Sinonim: Neurotransmitters, Neurotransmitter
Sinaps bölgesinde bulunan boşluğa gelen iletinin diğer sinir hücresine aktarılmasında rol alan sinirsel ileticilerdir. Nörotransmitter olarak en çok bilinen maddelerden biri dopamindir.
Tıp terimleri sözlüğü
Sinonim: Neurotransmitters, Neurotransmitter
Sinaps bölgesinde bulunan boşluğa gelen iletinin diğer sinir hücresine aktarılmasında rol alan sinirsel ileticilerdir. Nörotransmitter olarak en çok bilinen maddelerden biri dopamindir.
İnternette dolaşan bir iddiaya göre “iç çamaşırlarını yıkamadan giymek, üzerlerinde hastalık yapıcı mikropların üremesine neden olur ve bu mikroplar da kişinin cinsel organlarını ve etrafındaki dokuları yiyip yok eder.” Bu tüyler ürpertici iddia, ilk bakışta endişe verici görünse de bilimsel gerçekler çok farklıdır. Evet, “et yiyen bakteri” olarak bilinen ölümcül enfeksiyonlar vardır; ancak bugüne kadar kirli iç çamaşırıyla doğrudan ilişkilendirilebilmiş tek bir vaka dahi bulunmamıştır.
Tıp literatüründe nekrotizan fasiit olarak adlandırılan, halk arasında “et yiyen bakteri hastalığı” diye bilinen enfeksiyon, vücuttaki yumuşak dokuları hızla harap eden nadir fakat son derece ciddi bir hastalıktır. Bu enfeksiyona genellikle Grup A Streptokok bakterileri (özellikle Streptococcus pyogenes) neden olur. Bakteriler vücuda girdikten sonra cilt altı doku ve fasyada (kasları saran bağ dokusu) yayılır; etkilenen dokularda nekroz (doku ölümü) meydana gelir. Hastalık çok hızlı ilerler ve erken müdahale edilmezse enfekte bölgedeki dokuların geniş ölçüde tahrip olmasına yol açabilir. Nekrotizan fasiit vakalarının yaklaşık dörtte biri ölümle sonuçlanır; hayatta kalma şansını artırmak için hızlı cerrahi müdahale ve güçlü antibiyotik tedavisi şarttır. Bu nedenle, bu enfeksiyon tıbbi çevrelerde de büyük ciddiyetle ele alınır ve halk arasında adı geçtiğinde korkutucu bir izlenim bırakır.
Bu hastalığın gerçekten de “et yiyen bakteri” olarak anılmasının sebebi, enfeksiyonun etkilendiği bölgedeki kas, deri ve yağ gibi yumuşak dokuları adeta ‘yiyor’ gibi yok etmesidir. Örneğin, eğer bakteri bacakta bir kesikten içeri girip nekrotizan fasiite yol açarsa, kısa sürede bacağın kas ve deri dokusunda yaygın tahribat oluşabilir. Aynı durum vücudun herhangi bir bölgesi için geçerlidir – teorik olarak genital bölgede de oluşabilir ve son derece acı verici, tehlikeli bir tablo yaratır. Ancak önemli soru şudur: Bu korkunç hastalık kirli, yıkanmamış iç çamaşırlarından bulaşabilir mi?
Nekrotizan fasiite yol açan bakteriler genellikle vücuda açık yaralar, kesikler, çizikler veya yanıklar üzerinden girer. Yani cilt bütünlüğü bozulmuş bir noktadan enfeksiyon içeri sızar ve orada hızla yayılır. Peki, bir mikroorganizma giysi üzerinden böyle bir enfeksiyona yol açabilir mi? Mevcut tıbbi kayıtlar ve araştırmalar, kirli kıyafetlerin bu hastalığı başlattığına dair bir örnek göstermemektedir. Özellikle söz konusu iddiada bahsi geçen iç çamaşırı kirliliğinin, bu tür “et yiyen” mikropların oluşumuna ya da bulaşmasına neden olduğu fikri bilimsel temelden yoksundur.
Her enfeksiyonun kendine özgü bulaşma yolları vardır; hiçbir hastalık rastgele her yoldan bulaşmaz. Örneğin, bazı ölümcül hastalıklar bile gündelik temasla bulaşmazken, bazıları havadan solunum yoluyla hızla yayılabilir. Bilim insanları her patojenin yayılma şeklini ayrıntılı olarak incelemiş ve farklı mikroplar için farklı bulaşma kuralları belirlemişlerdir. Örneğin:
Kısacası, et yiyen bakteri hastalığı yapıcı mikroplar her yerde oluşup insan eti yemeye başlamaz. Bu tür bakteriler zaten doğada ve insanlar arasında vardır, ancak enfeksiyon oluşturabilmeleri için spesifik koşullar gereklidir. Kirli veya terli giysiler elbette bazı mantar veya cilt tahrişi sorunlarına zemin hazırlayabilir; fakat “hastalığa yol açan mikropların üreyip etleri yemesi” gibi ekstrem bir senaryo iç çamaşırı kirliliğiyle ilişkilendirilmemiştir. Bu noktada mitin yaydığı korkunun bilimsel gerçeklerle uyuşmadığını söyleyebiliriz.
Bu yanlış iddianın nereden çıktığını incelediğimizde, karşımıza tipik bir şehir efsanesi senaryosu çıkıyor. İlk olarak 2003 yılında e-posta yoluyla dolaşıma giren bir hikâyede, Güney Amerikalı bir kadının kirli bir sütyen giydiği için “et yiyen bir parazite” maruz kaldığı ve hastalandığı öne sürülmüştür. E-postada, kadının kullanılmış veya yıkanmamış bir iç çamaşırından dolayı bu korkunç enfeksiyonu kaptığı iddia edilerek okuyucular uyarılıyordu. Mesajın dili son derece sansasyoneldi: “Aldığınız iç çamaşırlarına dikkat edin, kontrol edin. Bunları alırken hangi parazitlerle geldiğini bilemeyiz!” şeklinde panik yaratıcı ifadeler içeriyordu.
Bu hikâye, özellikle internetin ve e-posta zincirlerinin yaygınlaştığı bir dönemde, hızla kulaktan kulağa (ya da daha doğrusu gelen kutusundan gelen kutusuna) yayıldı. İnsanlar tanıdıklarından gelen bu uyarı dolu mesajı ciddiye alarak başkalarına ilettiler. Sonuçta, sağlam bir kaynağa dayanmayan bu hikâye kısa sürede şehir efsanesine dönüştü. Bir süre dolaştıktan sonra da ortadan kayboldu — hiçbir haber kuruluşu tarafından doğrulanmadığı ve somut bir vaka raporlanmadığı için unutulmaya yüz tuttu.
Ne var ki, şehir efsaneleri tam olarak ölmez; aradan zaman geçtikten sonra farklı biçimlerde geri dönebilirler. Nitekim bu “kirli iç çamaşırından et yiyen mikrop kapma” masalı da sonraki yıllarda aralıklarla yeniden su yüzüne çıktı. Kimi zaman sosyal medyada benzer uyarılar paylaşıldı, kimi zaman da sözlü anlatımlarla abartılarak aktarıldı. Her seferinde de insanlar arasında kısa süreli bir panik veya en azından huzursuzluk yarattı. Ancak hiçbir tıbbi otorite ya da güvenilir haber kaynağı, bu efsaneyi doğrulayacak en ufak bir kanıt sunabilmiş değildir. Zira ortada ne adı belli bir hasta, ne doğrulanmış bir laboratuvar sonucu, ne de bu şekilde bulaşmış bir enfeksiyon örneği vardır.
Bu kirli çamaşır efsanesi, et yiyen bakteri korkusunu kullanarak yayılan tek asılsız iddia değil. Daha önce de benzer temalarla kitleleri endişelendiren yanlış alarmlar verilmiştir. Örneğin, 2000 yılında ortaya atılan bir başka söylenti, Kosta Rika’dan ithal edilen muzların kabuğunda nekrotizan fasiite yol açan “et yiyen bakteriler” bulunduğunu iddia ediyordu. Bu sahte uyarıya inanan bazı kişiler bir süre muz yemekten çekinmiş, hatta bazı gazeteler haberi doğruluğunu yeterince sorgulamadan aktarmıştı. Oysa daha sonra ortaya çıktı ki, bu da tamamen asılsız bir iddiaydı. Nekrotizan fasiit etkeni bakterilerin meyve yoluyla insanlara bulaşması mümkün değildir; söz konusu e-posta uyarısı, insanlar arasındaki korku ve komplo teorisi açlığından beslenen bir başka şehir efsanesiydi. Nitekim bilim insanları “et yiyen bakteri”nin böyle bir bulaşma yönteminin olmadığını açıklayarak halkı sakinleştirmiştir.
Benzer şekilde, internette zaman zaman “öldüren deodorant”, “kansere yol açan şişe suyu”, “iğneyle bulaştırılan AIDS virüsü” gibi bilim dışı söylentiler de dolaşıma girer. Ortak özellikleri, genellikle çarpıcı ve korkutucu bir iddia içermeleri ve bunu destekleyecek bilimsel kanıt sunulamamasıdır. Kirli iç çamaşırı efsanesi de tam olarak bu kategoriye uymaktadır: Halkın sağlık konusundaki endişelerini istismar eden, ama bilimsel temeli olmayan bir uyarı.
2003’teki iç çamaşırı efsanesinin e-posta versiyonuna, iddiayı sözde kanıtlamak için ürkütücü fotoğraflar da eklenmişti. Alıcılar, mesaja iliştirilen bu görsellere tıklayarak et yiyen bakterinin yol açtığı ileri sürülen korkunç yaraları görebiliyorlardı. Fotoğraflar doğal olarak dehşet uyandırıyor ve insanların mesajdaki uyarıya inanmasını kolaylaştırıyordu. Ancak sonradan ortaya kondu ki bu görseller, nekrotizan fasiit hastalığıyla doğrudan ilgili değildi. Evet, fotoğraflarda ciddi bir tıbbi durumdan mustarip yaralı dokular görülüyordu; fakat bunlar “kirli sütyenden bulaşmış et yiyen mikrop” vakasını belgeleyen gerçek kanıtlar değildi. Muhtemelen başka tıbbi vakalardan alınmış bu rahatsız edici görseller, efsaneyi desteklemek amacıyla bağlam dışı kullanılmıştı.
Tıbbi kaynaklarda nekrotizan fasiit vakalarına ait gerçek fotoğraflar da bulunabilir ve bunlar da en az o e-postadakiler kadar rahatsız edici görüntülerdir. Ancak önemli fark, gerçek fotoğrafların doğrulanmış tıbbi vakalara ait olması, efsanede kullanılanların ise bağlamdan kopuk ve yanıltıcı amaçla sunulmuş olmasıdır. Ne yazık ki internet üzerinde dolaşan içeriklerin bir kısmı bu şekilde sahte kanıtlar ve görsellerle süslenerek okuyucuyu yanıltmaya çalışabiliyor. Bu da bilimsel okuryazarlığın ve bilgi kaynağını doğrulamanın ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösteriyor.
Kirli iç çamaşırlarından et yiyen bakteri mikrobu bulaşacağı miti, bilimsel dayanağı olmayan bir şehir efsanesidir. Özetlemek gerekirse, nekrotizan fasiit gibi korkutucu bir enfeksiyon gerçekte var olsa da, bu hastalığın günlük hayattaki basit hijyen ihmalleriyle (örn. çamaşırları yıkamadan giymek) ortaya çıkması son derece uzak bir ihtimaldir. Bu tür hastalıklar spesifik bulaşma yollarına sahiptir ve kirli giysiler bu yollar arasında sayılmamaktadır.
Elbette kişisel hijyene özen göstermek her zaman sağlıklı bir alışkanlıktır: Temiz kıyafet giymek cilt sağlığı için faydalıdır ve bakteriyel enfeksiyon riskini genel olarak azaltabilir. Fakat her duyduğumuz korkutucu iddiayı sorgulamadan doğru kabul etmek de aynı derecede tehlikelidir. Özellikle internet üzerinden hızla yayılan sağlık söylentilerinde, iddianın kaynağını, tıbbi olarak mantıklı olup olmadığını ve uzmanların görüşlerini araştırmak gerekir. Bu vakada gördüğümüz gibi, yaygın bir korku efsanesi gerçekmiş gibi sunulsa da, bilimsel inceleme bu iddiayı doğrulamamaktadır.
Sonuç olarak, iç çamaşırınızı giymeden önce yıkamak elbette iyi bir hijyen kuralıdır; fakat yıkanmamış bir iç çamaşırının “et yiyen mikroplar” üretip vücudunuzu tahrip edeceği düşüncesi yersiz bir korkudur. Bu tür efsaneler bizlere, güvenilir bilgi kaynaklarına dayanmanın ve her ürkütücü iddiaya şüpheyle yaklaşmanın önemini hatırlatmalıdır. Sağduyulu olup bilimsel gerçeklere kulak verdiğimiz sürece, asılsız mitlere karşı en iyi savunmaya sahip olacağız.