Optogenetik : Işık ile Uyarıda Yeni Bir Bulgu

Optogenetik, nörobiyoloji ve hücre biyolojisi araştırmalarında devrim yaratmış, hatta çığır açmış bir araştırma alanıdır. Optogentik, doğal olarak bulunan ya da sentetik (araştırmalar için özel üretilen) ışığa-duyarlı proteinleri kullanarak, sinir hücrelerini açık-kapalı (on-off) durumlara istediğimiz gibi – ve tabii daha önemlisi zamana ve yere göre tutarlılığı bilinemeyen elektrotlar kullanmadan-  getirebilmemizi sağlıyor.

 Bu alanın oluşmasının temeli sayılabilecek olan keşif 2002 yılında alglerde keşfedilen ışık ile açılıp kapanan bir iyon kanalı olan ‘rodopsin kanalı” (channelrhodopsin) idi. 2005 yılında ise Prof. Alexander Gottschalk ile birlikte Frankfurt’tan bir araştırma ekibi bu proteini transparan bir nematod olan C. elegans’a transfer etmeyi başardı ve canlının hareketleri ışık ile kontrol edildi. Şimdi ise University of Würzburg’dan Georg Nagel’in laboratuvarı ile birlikte Gottschalk optogenetik alet çantasına yeni bir malzeme ekledi : tek hücreli bir su mantarı olan blastocladiella emersonii‘den elde edilen ‘CyclOp‘ proteini..

Prof. Alexander Gottschalk önderliğindeki araştırma grubunun Nature Communications‘un geçtiğimiz Eylül ayındaki sayısında yayımladığı makalede CyclOp proteininin ışığa maruz kaldığında ikincil mesajcı cGMP (cyclic guanin mono phosphate) ürettiği açıklandı. Bu çok önemli hücre içi sinyal; görmede, kan basıncını düzenlemede, programlı hücre ölümünde ve hatta erkek ereksiyonunda görev almaktadır. Örneğin çok bilinen bir ereksiyon hapı, buradaki ikincil mekanizmayı aktive ederek (dolaylı olarak hücre içindeki cGMP seviyesini artırarak ) işlev görmektedir. Eğer CyclOp proteini Caenorhabditis elegans gibi bir canlıya verilirse, cGMP’ye bağlı olarak gelişen sinyal mekanizmalarını ve hücre içinde gerçekleşen diğer olayları takip etmek son derece kolay olur. Bu da optogenetiğin daha önceki araştırmalardaki seviyenin bir adım ötesine taşınmasını sağlamıştır.

Işık ile aktifleşen enzim CyclOp, hücre biyolojisi ve sinir bilimi araştırmacıları için çok uygun bir alet olarak sayılmasını sağlayacak önemli moleküler özelliklere sahiptir. Araştırmacılar da bu proteini oksijene duyarlı hücre tiplerine tanılayarak (transfer ederek)  ikincil mesajcı cGMP’nin bu hücrelerde ne işe yaradığını anlamaya çalıştılar.

Bunu anlamak için de ışığı geçirebilen (saydam sayılabilecek bir canlı olan) nematoda ışık vererek hücre içinde cGMP miktarının artması sağlandı. Hücreler bu durumda oksijen seviyesinde bir artış gerçekleşmiş gibi (tabii ki gerçekte ışık verilmesinden başka bir şey yapılmadı ve değişken uygulanmadı) davrandılar.

Deneyin sonuçları gösteriyor ki; CyclOp kullanılarak, normal şartlarda hücrenin oksijen artışını hücre içi tepkimelere ve üretimlere nasıl çevirdiği anlaşılabilecek.


Kaynak : Bilimfili, Shiqiang Gao, Jatin Nagpal, Martin W. Schneider, Vera Kozjak-Pavlovic, Georg Nagel, Alexander Gottschalk. Optogenetic manipulation of cGMP in cells and animals by the tightly light-regulated guanylyl-cyclase opsin CyclOp. Nature Communications, 2015; 6: 8046 DOI:10.1038/NCOMMS9046

Bir Araştırmacı Kendi Vajinal Bakterisini Kullanarak Yoğurt Üretti

Geçtiğimiz aylarda, Amerika’da bir doktora öğrencisi kendi vajinasından bir bakteri kültürü ile yoğurt üretti ve yedi.

Bu “garip” fikri, vajinada bakteri kültürünün yetiştirebilmesi potansiyelini araştırmak kimsenin aklına gelmemişti. Aslında, bilim bağırsak bakterisi ile sağlığımız arasındaki bağlantıya oldukça takıntılıydı. Hatta mikrobiyologlaryeni doğan bebekleri sağlıklı bakterilerle donatmak için bebekleri vajinal sıvıya bulamaya devam ediyorlar.

Cecilia Westbrook
Cecilia Westbrook

Fakat kimse vajinadaki yüzlerce bakteri türününün tüketildiğinde ne olacağını, hatta vajinada bir kültürleme yapılabileceğini bile araştırmamıştı. Ancak University of Wisconsin ‘den Cecilia Westbrook tahta bir kaşık aldı ve vajinasına buladı, sonrasında kaşığı süt dolu bir kâseye daldırdı ve ne olacağını görmek için bir gece boyunca bekledi.

Araştırmacının arkadaşı Janet Jay Motherboard’a yazdığı yazıda; oluşan yoğurdun dilde; ekşi, keskin ve neredeyse acı bir tat bıraktığını ve Westbrook’un bunu Hint yoğurduna benzettiğini ve biraz yaban mersini katarak yediğini söylüyor.

Washington University ‘de vajinal bakteriler üzerine çalışan Hollandalı mikrobiyolog Rosanne Hertzberger; deneyin zekice olduğunu, çünkü vajinanın çokça zararlı ve bir o kadar da faydalı bakteri içerdiğini söylüyor.

Vajinada baskın bakteri türü olan Lactobacillus; yoğut ve peynir yapımında kullanılan bakterilerle aynı genlere sahiptir. Hertzberger; “Yoğurt-Lactobacillus vajinal Lactobacillusdan tamamen farklı değildir, ikisi de yoğurtta da ve vajinada da laktik asit oluşturur” diyor.

Ancak bu demek değil ki; vajina bakterisi yoğurt üretimi için yeterlidir. Bizim marketlerden aldığımız yoğurtların hepsi Streptococcus termophilus ve Lactobacillus bulgaricus alt türlerinin bir kombinasyonundan üretiliyor.

Hertzberger de deneyin bir kopyasını sağlıklı hamile bir kadından aldığı farklı Lactobacilli örneğiyle kendi laboratuvarında yapmaya karar verdi. 8 bakteri filtresinin test edilmesinden sonra, süte yerleştirilen yalnızca bir örneğin sütte küçük bir miktarda asitleştirme meydana getirdiği görüldü. Araştırmacı bunu tatmamış ancak sonucun muhtemelen çökelmiş süt proteini ile dolu mayhoş bir süt olduğunu ve ekşi bir yoğurt gibi lezzetli olmayacağını söylüyor.

Sonuca bakılırsa, Westbrook’un ürettiği yoğurt çeşitli bakteri türlerinin bir karşımını içeriyor. Bu bakterilerin bazıları Westbrook’un kendi vajinasından olabilir ancak bir kısmı da tahta kaşıktan, havadan, mutfaktaki herhangi bir temasdan ya da araştırmacının tırnaklarından olabilir. Buna da Westbrook sırrı dersek yanlış olmaz sanırım.


Kapak Görseli: Belinda (miscdebris)/Flickr
Kaynak: Bilimfili, Janet Jay, “How to Make Breakfast With Your Vagina”, http://motherboard.vice.com/read/how-to-make-breakfast-with-your-vagina

Giyilebilir Sensörler, İşaret Dilinden İngilizce’ye Tercüme Yapabilir!

Giyilebilir sensörler, bir gün işaret dilinin hareketlerini algılayarak, bu dili İngilizce’ye tercüme etmedekullanılabilir. Bu sayede, işaret dilini kullanmak durumunda olan insanlar ile toplumun geri kalanı arasındakiiletişim sorunu çözülebilir.

Texas A&M University’den mühendisler, kola giyilip hareketi ve kas aktivitesini algılayabilen yeni bir giyilebilir cihaz üzerinde çalışıyorlar.

Bu cihaz, bir kişinin el ve kol hareketlerini birbirine mesafeli konumlandırılmış iki sensör yardımıyla algılayabilecek. Sensörlerden birisi bileğin hareketini algılarken, diğer sensör de kol üzerindeki kas hareketinialgılayacak. Daha sonra, sensörlerden gelen veriler kablosuz bağlantı ile bir yazılıma aktarılarak, verilerin İngilizce’ye çevrilmesi mümkün olacak.

Aslında, işaret dilinin yazıya çevirmek amacıyla tasarlanmış cihazlar mevcuttu. Fakat, bu cihazlar istenilen verimde çalışmıyordu.

Texas A&M biyomedikal mühendisliğinde yardımcı doçent olan, baş araştırmacı Roozbeh Jafari’nin belirttiğine göre:

‘’ Geliştirilen bu teknolojilerin çoğu görüntü- ya da kamera- temelli çözümler üretiyordu. Hali hazırda mevcut olan bu tasarımlar yeteri kadar verimli değiller. Çünkü; işaret diliyle konuşan insanlar, el ve kol hareketleriyle spesifik parmak hareketlerini kombine ediyorlar. ’’ 

Bu sebeple araştırmacılar, hareket sensörleri ile kas aktivitelerini birleştiren, giyilebilir bir cihazla bu soruna bir çözüm getirebilmeyi hedefliyorlar.

Araştırmacıların geliştirdikleri prototip sistemde, insanların işaret dilinde günlük hayatta en sık kullandıkları kelimelerin algılanması sağlanabiliyor. Jafari’nin belirttiğine göre, araştırma takımı programı geliştirmeye devam edecek; ve daha az sıklıkla kullanılan işaretler de yazılıma dahil edilecek.

Fakat, hala aşılması gereken zorluklar var. Bütün insanların vücut yapılarının birbirinden farklı olduğundan bu cihazın kişiye özel olarak programlanması gerekiyor. Ayrıca, dilin yapısından kaynaklı bir sonraki kelimenin ne olacağının kestirilememesi, anlık çeviride sorun teşkil ediyor; ve söylenilenin cihaz tarafından algılanıp bunun tercüme edilmesi için zamana ihtiyaç duyuluyor. Bu sebeple araştırmacıların bundan sonraki süreçte, yeni sinyal işleme teknikleri geliştirmeleri gerekiyor.


Kaynak: Bilimfili, Lindsay Dodgson, Wearable Sensors Could Translate Sign Language Into English, LiveScience Retrieved from http://www.livescience.com/52491-wearable-sensors-translate-sign-language.html

 

Kimyasal Bağın Oluşumu İlk Kez Gözlemlendi

Bilim insanları X-ray görüntüleme yöntemini kullanarak iki atomun bir molekül olmak üzere bir araya gelişi sırasında zayıf kimyasal bağ kurma ve kurmaya geçiş aşamalarını görüntülemeyi başardı.

Bu temel gelişme, geçtiğimiz hafta Science Express dergisinde yayımlandı. Uzun bir süredir imkansız olduğu düşünülen bu gelişme ,kimyasal etkileşimlerin ve reaksiyonların nasıl meydana geldiğini açıklıyor; enerji açığa çıkaran kimyasal reaksiyonlar dizayn etmenin ve yeni ürünler ortaya çıkaran reaksiyonların verimini artıracak bir gelişme olarak sunuluyor.

Tüm kimyanın temel çekirdeği bu kimyasal reaktivitenin kontrolü ve anlaşılmasıdır” diyor araştırmayı yürüten Anders Nilsson, ” Ama, çok az molekülün oluşumunda bu geçiş hali görülebildiğinden, kimse bu güne kadar gözlem yapmanın mümkün olduğunu düşünmüyordu.

Karbonmonoksit(CO) molekülünün tepkimeye giren bileşenleri (solda), bir karbon atomu(C - Siyah) ve bir oksijen atomu(O - kırmızı) ve hemen sağlarında tek bir oksijen atomu.
Karbonmonoksit(CO) molekülünün tepkimeye giren bileşenleri (solda), bir karbon atomu(C – Siyah) ve bir oksijen atomu(O – kırmızı) ve hemen sağlarında tek bir oksijen atomu.

Parlak, Hızlı Lazer Işınları İmkansızı Başarıyor. 

Araştırma  SLAC’s Linac Coherent Light Source (LCLS ) ‘da yapıldı. Son derece zekice bir kurgu; şöyle ki: geri tepen X-ray lazer ışınları atomları ve molekülleri aydınlatabilecek kadar kısa aynı zamanda da kimyasal tepkimeleri daha önce imkansız olan bir şekilde izlemeyi sağlayacak kadar da hızlı.

Araştırmacılar LCLS (Linac Elverişli Işın Kaynağı) kullanarak katalitik bir dönüştürücüde gerçekleşen araba egzozundan çıkan CO (karbonmonoksit) in nötrleşmesi tepkimesine eş bir tepkimeyi çalıştılar. Katalizörün yüzeyinde gerçekleşen tepkime, CO ve oksijen atomunun bir araya gelmesi ve yanyana sabitlenmesiyle meydana gelen karbondioksit oluşumu olarak gözlemlendi.
SLAC deneylerinde, araştırmacılar karbonmonoksit ve oksijen atomlarını rutenyum katalizorün üzerine tutturdu ve optik lazerden çıkan bir ışınla tepkimenin gerçekleşmesini uyardı.

Işın etkisi katalizörü 3000 santigrat derecenin üzerine kadar ısıtıyor ve tutturulmuş molekül ve atomların tepkimeyi gerçekleştirecek şekilde titreşmesini sağlıyor.

Ekip tepkimeyi LCLS’den çıkan X-ray lazer ışınları kullanarak gözlemledi.Bu şekilde tepkime sırasındaki değişiklikler, kurulan zayıf bağlar, elektron düzeni ve atomların konumları femtosaniyeler içinde – saniyenin katrilyonda biri- gözlemlendi.

Öncelikle oksijen atomları  daha sonra karbonmonoksit molekülleri aktif hale geçiyor ve titreşmeye başlıyor. Saniyenin katrilyonda biri zaman sonra ise çarpışmaya ve karbondioksit oluşturmaya başlıyorlar.

Misketleri yokuş yukarı yuvarlamak

Araştırmacılar, bir çok reaksiyon girdisinin geçiş aşaması olmasını  ve sadece küçük bir kısmının kararlı karbondioksit oluşturuyor olmasını son derece şaşırtıcı buluyorlar Geri kalanının oluşturduğu karbondioksit ise tekrar bileşenlerine ayrılıyor.

“Bu olay bir misketi yukarı doğru yuvarlamaya benziyor, attıklarınızın çoğu yukarıya kadar çıksa bile geri yuvarlanacaktır. Bir çok reaksiyonu izledik ama sadece bir kaç tanesi kararlı son ürün oluşturabildi. Buradaki durumu anlamlandırmak için daha çok fazla çalışma gerekiyor.” diyor Nilsson.

Araştırma bir çok açıdan çok yeni ve teorik fizikçiler için hiç bilinmeyen bir alan yaratıyor.

Ekip çoktan endüstriyel değeri olan diğer kimyasalların oluşumundaki geçiş evrelerini gözlemlemeye başladı bile. Araştırma, yeni katalizörler ve moleküller geliştirmek için bilimsel alt yapıyı hazırlamak adına son derece önemli gelişmeler olarak değerlendirildi.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.


Kaynak  : Bilimfili, Phys.org, SLAC National Accelerator Laboratory

 

Beynimiz Facebook Arkadaşlığı Gibi Etkileşim İçerisinde

Basel Üniversitesi’nden araştırmacılar; beyin deki nöronların birbirlerine tıpkı sosyal ağ gibi bağlı olduklarını ileri sürdüler. Her sinir hücresi diğerleriyle bağlantıya sahiptir, fakat en güçlü bağlar birbirine en çok benzeyen hücreler arasında kuruluyor. Araştırma sonuçları Nature ‘da yayınlandı.

Sinir hücrelerinin birbirleriyle kurduğu bağlantılara sinaps denir ve her hücre için sinaps sayısı birkaç bine kadar çıkabilir. Fakat bütün sinaptik bağlantılar aynı değildir. Bağlantıların büyük bir çoğunluğu da oldukça zayıftır ve hücreler az sayıda güçlü bağlara sahiptir.

Araştırma ekibinin başında bulunan Prof. Thomas Mrsic-Flogel:

” Sinir hücrelerinin, milyonlarca hücrenin birbirine bağlandığı oldukça karmaşık ağlara nasıl bağlandığını açıklayan bir biçim var mı diye görmek istedik. Ve bu bağlanma biçimlerin birisinin oldukça basit olduğunu gördük. Şöyle ki; “kafadar” sinir hücreleri birbirleriyle daha güçlü bağ kurarken, “çok farklı” davranan sinir hücreleri birbirlerine oldukça zayıf bağlarla bağlanıyorlar “ diyor.

Sıkı Arkadaşlar Arasındaki Güçlü Bağlar

Araştırmacılar; serebral korteksin; gözden bilgiler alarak görme algısını oluşturan görsel alanına yoğunlaştılar. Beynin bu alanındaki nöronlar belirli görsel imgelere tepki oluşturuyor fakat hangi hücrelerin sinaptik olarak birbirine bağlı olduğu karmaşasını çözebilmek yeterince zor bir iştir, çünkü bu bağlantılardan binlercesinin bir arada olduğu bir karmaşa söz konusu. ( her milimetre küpte 100.000’e yakın )

Yüksek çözünürlüklü görüntüleme ve hassas elektriksel ölçümler kullanılarak, araştırmacılar birbirine yakın nöronlar arasında adeta sosyal bir ağ gibi bağlantılar olduğunu buldular. Çok geniş bir çerçevede eş-dost-arkadaş ile bağlantı kurduğumuz ancak küçük bir grupla daha samimi ilişkiler içerisinde olduğumuz sosyal bir ağ olan Facebook gibi. Bu tarz samimi ilişkiler içinde olduğumuz insanlar genellikle aynı paralelde düşündüğümüz insanlar ya da bizler için çok önemli diyebileceğimiz insanlar olur.

Prof. Mrsic-Flogel :

” Çoğunlukta da olsa beyindeki zayıf bağlantılar küçük etkileşimlere sahip. Benzer görevli nöronlarla güçlü bağlar kuran nöronlar; bağ kurdukları nöronların aktiviteleri üzerinde de güçlü etkilere sahipler. Bu durum dışarıdan gelen belirli sinyalleri beraber çalışarak güçlendirmelerine yardımcı olabilir “ diyor.

Öğrenme İçin Zayıf Bağlantılar Önemli Olabilir

Peki, nöronlar neden çok fazla sayıda zayıf bağlar da kuruyorlar?

Makalenin yazarlarından Dr. Lee Cossell:

Bu durumun öğrenmeyle ilgili bir durum olduğunu düşünüyoruz.  Eğer nöronların davranış değiştirmeleri gerekirse, hali hazırda kurdukları zayıf bağlantılar güçlenecek ve bu haliyle belki de beyindeki hızlı değişimlere dair kendi durumunu sağlama almış olabilecek “ diyor.

Sonuç olarak; beyin çevreye çok hızlı bir şekilde uyum sağlayabilir.

Bu araştırma, beyin bağlantı haritalandırma diyagramıyla beynin nasıl algılar, düşünceler ve aksiyonlar oluşturduğunu aydınlatmak üzere Dünya’da yapılan birçok çalışmanın bir parçasıdır. Araştırma aynı zamanda; nöronların nasıl bağlandığına yoğunlaşmış olması açısından şizofreni ya da otizm gibi bazı nörolojik rahatsızlıkların anlaşılabilmesi süreci için de önemli bir referans olabilir.


Kaynak: BilimfiliUniversity of Basel

Makale Referansı:  Lee Cossell, Maria Florencia Iacaruso, Dylan R. Muir, Rachael Houlton, Elie N. Sader, Ho Ko, Sonja B. Hofer, Thomas D. Mrsic-Flogel. Functional organization of excitatory synaptic strength in primary visual cortex. Nature, 2015; DOI:10.1038/nature14182

Zeki Elektroniklerin Üretilebilmesine Yol Açabilecek Yapay Sinaps Geliştirildi!

Bilgisayarların, tıpkı insan beyni gibi, öğrenmebilmelerini sağlamak, kulağa ürkütücü gelmesinin yanı sıra oldukça da zor. Karmaşık organ beynin, 86 milyar nöronu ve zamanla güçlenip zayıflayabilen trilyonlarca bağlantısı– ya da sinapsı- var. Nano Letters’da yayımlanan yeni bir çalışmada bilim insanları, gerçeğinde olduğu gibi plastisitesağlayan ilk sentetik sinapsı geliştirdiklerini duyurdular. Bu gelişme, bizleri, insan zekası gibi işleyebilen yapay zekaya bir adım daha yaklaştırıyor.

İnsan beyninin henüz çözülmemiş birçok gizemi olsa da, nöronal sinapsların plastisitesinin kritik bir özellikolduğunu biliyoruz. Sinaps içerisinde salınan sinyal molekülü sayısı ve bu salınımların zamanı gibi değişebilen birçok faktör mevcut. Bu değişkenlik sayesinde nöronlar hafızayı kodalayabiliyorlar, öğrenebiliyorlar ve kendilerini iyileştirebiliyorlar.

Geçtiğimiz yıllarda bilim insanları yapay nöronlar ve sinapslar geliştirmeyi başarmışlardı, fakat bu yapay sinaps ve nöronların öğrenme için gerekli plastisiteleri mevcut değildi. Tian-Ling Ren ve çalışma arkadaşları da bu soruna bir çözüm getirme amacıyla çalışma yürüttüler.

Araştırmacıların geliştirdiği yapay sinaps alüminyum oksit ve bükümlü çift katmanlı grafenden oluşuyor. Bu sisteme değişik voltajlarda elektrik uygulandığında, bulgulara göre, araştırmacılar alıcı yapay nöronun reaksiyon yoğunluğunu kontrol edebiliyorlar. Araştırmacıların belirttiğine göre; geliştirdikleri benzersiz ve dinamik sistem, biyolojiden ilham alınarak geliştirilen elektroniklerin öğrenme ve kendilerini yenileme kapasitelerinin gelişmesine yardımcı olabilir.


Kaynak: Bilimfili, American Chemical Society, ”Imitating synapses of the human brain could lead to smarter electronics” Retrieved from http://www.acs.org/content/acs/en/pressroom/presspacs/2015/acs-presspac-november-11-2015/imitating-synapses-of-the-human-brain-could-lead-to-smarter-electronics.html

Batıl İnançları Sarsmak Neden Zordur?

Maç günü taraftarlar uğurlu formalarını giydiklerinde, giydikleri kıyafetin bir takımın performansını etkileyeceğini düşünmenin mantıksız olduğunu bilirler. Ne var ki; yine de bunu yaparlar.

Hatta son derece eğitimli, zeki, duygusal kararlılığa sahip olan insanlar bile; düşünmenin ve inanmanın mantıksız olduğunu bildikleri batıl inançlara inanabiliyor ve bu doğrultuda davranışlar gerçekleştirebilir.

University of Chicago Booth School of Business’tan çıkan ve Psychological Review’da yayımlanan bir araştırmada, Yrd. Doç. Jane Risen; ‘insanların; inançlarının mantıksız bir tarafını (ya da tamamının mantıksız olduğunu) farkettikleri zaman bile mantıksız inançlarının (batıl inançlar kastediliyor) düşüncelerine, hislerine ve davranışlarına etki edebileceğini’ tespit ettiğini açıklıyor.

Risen’ın anlattığı üzere; mantıksız bir düşünceyi –tespit- etmek ve bu mantıksızlığı (söz gelimi ‘hata’yı) düzeltmek –doğrulamak– birbirinden farklı iki ayrı süreçtir. Şu ana kadar üretilmiş birçok ikili-sistem bilişsel modeller ise bunun aksini söylemekteydi ve bu iki süreci tek olarak ele almaktaydı. Ancak Risen’ın bakış açısı bir insanın mantıksız bir düşünceyi tespit edip, ondaki hatayı düzeltmeme veya doğrulamama yolunu seçmemesinin altındaki mekanizmayı açıklıyor. Kendisi bu süreci “acquiescence” (tr. uysallık, kabul etme) olarak adlandırıyor.

Risen’a göre bir hata tespit etmek için tüm şartlar uygun olsa da – insanın mantıklı olmak ve davranmak için gerekli motivasyonu ve de yeteneği olması, mantıksızlık içeren önerme veya içeriğin hatayı açıkça belli etmesi, hatanın son derece görünür olması vb. –  insanın sezgisi yine de üstün gelebiliyor.

Batıl ve sezgisel düşünce üzerine yapılan bu araştırma ne kadar ‘tespit’ ve ‘doğrulama’ süreçlerini birbirinden ayırsa da; daha kapsamlı / geniş uygulamalar da bir o kadar gerçeği yansıtabilir. Uysallık kavramının/sürecinin sezgisel düşünceyi nasıl ortaya çıkardığını anlamak hayatın diğer alanlarında da insanların yanlış ve mantıksız olduğunu bildikleri şeylerin doğrultusunda nasıl davrandıklarına dair kavrayışımızı geliştirebilir.

Bir takım değişkenler, sezgilerin mantıklı düşüncelerin önüne geçmesine sebep olacak durumlar yaratmaktadır. Örneğin, insanlar mantıksız olduğunu bildikleri düşünceleri, o durumun özel olduğunu düşünerek sezgilerini mantık süzgecinden geçirdiklerine inanarak kabul edebilirler. Bu noktada eğer mantıklı olanın götürüsü, mantıksız olandan daha çok ise, kabul etme (acquiescence) daha da güçlenecek ve yerleşecektir.

Bu noktada örnek olarak insanların (belki internetin yaygın olmadığı zamanlarda daha çok örneği görülebiliyordu) kendilerine gelen bir mesajda ‘mesajı belli sayıda insana iletmezlerse ölecekleri veya kötü şans getireceği’ söylendiğinde, mesajı iletmenin bir götürüsü olmayacağından bu mesajı iletmeleri örnek olarak gösterilebilir.

Araştırma, insanların evde , işte, sosyal hayatta nasıl karar verdiklerinin incelenmesinde uygulanabilecek sonuçları ve yöntemleri bulunuyor. Düşüncenin etkin bir biçimde değişmesini sağlayacak müdahaleler, doğru bilişsel süreci hedeflemeyi gerektirir, araştırmanın yazarına göre ise bunun da başı tespit ve doğrulama süreçlerinin ayrı süreçler olduğunun fark edilmesi olabilir.

 


Kaynak : Bilimfili, University of Chicago Booth School of Business. “The power of magical thinking: Why superstitions are hard to shake.” ScienceDaily. ScienceDaily, 9 November 2015. <www.sciencedaily.com/releases/2015/11/151109160450.htm>

 

Enfeksiyon teşhisi koyan yara bantı

Image copyrightBath Unversity

Enfeksiyon oluştuğu zaman renk değiştiren bir yara bantının yardımıyla hayat kurtarmak mümkün olabilecek.

İngiltere’deki Bath Üniversitesi’nden araştırmacılara göre, bu yara bandının üzerinde, içinde floresan boya bulunan minik kapsüller var.

Bu boya, yaradaki bakteriler toksin çıkardığı anda akarak bantın renk değiştirmesini sağlıyor.

Böylece özellikle de çocuklardaki yanık yaralarında bakteriyel enfeksiyonların daha çabuk teşhis ve tedavi edilmesi mümkün olacak.

Araştırmacılara göre, bu da hayat kurtarmaya yardımcı olacak.

Bağışıklık sistemleri tam olarak gelişmediği için çocuklardaki yanık yaralarında bakteriyel enfeksiyon riski yüksek.

Bu enfeksiyonlar yaranın iyileşmesini geciktirebiliyor, hastanede daha uzun kalınmasına ve kalıcı izlere neden olabiliyor, aşırı durumlarda ölüme bile yol açabiliyor.

Doktorların sargıları açmadan enfeksiyon teşhisi koyması ise çok güç oluyor.

Zira sargıların kaldırılması hem hastaya çok acı veriyor hem de daha fazla yara izi oluşmasına neden olabiliyor.

Bu yüzden enfeksiyon olup olmadığını bilmeden, önleyici bir tedbir olarak hastaya antibiyotik veriliyor.

Enfeksiyon olmadan antibiyotik tedavisi yapılmasının en büyük sakıncası ise bakterilerin antibiyotiklere dayanıklı hale gelmesi.

Renk değiştiren bantı geliştiren ekibin başkanı Dr. Toby Jenkins işte bu nedenle projelerinin hayat kurtarabileceğini belirtiyor.

Kaynak: BBC

Projeni yaz, desteği kap

Kapalım tabii. Araştırma projelerini desteklemek için dünya kadar kaynak ayrılmış durumda. Avrupa Birliği fonlarını düşünün mesela. Türkiye payına düşeni tıkır tıkır yatırıyor. Gel gör ki, diğer ülkelere göre bizden yapılan başvuru sayısı çok az. Hadi Avrupa’yı bir anlığına geçelim. Ya TÜBİTAK? Orada da durum istenilen düzeyde değil. Oysa pek çok farklı destek var. Ne duruyoruz hocalar?

Sabah kalkınca ilk işim üstteki paragrafı yazmak oldu. O an fena halde gazı almış durumdaydım. Saldırdım ekrana. Destekleri bir bir inceledim… inceledim… inceledim… Gözlerim ağır ağır kapandı.

Destek pazarı koca bir yumakmış meğer. Saatler sonra bir kedi gibi sakinleşmiş durumdaydım. Neyse allem ettim kallem ettim, sonunda bir liste yaptım.  Tipik bir Bol Bilim yazarı olarak aklımın bir köşesinde akademiye yeni başlayanlar ya da Türkiye’ye dönmeyi planlayanlar vardı. Haliyle liste de ona göre şekillendi.

Araştırma Desteği Bulma Algoritması

Yalnız liste biraz uzadı. Ben de bir tane algoritma yazmaya çalıştım. Algoritmada kısaltmalarını gördüğünüz desteklerin açıklamaları aşağıda. Ayrıca bu açıklamaların en sonuna, benim listeme girmeyen diğer destekleri de ekledim. Onlara da bir göz atarsınız belki.

Artık gönül rahatlığıyla sabahki sorumu tekrar edebilirim: “Ne duruyoruz hocalar?”


(Bizim üniversiteden Başak Tetiköz ve Didem Kılıçoğlu olmasa desteklerin kısa açıklamalarını yazamazdım. İkisine de çok teşekkürler. )

TÜBİTAK Destekleri

TÜB-1001 Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Projelerini Destekleme Programı

  • Programın Amacı: Özgün katkısı olan genel araştırma projeleri desteklenmektedir.
  • Süresi: En fazla 36 aydır.
  • Bütçesi: 2015 yılı için, Araştırma projeleri destek üst limiti (burs dahil, proje teşvik ikramiyesi (PTİ), kurum hissesi ve yurtdışı araştırmacı giderleri hariç) 360.000 TLdir.
  • Burs Miktarları:
    • Lisans öğrencisi: 500 TL
    • Yüksek Lisans öğrencisi: 2.200 TL
    • Doktora öğrencisi: 2.500 TL
    • Doktora sonrası araştırmacı: 2.800TL
  • Başvuru Tarihleri: Her yıl mart-eylül dönemleridir.
  • Kimler Başvurabilir: Proje yürütücüsü, projeyi öneren kuruluşun kadrolu personeli olmak zorundadır. Özel kuruluşlarda çalışılıyorsa en az dört yıllık üniversite eğitimi almış olmalıdır.

TÜB-1002 Hızlı Destek Programı

  • Programın Amacı: Üniversitelerde, araştırma hastanelerinde ve araştırma enstitülerinde/istasyonlarında yürütülecek acil, kısa süreli, küçük bütçeli araştırma ve geliştirme projelerine destek sağlamaktır.
  • Süresi: En fazla 12 aydır.
  • Bütçesi: 2015 yılı için, hızlı destek projeleri destek üst limiti (burs dahil) yıllık 30.000 TL’dir. Yurt dışı seyahat gideri karşılanmaz.
  • Burs Miktarı: 1 Ocak 2008 tarihinden sonra yapılan proje başvurularında, yürütücü ve araştırmacılara PTİ ödemesi yapılmamaktadır.
  • Başvuru Tarihleri: Başvurularda herhangi bir zaman kısıtlaması yoktur.
  • Kimler Başvurabilir: Özel şirket çalışanları sadece araştırmacı olabilirler. Proje yürütücüsü, projeyi öneren kuruluşun kadrolu personeli olmak zorundadır. Doktora öğrencileri proje yürütücüsü olabilirler.

TÜB-1003 Öncelikli Alanlar Ar-Ge Projeleri Destekleme Programı

  • Programın amacı: Ulusal Bilim Teknoloji ve Yenilik Stratejisi çerçevesinde belirlenecek öncelikli alanlarda sonuç odaklı, izlenebilir hedefleri olan, ilgili bilim/teknoloji alanlarının dinamiklerini gözeten ve yurt içinde yapılan Ar-Ge projelerini desteklemek ve bu projeler arasında eşgüdüm sağlamaktır.
  • Süresi: Küçük ölçekli projelerin süresi en fazla 24 ay, orta ve büyük ölçekli projelerin süresi en fazla 36 aydır.
  • Bütçesi:
    • Küçük ölçekli projeler: 500.000 TL’ye kadar
    • Orta ölçekli projeler: 500.001 – 1.000.000 TL
    • Büyük ölçekli projeler: 1.000.001 – 2.500.000 TL
  • Başvuru Tarihleri: Bu programa başvuru için ilgili çağrı alanlarına bakılmalıdır.
  • Kimler Başvurabilir: Proje yürütücüsü, projeyi öneren kuruluşun kadrolu personeli olmak zorundadır. Özel kuruluşun yer aldığı projelerde proje yürütücüsünün, programın son başvuru tarihinden önce en az altı ay süresince ilgili özel kuruluşta çalışıyor olması gerekir

TÜB-1005 Ulusal Yeni Fikirler ve Ürünler Araştırma Destek Programı

  • Programın Amacı: Ülkemizde ihtiyaç duyulan, teknolojik dışa bağımlılığımızı azaltacak ve/veya ülkemizin rekabet gücünü artıracak ulusal/uluslararası yeni bir ürün/süreç/yöntem/model geliştirme amacına yönelik uygulamalı araştırma ve/veya deneysel geliştirme projelerinin desteklenmesidir.
  • Süresi: En fazla 18 aydır.
  • Bütçesi: 2015 yılı için, proje destek üst limiti (burs dahil, PTİ, kurum hissesi ve yurtdışı araştırmacı giderleri hariç) 200.000 TL’dir.
  • Başvuru Tarihleri: Her yıl mart-eylül dönemleridir.
  • Kimler Başvurabilir: Proje ekibinde yer alacak yürütücü ve araştırmacıların; üniversite, kamu kuruluşları veya özel kuruluşlarda çalışmaları ve en az dört yıllık üniversite lisans eğitimi almış olmaları yeterlidir.

TÜB-3001 Başlangıç Ar-Ge Projeleri Destekleme Programı

  • Programın Amacı: Ar-Ge projesi hazırlama ve yürütme kültürünün yaygınlaşmasını sağlamak için, ARDEB tarafından desteklenen projelerde yürütücü olarak görev almamış olan, üniversite, kamu kurum/kuruluşu veya özel kuruluşlardaki araştırmacıların sunacakları Ar-Ge projelerini desteklemektir.
  • Süresi: En fazla 24 aydır.
  • Bütçesi: 2015 yılı için, Başlangıç Ar-Ge Projeleri destek üst limiti (PTİ ve kurum hissesi hariç) yıllık bütçe sınırlaması olmaksızın toplam 60.000 TL’dir.
  • Başvuru Tarihleri: Başvurularda herhangi bir zaman kısıtlaması yoktur.
  • Kimler Başvurabilir: Programdan yürütücü olarak sadece bir kez yararlanılabilir, aynı anda aynı yürütücü birden fazla proje başvurusu yapamaz. Proje yürütücüsü, projenin yürütüleceği kuruluşun kadrolu personeli olmalıdır.

TÜB-3501 Ulusal Genç Araştırmacı Kariyer Geliştirme Programı

  • Programın Amacı: Kariyerlerine yeni başlayan doktoralı bilim insanlarının çalışmalarını proje desteği vererek teşvik etmektir. 21. yüzyılın akademik önderliğini yüklenecek genç araştırmacıların çalışmaları desteklenerek, hem genç bilim insanlarının kariyerlerini araştırmacı ve eğitimci olarak en iyi şekilde sürdürmeleri, hem de bilimsel düzeyimizin geliştirilmesi ve bilimin ülke kalkınmasındaki rolünün artırılması amacına yönelik bir programdır.
  • Süresi: En fazla 36 aydır.
  • Bütçesi: 2015 yılı için, KARİYER projeleri destek üst limiti (Burs dahil, PTİ, kurum hissesi ve yurt dışı araştırmacı giderleri hariç) yıllık bütçe sınırlaması olmaksızın 225.000 TL’dir.
  • Başvuru Tarihleri: Her yıl mart-eylül dönemleridir.
  • Kimler Başvurabilir: Doktora/tıpta uzmanlık/sanatta yeterlilik derecesinin alındığı tarihi izleyen 7 yıl içinde başvuruda bulunulması gerekiyor. Örneğin, 2014 yılında proje yürütücüsü olarak başvuru yapacak kişinin doktora derecesini aldığı tarih 01/01/2007’den daha önce olamaz. Diğer şartlar ise şöyle:
    • Başvuruyu yapanın doktora/sanatta yeterlik/tıpta uzmanlık derecesinin alındığı kurum/kuruluştan farklı ve Türkiye’de yerleşik olan bir kurum/kuruluşta kadrolu olarak çalışıyor olması şartı var.
    • Doçent ve üstü akademik ünvana sahip olanlar başvuramıyorlar.
    • Başvuru sahibinin daha önce TÜBİTAK’tan KARİYER desteği almamış olması gerekli.
    • Başvuru sahibi projeyi öneren kuruluşun kadrolu personeli olmalı.

TÜB-2232 Yurda Dönüş Burs Programı

  • Programın Amacı: Bu program kapsamında yurtdışında yaşayan başarılı Türk araştırmacıların Türkiye’ye dönmelerini teşvik etmek ve çalışmalarını yurt içinde sürdürmeleri için destek verilmektedir.
  • Süresi: En fazla 24 aydır.
  • Bütçesi: Araştırmalarını Üniversite ve/veya Kamu Ar-Ge birimlerinde yürütecek araştırmacılara 30.000 TL’ye kadar araştırma desteği verilmektedir.
  • Başvuru Tarihleri: Her ayın son iş günü başvuru yapılabilmektedir.
  • Kimler Başvurabilir: Üniversiteye dönecek olanlar doktorasını veya tıpta uzmanlığını, özel sektöre dönecekler ise en az lisans eğitimini tamamlamış olmalılar. Doktora mezunu olan araştırmacıların doktora sonrası en az 2 yıl alanlarında yurt dışı araştırma deneyimine sahip olmaları gerekli. Başvuru sahipleri için başvuru döneminin ilk günü itibariyle son 36 ay içinde en az 30 ay yurt dışında ikamet etmiş olma şartı var. Aynı anda TÜBİTAK’ın herhangi bir programından bursiyer olarak desteklenmiyor olmalılar. Bu programdan sadece bir kez destek alınabiliyor.

TÜB-2216 Uluslar Arası Araştırmacılar için Araştırma Burs Programı

  • Programın Amacı: Araştırmalarının bir bölümünü Türkiye’de yapacak, doktorasını almış veya yurt dışında doktora programına kayıtlı yabancı ülke vatandaşı araştırmacılara mali destek sağlayarak ülkemizin bilim ve teknoloji alanında uluslararası işbirliğinin geliştirmektir.
  • Süresi: En fazla 12 aydır.
  • Bütçesi: Araştırmacıya bireysel burs desteği verir.
  • Başvuru Tarihleri: Başvurular mart-eylül tarihlerinde yapılmaktadır.
  • Kimler Başvurabilir: Sadece yabancı ülke vatandaşı olanlar başvurabilirler. Türkiye’deki bir üniversite veya araştırma kurumundan kabul belgesi almış olmaları gerekli. Doktora öğrencileri için yurt dışındaki bir üniversitenin doktora programına kayıtlı olmaları şartı var. Başvuru sahibi, başvuru yılının ilk günü itibariyle yürütücü 35 yaşını doldurmamış olmalı.

TÜB-2218 Yurt İçi Doktora Sonrası Araştırma Burs Programı

  • Programın Amacı: Doktora veya uzmanlığını alan ve doktora/uzmanlık derecesini aldığı üniversitenin bulunduğu ilin dışında bir kurumda doktora/ uzmanlık sonrası araştırma yapacak/yapıyor olan araştırmacılara burs verilmektedir.
  • Süresi: En fazla 24 aydır.
  • Bütçesi: Araştırmacıya bireysel burs desteği verir.
  • Başvuru Tarihleri: Başvurular mart-eylül tarihlerinde yapılmaktadır.

TÜB-2219 Yurt Dışı Doktora Sonrası Araştırma Burs Programı

  • Programın Amacı: Doktora veya uzmanlığını alan ve doktora/uzmanlık derecesini almış olan araştırmacılara yurt dışında çalışmalarını yürütmeleri için bu burs verilmektedir.
  • Süresi: En fazla 12 aydır.
  • Bütçesi: Gidilecek ülkeye göre değişen miktarlarda burs verilir.
  • Başvuru Tarihleri: Başvurular mart-eylül tarihlerinde yapılmaktadır.

TÜB-2221 Konuk Bilim İnsanı Destekleme Programı

  • Programın Amacı: Yurt dışındaki araştırmacıların Türkiye’de yapacakları çalışmaları desteklemek amacıyla hazırlanmış bir program. Akademik izinlerini (sabbatical) alan araştırmacılar bu destekten yararlanabilirler.
  • Süresi: En az bir hafta, en çok 12 aylık bir destek verilmektedir.
  • Bütçesi: Davetli gelecek araştırmacının yaşam, seyahat masrafları, sosyal güvenlik ve sağlık sigortaları karşılanmaktadır. Verilecek miktarlar akademik unvan ve kalınacak süreye göre değişmektedir.
  • Başvuru Tarihleri: Başvurular her ayın son iş günü gönderilecek şekilde yılda 12 kez alınmaktadır.

Marie Skłodowska Curie Programları

Bireyse Araştırma Bursları (Individual Fellowships – IF)

  • Programın Amacı: Marie Skłodowska Curie Bireysel Araştırma Bursları çağrısı yılda bir defa açılıp; o yıl için belirlenen çağrı kapanış tarihine kadar başvuruları kabul etmektedir. Bu program kapsamında tüm araştırma alanlarından proje önerileri desteklenmekte ve deneyimli araştırmacıların ülkeler arası dolaşımına olanak sağlanmaktadır. Marie Skłodowska Curie Bireysel Araştırma Bursları’na başvuru yapacak araştırmacıların proje önerilerinin Avrupa Komisyonu’na Participant Portal üzerinden araştırmacının araştırmalarını yürüteceği kurumdan belirlemiş olduğu kurum kontak kişisi (advisor) tarafından sunulması gerekmektedir.
  • Proje Süresi: En fazla 24 aydır.
  • Proje Bütçesi: Başvuru yapılan alt programlara göre değişmektedir.
  • Başvuru Tarihleri: Her yıl eylül ayıdır.
  • Kimler Başvurabilir:
    • Başvuru yapacak araştırmacıların ilgili programın çağrı kapanış tarihi itibari ile doktora derecesini almış ya da en az 4 yıl tam zamanlı araştırma deneyimine sahip olmaları gerekmektedir.
    • Başvuru yapacak araştırmacıların ilgili programın çağrı kapanış tarihi itibari ile geldikleri/gidecekleri ülkede son 3 yıl içerisinde 12 aydan fazla bulunmamış olmaları gerekmektedir.

MC-SEF Standart Avrupa Bursu (Standart European Fellowship – SEF)

Araştırma süresi 12-24 aydır.Her ülke vatandaşı başvuruda bulunabilir. Herhangi bir ülkeden bir AB ya da aday ülkeye (Türkiye gibi) hareket gerektirir.Bu bursa başvuran araştırmacı, son başvuru tarihi itibariyle, gideceği ülkede son 3 yılda 12 aydan fazla bulunmamış olmalıdır.

MC-CAR Kariyerine Geri Dönüş Paneli (Career Restart Panel-CAR)

Araştırma süresi 12-24 aydır. Her ülke vatandaşı başvuruda bulunabilir. Herhangi bir ülkeden bir AB ya da aday ülkeye hareket gerektirir.Bu panele çağrı kapanış tarihi itibariyle son 12 aydır araştırma yapmamış/ara vermiş olan araştırmacılar başvurabilirler.

MC-RI Ülkesine Geri Dönüş Paneli (Reintegration Panel-RI)

Araştırma süresi 12-24 aydır. AB ve aday ülke vatandaşları ile uzun dönem (en az 5 yıl) bu ülkelerde araştırma amaçlı ikamet etmiş kişiler başvuruda bulunabilir. Amerika, Japonya, Kanada gibi Avrupa dışındaki ülkelerden bir Avrupa Birliği (AB) veya aday ülkeye geri dönüş yapmak isteyen araştırmacıların başvurularına uygundur.

Kariyerine (CAR) ve Ülkesine (RI) Geri Dönüş Panellerine başvuran araştırmacıların, çağrı kapanış tarihi itibariyle, son 5 yıl içerisinde 36 aydan fazla gidecekleri ülkede (Türkiye’de) bulunmamış olmaları gerekmektedir.

MC-GF Küresel Araştırma Bursları (Global Fellowship – GF)

Araştırma süresi 12-24 aydır. 12 ay yurda dönüş mecburi olup, araştırmacı dönüşündeki 12 ay süresince de desteklenmektedir AB ve aday ülke vatandaşları ile uzun dönem (en az 5 yıl) bu ülkelerde araştırma amaçlı ikamet etmiş kişiler başvuruda bulunabilir. Herhangi bir ülkeden, üçüncü ülkelerde yer alan partner kurumlara haraket gerektirir.Araştırmacı, son başvuru tarihi itibariyle, gideceği ülkede son 3 yılda 12 aydan fazla bulunmamış olmalıdır.

European Research Council Program (ERC)

ERC-ST Başlangıç Bursu (Starting Grant)

Kariyerinin başlangıcındaki araştırmacıların kendi ekiplerini ve araştırma gruplarını kurarak çığır açacak, daha önce araştırılmamış konularda proje önerisi sundukları bir proje programıdır. Bu programda araştırmacının doktora derecesini aldığı tarihin 2 ila 7 yıl arasında olması gerekmektedir.

ERC-CO Destekleme Bursu (Consolidator Grant)

Kariyerinin ileriki dönemlerinde olan araştırmacıların kendi ekiplerini ve araştırma gruplarını kurarak çığır açacak, daha önce araştırılmamış konularda proje önerisi sundukları bir proje programıdır. Bu programda araştırmacının ilk doktora derecesini aldığı tarihin 7 ila 12 yıl arasında olması gerekmektedir.

ERC-AD İleri Düzey Bursu (Advanced Grant)

Kariyerinin ileriki dönemlerinde olan araştırmacıların kendi ekiplerini ve araştırma gruplarını kurarak çığır açacak, daha önce araştırılmamış konularda proje önerisi sundukları bir proje programıdır.


Diğer Destekler

Kaynak: Bolbilim

Neden Tavuklardan Daha Zekiyiz?

Science dergisinde yayımlanan çalışmada Toronto’dan araştırmacılar, hücrelerimizde gerçekleşen tek bir moleküler olayın, gezegende yaşayan en zeki canlı olmak üzere nasıl evrimleştiğimizi gösterdiğini keşfettiklerini duyurdular.

 University of Toronto’dan Profesör Benjamin Blencowe ve ekibi,  PTBP1 olarak bilinen bir proteindeki küçük bir değişimin nöronların üretilme sürecini nasıl etkilediğini keşfetti. Bu nöronların gelişmesi, evrimi de insan beyninin omurgalı canlıların içinde en büyük ve en karmaşık beyin yapısına sahip olacak şekilde uyardığı için büyük bir önem taşıyor.

Beyin büyüklüğü ve kompleksitesi (karmaşıklığı) omurgalılar arasında çok farklı halde gözlemlenebilmektedir ancak bu farklılaşmanın sebebi ise tam olarak bilinmemektedir. İnsanlar ve kurbağalar örnek olarak alınacak olursa, iki türün 350 milyon yıldır  farklı evrimleşmekte ve çok farklı beyin kapasitelerine ve şekillerine sahip olduğu görülür.  Buna rağmen bilim insanları vücuttaki farklı organları oluşturan genetik repertuvarın çok benzer olduğunu gösterdiler.

Peki bu kadar benzer olan ve benzer şekillerde on/off mekanizması işleyen genler nasıl oluyor da omurgalı canlılar arasında bu kadar çeşitli beyin yapılarının oluşmasına sebep oluyor?

Sorunun cevabı ise, alternative splicing (AS) olarak bilinen tek bir  genin ürünü olarak birden fazla proteini oluşturacak şekilde aminoasitlerin düzenlenmesi sürecidir.  AS sürecinde, gen parçaları yani egzon (exon)lar farklı şekillerde protein üretmek üzere birbirlerine karışır. Aynen LEGO gibi son ürün olan proteinlerin de belli kısımları eksik olabilmektedir.

AS ile hücreler bir tek gen ile birden fazla protein üretebilmektedir. Bundan dolayı da bir hücre içinde mümkün olan maksimum protein çeşidi gen sayısının çok üstlerinde seyretmektedir. Bir hücrenin protein çeşitliliğini düzenleme ve kontrol etme yeteneği, vücutta farklı roller üstlenebilmesinin de temel belirleyicisi oluyor. Daha önceki çalışmalarda omurgalı türlerin karmaşıklığının, AS mekanizması aktifleştikçe arttığı gözlemlendi.

Beyin de AS’in en yaygın ve geniş ölçüde kullanıldığı organ olarak biliniyor.

Araştırma ekibi AS’in omurgalı türlerinde çok farklı beyin yapılarının ve morfolojisinin oluşmasına sebep olup olmayacağını görmek istiyordu. Ekip daha önce PTBP1 proteinini tanılamış ve tüm omurgalılarda ortak olduğunu ve diğer memeli türlerinde farklı formlarda bulunduğunu tespit etmişti. Memeli  PTBP1 proteininin ikinci formu daha kısa bir yapıdaydı çünkü AS sürecinde küçük bir gen fragmanı sentezde atlanıyor ve protein bu şekilde kısa olarak sentezleniyordu.

Yeni elde edilen bu  PTBP1 proteininin memeli versiyonu, beyinlerimizin nasıl evrimleştiği ile ilgili ipuçları taşıyor olabilir mi?

PTBP1, AS’in hem hedef proteini hem de temel düzenleyicisi olarak biliniyor.  PTBP1’in görevi ise bir hücreyi nöron olmaktan alıkoymak için diğer birçok gende gerçekleşen AS’i durdurmaktır.

Araştırma ekibi ise memeli hücrelerinde PTBP1’in ikinci ve daha kısa versiyonunun varlığını göstererek AS’deki yolları günyüzüne çıkardı ve bir hücrenin nöron olması için gereken protein dengesinin ölçeğinin anlaşılmasını sağladı.

Dahası ekibin genetik olarak modifiye ettiği tavuk hücrelerinde memeli benzeri PTBP1 proteini (kısa versiyon)sentezletildi ve bunun da memelilerdeki AS olaylarını tetiklediği gözlemlendi.

Bu araştırmanın en ilginç sonuç uygulamalarından biri de şu olacaktır :  PTBP1 versiyonları arasındaki bu küçük değişim gerçekleştirilerek, embriyoda nöronların üretilmesi zamanlamasını etkileyerek, farklı morfoloji, karmaşıklık ve büyüklükte beyin oluşumu sağlanabilecek.

Bilim insanları sayısız moleküler mekanizmanın ve olayın üzerinden geçtikçe ve bunları analiz ettikçe, zamanla hem vücudumuzun hem de zekamızın olduğu şekline nasıl geldiği ile ilgili daha fazla ipucu bulacaklardır.

 


Referans :  University of Toronto. “Why we’re smarter than chickens: Researchers uncover protein part that controls neuron development.” ScienceDaily. ScienceDaily, 20 August 2015. <www.sciencedaily.com/releases/2015/08/150820144840.htm>.

Kaynak: Bilimfili