Kalazya

  • Antik Yunancada χαλάω (khaláō, “Gevşerim) →  χάλασις (khálasisgevşeme) → Latincede chalasia gevşemek.

Rapura merhemi

Rapura Salbe’nin bileşenleri şunlardır:

  • Lanolin: Koyun yününden elde edilen mumsu bir madde. Nemlendirici ve antiinflamatuar özelliklere sahiptir.
  • Balmumu: Bal arıları tarafından üretilen doğal bir balmumu. Nemlendirici ve koruyucu özelliği vardır.
  • Calendula özü: Calendula çiçeğinden elde edilen bir öz. Antiseptik, antienflamatuar ve yara iyileştirici özelliklere sahiptir.
  • Papatya özü: Papatya çiçeğinden elde edilen bir öz. Antiseptik, antienflamatuar ve yara iyileştirici özelliklere sahiptir.
  • Çay ağacı yağı: Melaleuca alternifolia ağacının yapraklarından elde edilen uçucu bir yağ. Antiseptik, antiinflamatuar ve antifungal özelliklere sahiptir.

Rapura merhemi, kesikler, sıyrıklar, yanıklar ve egzama dahil olmak üzere çeşitli cilt durumlarını tedavi etmek için kullanılan topikal bir merhemdir. Ayrıca enfeksiyonu önlemek ve yaraların iyileşmesini desteklemek için kullanılır.

Rapura merhemi genellikle çoğu insanda kullanım için güvenlidir. Ancak, olası yan etkileri kontrol etmek için kullanmadan önce etiketi dikkatlice okumak önemlidir.

Lanolin: Lanolin, cilt bakım ürünlerinde sıklıkla kullanılan doğal bir nemlendiricidir. Aynı zamanda suya karşı iyi bir bariyerdir ve bu da cildin kurumasını önlemeye yardımcı olabilir.
Balmumu: Balmumu, cilt bakım ürünlerinde sıklıkla kullanılan başka bir doğal nemlendiricidir. Ayrıca suya ve diğer tahriş edici maddelere karşı iyi bir bariyerdir.
Calendula özü: Calendula özü, geleneksel tıpta uzun bir kullanım geçmişine sahiptir. Antiseptik, antienflamatuar ve yara iyileştirici özellikleri ile bilinir.
Papatya özü: Papatya özü ayrıca antiseptik, antienflamatuar ve yara iyileştirici özellikleriyle bilinir. Ayrıca tahriş olmuş cildi yatıştırmaya yardımcı olabilecek hafif bir yatıştırıcıdır.
Çay ağacı yağı: Çay ağacı yağı, çok çeşitli bakteri ve mantarlara karşı etkili olan güçlü bir antiseptiktir. Aynı zamanda cildi nemlendirmeye ve korumaya yardımcı olabilecek iyi bir nemlendiricidir.

Eğer Karaciğer Kendini Yenileyebiliyorsa, İnsanlar Neden Karaciğer Yetmezliğinden Ölüyor? 

Karaciğer 2 nedenle meşhurdur: ilki, diğer organlara kıyasla çok fazla sayıda bulunan görevleridir. Birçok organ belli başlı işleri yapmak üzere özelleşecek biçimde evrimleşmişken, karaciğer daha “genelci” bir evrimsel sürecin ürünü olmuştur. Safradan kan plazması proteinlerine kadar, kolesterolden yağ taşıyıcı proteinlere kadar çok sayıda kimyasalın üretiminden sorumludur. 1 numaralı enerji kaynağımız olan glikozu ve kan taşıyıcı hemoglobini oluşturacak demir elementini depolar, zehirli amonyağı üreye çevirir, kanı ilaçlar ve diğer zararlı kimyasal maddelerden arındırır, kan pıhtısını düzenler, bazı savunma faktörlerini üretir, bakterileri kan akışından ayıklar ve daha nicesi…

1.5 kilogram civarında kütleye sahip karaciğeri meşhur yapan ikinci özellik, kendi kendini yenileme (rejenerasyon) özelliğidir. Vücudumuzdaki tüm organlar arasında en yüksek yenilenme hızı ve kapasitesi karaciğere aittir. Karaciğerin 5 lobundan 3’ünün (yani %60 civarının) alınması veya zedelenmesi durumunda bile karaciğer kendisini %100’e tamamlayabilir. Fare ve sıçanlarda olduğu gibi, insanlarda da bu yenilenme, yıkımdan sadece 5 dakika sonra başlar ve yalnızca 5-7 gün alır. Bu gerçekten de bir organ için baş döndürücü bir yetenektir.
Ancak akla hemen bir soru gelmektedir: karaciğer bu kadar hızlı bir şekilde kendini yenileyebiliyorsa, nasıl oluyor da insanlar karaciğer yetmezliğinden ölmektedir? Karaciğer yetmezliği her sene 10.000 civarında insanı öldürmektedir. Bu nasıl oluyor?
Karaciğer yetmezliğine neden birçok sebep bulunmaktadır: Hepatit B, Hepatit C, alkolizm, siroz, hemokromatoz ve yetersiz beslenme. Fakat bu tür karaciğer yetmezliği genellikle hızlı bir şekilde gelişmez. Çoğu zaman karaciğeri hızla çökerten nedenler arasında asetaminofen (Tylenol) aşırı dozu, küçük yaşlarda Hepatit A, B, C gibi hastalıklar, bazı ilaçların ve sözde “doğal tedavilerin” (örneğin çeşitli otların) beklenmedik yan etkileri, vahşi mantarların tüketimi bunların en sık görülenleridir. Bunlar karaciğeri çok hızlı bir şekilde çökerterek yenilenme hızının üstesinden gelebilir.
Bu tür hastalıkların genellikle öldürme mekanizması, karaciğer hücrelerinin üstesinden gelemeyeceği kadar hızlı zarara ve yıkıma neden olmasıdır. Kimi zamansa karaciğer yetmezliği, birden fazla etmenin aynı anda etkisinden doğar. Uzun dönem enfeksiyonlar, güçlü ilaçların (genellikle mecburi) kullanımı, zehirlenmeler, alkolizm, vb. unsurların karmaşık etkileşimi, karaciğeri kitlesel olarak yıkabilir.
Bu durumda son derece ilginç bir vaziyet ortaya çıkar: hasar görmüş karaciğer hücreleri, karaciğerin hızlı yenilenme (rejenerasyon) becerisini kullanarak hızla çoğalırlar. Yani karaciğer kendisini “tedavi” edeceğine, yaralı dokuyu hızla çoğaltır. Bu tür dokular, karaciğerin kendi yumuşak dokusundan çok daha serttir. Bu nedenle karaciğer sertleşmesi, yani siroz gelişir. Bu durumun karaciğer boyunca birikimi, nihai olarak kronik karaciğer yetmezliğiyle sonuçlanır.

Kaynak: Eğer Karaciğer Kendini Yenileyebiliyorsa, İnsanlar Neden Karaciğer Yetmezliğinden Ölüyor? – Evrim Ağacı

Kaynaklar ve İleri Okuma:

Cinsel Seçilimin Cevapladığı Kritik Soru: Erkekler Neden Var? 

“Erkek” diye bir cinsiyetin var olma nedeni, uzun bir süredir bilim insanlarının kafasını kurcalamaktadır. Yüzeysel olarak bakıldığında eşeyli üreme verimsiz ve masraflıdır; ancak buna rağmen çokhücreli canlıların ezici bir çoğunluğu genlerini gelecek nesillere aktarmak için bu yöntemi seçmiştir. Bu durumda… Erkekler neden var? Güney Angliya Üniversitesi’nden bilim insanları, bu soru işaretini aydınlatmayı başardıklarını düşünüyor. Cevap, evrimsel biyolojiden anlayanların büyük oranda öngörecekleri gibi: Cinsel Seçilim. Ancak araştırmacılar, cinsel seçilimin toplum sağlığı üzerinde etkisi olduğunu ve böylece türleri yok olmaktan koruyucu bir görev gördüğünü de gösterdiler. Böylece ikinci bir cinsiyetin varlığının, soyun kırılmasını önleyici bir mekanizma görevi gördüğünü ortaya koymuş oldular.

Nature dergisinde yayımlanan araştırmada Tribolium cinsi un böcekleri üzerinde çalışılarak, çokhücreli canlıların üremek için neden sekse başvurduğu anlaşılmaya çalışıldı. Kontrol altındaki laboratuvar koşullarında araştırmacılar, 10 yıllık bir süre boyunca böceklerin 50 neslini adım adım takip ettiler ve cinsel seçilimin böceklerin evrimi üzerindeki etkisini incelediler. Charles Darwin tarafından ortaya konduğu gibi cinsel seçilim, genellikle erkeklerin dişileri elde etmek için birbiriyle mücadele etmesi sürecidir. Makalenin baş yazarı Matt Gage şöyle söylüyor:
“Dünya üzerindeki çok hücreli canlıların neredeyse hepsi seks yaparlar. Ancak seksin varlığını açıklamak çok kolay değildir, çünkü seks yapmak büyük bir yüktür. Bu yükün başında, yavrularınızdan sadece yarısının (dişi olanların) yavruyu meydana getirebilecek cinsiyete sahip olmasıdır. Bu durumda tüm bu türler neden erkeklerle zaman kaybetmektedir?
 
Bizler, Darwinci seçilimin bu kadar yaygın ama aynı zamanda bu kadar da müsrif gibi gözüken bir üreme sisteminin devamlılığını neden sağladığını anlamak istedik. Çünkü örneğin sadece dişilerden oluşan aseksüel popülasyonlarda seks yapmadan, çok daha fazla sayıda yavru üretebilmek daha avantajlı gözükmektedir.”
 
Araştırmacılar cinsel seçilimin etkisini ortadan kaldırdıklarında böceklerin tek eşli olacak şekilde çiftlere ayrıldıklarını gördüler. Bundan hemen sonra, böceklerin sağlığı hızla kötüleşti ve sadece 10 nesil sonra tamamen yok oldular! Bunun tam tersi şekilde, 90 erkeğin sadece 10 dişiyle çiftleşmek için mücadele etmek zorunda olduğu, üzerlerinde yoğun miktarda cinsel seçilim baskısı bulunan böcekler soy tükenmesine çok daha dirençliydiler. Gage şöyle diyor:
“Rakipleri elemekte iyi olmak ve üremek üzere eşleri üzerine çekmek için bir bireyin birçok farklı açıdan iyi olması gerekmektedir. Dolayısıyla cinsel seçilim, popülasyonların genetik sağlığını korumak ve geliştirmek için çok etkili bir filtredir. Bulgularımız, üreme için seks yapmanın baskın yöntem olmasının sebebinin, cinsel seçilimin bu önemli genetik faydaları sağlaması olduğu fikrini doğrulamaktadır.”
 
Araştırma, cinsel seçilimin zararlı genetik mutasyonları elemek konusunda kritik bir rol oynadığını da göstermektedir. Erkekler arasında rekabet oldukça, dişiler genetik olarak zayıf erkeklerle üremekten uzak duracaktır. Araştırmanın gösterdiğine göre sadece 20 nesil boyunca bile yapılan iç döllenme (ensest çiftleşme) sonrasında cinsel seçilim etkisi altında olan böceklerin daha yüksek uyum başarısı vardı ve popülasyonlarının sağlık durumu çok daha iyiydi; üstelik yok olmaya karşı çok daha dirençlilerdi.
Aslında araştırma, çok uzun bir süredir cinsel seçilimin cinsiyetlerin ortaya çıkmasında ve onları pekiştirmesindeki role bir diğer açıdan, pratik ve deneysel bir kanıt sunmuş oluyor. Eşeyli üreme her ne kadar eşeysiz üremeye göre daha masraflı olsa da, getirileri de eşeysiz üremeyle kıyaslanamayacak kadar fazladır. Örneğin, evrimsel sürecin devamlılığı ve türlerin varlıklarını koruyabilmesi için çeşitlilik vazgeçilmez bir öneme sahiptir. Eşeyli üremede, eşeysiz üremeye nazaran çok daha fazla çeşitlilik üretilip korunabilmektedir. Böylece eşeyli üreyen canlılar daha fazla çeşitlenebilmekte, evrime de çalışabileceği malzeme yaratılmış olmaktadır. Bu çeşitlilik arasında ortam şartlarına en uyumlu olanlar daha kolay hayatta kalıp üremekte ve kendilerini güçlü/uyumlu kılan genleri daha fazla gelecek nesillere aktarabilmektedir. Dolayısıyla çeşitliliği pekiştiren her mekanizma (eşeyli üreme gibi), evrimsel süreçte de avantaj sağlayacaktır. Bu nedenle canlılar, tek cinsiyet yerine iki cinsiyetli bir sisteme doğru evrimleşmektedir.

Kaynak: Cinsel Seçilimin Cevapladığı Kritik Soru: Erkekler Neden Var? – Evrim Ağacı

Kağıt Kesiği Neden Çok Acıtır? 

Standart bir A4 kağıt ortalama 0.05 milimetre kalınlığa sahiptir. Standart bir tıraş bıçağı 0.23 milimetre kalınlığa sahiptir. Bir tıraş bıçağının kestiği yaranın acısı anlaşılır; ancak ondan 5 kata kadar daha ince olan kağıdın, kimi zaman arkasında hiç kanama izi bile bırakmaksızın açtığı yaralar neden bu kadar fazla acır?

Normalde bir kağıt, insan derisini kesebilmek için fazlasıyla yumuşaktır. Belli bir keskinliğe ulaşmak için, belli bir sertliğin de olması gerekir. Fakat kağıdı bu kadar kesici yapan, aşırı ince olmasıdır. Kesiği açan kenarın yüzey alanı çok küçük olduğu için, çok yüksek basınç uygulayabilir. Bu basınç, deri katmanını yararak “kesik” dediğimiz olaya neden olan kuvvet dağılımıdır. Basınç, uygulanan kuvvetin yüzey alanına bölümüdür. Dolayısıyla çok küçük yüzey alanı (örneğin kağıdın kestiği incecik kenarın yüzey alanı), çok yüksek basınç anlamına gelir.
Kağıt kesikleri genellikle büyük bir kağıt grubu içerisinden, tek bir kağıdın ayrılması sonucu oluşur. Yani tek bir kağıt ile elinizi kesmeniz çoğu zaman zordur. Bunun nedeni, tek bir kağıdın gerekli kuvveti kesiği açma süresi boyunca uygulayamayacak kadar esnek ve yumuşak olmasıdır. Yani kağıdın kenarı elinizi kesmeye çalışsa da, yarığı açamadan hemen bükülecektir. Fakat yeni açılmış bir kağıt destesi (kimi zaman “kağıt topu” olarak bilinir) içerisinden kıvrılarak ayrılan tek bir kağıt, destenin geri kalanından güç alarak bükülmeden durabilir. Bu da, kağıdın parmağınızı kesebilmesini sağlayacak kuvvetin yeterince uzun süre uygulanabilmesine izin verir.
Gelelim acının nedenine… Parmaklarımızın ucunda aşırı fazla sayıda nosireseptör adı verilen acı algılayıcı sinir ucu bulunur. Bir kağıt kesiği, bu sinirlerin çok fazlasını aynı anda uyarabilecek kadar geniştir. İncecik kesik kanamaya neden olmadığı için, bu sinirlerin ucu, havaya temas edecek şekilde açıkta kalır. Yani yarıktan dışarı doğru bakan reseptörler, sürekli dış ortama maruz kalır. Kağıt kesiklerinin o sinir bozucu acısı bu reseptörlerin açık hava nedeniyle sürekli beyne sinyal göndermesinden kaynaklanır.
Kimi zaman derin kağıt kesikleri de görülür. Bunlar, daha uzun bir yüzey boyunca olan, daha derin kesiklerdir. Bunlar kimi zaman dışarıya hafifçe sızan, çoğu zamansa yarığın içerisinde biriken kanamalara neden olur. Kesik sırasında kağıdın yüzeyinde ve fiberleri içerisinde bulunan koruyucu kimyasallar (örneğin beyazlatıcılar), vücuda geçer. Bu kimyasalların yakıcı etkisi, beynimizde acı olarak algılanır. Bu da, kağıt kesiklerinin neden olduğu acının yaygın görülen ikinci bir nedenidir.
Tüm yaralar gibi, kağıt kesikleri de temizlendikten sonra yara bandıyla kapatılabilir. Fakat yine de, yarık boyunca parmak etinin iki tarafının sürekli farklı hızlar ve yönlerde oynayabiliyor olması, rahatsız edici acının uzun sürekli bir şekilde devam etmesine neden olacaktır. Çoğu zaman yara 2-3 gün içerisinde tamamen iyileşir ve acı kaybolur.

Kaynak: Kağıt Kesiği Neden Çok Acıtır? – Evrim Ağacı

Alzheimer’da yeni umut!

Cambridge üniversitesinde fareler üzerinde çalışması yapılan Lisanslı iki ilacın beyin dejenerasyonunu azalttığını gösterdi.

Şimdiden küçük bir popülasyonda kullanıldığını belirten araştırmacılar şimdilik bir yan etki gözlenmediği, bir iki sene içinde Geniş popülasyonlu bir çalışma yapacaklarını söylediler.

Alzheimer hastalığında beyinde biriken amiloide karşı Oluşan immün Yanıt nedeniyle Oluşan demansın ( Perk mekanizması adı veriliyor) bu ilaçların bu mekanizmayı engelleyerek önlediği iddia ediliyor.


Çalışma geçtiğimiz günlerde Alzheimer’s Society’ de yayınlandı

Kaynak:The Guardian