Yunancada;
- Güçsüz, kuvvetsiz.(Bkz; a-dynamia)
Tıp terimleri sözlüğü
Yunancada;
Sinonim: botulismus, Botulism
Kaynaklar:
Müziğin insan beyni üzerinde öyle fazla etkisi vardır ki, saymaya nereden başlayacağınızı belirlemekte bile zorlanabilirsiniz. Örneğin, en basitinden, dinlediğimiz müziğe bağlı olarak beynimizden sinirsel faaliyetin değiştiği bilinmektedir. Bu durum, birçok hastalığın tedavisinde doğrudan olmasa da, rahatlama ve gevşemenin faydalı olduğu durumlarda destekleyici bir araç haline gelebilir. Benzer şekilde, önemli bir iş yaparken, kendinizi motive ederken, düşünmeye çalışırken veya dinlenirken dinlediğiniz müzik türleri birbirinden farklı olabilir. Bunun nedeni, müziğin farklı türlerine hakim olan ses dalgalarının özelliklerinin, beynimizin faaliyetlerine etki edebiliyor olmasıdır. Hatta öyle ki, insanların konuşmalarındaki farklılıkların (ve hatta kişinin kendi sesinin bile) beyin dalgalarını etkileyebildiği tespit edilmiştir.
UC Berkeley’de Greater Good Bilim Merkezi’nin yöneticisi ve doktora öğrencisi Emiliana Simon-Thomas’ın açıkladığına göre, öfke, korku ve hayal kırıklığı gibi birçok olumsuz duygu, daha kalıcı bir eğilime veya alışılmış bir dünya görüşüne dönüştüğü zaman problem haline geliyor. Örneğin kinizmi ele alalım: Neurology dergisinde yayınlanan çalışma, yaşlılıktaki yüksek kinizm seviyelerini (yani insanlara ve güdülerine genel bir güvensizliği), daha fazla güvenen insanlarla karşılaştırdığında daha yüksek bir bunaklık tehlikesi ile bağlantılı olduğunu gösterirken yaş, cinsiyet, kalp sağlığı, sigara durumu ve dahası gibi diğer tehlike öğeleri de göz önünde bulundurdu.
Güvensiz hissetmek kalbinize de zarar veriyor olabilir. Circulation dergisindeki bir çalışmaya göre ise insanların iyiliğine inanmayan katılımcıların kalp hastalığına sahip olma ihtimali, inanan insanlardan daha fazlaydı. Aynı zamanda katılımcılardan daha karamsar olanların çalışma dönemi boyunca ölme olasılığı, insanlık hakkında daha iyimser olanlardan daha yüksekti.
Bir diğer araştırma konusu da “kin”. Stroke dergisinde yayınlanan bir çalışmaya göre, kronik stres bulgularının yanında düşmanlık besleyen insanların iyi kalpli ve cana yakın katılımcılara nazaran felçe uğrama tehlikesi daha yüksek.
Üzgün olmak veya iştahınızı kaybetmenin çok daha ötesinde yan etkilere sahip ciddi bir tanı olan depresyon var sırada. Depresyon daha fazla tip 2 diyabet tehlikesi, kalp krizi riski ve ileriki yaşlarda daha yüksek maluliyet ihtimali ile ilişkilendiriliyor. Depresyona karşı yardım aramanın neden bu kadar önemli olduğu hakkında bir başka sebep işte!
Simon-Thomas’ın söylediğine göre düşüncelerimiz ve duygularımız, metabolizma, hormon salınımı ve bağışıklık işlevi gibi vücutsal işlemler üzerinde birçok etkiye sahip. Bir kurama göre ise gergin veya bunalımda olduğunuz zaman kortizon seviyeniz yükseliyor ve bağışıklık sisteminizin iltihaplar üzerindeki kontrolünü azaltıp zamanla hastalıklara neden olabiliyor.
Kötü hisseden insanların, bunalımda, gergin, kötümser veya başka bir ruh halinde olsun, sigara ile alkol kullanması ve fiziksel olarak pasif olması beklenen bir durum ve elbette tüm bunlar kişinin sağlığını etkiliyor. Ancak olumsuz duyguların, bir sebebin belirtisinden ziyade, bir sağlık sorununun erken bir belirtisi olması da mümkün.
Tüm bu söylenenlere göre, somurtkan şirinler için önemli bir çıkış noktası var: Basit bir şekilde bakış açınızı değiştirerek sağlığınızı hemen iyileştirebilirsiniz. Simon-Thomas ise bu konuda şunları ekliyor:
“Sinirsel yolakların hayatımızın her dakikasında değiştiğini ve beynimizin hayatımız boyunca yeni hücreler ürettiğini biliyoruz. Bu sinir gelişimi sadece yeni anıların oluşmasıyla değil aynı zamanda ruh halinin istikrarıyla da ilişkili.”
İşte bu yüzden cesaretlenebiliriz! Çünkü fikirlerimizi ve mutluluğumuzu kendimiz kontrol ediyoruz! Son olarak Simon-Thomas’ın da dediği gibi, duygusal yoğunluğumuzu ve dünyaya olan bakış açımızı istersek değiştirebiliriz.
Hazırlayan: Ozan Zaloğlu

Latincede;

Alman doktor Robert Gorter, 1976 yılında tıp fakültesini yeni bitirdiği günlerde
kansere yakalandı. Kendisine aşama 4 testiküler kanser tanısı kondu. Hocalarının dediğine göre üç aylık ömrü vardı. Ama o buna inanmadı. Kemoterapi ve radyoterapi gibi geleneksel tedavi yöntemlerine de inanmıyordu. Bir doktor olarak ateşin bağışıklık sistemini güçlendiren bir etkisi olduğunu biliyordu. Zira o sebepten hastalanınca ateşimiz yükselmiyor muydu? Kararını verdi. Ateşini bilinçli olarak yükselterek ve bağışıklık sistemini kamçılamasıyla bilinen ökse otu ekstresini kendi kanına şırınga ederek bir tedavi uygulayacaktı. Umutsuzluk nedir bilmemesi ve pozitif düşünme yöntemlerinin de katkısıyla kanseri bir yıldan az bir sürede yendi. Sonra hayatını bu tekniği bütün kanser hastalarına uygulamaya adadı. Yaklaşık 30 yıldır, kurucusu olduğu Köln Tıp Merkezi’nde ateş yani hipertermi tedavisiyle, en ağır kanser vakalarına umut olan Dr. Gorter ile tedavi yönteminin ayrıntılarını konuştuk.
ÜRÜN DİRİER
Bulduğunuz bu tedavi yönteminin mantığı neye dayanıyor?
Tıbben şunu biliyoruz ki, vücut ateşlenmeye başladığında bağışıklık savunma ordusunun tümü faal hale geçer. Hafif bir ateş dahi vücutta aktif bir şekilde dolaşan bağışıklık hücresi sayısını iki katına çıkartır.
Ama biz tam tersine ateşlenmeyi kötü olarak biliyoruz ve hep ateşimizi düşürmeye çalışırız hastalandığımızda…
Tam tersidir gerçek. Yeni doğan bir çocuk hayatının ilk yılında ortalama yedi viral enfeksiyon geçirir ve çocukluğu süresince de ateşlenmeye sebep olan diğer hastalıklara yakalanır. Bu ateş evreleri, onu gelecekte karşılaşacağı kanser gibi hastalıklardan koruyacak olan bağışıklık sisteminin gelişimini başlatır.
Öyleyse kanser hastalarının sağlıklı insanlara kıyasla bir ateşlenme problemi mi oluyor genellikle?
Kansere yakalanan hastaların ateşlenemediklerini görürüz. Son birkaç yıldır sık sık üşüdüklerini, el ve ayaklarının buz kestiğini söylerler.
Kanser hastaları teşhisten önce başka ne tür belirtiler gösteriyorlar?
Kanser hastaları genelde hiç hastalanmadıklarını dile getirirler. Bu hastaların iç sıcaklıkları sağlıklı insanlarınkinden ortalama 0.5 derece daha düşüktür. Hastalar kısa boğaz ağrıları çekebildiklerini, soğuk algınlığı yaşayabildiklerini ancak buna hiçbir zaman ateşin eşlik etmediğini söylerler. Ayrıca ateşlenecek bile olsalar hemen aspirin, tylenol ya da antibiyotik kullanırlar. Bu ilaçlar da ateşi baskılayarak, ateşlenme sisteminin kalıcı olarak bozulmasına yol açar.
Normal iç ısımız ne olmalı ve kanser hastalarında bu nasıldır?
Tüm kanser hastalarında iç sıcaklık 36.4 derecedir ki bu sağlıklı insanlarınkinden 0.5 derece daha düşüktür.
38.8 DERECENİN SIRRI
Peki merkezinizde nasıl bir tedavi uyguluyorsunuz?
Vücut ısısı 38.5 dereceye ulaşınca, bağışıklık sistemi alarm durumuna geçer. Bu sıcaklıkta, kandaki bağışıklık kimyasalları altı saatte iki katına çıkar. Kanser hastalarındaki bağışıklık sistemini tekrar harekete geçirmek için, tüm beden hipertermisi uyguluyoruz. Yani tüm bedeni 39 hatta bazı durumlarda 40 dereceye kadar ısıtıyoruz. Kanserli bölgeye lokal sıcak uygulaması da uyguluyoruz ki bu da 42 derecelik ısı ile yapılıyor. Bu durumda kanser hücreleri öldüğü gibi etraflarındaki sağlıklı hücreler hiçbir zarar görmezler. Isıtmayı infrared lambalarla yapıyoruz. Bugüne kadar yapılan araştırmalar kanser hücrelerinin 38.8 derecede ölmeye başladıklarını ve 42 derecede neredeyse tüm kanser hücrelerinin yok edildiğini göstermiştir.
Gençliğinizde siz nasıl ısıtmıştınız bedeninizi?
Ben haftada iki gün 42 derecelik sıcak suyun bulunduğu bir küvete giriyordum. “Sadece ateş yaratarak tüm hastalıkları tedavi edebilirdim” demiş Yunan doktor Parmenides milattan önce 500’lerde… Ateş ve sıcak terapisi antik çağlardan beri bilinir. Romalıların sıcak sülfür banyoları, Fin hamamları, Avrupa ve Amerika SPA uygulamaları, Japon jakuzileri, Kızılderili terleme çadırları ve dünya çapındaki terapi amaçlı kullanılan sıcak su kaynakları bunun bir göstergesidir. Isıtma haricinde kanıma ökse otu ekstresi şırınga ediyordum ki bu bitki bağışıklık sistemini güçlendiren çok önemli bir bitkidir. Günümüzde de Almanya, İsviçre, Avusturya ve Orta Avrupa’daki kanser hastalarının yaklaşık yüzde 70’i ökse otunu kullanır.
YAN ETKİSİ YOK
Peki kemoterapi ya da radyoterapi hakkında ne düşünüyorsunuz?
Belki farkında değiliz ama hepimizin kanında daima kanser hücreleri dolaşıyor ve bağışıklık sisteminiz sürekli olarak onları yakalayıp öldürüyor. Kemoterapi ve radyoterapi ise bağışıklık sistemini güçsüz bırakıyor ve hastayı bitkinleştirip daha da hasta ediyor. Benim yöntemim yan etkisiz bir tedavi yöntemi ve diğer tedavi yöntemleriyle bir arada kullanılabilir.
Bir de aşılama yöntemi kullanıyorsunuz hastanenizde, o nedir?
Evet, hastanın kanından bağışıklık sistemini harekete geçirme özelliği olan dendritik hücreleri alıp çoğaltarak geri enjekte ediyoruz.
Ateşlenmek kanseri nasıl yeniyor, biraz da mantığını anlatır mısınız?
Kanser hücresinin bağışıklık sisteminden saklanmak yani kendisini perdelemek, dolayısıyla da yakalanmaktan kurtulmak gibi bir becerisi de vardır. Tüm beden ateş terapisi ve lokal hipertermi bu perdeleme mekanizmasını engeller. Sıcaklıktaki her bir derecelik artış, laktik asit üretimini kanser hücresinin boğulmasına yetecek kadar arttırır. Kanser hücreleri tüm enerjilerini ortaya koyarak kendilerini bekleyen ölümle savaşmayı deneyecekler, dolayısıyla da kaçıp kurtulma mekanizmasını indireceklerdir. Kanser hücreleri kaçış mekanizmalarını indirdiklerinde, çıplak kanser hücrelerini artık çok daha kolay gören dendritik hücreler tarafından rahatça saptanırlar ve bağışıklık sistemi ajanlarınca öldürülürler.
UYKU DÜZENİNE DİKKAT
Kanserin sizce en önemli nedeni nedir?
Pek çok neden bir araya geliyor ancak bence vücut ritmi çok önemli. Kanser hastaları son birkaç yıldır düzenli uyku uyuyamadıklarını söylerler. Hemşire veya fabrika işçisi gibi vardiyalı çalışanlar ya da sık sık uzun mesafe uçup saat farkını yaşayanlar veya düzensiz uyku alışkanlıklarına sahip olanların kanser oranları daha yüksektir. Örneğin kadın havayolu çalışanlarında nüfusun geri kalanına kıyasla iki katı daha fazla meme kanseri vakasına rastlanır. Tabii bu kuzey-güney uçuşlarında değil, saat farkının yaşandığı doğu-batı uçuşlarında geçerlidir.
Austin’de bulunan Texas Üniversitesi’nden bir grup psikolog tarafından yapılan araştırma, erkeklerin kadınların bel kıvrımlarına yönelik tercihlerinden doğan günümüzdeki “güzellik” standartlarının evrimsel kökenlerine ışık tutuyor.Evolution and Human Behavior dergisinde yayınlanan makalede uzmanlar, erkeklerin “teorik olarak en uyumlu omurga kıvrımı” olarak tercih ettikleri değerleri inceliyorlar. Araştırmaya göre erkekler, sırttan kalçalara doğru ortalamada 45.5 derecelik açıya sahip olan dişileri, antik zamanda bebekleri daha iyi taşıyabilecek olmaları ve birden fazla çocuk yapabilme potansiyelleriyle ilişkilendirerek seçiyorlar. Araştırmanın eş yazarlarından psikoloji profesörü Dr. David Buss şöyle söylüyor:
Yunancada; ópisthen