Amerikadaki levye vakası

Phineas P. Gage (9 (?) Temmuz, 1823 – 21 Mayıs, 1860)[Notlar 1], geçirdiği akıl almaz kazanın ardından – büyük, demir bir sırık kafasından beyninin sol frontal lobunu parçalayarak geçmiştir – yaşamda kalmasıyla tanınan Amerikalı bir demir yolu inşaatı ustası. Bu yaralanmanın kişiliğinde ve davranışlarında değişikliklere yol açtığı kaydedilmiştir. Öyle ciddi değişiklikler olmuştur ki, arkadaşları ona artık “bizim Gage” diyememektedirler.

Long “Amerikadaki levye vakası” olarak da anılır. Bu vaka “merakımızı tüm öteki vakalardan daha çok kamçılayan,prognozlarımızı sarsan, hatta fizyolojik doktrinleri tamamen yıkan bir vaka” olarak değerlendirilmiştir.[Notlar 2] Phineas Gage beyinle, özellikle serebral bölümlerle[1], ilgili ilgili 19. yüzyılın ortalarında yürütülen tartışmaları etkilemiştir ve beynin belirli bölümlerine gelecek zararın kişiliği ve davranışı etkileyebileceğini ortaya koyan ilk vakadır.

Gage, nöroloji, psikoloji ve ilgili bilim dallarının eğitim programlarında yer edinmiş bir vakadır; kitaplarda ve akademik makalelerde sıklıkla kendisinden söz edilir. Bunun yanında popüler kültürde de görece küçük bir yeri vardır. Vakayla ilgili bilinen gerçekler oldukça azdır; buna karşın, beyinle ve zihinle ilgili birbirine tamamen karşı duran kuramların desteklenmesinde uzun yıllardır bu vakaya atıfta bulunulur. Yapılan bir anket[2] Gage’le ilgili yapılan sunumlarda – son zamanlarda bile – genellikle alabildiğine çarpıtılmış, abartılmış ve hatta gerçekle taban tabana ters bilgilerin kullanıldığını ortaya koymuştur.[kaynak belirtilmeli]

Gage’in, “yakışıklı, iyi giyimli ve kendine güvendiği hatta gururlu olduğu” belli olan dagerreyotipi bir portresi 2009’da kayıtlara geçmiştir. (Aşağıdaki fotoğraf.) Bir araştırmacı bu portrenin, Gage’in başına gelen en ciddi zihinsel değişikliklerin kazayı izleyen sınırlı bir zaman dilimi için etkili olduğu ve Gage’in daha sonraki yaşamında aslında oldukça iyi durumda bulunduğu, sosyal olarak çok daha uyumlu olduğu düşüncesini desteklediğini savunarak bunun bir sosyal kazanım [3] hipoteziyle örtüştüğünü öne sürmüştür. Gage’in ikinci bir portresi de 2010 yılında bulunmuştur. (Sağdaki fotoğraf.)

Kaza

13 Eylül 1848’de Gage, Rutland & Burlington Demiryolu için Vermont eyaletinin Cavendish kentinin dışında mıcır katmanı hazırlığı için kaya patlatmakta olan bir grup işçinin ustası olarak çalışmaktaydı. Gage’in görevlerinden biri, bir kaya parçasının gövdesine delik açıldıktan sonra barutu, fitili ve kumu doldurup karışımı deliğin içinde; uzun bir demir levye yardımıyla sıkıştırmaktı. [Notlar 3] Saat 16.30 sularında, kumun iyi yerleşememiş olmasından kaynaklanması olası bir patlama gerçekleşti:

… barut patladı ve o anda kullanmakta 3 santimetre genişliğindeki ve 45 santimetre uzunluğundaki gereci kafasına doğru fırlattı. Demir boru yüzünün yanından girip, … sol gözünün arkasından geçti ve kafasının üzerinden çıktı. [Notlar 4]

19. yüzyılda Gage’in “Amerikadaki levye vakası” olarak anılıyor olması okuyucuları yanıltabilir. O dönemde Amerika’da levyelerin ucunda, bugün “levye” sözcüğünden anlaşıldığı gibi, bükülmüş bir parça veya pençe yapısında bir bölüm olmuyordu. Gage’in “tepme levyesi”, “köşesiz ve kullanıldığı için görece aşınmış” bir silindirden ibaretti.[4]

Gage’in yüzüne önce giren uç sivriltilmişti ve bu sivrilme geriye doğru 30 santimetre sürüyordu. Bunun Gage’in yaşamını borçlu olduğu bir durum olması olası. Levye, öteki tepme levyeleri gibi değildi; bölgedeki bir demirci tarafından sahibinin isteğine göre yapılmıştı.[Notlar 5]

6 kilograma yakın ağırlıyla bu “ani ve beklenmedik ziyaretçi”[Notlar 6] 25 metreye yakın bir uzaklıkta “kana ve beyne bulanmış”[5] olarak bulundu.

Şaşırtıcı bir şekilde Gage birkaç dakika içinde konuşmaya başladı, çok az yardımla veya yardım almadan yürüyebiliyordu ve 1.25 kilometre uzaklıktaki dairesine gidene kadar bir römorkta dik bir biçimde oturabildi. Yanına gelen ilk doktor, Edward H. Williams oldu.

Beynin kasılmaları o kadar belirgindi ki daha aracımdan inmeden, kafasındaki yarayı fark ettim. Ben yarasını incelerken, Bay Gage nasıl yaralandığını çevresindeki bekleşenlere anlatıyordu. O sırada Bay Gage’in söylediklerine inanmadım, ona öyle gelmiş olabileceğini düşündüm. Bay Gage ise borunun kafasının içinden geçtiği konusunda ısrar ediyordu. … Bay Gage ayağa kalktı ve kustu. Kusarken harcadığı güç, yarım fincan miktarında beyni kafatasından dışarı itti. Bu parça yere düştü.[Notlar 7]

Bir saat sonra Dr. John Martyn vakayla ilgilenmeye başladı:

Burada bunu belirteceğim için kusura bakmayın ama o anda karşılaştığım görüntü, askeri ameliyatlara alışkın olmayan biri için alabildiğine korkunçtu; ne var ki, hasta acısını kahramanvari bir güçle içine gömdü. Beni görür görmez tanıdı ve canının çok yanmayacağını umduğunu söyledi. Bilinci tamamen yerinde amakanama yüzünden bitkin düşüyor gibiydi. Bedeni de yattığı yatakta, tam anlamıyla bir kan gölünün ortasında kalmıştı.[6]

Harlow’un yetenekli ellerine rağmen,[Notlar 8] Gage’in sağlığına kavuşması uzun ve zor bir süreci gerektiriyordu. Beynindeki basınç[Notlar 9] Gage’i 23 Eylül’den 3 Ekim’e kadar yarı bilinçli olduğu bir duruma soktu: “Kendisine bir şey söylenmezse seyrek olarak konuşuyor, yanıt verdiğinde de ya bir sözcük ya bir hece söyleyebiliyordu. Arkadaşları ve refakatçileri birkaç saat içinde gelecek bir ölüm bekliyordu; tabutunu, cenaze giysilerini bile hazırlamışlardı.” [7]

Bütün bunlara rağmen 7 Ekim’de Gage “kendi kendine ayağa kalkmayı başardı ve sandalyesine kadar bir adım yürüdü.” Bir ay sonra “merdiven inip çıkabiliyor, evinin yakınlarındaki meydana gidebiliyor” ve Harlow’un bir haftalık yokluğunda Gage “Pazar günleri hariç her gün sokaklarda geziniyor”, ailesinin yanına New Hampshire’a gitme isteği “arkadaşları tarafından engellenemiyor, Gage adeta yerinde duramıyordu.” Fazla gecikmeden ateşi yükseldi; ama kasımın ortalarında kendisini “her anlamda iyi hissediyor, yine evinin çevresinde gezintilere çıkıyor; başında herhangi bir ağrı sızı olmadığını söylüyordu.” Bu noktada Harlow’un gözlemi, Gage’in “eğer denetim altında tutulabilirse, iyileşme yoluna girmiş olduğu” yönündeydi.[8]

Notlar

  1. ^ 1. notu çevir.
  2. ^ Campbell, H.F. (1851) “Injuries of the Cranium—Trepanning”. Ohio Med. & Surg. J. 4(1):31–5, crediting the Southern Med. & Surg. J. (tarih bilinmiyor)
  3. ^ Macmillan 2000’de 25-27. sayfalar, patlayıcının yerleştirilmesiyle ilgili adımları ve bu kazanın yeri ve koşullarıyla ilgili bilgileri almak için yararlı olacaktır. 4 santimetreye yakın genişliği ve üç metreyi bulabilen derinliğiyle patlayıcı deliğinin el gereçleri kullanılarak delinmesi, iki işçinin yarım gün veya daha fazla süreli çalışmasını gerektirebilir. Her patlayıcı karışımın yerleştirilmesi, yerleştirileceği yerin ve kullanılacak barut miktarının tam olarak belirlenmesi için gereken çalışma düşünüldüğünde, Gage’in işçileri tarafından “çalıştıkları en çalışkan ve yetenekli usta” olarak değerlendiriliyor oluşuna ilişkin Harlow’un iddiası daha önemli gözükecektir.
  4. ^ Boston Post, 21 Eylül, 1848. Vermont, Ludlow’daki Ludlow Özgür Toprak Sendikası’ndan daha önce gelen bir habere (tarihi belirsiz) dayanarak hazırlanmış bir haber. Vikipedi’ye aktarılan metin, yayınlanan haberde yanlış belirtilmiş olan demirin uzunluğu ve genişliğiyle (Haberin aslında çevresi belirtilmiştir.) ilgili bilgilerin düzeltildiği bir metindir. (Resim açıklayıcıdır.) Bunun yanında “üst çene kemiğini parçalayarak” ifadesi de çıkartılmıştır çünkü bu gerçekte yaşanmamıştır. Harlow 1868, sayfa 342’de demirin izlediği yol açıklanmaktadır.
  5. ^ Bigelow (1850), 13-14. sayfalar ve Harlow (1868), sayfa 344’te Gage’in hayatta kalmasını sağlayan koşullar anlatılmaktadır: “Borunun biçimi – sivriltilmiş, yuvarlak ve görece aşınmış olması; bunlardan ötürü borunun baskı yapmamış ve şokun üzün sürmemiş olması.” Bigelow levyenin sivrilme uzunluğunu 25 santimetre olarak belirtmiştir ama gerçek uzunluk 30 santimetredir. (Alıntıda bu bilgi düzeltilerek verilmiştir.) Bilgi için Harlow (1848), 331. sayfa ve Macmillan (2000), 26. sayfa.
  6. ^ Bibliographical notices. Recovery from the Passage of an Iron Bar through the Head. By John M. Harlow, M.D., of Worburn. (1869). Boston Medical and Surgical Journal, March 18, 1869. 3(7)n.s.:116–117. A tone of bemused wonderment was common in 19th-century medical writing about Gage (as well as other victims of unlikely-sounding brain-injury accidents—see Macmillan 2000, pp. 66–7). Noting dryly that, “The leading feature of this case is its improbability…This is the sort of accident that happens in the pantomime at the theater, not elsewhere,” Bigelow (1850, p.13,19) emphasized that though “at first wholly skeptical, I have been personally convinced,” calling the case “unparalled in the annals of surgery.” Bigelow’s stature largely ended scoffing about Gage among physicians in general — one of whom, Harlow (1868, p.344) later wrote, had dismissed the matter as a “Yankee invention.” After Gage was joined by the cases of a miner who survived traversal of his head by a gas pipe, and of a lumbermill foreman who returned to work soon after a “picket saw” cut into his forehead to a depth of nine inches, the Boston Med. & Surg. J. (1870)[citation needed] pretended to wonder whether the brain has any function at all: “Since the antics of iron bars, gas pipes, and the like skepticism is discomfitted, and dares not utter itself. Brains do not seem to be of much account these days.” The Transactions of the Vermont Medical Society (1870)[citation needed] was similarly facetious: ” ‘The times have been,’ says Macbeth, ‘that when the brains were out the man would die. But now they rise again.’ Quite possibly we shall soon hear that some German professor is exsecting it.”
  7. ^ Williams’ın Bigelow’da geçen açıklamalarından alınmıştır. Bigelow (1850), 15–16. sayfalar.
  8. ^ Harlow wrote that Gage had been “a perfectly healthy, strong and active young man…nervo-bilious temperament, five feet six inches in height, average weight one hundred and fifty pounds, possessing an iron will as well as an iron frame; muscular system unusually well developed—having had scarcely a day’s illness from his childhood to the date of this injury.” (Nervo-bilious describes an unusual combination of “excitable and active mental powers” with “energy and strength [of] mind and body [making] possible the endurance of great mental and physical labor.”)[citation needed] He also emphasized the importance of the opening, created by the tamping iron, connecting Gage’s cranium to his mouth, as “without this opening in the base of the skull, for drainage, recovery would have been impossible.” As to his own role in Gage’s survival, he merely averred, “I can only say, along with good old Ambro[i]se Paré, I dressed him, God healed him” (Harlow 1868, pp.330, 344, 346) — an assessment Macmillan calls far too modest (Macmillan 2000, pp.12, 59–62, 346-7; and see Macmillan 2008, p.828–9; Macmillan (2001); and Barker 1995, pp.679–80 for further discussion of Harlow’s management of the case).
  9. ^ September 24: “Failing strength…During the three succeeding days the coma deepened; the globe of the left eye became more protuberant, with fungus pushing out rapidly from the internal canthus…also large fungi pushing up rapidly from the wounded brain, and coming out at the top of the head” (Harlow 1868, p.335). Here fungus does not mean a biological mycosis but rather (O.E.D.) a “spongy morbid growth or excrescence, such as exuberant granulation in a wound” i.e. part of the body’s own reaction to the injury (Macmillan 2000, pp. 54, 61-2).

Kaynakça: vikipedi

  1. ^ Barker (1995); Macmillan (2000) 7-9. bölümler
  2. ^ “a survey of published account ne demek?
  3. ^ “social recovery” ne demek?
  4. ^ Harlow (1848), sayfa 331.
  5. ^ Harlow 1848, sayfa 331.
  6. ^ Harlow (1848)’dan alınmıştır, sayfa 390.
  7. ^ Harlow (1848) ve Harlow (1868)’dan alınmıştır.
  8. ^ Harlow (1848), 391–393. sayfalar; Bigelow (1850), 17–19. sayfalar; Harlow (1868), 334–338. sayfalar.

Kan şekeri ile iradenin ilişkisi

Bir önceki yazıda bahsettiğimiz araştırma*, irade kullanması gereken bir iş yapan (örneğin duygularını veya düşüncelerini kontrol etmek) kişilerin hemen sonraki benzer bir eylemde daha başarısız olduğunu göstermişti. Araştırmacılar, iradenin bir havuz gibi çalıştığını, bu havuzdaki enerji azaldığında, bu gibi eylemleri yapmanın zorlaştığını iddia etmişlerdi. Peki, irade bir havuz gibi çalışıyorsa, bu enerji havuzunu boşaltan başka şeyler de kendimizi kontrol etmemizi zorlaştırır mı?

M. T. Gailliot ve arkadaşlarının yaptığı bir araştırmaya göre, evet. Bu araştırmada, dört ayrı deneyde katılımcılardan art arda, irade gerektiren iki görev yapmaları istenmiş (ör. dikkat gerektiren bir iş yapma, duygularını kontrol etmeye çalışma, bir bulmacayı çözme). Araştırmacılar, bu iki görev arasında katılımcıların kan şekerini ölçmüşler. Sonuçlar, arada ölçülen kan şekeri daha düşük olan katılımcıların ikinci görevde daha başarısız olduklarını veya daha çabuk pes ettiklerini göstermiş!

Üstelik araştırmacılar bunun üzerine üç deney daha yapmışlar. Yine iki, irade gerektiren görev arasında (ör. zor bir düşünceyle başa çıkma, bir sınava girme, dikkat gerektiren bir iş yapma, bir bulmaca çözme ve hatta bir başkasına yardım etmeyi kabul etme) bazı katılımcılara şekerli, bazı katılımcılara ise besin değeri olmayan, tatlandırıcılı bir limonata vermişler. Şekerli içeceği tüketen katılımcıların ikinci görevde diğerlerine göre daha başarılı/olumlu olduğunu görmüşler. Yani tükenen havuz, glikozla telafi edildiğinde normal performans görülmüş!

Bunlar, hem iradenin sınırlı bir havuz gibi işlediği fikrini destekliyor, hem de bu havuzdaki eksikliğin (en azından kısmen) glikoz tarafından telafi edilebildiğini gösteriyorlar. Her ne kadar iradenin kuvvetini belirleyen tek şeyin kanımızdaki glikoz seviyesi olduğunu veya irade gerektiren her işin her insanı aynı şekilde etkilediğini düşünmek yanlış olsa da, kan şekeri seviyesinin burada belirleyici olan etkenlerden biri olduğunu bilmeliyiz. Ayrıca bedenimiz için glikozun tek kaynağının şekerli besinler olmadığını, diğer besinlerin de kan şekerini artırabildiğini de hatırlamalıyız. Dolayısıyla zor, irade ve dikkat gerektiren bir işe girişirken, kan şekerimizin daha yüksek olduğu bir zamanı seçmekte fayda var.

Kaynaklar: sağlıkafiyet

Baumeister, R. F. (2014). Self-regulation, ego depletion, and inhibition. Neuropsychologia, 65, 313 – 319.

Gailliot, M. T., Baumeister, R. F., DeWall, C. N., Maner, J. K., Plant, E. A.,Tice, D. M., et al. (2007). Self-control relies on glucose as a limited energy source: willpower is more than a metaphor. Journal of Personality and Social Psychology, 92, 325–336.

Bilimde yaşanan en güncel 23 gelişme

1. Bilim insanları HIV virüsünü yok etmeyi başardı

Bilim insanları HIV virüsünü yok etmeyi başardı
Bilim insanları, HIV virüsünü kontrol altına almayı veya zayıflatmayı amaçlayan tedavilerden farklı olarak, ilk kez insan hücrelerinden yok etmeyi başardı.

2. Üç boyutlu yazıcıyla üretilen kafatası başarıyla insana yerleştirildi

Üç boyutlu yazıcıyla üretilen kafatası başarıyla insana yerleştirildi
Kronik kemik bozukluğuna sahip, kafatası kemiği 1,5 cm’den 5 cm’e kalınlaşmış, görme kabiliyetinin azalması ve baş ağrılarından şikayetçi 22 yaşında Hollandalı bir kadının kafatasının üst bölgesi çıkartıldı ve onun yerine 3 boyutlu yazılmış kafatası yerleştirildi.

3. Tıp tarihinde ilk kez durmuş kalbin nakli yapıldı

Tıp tarihinde ilk kez durmuş kalbin nakli yapıldı
Avustralyalı doktorlar bir ilki gerçekleştirerek durmuş bir kalbi hastaya nakledip hayata döndürdü.

4. Tıp tarihinde ilk kez rahim nakli yapılan bir kadın doğum yaptı

Tıp tarihinde ilk kez rahim nakli yapılan bir kadın doğum yaptı
İsveç‘te tıp tarihinde ilk kez rahim nakli yapılan bir kadın doğum yaptı.Gothenburg Üniversitesi ve Stockholm Tüp Bebek Ünitesi’nde görevli doktor Mats Brannstrom liderliğindeki ekibin rahim nakli yaptığı 36 yaşındaki kadının, geçen ay bir erkek çocuk dünyaya getirdiği bildirildi.

5. Laboratuvarda ilk kez işlevsel bir organ üretildi

Laboratuvarda ilk kez işlevsel bir organ üretildi
İngiliz bilim adamları, laboratuvar ortamında ilk kez bütün işlevlerini yerine getirenorgan üretti.

6. Bilim insanları kanser yiyen bakteri buldu

Bilim insanları kanser yiyen bakteri buldu
Bilim insanları, yaptıkları araştırmada, vücuda enjekte edilen bir tür bakterinin kanserli tümörü küçülttüğü bulgusuna ulaştı.

7. Meryem Mirzakhani ‘Matematiğin Nobeli’ni kazanan ilk kadın oldu

Meryem Mirzakhani 'Matematiğin Nobeli'ni kazanan ilk kadın oldu
İran doğumlu matematikçi Meryem Mirzakhani, ‘matematiğin Nobel ödülü’ olarak bilinen Fields madalyasını alan ilk kadın oldu

8. ABD’li araştırmacılar, dünyanın ilk şarj edilebilir bataryasını geliştirdi

ABD'li araştırmacılar, dünyanın ilk şarj edilebilir bataryasını geliştirdi
ABD‘li araştırmacılar, dünyanın ilk şarj edilebilir bataryasını geliştirdiklerini duyurdu.Işık ve hava ile kimyasal tepkimeye girerek çalışan cihaz, ‘nefes alan batarya’ olarak tanımlanıyor.

9. Laboratuvarda yapay deri geliştirildi

Laboratuvarda yapay deri geliştirildi
Bilim insanları laboratuvar ortamında yapay deri geliştirmeyi başardı. Hedef, ilaç ve kozmetik ürün testlerinde hayvan kullanımına son vermek.

10. Kendi kendini iyileştirebilen kas geliştirildi

Kendi kendini iyileştirebilen kas geliştirildi
Bilim adamları, laboravutar ortamında kendi kendini iyileştirebilen kas geliştirdi.

11. Laboratuvar ortamında yapay damar üretebilen teknoloji geliştirildi

Laboratuvar ortamında yapay damar üretebilen teknoloji geliştirildi
Alman Fraunhofer Enstitüsü uzmanları, laboratuvar ortamında yapay olarak damar üretebilen birteknoloji geliştirdi. Araştırmacılar bunun için bir özel yazıcıyı kullanıyor.

12. Yapay zeka ‘Turing Testini’ geçmeyi başardı

Yapay zeka 'Turing Testini' geçmeyi başardı
Eugene Goostman adlı bir yapay zeka, İngiliz matematikçi ve bilgisayar bilimcisi Alan Turing tarafından geliştirilen Turing testini geçmeyi başardı.

13. Merkür’deki donmuş su ilk kez görüntülendi

Merkür'deki donmuş su ilk kez görüntülendi
NASA uzay aracı MESSENGER Güneş’e en yakın gezegen Merkür’deki donmuş halde bulunan suyu ilk kez görüntülemeyi başardı. MESSENGER, Merkür’ün kuzey kutup noktası yakınlarındaki donmuş su izlerini fotoğrafladı

14. Görünmez güneş paneli üretildi

Görünmez güneş paneli üretildi
ABD‘li araştırmacılar neredeyse tamamen şeffaf olan yeni nesil bir güneş paneliüretmeyi başardı.

15. Bilim insanları elektrik akımıyla hafızayı güçlendirdi

Bilim insanları elektrik akımıyla hafızayı güçlendirdi
Amerikalı bilim adamları, beynin belirli bir bölgesine özel yöntemle elektrik akımı vererek hafızayı güçlendirmeyi başardı.

16. Dünyada süpernova deneyi yapıldı

Dünyada süpernova deneyi yapıldı
Bilim insanları Evren’deki en güçlü patlama olarak bilinen süpernovayı, laboratuvar ortamında oluşturduklarını açıkladı. Yapay süpernovada, yüklü parçacık saçan şok dalgaları da ortaya çıktı.

17. Bilim insanları, kök hücreleri beyin tümörlerini yok etmek için kullandı

Bilim insanları, kök hücreleri beyin tümörlerini yok etmek için kullandı
Bilim insanları, kök hücreleri beyin tümörlerini yok etmek için kullandı. Yeni yöntemin uzun vadede kanser tedavisinde kullanılabileceği düşünülüyor.

18. Dünyanın en büyük teleskobunun inşasına başlandı

Dünyanın en büyük teleskobunun inşasına başlandı
Şimdiye kadar yapılmış en büyük teleskobun yapımına Şili’de düzenlenen törenlebaşladı.

19. Pirinç tanesinden küçük elektronik kalp pili üretildi

Pirinç tanesinden küçük elektronik kalp pili üretildi
Ürettikleri pirinç tanesinden küçük kalp pilini, yeni geliştirilen sistemle vücut dışındankredi kartı büyüklüğündeki güç kaynağıyla şarj etmeyi başaran Amerikalı bilim adamları tıpta çığır açabilecek buluşa imza attı.

20. Zihinle kontrol edilen robotik kol geliştirildi

Zihinle kontrol edilen robotik kol geliştirildi
ABD‘li bir firma tarafından geliştirilen robotik kol, Amerikan Gıda ve İlaç İdaresi (FDA) tarafından onaylandı. Karmaşık fonksiyonları yerine getirebilen kol insanlarda kullanılacak.

21. ‘Yeniden Programlanmış Hücreler’ ilk kez insana nakledildi

'Yeniden Programlanmış Hücreler' ilk kez insana nakledildi

Japonya‘da “yeniden programlanmış hücreler” anlamına gelen iPS hücreleri ilk kez insana nakledildi.

22. Beyin kanaması tanısı koyan başlık üretildi

Beyin kanaması tanısı koyan başlık üretildi
Yeni icat edilen bir başlıkla, hastanın beyin kanaması geçirip geçirmediği sorusuna hızla yanıt verebileceği belirtiliyor.

23. TÜBİTAK’ın Beğenmediği Proje Dünya Birincisi Oldu!

TÜBİTAK'ın Beğenmediği Proje Dünya Birincisi Oldu!
Özel MEF Lisesi 12’nci sınıf öğrencisi İlayda Şamilgil, “First Step To Nobel Prize In Physics” yarışmasında, 70’e yakın ülkeden 5 bin fizik projesini geçerek dünya birincisi oldu. Daha önce TÜBİTAK’ın yarışmasına da gönderdiği projenin, burada dereceye giremediği öğrenildi.

Kaynak: onedio

Kulaklık Takmak Bakterileri Arttırarak Sizi Hasta Eder Mi?

Mit: “1 saatten uzun kulaklık takarsanız, kulağınızın içerisindeki bakteriler 600-1000 kata kadar artar ve dolayısıyla kulaklık takmak sizi çok hasta edebilir, çok tehlikelidir.”
Örnek Mitler: Google Araması
Gerçek: Kulaklık kullanım süresi arttıkça, kulak içerisindeki bakterilerin sayıca artış gösterdiği doğrudur. Ancak hiçbir araştırmada bu sayının 600-1000 kata kadar olduğu gösterilmemiş, yapılan birkaç çalışmada 1 saatlik kullanım sonunda sadece 10-12 katlık bir artış gözlenmiştir. Üstelik bu araştırmaların ve çok daha fazlasının hiçbirinde, bu bakteri artışının herhangi bir kulak enfeksiyonu ya da hastalığı ile ilişkisi bulunamamıştır. Dolayısıyla, kulaklık kullanımı bakteri sayısını arttırsa da, abartı sürelere ulaşılmadığı sürece hiçbir sağlık riski taşımaz.
Bilgi-1: Kulaklık takıldığı zaman dış ortamla ilişkisi büyük oranda kesilen kulağın içerisinde sıcaklık ve nem oranları artar. Bu sebeple, normalde dış ortamla neredeyse aynı sıcaklıkta bulunan kulak içi ısınır ve nemlenir. Bu da, bakterilerin normal kulak ortamından çok daha sevdikleri bir ortamın oluşmasına ve sayıca hızla artmalarına neden olur. Çünkü sıcak ve nemli ortamlarda, vücudumuzdaki ve etrafımızdaki birçok bakterinin enzimleri daha iyi çalışır ve üreme hızları artar.
Bilgi-2: Bu konuda çok fazla sayıda araştırma yapılmamış olsa da, yapılan en önemli araştırma 1992 senesinde Itzhak Brook ve William Jackson tarafından yapılmış ve Laryngoscope isimli makale dergisinde yayınlanmıştır. Araştırmada bir denek, havayolları tarafından dağıtılan kulaklıkları 1 saat boyunca, aralıksız olarak takmıştır. Kulaklık takılmadan önce kulaklığın yüzeyinde 60 farklı mikroorganizma bulunmuştur. 1 saatlik kullanımın sonrasında ise bu sayı 650 civarına ulaşmış, yani 11 kat artmıştır. Dolayısıyla 700 kat gibi abartı ve korkutucu sayılar tamamen uydurmadır.
Bilgi-3: Brook ve Jackson, yaptıkları araştırmanın sonunda üreyen bu bakterilerin hiçbirinin kulak enfeksiyonları veya hastalıkları ile herhangi bir alakasını ortaya çıkaramamıştır. Onlardan sonra, Malezya’da 118 telefonla danışma elemanı üzerinde yapılan bir çalışmada, günde 7 saat, haftada en az 5 gün düzenli olarak kulaklık takan çalışanların sadece 11 tanesinde kulak-burun-boğaz enfeksiyonu keşfedilmiş, bu 11 vakanın ise sadece 4 tanesinin kulaklık kullanımı sebebiyle hastalandığı ortaya çıkarılmıştır. Dolayısıyla kulak içerisindeki bakterilerin sayısı artsa bile, bu artışın kulak hastalıkları ile doğrudan bir alakası bulunmamaktadır.
Bilgi-4: Kulak içerisindeki mikroorganizma çeşitliliğinin de sayıca artmasının sebebi, nemli ve sıcak olan kulak içerisinde, deri altında yaşayan bakterilerin de terleme sonucu ulaşması ve kulak içerisinde çoğalmalarıdır. Yukarıda da belirtildiği gibi, bu durum bile hastalanma ihtimalini kayda değer miktarda arttırmamaktadır.
Mitin Kaynağı: Bu mitin Dünya çapında yayılmasının suçlusu, The New York Times gazetesi yazarı Betsy Wade’in 3 Ocak 1993 tarihinde Brook ve Jackson’ın makalesiyle ilgili yaptığı bir gazete haberinde, 11 kat artışı halen anlaşılamayan bir sebeple 700 kat olarak yayınlamış olmasıdır. Muhtemelen matematiği yetmedi ya da okuma konusunda bir sıkıntı vardı (ya da birçok gazeteci gibi içi boş bir prim peşindeydi). O günden bugüne sayısız kaynak 700’ün etrafında dolaşarak bu miti geliştirmiştir. Günümüzde buna bir de kulaklıkların çok sayıda “ciddi” hastalığa neden olduğu yalanı eklenmiş ve mit daha da gelişmiştir.
Tıbbi Uyarı: Eğer ki kullandığınız kulaklık hijyenik bir şekilde saklanmıyorsa, elbette dışarıdan tehlikeli mikropları kulağınıza taşıyabilir. Ancak bunun suçlusu kulaklık kullanımı veya süresinden çok (bunun çok az etkisi vardır), sizin kulaklığınızı ne kadar temiz kullandığınızdır. Sonuçta tek bir tehlikeli bakterinin kulağınıza taşınması bile, kulaklığı uzun süre kullanmasanız bile hastalığa neden olabilir. Siz yine de işi garantiye almak isterseniz, belli aralıklarla kulaklıklarınızı çıkararak kulaklarınızı dinlendirin. Hem artan sayıda bakterilerin azalmasını sağlayın, hem de kulak içi ortamınızın eski haline gelmesini sağlayın. Böylesi, daha sağlıklı olmaktan çok, daha hijyenik olacaktır.
 
Görsel: İG (Evrim Ağacı)
 
Kaynaklar ve İleri Okuma:

Kilo vermek için sağlıklı bir kahvaltı

Harvard Epidemiyoloji ve Beslenme departmanından Profesör Eric Rimm’e göre kilo vermek veya bulunduğunuz kiloyu korumak istiyorsanız bunun yolu sağlıklı kahvaltıdan geçiyor. Kahvaltı bir bireyin günlük enerji alımının % 25-30’unu oluşturmalıdır. Çalışmalar bu tip bir kahvaltının kilo vermeye veya kilo korumaya yardımcı olduğunu göstermektedir.

Sağlıklı bir kahvaltı markette başlar. Bu nedenle alışverişte besin etiketlerini okuyarak işe başlayabilirsiniz. Örneğin; ‘şeker ilavesiz’ ibaresi ürünün hiç şeker içermediği veya protein ve yağ içeriği bakımından da sağlıklı olduğu anlamına gelmemektedir. Bu durum tam buğday ya da tam tahıl ifadeleri için de geçerlidir; eğer dikkatli bir tüketici değil isek bunun da farkına varmamız mümkün değildir ancak gerek posa ve vitamin-mineral gerekse glisemik indeks bakımından bu ürünler birbirinden farklıdır.

Sağlıklı kahvaltı menüsü oluşturulurken de en başta bilinmesi gereken tek başına mucizevi bir besin olmadığıdır. Sağlıklı ve besleyici bir kahvaltı başta protein ve karbonhidratlar olmak üzere bir miktar da sağlıklı yağları içermelidir. Protein kaynağı dendiğinde akla ilk gelen seçeneklerden biri ise yumurtadır. Yıllardır yumurta ile ilgili iyi ya da kötü birçok yorum yapılsa da aslında kahvaltının vazgeçilmezidir. Yapılan çalışmalar sağlıklı bireylerde günde bir yumurta yemenin kalp damar hastalıkları veya felç riskini arttırmadığını göstermektedir. Ayrıca diğer bir protein kaynağı olan süt ve süt ürünlerinin de kontrollü bir şekilde tüketilmesinde fayda vardır. Özellikle kalsiyum ve bazı biyoaktif bileşenler açısından önemli bir kaynak olmaları kilo kaybında size destek olacak önemli bir faktördür.

Karbonhidrat kaynaklarına baktığımızda ise doğru tercih yapmak yine oldukça önemlidir. Burada dikkat edilmesi gereken boş enerji kaynağı olmasından ziyade vitamin-mineral ve posayı da içeren mümkün olabildiğince işlenmemiş seçenekler tercih etmektir. Bu sizin yediklerinizin sindirimini uzatacak dolayısıyla tokluk hissi sağlayacak ve gün içerisinde enerjinizin düşmesini önleyecektir. Bunun için tam tahıllı ekmek ve gevrekler, yulaf, meyve ve sebzeler iyi birer alternatif olacaktır.

Tüm bunların yanı sıra kahvaltı denince sıklıkla karşımıza çıkan işlenmiş ürünlerden ise uzak durmamız gerektiği unutulmamalıdır. Özellikle salam, sosis, sucuk gibi şarküteri ürünleri ve poğaça, kek, börek gibi pastane ürünleri bunların başında gelmektedir. Bu tip ürünler sizi kahvaltı yapmaktaki amacınızdan saptırmakta ve bazen gün içerisinde daha da kolay kontrolü kaybetmenize neden olabilmektedir.

Son olarak size bir soru; kilo verdikten sonra verdikleri bu kiloları koruyanların % 78’inin kahvaltı ettiğini biliyor muydunuz?

Kaynak:
Harvard TH Chan School of Public Health, A healthy breakfast essential to losing weight.
http://www.hsph.harvard.edu <accessed 27.02.2015>

International Food Information Council Foundation, Breakfast and Health.
http://www.foodinsight.org/Content/6/IFIC%20Brkfast%20Review%20FINAL.pdf <accessed 27.02.2015>

Türkiye’de İlk Biyonik Göz Ameliyatı Yapılan Hasta 20 yıl sonra ışığa kavuştu!

Türkiye’nin ilk biyonik göz ameliyatı, 20 yıldır görmeyen 44 yaşındaki Dilek Ümran Öztürk’e yapıldı. Dünyada henüz yaklaşık 150 kişiye uygulanan ‘Argus II – Biyonik Göz’ ameliyatı ile gözleri görmeyen Öztürk şekilleri yeniden seçmeye başladı.

Dünyagöz Hastanesi’nde gerçekleştirilen ameliyat LASİK yönteminin mucidi Prof. Dr. loannis Pallikaris, Doç. Dr. Nur Acar ve Op. Dr. Fevzi Akkan tarafından yapıldı.
Halk arasında tavukkarası olarak bilinen; Retinitis pigmentosa hastası olan 1971 doğumlu Dilek Ümran Öztürk, Kütahya’da yaşıyor. İsa Öztürk ile evli olan Öztürk, iki kız çocuk annesi. 1991’de evlenen Öztürk’ün görmesi, ilk çocuğunu doğurduktan sonra azalmaya başladı. Doktorların hamileliğin bu hastalığı ilerleteceğini ve artık göremeyeceğini söylemesine rağmen Öztürk, ikinci çocuğunu da dünyaya getirdi. İlk kızını 2-3 yaşına kadar gören Öztürk’ün, 2. kızını görme fırsatı hiç olmadı.
Ameliyatla hastanın görme kapasitesinin her geçen gün daha da geliştiğini belirten Prof. Dr. loannis Pallikaris, artık kendi kendine hayatını sürdürmesinin daha kolay olacağını söyledi. Pallikaris, Argus II ameliyatının Türkiye’deki görme engelli hastalar için artık yeni bir umut ışığı olduğunu dile getirdi. Palikaris, “Dünyada sayılı birkaç ülkede gerçekleştirilen bu ameliyatı Türkiye’de ilk kez gerçekleştirmenin gururunu yaşıyoruz. Bu ameliyat için en uygun hastayı yaklaşık 800 hasta arasından seçtik ve operasyonu başarılı bir şekilde tamamladık. Argus II ameliyatlarında tıbbi ve yardımcı ekibin çok önemli olduğunu vurgulamak istiyorum. Burada çok başarılı bir operasyon gerçekleştirmemizin en büyük sebebi Dünyagöz Hastaneler Grubu Az Görenler ve Biostimulasyon Merkezi’nin deneyimli kadrosu ve teknolojik altyapımız olduğunu da önemle belirtmek isterim.” dedi.
“KİMLER OLABİLİR?”
“Argus II” ameliyatı, retinitis pigmentosa hastalığına bağlı sonradan görme engeli yaşayan kişilerin gölge ve ışık algılarını artırarak görme seviyesini yükseltiyor ve günlük hayatlarını kolaylaştırıyor. Halk arasında tavukkarası veya gece körlüğü olarak adlandırılan retinitis pigmentosa hastalığı, çok değişik genetik geçiş özellikleri gösteren, akraba evliliği ile daha çok görülen ve total körlüğe götüren nadir bir hastalık olarak dikkat çekiyor. Argus II – Biyonik Göz ameliyatı, gözdeki ışık alıcıları hiç olmayan veya ciddi hasar gören, ancak optik sinirleri sağlam kalan tavukkarası hastalığına bağlı görme kaybı yaşayanlara uygulanıyor. Bu yöntem iki gözünde çok ciddi görme kaybı gelişmiş kişilerin görme seviyelerini artırarak günlük hayatlarını kolaylaştırmayı hedefliyor.
“NASIL ÇALIŞIYOR?”
Yaklaşık 4 saat süren bir ameliyatla hastanın gözünün içine ve yanına yerleştirilen “Argus II” retinal implantı iki parçadan oluşuyor. Biyonik göz, görüş alanındaki nesneleri algılamayı sağlayan elektronik bir gözlük vasıtasıyla çalışıyor. Gözlük üzerinde bir kamera bulunuyor ve implantı aktive etmesi için bir güç cihazına bağlı olarak çalışıyor. Gözlüğün üzerindeki minyatür video kameradan alınan görüntüler, video işleme ünitesinde işlenerek, gözlüğün üzerindeki anten aracılığıyla, göze yerleştirilen retinal implanta kablosuz olarak gönderiliyor. İmplant talimatları alıyor ve uyarımı bir elektrot dizisi üzerinden retinaya iletiyor. Hastalar siyah beyaz görüyor, gölge ve ışık algıları artıyor.
Ameliyattan iki hafta sonra hastanın yaşam alanlarında gerçekleştirilen rehabilitasyon süreci başlıyor. Bu süreçte hastanın kişileri ve nesneleri algılaması ile biyonik gözle gördüklerini nasıl yorumlayacağı konusunda destek ve eğitim veriliyor.