In Vitro Fertilizasyon (IVF)

Halk dilinde tüp bebek denir.

In-vitro fertilizasyon, bir test tüpünde (‘imbikte’) suni döllenme yöntemidir. Düzenli, korunmasız cinsel ilişkiye rağmen çift bir yıldan fazla hamile kalmazsa suni döllenme kullanılabilir.

This content is available to members only. Please login or register to view this area.

İn vitro fertilizasyon (IVF), yumurtaların çıkarılmasını, sperm örneğinin alınmasını ve ardından yumurtaların vücut dışında bir laboratuvar ortamında döllenmesini içeren önemli bir yardımcı üreme teknolojisidir (ART). “In vitro” terimi Latince “camda” anlamına gelir ve bu da vücudun içinde değil, bir laboratuvar kabında veya bir test tüpünde gerçekleşen süreci ifade eder.

İn Vitro Döllenme (IVF) Açıklaması:

Sürece Genel Bakış:

  • Stimülasyon: Başarılı döllenme şansını artırmak amacıyla yumurtalıkları birden fazla yumurta üretmeye teşvik etmek için hormonal ilaçlar kullanılır.
  • Yumurtlama İndüksiyonu: Daha fazla ilaç, yumurtaların olgunlaşmasına ve toplanabilmeleri için salınım zamanlamasına yardımcı olur.
  • Foliküler Ponksiyon (Yumurta Toplama): Yumurtalar, ultrason kılavuzluğunda vajinal duvardan geçirilen bir iğne aracılığıyla yumurtalıklardan cerrahi olarak alınır.
  • Döllenme: Toplanan yumurtalar bir laboratuvarda sperm ile döllenir. Bu, geleneksel tohumlama veya tek bir spermin doğrudan bir yumurtaya enjekte edildiği intrasitoplazmik sperm enjeksiyonu (ICSI) kullanılarak yapılabilir.
  • Embriyo Transferi: Bir veya daha fazla döllenmiş yumurta (embriyo), implantasyonun ve hamileliğin gerçekleşmesi umulan rahme transfer edilir.
  • IVF Döngüsünün Süresi: Tipik olarak, stimülasyondan embriyo transferine kadar bir IVF döngüsü yaklaşık 2 ay sürer ve gerçek gebelik testi embriyo transferinden birkaç hafta sonra gerçekleşir.

“In Vitro” ve “IVF” Arasındaki Farklar:

Terimler birbiriyle yakından ilişkili olsa da, “in vitro”, canlı organizmanın dışında, test tüpü veya petri kabı gibi yapay bir ortamda gerçekleşen herhangi bir biyolojik süreci tanımlamak için kullanılan daha geniş bir bilimsel terimdir. “IVF” özellikle kısırlık veya genetik sorunların tedavisinin bir parçası olarak döllenmeyi kolaylaştırmak için insan gametlerinin (yumurta ve sperm) vücut dışında birleştirildiği prosedürü ifade eder.

IVF Uygulanmasının Nedenleri:

İnsanlar çeşitli nedenlerle IVF’yi seçerler:

  • Tubal Faktörler: Fallop tüpleri tıkalı veya olmayan kadınlar.
  • Erkek Kısırlığı: Düşük sperm sayısı veya sperm hareketliliği sorunları.
  • Genetik Bozukluklar: Genetik hastalık geçirme riski olan çiftler, genetik bozukluklardan arınmış embriyoları implante etmek için preimplantasyon genetik tanı (PGD) ile birlikte IVF kullanabilir.
  • Açıklanamayan İnfertilite: Birkaç yıl boyunca diğer müdahaleleri denedikten sonra gebelik elde edemeyen çiftler.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Tarih

İlk Başarılı IVF Gebeliği (1978)
İngiltere’de Louise Brown’ın doğumu ilk başarılı IVF gebeliğine işaret ediyordu. Bu buluş, döllenmenin insan vücudu dışında gerçekleşebileceğini ve canlı bir gebeliğe yol açabileceğini göstermiştir.
Steptoe, P. C., & Edwards, R. G. (1978). Bir insan embriyosunun reimplantasyonundan sonra doğum. Lancet, 312(8085), 366.

İntrasitoplazmik Sperm Enjeksiyonunun (ICSI) Gelişimi (1992)
ICSI, tek bir spermin doğrudan bir yumurtaya enjekte edilmesini içerir ve şiddetli erkek faktörü kısırlığı olan çiftler için döllenme oranlarını artırır.
Palermo, G., Joris, H., Devroey, P., & Van Steirteghem, A. C. (1992). Tek bir spermatozoonun bir oosit içine intrasitoplazmik enjeksiyonundan sonra gebelikler. Lancet, 340(8810), 17-18.

Preimplantasyon Genetik Tanı (PGT) (1990)
PGT, implantasyon öncesinde embriyoların genetik taramasının yapılmasına olanak tanıyarak genetik bozukluk riski taşıyan çiftlere belirli genetik koşullardan arınmış bir çocuk sahibi olma imkanı sunar.
Handyside, A. H., Kontogianni, E. H., Hardy, K., & Winston, R. M. L. (1990). Biyopsi yapılmış insan preimplantasyon embriyolarından elde edilen gebelikler Y-spesifik DNA amplifikasyonu ile cinsiyetlendirilmiştir. Nature, 344(6268), 768-770.

Kriyoprezervasyon Tekniklerinin Optimizasyonu
Dondurma ve çözme protokollerindeki gelişmeler, dondurulmuş embriyo ve yumurtaların hayatta kalma oranlarını önemli ölçüde artırarak daha esnek ve başarılı IVF döngülerine katkıda bulunmuştur.
Rall, W. F., & Fahy, G. M. (1985). Fare embriyolarının vitrifikasyon yoluyla -196 derecede buzsuz dondurulması. Nature, 313(6003), 573-575.

Embriyo İzleme için Zaman Atlamalı Görüntülemenin Tanıtımı
Embriyo kültüründe hızlandırılmış mikroskopinin benimsenmesi, klinisyenlerin kültür ortamını bozmadan embriyo gelişimini sürekli olarak izlemelerine olanak tanıyarak embriyo transferi için seçim kriterlerini iyileştirir.
Meseguer, M., Herrero, J., Tejera, A., Hilligsøe, K. M., Ramsing, N. B., & Remohi, J. (2011). Embriyo implantasyonunun bir öngörücüsü olarak morfokinetiğin kullanımı. Human Reproduction, 26(10), 2658-2671.

Mitokondriyal Donasyon Tekniklerinin Kullanımı (2015)
Bazen “üç ebeveynli IVF” olarak da adlandırılan bu teknik, mitokondriyal hastalıkları önlemek için bir donörden alınan mitokondriyal DNA’nın dahil edilmesini içerir.
Craven, L., Tuppen, H. A., Greggains, G. D., Harbottle, S. J., Murphy, J. L., Cree, L. M., Murdoch, A. P., Chinnery, P. F., Taylor, R. W., Lightowlers, R. N., Herbert, M., & Turnbull, D. M. (2010). Mitokondriyal DNA hastalığının bulaşmasını önlemek için insan embriyolarında pronükleer transfer. Nature, 465(7294), 82-85.

İleri Okuma

  1. Zegers-Hochschild, F., Adamson, G. D., de Mouzon, J., Ishihara, O., Mansour, R., Nygren, K., Sullivan, E., & Van der Poel, S. (2009). International Committee for Monitoring Assisted Reproductive Technology (ICMART) and the World Health Organization (WHO) revised glossary of ART terminology, 2009. Fertility and Sterility, 92(5), 1520-1524.
  2. Van der Poel, S. (2012). Human Reproductive Technologies and the Law. Fertility and Sterility, 48(3), 392-396.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

Sihirli Mantarlar Hiperbağlantılı Beyinler Yaratıyor!

Sihirli mantarlar, hiperbağlantılı beyinler yaratarak kullananlara ilginç deneyimler yaşatabiliyor. King’s College London’da bir fizikçi olan, araştırmanın ortak yazarı Paul Expert, bir çeşit psikedelik (hayal gördüren) ilacın etken maddesi olan psilosibinin “normalde karşılıklı iletişim halinde olmayan (“konuşmayan”) beyin bölgelerini” bağlayarak beyindeki normal iletişim ağlarını tamamen bozduğunu belirtti. Expert, 29 Ekim 2014’te Journal of the Royal Society Interface’te yayınlanan bu araştırmanın, psikedelik ilaçların (gelecekte psikiyatristlerce depresyon gibi rahatsızlıkların tedavisinde kontollü bir şekilde kullanılabilecekleri umuduyla) nasıl çalıştığını anlamaya yönelik daha büyük bir çalışmanın parçası olduğunu söyledi.

 

Sihirli mantarlar

Sihirli mantarların etken maddesi olan psilosibin, en çok, neden olduğu kuvvetli halüsinasyonlarla bilinir. Renklerin aşırı doygun görünmesine ve objeler arasındaki sınırların kaybolmasına sebep olabilir. Fakat ilacın daha uzun süreli etkileri var gibi duruyor. Birçok insan, ilacı kullanırken yoğun ruhsal deneyimler yaşadıklarını belirtmişler. Hatta bazı araştırmalar bir metafizik yolculuğun uzun vadede insanların kişiliklerini değiştirebileceğini, böylece onları yeni deneyimlere daha açık ve sanatın, merak duygusunun ve hislerin değerini daha iyi bilen insanlar yaptığını söylemektedir. Expert’e göre psilosibini deneyen insanlar, bunun “hayatlarının en derin deneyimlerinden biri olduğunu söylüyorlar; hatta çocuklarının doğumunda yaşadıkları duygular ile kıyasladıklarını bile iddia ediyorlar!

Bağlantılar Kurmak

Bilim insanları uzun zamandır psilosibinin beyinde, ruh hali, iştah ve uyku ile bağlantılı bir beyin kimyasalı olan, serotonin reseptörlerine bağlandığını biliyorlardı. Bununla birlikte ilacın beynin tümündeki bağlantılar örgüsünü nasıl değiştirdiği bilinmemektedir.

Önceki bir çalışmada, Expert’in çalışma arkadaşları psilosibinin beyni bir gündüz düşüne (gündüz görülen hayaller, rüyalar) teşvik ettiğini ve ilacın beyin aktivitesini düşürdüğünü bulmuşlardı. Bu yeni çalışmada ise ekip, fMRI (Türkçe adıyla “işlevsel manyetik rezonans görüntüleme”) yöntemini kullanarak 15 sağlıklı gönüllünün beyin aktivitelerini – plasebo aldıktan sonra ve halüsinojen psilosibini aldıktan sonra olmak üzere- taradı. Ekip sadece önceden sihirli mantar kullanıp bununla ilgili olumlu deneyimler yaşayanları seçti. Bunun amacı klostrofobik MRI makinalarının içinde panik olunmasını önlemekti. Ekip daha sonra bireylerin ilacı almadan önce ve sonraki beyin aktivitelerini karşılaştırıp, farklı beyin bölgeleri arasındaki bağlantıları gösteren bir harita oluşturdu.

Expert, psilosibinin deneklerin beyin organizasyonunu çarpıcı biçimde değiştirdiğini belirtti. İlacın etkisiyle normalde bağlantısı olmayan beyin bölgelerinin oldukça senkronize bir beyin aktivitesi gösterdiği tespit edildi. Bu durum ilacın, beynin normalde kurmayacağı uzun mesafeli bağlantıları tetiklediğini gösterdi. İlacın etkisi geçtikten sonra ise beyin aktivitesi normal hale döndü.

İlacın Etkisi

Araştırmacıların makalede değindiğine göre, psilosibin sinesteziye (duyum ikiliği) yani bir duyu uyaranının, mesela bir sayı, beyinde her zaman başka biri ile, mesela renk veya ses, eşleşmesi haline benzer bir beyin hali oluşturabilmektedir. Expert’e göre sinestezi yaşayan insanlar, örneğin, bir müzik duyduklarında bazı renkleri beraberinde görebilir veya 3 sayısını her zaman sarı görebilirler. Expert bulguların, bu ilacın depresyon tedavisine sağlayacağı faydalar için çalışan biliminsanlarına yardım edeceği görüşünde. Ayrıca şöyle belirtiyor:

Önceki çalışmalar insanların sadece bir kez psilosibin kullandıktan sonra bile daha mutlu olduklarını gösteriyordu. Fakat biliminsanları psilosibini depresyon tedavisinde kullanmadan önce ilacın beyni nasıl etkilediğinin daha net bir resmini görmeliydiler”.

Araştırma aynı zamanda, benlik bilincinin nasıl oluştuğu gibi zihin ile alakalı daha büyük soruların cevaplanmasına yardım edebilir. King’s College London’dan araştırmada yer almayan bir psikofarmakolog olan Mitul Mehta ise şunu söylüyır:

Etrafımızdaki dünya ile uyumlu deneyimler yaşamayı nasıl başardığımıza ve bunu neyin bozduğunu anlamamıza yönelik soruları bu ve benzer araştırmalar ile ele amaya başlayabileceğiz.”

Çeviren: Nihan Dilşad Dağtaş 

Kaynak: LiveScience