Yersinia enterocolitica

  • filomorfik, 30ºC ‘nin altında hareketli, kapsülsüz bakterilerdir. (Bkz; Yersinia) (Bkz; enter-o-colitica)
  • Hayvanlar aleminde yayılmışlardır.En çok domuzda görülür.
  • Avrupada akut Gastroenteritislerin %1’ine Yersinia pseudotuberculosis ile birlikte sebep olurlar.

Hastalık belirtileri

  • Gastrointestinal enfeksiyon
    1. Enterokolitis (6 yıldan az sürer)
    2. Akut mezenteriyal lenfadenit
    3. Terminale Ileitis, psödo apandisit
  • Septikemi
  • Metastik enfeksiyonlar
    1. fokal apse
    2. Endokarditis
    3. Osteomyelitis
  • Enfeksiyon sonrası, immün patolojik reaksiyonlar
    1. Büyük eklemlerde artrid
    2. Myokarditis
    3. Erythema nodosum

Tedavi

  • Kendiliğinden iyileşme mümkündür.
  • Antibiyotik
    1. Fluorchinolone
    2. Cephalosporine(3. nesil)

Yersinia pseudotuberculosis

  • filomorfik, 30ºC ‘nin altında hareketli, kapsülsüz bakterilerdir.(Bkz; Yersinia) (Bkz; pseudotuberculosis)
  • Hayvanlar aleminde yayılmışlardır.En çok kemiriceler ve kuşlarda görülür.
  • Avrupada akut Gastroenteritislerin %1’ine Yersinia enterocolitica ile birlikte sebep olurlar.

Hastalık belirtileri

  • Gastrointestinal enfeksiyon
    1. Enterokolitis (6 yıldan az sürer)
    2. Akut mezenteriyal lenfadenit
    3. Terminale Ileitis, psödo apandisit
  • Septikemi
  • Metastik enfeksiyonlar
    1. fokal apse
    2. Endokarditis
    3. Osteomyelitis
  • Enfeksiyon sonrası, immün patolojik reaksiyonlar
    1. Büyük eklemlerde artrid
    2. Myokarditis
    3. Erythema nodosum

Tedavi

  • Kendiliğinden iyileşme mümkündür.
  • Antibiyotik
    1. Fluorchinolone
    2. Cephalosporine(3. nesil)

dipstick

  • herhangi bir sıvının derinliğini ölçmek için kullanılan çubuktur.
  • Tıpta sıvının içindeki belirli maddeleri belirlemek için kullanılır.(Bkz; dipstick)

Laboratuvar

Sinonim: Laboratorium,  Labor, laboratory, labouratory

Bilimsel araştırma, deney veya analiz için gerekli ekipmanı barındıran oda, bina veya enstitüdür.

labōrō(çalışıyorum) kelimesinin pasif geçmiş hali olan labōrātus kelimesinden gelen labōrātor(işçi) kelimesinden gelmiştir.

 

Günde 10 Bardak Kola İçmeyin!

Başlığa bakıp “E heralde yani, deli misin?” diyebilirsiniz. Haklısınız da… Fakat merak ettiniz mi, her gün 330 mililitrelik kolalardan 10 adet içecek olsanız, ne olurdu? 50 yaşındaki George Prior bunu deneyip görmek istedi, bize de aktarmak düşer.

Morgan Spurlock’ın 1 ay boyunca her gün 3 öğün McDonald’s’tan başka hiçbir şey yemediği “Şişmanlat Beni”(Supersize Me) belgeselinden ilham alan Prior, 30 gün boyunca her gün 330 mililitrelik kolalardan 10 adet tüketti.10Cokesaday.com isimli sitesi üzerinden, bu yaptığı çalışma sayesinde insanların her gün ne kadar şeker tükettiklerini onlara göstermek istediğini açıkladı. Merak ediyorsanız, 1 adet 330 mL’lik kutu kolada (ve benzeri meşrubatta) 39 gram şeker bulunmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü, her gün 25 gram şeker alınmasını tavsiye etmektedir. Amerikan Kalp Derneği ise erkekler için günde 37.5 gram, dişiler içinse günde 25 gram şekerin aşılmamasını tavsiye etmektedir. Anlayacağınız, 10 kutu koladan gelen 390 gram şeker, günlük tavsiye edilen ortalamanın kabaca 12.5 katıdır!
Eh, hemen gelecek tepki, “İyi de kim 10 kutu kola içer ki?” olacaktır. Türkiye şartlarında bu itiraz büyük oranda geçerli olabilir. Çünkü ABD veya bazı Avrupa ülkelerinde olanın aksine, Türkiye’de genellikle büyük bardaklardan gazlı içecek tüketme alışkanlığı bulunmamaktadır. Fakat eğer ki günde birkaç kutu kola üzerine Starbucks gibi firmalardan birkaç kutu kahve içiyor, üzerine birkaç tane çikolata atıştırıyor, Ice Tea gibi çay türlerinden içiyorsanız, her gün rahatlıkla 10 kutu kolaya denk şeker alıyorsunuz demektir. Dolayısıyla burada 10 kutu kola sadece temsilidir. Ayrıca kalori karşılığını merak edenler için, 10 kutu kola 1400 kaloriye denk gelmektedir!
Peki George Prior’a 30 gün sonunda ne oldu? Prior deneye 76.2 kilogram ve %9 oranında vücut yağı ile başladı. 30 gün ve 300 kutu kola sonundaysa 86.6 kilograma ve %16 vücut yağ oranına ulaştı! Bu süreçte aynı zamanda mide ağrıları, kıyafetlerin uymamaya başlaması ve eğilmekte sıkıntı çekme gibi problemlerle de karşılaştı.
Elbette uyarmakta fayda var: genellikle YouTube üzerinden yapılan bu tür deneyler kontrolsüz olduğu için her zaman güvenilir sonuçlar vermeyebilir. Fakat günde 1400 kalori sadece kutu koladan almanın bu tür sonuçlar yaratacağı oldukça öngörülürdür. Dahası, bu tür kimyasalların kısa dönem ve uzun dönem etkileri birbirinden farklı olabilmektedir. Kısa dönemde sadece kilo olarak görünen bir durum, uzun vadede kalp ve damar hastalıkları gibi çok daha ciddi şekillerde ortaya çıkabilir.
Hazırlayan: ÇMB 
Kaynak: LA Times

Anılarımız Sinapslarda Depolanmıyor Olabilir!

Kavraması oldukça güç olsa da, “anı” dediğimiz şeylerin oldukça sağlam bir biyolojik altyapısı vardır. Sinirbilim ders kitaplarına göre, beyindeki komşu sinir hücreleri (nöronlar), kimyasal iletişimi sinapsları (sinir bağlantıları) aracılığıyla sağlarlar. Bir anı her seferinde hatırlandığında, bu bağlantılar tekrardan uyarılır ve güçlendirilir. Anıların sinapslarda depolandığına yönelik görüş 1 asrı aşkın bir süredir sinirbilim camiasında kabul görmüştür. Ancak Los Angeles’taki Kaliforniya Üniversitesi’nde (UCLA) yapılan yeni bir araştırma, bu kabulü alt üst edebilir: anılarımız, aslında beynin“içerisinde” yer alıyor olabilir! Eğer bu doğrulanırsa, acı verici şekilde gerçekçi ve rahatsız edici anılarla karakterize edilen Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB veya PTSD) gibi hastalıkların tedavisi için yeni bir pencere aralayabilir.

10 yıldan uzun bir süre önce bilim insanları propranolol adı verilen bir ilacı PTSD tedavisinde kullanmaya başladılar. Propranololun uzun dönem hafıza için gereken proteinlerin üretimini engelleyerek anıları önlediği düşünülüyordu. Ne yazık ki araştırma kısa sürede bir çıkmaza girdi. Bu ilaç eğer ki travmatik olay yaşandıktan hemen sonra enjekte edilmezse, tedavi de bir işe yaramıyordu. Son zamanlarda araştırmacılar bunu çözmek için bir başka yol denemeye başladılar: eldeki verilerin gösterdiğine göre birisi bir anıyı hatırladığında, yeniden aktive edilen bağlantı sadece güçlendirilmemektedir; aynı zamanda geçici olarak da olsa değişime açık hale gelmektedir. Buna, anı sağlamlaştırması (memory reconsolidation) adı verilir. Propranololun (ve tabii muhtemelen terapinin, elektrik uyarımın ve bazı diğer ilaçların) bu zaman aralığında uygulanması, bilim insanlarının yeniden birleştirme işlemini önlemesini sağlayabilir; böylece sinapsı olduğu yerde silebilir.
Bu anıların durdurulabileceği olasılığı UCLA’den nörobiyolog David Glanzman’ın dikkatini çekti ve sinirbilim araştırmalarında sıklıkla kullanılan sümüklüböcek benzeri bir yumuşakça olan Aplysia üzerinde bir çalışma başlattı. Glanzman ve ekibi Aplysia‘ya orta şiddette elektrik şoku vererek bu olayın sinapslarda yeni bir anı oluşturmasını sağladı. Sonrasında bilim insanları bu nöronları yumuşakçadan alarak bir petri kabına aktardı ve kimyasal yollarla elektrik şokunun anısını tetikledi ve hemen üzerine de hızla bir doz propranolol uyguladılar.
İlk başta ilaç, sinaptik bağlantıları yok ederek önceki araştırmaları doğruluyor gibi gözüküyordu. Ancak sonradan hücreler şokların bir hatırlatıcısına maruz bırakıldığında, anılar sadece 48 saat içerisinde tüm etkisiyle geri döndüler. Araştırma sonuçlarını eLife dergisinde yayımlayan Glanzman şöyle söylüyor:
“Tamamen geri döndüler! Bu bana, anıların sinapslarda depolanmadığını düşündürüyor.” 
 
Eğer anılar sinapslarda depolanmıyorsa, nerede depolanıyorlar? Sinirbilimciler beyin hücrelerine daha yakından baktıklarında, sinaps tamamen silinmiş olsa da, hücrenin içerisinde meydana gelen elektriksel ve moleküler ateşlemenin izlerinin kaldığını gördüler. Engram adı verilen bu anı izi, bu kalıcı değişimler sayesinde korunmuş olabilir. Alternatif olarak bu olay, canlı hücresinin DNA’sında değişimlere neden olarak onun üzerindeki bazı genlerin nasıl okunduğunu etkiliyor olabilir. Glenzman ve bazı diğerleri bu mantıklamanın doğru olduğu kanısındalar.
Columbia Üniversitesi’nden bir sinirbilimci olan ve anılar üzerine yaptığı çalışmalarla 2000 yılında Nobel Fizyoloji Ödülü’ne layık görülen Eric Kandel, çalışmanın sonuçlarının uygulamadan 48 saatten sonra gözlendiğine dikkat çekiyor. Bu süre, anı sağlamlaştırmanın halen devam edebileceği bir süre. Bir diğer deyişle, belki de anılar daha tam oluşmamışken, sadece bir kısmı siliniyor olabilir. Böylece 48 saat boyunca, silinen kısma rağmen anı oluşumu devam ettiği için, bunun artıkları yeniden tetikleniyor da olabilir.
Her ne kadar öncül bir araştırmanın ilk sonuçları olsa da, ne yazık ki PTSD’ye sahip olan insanların ilaçlar alarak güçlü anılardan kurtulamayacaklar gibi gözüküyor. Glanzman sözlerini şöyle bitiriyor:
“Eğer ki bana 2 sene önce PTSD’nin ilaçlarla iyileştirilip iyileştirilemeyeceğini soracak olsaydınız, cevabım evet olurdu. Ancak şimdi böyle düşünmüyorum. Ancak iyi tarafından bakacak olursak, anılarımızın beyin hücrelerimizin derinlerinde bir yerlerde saklandığını bilmek anılarla ilgili başka bir hastalık için umut olabilir: Alzheimer!”
 
Hazırlayan: ÇMB 
 

Yamyamlıktan Doğan Beyin Hastalıklarını Önleyen Faydalı Mutasyonlar!

Papua Yeni Gine’deki insan topluluklarını bir zamanlar kitlesel olarak yok etmiş olan nadir bir beyin hastalığını inceleyen araştırmacılar, prion adı verilen hatalı katlanmış proteinlerin beyinde yayılmasını engelleyen bir gen çeşidine (varyantına) neden olan bir mutasyon tespit ettiler.

Kuru hastalığı, Papua Yeni Gine’deki Fore insanları arasında ilk defa 20. yüzyılın ortalarında tespit edildi. 1950’li yıllarda doruk noktasına ulaşan hastalık, her bir sene popülasyonun %2’sini öldürerek yok etmekteydi. Hastalık üzerinde araştırmalar yürüten bilim insanları, bu hastalığın nedenini geleneksel olarak sürdürülen yamyamlığa bağlamayı başardılar. Kabile, ölmüş üyelerin beyinlerini ve sinir sistemini bir ritüel olarak yiyordu. Muhtemelen Fore insanları, bir noktada Creutzfeldt-Jakob Hastalığı’na (CJH) sahip bir bireyin beynini de yedi ve hastalık bu şekilde başladı. CJH, her yıl rastgele bir şekilde tüm Dünya’da 1 milyon insanı etkileyen bir prion hastalığıdır.
Bu araştırmaları yürüten uzmanlar, daha önceden zaten bazı insanların bu hastalığa diğerlerinden daha az açık olduğunu tespit etmişlerdi. Prion proteininin 129. kodonunda aminoasit değişikliğine neden olan bir mutasyona sahip bireyler, hastalığa diğerlerine göre daha az yakalanıyordu. Kodonlar, genetik kodumuzdaki 3’lü nükleotit dizileridir. Her bir kodon (her 3 nükleotit), 1 aminoasidi kodlar. Aminoasitler de bir araya gelerek proteinleri üretir. Proteinler de hem yapısal olarak bizi üretirler; hem de vücutlarımızın işleyişini sağlar ve sürdürürler. İşte söz konusu proteini üreten genetik kodun, 129. üçlüsünde (kodonunda) tek 1 nükleotit üzerinde meydana gelen mutasyon, ani etkili bir şekilde fayda sağlayarak CJH’ye yakalanma ihtimalini azaltmaktadır.
2009 senesinde, University College London’da prionlar üzerine araştırmalar yürüten Dr. John Collinge önderliğindeki bir diğer ekip, Fore insanlarında yeni bir mutasyon tespit etti: bu mutasyon, 127. kodon üzerindeydi. Nature dergisinde 10 Haziran 2015’te yayınlanan makaleleri, 127. kodondaki tek bir mutasyonun glisin aminoasidi yerine valin aminoasidinin üretilmesine neden olduğunu gösteriyor. Bu mutasyona sahip bireyler, 129. kodonda mutasyona sahip olan bireylerden bile daha yüksek dirence sahip oluyorlar! 129. kodondaki mutasyon, sadece birisi anneden, birisi babadan gelen iki set genden 1 tanesinde bulunursa etkili oluyor ve etkisi, hastalığa yakalanma riskini birazcık düşürmek şeklinde oluyor. Ancak 127. kodonda tespit edilen mutasyon, Kuru ve CJH hastalıklarının ikisine karşı da tam direnç sağlıyor! Yani bu mutasyon varsa, söz konusu hastalıklara yakalanamıyorsunuz. Üstelik anneden ya da babadan aldığınızda işlevsel olduğu gibi, ikisinden birden aldığınızda da aynı etkiyi yaratıyor ve savunma sağlıyor! İşte ani etkili faydalı mutasyonlara harika bir diğer örnek!
Araştırmacılar bu korumanın, 127. kodonda meydana gelen mutasyonun prion proteinlerinin hatalı şekillere girmesini önlemesi sayesinde olduğunu belirtiyorlar. Broad Enstitüsü’nden prion araştırmacısı Eric Minikel’in sözleriyle bitirelim:
“Bu gerçekten şaşırtıcı. Bu keşif, içerisinde başka bir bölüm olmasını beklemediğim bir kitabı okumak gibi!”
Mutant proteinlerin yapısı ve hastalığa tam olarak nasıl direnç sağladığı konusundaki detaylı araştırmalar devam ediyor.
 
Hazırlayan: ÇMB 
 
Görsel: Fore insanlarına ait bir kabile… Fotoğrafta “gelin tanıtımı” görülüyor. Erkekler, kadının hayatta kalması ve çocuklar üretebilmesi için dua ediyorlar.
 

Maymun – Muz Deneyi

Birkaç maymun, bir merdiven, su ve muzları içeren bu deneyi daha önceden duymuş olabilirsiniz. G.R Stephenson’ın bu deneyi maymunların korkuya karşı verdikleri tepkilere dayalı. Öğrenilen davranışlar ve grup dinamiği hakkında harika bir çalışma.

1. 

Bir grup bilim adamı bir kafese 5 maymun ve tepesinde muzlar bulunan bir merdiven yerleştiriyor.

2. 

Ne zaman bir maymun merdivenin tepesindeki muzlara ulaşmaya çalışsa bilim adamları diğer maymunları soğuk suyla sırılsıklam ıslatıyorlar.

3. 

Bir süre sonra, ne zaman bir maymun merdivene tırmanmaya yeltense diğerleri o maymunu engellemeye, hatta dövmeye başlıyor.

4. 

Bunun üzerine doğal olarak, muzlar ne kadar cezbedici olsa da hiçbir maymunmerdivene tırmanmaya cesaret edemiyor.

5. 

Daha sonra bilim adamları maymunlardan birini kafesten alıp farklı bir maymunu içeriye bırakıyor. Bu yeni maymunun yaptığı ilk şey merdivene tırmanmak oluyor ve diğerleri onu hemen dövüyorlar. Birkaç kez dövüldükten sonra yeni maymun da nedenini bilmemesine rağmen merdivene tırmanmaktan vazgeçiyor.

6. 

İkinci bir maymun daha başka bir maymunla değiştiriliyor ve yine aynı şey oluyor. İlk maymunun yerine gelen maymun da yeni maymunu dövenler arasında yer alıyor. Üçüncü maymun kafesten çıkarılıp yerine başka bir maymun geliyor ve sonuç aynı. Dördüncü maymunda da sonuç yine aynı oluyor ve yeni maymunu dövüyorlar. Daha sonra beşinci maymun kafesten çıkarılıp yerine yenisi yerleştiriliyor

7. 

Sonuç olarak daha önce soğuk suya hiç maruz kalmamalarına rağmen merdivene tırmanmaya çalışan maymunu döven 5 adet maymun ortaya çıkıyor.

8. 

Maymunlara neden bunu yaptıklarını sormak mümkün olsa cevapları muhtemelen “Bilmem, burada işler böyle yürür” tarzında olurdu. Bu cevap size de tanıdık geliyor mu?

Kaynak: lifebuzz

Çalışma: Stephenson, G. R. (1967). Cultural acquisition of a specific learned response among rhesus monkeys. In: Starek, D., Schneider, R., and Kuhn, H. J. (eds.), Progress in Primatology, Stuttgart: Fischer, pp. 279-288.