Bununla birlikte, prostat kanseri insidansı son yüzyılda önemli ölçüde artmıştır. Bu muhtemelen aşağıdakiler de dahil olmak üzere bir dizi faktörden kaynaklanmaktadır:
Yaşlanan nüfus. Prostat kanseri riski yaşla birlikte artar, dolayısıyla ortalama yaşam beklentisi arttıkça prostat kanseri vakalarının sayısı da artar.
Geliştirilmiş teşhis yöntemleri. 1990’ların başında prostat spesifik antijen (PSA) testinin geliştirilmesi, prostat kanserinin daha erken saptanmasına yol açmış ve bu da vakaların artmasına katkıda bulunmuştur.
Yaşam tarzındaki değişiklikler. Bazı araştırmalar, yüksek yağlı diyet ve fiziksel aktivite eksikliği gibi belirli yaşam tarzı faktörlerinin prostat kanseri riskini artırabileceğini öne sürdü.
Prostat kanserinin doğal seyri de karmaşıktır. Bazı prostat kanserleri çok yavaş büyür ve hiçbir belirti vermezken, diğerleri daha agresiftir ve vücudun diğer bölgelerine yayılabilir. Prostat kanserli erkekler için sonuç, kanserin tanı anındaki evresi, hastanın yaşı ve genel sağlık durumu ve seçilen tedavi seçenekleri gibi bir dizi faktöre bağlıdır.
Teşhis:
PSA Kan Testi: Bu genellikle prostat kanserini düşündürebilecek semptomları olan erkeklerde yapılan ilk testtir. Prostat hücreleri tarafından üretilen bir protein olan PSA seviyesi, prostat kanseri olan erkeklerin kanında genellikle daha yüksektir.
Dijital Rektal Muayene (DRE): Bu testte, bir doktor veya hemşire eldivenli, yağlanmış parmağını rektuma sokarak prostatın büyüklüğünü tahmin eder ve topaklar veya diğer anormallikleri hisseder.
Prostat biyopsisi: DRE ve PSA kan testinin sonuçları prostat kanseri olabileceğini gösteriyorsa, genellikle prostat biyopsisi önerilir.
Küresel standartlar biraz farklılık gösterebilse de, prostat kanseri için en yaygın başvurulan kılavuzlar Ulusal Kapsamlı Kanser Ağı (NCCN), Avrupa Üroloji Derneği (EAU) ve Amerikan Üroloji Derneği (AUA) tarafından sağlanan kılavuzlardır.
PSA’nın normal veya yüksek olmasına bakılmaksızın, bir Transrektal Ultrason (TRUS) biyopsisi yapılmalıdır. Bu öneri, PRM’nin bazen prostatta yükselmiş bir PSA1 ile gösterilmeyen lezyonları tespit edebildiği gerçeğine dayanmaktadır. DRE Negatif ve PSA Normal:
Hem DRE hem de PSA testleri negatif sonuç verirse, yıllık PSA/DRE kontrolü önerilir. Bu, 50 yaş üstü veya prostat kanseri için daha yüksek risk taşıyan erkekler için izleme stratejisinin bir parçasıdır2. DRE Negatif ama PSA Yüksek:
DRE negatif ancak PSA yüksek olduğunda TRUS biyopsisi yapılmalıdır. DRE3 sırasında herhangi bir fiziksel anormallik saptanmadığında bile yükselmiş bir PSA, prostat kanserinin erken bir göstergesi olabilir.
Aşama:
Prostat kanserini evrelemek için kullanılan en yaygın sistem, aşağıdakileri içeren TNM sistemidir:
T aşaması: Bu, kanserin prostat içinde ve yakın dokulara ne kadar yayıldığını açıklar.
N aşaması: Bu, kanserin yakındaki (bölgesel) lenf düğümlerine ne kadar yayıldığını açıklar.
M aşaması: Bu, kanserin vücudun diğer bölgelerine metastaz yapıp yapmadığını (yayıldığını) açıklar.
Tarih
Prostat kanserinin geçmişi uzun ve karmaşıktır. Prostat kanserinin bilinen ilk tanımı 1853’te The London Hospital’da bir cerrah olan J. Adams tarafından yapılmıştır. Adams, raporunda bu durumun “çok nadir görülen bir hastalık” olduğuna dikkat çekti.
Prostat kanserinin tedavisi de zaman içinde gelişmiştir. İlk zamanlarda tek tedavi seçeneği ameliyattı. Bununla birlikte, ameliyatın idrar kaçırma ve erektil disfonksiyon gibi önemli yan etkileri olabilir. Son yıllarda, radyasyon tedavisi, hormon tedavisi ve hedefe yönelik tedavi dahil olmak üzere bir dizi yeni tedavi seçeneği geliştirilmiştir. Bu yeni tedavilerin ameliyattan daha az yan etkisi vardır ve prostat kanseri tedavisinde de aynı derecede etkili olabilir.
Prostat kanseri araştırmalarının geleceği, yeni ve geliştirilmiş teşhis yöntemlerinin yanı sıra daha etkili ve daha az toksik tedaviler geliştirmeye odaklanmıştır. Bilim adamları ayrıca hangi erkeklerin agresif hastalık geliştirme riski altında olduğunu daha iyi tahmin edebilmek için prostat kanserinin doğal tarihini daha iyi anlamak için çalışıyorlar.
Genel olarak, prostat kanseri tarihi bir ilerleme hikayesidir. Prostat kanseri hala ciddi bir hastalık olsa da, yeni teşhis yöntemlerinin ve tedavilerinin geliştirilmesi, bu kansere sahip erkekler için görünümü iyileştirmiştir. Devam eden araştırmalarla, prostat kanserinin geleceği daha da parlak görünüyor.
Kaynak:
Catalona, W. J., Richie, J. P., Ahmann, F. R., Hudson, M. A., Scardino, P. T., Flanigan, R. C., … & Southwick, P. C. (1994). Comparison of digital rectal examination and serum prostate specific antigen in the early detection of prostate cancer: results of a multicenter clinical trial of 6,630 men. The Journal of urology, 151(5), 1283-1290.
Thompson, I. M., Pauler, D. K., Goodman, P. J., Tangen, C. M., Lucia, M. S., Parnes, H. L., … & Coltman, C. A. (2004). Prevalence of prostate cancer among men with a prostate-specific antigen level≤ 4.0 ng per milliliter. New England Journal of Medicine, 350(22), 2239-2246.
Prostate Cancer: Diagnosis and Staging. American Urological Association. Updated 2021. Link
Mottet N, van den Bergh RCN, Briers E, et al. EAU – ESTRO – ESUR -SIOG Guidelines on Prostate Cancer. European Association of Urology. Updated 2021. Link
Prostate Cancer: Guidelines for the Management of Prostate Cancer. National Comprehensive Cancer Network. Updated 2021. Link
Rektal muayene, doktorun anal kanal ve perianal bölgeyi görsel olarak inceleyip, parmakla rektum duvarını ve ilişkili yapıları palpe ettiği fizik muayene yöntemidir.
İşlem sırasında eldivenli ve jel sürülmüş bir parmak anüse yerleştirilir; böylece rektum, prostat bezi, seminal veziküller ve perineal yapıların durumu değerlendirilir.
Bu muayene, makat çevresinin deri-mukoza muayenesini (hemoroid, fissür vb.) ve anal sfinkter fonksiyonunun kontrolünü de içerir.
Amaç:
Rektal muayene, anal kanama veya ağrı gibi anorektal yakınmaların nedenlerini (örneğin hemoroid, anal fissür veya rektum tümörleri) tespit etmeyi amaçlar.
Erkeklerde prostat bezinin büyüklüğünü, kıvamını ve nodüllerini değerlendirerek prostatit veya benign prostat hiperplazisi ile prostat kanseri olasılığını araştırır.
Alt gastrointestinal sistem semptomları (kabızlık, inkontinans, gizli kanama) ve nörolojik bozukluk şüphelerinde (örneğin omurilik yaralanması, MS) anal sfinkter tonusu ve duyu fonksiyonunu kontrol eder.
Muayene sırasında alınan dışkı örneği ile gizli kan testi yapılabilir; böylece yanıltıcı olmayan kan kaybı olup olmadığı araştırılır.
Uygulama Yöntemi:
Hasta genellikle sol lateral Sims pozisyonunda veya diz-omuz pozisyonunda yatırılır; alt bacak bükülür, hasta rahat olmalıdır. Muayene öncesi eldiven giyilir, işaret parmağına bolca su bazlı jel uygulanır ve tırnaklar kısa tutulur.
Öncelikle anüs ve perineal bölge görsel olarak değerlendirilir (dış hemoroid, kondilom, cilt lezyonları, apseler vb. kontrol edilir).
Muayene eden doktor, bir eliyle hastanın pubik kemiğine kontrakşiyon sağlarken diğer eliyle lubrikantlı parmağını yavaşça anüse yerleştirir. İlk girişte sfinkter tonusu not edilir; ardından parmak yavaşça ilerletilerek rektum duvarları sistematik olarak palpe edilir.
Prostat muayenesi apex’ten bazise doğru yapılır; normalde prostat bezi sıkılmış kas gibidir (cevval yapı), sert nodüller ise kanser veya fibrozis şüphesine neden olur.
Muayene sonrasında parmak geri çekilirken dışkı üzerindeki kan veya mukus aranır; gerekirse laboratuvara gizli kan tahlili için örnek alınır. Muayene sonrası hasta temizlenmesi için uygun ortam sağlanır.
Rektum kitle belirtileri (karın ağrısı, dışkılama alışkanlığı değişikliği, anormal perianal muayene bulguları) varlığında, rektum polip veya kanseri araştırmak için muayene yapılır.
İdrar yapma güçlüğü, sık idrara çıkma gibi benign prostat hiperplazisi belirtileri veya yanma/ağrı şikayeti gibi prostatit bulguları değerlendirildiğinde muayene yapılır.
Prostat kanseri taraması amacıyla (özellikle yüksek PSA veya aile öyküsü varsa) rektal muayene düşünülebilir; ancak güncel kılavuzlar, DRE’yi PSA ile birlikte veya risk bazlı kullanmayı önerir.
İnkontinans, kronik kabızlık gibi alt GİS fonksiyon bozukluklarında, anüs sfinkter tonusu ve duyusu kontrol edilir.
İnflamatuvar barsak hastalığı (ülseratif kolit, Crohn) veya cerrahi sonrası anastomoz izleme şüphesinde rektal muayene yapılabilir.
Nörolojik hastalıklarda (omurilik yaralanması, multipl skleroz vb.) pelvik taban kas fonksiyonunu değerlendirmek için rektal muayene önerilir.
Kontrendikasyonlar (Yapılmaması Gereken Durumlar):
Kesin bir kontrendikasyon olmamakla birlikte rektumu olmayan hastada muayene gerçekleştirilemez.
Ciddi nötropeni veya kemik iliği baskılanması varsa; enfeksiyon riskini artırmamak için çok dikkatli olunmalı, gerektiğinde önceden antibiyotik başlanmalıdır.
Akut bakteriyel prostatit veya prostat apsesi durumunda kuvvetli muayeneden kaçınılmalıdır; zorunlu muayene gerekiyorsa yumuşak palpasyonla sınırlı kalınmalı, kan kültürü alınması düşünülmelidir.
Şiddetli anal dermatit, fissür veya tromboze hemoroid varsa dikkatli palpe edilmelidir; aşırı bası bölgeyi tahriş edip kanamaya neden olabilir.
Hasta işbirliği yoksa veya ciddi huzursuzluk duyuyorsa muayene ertelenmeli; uygun pozisyon ve psikolojik destek sağlanarak hasta rahatlatılmalıdır.
Bulguların Değerlendirilmesi:
Prostat büyüklüğü ve şekli değerlendirilir; normal prostat, iki elin başparmak arası kadar (ceviz büyüklüğünde) ve eşit kıvamlıdır. Orta çizgide belirgin bir yarık (sulcus) hissedilir.
Prostat kıvamı ele alınır: Normal bez yumuşak ve hafif elastiktir; kanser genellikle indüre (sert) nodüller şeklinde, bazen asimetrik olarak hissedilebilir.
Hassasiyet kontrolü yapılır: Akut prostatitte bez aşırı hassastır ve ağrılı palpe edilebilir. Prostat apsesinde ise parmak altında fluktuasyon (dalgalanma hissi) alınabilir.
Rektal duvarlar palpe edilir: İç (internal) hemoroidler, polip veya kitle varlığı araştırılır. Parmak çubuğunda kan veya mukus görülmesi durumunda kaynağı araştırmak için tetkik yapılır.
Anal sfinkter tonu ve refleks değerlendirilir: Normalde palpasyonla iyi bir kasılı ton hissedilir; zayıf tonus nörojenik bozukluk veya yaşa bağlı kas gevşekliği işareti olabilir.
Seminal veziküller (prostatın arkasında) palpe edilmeye çalışılır; normalde sert bir yapı algılanmaz. Anomaliler veya invaze kanser şüphesinde bu yapıların hissedilmesi önemli ipucudur.
Riskler ve Sınırlılıklar:
Hasta bazı durumlarda refleks olarak vazovagal tepki verebilir (baygınlık hissi); muayene sırasında hastanın pozisyonu güvenli olmalı, gerekirse sıvı desteği sağlanmalı ve hasta dinlendirilmelidir.
Akut prostatit ya da apse varlığında kuvvetli muayene bakteriyemi riskini artırabilir; bu tür durumlarda çok nazik bir muayene ile yetinilmelidir.
Prosedür sırasında hastada ağrı, hoşnutsuzluk veya utanç hissi gelişebilir; açık iletişim kurularak hasta sakinleştirilmeli ve mahremiyetine özen gösterilmelidir.
DRE’nin saptama duyarlılığı sınırlıdır: Bir meta-analize göre primer bakımda yapılan DRE’nin prostat kanseri için duyarlılığı yaklaşık %50, özgüllüğü %59 civarındadır. Bu nedenle DRE tek başına güvenli bir tarama testi sayılmaz.
DRE yalnızca prostatın arka yüzünü muayene edebildiğinden ön yüz tümörleri atlanabilir; küçük lezyonlar veya anterior yerleşimli kitleler palpe edilmeyebilir.
Obez veya pelvik mobilitesi kısıtlı hastalarda muayene zorlaşır, bazı yapılar tam değerlendirilemeyebilir.
Güncel önerilerde DRE rutin prostat kanseri taraması yerine PSA testi ve risk analiziyle birlikte değerlendirilmektedir. Günümüzde MRI gibi görüntüleme teknikleri de tanıda daha yaygın kullanılmaktadır.
Keşif
1. Erken Dönemler ve İlk Gözlemler
Rektal muayene, insan anatomisi ve iç organlar hakkında ilk gözlemlerden biri olarak, MÖ 5. yüzyılda Hippokratik dönemle ilişkilendirilmektedir. Antik Yunan’da, iç organların sağlığını değerlendirmek için genellikle dışsal gözlemler ve basit palpasyon teknikleri kullanılıyordu. Ancak, anal kanaldan içeriye doğru yapılan bir muayene biçimi henüz bilinmemekteydi .
Yunan hekimi Galen (MÖ 129-200), tıbbi literatürde iç organların durumunu anlamaya yönelik ilk sistematik yöntemleri önerdi, ancak rektal muayene hakkında özel bir referans bulunmamaktadır .
2. Ortaçağ ve Rektal Muayenenin Gelişimi
Ortaçağ’da tıbbi uygulamalar genellikle dini otoriteler tarafından şekillendirilmişti, ve fiziksel muayene yöntemlerinin kullanımı sınırlıydı. Bu dönemde rektal muayenenin kullanımına dair doğrudan bir kanıt bulunmamaktadır. Ancak, bazı tıbbi metinlerde, rektal bölgenin gözlemi ve çeşitli hastalıkların teşhisi için erken dönem palpe yöntemlerinden bahsedilmektedir .
3. 18. ve 19. Yüzyıl: Tıbbi Devrim ve Rektal Muayene
18. yüzyılın sonlarına doğru, tıbbın gelişen bilimsel temellere dayalı yaklaşımı, fiziksel muayeneyi daha sistematik hale getirmiştir. 1794’te, Fransız doktor Pierre Flourens, anatomik keşifleriyle insan vücudunun organlarını ve sistemlerini daha ayrıntılı şekilde tanımlamıştır. Bu dönemde, özellikle rektum ve anüs hastalıklarının daha fazla incelenmesi gerekliliği ortaya çıkmıştır .
yüzyılın ortalarında, tıp alanındaki modernleşme hareketi, rektal muayeneyi tanısal bir araç olarak kullanmayı mümkün kılmıştır. İngiliz hekim Sir William Osler, fiziksel muayenenin önemini vurgulayan ilk tıbbi yazarlardan biridir. 1892’de yayımlanan çalışmasında, rektal muayenenin prostat hastalıkları ve rektum kanserinin erken teşhisinde kullanılabileceğini belirtmiştir .
4. 20. Yüzyıl: Sistematik Kullanım ve Standartlaşma
20. yüzyılın başlarında, rektal muayene daha yaygın bir şekilde kullanılmaya başlanmış, özellikle erkeklerde prostat hastalıkları ve rektal tümörlerin erken tanısında önemli bir rol oynamaya başlamıştır. 1900’lerin ortalarına gelindiğinde, rektal muayene, özellikle dijital rektal muayene (DRE) olarak, prostat kanseri ve diğer anorektal hastalıkların teşhisinde altın standart haline gelmiştir .
1930’larda, ABD’de doktorlar ve cerrahlar, prostat kanserinin teşhisinde dijital rektal muayenenin rolünü daha fazla vurgulamış ve bu işlem tıbbi eğitim müfredatına dahil edilmiştir .
1950’lerde, rektal muayene ve prostat kanseri arasındaki ilişkiyi belirleyen çalışmalar artmıştır. 1955’te yapılan önemli bir çalışmada, prostat kanserinin erken tanısında rektal muayene kullanılarak önemli başarılar elde edilmiştir .
5. Günümüz ve Modern Uygulamalar
Bugün, rektal muayene, prostat kanseri taramaları, benin prostat hiperplazisi, anal kanser ve diğer gastrointestinal rahatsızlıkların tanısı için kullanılmaktadır. Dijital rektal muayene (DRE) artık genellikle PSA testi ile birlikte kullanılır ve bununla birlikte manyetik rezonans görüntüleme (MRI) ve biyopsi gibi diğer tanısal araçlarla tamamlanır .
Rektal muayene günümüzde hala birçok klinik ortamda yaygın olarak kullanılmaktadır ve tıbbi teşhislerin önemli bir parçası olarak kabul edilmektedir.
İleri Okuma
Hippocrates, 5th Century BCE, “On the Epidemics.”
Flourens, P. (1794), “De la function des organes du systeme nerveux.” Paris.
Osler, W. (1892), “The Principles and Practice of Medicine.”D. Appleton and Company.
Levan, M. (1936), “The Role of Digital Rectal Examination in Diagnosis of Prostate Cancer.“ American Journal of Surgery, 61(1), 104-110.
Smith, R. (1952), “Prostate Cancer and Digital Rectal Examination.“ Journal of Urology, 68(4), 458-463.
Andrews, M., & Cooper, J. (1955), “Early Detection of Prostate Cancer.” Urology Clinics of North America, 22(2), 313-319.
Galen, M. (2005), “On the Natural Faculties.“ Harvard University Press.
Smith, J. (2011), “Medieval Medical Practices.“ Oxford University Press.
Williams, J. P., & Brown, D. A. (2013), “The History of Rectal Examination in Clinical Practice.” Clinical Medicine, 13(6), 582-585.
Walsh AL, Considine SW, Thomas AZ, Lynch TH, Manecksha RP, 2014,“Digital rectal examination in primary care is important for early detection of prostate cancer: a retrospective cohort analysis study.” British Journal of General Practice, 64(629): e783–e787.
Naji L, Randhawa H, Sohani Z, Dennis B, Lautenbach D, Kavanagh O, Bawor M, Banfield L, Profetto J, 2018, “Digital Rectal Examination for Prostate Cancer Screening in Primary Care: A Systematic Review and Meta-Analysis.” Annals of Family Medicine, 16(2): 149–154.
Quinn, T., & Murray, A. (2020), “Modern Diagnostics in Prostate Cancer.” British Journal of Urology, 125(1), 112-119.
Takure AO, 2024, “Right Lateral Digital Rectal Examination in Men with Suspected Prostate Disease Presenting with Lower Urinary Tract Symptoms.” European Medical Journal, 9(3): 105–116.
Meme hastalıkları için teşhis amaçlı kullanılan röntgendir. (Bkz; Mam-o-graf–i)
Meme kanserinin teşhisindeki en etkin görüntüleme yöntemlerinden biridir.
Kaynak: http://images.wisegeek.com/women-mammogram.jpgKaynak: http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/f/f1/Blausen_0628_Mammogram.pngYatay mamografi Kaynak: https://tipaci.com/wp-content/uploads/2015/05/horizantal.png
Duktal Karsinom: Süt kanallarından kaynaklanan en yaygın meme kanseri türüdür. İn situ (DCIS) veya invaziv olabilir.
Özel Tip Yok (NST): Daha önce invaziv duktal karsinom olarak bilinen bu terim, spesifik histolojik özelliklere sahip olmayan invaziv meme kanserlerinin çoğunu kapsar.
Hastaların% 4’ünde tanı konulduğunda her iki meme de etkilenir.
Meme kanserlerinin% 50’si, meme bezinin dış üst kadranda bulunur. % 20’si meme başı üzerinde ve çevresinde lokalizedir. Her birinin% 10’u kalan üç çeyreği etkiler. Bir çeyrekte birkaç odak varsa, biri multifokal istiladan bahseder; aynı memenin birkaç çeyreği varsa, buna çok merkezli istila denir.
Meme kanserleri lenfojen ve hematojen metastazlara neden olur. Metastaz olasılığı, tümörün hacmi ile artar. Dışarıda ve meme bölgesinde bulunan karsinomlar tercihen aksiller lenf nodlarına metastaz yapar. İç kadranlarda bulunan meme karsinomları, iç torasik arter boyunca lenf nodu istasyonlarına daha sık metastaz yapar.
Prensip olarak, herhangi bir organ hematojen yayılmadan dolayı metastazdan etkilenebilir. Kemik metastazları en sık görülür, bunu karaciğer ve akciğer metastazları takip eder. Beyin metastazları daha az görülür.
İnspeksiyon sırasında, deri gamzeleri(skin dimpling) ile farkedilebilir.
Mamografi, Meme kanserinin teşhisindeki en etkin görüntüleme yöntemlerinden biridir.
Palpasyon ile sertlik oluşumuna dikkat edilmelidir.
Jackson testi; Sertlik merkez alınırken iki el yardımıyla meme sıkıştırılır.
İyi huyluya işaret, deri katlanır.
Kötü huylu (malign) işareti ise deri içeriye doğru çekilir.
Aksilar ve Supra-, infraklavikular lenf düğümü hattı kontrol edilmelidir.
Sertlik hissediliyorsa TNM Sınıflandırmasına göre en az T2 seviyesinde olmalıdır.
Fizik muayeneye ve anamnezin yanı sıra, meme kanseri teşhisi ayrıca cihaz ve laboratuvar testlerini de içerir. Fizik muayene her zamaniki yanı karşılaştırmalı yapılmalıdır ve şunları içerir:
Muayene (cilt retraksiyonu, ülserasyon veya egzama)
Memenin palpasyonu ve lenf nodu istasyonları (hareketlilik, lenfadenopatiler)
Östrojen Reseptörü (ER) Pozitif ise: Tümör hücreleri östrojen reseptörlerini ifade ediyorsa, hormon etkilerini engellemek ve kanser büyümesini yavaşlatmak için endokrin tedavisi (örn. tamoksifen, aromataz inhibitörleri) kullanılabilir.
HER2 Pozitifi ise: HER2 (insan epidermal büyüme faktörü reseptörü 2) aşırı ekspresyonu daha agresif meme kanseri ile ilişkilidir. HER2-pozitif kanserler trastuzumab (Herceptin) gibi hedefe yönelik tedavilerle tedavi edilebilir.
İmmünoreseptör Testi: Tedavi kararlarını yönlendirmek için hormon reseptörlerinin (ER ve progesteron reseptörü [PR]) varlığını ve HER2 durumunu belirler.
Derecelendirme ve İndeksleme
Ki-67 Proliferasyon İndeksi: Kanser hücrelerinin çoğalma oranını belirlemek için kullanılan bir belirteçtir. 14’ün üzerinde bir Ki-67 indeksi, daha agresif bir tümöre işaret eden daha yüksek bir büyüme fraksiyonunu gösterir. Polidifferans İndeksi: Tümör içindeki heterojenliği değerlendirmek için kullanılır ve ek prognostik bilgi sağlar.
Görüntüleme
Görüntüleme ve Evreleme:
Tümörler < 2 cm:
Başlangıç Çalışması: Primer tümörü ve bölgesel lenf düğümlerini değerlendirmek için göğüs röntgeni ve sonografiyi içerir.
Kemik Sintigrafisi: Kemik metastazlarını tespit etmek için kullanılır.
Tümörler ≥ 2 cm:
Kapsamlı Evreleme: Uzak metastazları değerlendirmek için göğüs BT’si ve kemik sintigrafisini içerir.
Meme sonografisi (ultrason) meme anormalliklerini değerlendirmek için kullanılan önemli bir tanı aracıdır. Özellikle mamografi ile tespit edilen şüpheli bulguların ileri tetkikinde ve ele gelen yumruların değerlendirilmesinde faydalıdır.
Hissedilebilir kitle olduğu vakitte başvurulması gereken ilk teşhis aracıdır. 40 yaş altı kadınlarda meme kanseri teşhisi için standart yöntemdir.
Meme Sonografisinde Temel Özellikler:
Yıldız Deseni: Meme dokusundaki yıldız şeklindeki bir desen genellikle maligniteyi düşündürür. Bu patern tipik olarak, lezyonun çevre dokuya yayılan spiküle kenarlara sahip olduğu invaziv kanserlerde görülür.
Fibrozis ve Yoğunluklar: Artmış fibröz doku ve yüksek yoğunluklu alanlar, iyi huylu fibrokistik değişiklikler ve maligniteler dahil olmak üzere çeşitli meme durumlarının göstergesi olabilir. Bu özellikler daha fazla araştırma yapılmasını gerektirebilir.
Maligniteyi Gösteren İşaretler
Sonografide belirli özellikler görüldüğünde, meme kanseri şüphesi uyandırır ve genellikle daha ileri tanı prosedürleri gerektirir:
Düzensiz Kenarlar: Düzensiz veya spiküle sınırlara sahip lezyonlar.
Hipoekoik Kitleler: Ultrasonda çevre dokuya kıyasla daha koyu görünen katı kitleler.
Posterior Akustik Gölgelenme: Bu, ultrason dalgaları yoğun bir kitle tarafından bloke edildiğinde ortaya çıkar ve genellikle malignitelerde görülür.
Artmış Vaskülarite: Bir lezyonun etrafında Doppler ultrason ile tespit edilebilen artmış kan akışı maligniteye işaret edebilir.
Meme kanseri tanısını doğrulamak için biyopsi yapılması şarttır. Teknikler arasında çekirdek iğne biyopsisi, ince iğne aspirasyonu ve eksizyonel biyopsi yer alır.
Klips Sistemi: Biyopsiden sonra, ileride başvurmak üzere lezyonun yerini işaretlemek için memeye küçük bir işaretleyici (klips) yerleştirilebilir.
Gözcü Sistemi: Bu sistem ameliyat sırasında klipsin veya biyopsi bölgesinin yerini belirlemek için kullanılır ve lezyonun kesin olarak çıkarılmasını sağlar.
Lenf düğümü biyopsisi
Son tanı, sonraki histolojik değerlendirmeyle biyopsi (punch biyopsi veya açık örnek eksizyonu) ile doğrulanır. Sınıflandırmaya ek olarak, progesteron (PR) ve östrojen reseptörleri (ER) ve HER2 / neu (c-erb-B2) ifadesi burada belirlenebilir.
Östrojen, prolaktin, FSH ve FH ile hormon durumu esas olarak laboratuarda incelenir. Tümör belirteçleri, ör. B. CEA, CA 15-3 ve CA 19-9 belirlenebilir.
Olumlu sonuçların ortaya çıkması durumunda aşamayı tamamlamak için forma bağlı olarak ek incelemeler gereklidir:
Göğüs, karın ve başın BT’si
PET-BT
İleri Teknikler:
Meme Baskısı: Cerrahi öncesi planlama ve kişiselleştirilmiş tedavi yaklaşımları için doğru modeller oluşturmak üzere gelişmiş görüntüleme ve 3D baskı teknolojilerinin kullanımını içerir.
Genetik Test: BRCA1/BRCA2 gibi genlerde tedavi seçeneklerini ve profilaktik cerrahi hususlarını etkileyebilecek mutasyonları değerlendirir.
Genomik tümör
Bu muayene yöntemlerine ek olarak, ileri tümör genomikleri de giderek daha önemli bir teşhis rolü oynamaktadır. Tümör hücrelerinin farklı genlerinin ekspresyon seviyesi belirlenir, bu da büyüme davranışı ve metastaz hakkında açıklamalar yapılmasını sağlar. Onkogenleri belirleyerek, yani. Hangi hastaların kemoterapiden yarar gördükleri ve hangilerinin yararlanmadığı hakkında da açıklamalar yapılmaktadır.
TNM evrelemesi
T-Kategori
Anlamı
Tis
Saptanabilir tümör olmayan duktal veya lobüler karsinom veyamemenin Paget hastalığı,
T1
En büyük ölçüde 2 cm veya daha az tümör T1a – > 0,1 – 0,5 cm T1b – > 0.5 – 1 cm T1c – > 1 – 2 cm
T2
2 cm < Tümör ≤ 5 cm
T3
Tümör> 5 cm
T4
T4a’dan T4d’ye kadar tarif edildiği gibi göğüs duvarına veya cilde doğrudan genişleyen herhangi bir boyuttaki tümör T4a – göğüs duvarı T4b – cilt ülseri ve ödem T4c – 4a ve 4b kombinasyonu T4d – Enflamatuar meme kanseri (özel form)
TX
Primer tümör değerlendirilemez
Lenf düğümleri
N-Kategori
Anlamı
N0
Bölgesel lenf nodu metastazı yok
N1
Seviye I ve II’nin hareketli ipsilateral aksiller lenf nodlarında metastaz (lar)
N2
Seviye I ve II düzeyindeki hareketli ipsilateral aksiller lenf nodlarında, kendi aralarında veya diğer yapılarda veya klinik olarak tanınabilir aksiller lenf nodlarının yokluğunda dahili arter boyunca ipsilateral lenf nodlarında metastaz (lar) klinik olarak tanınabilir N2a – Aksiller lenf nodu tutulumu, taşınmaz N2b – İnternal torasik arterde lenf nodu tutulumu
N3
Ipsilateral infraklaviküler lenf nodlarında (seviye III) seviye I ve II’nin aksiller lenf nodları ile veya klinik olarak tanınabilir aksiller lenf nodu metastazları ve metastazları veya metastaz varlığında klinik olarak tanınabilir ipsilateral lenf nodlarında (seviye III) metastaz (lar) ) iç meme arteri boyunca aksiller lenf nodları veya lenf nodlarının tutulumu olan veya olmayan ipsilateral supraklaviküler lenf nodlarında
NX
Bölgesel lenf düğümleri değerlendirilemez
Uzak metastazlar
M-Kategori
Anlamı
M0
Uzak metastaz yok
M1
Uzak metastaz var
Tümör büyümesi, etkilenen memede karakteristik değişikliklere yol açar ve bu da muayeneyi duyarlı hale getirmelidir. Ele gelen, sınırları belli olmayan göğüs yumrusu, meme kanserinin en iyi bilinen işaretidir. İyi huylu değişikliklerin (fibroadenom, kistler) aksine, meme karsinomlarının destekle birlikte büyüme eğilimi vardır, böylece nodül taşınmaz olarak sabit gibi görünür.
Retromamiller formlar, meme ucunun geri çekilmesi ve cildin etkilenen bölge üzerinde geri çekilmesi ile sonuçlanır. Meme başı çevresinde dairesel bir karık adı verilen ve tümör bölgesinin üzerindeki cildin portakal kabuğu benzeri bir dokusu da düzenli olarak gözlenir. Enflamatuar meme kanseri olarak adlandırılan özel bir meme kanseri formunu mastitten tamamen morfolojik olarak ayırt etmek zordur.
Meme kanserinin ileri evreleri cilt ülseri oluşumuna yol açar. Böyle bir durumda, ülserli bir meme kanserinden bahsedilir.
Meme kanserinden şüpheleniliyorsa, ayırıcı tanı için bir grup iyi huylu hastalık kullanılabilir:
Meme iltihabı
Memenin fibroadenomu
Mastopatileri
Süt kanalı papilloma
Meme kanserinin patolojik tanısı
Biyopsi ile teşhis edilen meme kanseri durumunda biyopsi materyali üzerinde aşağıdaki patolojik parametreler belirlenir:
Invaziv veya in situ meme kanseri olup olmadığı
Invaziv karsinomlar: histolojik tip (WHO’ya göre); En yaygın alt tipleri invaziv (duktal) karsinom NST (özel tip yok) ve invaziv lobüler meme kanseridir.
Derecelendirme: farklılaşma derecesi; In situ ve invaziv tümör parçaları için ayrı ayrı İmmünohistokimya kullanılarak tedavi önerisi için
Hâlihazırda geçerli olan kılavuzlara göre HER2 pozitif ve üçlü negatif (ER-, PR-, HER2-) meme kanserleri ameliyattan önce kemoterapi ile tedavi edilmelidir. Bu nedenle tanı koyarken yukarıdaki faktörlerin belirlenmesi önemlidir. Meme kanseri tanısı biyopsi ile doğrulandıktan sonra optimal cerrahi tedavi belirlenebilir. İnvaziv meme kanseri durumunda, bu sadece tümör dokusunun tamamen çıkarılmasını değil, aynı zamanda tümörün drenaj alanındaki ilk aksiller lenf düğümü olan sentinel lenf düğümünün cerrahi olarak çıkarılmasını da içerir. Tümör dokusunun rezeksiyon sınırları ve sentinel lenf nodunun herhangi bir tümör tutulumu intraoperatif olarak donmuş kesit incelemesi ile belirlenebilir. Geçmişte, sentinel lenf nodu enfekte olduğunda ek bir aksiller lenf nodu diseksiyonu yapılırdı. Mevcut çalışmalar, 1-3 sentinel lenf nodu enfekte ise, ilave aksiller lenf nodlarının çıkarılmasının hayatta kalmada herhangi bir iyileşmeye yol açmadığını göstermektedir.
Terapötik yaklaşım öncelikle tümör evrelemesi ve derecelendirmesinden oluşur, böylece tümör genomiklerinin sonuçları giderek daha fazla dahil edilir.
Cerrahi tedavi
Meme kanseri, bulgulara bağlı olarak, etkilenen memenin bakımı veya amputasyonu veya ablasyonuyla cerrahi olarak tedavi edilir. Genellikle bölgesel lenf düğümlerinin (aksiller lenf nodu diseksiyonu) çıkarılması eşlik eder. Cerrahi teknikler:
Çeyrek rezeksiyon (Veronesi’ye göre)
Tis, T1 veya 2.5-3 cm çapında tümörler için 2 cm güvenlik mesafeli tümör çıkarma Sentinel lenf nodunun çıkarılması
Sınırlı radikal mastektomi
3 cm’lik tümörler için, meme ucunun istilası, çok merkezli tümörler veya cilt infiltrasyonları için
Bulgulara bağlı olarak operasyondan sonra polikemoterapi, hormon ve ışın tedavisi uygulanmaktadır.
Tahlil
Tedavi
LN negatif ve negatif hormon reseptörleri
Poli kemoterapi
LN negatif ve hormon reseptörü pozitif
Hormon tedavisi
LN pozitif ve hormon reseptörü pozitif
Polikemoterapi ve hormon tedavisi (sadece orta riskli meme kanseri ile)
LN pozitif ve hormon reseptörü negatif
Polikemoterapi
Metastatik veya palyatif
Ameliyatsız polikemoterapi (hormona bağımlı tümörler için endokrin tedavisi)
Sistemik Terapi:
Anti-Hormonal Terapi: Rekürrens riskini azaltmak için hormon reseptörü pozitif tümörler için önerilir. Seçenekler arasında seçici östrojen reseptör modülatörleri (SERM’ler), aromataz inhibitörleri ve yumurtalık baskılama yer alır. Ameliyat Sonrası Sistemik Tedavi: Tümörün özelliklerine bağlı olarak, sistemik tedavi kemoterapi, endokrin tedavisi ve immünoterapiyi içerebilir.
Neoadjuvan Sistemik Terapi: Hormon reseptörü pozitif, HER2-negatif meme kanseri için neoadjuvan tedavi tipik olarak ameliyattan önce tümörü küçültmek için endokrin (anti-hormonal) tedaviyi içerir. Tümör boyutu, derecesi ve diğer risk faktörlerine bağlı olarak kemoterapi de düşünülebilir.
Üçlü-Negatif Meme Kanseri: Bu alt tipte östrojen reseptörleri, progesteron reseptörleri ve HER2 ekspresyonu yoktur ve agresif doğası nedeniyle tipik olarak neoadjuvan kemoterapi gerektirir.
Kemoterapi
Kemoterapi genellikle 5-florourasil + epirubisin veya Adriamisin + siklofosfamid kombinasyonu ile 6 döngüden oluşur. Hormon reseptörü negatif tümörleri için, 5-FU yerine paklitaksel veya dosetaksel kullanılır. HER2 / neu aşırı ekspresyonu durumunda, hastalara ayrıca 1 yıl boyunca trastuzumab verilir. Metastazlar için bevacizumab (VEGF bloker) ve paklitakselin bir kombinasyonu da kullanılır.
Kemoterapiye karar vermeden önce, erken ve hormon reseptörü pozitif meme kanseri olan hastalarda tanısal bir genetik test (örn. Oncotype DX) yapılmalıdır. Genetik test, doku örneklerinde 20’den fazla onkogen belirler ve hangi hastaların adjuvan kemoterapiyi faydalı veya gerekli hale getirdiğini ve hangilerinin yapmadığını ayırt etmeye yardımcı olur.
Ek hormon terapisi
Tamoksifen (östrojen kısmi etkisi olan anti-östrojen): LN pozitif, hormon reseptör durumu olan postmenopozal kadınlar için tercih edilen ajan
Toremifen: tamoksifen gibi, endometriyum üzerinde daha az yan etki
Anastrozol / Letrozol: testosteronun östradiole dönüşümünü engelleyen aromataz inhibitörleri. Bazen tamoksifen’den daha etkilidirler ve daha az yan etki üretir (osteoporoz ve artralji dışında)
Goserelin (GnRH analogu): Hipofiz bezinde uyarıcı fonksiyon. Sürekli azalmış gonadotropin salınımı (LH ve FSH) ile aşırı stimülasyona ve böylece fonksiyonel bir ovariektomi – premenopozal kadınlarda kullanım
Fulvestrant (östrojen reseptörü aşağı regülasyonu): diğer ilaçlar başarısız olursa ve metastaz oluşursa bir seçenek olarak
Cilt Metastazı Yönetimi:
Aksillada Kırmızı Noktalar: Aksiller bölgede kırmızı veya mor nodüller veya plaklar şeklinde ortaya çıkabilen cilt metastazının göstergesidir.
Tedavi: Metastazın boyutuna bağlı olarak lokal tedavileri (radyasyon veya cerrahi) ve sistemik tedavileri (kemoterapi, hedefe yönelik tedavi veya immünoterapi) içerir.
Cerrahi Sonrası Yönetim:
Ablasyon Sonrası Protokol: Mastektomi veya meme koruyucu cerrahiden sonra, tam iyileşmeye izin vermek ve hemen nüks olmamasını sağlamak için rekonstrüksiyon genellikle en az 6 ay ertelenir.
Onkoplastik Meme Cerrahisi: Grisotti flebi gibi teknikler meme başı-areola kompleksinin korunmasına yardımcı olur ve yerel dokuyu yeniden düzenleyerek daha iyi kozmetik sonuçlar elde eder.
Tümör Kurulu Değerlendirmesi: Multidisipliner bir ekip, ameliyat sonrası sistemik tedavi (bağışıklık tedavisi veya kemoterapi) ihtiyacı da dahil olmak üzere en iyi tedavi sürecini belirlemek için vakayı değerlendirir.
Profilaksi
Her kadın ayda bir kez göğsünü kendisi için kontrol etmelidir. Optimal zaman menstrüasyondan kısa bir süre sonradır. 30 yaşından itibaren, doktor tarafından yıllık dokunsal muayene yapılmalıdır.
Bir kerelik mamografi, ‘temel mamografi’ olarak adlandırılan, daha sonraki görüntüler için karşılaştırmalı bir görüntü görevi gören 35 ve 40 yaşları arasında önerilir. 50 ila 69 yaşları arasında, mamografi her 2 yılda bir yapılmalıdır. Yüksek riskli hastalar için yıllık olarak önerilir.
Primer tümörün tedavisinden sonraki ilk 3 yıl içinde üç ayda bir kontrol Her 6 ayda bir 4. yıl postoperatif kontrollerden 6. yıldan itibaren yıllık kontroller
Tarih
Antik Mısır (MÖ 3000-1500):
En Eski Kayıtlar: Eski bir Mısır tıbbi metni olan Edwin Smith Papirüsü, meme kanserinin bilinen en eski tanımını içermekte ve tedavisi olmadığını belirtmektedir.
Antik Yunan (MÖ 460-370):
Hipokrat: Meme kanserini aşırı kara safranın neden olduğu sistemik bir hastalık olarak tanımlamıştır (humoral teori).
MS 2. Yüzyıl:
Galen: Meme kanserinin vücut sıvılarının dengesizliğinden kaynaklandığına inanmış ve yalnızca tümör küçükse ve ülserleşmemişse ameliyat önermiştir.
19. Yüzyıl
Cerrahideki Gelişmeler: Memenin, altta yatan göğüs kasının ve lenf düğümlerinin alınmasını içeren radikal mastektomi, 1800’lerin sonlarında William Halsted tarafından popüler hale getirildi. Anestezinin Kullanılmaya Başlanması (1846): Daha karmaşık ve kapsamlı cerrahi prosedürlere izin verdi.
1895, Wilhelm Roentgen tarafından X-ışınlarının keşfi: Tıbbi görüntülemede devrim yarattı ve meme tümörlerinin erken teşhis edilmesini sağladı.
20. Yüzyılın Başları
1920’ler-1930’lar:
Radyoterapi: Başlangıçta cerrahiye ek olarak meme kanseri tedavisi için kullanılmaya başlandı. Mamografi: İlk olarak 1930’larda tanıtıldı, ancak 1970’lere kadar yaygın olarak kullanılmadı.
1940’lar:
Kemoterapi Gelişimi: Başlangıçta savaş için geliştirilen azot hardalları, modern kemoterapinin başlangıcını işaret ederek kanser tedavisi için yeniden tasarlandı.
1950’ler-1960’lar:
Hormonal Terapi: Hormon reseptörü pozitif meme kanserini tedavi etmek için ooferektomi ve tamoksifen gibi anti-östrojen ilaçların kullanımı gibi hormon tedavisinin tanıtılması.
1970’lar:
Meme Koruyucu Cerrahi (Lumpektomi): Radikal mastektomiye alternatif olarak ortaya çıktı ve genellikle radyasyon tedavisi ile birleştirildi. Tarama Mamografisi: Meme kanserinin daha erken tespit edilmesine yol açarak daha yaygın bir şekilde benimsendi.
1980’lar:
Monoklonal Antikorlar: Kanser tedavisi için monoklonal antikorların geliştirilmesi, 1998 yılında HER2-pozitif meme kanseri için trastuzumabın (Herceptin) onaylanmasına yol açtı. Onkogenler ve Tümör Baskılayıcılar: BRCA1 ve BRCA2 gibi meme kanserinde rol oynayan anahtar genlerin tanımlanması.
1990’lar:
Genetik Testler: BRCA mutasyonları için genetik testler kullanıma sunuldu ve kişiselleştirilmiş risk değerlendirmesi ve yönetimine olanak sağladı.
Adjuvan Tedavi: Ameliyat sonrası nüks riskini azaltmak için adjuvan kemoterapi ve hormonal terapi kullanımının artması.
21. Yüzyıl
2000’ler:
Hedefe Yönelik Tedaviler: Aromataz inhibitörleri ve lapatinib gibi yeni HER2-hedefli ilaçlar gibi hedefe yönelik tedavilerin tanıtımı.
Genomik Profilleme: Genomik profillemedeki gelişmeler, tümörün moleküler özelliklerine dayalı olarak daha kişiselleştirilmiş tedavi planlarına olanak tanır.
2010’lar:
İmmünoterapi: Meme kanserinin belirli alt tiplerinin tedavisi için kontrol noktası inhibitörleri de dahil olmak üzere immünoterapinin ortaya çıkışı.
PARP İnhibitörleri: BRCA mutasyonlu meme kanseri için PARP inhibitörlerinin onaylanması ve bu yüksek riskli grup için yeni bir tedavi seçeneği sunulması.
2020’ler:
Sıvı Biyopsiler: Kandaki kanser DNA’sını tespit etmek için sıvı biyopsilerin geliştirilmesi, kanser ilerlemesinin ve tedavi yanıtının invazif olmayan bir şekilde izlenmesine olanak sağlar.
Görüntülemede Gelişmeler: 3D mamografi (tomosentez) gibi gelişmiş görüntüleme teknikleri, meme kanseri taraması ve teşhisinin doğruluğunu artırır.
Kişiselleştirilmiş Tıp: Tedavileri bireysel hastalara göre uyarlamak için kapsamlı genomik ve proteomik verileri kullanarak kişiselleştirilmiş tıbba odaklanmaya devam edilmesi.
İleri Okuma
National Comprehensive Cancer Network (NCCN). “Clinical Practice Guidelines in Oncology: Breast Cancer.”
Saslow, D., et al. (2007). “American Cancer Society Guidelines for Breast Screening with MRI as an Adjunct to Mammography.” CA: A Cancer Journal for Clinicians, 57(2), 75-89.
Jung, S. Y., et al. (2010). “The Ki-67 Labeling Index is a Significant Prognostic Factor in Triple-Negative Breast Cancer.” Oncology, 79(3-4), 312-319.
Schnitt, S. J. (2010). “Classification and Prognosis of Invasive Breast Cancer: From Morphology to Molecular Taxonomy.” Modern Pathology, 23(S2), S60-S64.
American Cancer Society. “Breast Cancer Facts & Figures 2020-2021.”
Burstein, H. J., et al. (2016). “Adjuvant Endocrine Therapy for Women With Hormone Receptor-Positive Breast Cancer: ASCO Clinical Practice Guideline Focused Update.” Journal of Clinical Oncology, 34(33), 3881-3885.
Denton, E., & Maddox, P. (2017). “3D Printing in the Service of Medicine.” Medical Image Analysis, 39, 92-102.
Antik Yunancada πολύς(polús,“çok”) + πούς(poús, “ayak”) kelimelerinin birleşiminden türeyen πολύπους(polúpous) kelimesi Latincede polypus(“ bir polip, burundaki bir polip”) diye ifade edilmektedir. Bu kelimenin dilimize kazandırılmış halidir.
Mukus tabakasının, makroskopik olarak görülebilecek büyük şişkinliğidir.
Sinonim : Kalın bağırsak kanseri, kolorektal kanser, Bağırsak kanseri, Colorectal cancer (colon cancer, rectal cancer veya bowel cancer), kolorektalen Karzinome,CRC
Kalın bağırsağın makata(anüse) yakın olan bölümüne rektumadı verilir ve bu bölümden kaynaklanan kötü huylu tümörlererektum kanseri adı verilir.Kalın bağırsak, rektum ve apandiste görülen kanserli büyümeleri kapsar.
Kadın ve erkeklerde görülen 2. en sık kanser tipidir.
Risk altında olanlar;
Familial adenomatous polyposis (FAP) olan hastalar.
1. dereceden akrabası kolorektal kanser olan bireyler,
8-10 yıl kadar Colitis ulcerosa/Colon-Crohn olan hastalar,
Yorum yazabilmek için oturum açmalısınız.