subklinik

Sinonim: sub-clinical

herhangi bir belirti veya işareti olmayan yaralanma ve hastalıklardır, fiziksel muayene veya laboratuvar testlerinde tespit edilemeyen.

Belsoğukluğu

Neisseria gonorrhoeae bakterisinin neden olduğu, döl ve idrar yollarında görülen bulaşıcı hastalık.

Gonore, Neisseria gonorrhoeae bakterisinin neden olduğu cinsel yolla bulaşan bir enfeksiyondur (CYBE). Hem erkekleri hem de kadınları etkileyen, dünya çapında en yaygın cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlardan biridir. Gonore cinsel organları, rektumu ve boğazı enfekte edebilir.

Bulaşma:

Bel soğukluğu öncelikle enfekte bir kişiyle cinsel temas (vajinal, anal veya oral seks) yoluyla bulaşır. Ayrıca enfekte bir anneden doğum sırasında bebeğine de bulaşabilir.

Belirtiler:

Belsoğukluğu olan birçok kişide, özellikle de kadınlarda herhangi bir belirti görülmeyebilir. Bununla birlikte, belirtiler ortaya çıktığında, genellikle bakteriye maruz kaldıktan sonraki 2 ila 14 gün içinde ortaya çıkarlar.

Erkeklerde belirtiler şunları içerebilir:

  • Ağrılı idrara çıkma
  • Penisten irin benzeri akıntı
  • Testislerde şişme veya ağrı

Kadınlarda belirtiler şunları içerebilir:

  • Ağrılı idrara çıkma
  • Artan vajinal akıntı
  • Adetler arasında vajinal kanama
  • Ağrılı cinsel ilişki
  • Karın veya pelvik ağrı
  • Rektumdaki enfeksiyon akıntı, kaşıntı, ağrı ve kanama gibi semptomlara neden olabilirken, boğazdaki enfeksiyon boğaz ağrısına neden olabilir.

Epidemiyoloji

Dünya Sağlık Örgütü’ne (WHO) göre bel soğukluğu küresel bir sağlık sorunudur ve her yıl yaklaşık 87 milyon yeni vaka ortaya çıkmaktadır. Enfeksiyon genç yetişkinlerde (15-24 yaş arası) daha yaygındır ve erkekler arasında kadınlardan daha sık bildirilmektedir. Sağlık hizmetlerine sınırlı erişim, yetersiz tarama ve teşhis olanakları ve sosyoekonomik faktörler gibi faktörler belsoğukluğunun yaygınlığına ve yayılmasına katkıda bulunmaktadır.

  • Dünyanın her yerinde görülür.
  • En sık rastlanan cinsel yolla bulaşan hastalıktır.
    • Dünya çapında chlamydiaceae‘lerden sonra gelir.
    • İnsidans: batı ülkelerinde 18-26 yaş arası yaklaşık %0,5’tir. 3. dünya ülkelerinde ise %20’ye kadar görülür.
  • Hastalık kaynağı: insandır.
  • Hastalığın bulaşması, cinsel ilişki veya temas ile mümkündür.
  • Dolaylı olarak hastalığın bulaşması, ihtimal dışıdır.çünkü mikroorganizma doğa etkilerine karşı çok hassastır.

Teşhis

Belsoğukluğu laboratuvar testleri ile teşhis edilebilir. Erkeklerde üretra veya kadınlarda serviks gibi enfeksiyon bölgesinden örnekler alınabilir. Bu örnekler daha sonra N. gonorrhoeae bakterilerinin varlığını belirlemek için bir laboratuvarda analiz edilir. Nükleik asit amplifikasyon testleri (NAAT’ler) gonore teşhisi için kullanılan en yaygın ve hassas testlerdir.

Laboratuvar teşhisi

  • İnceleme materyalinden;
    • vajinal sekresyon, zervikal, rektal, üretral, gırtlaktan örnekleri
    • bağ doku örnekleri,
    • kan ve eklem sıvısı örnekleri alınır.
  • Örnekler Kültür edilecek ortama getirilir ve karbondioksitçe zengin bir atmosferde  çoğalmaya bırakılır.
  • Mikroskop ile inceleme:
    • metil mavisi veya gram boyası kullanılır.
    • direkt immun floresan de kullanılır.
  • Kültürel olmayan yöntemler
    1. ELİSA
    2. PCR
    3. Gen sonda

Tedavi

Belsoğukluğu antibiyotiklerle tedavi edilebilir. Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (CDC) belsoğukluğu tedavisi için seftriakson (enjekte edilebilir bir antibiyotik) ve azitromisin (oral bir antibiyotik) kombinasyon tedavisini önermektedir. Belirtiler azalmış olsa bile, sağlık hizmeti sağlayıcısı tarafından reçete edilen antibiyotiklerin tamamını tamamlamak çok önemlidir.

N. gonorrhoeae’deki antibiyotik direncinin giderek artan bir endişe haline geldiğini ve daha sınırlı tedavi seçeneklerine yol açtığını belirtmek önemlidir. Düzenli tarama, erken tanı ve uygun tedavi belsoğukluğunun yayılmasını kontrol altına almak için esastır.

  • Çoğunlukla kombinasyon tedavileri uygulanır.
    1. Ceftriaxon + Azithromycin
    2. Ceftriaxon + Doxycyclin
  • Hastalanan kişinin kimliği tespit edilip , tedavi edilmeli ve temas kurduklarıda muayene edilmelidir.
  • neonatal konjunktiviti engelleme
    • Gümüş asetat çözeltisi(%1-2)(Credé profilaksi), daha sonra gümüş nitrat
    • Povidon iyot çözeltisi
    • Tetracyklin- veya Erythromycin-göz merhemi
    • Ceftriaxon
cefixime, ciprofloxacin, azithromycin’e karşı direnç oranları
ciprofloxacin’e karşı direnç oranları

Önleme:

Belsoğukluğunu önlemek için güvenli seks uygulamak çok önemlidir. Bu, prezervatifleri tutarlı ve doğru bir şekilde kullanmayı, cinsel partner sayısını sınırlamayı ve CYBE’ler için düzenli olarak test yaptırmayı içerir. Cinsel partnerlerle CYBE durumları hakkında açık iletişim de önemlidir. Hamile kadınlar, yeni doğan bebeklerine bulaşmasını önlemek için doğum öncesi bakımları sırasında bel soğukluğu testi yaptırmalıdır.

Komplikasyonlar:

edavi edilmediği takdirde bel soğukluğu ciddi komplikasyonlara yol açabilir. Kadınlarda, kronik pelvik ağrı, dış gebelik ve kısırlıkla sonuçlanabilen pelvik inflamatuar hastalığa (PID) neden olabilir. Erkeklerde bel soğukluğu, testislere bağlı tüpleri etkileyen ağrılı bir durum olan epididimite yol açabilir ve kısırlığa neden olabilir. Ek olarak, belsoğukluğu HIV alma veya bulaştırma riskini artırabilir.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Göz Önünde Uçuşan Şekiller: Yüzer Noktalar

Belli bir Türkçe terim bulunmadığı için ne demek istediğimizi görselimize bakarak anlayabilirsiniz. Hepiniz fark etmişsinizdir, bazen gözünüzü ovuşturduğunuzda ya da açık mavi renkte bir fona baktığınızda, gözünüzün önünde ufak şekiller belirir ve hatta bunları takip bile edebilirsiniz. Kimi zaman takip etmeye çalıştığınızda veya doğrudan bu şekillere odaklanmaya çalıştığınızda aynı hızla kaçarlar. Fakat gözünüzü geri çevirdiğiniz anda, yeniden görüş alanınıza girerler. İşte bunlar, “yüzer noktalar” (floater) olarak bilinen yapılardır. Daha teknik olarak, “vitröz parçacıklar” olarak isimlendirilebilirler. Daha da teknik isimleriyse, muscae volitantes olarak bilinir. Bu, Latincede “uçan sinekler” anlamına gelir.

Bunun evrimsel bir avantajı ya da anlamı yoktur. Bunlar, gözümüzün içinde varlıklarını sürdüren böcekler ya da sinekler değildir. Hatta dışarıdan gelen toz, kir gibi parçacıklar bile değildir! Bunlar, basit bir şekilde, gözümüzün kusurlu ve “pütürcüklü” diyebileceğimiz yapısından dolayı, ışığın yolu üzerinde olmasından ötürü gölgesini gördüğümüz ufak kimyasal parçacıklardır. Genellikle, gözümüzün içini dolduran vitröz sıvı içerisindeki yoğunlaşmış doku parçaları, kırmızı kan hücreleri veya öbeklenmiş protein yumaklarıdırlar.
Aslında gördüğümüz şey, o parçacıkların kendileri de değildir; onların gölgeleridir. Normal şekilde etraftan gelen ışık, gözümüzdeki  vitröz sıvı içerisindeki bu yapılara çarparak retina üzerinde gölgeler oluşmasına neden olur. Çoğu zaman oldukça bulanık yapılıdırlar. Bir yüzer nokta retinaya ne kadar yakınsa, o kadar net gözükür. Bu tıpkı, aşağı doğru bakan bir masa lambası altına elinizi koyduğunuzda, elinizin masaya düşen gölgesi, masaya ne kadar yakınsa o kadar net olması gibidir.
Bunları görmenin en kolay yolu, çok parlak beyaz bir yüzeye (örneğin aydınlatılmış bir kağıda, Güneşli bir günde kar birikintilerine, parlak gökyüzüne ya da parlak bir bilgisayar ekranına) doğrudan bakmaktır. Baktığınız arka plan ne kadar düzgünse ve tek renkse, o kadar kolay görebilirsiniz. Ayrıca baktığınız yer ne kadar aydınlıksa, göz bebeğiniz o kadar küçülecektir. Bu da, görüntünün netleşmesini sağlayacaktır.
Bu yapılar, katılaşmış ve bozulmuş vitröz sıvının parçalarıdır. Bu yapıların çoğunun %99’u sıvı, %1’i katı parçacıklardır. Genelde katı parçanın yapısı kolajen ve hiyalüronik asittir. Vitröz arkası ve retinal bozulmalar, hiyaloit damarın bozulması, bazı ilaçların yan etkileri, retina yırtılmaları, vb. sebeplerle oluşurlar. Genellike çocuklar bunları göremezler, çünkü vitröz sıvıları son derece transparandır; ancak yaş ilerledikçe bunların sayısı artar, çünkü vitröz sıvı opaklaşmaya ve bozulmaya başlar.
Normalde göz sıvısı içerisinde yavaş yavaş sürüklenirler, ancak gözünüzü hızla çevirecek olursanız, bu cisimler de bu hareketi takip edecektirler. Çünkü gözünüzü her çevirdiğinizde, gözünüz içerisindeki sıvı hareket eder. Hatta gözünüzün hareketini birden durdurduğunuzda, eylemsizlikten ötürü bu cisimler birazcık daha yollarına devam edecek, ondan sonra sürtünme nedeniyle duracaklardır. Bu sırada şekil değiştirebilirler, hatta nadir durumlarda bir araya gelerek daha büyük parçalara dönüşebilir veya parçalanarak daha ufak parçalara ayrılabilirler! Her ne kadar hareket ediyor ve şekil değiştiriyor olsalar da, bunlar canlı varlıklar değildirler. Bu cisimlere bireyin doğrudan bakmasının bir yolu yoktur, çünkü bunlar gözün “üzerinde” bulunmaktadırlar ve gözünüzü çevirdikçe onlar da hareket edecektir.
Normalde beynimiz bunları görmezden gelmeyi öğrenir, bu sebeple çoğu zaman, günlük yaşantımızda bunlar dikkatimizi çekmez. Bu nedenle, eğer ki rahatsız edici veya abartılı düzeyde değilse, herhangi bir şey yapılmasına gerek yoktur. Ancak eğer sayılarının artmaya başladığı hissediliyorsa, doktora gidilmesi önemle tavsiye edilir. Bazı durumlarda bu parçacıkların artması, bazı ciddi hastalıkların belirtisidir. Bu yapıların parçalanması ve yok edilmesi için vitrektomi ve vitreoliz adı verilen iki yöntem uygulanır. İlkinde gözdeki bu yapıların bir emiciyle alınmasına çalışılırken, ikincisi daha çok “lazer” temelli bir tedavidir.
Vitröz parçacıklar (ya da yüzer noktalar), gözünüzde görebileceğiniz hızlı ışık hareketleri ya da minik ışık patlamaları ile karıştırılmamalıdır. Buna “fosfen” adı verilir ve vitröz parçacıklarla hiçbir alakası yoktur.
Hazırlayan: ÇMB
Kaynaklar ve İleri Okuma:

Biyoloji Problemini Bir Bilgisayar Çözdü!

Bilgisayar yazılımları yoğun hesaplar yapabildikleri gibi bilimsel teoriler de geliştirebilirler mi? Bir bilgisayarı biyoloji biliminin en iyi bilinen gizemlerinden biri üzerine kendi bilimsel savlarını üretmek için programlayan ABD’nin Massachusetts eyaletindeki Tufts Üniversitesi’nden bilgisayar bilimcileri Michael Levin ve Daniel Lobo’nun iddiası tam da bu yönde.
Söz konusu gizem, parçalara bölünmüş bir yassı solucanın genlerinin bu parçaları yeni organizmalara nasıl dönüştürebildiği. Bu gizem, en zeki insanları geçtiğimiz yüz yıl kadarlık dönemde afallatmış durumda ve William Herkewitz’in Popular Mechanics dergisinde anlattığına göre araştırmacılar bu problemi “inanılmaz ilginçlikte” buldukları için seçmişler. Levin’in şunları söylüyor:
“Bu solucanlar esasen ölümsüzler. İstediğiniz kadar parçalara bölün, sadece yeni organizmalara yol açmış oluyorsunuz. Bunun nasıl olabildiğinin yanıtı yenileyici ilaçlardan kendi kendini onarabilen robotlara kadar bir çok konuda anahtar niteliğinde olabilir.”
Levin ve Lobo tarafından geliştirilen bilgisayar yazılımı gerçek yaşamda konu üzerine yapılmış çalışmaları her seferinde küçük değişikliklerle tekrar tekrar yinelemek üzere tasarlanmış. Muazzam sayısal beyni ve yiyecek ya da uykuya gereksinim duymaması sayesinde makine birçok farklı hipotezi, basit ölümlülerden çok daha hızla elden geçirebilmiş.
Yazılım özü itibariyle solucanın genlerinin nasıl birbirine bağlandığı üzerine tahminler yürütüyor ve her seferinde yeni bir kuramın benzetimini yapıyordu. Sonuçlar gerçek hayatta alınanlara yakın ise bir adım daha o yönde ilerliyor, değilse yön değiştiriyordu. Üç günün sonunda yazılım veri tabanındaki yüzlerce gerçek deneyin sonuçlarına uyan bir çekirdek genetik şebeke kodu üretmeyi başardı.
Üç gün elbette muazzam kısa bir süre, ancak yazılımı oluşturmak yıllar almış. Yazılımın mevcut verileri kullanabilmesi için amaca özel bir bilgisayar dili geliştirmek gerekmiş ve elbette yıllar boyu konu üzerine yapılmış tüm bilimsel çalışmaların sonuçları derlenmiş. Ancak bu yapı taşları yerli yerine oturduğunda yazılım sonuçlarına erişebilmiş. Levin şu açıklamalarda bulunuyor:
“Doğanın neler yaptığını açıklayan modeller üretmek bilimcilerin en yaratıcı uğraşlarının başında geliyor… Bilimsel girişimlerin kalbi ve ruhu bu. Yüz yılın üzerindeki çabalarımızda başarısızlığımızın gösterdiği üzere hiçbirimiz bu modeli üretemezdik. Bu sorun, ve bizim yaklaşımımız neredeyse tamamen genellenebilir. Kullanılabilir verilerin bulunduğu ancak temeldeki mekanizmayı tahmin etmenin güç olduğu her durum için aynı yöntem kullanılabilir.”
Levin ve Lobo’nun çalışması PLOS Computational Biology dergisinde yayınlandı. İkili benzer bir ters-mühendislik yaklaşımının, özellikle insan zekasının işlemekte zorlanacağı derecede çok ham veri bulunan bilimsel alanlarda kullanılabileceğine inanıyorlar. Bir sonraki aşamada bilgisayar bilimciler metastaz, yani kanserin nasıl bedende yayıldığı konusunu ele alacaklar.
Çeviren: Suat Ayöz