Portör Muayenesi

Latincede portāre (taşımak) geçmiş zamandaki fiilimsi olan –> portātor –>Fransızcada porteor bu kelimeden dilimize geçmiştir.

Portör, taşıyıcı, dağıtıcı anlamına gelmektedir. İnsanlarda bulunan bazı virüs ve etmenleri taşıyıcı görevi üstlenerek başkalarına bulaştırmaya, dağıtmaya sebebiyet verir. Portör taşıyıcısı olan insanların sağlığı bulaşan kadar etkilenmezken, bulaştığı kişilerde ciddi sağlık sorunları meydana gelmektedir. Bu sebeple portör muayenesi ve testi uygulanması gereken önemli sektörler bulunmaktadır.

Portör Muayenesi Zorunlu Mu ?

Portör muayenesi, 1593 sayılı Umumi Hıfzısıhha Kanunu‘nun 126. ve 127. maddelerine göre gıda üretim yerleri ve sıhhi müesseselerde çalışanların bulaşıcı hastalık taşıyıcılığı yönünden her 3 ayda bir yapılması zorunluydu. Ancak 2011 yılında yapılan kanun değişikliği ile kanunun 126 ve 127. maddelerinde geçen portör muayenesi ifadesi çıkarılmış ve gıda işlerinde çalışanların hijyen eğitimi almış olması zorunluluğu getirilmiştir.

Bu değişiklik portör muayenesinin kaldırıldığı yönünde yorumlanmıştır. Ancak 1593 sayılı Umumi Hıfzısıhha Kanunu’nun 126. maddesi bulaşıcı hastalığı olanların gıda ile ilişkili işlerde çalıştırılamayacağına hükmeder. Yani bir çalışanın bulaşıcı hastalığı olup olmadığının kontrol edilmesi ve belgelenmesi şarttır.

Madde 126 – Bulaşıcı bir hastalığı olduğu belgelenenler ile iş yerinin faaliyet ve hizmetlerinden doğrudan yararlananları rahatsız edecek nitelikte ve görünür şekilde açık yara veya cilt hastalığı bulunanlar, bizzat çalışan iş yeri sahipleri ve işletenleri de dâhil olmak üzere, alınacak bir raporla hastalıklarının iyileştiği belgeleninceye kadar, birinci fıkrada belirtilen iş yerlerinde çalışamaz ve çalıştırılamazlar.

Portör muayenesi kaldırılmamıştır. Çalışanın bulaşıcı hastalığının olup olmadığının kontrol edilmesi şarttır. Gıda işinde çalışanların bulaşıcı hastalık taşıyıp taşımadığını tespit etmenin en etkili yolu portör muayenesidir.

Ayrıca 126 ve 127. maddelerde yer alan hijyen eğitimi, çalışanların bulaşıcı hastalık taşıyıp taşımadığını veya gelecekte bulaşıcı hastalıklara yakalanmayacağını gösteren bir eğitim değildir. Hijyen eğitimi sadece gıda işinde hijyen kurallarını öğreten bir eğitim olarak verilmektedir. Dolayısıyla portör muayenesi ve hijyen eğitimi birbiri ile çok farklı uygulamalar olup asla birbirinin yerine geçemez

Portör Muayenesi Hangi İşlerde Yapılmalıdır ?

Portör muayenesi, gıda ile ilgili işlerde ve sıhhi yani bakım, temizlik, konaklama gibi iş kollarında yapılması gereken bir testtir. Bu gibi işlerde, bulaşıcı hastalıkların diğer insanlara bulaşması için gerekli ortamlar çok sık oluşmaktadır. Aşağıdaki iş kollarında mutlaka portör testi yapılmalı ve test sonuçları olumlu olan kişiler çalıştırılmalıdır.

  • Pansiyon, motel, otel veya turistik tesisler
  • Her türlü gıda üretim, dağıtım ve servis işleri
  • Kuaför, berber, güzellik salonu
  • Bar, gazino, restaurant, kafe
  • Sauna, hamam
  • Özel şirketlerde mutfak çalışanları

Portör Muayenesi Hangi Laboratuvar Tetkiklerini İçerir ?

Çalışanların bulaşıcı hastalık taşıyıp taşımadığını tespit edebilmek için bazı tahliller yapılmalıdır. Bu tahliller kan, dışkı, röntgen veya tükürük yolu ile yapılan tahlillerdir. Doğru bir portör muayenesi aşağıdaki testleri içermelidir.

  • Gaita Kültürü ( Salmonella ve Shigella yönünden, en az yılda bir)
  • Dışkının mikroskobik incelenmesi ( Entamoeba histolytica kistleri, giardia lamblia kistleri ve helmint yumurtaları yönünden, en az altı ayda bir)
  • Boğaz ve Burun Kültürü (Staphylococcus aureus yönünden, en az yılda bir)
  • Hepatit B taraması (3 ayda bir) ve aşısı (isteğe bağlı)
  • Akciğer Grafisi ( Tüberküloz yönünden, en az yılda bir)

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Pneumonia

  • Antik Yunancada πνεύμων (pneúmōn“akciğer”) + ία (-ía, Dişil soyut isimler oluşturmak için sıfatların köklerine, nadiren fiillerin köklerine ve hatta daha nadiren isimlerin gövdelerine eklenir); πνευμονίᾱ (pneumoníā) akciğer hastalığıdır.

Virüs, bakteri veya diğer mikroorganizmaların sebep olduğu akut ve kronik akciğer enflamasyonları (zatürre) için kullanılır.

Francisco Wiedon (?) ve Karısı, Zatürre ve yanının ağrısının tedavisi için dua ediyor

Pnömoni, eski Yunanca’da akciğer anlamına gelen “πνεύμων” (pneumon) kelimesinden gelmektedir. Hipokrat ve Galen tarafından yapılan erken tanımlamalarla antik çağlardan beri bilinmektedir. Modern pnömoni anlayışı 19. yüzyılın sonlarında mikrobiyolojideki ilerlemelerle gelişmeye başlamıştır.

  • Carl Friedländer (1882): Klebsiella pneumoniae’yi pnömoni etkeni olarak tanımladı ve başlangıçta “Friedländer basili” olarak adlandırdı.
  • Albert Fraenkel (1884): Birçok pnömoni vakasından sorumlu önemli bir bakteriyel patojen olan Streptococcus pneumoniae’yı keşfetti.
  • Sir William Osler (1892): “Modern tıbbın babası” olarak bilinen Osler, pnömoniyi kapsamlı bir şekilde incelemiş ve yüksek ölüm oranını vurgulayarak pnömoniden “ölüm adamlarının kaptanı” olarak bahsetmiştir.

Sınıflandırma ve Etiyoloji:

Pnömoni, edinildiği ortama göre sınıflandırılır:

Toplum Kaynaklı Pnömoni (CAP):

Sağlık hizmeti ortamları dışında edinilir.
Etiyoloji: Yaygın patojenler arasında Streptococcus pneumoniae, Haemophilus influenzae ve solunum virüsleri bulunur.

Hastane Kaynaklı Pnömoni (HAP):

Hastaneye yatıştan >48 saat sonra ortaya çıkar, yatış sırasında mevcut değildir veya inkübasyona girmemiştir.
Etiyoloji: Genellikle Pseudomonas aeruginosa, MRSA ve enterik Gram-negatif basiller gibi çoklu ilaca dirençli organizmalardan kaynaklanır.

Ventilatörle İlişkili Pnömoni (VAP):

Mekanik ventilasyondaki hastalarda meydana gelen bir HAP alt kümesi.
Etiyoloji: HAP’a benzer ancak uzun süreli entübasyonla ilişkili patojenlerin prevalansı daha yüksektir.

İnfluenza ve Pnömoni:

  • Ölüm Oranı: İnfluenzaya bağlı pnömoni, özellikle yaşlılar, bağışıklık sistemi baskılanmış bireyler ve altta yatan sağlık sorunları olanlar arasında önemli bir ölüm oranına sahiptir.
  • Hamile Kadınlar: Hamile kadınlar pnömoni de dahil olmak üzere ciddi influenza komplikasyonları açısından daha yüksek risk altındadır. Morbidite ve mortaliteyi azaltmak için hızlı antiviral tedavi önerilmektedir.

Klinik Kriterler ve Ciddiyet Değerlendirmesi:

Minör Kriterler (1-2 kriter):

Örnekler: Hafif hipoksemi (PaO2/FiO2 oranı >250), hafif konfüzyon, hafif lökopeni.
Uygulama: Tipik olarak ayakta tedavi veya kısa süreli hastaneye yatış ile yönetilir.

Orta Dereceli Kriterler (2 veya daha fazla minör kriter):

Örnekler: PaO2/FiO2 oranı <250, multilobar infiltratlar, lökopeni (WBC <4.000 hücre/µL).
Sonuç: Genellikle hastaneye yatış ve daha yakın izleme gerektirir.

Şiddetli Kriterler:

Örnekler: PaO2 < 55 mm Hg, vazopressör gerektiren septik şok, akut böbrek yetmezliği.
Anlamı: Yoğun bakım ünitesine (YBÜ) kabul ve agresif yönetim gerektirir.

Etiyolojik Ajanlar ve Teşhis:

  • Viral Etiyoloji: Pnömoni vakalarının yaklaşık %22’si influenza, respiratuar sinsityal virüs (RSV) ve koronavirüsler dahil olmak üzere virüslere bağlıdır.
  • Bakteriyel Etiyoloji: Yaygın bakteriyel patojenler arasında Streptococcus pneumoniae, Haemophilus influenzae, Staphylococcus aureus ve Mycoplasma pneumoniae ve Chlamydophila pneumoniae gibi atipik bakteriler bulunur.
  • Kardiyak Dekompansasyon: Konjestif kalp yetmezliği, sıvı birikimi ve patojenlerin temizlenmesinin bozulması nedeniyle hastaları pnömoniye yatkın hale getirebilir.

Teşhis Yöntemleri:

  • Balgam Muayenesi: Bakteriyel pnömoni tanısı için gereklidir, ancak laboratuvar kültürleri ile doğrulanmalıdır. Kontaminasyonu önlemek için uygun toplama tekniği çok önemlidir.
  • Laboratuvar Testleri: Kan kültürleri, balgam kültürleri, spesifik patojenler için PCR ve Legionella ve Streptococcus pneumoniae için idrar antijen testlerini içerir.

Tedavi ve Komplikasyonlar:

  • Akciğer Apsesi: Tedaviyi uzatabilen pnömoni komplikasyonu. Genellikle anaerobik bakterileri hedef alan antibiyotikler ve muhtemelen cerrahi drenaj gerektirir.
  • Terapötik Yaklaşım: Ampirik antibiyotik tedavisi klinik yargı, hastalığın şiddeti ve lokal antibiyogram verilerine göre yönlendirilmelidir. Bakteriyel pnömoni için beta-laktamlar, makrolidler veya florokinolonlar yaygın olarak kullanılır.

İleri Okuma

  1. Kaysin, A., & Viera, A. J. (2016). Community-Acquired Pneumonia in Adults: Diagnosis and Management. American Family Physician, 94(9), 698-706.
  2. Torres, A., Niederman, M. S., Chastre, J., et al. (2017). International ERS/ESICM/ESCMID/ALAT guidelines for the management of hospital-acquired pneumonia and ventilator-associated pneumonia. European Respiratory Journal, 50(3), 1700582.
  3. File, T. M., Marrie, T. J. (2010). Burden of Community-Acquired Pneumonia in North American Adults. Postgraduate Medicine, 122(2), 130-141.
  4. Mandell, L. A., Wunderink, R. G., Anzueto, A., et al. (2007). Infectious Diseases Society of America/American Thoracic Society consensus guidelines on the management of community-acquired pneumonia in adults. Clinical Infectious Diseases, 44(S2), S27-S72.
  5. Centers for Disease Control and Prevention (CDC). (2020). Influenza (Flu) – Clinical Features of Influenza.

Morbus Cushing

Sinonim: Cushing’s disease

Morbus Cushing, hipofiz bezinde ACTH hormonu üreten hücrelerde tümör büyümesine verilen hastalığın adıdır. Vücutta fazla ACTH üretildiği için böbrek üstü bezleri normalden fazla çalışır ve fazla miktarda cortisol üretir. Cushing- Sendromu ile karıştırılmamalıdır. Cushing Sendromu olarak bilinen vücutta birçok sebepten ortaya çıkabilecek yüksek cortisol seviyesidir. Cushing hastalığının bir semptomudur; fakat her cushing sendromu, cushing hastalığının da olacağı anlamına gelmez.

Hastalık kendini kişinin kilo alması, kas kütlesinin azalması, Osteoporose, yüksek tansiyon ve impotenz gibi belirtilerle gösterebilir.

Tedavi olarak en etkili yöntem tümörün ameliyatla alınmasıdır. Ayrıca Cortisol dengesini sağlayabilmek için Glukokortikoidlerden de faydalanılır.

Venosus

Sinonim: Venöz.

Latincede; vena kelimesinden gelir.

  • Toplardamara ait.
  • Kuru, kıt, yetersiz.
Sayı Tekil Çoğul
Hal/ Cins. Mask. Fem. Nötr Mask. Fem. Nötr
nominatif vēnōsus vēnōsa vēnōsum vēnōsī vēnōsae vēnōsa
genitif vēnōsī vēnōsae vēnōsī vēnōsōrum vēnōsārum vēnōsōrum
datif vēnōsō vēnōsō vēnōsīs
akusatif vēnōsum vēnōsam vēnōsum vēnōsōs vēnōsās vēnōsa
ablatif vēnōsō vēnōsā vēnōsō vēnōsīs
vokatif vēnōse vēnōsa vēnōsum vēnōsī vēnōsae vēnōsa

Streptococcus agalactiae

“Streptococcus” terimi Yunanca köklerden türetilmiştir: “Bükülmüş” anlamına gelen streptos ve ‘dut’ anlamına gelen kokkos. Bu isimlendirme, bu bakterilerin tipik olarak bükülmüş yapılara benzeyen zincirler oluşturması nedeniyle oluşturulmuştur; bu, zincirler halinde toplanabilen koklar (küresel bakteriler) olarak büyüme modellerinin karakteristiğidir.

Tür adı olan “agalactiae” Yunanca “süt eksikliği” anlamına gelen agalactia teriminden gelmektedir. Bu tanımlama, bakterinin süt ineklerinde memenin iltihaplanmasına yol açan ve süt üretiminin azalmasına neden olan bir durum olan sığır mastitisi ile olan ilişkisine atıfta bulunmaktadır. Bu isim, S. agalactiae ‘nin ilk kez sığırları etkileyen bir patojen olarak tanımlandığı ve özellikle mastitise neden olmasındaki rolü nedeniyle süt hayvancılığı üzerindeki etkisiyle dikkat çektiği tarihsel bağlamı yansıtmaktadır.

Özetle, Streptococcus agalactiae kelimenin tam anlamıyla “süt eksikliğine neden olan bükülmüş meyve” anlamına gelir ve hem morfolojik özelliklerini hem de insan hastalığına neden olma potansiyeli tanınmadan önce bir veteriner patojeni olarak önemini vurgular.


Temel Özellikler:

  • Gram pozitif koklar, beta hemolitik (kanlı agarda kırmızı kan hücrelerinin tam lizi).
  • Katalaz negatif (Stafilokoklardan ayrılır).
  • İsteğe bağlı anaerob.
  • Lancefield Grup B altında sınıflandırılmıştır.

This content is available to members only. Please login or register to view this area.

Klinik Önem:

Yenidoğan Enfeksiyonları (Birincil Endişe):

    • Erken başlangıçlı hastalık (EOD):
      • Doğumdan 24–72 saat sonra ortaya çıkar (kolonileşmiş annelerden doğum sırasında edinilir).
      • Belirtiler: Sepsis, pnömoni, menenjit (menenjit gelişirse %60 ölüm oranı).
    • Geç başlangıçlı hastalık (LOD):
      • Doğumdan ≥1 hafta sonra ortaya çıkar (genellikle hastane kaynaklı veya bakıcılardan).
      • Menenjit yaygındır (%25 ölüm oranı).
    • İnsidans: ~1:1000 canlı doğum (doğum sırasında profilaksi ile önemli ölçüde azalır).

    Anne/Yetişkin Enfeksiyonları:

      • 3. trimesterde gebe kadınların %30’unda (vajinal/rektal) asemptomatik kolonizasyon.
      • İdrar yolu enfeksiyonlarına, yara enfeksiyonlarına, koryoamniyonite ve doğum sonrası sepsise neden olabilir.

      Önleme ve Yönetim:

      • Tarama: 35–37 gebelik haftasında evrensel vajinal/rektal sürüntü (aylar yazım yanlışı düzeltildi).
      • Doğum Sırasında Antibiyotik Profilaksisi (IAP):
      • Birinci basamak: Doğum sırasında IV penisilin veya ampisilin.
      • Penisilin alerjisi: Sefazolin (şiddetli olmayan alerji) veya klindamisin/eritromisin (şiddetli alerji; direnç riskleri nedeniyle duyarlılığı doğrulayın).
      • Etkisi: Yenidoğan EOD’sini yaklaşık %80 oranında azaltır.

      Ek Notlar:

      • Bulaşma: Doğum sırasında dikey; geç başlangıçlı vakalarda hastane maruziyeti olabilir.
      • Yetişkin Hastalığı: Bağışıklık sistemi baskılanmış yetişkinler (örn. diyabet hastaları) invaziv GBS enfeksiyonları açısından risk altındadır.
      • Antibiyotik Direnci: Eritromisin/klindamisin direnci artıyor; duyarlılık testi kritik öneme sahiptir.

      Çıkarım: GBS, yenidoğanlarda morbidite/mortalitenin önde gelen nedenlerinden biridir. Profilaktik maternal tarama ve IAP, erken başlangıçlı hastalığı önlemede çok önemlidir. Geç başlangıçlı hastalık, sıkı enfeksiyon kontrol uygulamaları gerektirir.


      Keşif

      Tarihi Keşif ve Veterinerlik Bağlamı

      Streptococcus agalactiae tarihindeki en erken kilometre taşı, tanınmış bir mikrobiyolog olan Rebecca Lancefield’ın bakteriyi ilk kez enfekte ineklerin sütünden tanımladığı 1930’ların başına dayanır. Bu keşif, süt üretiminin azalmasına neden olan bir durum olan sığır mastitisi ile ilişkilendirildi, dolayısıyla “süt yokluğu” anlamına gelen “agalactiae” adı verildi. Bu aşamada, GBS öncelikle bir veterinerlik endişesiydi ve sürülerdeki salgınlar nedeniyle süt endüstrisi için önemli ekonomik etkileri vardı. Etkisini azaltmaya yönelik programlar, son birkaç on yılda birçok ülkede uygulandı ve bu da hayvan sağlığındaki önemini yansıttı.

      Bu ilk tanımlama, bakterinin zoonotik potansiyelini vurgular ve hayvanlar ile insanlar arasında bulaşma olduğunu gösteren kanıtlar vardır. 1930’ların başlarında veterinerlik patojeni olarak tanınması, daha sonraki insan sağlığı çalışmaları için temel oluşturdu ve hayvan ve insan mikrobiyolojisinin birbirine bağlılığını vurguladı.

      İnsan Patojeni Olarak Tanınması

      1960’lara gelindiğinde, Streptococcus agalactiae özellikle invaziv hastalıklar bağlamında bir insan patojeni olarak tanınmaya başlandı. Bu dönem, kan veya beyin omurilik sıvısı gibi normalde steril bölgelerden izole edilen enfeksiyonlarda GBS’nin tanımlanmasıyla bir değişime işaret etti ve sepsis veya menenjit gibi ciddi durumları gösterdi. İnsan patojeni olarak ilk rapor, bazı kaynaklarda artan tıbbi gözetim ve mikrobiyolojik araştırmalarla uyumlu olarak 1964 civarında kaydedildi. Bu tanıma, GBS’nin veterinerlik biliminin ötesine geçerek, özellikle yenidoğanlar ve hamile kadınlar gibi savunmasız popülasyonlar için bir halk sağlığı endişesi olarak konumlandırılması nedeniyle hayati önem taşıyordu.

      Yenidoğan ve Bebek Sağlığında Ortaya Çıkış

      1970’lerde Streptococcus agalactiae küresel olarak yenidoğan ve bebek sepsisi ve menenjitinin önde gelen nedeni olarak ortaya çıktı. Bu dönem, GBS’nin genellikle doğum sırasında anneden çocuğa geçen erken başlangıçlı ve geç başlangıçlı yenidoğan enfeksiyonlarına önemli bir katkıda bulunan faktör olarak tanımlanması nedeniyle çok önemliydi. Seale ve ark. tarafından yapılan sistematik incelemeler gibi. (2017), daha sonra etkisini tahmin etti, ancak 1970’ler, doğum sırasında maternal tarama ve antibiyotik profilaksisi de dahil olmak üzere önleme stratejilerine ilişkin artan farkındalığın ve araştırmanın başlangıcını işaret etti. Bu dönüm noktası, bakterinin maternal ve çocuk sağlığındaki rolünü vurguladı ve küresel sağlık girişimlerini yükünü ele almaya yöneltti.

      Sınıflandırma ve Serotiplemedeki Gelişmeler

      2007’de, daha önce bilinen dokuz serotipe (Ia, Ib, II, III, IV, V, VI, VII, VIII) ek olarak onuncu bir serotipin (IX) tanımlanmasıyla önemli bir gelişme yaşandı. Serotiplemedeki bu genişleme, GBS çeşitliliğinin anlaşılmasını artırarak epidemiyolojik izleme ve aşı geliştirmeye yardımcı oldu. Serotipler, özellikle yenidoğan enfeksiyonlarında bakterinin virülansını ve konak tepkisini etkiledikleri için immünolojik çalışmalar için kritik öneme sahiptir. Bu dönüm noktası, GBS’yi tam olarak karakterize etmek ve hedefli müdahaleleri desteklemek için devam eden bilimsel çabaları yansıtmaktadır.

      Epidemiyolojik İçgörüler ve Küresel Yük

      2015 yılına gelindiğinde, Streptococcus agalactiae‘nin küresel etkisi, Seale ve ark. (2017) tarafından yapılan sistematik bir incelemede bildirildiği üzere, 319.000 invaziv neonatal GBS hastalığı vakası ve 90.000 ölüm tahminiyle niceliksel olarak belirlendi Streptococcus agalactiae’nin tarihi ve biyolojisi | maidenlab. Ayrıca, GBS’nin 57.000 ölü doğum ve 3,5 milyona kadar erken doğumla bağlantılı olduğu ve daha geniş üreme sağlığı etkilerinin altını çizdiği görüldü. Afrika, vakaların %54’ünü ve fetal ve bebek ölümlerinin %65’ini oluşturdu ve bu da bölgesel farklılıkları vurguladı. Bu veriler, on yıl öncesine ait olsa da, GBS’nin özellikle düşük kaynaklı ortamlardaki önemli küresel sağlık yükünün bir anlık görüntüsünü sunmaktadır.

      Son zamanlardaki endişeler arasında, diyabet, kanser veya HIV gibi hamile olmayan, bağışıklık sistemi zayıflamış yetişkinlerde artan yaygınlığı ve vankomisine ve penisiline dirençli olanlar gibi antibiyotik dirençli suşların ortaya çıkması da yer almaktadır. Bu gelişmeler, GBS enfeksiyonlarının yönetiminde devam eden zorlukları ve tedavi ve halk sağlığı stratejileri için çıkarımları olduğunu göstermektedir.


      İleri Okuma

      Hier ist eine Liste akademischer Referenzen zur Entdeckung und Identifizierung von Streptococcus agalactiae, chronologisch geordnet:

      1. Lancefield, R. C. (1933). A serological differentiation of human and other groups of hemolytic streptococci. The Journal of Experimental Medicine, 57(4), 571–595.
      2. Lancefield, R. C. (1934). A serological differentiation of specific types of bovine hemolytic streptococci (Group B). The Journal of Experimental Medicine, 59(4), 441–458.
      3. Brown, J. H. (1939). Double-zone beta-hemolytic streptococci: their cultural characteristics, serological grouping, occurrence and pathogenic significance. Journal of Bacteriology, 37(2), 133–144.
      4. Hood, M., Janney, A., & Dameron, G. (1961). Beta hemolytic streptococcus group B associated with problems of the perinatal period. American Journal of Obstetrics and Gynecology, 82, 809–818.
      5. Eickhoff, T. C., Klein, J. O., Daly, A. K., Ingall, D., & Finland, M. (1964). Neonatal sepsis and other infections due to group B beta-hemolytic streptococci. The New England Journal of Medicine, 271, 1221–1228.
      6. Jones, H. E., & Howells, C. H. (1968). Neonatal meningitis due to Streptococcus agalactiae. Postgraduate Medical Journal, 44(513), 549–551.
      7. Franciosi, R. A., Knostman, J. D., & Zimmerman, R. A. (1973). Group B streptococcal neonatal and infant infections. The Journal of Pediatrics, 82(4), 707–718.
      8. Baker, C. J., & Barrett, F. F. (1974). Group B streptococcal infections in infants. The importance of the various serotypes. JAMA, 230(8), 1158–1160.
      9. Baker, C. J., & Kasper, D. L. (1976). Correlation of maternal antibody deficiency with susceptibility to neonatal group B streptococcal infection. The New England Journal of Medicine, 294(14), 753–756.

      Click here to display content from YouTube.
      Learn more in YouTube’s privacy policy.