Akıllı Hans

Bu yazıda 1900’lerin başında Berlin halkını heyecanlandıran, bilim insanlarını meraklandıran hatta ünü okyanus sınırlarını aşarak New York Times’a haber olan bir atın öyküsünden bahsedeceğim. Üzerinden yüzyıl geçmiş atın öyküsünün Yalansavar’da ne işi var diyorsanız özellikle devam edin derim.

Atımızın adı Akıllı Hans (ing. Clever Hans, alm. der Kluge Hans). Akıllı Hans ünlü olduğunda 9 yaşında olan bir Rus atı. Atın sahibi ve eğitimcisi Bay von Osten eski bir matematik öğretmeni ve bir avcı. Baştan hemen belirteyim: Bay von Osten bir şarlatan, üçkağıtçı, dolandırıcı ya da sirk eğitmeni değil. Disiplinli bir at eğiticisi, şiddet içeren yöntemler kullanmasa da Hans’ı bazen saatlerce çalıştıracak kadar sabırlı ve hırslı biri. Buna rağmen Bay von Osten, bilimsel yöntemden habersiz ve zamanın frenoloji (insan kafatasını gözleyerek ve ölçerek psikolojisi hakkında fikir sahibi olunacağını iddia eden sözde bilimsel düşünce) gibi sözdebilim akımlarına kafayı takmış bir karakter.

Clever Hans_von_Osten

Bay von Osten’in 4 yıl süren eğitimleri sonrasında Hans kendine takılan “akıllı” lakabını hak edecek beceriler sergiliyor. Kendisine Almanca – sahibi ve eğiticisi Alman ne de olsa – olarak sorulan sorulara başını sağa sola sallayarak ya da sağ ayağını yere vurarak yanıt veriyor. Yeteneklerini görmek isteyen izleyiciler Akıllı Hans ve Bay von Osten’i hiç bir ücret ödemeden izleyebiliyorlar.

Akıllı Hans görünüşe göre 100’e kadar olan sayma sayılarını ve 10’a kadar olan sıra sayılarını (birinci, ikinci,….) biliyor. Ancak bilgisi sadece otomatik bir sayma yapmaktan ibaret değil. Kendisine sorulan bu sayıları bağlam içinde kullanabiliyor. Örneğin “kaç seyircinin şapkası var?” sorusuna sağ ayağını yere vurarak doğru yanıt verebiliyor. Sayma sayılarını kolayca dört işlemde kullanıyor, kesirli sayılarla işlem yapabiliyor. Örneğin “1/2 ile 2/5’i toplarsam kaç eder?” sorusuna önce pay sonra paydayı sayarak veriyor: 9/10 – siz yapamadıysanız üzülmeyin; siz bir at değilsiniz ve Bay von Osten’in disiplinli eğitiminden faydalanma şansınız olmadı.

Akıllı Hans’ın matematik yeteneklerinin bir başka örneğini de “39658127 sayısına 8 rakamından sonra virgül koyarsak elde edilen sayının onlar basamağı kaç olur?” gibi sorulara şaşmaz doğrulukla yanıt verebilmesinde görmek mümkün. Dikkatli ve meraklı okuyucularımız sıfırı nasıl belirttiğini merak ediyor olabilirler: kafasını sallayarak şüphesiz.

Akıllı Hans sadece matematik alanında yetenekli bir at değil. Sahibi Bay von Osten atına küçük harflerle yazılmış Almanca kelimeleri okumayı öğretmiş. Önüne koyulan pankartlar üzerinde kendisinden istenen kelimeyi doğru bir şekilde seçebiliyor. Bir kaç kelimeyi ise kodlayabiliyor. Müzik ve hafıza becerileri de kayda geçmiş. Daha önce gördüğü yüzleri hatırlayabiliyor ve bir çok insana kısmet olmayan müzik bilgisi ile zamanının en az on üç melodisinin notalarını vuruşları ile hatırlıyor. Hatta kendisine dinletilen bir melodinin kulağa hoş gelip gelmediğini bile kafasını iki yana sallayarak yanıt verebiliyor; “hangi nota çıkarılırsa hoş bir melodi elde edilir?” sorusuna kulağı tırmalayan notanın dizi içerisindeki yerini ayağıyla sayarak yanıt veriyor.

Akıllı Hans gösterilerinden birinde

Böyle becerikli bir atın ses getirdiğini ve insanları bu becerilerin açıklanması ihtiyacı hissettiğini anlayabiliriz. Ne de olsa hepimiz, çevremizde anlamlandıramadığımız bir şeyler olduğunda içten içer bir açıklama bulmayı istiyoruz. Zira beynimiz boşlukları, açıklanamayan şeyleri sevmiyor. Zihnimiz, bir olayı -doğru ya da yanlış olduğuna bakmaksızın- açıkladığında bilişsel olarak rahatlıyor ve böylece görevlerine devam edebiliyor. Nitekim dönemin konuya ilgi duyan eğitimli ya da eğitimsiz bütün meraklıları Hans’ın becerilerine bir açıklama getirmeye uğraşmışlar. Bu bireylerin açıklama çabaları günümüzde de faydalanabileceğimiz büyük dersler içeriyor.

Bu derslere geçmeden önce Hans’ın becerilerini herhangi bir ön yargıya kapılmadan iyi tasarlanmış bir deney düzeneği kullanarak inceleyen Oskar Pfungst’ın* açıklamasını okuyalım. Araştırmacının açıklamasının olaya son noktayı koyduğunun da altını çizelim bu arada.

Oskar Pfungst, “Bay von Osten’in Atı: Akıllı Hans” isimli kitabında o zamanlar Hans’ın davranışlarına yapılan açıklamaları incelemiş ve kendi deney düzeneklerini açıklamış. Mesela Hans’ın doğru yanıtları soruyu yöneltenlerin istem dışı olarak gönderdikleri görsel sinyalleri algılayarak verdiğini anlatıyor. Soruları soran kişiler bilinçsiz olarak Hans doğru yanıtı verene kadar kaslarını sıkıyorlar. Hans bu gerginliği fark ediyor ve rahatladıkları anda duruyor. Oskar Pfungst, yaptığı deneylerde Hans’ın etrafta hiç kimse doğru yanıtı bilmediğinde ya da soruyu soranı göremediğinde yanlış yanıtlar verdiğini itiraza yer bırakmayacak kadar açık bir şekilde gösteriyor.

Hans’ın başarıları, ilk olarak soruyu soran kişinin en küçük hareketini bile algılayacak becerilerinin tek taraflı olarak gelişmiş olmasına bağlıdır; ikinci olarak gene atın kendisinde var olan yoğun ve sürekli bir dikkatin varlığına, son olarak da algıladığı hareketleri kendi az sayıda hareketi ile ilişkilendiren kısıtlı hafızasına bağlıdır.

diyen araştırmacı, atın davranışlarında kendini gösteren yüksek zihinsel becerilerin aslında ata soruyu soranların becerileri olduğunu belirtiyor ve “Akıllı Hans Vakası’na” son noktayı koyuyor.

Bugün ideomotor etki adı verilen istem ve bilinç dışı küçük hareketlerle insanların çeşitli bilgileri aktarabildiklerini biliyoruz. Ruh çağırma seanslarında hareket eden fincanın ve bir çok tıbbi şarlatanlığın altında ideomotor etkilerin yattığı biliniyor. Örneğin falcılar ve medyumların karşılarındaki bireylerin ideomotor hareketlerini iyi gözlemleyip tıpkı Hans gibi doğru yanıtı bulana kadar uğraştıkları bilinen bir gerçek. Aslında Oskar Pfungst bu detaylı çalışması ile ideomotor etkilerin insan ve hayvan etkileşiminde de söz konusu olduğunu keşfediyor.

Gelelim Akıllı Hans Vakası’ndan çıkarabileceğimiz derslere.

Olağanüstü olayların basit açıklaması olabilir
İnsan zihni boşlukları sevmez. Gözlemlediği, şahit olduğu olayları anlamlandırmak ve açıklamak için uğraşır durur. Açıklayamadığımız olaylar zihnimizin sınırlı kaynaklarını meşgul eder ve bizlere rahatsızlık verir. Bu rahatsızlıktan kurtulmaya çalışmak temel insan ihtiyaçlarından biridir diyebiliriz. İnsanlığın en görkemli başarısı olan modern bilim, etrafımızda ve evrende gözlediğimiz olayları açıklama isteğinin, zihnimizi rahatsız eden bilinmezlikten kurtulma çabasının sonucudur bir anlamda. Ancak gözlemlediğimiz olayları açıklamak için gerekli sabrı ve disiplini göstermeden kolay sonuca ulaşma isteği de maalesef doğamızın bir parçası. Nitekim Hans’ın yeteneklerini açıklamak konusunda bir çok hipotez öne sürülmüş. Bu hipotezlerin bir kısmı zamanın sözde-bilimsel akımlarından esinlenen açıklamalar. Örneğin, soruları Hans’a soran kişinin beyninin ürettiği iddia edilen N dalgaları ya da sorgucunun beyninden yayılan düşünce dalgalarının atın beyni tarafından algılanması açıklama olarak önerilmiş. Hipnoz, manyetik dalgalar da Hans’ın yeteneklerinin sebepleri olarak gösterilmiş. Hatta sorgucunun kafasından yayılan ısı dalgalarını Hans’ın sıra dışı algı becerileri ile algılayarak yanıta ulaşması da öne sürülen açıklamalardan. Şüphesiz bir hipotez ortaya atmak ya da olan bir olayı açıklamak için bir model ortaya sürmek doğruya ulaşmanın ilk adımı. Ancak bir hipotez ortaya atmak o hipotezin doğru olduğu anlamına gelmiyor. Hipotezi test etmek, var olan bilginin ışığında değerlendirmek gerekli. Ancak ortaya atılan hipotezleri test etmeden, destekleyen kanıtları bulmadan ya da sağduyunun eksikliğinde en son açıklama olarak kabul etmek büyük bir yanlış. Pfungst’un çalışmaları; varlığı ispatlanmamış, hayali dalgalarla, olgusal olarak kanıtlanmamış iddialarla olağanüstü bir açıklama bulmaya çalışmanın kötü bir strateji olduğunu gösteriyor. Pfungst’un çalışmaları açıklamayı yeteri kadar veri bulunana dek ertelemenin entelektüel saygınlığın korunabilmesi için uzun vadede avantajlı olduğunu gösteriyor. Ne de olsa olağanüstü olayların çoğunlukla çok basit açıklamaları vardır.

En eğitimliler bile aldanabilir
Bir Bilen Safsatası adlı yazımızda eğitimli uzmanların, konu hakkında bilgi sahibi olan kişilerin açıklamalarının, görüşlerinin karar vermemiz için tek başına yeterli olmadığını anlatmıştık. Uzman görüşüne başvurmak, uzmanların değerlendirmelerini dikkate almak önemli; ancak yazımızda belirttiğimiz gibi uzman görüşünü değerlendirmek de eleştirel düşünce becerilerinin kullanıldığı bir süreç. Hans’ın yeteneklerini açıklamaya çalışan bir çok uzmanın atı yalnızca bir iki kere gözleyerek hemen sonuca varmaları ve atın üstün yetenekli olduğuna kanaat getirmeleri tam da bu konuya örnek. Hans konusunda yanılanlar arasında doğa bilimci Bay Schilling, kaşif Prof. G. Schweinfurth, Hanover Zooloji Bahçeleri yöneticileri Dr. Heinroth ve Dr. Schaff gibi zamanın önemli isimleri var. 1900’lerin önde gelen zoologlarından Prof. K. Möbius Alman “National-zeitung” gazetesinde atın sayma ve aritmetik problemlerini çözme becerisine ikna olduğunu yazmış. New York Times’ın 4 Eylül 1904 tarihli “Berlin’s Wonderful Horse” isimli makale ünlü zooloğun:

Atın keskin bir görme yeteneğine sahip olduğunu, zihinsel imgeleri birbirinden ayırabildiğini ve bunları ayağını yere vurarak aktardığını

iletiyor okuyucularına. Pfungst’un detaylı çalışmaları ise atın ne keskin görme yeteneğini ne de zihinsel imgeleri birbirinden ayırabildiğini gösteriyor. Hans ödülleri alabilmek için ideomotor sinyallere dikkat eden bir at sadece. Şeker parçaları nelere kadir, en tanınan bilim insanlarını bile yanıltacak şeyler yaptırabiliyor bir ata.

Çok fazla şüphecilik bazen bizleri yanıltabilir
Oskar Pfungst’un araştırmaları başlamadan önce Hans’ın yeteneklerinin değerlendirilmesi ve mümkünse açıklanabilmesi için bir komisyon kuruluyor. Bu komisyon saygın bilim insanları, eğitimciler, askerler, bir kont ve bir sirk sahibinden oluşuyor. Komisyon bir çoklarının beklentisinin aksine atın yeteneklerinin nasıl oluştuğunu açıklamıyor. Sadece soruları soran kişinin kasıtlı bir şekilde atı etkilemediğine ya da yardım etmediğine karar veriyorlar. Bu ilk komisyon ayrıca hatalı bir çalışma yöntemi kullanarak istem dışı sinyallerin de söz konusu olmadığını aktarıyor. Komisyonun:

Altında imzası olan bizler Bay von Osten’in atının becerileri konusunda soruları soran kişinin kasıtlı bir etkilemede ya da yardımda bulunmadığına karar verdik

ifadelerine rağmen kasıtlı bir sinyal arayan ekstra şüpheciler ikna olmuyorlar bir üçkağıdın olmadığına. Örneğin Bay von Osten’in giydiği şapka ile sinyalleri aktardığını iddia ediyorlar. İşin komik tarafı ilk komisyonun testlerinde soruları soranlardan biri olan Bay Schilling’in hiç şapka giymediği olgusunu tamamen göz ardı ediyorlar. Ortada sanıldığı kadar basit, banal bir üçkağıdın, sirk numarasının bulunmadığı açıklamasına inan(a)mayan bu grup bizlere Carl Sagan’ın

Yalnızca kuşkucuysanız, o halde hiçbir yeni görüşle tanışamazsınız. Hiçbir şey öğrenemezsiniz. Dünyada saçmalığın yürümüş olduğundan emin, huysuz, insandan kaçan yabani biri olur çıkarsınız. (Yine de sizi destekleyecek çok sayıda veri olduğu doğrudur kuşkusuz.)

cümlelerini hatırlatıyor. Oysa ortada bir üçkağıt yok. Bay von Osten ve diğer sorgucular istem dışı olarak ata sinyal gönderiyorlar. İdeomotor etki fikrinden habersiz kasıtlı sinyal arayan şüpheciler enerjilerini boşuna tüketiyorlar.

Elde veri olmadan karar vermemek iyi bir stratejidir ya da veriler ışığında ilk fikrinden vazgeçmek bir erdemdir
İlk komisyonun çalışmalarına katılan ve Pfungst’un araştırma sonuçlarını detaylandırdığı kitabın Önsöz bölümünü yazan Psikolog C. Stumpf atın becerilerinin nedenleri konusunda verisiz karar vermeyerek itidalli davranmış. Pfungst’un kitabına yazdığı Önsöz’de Stumpf’un doğru karara ulaşmaya çalışırken düşündüklerini izlerini bulmak mümkün. Stumpf önceleri Hans’ın yüksek bilişsel becerilere sahip olduğunu düşünmüyor. Ancak fikrini değiştirmeye hazır:

Hans vakasında başka türlü açıklanamayacak bir çok detay var gibi görünüyordu. Ben kendi adıma, dikkatli bir çalışma sonrasında eğer kavramsal düşüncenin varlığı dışında herhangi bir şey bu detayları açıklayamazsa hayvanların bilincinin doğası konusundaki fikirlerimi değiştirmeye hazırdım.

İlk komisyonun istem dışı hareketlerin (ideomotor etkileri) de var olmadığı sonucuna katılmadığını belirten psikolog, Oskar Pfungst’un böyle etkilerin varlığını göstereceğine inanmadığını daha basit bir üçkağıt aradığını itiraf ediyor. Ancak Pfungst’un kılı kırk yaran çalışması sonrasında çıkan sonuçları kabul ederek entelektüel saygınlığını koruyor.

Carl Stumpf

Etrafımız birçok konuda bütün verileri değerlendirmeden karar veren, ilk açıklamalarından yanlış olduğu gösterilse bile vazgeçmeyen bir sürü insan var. Hatta bazıları toplum sağlığını etkileyecek konularda dahi bilişsel yanılgılarından vazgeçmiyorlar. Oysa fikrini değiştirebilmek zayıflık değil aksine kişinin saygınlığını koruyan bir erdemdir. Yoksa bugün Stumpf’tan da diğer zamanın Hans uzmanlarından bahsettiğimiz gibi hafif bir alaycılıkla bahsederdik.

Akıllı Hans vakasında deney düzeneğinin önemi, bugün bilimde altın standart olan tek körleme / çift körleme süreçlerinin önemine dair de çıkarılacak dersler var. Ancak bunları merak eden akademik eğilimli okuyucuların aşağıda bağlantısını verdiğim kitaptan okumaları gerekecek.

Akıllı Hans’ın ünlü olduğu günden bugüne yüzyıldan fazla süre geçmiş olmasına rağmen zamanın en eğitimli, en bilgili kişilerini bile yanıltan düşünme biçimlerinin Plüton’un yanından geçtiğimiz şu günlerde dahi varlıklarını sürdürdüklerini görmek biraz cesaret kırıcı. Ancak düşünmek doğuştan gelen bir beceri değil, üzerinde uğraşmak gerekiyor. Kendi düşünme biçimlerimizin yanlış olabileceği farkındalığına ulaşabilirsek biz Yalansavar ekibine zaten ihtiyaç kalmayacak.

O günlerin çabuk gelmesi dileği ile 😉


Meraklısına:

* Oskar Pfungst: Alman biyolog ve psikolog. Carl Stumpf’un öğrencisi. Akıllı Hans üzerinde yaptığı çalışma ile biliniyor. Çalışmasının onuruna gözlemcinin istem dışı etkine bugün dahi Akıllı Hans etkisi deniyor.

† Pfungst’un kitabının orijinal adı “Clever Hans – The Horse of Mr. Von Osten“  buradanindirilebilir.

‡ Carl Stumpf: 1848 – 1936 yılları arasında yaşamış Alman filozof ve psikolog. Psikolojiye önemli katkıları olmuş bir bilim insanı.

Yazan : BAHADIR ÜRKMEZ

Kaynaklar

  1. Clever Hans – The Horse of Mr. Von Osten
  2. Clever Hans – Skepdic
  3. Ideomotor Effect – Skepdic
  4. Clever Hans, Again – New YorkTimes Makalesi
  5. Berlin’s Wonderful Horse – New York Times Makalesi
  6. Kahve Fincanı ve Ouija (Cin) Tahtası Kullanarak Ruh/Cin/Ölü Çağırmak Mümkün Müdür? – İdeomotor Etki için Evrim Ağacı’da yazılmış faydalı bir makale

Romatoid artrit

Sinonim: Rheumatoid arthritis (RA),  rheumatoide Arthritis, primär chronische Polyarthritis

geleneksel biçimde, bağışıklık sisteminin eklemlere saldırmasına yol açan kronik, enflamatuvarbir otoimmün bozukluk olarak tanımlanmıştır. Engelleyici ve ağrılı bir enflamatuvar durumdur, ağrı ve eklem aşınması sebebiyle önemli oranda hareket kaybına yol açabilir. Hastalık sıklıkla vücuttaki deri, kan damarları, kalp, akciğer vekaslar gibi birçok eklem dışı dokuyu da etkilediği için sistemiktir. Multifaktöryel bir mekanizmayla ortaya çıktığı düşünülse de kesin nedeni ortaya konamamıştır

Türkiye’de 10 bin hasta için ilk yapay omurilik diski üretildi

Türkiye’de ilk yapay omurilik diski üretildi. Mekanik mühendisi Deniz Erbulut ve Prof. Dr. Ali Fahir Özer tarafından geliştirilen ürünün özel tasarımıyla Türkiye’de 10 bin hastanın yardımına koşacak. Koç Grubu şirketlerinden Inventram’ın patentini aldığı ürün ABD’de de yer almaya hazırlanıyor. 10 gram ağırlığındaki diskin fiyatı ise yaklaşık 4 bin TL.

Yüksek teknolojinin sağlık ürünlerinde kullanımı her geçen gün artıyor. Türkiye’deki şirketler, bu alanlardaki çalışmalarını her geçen arttırırken dünyaya örnek olabilen yeniliklere imza atıyor. Buna son örneklerden biri yüzde 100’ü Türkiye’de üretilen yapay omurilik diski oldu. Mekanik mühendisi Deniz Erbulut ve Prof. Dr. Ali Fahir Özer tarafından geliştirilen yapay omurilik diski, yılda Türkiye’de 10 bin kişiye uygulanan hastanın yardımına koşacak.

Koç Holding ile Koç Üniversitesi ortaklığında kurulan Inventram’ın desteğini alan yapay omurilik diskinin en önemli özelliği omuriliğe yerleştirildikten sonra 360 derece dönebilme hareketi yapabilmesi. Böylece insan hareketlerine en uygun ve doğal esneklik sağlanıyor. 10 gram ağırlığındaki bu diskin fiyatı ise 3 bin 750 ila 4 bin 200 TL arasında değişiyor.

BEL FITIĞI İÇİN ÇALIŞMA

Diski geliştirenlerden Deniz Erbulut’un paylaştığı bilgilere göre piyasada bulunan birçok ürün iki veya üç parçadan oluşuyor ve bu da ameliyat esnasında parçaların birbirleri üzerinde yanlış yerleşme riski oluşturuyor. Ayrıca piyasada bulunan birçok disk, sadece kısıtlı hareketlenme sağlarken, bu geliştirilen disk tüm yönlerde 10 derece eğim yapabiliyor. Ürün şu ana kadar 3 hastada kullanılmış durumda. Bu teknoloji her ne kadar omurilik için geliştirilmiş olsa da önümüzdeki dönemde vücudun farklı bölgelerinde de kullanılmaya hazırlanıyor. Erbulut, şu anda bel bölgesi için kullanılmak üzere bel fıtığı için çalışmalara başladıklarını ifade ediyor.

PATENT ALINDI

Türkiye’de üretilen ilk yapak omurilik diski satışa çıkmadan önce patentleri alındı. Inventram tarafından patenti alınan uluslararası pazarlara sunuyor. Bugüne kadar sağlık ürünleri ve tıbbi implantler (canlı dokulara yerleştirilen cansız maddeler) konusunda tamamen yurtdışına bağlı olan Türkiye’nin artık ileri teknoloji içeren bir implanti tamamen sıfırdan geliştirip üretir hale geldiğini ifade eden Inventram Genel Müdürü Cem Soysal, Türkiye’nin bu sayede ülke olarak ithalatçı konumundan ihracatçı konumuna geçtiğini belirtti. Soysal, “Sadece ileri teknoloji içeren implantların, ki bunlara bazı yapay organlar da dahil, 2017 yılına gelindiğinde 23.5 milyar dolar değerinde küresel bir pazarı oluşturması bekleniyor. 2020 yılına gelindiğinde ise pazarın 40 milyar dolara yaklaşacağı öngörülüyor. Dünya nüfusunun yaşlanması, eklem rahatsızlıkları ve gelişmekte olan ülkelerin artan sağlık hizmetleriyle birlikte bu pazarın her yıl yüzde 15 seviyesinde büyümesi öngörülüyor. Pazarın yüzde 42’sini ABD temsil ediyor. Bizim de içinde bulunduğumuz ileri teknoloji implant pazarı sadece ABD’de 100 milyon dolarlık hacme ulaştı” dedi.

40 YATIRIMICI GÖZÜNE KESTİRDİ

ÜRÜNÜ ABD’de de satışa çıkarmaya hazırlandıklarını belirten Soysal, şu ana kadar 40 yatırımcıyla görüştüklerini ve bu yatırımcıların 12’sinin ciddi olduğunu belirtti. Ayrıca Soysal, Türkiye’nin yüz nakli ve göz hastalıkları konusunda dünyanın önde gelen sağlık turizmi ülkelerinden birinin olmaya yolunda ilerilediğin dile getiren Soysal, şunları söyledi: “Bugün yaklaşık 500 bin civarında yabancı Türkiye’ye sağlık hizmeti almaya geliyor ve 2.5 milyar dolar döviz bırakıyor. Türkiye sahip olduğu altyapı ve insan gücüyle bunun en az 5 katını hak ediyor. Sağlık bakanlığının hedefi 2018 sonu itibarıyla 2 milyon uluslararası hastayı Türkiye’de ağırlayarak sağlık turizminden geliri 9-10 milyar dolar, 2023’te de 20-25 milyar dolar gelir elde etmek. Katma değere sahip olan yapay omurilik diski gibi ürünlerle bu rakamı arttırmayı hedefliyoruz.”

Ziehl-Neelsen boyası

Sinonim: asit-fast boyama Ziehl–Neelsen stainacid-fast stain, Ziehl-Neelsen-Färbung

  • Bakteriyolojik tanılama için kullanılan bir boyama yöntemidir.
  • İki Alman doktor: bakteriyolog Franz Ziehl (1859-1926) ve patolog Friedrich Neelsen (1854-1898) tarafından ilk kez tanımlanmıştır.
  • Özellikle Mycobacteria türleri gibi asite dirençli mikroorganizmaları tanımlamak için kullanılan özel bir bakteriyolojik boyadır.
  • Tüberküloz hastalığından sorumlu olan Mycobacterium tuberculosis’ın keşfini sağlamıştır.
  • İnsanlarda hastalığa neden olan diğer önemli Mycobacterium türleri;
    1. Mycobacterium leprae,
    2. Mycobacterium kansasii,
    3. Mycobacterium marinum,
    4. Mycobacterium avium kompleksin üyeleri içinde kullanılır.
  • Aynı zamanda Nocardia gibi bazı diğer bakterilerin boyanmasında da kullanılabilirler.
  • Mycobacterium tuberculosis gibi asit dirençli organizmalar hücre duvarları içinde mikolik asitler denilen lipid maddelerden büyük miktarda içerirler. Bu asitler Gram boyama gibi sıradan yöntemler ile boyanmaya dirençlidirler.
  • Ziehl-Neelsen boyamada kullanılan reaktifler karbol fuksin, asit alkol ve metilen mavisidir. Aside rezistant basil (ARB), boyama sonrası parlak kırmızı görünür.
Franz Ziehl
Friedrich Carl Adolf Neelsen
  • 1882’de Robert Koch tüberkülozun etiyolojisini keşfetti. Koch’un keşfinden kısa bir süre sonra Paul Ehrlich, mikobakteri tüberkülozu için şap hematoksilin lekesi adı verilen bir boyama geliştirdi.
  • Daha sonra Franz Ziehl, Ehrlich’in boyama tekniğini mordan olarak karbolik asit kullanarak değiştirdi. Friedrich Neelsen, Ziehl’in mordan seçimini sürdürdü ancak birincil boyayı carbol fuchsin olarak değiştirdi. Ziehl ve Neelsen’in modifikasyonları birlikte Ziehl-Neelsen boyasını oluşturdu. Bir başka asit hızlı saten, Ziehl-Neelsen boyama tekniği kullanılarak ancak ısıtma aşamasını prosedürden çıkararak Joseph Kinyoun tarafından geliştirilmiştir. Kinyoun’un bu yeni boyamasına ise Kinyoun lekesi adı verildi.
Kaynaklar:
  • vikipedi
  • “Microbiology with Diseases by Body System”, Robert W. Bauman, 2009, Pearson Education, Inc.
  • Morello, Josephine A., Paul A. Granato, Marion E. Wilson, and Verna Morton. Laboratory Manual and Workbook in Microbiology: Applications to Patient Car. 10th ed. Boston: McGraw-Hill Higher Education, 2006. Print.
  • Ziehl–Neelsen protocol (PDF format).

Çok ilaca dirençli tüberküloz(ÇİD-TB)

Sinonim: Multi-drug-resistant tuberculosis (MDR-TB), Multiresistente (MDR/XDR) Tuberkulose

  • ilk basamak anti-TB ilaçların en güçlü iki üyesi olan İzoniazid (INH) ve Rifampisin (R) antibiyotiklerinin her ikisine birden direnç geliştirmiş tüberküloz basilleri için kullanılan terimdir.
  • Yaygın İlaca Dirençli (YİD); ek olarak Fluorchinolone ve ikincil anti tüberküloz ilacına (Capreomycin, Kanamycin, Amikacin) direnç sağlanmasıdır.
  • Uzun süren (2 yıla kadar) ve zor tedavi sürecine karşın iyileşme ihtimali düşüktür.
  • ikincil ilaçların yan etkisi çok ve etkileri azdır.
  • Tedavi masrafları, dirençsiz tüberküloza göre 100 kata kadar artabilir.
  • Dünya çapında yaklaşık 50 milyon insan bu hastalığı taşır.
  • 2013’te; 480.000 yeni hastalananlardan, 210.000 kadarı hayatını kaybetmiştir.
Genel Sebepleri:
  • Tüberküloz kontrol programının olmayışı,
  • Yalnış tedavi
  • Tedaviye riayet etmeme
  • kontrolsüz ilaç yazma ve satış
  • kalitesiz ilaç kullanımı ve bio yararlanımın azalması
Epidemiyoloji:
  • Adsız

 

 

 

 

 

 

 

 

 

xdrprevemttreatment

 

 

 

treatment 2

 

 

 

 

 

 

 

 

 

treatment 3

türkiye 1
türkiye 2
Kaynak:
  1. who
  2. ecdc
  3. tuberkuloz.thsk

Per capita

Latincede;

  • kişi başı.
  • enellikle verilen bir istatistikteki ortalama kişi başına düşen niceliği belirtirken kullanılır.

-culum

Latincede;

  • -culus ekinin
    1. nötr yalın tekil hali
    2. maskülin hal eki almış tekil hali
    3. nötr hal eki almış tekil hali
    4. nötr yalın halinin hitaplaşmış hali.

Morbus Pott

Sinonim: Pott hastalığı,Pott’un kamburu

  • İngiliz Cerrah Percivall Pott tarafından adlandırılmıştır.
  • Akciğerler haricinde gerçekleşen ve belkemiğini etkileyen omur eklemlerinin tüberküloz artritidir.