Güzel misiniz? Belki de ben sizi güzel görüyorum – Zevkler Tartışılınca

İnsan yüzündeki bazı özelliklerin – simetri başta olmak üzere, onu daha çekici kıldığı konusunda yaygın bir inanış ve bu inanışı destekleyen yeterli sayıda kanıt var. Ama yine de, bir şeyler bizi ortak bir “yüz güzelliği” algısında anlaşmaktan alıkoyuyor. Anlaşmak bir yana, bir yüzün çekici olup olmadığı konusunda, poker deyimiyle” beş benzemez” noktasından çok da uzak sayılmayız – herhangi bir kişi, başka bir kişinin çekici bulduğu yüzlerin sadece yarısının çekici olduğunu düşünüyor.

Mükemmel yüz oranları
Simetrik Yüz Oranlarının Modellemesi

Yüz fark etme ile ilgili yapılan bir çalışma bu konuda hayli ilginç sonuçlara ulaştı. Hepsi belli yaşa kadar aynı çevrede büyümüş 1094 (547 çift) tek yumurta ve 428 (214 çift) aynı cinsiyetli farklı yumurta ikizlerinin dâhil edildiği bu çalışmada, sayısal değerler verildikten sonra “zevkler ve renkler tartışıldı” bir bakıma.

Denekler, kendilerine gösterilen yüzleri “çekicilik” açısından birden yediye kadar puanlayarak çalışma için gerekli veri setlerini oluşturdular.  Ayrı yumurta ikizlerinden nerdeyse iki kat daha fazla ortak gene sahip olan tek yumurta ikizlerinin yaptığı değerlendirmeler ile çift yumurta ikizlerinin verdiği puanlar istatistiksel olarak analiz edildiğinde aralarında anlamlı bir fark olmadığı ortaya çıktı. Her ne kadar geniş bir ortak gen havuzuna sahip olsalar da, yüz çekiciliği konusundaki bu görece anlaşmazlığın temelinde çevresel faktörlerin, kişisel deneyimlerin, arkadaş çevresinin ve hatta ilk aşkların yüz hatlarının yattığı düşünülmekte. Biraz zorlama bir değerlendirme gibi görünse de, kalıtımın (genetik) etkisini %20 olarak kabul edebiliriz.

Yüz tanıma becerilerimizin büyük çoğunluğunu kalıtımsal olarak kazandığımız su götürmez bir gerçekken, iş bir yüzü çekici ve güzel bulmaya geldiğinde daha çok, dünya üzerinde geçirdiğimiz zaman içindeki deneyimlerimizin etkisi altındayız. Aynı yumurtadan gelmek ve aynı aile ortamı içinde büyümek bile bu konudaki farklılığımızı engelleyemiyor.

Bu çalışmadan çıkardığımızı bazı ikincil ve dolaylı sonuçları rahatsız edici gelebilir; ilk aşkınızın, son aşkınızı seçmenizde size bir şablon oluşturduğu, sevgilinizin yüzü etrafınıza güzel ve çekici gelmiyorsa bunun baş sorumlusunun atalarınız değil siz olmanız ve zevklerinizin tartışılabilir olması gibi…

Şunu da hatırlatalım;

Güzellik algınız bile bilimin sınama alanı dışında değildir.

 


İlgili Makale: Bilimfili, 10.1016/j.cub.2015.08.048

Diğer İnsanlara Güven Duyma Seviyesine Göre Beyin Yapısı Farklılık Gösteriyor

University of Georgia ‘da yapılan yeni bir araştırma; insanlarda, diğer insanlara güven durumlarına göre beyin yapısının farklı olduğunu ortaya koydu.

Yapılan bu yeni araştırma; aklımıza hemen otizm gibi vakaları getirdi ve otizm gibi psikolojik durumların tedavilerine dair yeni çıkarımlar sağlayabileceği noktasında umutlarımızı artırdı. Bildiğiniz gibi; her otizm tanısı bir spektrumdadır ve çeşitlidir yani her biri farklı seviyelerdedir. Bazı otizm tanılarında diğer insanlara güvenme problemleri sergilenir.

University of Georgia, Psikoloji bölümünden Yar. Doç. Brian Haas:

” Otizm gibi; sosyal dünyayı işleyebilme noktasında eksiklikler olarak karakterize edilen durumlar vardır. Ve bu eksikliklerden bir tanesi de diğer insanlara karşı güven problemlerinin teşkil etmesi durumudur. Beynin bölgelerinin güven için önemli olduğuna dair karşılaştırmalı delillerimiz var ve bu farklılıkların beliri bazı sosyal süreçlerle nasıl bir ilişkisinin olduğununu anlayabilirsek, sonrasında sosyal biliş noktasında eksiklikler yaşayan insanlara dair daha nokta atışı tedaviler geliştirebiliriz “ diyor.

Araştırma ekibi 84 katılımcının güven seviyelerini belirlemek için 2 ölçek uyguladılar.

Katılımcılar, diğer insanlara güven duyma eğilimleri hakkındaki bir ölçeği doldurdular. Bununla birlikte katılımcılara nötr yüz ifadelerine ( herhangi bir jest ve mimik olmaksızın ) sahip insan yüzleri gösterildi ve resimde gördükleri her kişiyi ne derece güvenilir bulduklarına dair bir değerlendirme yapmaları istendi. Bu ölçekler araştırmacılara katılımcıların diğer insanlara güven durumlarının nasıl olduğuna dair bir ölçüm, bir spektrum sağlamış oldu.

Sonrasında araştırmacılar, katılımcıların beyinlerinin MRI taramalarını toplayarak beyin yapısı ile diğer insanlara güven duyma eğilimi arasındaki ilişkiyi anlamayı amaçladılar. Araştırmacıların bulduğu ise; beynin iki bölgesinde farklar olduğuydu.

Beyin Yapısı Farklılıklar İçeriyor

En önemli bulgu ise; diğer insanlara daha fazla güvenme eğilimindeki insanlarda, beyindeki sosyal ödülleri değerlendirme görevi üstlenen ventral orta prefrontal korteksdeki gri madde seviyesi daha fazlaydı.

Bir başka önemli bulgu ise; beynin amigdala kısmında, duygusal çekimi kodlayan beyindeki bu bölümün seviyesi diğer insanlara daha fazla güvenen ve daha az güvenen insanların ikisinde de daha büyük. Eğer bir şey duygusal olarak bizim için önemliyse, amigdala onu kodlamamıza ve hatırlamamıza yardımcı olur.

 

ventro orta prefrontal korteks (sarı bölge) diğer insanlara daha fazla güvenen insanlarda, diğer insanlara daha az güvenen insanlardakine kıyasla daha büyüktür.
ventro orta prefrontal korteks (sarı bölge), diğer insanlara daha fazla güvenen insanlarda; diğer insanlara daha az güvenen insanlardakine kıyasla daha büyüktür.

Haas:

” İlerideki çalışmalar; güvenin artırılıp artırılamayacağına ve beynin diğer insanlarla olan iletişim tipine göre kolay işlenilir olup olmadığı üzerine yoğunlaşabilir” diyor.

Makale Referansı: Brian W. Haas, Alexandra Ishak, Ian W. Anderson, Megan M. Filkowski. The tendency to trust is reflected in human brain structure. NeuroImage, 2015; 107: 175 DOI: 10.1016/j.neuroimage.2014.11.060

Kaynak: Bilimfili, University of Georgia

Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklara Karşı Vajinal Silikon Halka

Fransa’daki University Jean Monnet’den araştırmacılar, HIV ve herpes virüse karşı moleküller içeren vajinal silikon halka geliştirmede başarıya ulaştılar. Bu çalışma 55. ICAAC/ICC’de sunuldu

Enstitüden PhD. Meriam Memmi’nin belirttiğine göre; araştırmacılar HIV’e karşı tenofovir ve herpes virüse karşı aktif olan asiklovir içeren hidrofilik moleküllere sahip, kendisi de hidrofobik olan silikon halka yapmayı başardılar.

Halka hidrofobik, bileşenler de hidrofilik olduğundan, bileşenlerin (asiklovir, tenofovir) serbest kalmaları mümkün. Ayrıca araştırmacıların belirttiğine göre; birden fazla rezervuar içeren halkaların, genç kadınlarda, cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlarda ve özellikle de HIV enfeksiyonunun önlenmesinde umut verici.

Bu çalışmada, bazı halkalarda, viral kaynaklı cinsel temas ile bulaşan enfeksiyonlara karşı koruyucu amaçlı, HIV-1 enfeksiyonları, hepatit B ve genital herpes gibi farklı konsantrasyonlarda; 1,5-3,5 mg/gün asiklovir, 3-5 mg/gün tenofovir gibi ilaçlar 50 gün boyunca salındı.

Çalışmanın ön sonuçlara göre, silikon halkaların içerdiği hidrofilik antiviral ilaçlar uzun süreli periyotta, menide bulunan virüsleri de nötralize edebiliyor.

Dr.Memmi ayrıca bu çalışmadaki vajinal silikon halkanın kullanıcılar için toksik olmadığını, çeşitli antiviral ilaçları içerebileceğini ve HIV’in de içinde bulunduğu bir çok viral kaynaklı hastalığa karşı kullanılabileceğini belirtti.


Kaynak: Bilimfili, American Society for Microbiology. “Silicone vaginal rings deliver antiviral drugs, protect women against HIV.” ScienceDaily. ScienceDaily, 21 September 2015. <www.sciencedaily.com/releases/2015/09/150921095303.htm>.

GDO’nun Zararlı Olduğunu Kanıtlayan 10 Bilimsel Çalışma (Mı)?

Aktivistler sıklıkla genetik olarak yapısı değiştirilmiş yiyeceklerin potansiyel sağlık riski taşıdığından bahsediyor. Bunun en son örneklerinden biri de collective-evolution.com’da yayınlanan “GDO’ların insan sağlığına zararlı olabileceğini kanıtlayan 10 bilimsel çalışma.” Yazı bilinen pek çok endişeyi özetliyor ve her olayda “güvenilir bilimsel çalışmaların açıkça GDO’ların neden tüketilmemesi gerektiğini gösterdiğine” işaret ediyor. Bu endişeler yerinde mi? Bahsedilen çalışmalar gerçekte neyi iddia ediyor/gösteriyor?
1) “Anne ve Cenin Kanında Saptanan GDO’lardaki Çok Sayıda Toksin Bulundu” İddiası
Blog bu tehlikeyi gösterdiğini iddia eden bir 2010 yılı çalışmasına yer vermektedir. Yazarlar anne ve cenin kanında bazı GDO’larda bulunan ama organik tarımda haşere ilacı olarak da yaygın kullanıma sahip olan, Bt proteini Cry1Ab bulunduğunu saptadılar. Makale hatalıdır. Araştırmacıların ölçümleri insanlardaki değil bitkilerdeki Bt’nin Cry1Ab’ını saptamak üzere yapılan bir düzenleme/sınama üzerine temellendirilmektedir. Biofortified.org’daki konuyla ilgili bu yazının açıkladığı gibi, çalışmadaki hamile kadınların kanlarında Bt ölçümlerinin saptanabilmesi için birkaç kilo mısır yemiş olmaları gerekmekteydi.
Buna ek olarak, “ne olmuş yani” faktörü söz konusudur. İnsanlar bu proteinin reseptörlerine sahip değildir bu yüzden bunun bize hiç bir etkisi yoktur. Çikolatanın köpekler için zehirli olduğunu biliyor muydunuz? Sizin için zehirli olabileceğinden endişelendiniz mi? Muhtemelen hayır (eğer endişelendiyseniz, insanların tat alıcıları için en büyük eğlence/neşe kaynağını kaçırdınız demektir.) Bazı kimyasal bileşimlerin davranışları türlere göre farklılaşır. Çikolata ve Bt proteini Cry1Ab bunun birer örneğidir.
2) “Genetik Olarak Değiştirilmiş Ürünlerin DNA’sı Onu Yiyen İnsanlara Geçebilir” İddiası
Belirtilen 2013 yılındaki çalışmanın vardığı sonuç bu değildi. Yazarlar yediklerimizdeki tüm genlerin bizim plazmamızda saptanabileceğini keşfetti. Bu onların bizim DNA’mızla bütünleştiği anlamına gelmez, hücreler arasındaki boşlukta yüzdüklerini gösterir. Ve bu sadece GDOlar için değil, herhangi bir yiyecek için de böyledir. GDOların DNA’sı organik ya da geleneksel yiyeceklerin DNA’sından davranmaz.
Son zamanlardaki bazı makaleler (buraya ve buraya bakınız) çevreden ve tepkimelerden kaynaklanması olası bulaşmayı açıklamak için çok az/yetersiz DNA’nın var olduğu durumlarda, deneylere negatif bir kontrolün dahil edilmesinin önemini özetlemiştir. Gen dizilemedeki bulaşıcı maddeler konusunda uzman olmayan insanlara yönelik bir anlatım için buradaki İngilizce yazı okunabilir.
3) “Yeni Çalışma 18 Milyon Amerikalıyı Etkileyen Gluten Bozukluklarıyla GDO’lar Arasında İlişki/Bağlantı Kurmaktadır” İddiası
Bu makale, Sorumlu Teknoloji Enstitüsü (STE) tarafından yapıldığı iddia edilen bir “çalışmadan” alıntı yapmaktadır. Fakat, GDO’ların gluten alerjileriyle ilişkisi ile ilgili hiçbir çalışma yer almamaktadır. Bir internet sitesindeki bir paylaşıma bağlantı verilmektedir, ama akran değerlendirmesinden geçen bir makale bulunmamaktadır. STE sadece aktivist Jeffrey Smith’in yönettiği tek kişilik bir orkestradır. Bu, GDO’ların yiyecek stoklarımızdan çıkartılmasını savunan bir sivil toplum örgütüdür. Bir üniversite, yüksekokul  ya da araştırma kuruluşu değildir. Araştırmalar gerçekleştirmez.
Gluten alerjileri ve GDOlar hakkında yazmıştım. Çölyak Hastalığı Derneği, IRT’nin raporuna itiraz etmiştir. GDO’lu buğday ticareti yapılmamıştır, bu yüzden glüten alerjisiyle GDO’lu buğday tüketimi arasında herhangi bir ilişki kurulması saçmadır.
4) “Çalışmalar Genetiğiyle Oynanmış Mısır ile Farelerdeki Tümörleri İlişkilendirmektedir” İddiası
Bu iddia, yayınlandıktan sonra geri çekildiği ve yakın bir zamanda başka bir dergide hakem değerlendirmesi olmaksızın yayınlandığı için kötü bir üne sahip olan Seralini’nin makalesine aittir. Makale uzun süre GDOyla ve/veya yabani ot öldürücü glifosat ile beslenen farelerde tümörler oluştuğunu belirtiyor. Ancak deneyde kullanılan farelerin cinsi tümöre yatkındı. Makale istatistiksel analiz gerçekleştirmemiş ve çok az sayıda fare kullanmıştır, bu yüzden tümörlerin yiyecekten mi, kimyasaldan mı yoksa bu türden farelerin neyle beslendiklerinden bağımsız olarak tümör geliştirdiği gerçeğinden mi kaynaklandığını belirlemek mümkün değildir. Son olarak Seralini’nin makalesindeki bulgular diğer uzun dönemli besleme çalışmalarıyla zıttır. Bu makalenin eleştirisinin genel bir değerlendirmesi burada bulunabilir.
5) “Glifosat, Östrojen Reseptörlerini Uyararak İnsanlarda Meme Kanserine Yol Açar/Açmaktadır” İddiası
Bu iddia ot öldürücü ilaçlara dirençli genetiği değiştirilmiş ürünlerle birlikte kullanılan bir ot öldürücü olan glifosatla bağlantılı. Alıntı yapılan makalede glifosatın meme kanseri hücrelerindeki büyüme üzerindeki etkilerini ele almaktadır. Meme kanseri vakalarının yaklaşık olarak %80’inde hastalıklı hücreler hormona duyarlıdır yani çoğalıp yayılmak için östrojene ihtiyaçları vardır. Bu araştırmacılar iki farklı çizgide yer alan göğüs kanseri hücrelerini ele aldılar: bir tanesi östrojene duyarlı, diğeri değildi ve artan glifosat miktarındaki artışın hücre büyümesi üzerindeki etkisini incelediler. Glifosatla ilişki östrojenle olduğu kadar güçlü olmasa da meme kanserine östrojenle benzer etkide bulunduğunu ve hormona duyarlı olmayan hücrelerin yayılmasına etki etmediğini  buldular.
Makalenin kontrol verilerinin eksikliği gibi birçok teknik sorunu vardı, bu da önemli bir ihmal. Buna ek olarak, gerçekte yüksek konsantrasyonlara  erişildiğinde glisofatın koruyucu bir etkisi var gibi görünmekteydi: glisofat eklenmesinin artık hücre büyümesine bir etkisinin olmadığı bir doygunluk/doyum noktasına ulaşmak yerine,  glisofatı en yüksek dozda alan hücreler ile kontroller arasında hücre büyümesi açısından istatistiksel bir fark yoktu (kontrollerden elde edilen veriler işte bu yüzden önemli bir faktördür).
Bu deney petri kabındaki hücrelerle gerçekleştirildi bu tür çalışmalar bir in vitro doku kültürü deneyi olarak adlandırılır. Böyle bir araştırmanın gerçek dünya için değeri sınırlıdır. Hücreler çoğunlukla seçiciydi ve iyi büyümeleri için çok miktarda TLC’ye ihtiyaçları vardı; farklı hücre kuşakları çok farklı şekilde de davranabilir. Makalenin yazarları bu çalışmanın verilerinin daha önce glifosatın hücresel bölünmedeki etkisini inceleyen çalışmaların (daha önceki çalışmalar glifosatın kanserli hücreleri bölünmeden koruduğunu ve bir antikanser ilacı olarak geliştirilebileceğini söylüyor!) bulgularıyla uyuşmadığını belirtiyor.
Monsanto makaleye bir cevap olarak birçok çalışmanın glifosatın potansiyel kanserojenliğini araştırdığını ve hiçbirinde bileşiğin kansere yol açtığının bulunamadığını belirtti. Bazı haber kaynakları çalışmayı yanlış yorumladı ve araştırmacıların bulgusu glifosatın göğüs kanseri hücrelerinin çoğalmasına yol açabilecekken, glifosatın kansere yol açtığı sonucuna vardığını yazdı. Monsanto bu bulgunun bile konu hakkında mevcut kanıtlara aykırı olduğuna işaret etti. Yazarlar bu gerçeği kabul ediyor ve bir sonraki adımın konuyu farelerdeki göğüs kanseri modelleriyle incelemek olduğunu söylüyor. Bence bu çok iyi bir aşama, ben olsam daha fazla göğüs kanseri hücre kuşağını da incelerdim.
Bu glifosatla ilgili potansiyel bir sağlık sorunu olduğuna ilişkin okuduğum en ikna edici/inandırıcı makale. Ama bu çalışma tekrarlanmalı ve sorunlardan arındırılmalı. Ancak bahsettiğim gibi makale genel olarak GDOlarla ilgili değil:GDOların sadece bir kısmının glifosat dirençli olduğunu aklınızdan çıkarmayın (örneğin genetik olarak yapılandırılmış ekinler) ve glifosatın kullanımı sadece GDOlarla sınırlı değil.
Ayrıca makale glifosatın göğüs kanserine yaptığı etkiye benzer bir etki yapan soya fasulyesinin içindeki bir bileşenikullanarak da birkaç deney yapıyor, bu yiyeceğimizdeki bazı doğal bileşenlerin de göğüs kanseri çoğalmasına aynı etkiyi yapabileceğini gösteriyor. Bazı yayınların pozitif bir ilişki bulmaksızın konuyu incelemelerine karşın  soyanın göğüs kanseri hastaları tarafından alımıyla ilgili bilimsel bir görüş birliği yoktur. Bununla ilgili makaleler buradan,buradan ve buradan okunabilir.
6) “Glifosat Doğum Kusurlarına Yol Açıyor” İddiası
Hiçbir hakem değerlendirmesine tabi, basılmış bilimsel çalışma böyle bir iddiada bulunmamaktadır. Sağlıkla ilgili bu endişenin kaynağı GDO testleri ve sertifikasyon şirketi sahibi ve işi anti-GDO duyarlılığının yükselmesinden açıkça yarar sağlayacak olan birinin kurucuları arasında yer aldığı  bir GDO karşıtı bir sivil toplum örgütü olan Earth Open Source’un bir yayınıdır. Neden bu iddialarının kendi firmalarına para kazandırdığını buraya tıklayarak “Yazarlar Hakkında” kısmı okunarak anlaşılabilir.
7) “Çalışma, Glifosat ile Otizm, Alzheimer ve Parkinson’ın Bağlantısını Gösteriyor” İddiası
Sağlıkla ilgili bu iddiaya yol açan makale, bilimsel bir araştırma teşkil etmiyor. Bu bir hipotez ve bu hipotezi desteklemek için hiçbir araştırma yapılmadı. Makale, Discover dergisindeki bilimsel gazeteci Keith Kloor tarafından incelendi ve oldukça temelsiz bulundu. Hatta öyle ki, bu yazıyı Glenn Beck’in kara tahtada yaptığı öylesine karalamalara benzettiğini söyledi.
Açıklamalar para verip makale yayımlanan bir dergide (avcı dergi olarak da bilinir) basılmıştı yani ücreti karşılığında, herhangi biri herhangi bir şeyi bu gazetelerde bastırabilir. Bu tür dergilerin teşhir edilmişlikleri vardır ve bir çok bilim insanı bu olgunun bilimin kalitesini düşürdüğüne inanmaktadır. Buraya tıklayarak Nature dergisinin bu konudaki bir yazısını okuyabilir, buradan da bu tür sahtekar dergilerin ifşasıyla ilgili bir yazıyı okuyabilirsiniz.
8) “Süreğen/Kronik Hastalığı Olan İnsanların Glifosat Seviyesi Normal İnsanlarınkinden Yüksektir” İddiası
Bu açıklama parayla makale bastırmalarıyla ünlü Omics yayın grubunun sahip olduğu Journal of Environmental and Analytical Toxicology dergisindeki (Çevre ve Analitik Toksikoloji Dergisi) bir makaleye ait.
Yazarlar insanlardaki ve çeşitli hayvanlardaki glifosat seviyelerini inceledi. Hayvanların neyle ve ne kadar beslendiğine, nerede tutulduklarına ve diğer sayısız değişkene dair hiçbir bilgi yok. Bunlardan her biri çalışmanın geçerliğini ortadan kaldırabilirdi.  Araştırmacılar insanların yaşına, cinsiyetine, kilosuna, boyuna ve genetik arkaplanına ya da ne kadar yediklerine, yiyeceklerini yıkayıp yıkamadıklarına, ne kadar zamandır organik gıda diyetinde olduklarına ama en ilginci de “kronik hasta” olmanın neyi içerdiğine dair hiçbir bilgi vermemektedir. Burada sayılan hataların her biri daha prestijli bir dergide makalenin reddine neden olan ölümcül hatalar olarak kabul edilirdi.
9) “Çalışmalar, Hayvanlardaki Ciddi Mide İltihaplarını ve Domuzlardaki Rahim Genişlemesini GDO’ya Bağlıyor” İddiası
Bu açıklamanın dayandığı çalışmada, araştırmacılar domuzlara GDO’lu gıda ve GDO’suz gıda verdi ve iki grup arasındaki farkları tespit etti. Makale pek çok gazeteci ve bilim adamı tarafından tartışıldı.
  • Gazeteci Mark Lynas veriler arasından bu görüşe uygun olanın çekilip alındığının altını çizdi. GDO ile beslenmiş domuz ve beslenmemiş domuzlar arasındaki “iltihaplanma” farkı sadece iltihaplanmayı alt kümelere ayırırsak açık, ancak tek kategoride incelenirse arada fark yok. Genel olarak makalede açıklanmamakla birlikte iki grupta da yüksek derecede iltihaplanma var. Aynı zamanda GDOların koruyucu bir etki sağlamış olduğunu (GDOyla beslenen domuzlarda %50 daha az kalp anormalliği var) gösteren bazı parametreler de var ancak bu tartışılmıyor.
  • Genetik bilimci Anastasia Bodnar tarafından açıklandığı üzere yazarlar iki grubun beslenme maddeleri içerisindeki bileşim farklılıklarını analiz etmiyorlar. Önceki çalışmalar ürünün çevresinin (örn. su, toprak, goğrafya) protein ve metabolitler üzerindeki etkisinin ürünün GDO’lu olup olmamasının etkisinden daha büyük olduğunu belirlemiştir., Bu yüzden domuzlar arasındaki farklılıklar böcek öldürücülere ya da genetik aktarımlı proteinin varlığına/yokluğuna bağlı olamayabilir, aslında, bunların yiyecek içerisindeki bileşenlerin farklılıklarından kaynaklanması en yüksek olasılığa sahiptir.
  • Genetik bilimci Val Giddings hayvanlardaki zatürre oranının anormal şekilde yüksek olduğunu belirtiyor. Bu da tuhaf bir şeyler olduğu olasılığını güçlendiriyor.

Sonuç olarak, makalenin bilgileri doğru olsa bile bunun genetik aktarıma bağlı olup olmadığını bilmiyoruz çünkü araştırmacılar yiyecek içerisindeki doğal çeşitliliği hesaba katmıyor.

10) “Önerilen Test Yöntemlerinin Güvenliği Sağlamak İçin Yeterli Olmaması Yüzünden GDO Risk Değerlendirmesi Çok Az Bilimsel Kanıta Dayalıdır.” İddiası
Bunun başlıkta belirtilmiş olduğu gibi bir “GDOların insan sağlığına zararlı olabileceğini kanıtlayan bir bilimsel çalışma” olmadığı gerçeğini bir kenara bırakalım. Bu konuyla ilgili üç makale var. İlki bir tarama makalesi ve bazı noktalarına katılıyorum. Bu makale, GDOlar için olan hayvan besleme çalışmalarında standart olması gereken testlerin ve istatistiklerin olması gerektiğini belirtiyor ve Seralini fiyaskosunu takip eden herkes buna katılacaktır. Yazı makalelerin deneysel besleme çalışmalarının ve bilimsel bulgularının olması gerektiğini özetliyor. Ancak tarama makalesi,  ne hatalı makaleleri kendi çalışmalarından dışlıyor ne de besleme çalışmaları için ticari olarak piyasada bulunan GDOlu tarım ürünleri ile düzenleyici onaya sunulmamış ürünler  arasında bir ayrım yapıyor. Makale “GDO risk değerlendirmesinin çok az bilimsel kanıtla yapıldığı” sonucuna varmıyor.
İkinci makale de bir değerlendirme. İlk yazar Friends of the Earth isimli bir anti-GDO sivil toplum kuruluşuyla ilişkili. Yeni bir araştırma oluşturmuyor ve yazıda açıkça yayıncıya ait bir eğilim var.
Üçüncü makale bir değerlendirme bile sayılmaz. 2002 yılında yüksek vasıflı bir dergi olan Nature Biotechnology’de yayınlanmış bir eleştri. Yazı GDOların yol açabileceği amaçlanmamış sonuçları ana hatlarıyla belirtiyor (hiçbiri belgelenmedi ya da kanıtlanmadı).
Sonuç
Sonuç olarak makalenin başlığına karşın, bu çalışmaların hiçbiri GDOların insan sağlığına zararlı olabileceğini kanıtlamıyor ve hatta ikna edici bir şekilde önermiyor. Çoğunluk ya açıkça hatalı ya da bilimsel araştırmalar değiller.
Mevcut bilimsel fikir birliği GDO’ların güvenli ve insan sağlığı açısından tehlike oluşturmadığı yönünde. Ancak yeterli tekrarlanabilir bir kanıt olduğunda bilimsel bir fikir birliği bunun tersine olabilir ama burada değerlendirilen çalışmaların hiçbiri bu yönde bir kanıt oluşturamadı.
Yazan: Dr. Layla Katiraee (Genetik Bilgilenme Projesi’ne katkı sağlayan, Toronto Üniversitesi Moleküler Genetik Bölümü mezunu. Şu anda Kaliforniya’daki bir biyoteknoloji firmasında ürün geliştirme kısmında uzman bilim insanı olarak çalışıyor. Yazara Twitter üzerinden @BioChicaGMO adresinden ulaşılabilir. Kendisini, GDO’ya karşı ve destekleyici iddiaları bağımsız olarak araştıran bir bilim insanı olarak tanımlıyor. Konuyla ilgili birçok akademik makeleyle ilgili kapsamlı ve detaylı analizlerine buradaki sitesinden ulaşılabilir.)