Anılarımız Sinapslarda Depolanmıyor Olabilir!

Kavraması oldukça güç olsa da, “anı” dediğimiz şeylerin oldukça sağlam bir biyolojik altyapısı vardır. Sinirbilim ders kitaplarına göre, beyindeki komşu sinir hücreleri (nöronlar), kimyasal iletişimi sinapsları (sinir bağlantıları) aracılığıyla sağlarlar. Bir anı her seferinde hatırlandığında, bu bağlantılar tekrardan uyarılır ve güçlendirilir. Anıların sinapslarda depolandığına yönelik görüş 1 asrı aşkın bir süredir sinirbilim camiasında kabul görmüştür. Ancak Los Angeles’taki Kaliforniya Üniversitesi’nde (UCLA) yapılan yeni bir araştırma, bu kabulü alt üst edebilir: anılarımız, aslında beynin“içerisinde” yer alıyor olabilir! Eğer bu doğrulanırsa, acı verici şekilde gerçekçi ve rahatsız edici anılarla karakterize edilen Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB veya PTSD) gibi hastalıkların tedavisi için yeni bir pencere aralayabilir.

10 yıldan uzun bir süre önce bilim insanları propranolol adı verilen bir ilacı PTSD tedavisinde kullanmaya başladılar. Propranololun uzun dönem hafıza için gereken proteinlerin üretimini engelleyerek anıları önlediği düşünülüyordu. Ne yazık ki araştırma kısa sürede bir çıkmaza girdi. Bu ilaç eğer ki travmatik olay yaşandıktan hemen sonra enjekte edilmezse, tedavi de bir işe yaramıyordu. Son zamanlarda araştırmacılar bunu çözmek için bir başka yol denemeye başladılar: eldeki verilerin gösterdiğine göre birisi bir anıyı hatırladığında, yeniden aktive edilen bağlantı sadece güçlendirilmemektedir; aynı zamanda geçici olarak da olsa değişime açık hale gelmektedir. Buna, anı sağlamlaştırması (memory reconsolidation) adı verilir. Propranololun (ve tabii muhtemelen terapinin, elektrik uyarımın ve bazı diğer ilaçların) bu zaman aralığında uygulanması, bilim insanlarının yeniden birleştirme işlemini önlemesini sağlayabilir; böylece sinapsı olduğu yerde silebilir.
Bu anıların durdurulabileceği olasılığı UCLA’den nörobiyolog David Glanzman’ın dikkatini çekti ve sinirbilim araştırmalarında sıklıkla kullanılan sümüklüböcek benzeri bir yumuşakça olan Aplysia üzerinde bir çalışma başlattı. Glanzman ve ekibi Aplysia‘ya orta şiddette elektrik şoku vererek bu olayın sinapslarda yeni bir anı oluşturmasını sağladı. Sonrasında bilim insanları bu nöronları yumuşakçadan alarak bir petri kabına aktardı ve kimyasal yollarla elektrik şokunun anısını tetikledi ve hemen üzerine de hızla bir doz propranolol uyguladılar.
İlk başta ilaç, sinaptik bağlantıları yok ederek önceki araştırmaları doğruluyor gibi gözüküyordu. Ancak sonradan hücreler şokların bir hatırlatıcısına maruz bırakıldığında, anılar sadece 48 saat içerisinde tüm etkisiyle geri döndüler. Araştırma sonuçlarını eLife dergisinde yayımlayan Glanzman şöyle söylüyor:
“Tamamen geri döndüler! Bu bana, anıların sinapslarda depolanmadığını düşündürüyor.” 
 
Eğer anılar sinapslarda depolanmıyorsa, nerede depolanıyorlar? Sinirbilimciler beyin hücrelerine daha yakından baktıklarında, sinaps tamamen silinmiş olsa da, hücrenin içerisinde meydana gelen elektriksel ve moleküler ateşlemenin izlerinin kaldığını gördüler. Engram adı verilen bu anı izi, bu kalıcı değişimler sayesinde korunmuş olabilir. Alternatif olarak bu olay, canlı hücresinin DNA’sında değişimlere neden olarak onun üzerindeki bazı genlerin nasıl okunduğunu etkiliyor olabilir. Glenzman ve bazı diğerleri bu mantıklamanın doğru olduğu kanısındalar.
Columbia Üniversitesi’nden bir sinirbilimci olan ve anılar üzerine yaptığı çalışmalarla 2000 yılında Nobel Fizyoloji Ödülü’ne layık görülen Eric Kandel, çalışmanın sonuçlarının uygulamadan 48 saatten sonra gözlendiğine dikkat çekiyor. Bu süre, anı sağlamlaştırmanın halen devam edebileceği bir süre. Bir diğer deyişle, belki de anılar daha tam oluşmamışken, sadece bir kısmı siliniyor olabilir. Böylece 48 saat boyunca, silinen kısma rağmen anı oluşumu devam ettiği için, bunun artıkları yeniden tetikleniyor da olabilir.
Her ne kadar öncül bir araştırmanın ilk sonuçları olsa da, ne yazık ki PTSD’ye sahip olan insanların ilaçlar alarak güçlü anılardan kurtulamayacaklar gibi gözüküyor. Glanzman sözlerini şöyle bitiriyor:
“Eğer ki bana 2 sene önce PTSD’nin ilaçlarla iyileştirilip iyileştirilemeyeceğini soracak olsaydınız, cevabım evet olurdu. Ancak şimdi böyle düşünmüyorum. Ancak iyi tarafından bakacak olursak, anılarımızın beyin hücrelerimizin derinlerinde bir yerlerde saklandığını bilmek anılarla ilgili başka bir hastalık için umut olabilir: Alzheimer!”
 
Hazırlayan: ÇMB 
 

Yamyamlıktan Doğan Beyin Hastalıklarını Önleyen Faydalı Mutasyonlar!

Papua Yeni Gine’deki insan topluluklarını bir zamanlar kitlesel olarak yok etmiş olan nadir bir beyin hastalığını inceleyen araştırmacılar, prion adı verilen hatalı katlanmış proteinlerin beyinde yayılmasını engelleyen bir gen çeşidine (varyantına) neden olan bir mutasyon tespit ettiler.

Kuru hastalığı, Papua Yeni Gine’deki Fore insanları arasında ilk defa 20. yüzyılın ortalarında tespit edildi. 1950’li yıllarda doruk noktasına ulaşan hastalık, her bir sene popülasyonun %2’sini öldürerek yok etmekteydi. Hastalık üzerinde araştırmalar yürüten bilim insanları, bu hastalığın nedenini geleneksel olarak sürdürülen yamyamlığa bağlamayı başardılar. Kabile, ölmüş üyelerin beyinlerini ve sinir sistemini bir ritüel olarak yiyordu. Muhtemelen Fore insanları, bir noktada Creutzfeldt-Jakob Hastalığı’na (CJH) sahip bir bireyin beynini de yedi ve hastalık bu şekilde başladı. CJH, her yıl rastgele bir şekilde tüm Dünya’da 1 milyon insanı etkileyen bir prion hastalığıdır.
Bu araştırmaları yürüten uzmanlar, daha önceden zaten bazı insanların bu hastalığa diğerlerinden daha az açık olduğunu tespit etmişlerdi. Prion proteininin 129. kodonunda aminoasit değişikliğine neden olan bir mutasyona sahip bireyler, hastalığa diğerlerine göre daha az yakalanıyordu. Kodonlar, genetik kodumuzdaki 3’lü nükleotit dizileridir. Her bir kodon (her 3 nükleotit), 1 aminoasidi kodlar. Aminoasitler de bir araya gelerek proteinleri üretir. Proteinler de hem yapısal olarak bizi üretirler; hem de vücutlarımızın işleyişini sağlar ve sürdürürler. İşte söz konusu proteini üreten genetik kodun, 129. üçlüsünde (kodonunda) tek 1 nükleotit üzerinde meydana gelen mutasyon, ani etkili bir şekilde fayda sağlayarak CJH’ye yakalanma ihtimalini azaltmaktadır.
2009 senesinde, University College London’da prionlar üzerine araştırmalar yürüten Dr. John Collinge önderliğindeki bir diğer ekip, Fore insanlarında yeni bir mutasyon tespit etti: bu mutasyon, 127. kodon üzerindeydi. Nature dergisinde 10 Haziran 2015’te yayınlanan makaleleri, 127. kodondaki tek bir mutasyonun glisin aminoasidi yerine valin aminoasidinin üretilmesine neden olduğunu gösteriyor. Bu mutasyona sahip bireyler, 129. kodonda mutasyona sahip olan bireylerden bile daha yüksek dirence sahip oluyorlar! 129. kodondaki mutasyon, sadece birisi anneden, birisi babadan gelen iki set genden 1 tanesinde bulunursa etkili oluyor ve etkisi, hastalığa yakalanma riskini birazcık düşürmek şeklinde oluyor. Ancak 127. kodonda tespit edilen mutasyon, Kuru ve CJH hastalıklarının ikisine karşı da tam direnç sağlıyor! Yani bu mutasyon varsa, söz konusu hastalıklara yakalanamıyorsunuz. Üstelik anneden ya da babadan aldığınızda işlevsel olduğu gibi, ikisinden birden aldığınızda da aynı etkiyi yaratıyor ve savunma sağlıyor! İşte ani etkili faydalı mutasyonlara harika bir diğer örnek!
Araştırmacılar bu korumanın, 127. kodonda meydana gelen mutasyonun prion proteinlerinin hatalı şekillere girmesini önlemesi sayesinde olduğunu belirtiyorlar. Broad Enstitüsü’nden prion araştırmacısı Eric Minikel’in sözleriyle bitirelim:
“Bu gerçekten şaşırtıcı. Bu keşif, içerisinde başka bir bölüm olmasını beklemediğim bir kitabı okumak gibi!”
Mutant proteinlerin yapısı ve hastalığa tam olarak nasıl direnç sağladığı konusundaki detaylı araştırmalar devam ediyor.
 
Hazırlayan: ÇMB 
 
Görsel: Fore insanlarına ait bir kabile… Fotoğrafta “gelin tanıtımı” görülüyor. Erkekler, kadının hayatta kalması ve çocuklar üretebilmesi için dua ediyorlar.
 

Maymun – Muz Deneyi

Birkaç maymun, bir merdiven, su ve muzları içeren bu deneyi daha önceden duymuş olabilirsiniz. G.R Stephenson’ın bu deneyi maymunların korkuya karşı verdikleri tepkilere dayalı. Öğrenilen davranışlar ve grup dinamiği hakkında harika bir çalışma.

1. 

Bir grup bilim adamı bir kafese 5 maymun ve tepesinde muzlar bulunan bir merdiven yerleştiriyor.

2. 

Ne zaman bir maymun merdivenin tepesindeki muzlara ulaşmaya çalışsa bilim adamları diğer maymunları soğuk suyla sırılsıklam ıslatıyorlar.

3. 

Bir süre sonra, ne zaman bir maymun merdivene tırmanmaya yeltense diğerleri o maymunu engellemeye, hatta dövmeye başlıyor.

4. 

Bunun üzerine doğal olarak, muzlar ne kadar cezbedici olsa da hiçbir maymunmerdivene tırmanmaya cesaret edemiyor.

5. 

Daha sonra bilim adamları maymunlardan birini kafesten alıp farklı bir maymunu içeriye bırakıyor. Bu yeni maymunun yaptığı ilk şey merdivene tırmanmak oluyor ve diğerleri onu hemen dövüyorlar. Birkaç kez dövüldükten sonra yeni maymun da nedenini bilmemesine rağmen merdivene tırmanmaktan vazgeçiyor.

6. 

İkinci bir maymun daha başka bir maymunla değiştiriliyor ve yine aynı şey oluyor. İlk maymunun yerine gelen maymun da yeni maymunu dövenler arasında yer alıyor. Üçüncü maymun kafesten çıkarılıp yerine başka bir maymun geliyor ve sonuç aynı. Dördüncü maymunda da sonuç yine aynı oluyor ve yeni maymunu dövüyorlar. Daha sonra beşinci maymun kafesten çıkarılıp yerine yenisi yerleştiriliyor

7. 

Sonuç olarak daha önce soğuk suya hiç maruz kalmamalarına rağmen merdivene tırmanmaya çalışan maymunu döven 5 adet maymun ortaya çıkıyor.

8. 

Maymunlara neden bunu yaptıklarını sormak mümkün olsa cevapları muhtemelen “Bilmem, burada işler böyle yürür” tarzında olurdu. Bu cevap size de tanıdık geliyor mu?

Kaynak: lifebuzz

Çalışma: Stephenson, G. R. (1967). Cultural acquisition of a specific learned response among rhesus monkeys. In: Starek, D., Schneider, R., and Kuhn, H. J. (eds.), Progress in Primatology, Stuttgart: Fischer, pp. 279-288.

enzootik

Sinonim: enzootic, Enzootic, Enzootie, enzootisch

İnsan olmayan havyanlarda belirli bir iklim, sezon veya bölgede istikrarlı, yaygın hastalıktır.

Veba

Sinonim: kara ölüm, Plague, Pest

Yersinia pestis adındaki bakteri tarafından oluşturulan enfeksiyon hastalıklarına verilen genel isimdir.

  • Arapçadaki wabāˀ وباء bulaşıcı hastalık, salgın kelimesinden dilimize geçmiştir.

Epidemiyoloji

  • Bir çok kemiricide enzootik olarak vardır.
  • Avustrulya harici tüm kıtalarda görülür.
  • Dünya çapında yılda 1000-2000 vaka görülür.Vakaların görüldüğü yerler çoğunlukla madagaskar, Tanzanya, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Vietnam, Mozambik, Namibya ve perudur.
  • Hastalığın insanlara aktarımı pireler üzerinden veya hastalıklı hayvan ile direk temasdan meydana gelir.(hıyarcıklı vebanın yayılmasının en büyük sebebi)
  • Akciğer vebası insandan insana direkt aktarılabilir.Günümüzde nadir olarak görülsede geçmişte bir çok insanın ölümüne neden olmuştur.Örneğin avrupada 1350’li yıllarda 25-30 milyon insanın bu hastalıktan ölmüştür.
  • Aerojen enfesiyon için 100’den daha az bakterinin bulunması yeterlidir.
  • Ortaçağda avrupa halkının %60’ının vebadan öldüğü düşünülmektedir.


Klinik

Bubonik veba

Bir pire bir insanı ısırdığında ve yarayı açılmış kanla kirlettiğinde, vebaya neden olan bakteriler dokuya geçer. Y. pestis hücrelerin içinde üreyebilir, bu nedenle fagositozlanmış olsalar bile, hala hayatta kalabilirler. Vücutta bir kez, bakteriler interstisyel sıvıyı boşaltan lenfatik sisteme girmeleri yeterlidir. Veba bakterileri, birisinin beta-adrenerjik blokaja neden olduğu bilinen birkaç toksin salgılar.

Y. pestis, enfekte olmuş insanın lenfatik damarlarından akut lenfadenite neden olan bir lenf noduna ulaşana kadar yayılır. Şişmiş lenf nodları, hastalıkla ilişkili karakteristik buboları oluşturur ve bu buboların otopsileri, bunların çoğunlukla hemorajik veya nekrotik olduğunu ortaya koymuştur.

Lenf nodu stresle baş edemez ise, enfeksiyon kan dolaşımına geçerek sekonder septisemik vebaya neden olabilir ve akciğerler tohumlanırsa, ikincil pnömonik vebaya neden olabilir.

Septisemik veba

Lenfatikler nihayetinde kan dolaşımına akar, böylece veba bakterileri kana girebilir ve vücudun hemen hemen her yerine gidebilir. Septikemik vebada, bakteriyel endotoksinler vücutta küçük pıhtılara ve muhtemelen iskemik nekroza (o dokuya dolaşım / perfüzyon eksikliği nedeniyle doku ölümü) neden olan yaygın damar içi pıhtılaşmaya (DIC) neden olur. DIC, vücudun pıhtılaşma kaynaklarının tükenmesine neden olur, böylece artık kanamayı kontrol edemez. Sonuç olarak, cilde ve diğer organlara kanama olur ve bu da kırmızı ve / veya siyah düzensiz döküntü ve hemoptizi / hematemezise (öksürme / kan kusması) neden olabilir. Deride böcek ısırıklarına benzeyen yumrular vardır; Bunlar genellikle kırmızı ve bazen merkezde beyazdır. Tedavi edilmezse, septisemik veba genellikle ölümcüldür. Antibiyotiklerle erken tedavi mortalite oranını yüzde 4-15 arasında azaltır. Bu veba formundan ölen insanlar genellikle semptomların tezahür ettiği günde ölürler

Pnömonik veba

Pnömonik veba formu, akciğerlerin enfeksiyonundan kaynaklanır. Öksürüğe neden olur ve böylece bakteriyel hücreler içeren ve bunları teneffüs eden herkesi enfekte etmesi muhtemel havadaki damlacıklar üretir. Pnömonik veba için kuluçka süresi kısa, genellikle iki ila dört gün, ancak bazen sadece birkaç saattir. İlk belirtiler diğer bazı solunum yolu hastalıklarından ayırt edilemez; Baş ağrısı, halsizlik ve kan tükürme veya kusmayı içerir. Hastalığın seyri hızlıdır; Teşhis edilmez ve yeterince erken tedavi edilmezse, tipik olarak birkaç saat içinde ölüm gerçekleşir. Gecikme bir ila altı gün sürebilir; Tedavi edilmemiş vakalarda mortalite yaklaşık % 90dır.

Laboratuvar teşhisi

  • Mikroskop’ta lenf iltihabı, Sputum, kan v.s. örnekler alınıp, Gram boyası, Wayson boyaması veya direkt immünofloresan ile incelenebilir.
  • Kültür’de; lenf iltihabı, Sputum, kan, likör, gırtlak örneği alınıp standart besiyerlerde çoğaltılabilir.
  • Nükleik asit tespitinde kültürdeki gibi örnekler alınır.
  • F1 antijen tespitinde, Sputum örneği alınır. ELISA veya Dipstick gibi hızlı testler uygulanır. Hastalığın 2. gününden itibaren tespit edilebilir.
  • F1 antijeni antikor ile de tespit edilebilir.

Tedavi ve profilaksi

  • Antibiyotik
    1. Streptomisin,
    2. Gentamisin,
    3. Doksisiklin
    4. Fluorchinolone
  • Hasta kişi tedaviden 48 saat sonrası için, enfeksiyonu azalmasına rağmen izole edip hastalığın yayılması önlenmelidir.
  • Temas kurmuş kişiler 6 gün karantina altına alınıp, antibiyotik tedavisi uygulanmalıdır
  • Standart hijyen tedbileri alınmalıdır; maske, gözler korunmalı ve eldiven takılmalıdır.
  • rezervuar ve vektör kontrolü yapılmalıdır.
  • Ölü bakterilerden aşı yapılıp bağışıklık kazanılmalıdır.

Tarih

Veba 14. yüzyılda Avrupa’yı vurduğunda, o zaman nüfusun dörtte biri olan 25 milyon insan öldü. Son büyük Avrupa veba salgını 17. yüzyılda benzer bir yıkıma neden oldu.

O zamanlar, veba ile savaşmak için tuhaf görünümlü yöntemler kullanıldı ve birçok karışım (Theriak gibi) geliştirildi. ‘Köln Suyu’ da bu dönemden kalmadır.

Seyreltik etanol bazında (% 70-90), limon, portakal, mandalina, clementine, bergamot, lime, greyfurt, kan portakalı ve acı portakal yağları dahil olmak üzere narenciye yağlarının bir karışımını içerir. Ayrıca neroli, lavanta, biberiye, kekik, kekik, petitgrain (portakal yaprağı), yasemin, zeytin, zakkum ve tütün yağları içerebilir.

Başlangıçta Johann Maria Farina (Giovanni Maria Farina) tarafından Köln şehrinde 1709’da ilk kez karıştırıldı, o zamandan beri% 2-5 tipik konsantrasyonda esansiyel yağlarına veya ekstraktlar, alkol karışımına bağlı olarak daha fazla su içeren kokulu formülasyonlar için genel bir terim haline geldi. Kolonya ise dilimize Fransızcada kullanılan eau de cologne ile geçmiştir.

Yersinia pestis

  • 1894 yılında Pasteur Enstitüsü’nden bakteriyolog Alexandre Yersin tarafından, Hong Kong’daki bir veba epidemisi sırasında keşfedilmiştir.Aynı dönemlerde Koch metodolojisini kullanan Japon bakteriyolog Şibasaburo Kitasato da epidemiye neden olan ajanı aramaktaydı. Fakat veba ile Yersinia pestis arasındaki ilişkiyi kuran ve bulan Yersin’dir.

Alexandre Emile Jean Yersin

Kitasato Shibasaburō

  • Vebaya sebep olan mikroorganizmadır.
  • pleomorfistik, hareketsiz, kapsülsüz bakterilerdir.

Patogenez

  • Virülas faktörleri sıcaklığa bağlı olarak belirir.

    xenopsylla cheopis türünün hem erkek hem dişisi verem etkeninin taşımasında major vektör olarak rol oynar.
  • Bitte, 28° ‘de Koagülaz üretir, bu sayede bağırsaklarda kanın pıhtılaştırarak kanın bir yerde toparlanmasını sağlar.Böylece yeterli besine ulaşan mikroorganizma hızlı şekilde çoğalabilir.

Hastalık belirtileri

  • Kuluçka süresi 2-7 gündür.
  • Bubonik vebaya sebep olur.
    1. hasta ettiği kişileri %90’ı bu hastalık tipi görülür.
    2. Yüksek ateşli titreme nöbeti, şiddetli baş ağrıları görülür.
    3. Boyunda, aksillada, kasıklarda çok ağrılı lenf düğümleri şişkinliği görülür.
    4. Enfeksiyonun kapılmasına sebep olan vücut açıklığı veya ısırılma yerinde, apse veya ülser görülebilir.
  • Veba faranjiti
    1. Yüksek ateş
    2. Ağrılı, iltihablı gırtlak
    3. lokal Lenfadenit
  • Akciğer veba
    1. Ateş, öksürük(kanlı-sulu, nadir irinli Sputum)
    2. sıkça kusma, halsizlik, karın krampı, diyare
    3. ilerleyen bronş pnömonisi
    4. eğer tedavi edilmezse 2-4 gün içinde ölümle sonuçlanır.
  • Veba sepsisi

Spor Yapan Kadınların Memeleri Neden Küçüktür?

Muhtemelen dikkatinizi çekmiştir. Yüzme, futbol, koşu, basketbol, voleybol, ağırlık veya herhangi bir Olimpiyat sahası… Her ne alanda olursa olsun, spor yapan dişilerin memeleri genellikle oldukça küçüktür; hatta kimi zaman görülmeyecek kadar ufalabilir. Bu, tüm Dünya’da karşılaşılan bir durumdur ve son derece normaldir. Bu durumu açıklayan, biri doğrudan, diğeri dolaylı olarak etkili 2 neden vardır.

İlki, meme yapısıdır. Tüm memeli hayvanların (dolayısıyla insanın) dişilerinin memeleri, aynı temel anatomiyi paylaşır: bağ doku, lenf düğümleri, loplar, lopçuklar, süt kanalları ve yağ. Bir dişi memesinin dikkate değer bir kısmı adipoz doku olarak da bilinen yağ dokusundan oluşur. Sayısal olarak, ortalama bir dişi memesinin hacimce %7-56 arası, kütlece %3.6-37.6 arası yağ dokusudur. Geri kalanı ise, saydığımız diğer dokulardan oluşur.
Spor sırasında vücutta yeterince şeker bulunmadığında, genellikle ikincil depo olarak yağlar kullanılır. Bunun için vücuttaki birçok depo seferber edilir ve nihayetinde, memelerdeki yağ dokusu da bundan nasibini alır. Spor yapan kadınlardaki meme küçülmesinin bir numaralı nedeni, spor yapmanın yağ dokusunu parçalıyor oluşudur. Hacimce genellikle yarısından fazlası yağ olan memelerin içerisindeki yağ dokusu %6-7 dolaylarına indiğinde, meme de büyük oranda yarı yarıya ufalacaktır.
Bu konuda her ne kadar kapsamlı bir araştırma yoksa da, bazı uzmanlar çeşitli örneklere dikkat çekmekte ve bazı bilimsel verilere yer vermektedirler. Örneğin, her ne kadar aşırı güvenilir bir kaynak olmasa da, 2010 yılında Orange County Register magazin dergisinde alan makaleye göre, memeleri daha küçük olan kadınların spor başarılarının arttığı söylenmektedir. Bir diğer örnek, Romanyalı tenis oyuncusu Simona Halep’tir. Halep, büyük memeleri nedeniyle birçok erkek hayrana sahip olsa da, 2009 yılında memelerinin hızlı bir şekilde tenis oynama sırasında acıyor olması sebebiyle reaksiyon (tepki) süresini uzatması nedeniyle meme boyutlarını küçültme kararı almıştır. Ne kadar etkisi vardır bilmek zor; ancak bu işlemden 1 sene önce, 2008 senesinde Dünya sıralamasında 352. tenisçiyken, Ekim 2013 itibariyle bu sıralamada 30. sırada yer almaktadır. Plastik cerrah Dr. Val Lambros ise son derece net konuşuyor ve bu konuda ilginç bir örnek veriyor:
“Büyük memelerin engel olduğu konusunda hiçbir şüphe yok. Sayısız kadın bu nedenle memelerini küçültmeyi tercih ediyor. Bu normal bir şey. Amazonlar olarak bilinen kadın savaşçıların da memelerini keserek küçülttükleri biliniyor. Bu sayede, ok ve yay kullanımının kolaylaştığı düşünülüyor.”
Ancak genellikle sportif dişilerdeki meme küçüklüğünün tek nedeni sporun yağ yakıcı etkisi değildir. İkincil ve daha dolaylı bir neden, boy ile basketbol arasındaki ilişki gibidir. Bilimsel olarak, basketbol oynama ile boy uzaması arasında doğrudan hiçbir (veya hiçbir dişe dokunur) ilişki bugüne kadar tespit edilememiştir. Ancak basketbolcuların genellikle uzun olmasının bir nedeni vardır: daha uzun boylu olmaya yatkın olanlar, uzunluğun genellikle avantaj görüldüğü basketbolda daha başarılı olurlar ve ünlenirler. Bu nedenle ünlü basketbolcular, genellikle uzun kişiler arasından çıkar. Yoksa onların neredeyse hiçbiri, basketbol oynadıkları için uzamış insanlar değildir. Bu, bir nevi doğal seçilimdir: basketbol sektörü uzun boylu bireylerden yana tercihini kullanır ve böylece başarılı olarak medyaya yansıyan basketbolcular çoğu zaman uzundur. Çocuklar spor yapmaya genellikle tam da büyüme çağlarında başladıkları için, basketbola meraklı olanların boy uzamasının nedeninin basketbol oynamaları olduğu sanılır. Halbuki aynı birey, futbol oynayacak olsa da hemen hemen aynı derecede boy atacaktır. Ancak boyu uzamaya meyilli olanlar, basketbolda daha başarılı oldukları için o alana yönelecek ve eğer gerçekten başarı yakalarlarsa, bu uzun boylular arasından seçilenler NBA gibi medya potansiyeli yüksek araçlara ve sektörlere erişecektir.
Benzer bir şekilde, sportif kadın memelerinin genellikle küçük olması, birçok sporda bu meme yapısının dezavantajlı olması olabilir. Örneğin yüzme gibi hidrodinamik yapı gerektiren sporlarda ve futbol, basketbol, voleybol gibi fiziksel güce dayalı sporlarda, daha küçük memeli kadınlar daha avantajlı olabilirler. Memeler genellikle ek ağırlık ve engel olarak görev görürler ve oldukça hassas oldukları için, sert sporlarda memelerine alacakları darbeler, kadınlara büyük acılar ve zararlar verebilir. Bu nedenle daha küçük memeli olmak bu tür sporlarda avantajlıdır. Böylece bu kadınlar, o sporların profesyonelce icra edildiği kurumlar tarafından daha fazla seçilecek ve göz önündeki kadın spocuların memeleri daha küçük olacaktır. Ancak boy ve basketbol arasındaki durumun aksine, spor ile meme yağlarını yakma arasındaki ilişki çok bariz ve bilindiktir. Dolayısıyla kadın sporcuların memelerinin küçük olmasının asıl nedeni yağ yakma, ikincil nedeniyse kulüp seçiciliğidir.
Golf, tenis ve fitness gibi sporlarla uğraşan kadınlarda, birebir fiziksel mücadele veya meme bölgesine alınan darbeler olmadığı için, genellikle memede sadece yağ kaybına bağlı kayıplar olur. Ancak unutulmamalıdır ki, bu yağ miktarının kaybı ve dolayısıyla memenin küçülme miktarı, kişinin beslenmesine, yaptığı sporun türü ve şiddetine ve genetik faktörlere göre oldukça farklılık gösterebilir.
Hazırlayan: ÇMB 
Not: Meme ile göğüs bilimsel olarak apayrı yapılardır. Göğüs, omurgalı (ve hatta omurgasız) hayvanlarda yer alan, boyun ile karın (abdomen) arasındaki tüm bölgeyi kaplayan, içerisinde geneellikle kemikleri, kalbi, akciğerleri, vb. çok sayıda organı barındıran anatomik bir bölgedir. Meme ise, göğüs adı verilen bu bölgede yer alan organlardan birisidir ve yazımız içerisinde belirttiğimiz yapılardan oluşur. Meme ile göğüs, eş anlamlı sözcükler değildir. Bu nedenle, “göğüs kanseri” diye bir kanser türü yoktur. O kanserin adı, “meme kanseridir”. Ağlamayan bebeğe göğüs değil, meme verilmez (örnekler çoğaltılabilir). Meme ayıp bir sözcük değil, biyolojik bir terimdir.
 
Teşekkür: Enes 
 
Kaynaklar ve İleri Okuma:

Antidepresanların Çalışma Mekanizması

Antidepresanlar depresyon, anksiyete, bipolarlık gibi psikiyatrik bozuklukların tedavisi amacıyla kullanılan ilaçlardır. Özellikle son 20 yılda kullanımı oldukça artan antidepresanların Amerika’da her 10 kişiden 1’i tarafından kullanıldığı biliniyor. 40-50 yaş arasındaki kadınlarda ise bu sayı 4’te 1’e kadar çıkıyor. Tedavi amacıyla bu denli yaygın kullanıma rağmen bilim insanları depresyonun sebeplerini henüz tam olarak bilmiyorlar. Durum böyleyken antidepresanların nasıl çalıştığını ve yan etkilerini anlamak özellikle tedavi sürecinde bilinçli bir yol izlenmesinde çok önemli bir rol oynuyor.
Genel Çalışma İlkeleri
Nörotransmitterler sinirsel iletimlerde görevli kimyasal maddelerdir. Bu moleküller sinirsel iletim sırasında salındıktan sonra hücre tarafından geri emilir. Serotonin, dopamin gibi nörotransmitterler duygu durumlarımızı etkiler ve iyi hissetmemizi sağlar. Bu maddeler beyinde doğal olarak üretilir fakat psikiyatrik bozukluklarda üretimleri normalden az miktarlara düşebilir. Dolayısıyla duygu durumumuz bu düşüşten etkilenir.
Antidepresanların genel çalışma ilkesi nörotransmitter maddelerin geri emilimini önlemeyi amaçlar. Böylece bu maddeler hücre dışında kalmaya devam eder. Geri emilimin durdurulması üretimin az olduğu süre boyunca kişinin iyi hissetmesini sağlar.
Antidepresan Türleri ve Yan Etkileri
Antidepresanlar geri emilimini önlediği nörotransmitter maddeye göre sınıflandırılır.
1) Seçici Serotonin Geri Alım İnhibitörü (SSRIs)
Serotonin ponsta bulunan rafe çekirdeklerinde üretilir. Sirkadyen ritim, motor davranışlar ve zihinsel durumda etkilidir. Bir hücreden bir hücreye taşıyıcı proteinler aracılığıyla geçerler. Seçici serotonin geri alım inhibitörü türü antidepresanlar bu taşıyıcı proteinlerin çalışmasını durdurarak serotoninin sinaptik boşlukta kalmasını sağlar. Terleme, hazımsızlık, baş ağrısı, dudaklarda kuruma, uykulu olma gibi yan etkileri vardır.
2) Serotonin ve Norepinefrin Geri Alım İnhibitörü (SNRIs) 
Norepinefrin locus coeruleus isimli beyin bölgesinde üretilir. Uyku-uyanıklık, dikkat ve beslenme davranışlarında etkilidir. Aynı şekilde taşıyıcı proteinlerin inhibe edilmesi amaçlanır. Titreme, bulantı, bulanık görme, tansiyonun artması, asabilik gibi yan etkileri vardır.
3) Norepinefrin ve Dopamin Geri Alım İnhibitörü (NDRIs)
Dopamin substantia nigra ve ventral tegmental alanda üretilir. Beynin striatum bölgesini etkiler. Motivasyon, ödül mekanizması, teşvik ve vücut hareket kontrolünde rol oynar. Diğer türlerle benzer yan etkilere sahiptir.
4) Serotonin Antagonistleri ve Geri Alım İnhibitörleri (SARIs)
Bu tip ilaçlar hem serotoninin geri emilmesini önler hem de hücre reseptörüne bağlanmasına engel olur.
5) Üç Halkalı Antidepresanlar
Bu türler serotonin, epinefrin ve norepinefrinin geri emilimini önler. Titreme, hazımsızlık, baş ağrısı, kalp çarpıntısı gibi yan etkileri vardır.
6) Monoamin Oksidaz İnhibitörleri (MAOIs)
Monoamin oksidaz dopamin, serotonin, norepinefrin gibi nörotransmitterleri parçalayan bir enzimdir. Eksikliği brunner sendromuna yol açabilir. Bu tür antidepresanlar monoamin oksidaz enzimini inhibe eder. Uyku bozuklukları, kas ağrıları, tansiyon düşmesi, baş dönmesi gibi yan etkileri vardır.
Hazırlayan: İrem Havle
Kaynaklar ve İleri Okuma:
  1. Medical Daily
  2. Dale Purves ve ark. 2004. Neuroscience. Sinauer Yayınevi. 3. baskı

Elektrolit

Sinonim: Elektrolyt, electrolyte

  • serbest iyon içeren ve elektriksel iletkenliğe sahip ortam.(Bkz; electro-lyte)
  • Genellikle çözelti içerisinde iyonlar içerdikleri için “iyonik çözeltiler” olarak da bilinirlerse de, ergimiş elektrolit ve katı elektrolit türleri de mevcuttur. Örneğin NaCl bileşiği suda çözünürken iyonlarına ayrıştığı için bu çözelti elektrolit bir çözeltidir.

Şigelloz

Sinonim:  basil dizanterisi, Bakterienruhr, Shigellose, Shigellendysenterie, Shigellenruhr, Bazillenruhr, Shigellosis, bacillary dysentery, Marlow Syndrome

Shigella cinsine ait bakteri türlerinin neden olduğu enfeksiyonunun sonucudur