Cholera

Ana Hint-Avrupada *ghel- (“ışıldamak, yeşil, sarı, safra, öd” ,→ khole “boşaltma borusu, oluk.” → khlōros “soluk yeşil, yeşilimsi sarı,”  →khloazein “yeşil olmak,”  →χολή ‎(kholḗ,”safra, öd” (rengi nediyle) → kholera “Sözde safranın neden olduğu ishal ile karakterize bir hastalık türü, safraya ait hastalık” (Celsus),  → Latince cholera → Fransızca choléra  üzerinden dilimize geçmiştir.

Geç 14yy., “safra, melankoli” → 1560’da Klasik anlamda şiddetli bir sindirim bozukluğunun adı olarak (nadiren yetişkinler için ölümcül); → 1760’da (morbus cholera olarak) Hindistan’da endemik olan ölümcül bir hastalık için, küresel salgınlarda, özellikle de 1830’ların başında İngiltere ve Amerika’ya ulaşan hastalık periyodik olarak patlak veriyordu.

Plankton

 

Sinonim: plankter

  • Eski yunancada; şaşkın şaşkın dolanmak anlamına gelir.
  • suda bulunan, hareket yeteneği akıntıya bağımlı olan canlılara verilen genel isimdir.

Salin

Sinonim: salin solüsyonu, isotonische Kochsalzlösung, saline,  saline solution

  • belli ölçülerde sodyum bikarbonat ve sodyum klorür içeren distile su çözeltileridir.
  • Daha çok eczacılık’ta burun içi bakımı ve nemlendirilmesi için kullanılır.
  • Kontakt lens bakımı için de kullanılır.

Eksikozis

Sinonim: Eksikozexsiccosis, Exsikkose

Kaynak: http://www.physio-pedia.com/images/thumb/f/ff/Skinturgor.jpg/350px-Skinturgor.jpg

Tıpta, su kaybından dolayı vücudun kurumasıdır.(Bkz; exsiccosis)

Vibrio cholerae

  • Gram negatif, fakültatif anaerob, hareketli virgül şeklinde bakterilerdir.(Bkz; Vibrio) (Bkz; cholerae)
  • 1854’te  italyan anatomist Filippo Pacini tarafından ilk kez koleranın etkeni diye izole edilsede, bu keşfi 30 yıl sonra bağımsız olarak daha ayrıntılı aktaran ise Robert Koch’dur.Vibrio cholerae 1884’te Hindistanda Robert Koch tarafından ölmüş bir hastanın bağırsağından alınarak kültürde çoğaltılmıştır.

    Robert Koch
Filippo Pacini

 

 

 

 

 

 

 

 

  • Alkali tolrenzı sayesinde, ortamda pH’nın artışına uyum sağlar.
  • O- antijenine göre ayrılır;
    1. O1 (klasik kolera etkeni)
    2. O139 (nadir, yeni kolera etkeni)
    3. 01’den farklı olan V.cholerae (NAG)

Patogenez

  • Oral yolla alınır.
  • Asitliğin fazla olduğu yerlerde yaşayabilirler.Enfeksiyon için 10^5 etken yeterlidir.
  • Enterositlere tutunurlar.
  • 7 alt birimi bulunur. (A1, A2, B1-B5); B alt birimi GM1-Gangliosid Rezeptörüne tutunur. A1 ise hücre içine girerek adenilat siklazı aktive eder.
  • Elektrolit ve suyun fazla salgılanmasını sağlar.

Hastalık belirtileri

  • Kolera
    1. O1 ve O139 antijeni bakteriler sebep olur.
    2. Kuluçka süresi; 2-5 gündür.
    3. Günde 20 keze varan sulu diyare ve bundan dolayı günde 20 litreye kadar su kaybı gerçekleşir, takiben eksikozis oluşur. Taşikardi, anuri, tansiyon düşüşü gözlemlenir.
    4. Ölüm oranı; tedavi edilmezse %50.
  • Diyare
    1. NAG’lar sebep olur.
    2. Farklı şiddette gözlemlenir.
  • İrinleme
    • nadiren NAG’lar sebep olur.
  • Septikemi
    • nadiren NAG’lar sebep olur.

Epidemiyoloji

  • Enfeksiyon kaynağı sadece insandır.
  • Hastalığın aktarımı gıda, su v.b. sayesinde olur.
  • Hastalığın atılımı haftalar, aylar sürebilir.
  • Belirtisiz taşıyıcılık mümkündür.
  • Klasik kolera 19. yüzyılda başta hindistan olmak üzere birçok pandemiye sebep olur.
  • 1960’dan itibaren, daha az virülans tipi olan El Tor Tipi yayılır.
  • O139 antijenli bakteri ise Bangladeşte daha çok bulunur.
  • NAG vibrinonları;
    1. Salin çözeltilerde (optimal aralık 0,2-1,4 % )
    2. Sıcaklığın 10°C’den fazla olduğu ortamlar çoğalması için gereklidir, düşük sıcaklıklarda VBNC(„viable but non culturable“) durumunda olurlar.
    3. sıkça zooplanktonlar ile ilişkilendirilirer.

Adenilat siklaz

Bu enzim hücresel sinyal iletim yollarında, özellikle de cAMP’ye bağlı yol üzerinden protein kinaz A’nın (PKA) aktivasyonunda kritik bir rol oynar. Burada adenilat siklazın ayrıntılı bir açıklaması, keşfi, ilgili kilit isimler ve işlevinin ve düzenlenmesinin anlaşılmasına yapılan önemli katkılar yer almaktadır.

Adenilat Siklaz: “Adenilat siklaz” adı, substratı olan adenozin trifosfat (ATP) ve ürünü olan siklik adenozin monofosfattan (cAMP) türetilmiştir. “Siklaz” terimi, enzimin döngüsel bir yapı oluşturma işlevini belirtir.

Keşif

Erken Gözlemler:

Dr. Earl W. Sutherland Jr. ve meslektaşları ilk olarak cAMP’nin karaciğerde ikincil bir haberci olarak rolünü tanımladılar ve epinefrin gibi hormonların cAMP yoluyla glikojenolizi nasıl aktive ettiğini gösterdiler. Bu çığır açan çalışma, cAMP üretiminden sorumlu enzim olarak adenilat siklazın anlaşılmasına yol açtı.

Epinefrin (adrenalin) gibi hormonların karaciğerdeki glikojenin glikoza parçalanmasını uyarabildiğini gözlemlediler. Glikojenoliz olarak bilinen bu sürece, daha önce bilinmeyen ve daha sonra cAMP olarak tanımlanan bir faktörün aracılık ettiği bulundu. Bu önemli keşif, cAMP’nin hücresel sinyal yollarındaki önemini vurgulayarak, üretiminden sorumlu enzim olan adenilat siklazın anlaşılmasına zemin hazırladı.

Enzim Karakterizasyonu:

Sutherland, E.W., Rall, T.W. (1960): Adenilat siklaz aktivitesinin keşfi, enzimin işlevinin anlaşılmasında temel teşkil etmiştir. Adenilat siklazın ATP’yi cAMP’ye dönüştürdüğünü göstererek, ikinci bir haberci olarak cAMP yoluyla hormonal etki mekanizmasını aydınlattılar.

Enzimin özelliklerini ve hormonal uyarıma verdiği yanıtı gösterdiler. Bu, biyokimyada önemli bir ilerlemeye işaret ederek, dış sinyallerin (hormonlar) cAMP üretimi yoluyla iç hücresel tepkileri nasıl tetikleyebileceğini ortaya koydu. Çalışmaları, adenilat siklazın epinefrin ve glukagon gibi hormonlar tarafından aktive edildiğini ve bunun da hücrelerdeki cAMP seviyelerini artırarak çeşitli fizyolojik tepkileri kolaylaştırdığını gösterdi.

Moleküler Anlayışlar:

Salomon, Y., Londos, C., Rodbell, M. (1974): Adenilat siklazın çeşitli hormonların sinyal yollarındaki rolünü detaylandırarak enzimin düzenleyici mekanizmalarını vurguladı.

Adenilat siklazın guanin nükleotidler, katekolaminler ve diğer ajanlar tarafından düzenlenmesini detaylandırdılar. Araştırmaları, adenilat siklaz aktivitesinin farklı moleküller tarafından nasıl modüle edilebileceğini açıklığa kavuşturarak hücresel sinyal yollarındaki rolünün daha iyi anlaşılmasını sağladı. Bu bulgular, adenilat siklaz aktivitesinin kilit düzenleyicileri olan G proteinleri üzerine yapılan sonraki araştırmalar için kritik öneme sahipti.

Yapısal Çalışmalar:

Gilman, A.G. (1984): Adenilat siklazın G proteinleri tarafından düzenlenmesine ilişkin içgörüler sağladı; bu, sinyallerin hücre yüzeyinden içine nasıl iletildiğini anlamak için çok önemliydi.

G proteinlerinin, ilgili G proteininin türüne bağlı olarak adenilat siklazı uyarabildiğini ya da inhibe edebildiğini keşfetti. Bu keşif, adenilat siklazın ikili kontrol mekanizmalarını anlamak için çok önemliydi ve Gilman’a 1994 yılında Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü kazandırdı. Çalışmaları, hücre dışından gelen sinyallerin hücre içinde nasıl hassas bir şekilde düzenlenebileceğini ve uygun fizyolojik tepkilerin nasıl sağlanabileceğini gösterdi.

Genetik ve Biyokimyasal Karakterizasyon:

Tang, W.J., Gilman, A.G. (1991): Adenilat siklazın çeşitli izoformlarının klonlanması ve ekspresyonu, çeşitli dokulardaki farklı izoformların çeşitliliğini ve spesifik rollerini vurgulamaktadır.

Adenilat siklaz izoformlarının çeşitliliğini ve farklı dokulardaki spesifik rollerini vurguladılar. Bu araştırma, farklı izoformların seçici olarak nasıl aktive edilebileceği veya inhibe edilebileceği konusunda içgörü sağlayarak hedefe yönelik terapötik müdahaleler için yollar açtı.

2000’ler – Fonksiyonel ve Patolojik Roller:

Cooper, D.M.F. (2003): Adenilat siklaz izoformlarının fizyolojik rollerini ve bunların farklı hücresel süreçler ve hastalık durumlarıyla ilgisini aydınlattı.

Cooper’ın çalışmaları, spesifik adenilat siklaz izoformlarının çeşitli hücresel süreçlerdeki önemini ve hastalık durumlarındaki etkilerini vurgulamıştır. Bu anlayış, kalp hastalığı, nörolojik bozukluklar ve bazı kanserler gibi durumlara yönelik tedavilerin geliştirilmesi için kritik öneme sahiptir.

İleri Okuma

  1. Sutherland, E. W., Rall, T. W. (1960). “The properties of an adenine ribonucleotide produced with cellular particles, ATP, Mg++, and epinephrine or glucagon.” The Journal of Biological Chemistry, 235(9), 2682-2689.
  2. Salomon, Y., Londos, C., Rodbell, M. (1974). “Adenylate Cyclase in Plasma Membranes of Rat Adipocytes. Regulation by Guanine Nucleotides, Catecholamines, and Other Agents.” The Journal of Biological Chemistry, 249(2), 5813-5820.
  3. Gilman, A. G. (1984). “G Proteins and Dual Control of Adenylate Cyclase.” Cell, 36(3), 577-579.
  4. Tang, W. J., Gilman, A. G. (1991). “Type-specific regulation of adenylyl cyclase by G protein beta gamma subunits.” Science, 254(5037), 1500-1503.
  5. Cooper, D. M. F. (2003). “Adenylate cyclases and the interaction between calcium and cAMP signalling.” Nature Reviews Molecular Cell Biology, 4(7), 519-529.

Enterosit

Sinonim: Enterocytes,  intestinal absorptive cells, Enterozyt

ince bağırsakta bulunan,  basit kolon şeklinde hücrelerdir.(Bkz; Enter-o-cyt)

Psikiyatri: Akıl Hastalıklarının Bilimi

Akıl hastalıkları, günümüzde on milyonlarca kişinin hayatını olumsuz etkileyen, yüzlerce farklı çeşidi bulunan, çok geniş bir hastalık sınıfıdır. Öyle ki, burada çevirdiğimiz görselimizden de öğrenebileceğiniz gibi, Dünya’daki her 4 yetişkinden 1 tanesi akıl hastasıdır!

Zihinsel hastalıkların bu kadar yaygın olmasının nihai nedeni henüz tam olarak bilinmemektedir. Ancak Evrim Ağacı olarak bize kalırsa, bunun en temel nedeni evrimsel süreçte beynimizin hastalıklar konusunda yeterince “temizlenememiş” olmasıdır. Bunun sebebi de, yerleşik yaşantıya geçmemiz ve nihayetinde bilim ile teknolojimiz sayesinde, tıp gibi yöntemleri kullanarak evrimi dikkate değer bir miktarda yavaşlatmamış olmamızdır. Bir diğer deyişle, zihinsel hastalıklara sahip olan sayısız insan da tıp sayesinde hayatta tutulabildiği ve normal şekilde üreyebildiği için, bu hastalıklara neden olan genetik faktörler popülasyondan elenememektedir. Hele ki bu hastalık grubu, beyin gibi karmakarışık ve hataya son derece açık bir organı etkiliyor olduğu için, hastalıkların çeşitleri ve şiddetleri de envai olmaktadır.
Zihinsel hastalıkların bu kadar yaygın bir şekilde varlığını sürdürebilmesinin bir diğer nedeni de, birçok zihinsel hastalığın insanların üreme çağından çok daha sonra etkisini gösteriyor olmasıdır. Örneğin Alzheimer, Parkinson, ALS, vb. sinirsel hastalıklar, insanın ilerleyen yaşlarında ortaya çıkan ve hayat standartlarını düşüren hastalıklardır. Bu hastaların ezici bir çoğunluğu, hastalıkların belirtileri ortaya çıkmadan çok önce çoktan üremiş olmaktadır. Dolayısıyla bu hastalıklara neden olan genler de gelecek nesillere çoktan aktarılmış olmaktadır. Bu nedenle evrimsel olarak elenmeleri de mümkün olamamaktadır.
Bu görsel, zihinsel hastalıkları birazcık daha iyi tanımanızı ve anlamanızı sağlayacaktır.
 
Görsel Çeviri ve Düzenleme: Mehmet Onurcan Kaya (Evrim Ağacı)
 
Kaynak: visual.ly

Şeker Hastalığında Yeni Umut: Yapay Pankreas

Bilindiği gibi şeker hastalığı vücutta insülin hormonun yetersizliğinde ortaya çıkan bir rahatsızlıktır. Pankreasın ürettiği insülinin yokluğunda vücudun ihtiyacı olan şeker hücrelere ulaştırılamaz. Hücreler ihtiyaç duydukları şekeri alamadıklarında kandaki şeker oranı da artmaya devam eder ve bir süre sonra vücuda zehir etkisi yapar. Özellikle vücuttaki şekerin 5’te 1’ini kullanan beyin için şeker eksikliği felç gibi çok ciddi sorunlara neden olabilir.
Yıllardır şeker hastalığının tedavisi için birçok çalışma yürütülüyor. Biyoteknolojinin sürekli gelişimiyle paralel olarak bakterilerden insülin üretmek de dâhil değişik projeler hala devam ediyor. Bugün gelinen noktada insülin üretebilecek yapay pankreas ise şeker hastalığının tedavisinde yeni bir umut olabilir.
Montreal Klinik Araştırma Enstitüsü’nde (Institut de Recherches Cliniques de Montreal, IRCM) görevli ekdokrinolojist Dr. Remi Rabasa şeker hastalığının tedavisinde kullanılmak üzere çift yönlü hormon üreten yapay pankreas araştırmasını yürüten ilk kişidir. Pankreasın çift yönlü olması hem insülin hem de glukagon hormonlarını üretip vücuttaki miktarlarını düzenleyebildiği anlamına geliyor. Geliştirilen yapay pankreas insülin salgılayarak hücrelerdeki glikoz seviyesini artırıyor ve hipoglisemi (aşırı düşük kan şeker seviyesi) riskini düşürüyor.
Yapay pankreas aslında normal pankreasın işlevlerini taklit eden otomatik bir sistem, kandaki glikoz oranına göre sürekli insülin seviyesini ayarlıyor. Yapay pankreas gelişmiş bir algoritma ve devamlı glikoz denetleyicisi sayesinde kandaki glikoz oranını sürekli denetliyor, gerekli gördüğünde ise glukagon ve insülin hormonlarını salgılıyor. Dr. Rabasa’nın ekibinde doktora öğrencisi olan Ahmad Haidar araştırmayla ilgili şunları söylüyor:
“Geleneksel insülin pompasıyla karşılaştırıldığında yapay pankreas tedavisinin kandaki glikoz oranını daha etkili bir şekilde düzenlediğini ve hipoglisemi riskini düşürdüğünü gözlemledik. İnsülin pompaları ve glikoz algılayıcıları maddi açıdan çok uygun ancak hastalar devamlı algılayıcıları gözden geçirmek ve pompaların çıkışlarını ayarlamak zorundalar. Bu zorunluluğu ortadan kaldırmak için algılayıcıyı doğrudan pompaya bağlayabilecek bir algoritma geliştirdik. Algoritma değişen glikoz seviyelerini sürekli hesaplıyor ve sonraki hareketlerini bu değişimlere göre yapıyor.”
Dr. Rabasa çalışmayla ilgili şu sözlere yer veriyor:
“Bundan sonra sistemi daha uzun dönemli ve farklı yaş gruplarında test etmek için klinik uygulamalara başlamayı düşünüyoruz. Klinik uygulamalar muhtemelen ilk önce sadece insülin kullanılarak gerçekleştirilecek.”
Araştırma 3 ay boyunca sadece insülin pompası kullanılarak tip 1 şeker hastalığı olan 15 yetişkin hasta kullanılarak yürütüldü. Hastalara hem yapay pankreas hem de geleneksel insülin pompası tedavisi uygulandı. 15 saatlik gece süre zarfında, hastaların bisiklet sürerken, akşam yemeği yerken ve uyku gibi birçok faaliyet esnasında kanlarında ki glikoz seviyesi ölçüldü.
İlerde akıllı telefonlara bile yüklenebilecek olan bu algoritma bilgileri glikoz denetleyicisinden alıyor, gerekli insülin miktarını hesaplıyor ve uygun dozu salgılaması için pompaya kablosuz olarak sinyal gönderiyor sonuç olarak yapay pankreas insülin salgılıyor. Dr. Rabasa’nın ekibindeki pediatrik endokrinolojist Dr. Laurent Legault şu sözleri ekliyor:
“Test ettiğimiz sistem hem insülin hem glukagon hormonlarını salgılayarak normal bir pankreasın görevini eksiksiz olarak yerine getiriyor. İnsülin kandaki glikoz seviyesini düşürürken, glukagon bunun tam tersi etki yapıyor ve glikoz seviyesini yükseltiyor. Glukagonun bir diğer görevi de hasta gerekli insülin miktarını yanlış hesapladığında oluşabilecek hipoglisemiyi engellemektir.”
Geliştirilen yapay pankreasın klinik testlerinin yakın zamanda başlaması planlanıyor ve geliştirilmesi için hala araştırmalar yapılması gerekiyor. Yakın zamanda evlerimizde yer alabilecek olan bu yapay organlar şeker hastalığı başta olmak üzere birçok rahatsızlığımıza çare olabilir.