemekte. Esnemenin, nefes alıp vermeyle doğrudan ilişkili olmadığı düşünülmekte.”

                              ESNEMEK KAN AKIŞINI HIZLANDIRIYOR

                              Son zamanlardaki en popüler bulgunun beynimizi soğutmak için esnenmesi olduğunu belirten Gürkaş, “Araştırmalara göre beyin düşük ısıya ihtiyaç duyuyor ve esnemek kan akışını hızlandırıyor ve kan akışı sayesinde beyin soğuyor ve daha iyi çalışıyor. Buda sporcunun müsabaka öncesinde esnemesini daha iyi açıklıyor. Bir diğer değişle, bu sayede sporcu beynini soğutarak daha zekice ve kıvrak düşünebilmesi için beynini hazırlıyor. Beynimizi bilgisayara benzetecek olursak, esnemek bilgisayarın fanı denebilir.

                              Ayrıca esnemeyle birlikte, gerinme sonucunda kaslara baskı ile vücut hazır hale gelir ve sonra harekete başlarız” diye konuştu.

                              ‘ESNEYENLE ESNERİZ’

                              Gürkaş, “Herkesin esneme konusunda ilk söyleyeceği şey bulaşıcı olduğudur” diyerek, “Bu yazıyı bile okurken kaç kere esnediniz acaba, dikkat ettiniz mi?

                              Esnemenin bulaşıcı etkisi en sık kendi ailemiz içinde, bunu arkadaşlarımız takip ediyor ve en son olarak yabancıların esnemesi esnememize sebep oluyor.” diye konuştu.

                              Kaynak: Neden esniyoruz?