El Tırnakları ve Ayak Tırnakları

El tırnaklarınız, ayak tırnaklarınızdan 4 kata kadar daha hızlı uzamaktadır.

 
Bu sayı, bir kişinin yaşına, cinsiyetine, beslenmesine, aktivite miktarına, genetik özelliklerine ve mevsime göre değişiyor olsa da, gerçekten de el tırnaklarımız, ayak tırnaklarımızdan 2-4 kata kadar daha hızlı uzamaktadır. Bir el tırnağının kökten uca kadar kendini yenilemesi 6 ay kadar sürerken, ayak tırnakları için bu süre 12-24 aya kadar çıkabilmektedir. El tırnaklarının uzama hızı ayda ortalama 3-4 milimetre iken, ayak tırnakları için bu 1 milimetre civarındadır.
Peki neden? Bununla ilgili günümüzde 2 teori üzerinde durulmaktadır. İlki, ellerin ayaklara göre kalbe daha yakın olması üzerine kuruludur. Bu sebeple el tırnakları ayaklara göre daha iyi ve daha fazla besin ve oksijen alabilir ve bu yüzden de daha hızlı uzar. Besinler, kılcal damarlar aracılığıyla tırnaklarımızın altındaki yatağa taşınırlar ve buradan hücreleri beslerler.
İkinci teori ise, tırnaklarımız ve altında bulunan hücrelerin geçirdikleri travmatik etkilere dayandırılmaktadır. El tırnaklarımız, ayaklara göre çok daha sık dış darbelere, şoklara ve fiziksel kuvvetlere maruz kaldığı için, bu faktörlerin etkisi altında büyüme tetiklenir ve el tırnaklarımız ayaklardakine göre daha hızlı uzar. Buna bir delil olarak, sağlak insanların sağ ellerindeki tırnakların sola göre daha hızlı uzamasını gösterebiliriz. Tabii bu konuyla ilgili tırnakların aşınması durumu da dengeleyici bir unsurdur. Örneğin futbolcuların ayak tırnakları kısmen daha hızlı uzayabilecek olsa da, toptan ötürü aldığı darbelerin aşındırıcı etkisi, bunu dengeliyor olabilir. Bu nedenle her zaman ayırt etmek kolay olmayabilmektedir.
Ancak sebebi ne olursa olsun, tırnaklar benzer şekilde uzarlar. Tırnakların ana maddesi keratin isimli bir kimyasaldır ki bu, saçlarımızda, derimizde, ve hayvanların boynuzlarında bulunmaktadır. Tırnaklar, tırnak matrisi denen yapı üzerindeki basıncın etkisi altında üretilen keratinin, daha önceden üretilen tırnağı dışarı doğru itmesi sebebiyle uzamaktadır. Bunlara paralel bir şekilde, parmak uzunluğunun da tırnak uzama hızına doğrudan etki ettiği bilinmektedir. Yani uzun parmaklı insanların tırnakları daha hızlı uzamaktadır. Ayrıca aşırı diyet uygulama ve düşük proteinli beslenme, tırnak uzamasını yavaşlatırken; 30 yaşın altındaki bireylerde de tırnak uzama hızı daha yüksektir. Son olarak, yaz dönemlerinde tırnakların daha hızlı uzadığı bilinmektedir.
 

Kahveye veya Çaya Şeker Atmamızın Gerçek Nedeni Nedir?

Eğer çaya ya da kahveye şeker katanlardansanız, bu eylemi muhtemelen içeceğinizi biraz daha tatlı hale getirmek için yaptığınızı düşünüyorsunuzdur. Ancak gerçekte; çaya ya da kahveye küçük bir miktar şeker katmanın tek sebebi onu biraz daha tatlı yapmak değildir. Bilim insanları; şekerin, acılığı azaltmada önemli bir etkisi olduğunu ve bunu yalnızca acılığa dair bir maskeleme yaparak değil temel kimyasını da etkileyerek yaptığını söylüyorlar.

Food and Function ‘da yayımlanan çalışmada, araştırmacılar kafein, şeker ve suyun moleküler düzeydeki etkileşiminin sıcak içeceklerin tadını etkilediğine dair yeni bir bakış ortaya çıkardılar.

Kafein, acı taddan sorumludur. Kafein molekülleri su içerisindeyken birbirlerine yapışma eğilimi gösterirler ve şeker ilavesi ile bu eğilim daha da artırılır. Yıllardan beri, bilim insanları; bu durumun su molekülleri arasındaki bağların şeker etrafında güçlenmesinden kaynaklı olduğunu kabul ediyorlardı.

Fakat, University of York ‘dan Seishi Shimizu öncülüğündeki araştırma; bu durumun altında yatan sebebin; su ve şeker molekülleri arasındaki çekim olduğunu ve bunun da kafein moleküllerinin şekerden kaçınmak için birbirlerine yapışmalarına (toplaşmalarına) sebep olduğunu ortaya koyuyor.

Bu da acı tadı neden daha az hissettiğimizin sebebi. Bu sürecin arkasındaki temel mantığın doğru şekilde kavranması gıda bilimine birçok açıdan fayda sağlayabilir.

Araştırmacılar; günlük yiyecek ve içeceklerimizin arkasındaki etkileşimleri ve aktiviteleri araştırmak için, gündelik yaşam ve mikroskobik alemi birbirine bağlayan teorik fiziksel kimyanın bir dalı olan istatistiksel termodinamiğikullandılar.


Kaynak:

  1. Bilimfili
  2. University of York, “Sugar in your cuppa… not just about a sweet tooth!”, http://www.york.ac.uk/news-and-events/news/2015/research/tea-coffee-sugar-chemistry/

KAVANOZDAKİ BEYİN: EINSTEIN’IN TUHAF SON YOLCULUĞU

Einstein’in ölümünün ardından beyni, 50 yılı şkın bir süredir kavanozda elden ele geziyor.                   ( Kaynak: Flickr, Gaetan Lee)

Albert Einstein ismini duymayanımız var mı? Bilimle ilgilensin veya ilgilenmesin, büyükten küçüğe hemen herkesin ismini bildiği, az çok hayatı hakkında bir şeyler duyduğu büyük bir dahi Einstein.

Bu yazının konusu, ne Einstein’ın fizik alanında bir devrim yaratmış olan görelilik (relativite) kavramı, ne dünyanın en meşhur denklemi olan E = mc2 ‘nin bulunuş öyküsü. Aldığı Nobel ödülünden de bahsetmeyeceğiz, zira bütün bunları zaten daha önce, Einstein’in İdrakı, Nazım’ın Hikmeti isimli bir başka Açık Bilim yazısında anlatmıştık. Bugünkü konumuz, hikayesi sahibinin ölümü ile başlayan, Einstein’in beyninin tuhaf hikayesi.

Ünlü fizikçi Albert Einstein, 18 Nisan 1955 yılında, 76 yaşındayken aort anevrizması yırtılması nedeniyle vefat etti.

Albert Einstein, 17 Nisan 1955 tarihinde, 76 yaşındayken, göğüs ağrısı şikayeti ile Amerika’nın New Jersey eyaletindeki Princeton Hastanesi‘ne başvurur. Ünlü fizikçi kurtarılamaz ve ertesi sabah, patlamış aort anevrizması nedeniyle vefat eder. Vefatın hemen ardından, Einstein’in cenazesine otopsi yapılmaya koyulur ki, bu genelde bu tip ani ölümlerde, ölüm nedenini anlamak için yapılan rutin bir uygulamadır.

Hastane patoloji uzmanı Dr. Thomas Harvey, tüm dünyanın saygısını kazanmış bu dahiye otopsi yapma fırsatı bulduğu için çok heyecanlanır, hattta bu heyecanına yenilerek rutin otopsi sınırılarının oldukça dışına çıkar. 18 Nisan 1955 yılında yapılan otopsi kayıtlarına göre Einstein’in beyni erişkin bir erkek beyni için normal sınırlarda,  1230 gram ağırlığındadır. Dr. Harvey, beynin bol bol fotoğrafını çeker, ardından beyni 170 parçaya böler. Beyin parçalarını, fotoğraflarını çektikten sonra kafatasına geri koymak yerine, gizlice formaldehit dolu bir kavanoza koyar, kavanozu evine götürür ve masasının altına gizler. Ayrıca Einstein’in gözlerini de çıkararak, gene kimsenin haberi olmadan Einstein’in göz doktoru olan Henry Abrams’a verir.  Einstein’ın beyin ve gözleri eksik olan cesedi,  krematoryumda yakılmak üzere ailesine teslim edilir.

Thomas Harvey, her ne kadar bazı röportajlarında otopsi için hastanenin aileden izin aldığını iddia etmiş olsa da işin aslı başkadır. Harvey, tıp fakültesinden eski bir öğretmeni olan ve aynı zamanda Einstein’ın özel doktorluğunu yapan Dr. Harry Zimmerman‘a Einstein’ın beynini otopsi sırasında çıkardığını ve bazı kesitleri kendisine vermeyi planladığını söyler. Bu tarihi fırsatın heyecanına yenilen Dr. Zimmerman, New York Times gazetesine, yakında Einstein’in beynini incelemeye başlayacakları ve bunun nöroloji alanında bir çığır açacağını söyleyen bir demeç verir. Einstein’ın ailesi, bu gazete haberi sayesinde beynin olması gereken yerde, cesedin içinde olmadığını oldukça nahoş bir biçimde öğrenir. Ama artık cenaze töreni yapılmış, Einstein’dan geriye kalanlar vasiyeti gereği krematoryumda çoktan yakılmıştır. Einstein’ın oğlu, Hans Albert, oldukça sinirli bir şekilde hastaneye gelir, ancak hastane yönetiminin skandalı önleme çabaları sayesinde uzun tartışmalardan sonra, beyninin bilim için kullanılması ve bulunanların güvenilir bilim dergilerinde yayınlanması kaydıyla, babasının beyninin incelenmesine biraz da mecburen izin verir.

Patolog Thomas Harvey, 1955′te yaptığı otopsi sırasında Einstein’ın beyninin çok sayıda fotoğrafını çekti. Bu fotoğrafta, Einstein’ın üst düzey düşünme ve hafıza ile ilgili beyin bölgesi olan pre-frontal korteksindeki fazla sayıda kıvrım dikkati çekiyor. (Kaynak: National Museum of Health and Medicine)

Princeton Hastanesi, Dr. Harvey’in bu izinsiz girişimi ve neden olduğu skandaldan çok rahatsız olmuştur. Hastane yönetimi, Dr. Harvey’den beyni Einstein’in ailesine iade etmesini ister, ancak Harvey, aileden emrivaki ile de olsa geriye dönük alınan izni bahane ederek bu isteğe karşı çıkar. Kısa bir zaman sonra Dr. Thomas Harvey’in işine son verilir.

İşten kovulan Dr. Harvey, elindeki beyin dolu kavanozla bu defa Philedelphia Hastanesi’nin yolunu tutar. Burada, bir teknisyenin yardımı ile beyni 200 tanesi mikroskopla incelemeye uygun ince kesitler olmak üzere toplam 240 parçaya böler. Thomas Harvey, bir sinirbilimci değildir. Patoloji konusundaki uzmanlığının Einstein’in beynini ailenin istediği şekilde bilimsel ve detaylı bir şekilde incelemeye yetmeyeceğinin farkındadır.  İzleyen yıllarda, gerek beyni çalarken hayalini kurduğu büyük buluşa imza atmak, gerek Einstein’in ailesinin öne sürdüğü ciddi bilimsel araştırma ve yayın şartını yerine getirmek için kavanozdaki beyni parçalar halinde dünyanın çeşitli yerlerindeki bilim adamlarına gönderecek, onların Einstein’in dehasını anlamak için gönderdiği örnekleri inceleyeceklerini  ve çalışmalarını yayınlayacaklarını umacaktır.

Kısa bir zaman sonra, Harvey’in evliğinde de sorunlar baş göstermeye başlar. Karısının, masa altında evin demirbaşı haline gelmiş kavanozdaki beyin parçalarını atacağını söylemesi üzerine, yanına Einstein’ın beynini de alan Harvey evi terk eder ve Kansas eyaletine yerleşir.

Harvey, 1988 yılında girdiği tıbbi lisans yenileme sınavından kalınca patolog lisansını kaybeder ve bir plastik fabrikasında işçi olarak çalışmaya başlar. Bu arada, epey renkli bir de komşu edinir: Beat kuşağının öncülerinden meşhur yazar Willian S. Burroughs. İş dönüşü, iki komşu verandada oturup bira içer ve şakalaşırlar. Harvey, William Burroughs ile ahbaplık ettiğiyle övünürken, Burroughs Einstein’in beynine istediği anda dokunabildiğini anlatmaktadır eşe dosta. Bu bira sohbetleri sırasında beyin, masanın altındaki bir kavanozda beklemektedir.

Thomas Harvey, Einstein’dan kalan parçalarla birlikte. ( Kaynak: Wikimedia)

Kırk yıldan uzun bir süre,  beyne ne olduğunu soranlara, onu incelemeyi sürdürdüğünü, yakında kapsamlı bir rapor yazacağını söyler bıkıp usanmadan Thomas Harvey.  Ancak bu arada, beyinden kestiği parçaları Amerika’nın dört bir yanındaki sinirbilimcilere göndermeyi teklif etmekten de geri durmaz.

1985 yılında,  California Berkeley Üniversitesi’nden,Marian C. Diamond, Harvey ile iletişime geçer. Beyin plastisitesini inceleyen Diamond, Einstein’ın beyin dokusunu benzer yaş grubundaki 11 kişiyle karşılaştırarak,  bulgularını 1985 yılında Experiemental Neurology dergisinde “Bir Dahinin Beyni: Albert Einstein” başlığıyla yayınlar. Diamond, Einstein’ın beyninin kimi bölümlerinde glia hücrelerinin sinir hücrelerine oranının diğer deneklerinkinden daha yüksek olduğunu, bu durumun glia hücrelerienin bazı fonksiyonlar üstlenmesi ile açıklanabileceğini iddia eder. Ancak çalışma başta çok ses getirse de, kısa bir zaman sonra metodolojisindeki ciddi hatalar nedeniyle dikkate alınmaz.

Thomas Harvey, 1990 yılında, ani bir kararla 40 yıldan uzun bir süredir kavanozda muhafaza ettiği beyni Einstein’ın torununa teslim etmeye karar verir.  78 yaşında gelmiş bu acayip adam, beynin hikayesini yazmak isteyen Michael Paterniti isimli bir yazarla, kıtayı bir uçtan diğerine kat edecek bir araba seyahatine çıkar. Bir Buick arabayla, New Jersey’dan yola çıkan Harvey – Paterniti ikilisinin hedefi Einstein’in torununun yaşadığı California eyaletidir. Bagajda Einstein’ın beyni bulunan bir Tupperware saklama kabıyla kıtayı kat eden ikili, sonunda Enstein’ın torunu olan Evelyn’e ulaşır. Evelyn, dedesinin beynini aradan geçen yarım yüzyıldan sonra teslim almaya pek hevesli olmaz, Harvey elinde beyin kavanozu ile evine geri döner.

Harvey, rastgele bir şekilde beyin parçalarını farklı biliminsanlarına göndermeyi yıllar boyu sürdürür. Kimi zaman kendisi, adı duyulmaya başlamış bir sinirbilimciye Einstein’ın bir parçasını teklif eder, kimi zaman da beynin onda olduğunu duyan biliminsanları kendisinden beyin parçaları ister. Bunlardan en tuhaf olanı, 1994 yılında, Japonya’daki Kinki Üniversitesi’nde profesör olan Sugimoto Kenji‘nin talebidir.

Bugün Müller müzesinde olan Einstein’den alınan beyin kesitleri. ( kaynak: Müller Müzesi)

Profesör Kenji, Einstein’a hayrandır ve Einstein’ın beyninden bir parça edinebilmek en büyük hayalidir. Bu hayalini gerçekleştirmek için yollara düşer ve beraberinde bir belgesel film ekibiyle Amerika’ya gelir. Beynin izini süre süre, sonunda Thomas Harvey ile buluşur. Artık yaşlı bir adam olan Harvey’in evine gelir ve ondan ünlü fizikçinin beyninden bir parça ister. Harvey kıa bir tereddüt geçirdikten sonra bu talebi kabul eder, mutfağa giderek buradan ekmek tahtası ve bir adet bıçak getirir. Kenji ve kameramanın önünde seki ve kapağı zor açılan bir kavanozdan, meşhur beyni çıkarır, ekmek tahtasının üzerinde beyni dilimler ve ayırdığı parçayı eski bir ilaç kavanozuna koyar. Kavanozun üzerine formaldehit ilave eder ve kendisini biraz şaşkınlık biraz da heyecanla izleyen Prof. Sanji’nin eline ilaç kutusunu tutuşturur.

Thomas Harvey, 2007 yılında ölmeden önce beynin elinde kalan parçalarının büyük bir kısmını Princeton Üniversitesi’ndeki Patoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Dr. Elliot Krauss‘a teslim eder. Böylece, Einstein’ın beyninin tuhaf yolculuğu ailesinin Harvey’de kalan son parçaları da 2010 yılında, Maryland eyaletindeki Ulusal Sağlık ve Tıp Müzesi‘ne bağışlamasıyla son bulur.

 

Meraklısına notlar

  • Einstein’ın beyni, farklı zamanlarda pekçok biliminsanı tarafından incelenmiş. Genel olarak varılan kanı, beynin büyüklük olarak normal insanların beynine göre bir farkı olmamasına rağmen yapısal olarak bazı küçük yapısal farklarının olduğu yönünde. Bilim insanları, beynin kimi bölgelerindeki girintilerin daha derin olduğunu, sağ beyin yarımküresindeki pre-frontal korteks bölgesinin göreceli olarak geniş olduğunu saptamış durumdalar. Bu bulguların, Einstein’in ileri bilişssel yetenekleri ve matematiksel dehası ile uyumlu olduğunu düşünüyorlar. Beyne ait detaylı bulguları özetleyen güncel bir makaleye Brain isimli bir nöroloji dergisinden ulaşmak mümkün.
  • Ulusal Sağlık ve Tıp Müzesi, Einstein’ın beyninden alınan kesitlerin mikroskopik görüntüleri ve yapılan incelemelerde saptanan bulguları içeren bir iPad uygulaması yayınlamış durumda. Einstein Brain Atlas isimli uygulamayı iTunes’dan indirebilirsiniz.
  • Aşağıdaki klip, Prof. Kenji’nin başrolü oynadığı, Einstein’in Beyni isimli belgeselin en çarpıcı sahnesini içeriyor.

Click here to display content from YouTube.
Learn more in YouTube’s privacy policy.

  • Michael Paterniti, Thomas Harvey ile  Amerika kıtası boyunca bagajında Einstein’ın beyni ile yapmış oldukları yolculuğu Driving Mr. Albert isimli kitapta anlatıyor.

 

Kaynaklar

  1. Açıkbilim
  2. Uncommon Features of Einstein’s Brain Might Explain His Remarkable Cognitive Abilities. Science News.
  3. Peer into Einstein’s Brain. The History Blog.
  4. Scientists Get a New look at Einstein’s Brain. NPR.
  5. Einstein’s Brain Unlocks Some Mysteries Of The Mind. NPR.
  6. The cerebral cortex of Albert Einstein: a description and preliminary analysis of unpublished photographs. D. Falk, F.E. Lepore and A. Noe. Brain, A Journal of Neurology. 2012. 1-24.
  7. Relics: Einstein’s Brain. IMDB.
  8. Driving Mr. Albert: A Trip Across America. Michael Paterniti, 2001.

Neden Farklı Ağrı Kesiciler Sadece Belli Ağrı Türlerinde Etkilidir?

Hiçbir ağrı kesici, bütün ağrı çeşitlerini kapsamaz.

Kafanız, dişiniz veya sırtınız olsun, bir yeriniz ağrıdığı zaman başka bir şey hakkında düşünmek zordur. Eğer çok güçlü değilse, bazıları bunu atlatabilir. Fakat çoğu durumda ağrı sadece daha kötüye gider ve siz bir şey alana kadar geçmeyecektir. Ağrıyı kesen ilaçlar analjezik olarak adlandırılır ve nasıl çalıştıklarına bağlı olarak çeşitlilik gösterirler. Tek bir ağrıkesici bütün ağrı türlerini dindiremez. Hafif ağrılarda işe yarayanlar genelde daha güçlü bir ağrıkesici ile birleştirilmedikleri sürece, şiddetli ağrı üzerinde ufak bir etkiye sahip olurlar.

Eğer ağrınızı etkin bir şekilde kontrol etmek istiyorsanız, ilacınızı onun türüne ve şiddetine göre seçmeniz gerekecektir.

Nosiseptif ağrı

Nosiseptif ağrı, vücut dokusundaki hasar yüzünden oluşur. Eğer ağrı bir baş ağrısı veya burkulan bir ayak bileği kadar hafifse, genel olarak kullanılan reçetesiz ağrı kesiciler etkili olur. Bunlar içinde parasetamol içeren tabletler (Panadol markası gibi), aspirin veya ibuprofen gibi steroit yapısında olmayan anti-enflamatuvar ilaçlar (NSAID’ler) bulunur. Parasetamol, beyne giden ağrı sinyallerini köreltmeye yardımcı olur. NSAID’ler, vücutta üretilen ateş, iltihap ve ağrıya yol açan enzimlerin etkinliklerini kısıtlarlar.

Küçük bir kodein ölçüsüyle beraber parasetamol, aspirin veya ibuprofen içeren hap karışımı, orta derecedeki ağrıyı tedavi etmede kullanılabilir. Avustralya’da bu türden ağrıkesicileri sadece bir eczanede alabilirsiniz. Reçetesiz satılanlar Panadein, Aspalgin ve Nurofen Plus gibi markalara sahiplerdir. Avustralya hükümeti, 2016’nın ortasından itibaren kodein içeren herhangi bir ilacın sadece reçete ile satılacağını açıkladı.

Parasetamol için en yüksek yetişkin dozunun günde 4 gram (sekiz hap) olduğunu unutmamak önemlidir. Önerilen dozdan daha fazlasını almak, karaciğerinize zarar verebilir.

Şiddetliden orta düzeye kadar olan ağrıları dindirmek için genellikle doktor tarafından yazılan ağrıkesiciler, kodein ile beraber opiyoid ağrı kesiciler olan parasetamol hapları (Panadein Forte) ve tramadol haplardır.

Kırılan bir kemikten veya bir ameliyattan sonra yaşadığınız şiddetli ağrı, genelde doktorunuz yazacağı güçlü ağrıkesiciler gerektirir. Bu, bir hap veya iğne ile verilen morfin olabilir. Morfin benzeri ilaçlar, ağrıyı kesmek için beyinde, omurilikte ve diğer vücut bölgelerinde bulunan, opiyoid alıcıları olarak adlandırılan belirli proteinlerle etkileşime girerek ağrıyı dindirirler. Bu opioid alıcıları, endorfin adı verilen vücudun kendi doğal ağrı kesici moleküllerinin kullandıkları ile aynıdır.

Nöropatik ağrı

Nöropatik ağrı, sinirlere gelen zarar yüzünden kaynaklanır. Nosiseptif ve iltihapsal ağrı durumlarının dindirilmesi için etkili olan morfin, NSAID’ler ve parasetamol gibi ağrıkesiciler, nöropatik ağrının dindirilmesi için etkili değillerdir. Bunun sebebi, sinir yaralanmasını takip eden nöropatik ağrının altında yatan işleyişlerin, nosiseptif ve şiddetli iltihapsal ağrıya sebep olanlardan farklı olmasıdır.

Aslında depresyon ve epilepsiyi tedavi etmek için geliştirilmiş ilaçlar, nöropatik ağrının dindirilmesi için ilk seçenek tedavileri olarak önerilirler.


 

Antidepresanlar, vücudun ağrı ile mücadele eden yollarını destekleyerek nöropatik ağrıyı hafifletirler. Buna, ağrı sinyalini omurilik seviyesinde engelleyen, beyindeki sinyal gönderimini artırmak da dahildir. Anti-epilepsi ilaçlarının nöropatik ağrıyı dindirdiği detaylı mekanizmalar türlü türlüdür fakat kesin etki, ağrı sinyallerini köreltmek üzerinedir.

Migren ağrısı

Migren, özellikle güçten düşüren bir ağrı türüdür. Genelde mide bulantısı, kusma ve ışık ile sese duyarlılık eşlik eder. Birkaç saatten birkaç güne kadar sürebilir. Bazı insanlar, yanıp sönen ışıklar veya koku algılamada değişimler gibi migrenin geldiğini gösteren erken uyarı işaretleri niteliğindeki belirtiler yaşarlar.

Eğer parasetamol, aspirin, ibuprofen veya ergotamin (beyindeki kan damarlarını daraltarak migreni hafifletmek için özel olarak yapılmıştır) gibi ağrıkesiciler, belirtilerin başlangıcında alınırsa migren çoğu kez durdurulabilir veya şiddeti azaltılabilir. Şiddetli bir migren nöbetinden ıstırap çekenler için, triptan olarak bilinen reçeteye yazılan ilaçlar, beyin kan damarı genişlemesini tersine çevirerek etkili tedaviler olabilirler.

Devamlı iltihapsal ağrı

Devamlı ağrı, yetişkinlerde her beş kişiden birini etkileyebilir. En yaygın olanlarından birisi, eklem iltihabının en yaygın türü olan, osteoarteritinden kaynaklanan ağrıdır. Osteoarterit ağrı, genelde diz veya kalçada bulunan eklem yerindeki hastalıktan kaynaklanan devamlı bir iltihapsal ağrıdır. Eklem kıkırdağı ve altındaki kemik bozuldukça, eklem iltihaplanır ve bu da ağrıyı tetikler. Osteoarterit için ilk tercih edilen ağrıkesici parasetamoldur.

Daha şiddetli ağrıya sahip olan insanlar için, naproksen gibi NSAID’ler daha etkili olabilir. Fakat bunların devamlı kullanımı, yan etkilerin artmasıyla ilişkilendirilmiştir, özellikle mide zarının ülserleşmesi ve kanamasıyla. Daha az yaygın şekilde, morfin veya morfin gibi güçlü ağrı kesici ilaçlar reçeteye yazılır.

Kanser ağrısı

Çoğu kanser ağrısı, tümörün vücudunuzdaki kemiklere, sinirlere veya diğer organlara baskı yapmasından kaynaklanır. Kemoterapi veya radyoterapi gibi kanser tedavileri ile de ağrı meydana gelebilir. Genellikle parasetamol ile birlikte düzenli olarak ağızdan alınan morfin benzeri ağrı kesiciler, ortadan şiddetliye kadar devamlı kanser ağrısı için reçeteye yazılır.

Tedavinin başlangıcında veya bir doz artışından sonra genellikle uykulu olma hali meydana gelse de, genelde bu durum birkaç hafta sonra azalır. Mide bulantısı, kusma ve kabızlık yan etkilerini en aza indirmek için, tedavinin başlangıcında mide bulantısına karşı ve kabız giderici etkenler verilir.

Yine de, kabızlık devam ederken kabız giderici kullanımının sürdürülmesi çok önemlidir.

 


Kaynak :

  1. Bilimfili
  2.  Here’s why different painkillers are only effective for certain types of pain, www.sciencealert.com/here-s-why-different-painkillers-are-only-effective-for-certain-types-of-pain

Biyokimyacılar Hücresel Hafıza Mekanizmasının Yapısını Çözmeyi Başardı

Kalsiyum, düşünceyi, hareketi ve diğer vücut fonksiyonlarını kontrol eden önemli bir vücut elementidir. Bu olaylar,iyon kanalları denilen, kalsiyum iyonlarının hücreye giriş-çıkışına ve hücre bölümleri arasında akışına izin verenözelleşmiş proteinler tarafından yönetilir. Yıllardır bilim insanları kalsiyum iyon kanallarının nasıl çalıştığından emin olamıyorlardı.

biyokimyacilar-hucresel-hafiza-mekanizmasinin-yapisini-cozmeyi-basardi-1-bilimfilicomKalsiyumun eşik bekçisi IP3R‘nin yapısınınatomik ölçekteki yeni görüntüleri, bu gizemi çözmek için yeni bir adım olabilir ve kanal bozukluklarıyla alakalı pek çok hastalığın tedavisine olanak sağlayabilir.

IP3R kanalı, Houston’daki Texas Tıp Merkezi Üniversitesi (UTHealth), Biyokimya ve Moleküler Biyoloji Bölümü’ndeki bilim insanları tarafından görüntülendi. Bulguları, Nature dergisinde yayımlandı.

UTHealth Tıp Fakültesi’nde biyokimya ve moleküler biyoloji doçenti olan ve çalışmanın yürütücüsü Irina Serysheva şunları söyledi: “Artık IP3R’nin eşik mekanizmasının yapısını biliyoruz. Bu çalışma pek çok fonksiyonel ve çevrimsel çalışmaya ivme kazandıracak ve yeni ilaç tasarım alanlarına olanak sağlayacak.”

IP3R kalsiyum kanalı sinyal aldığında, kalsiyum iyonlarının hücre zarı boyunca hareketi için yollar yaratıyor. Çoğunlukla hatasız çalışmasına rağmen, işler plana uygun ilerlemediğinde ciddi sağlık sorunları meydana geliyor.

“Bu sağlık sorunları arasında Alzheimer hastalığı, Parkinson hastalığı, Huntington hastalığı, kalp büyümesi, kalp yetmezliği, kanser ve felç bulunuyor” diye aktarıyor Irina Serysheva.

Çalışmada fare beyninden alınmış IP3R kanal proteinleri kullanıldı. Araştırmacılar, kanalı atoma yakın çözünürlükte görüntülemek amacıyla, düşük sıcaklıklarda çalışan elektron mikroskobu ve bilgisayarlı yeniden yapılandırma teknikleri kullandı. Sonrasında, hücrenin içinde bulunduğu haliyle proteinin 3 boyutlu durumunu yansıtan bir model inşa ettiler.

UTHealth Tıp Fakültesi, Biyokimya ve Moleküler Biyoloji Bölümü’nde profesör ve bölüm başkanı olan Rodney Kellems, “Kanalın açılışı ve kapanışını moleküler bazda anlamak ve bu sürecin çok çeşitli içsel moleküller ve farmakolojik düzenleyiciler tarafından nasıl kontrol edildiğini anlamak için, bu kanalların 3 boyutlu yapısınıbilmek gerekiyor,” diyor.

Serysheva ise “Eğer yapıyı bilmezsek, işlevi çözemeyiz,” diye ekliyor.

 


Kaynak:

  1. Bilimfili
  2. Phys.org, “Biochemists uncover structure of cellular memory mechanism”
    < http://phys.org/news/2015-10-biochemists-uncover-cellular-memory-mechanism.html >
  3. Referans: Gating machinery of InsP3R channels revealed by electron cryomicroscopy, Nature (2015) DOI: 10.1038/nature15249< http://dx.doi.org/10.1038/nature15249 >

Hastalık Derecesinde Saplantılı (Marazi) İnsan Kime Denir? Bu Kişilerle Nasıl Başa Çıkılır?

Muhtemelen daha önce çevrenizi marazi kişilerle doldurmamanız gerektiğini anlatan yazılar okumuşsunuzdur. Peki, marazi insanı diğerlerinden ayıran özellikleri nedir? Ayrıca çevremizdekilerden birinin marazi olup olmadığını nasıl anlarız?
İki uzmana danıştık, marazi insanlar ve ilişkiler hakkındaki görüş ve düşüncelerini bizlerle paylaşmalarını rica ettik. İşte konu hakkındaki uzman görüşleri:
Marazi İnsan Gerçekte Kimdir
Sydney – Avustralya’dan psikoterapist ve yaşam koçu Jodie Gale söyle diyor:
“Aslında hiçbir kişilik baştan aşağı marazi değildir. Daha ziyade bu kişilerin davranışları ve onlarla kurduğunuz ilişki marazidir. Marazi kişiler çoğunlukla, bir nedenden dolayı derinden yaralanmış ve bu yarayla, bunun getirdiği duyguyla, ihtiyaçlarla ve hayatın sorunlarıyla yüzleşecek, onlarla baş edecek sorumluluğa erişememiş kimselerdir. Kendi kimliklerine dair en çok vurguyu bu bakış açısından yaparlar. Tekrar tekrar nasıl da kurban / mazlum / mükemmeliyetçi / fedakâr olduklarını dile getirirler. Marazi insan, kimliğinin bu yanlarını öne çıkararak, son derece sağlıksız bir yoldan, istediklerini yaptırtmayı amaçlar.”
Gale’e göre marazi kişilerde sıkça görülen davranışlar şunlardır: Hadise çıkarmak ve devamlı bir sansasyon içinde yaşamak, karşılarındakini sürekli manipüle etmek veya kontrol altında tutmak, daima muhtaç taraf olmak (her şey onların başına gelir, her şey onlarla ilgilidir), taleplerini hep karşı tarafın gerçekleştirmesini beklemek (mesela narsist anne babalar), kendilerine ve başkalarına karşı aşırı eleştirel davranmak, kıskançlık duyma ve haset etme, kendi kötü talihlerinden yakınıp başkalarının iyi talihini kıskanmak ve sevdiklerinden / bir terapistten yardım istemekte yetersiz veya isteksiz davranmak.
Washington, ABD’den psikoterapist Amy Tatsumi ise, asıl marazi olanın bu kimselerle temas edildiğinde verilen tepki olabileceğine dikkat çekiyor. Tatsumi’ye göre böyle bir ilişki içinde davranışlarımız ihanete uğramışlık, küskünlük, hissizlik veya aşırı duyarlılık içerebilir. İki kişi arasındaki sağlıklı sınırlar aşıldığında veya değer yargılarımızı gözardı ettiğimizde başımıza bunun geldiğini söylüyor. Marazi bir ilişkide sorun her iki tarafın tutumundadır. Bu yüzden kendi tavrımızı da dikkatle ele almamız önemlidir. Tatsumi ekliyor:
“Marazi ilişkilerin en ayırt edici özelliği her iki tarafın, bilerek ya da bilmeyerek iletişimi, karşı tarafa yönelik yargılama, suçlama, korku üzerine kurması ve sonunda sınırların geçilmesidir.”
Etrafınızın marazi kişilerle çevrildiğinin işaretleri:
Gale’a göre;
• Yarattıkları sansasyondan duygusal olarak etkileniyorsanız,
• Onlarla bir arada olmaktan korkuyor ve çekiniyorsanız,
• Onlarla iletişim kurunca kendinizi bitkin veya öfkeli hissediyorsanız,
• Kendinizden utanıyor ya da kendinizi kötü hissediyor, suçluyorsanız,
• Onlara karşı ‘kurtar, düzelt, iyileştir’ şeklinde bir davranış sarmalına kısılıp kaldıysanız karşınızdaki marazi biri
demektir.
Tatsumi bu listeye başka maddeler de ekliyor:
• Karşı taraf “hayır” cevabını kabul etmiyorsa,
• Böyleleriyle beraberken hep bir pot kırmaktan korkar olduysanız,
• Kendi değerlerinizi gözardı ediyorsanız,
• Duygusal olarak ilişkiden koptuysanız,
• Yönlendirildiğinizi veya karşı tarafı yönlendirdiğinizi hissediyorsanız, karşınızdaki marazi biri demektir.
Tekrar vurgulamakta fayda var, bu ilişkideki rolünüzü keşfetmeniz sorunu çözmede önemlidir. Örneğin, ne oluyor da kendi değerlerinizden ve sınırlarınızdan vazgeçiyorsunuz? Saldırıya geçmenize sebep olan yanlış anlaşıldığınızı ya da sözlerinize kulak verilmediğini hissetmeniz mi? Yoksa her eleştiri karşısındaki tutumunuz bu mu?
Marazi bir ilişki hakkında ne yapmalı?
Psikoterapist ve yaşam koçu Jodie Gale, marazi bir iletişim içindeyken yapmanız gerekenle hakkında şunları öneriyor:
“Karşınızdakine kat’i bir şekilde nasıl hissettiğinizi açıklayın. ‘Ben’ dili kullanın. Örneğin, ‘Sen ______ yaptığında / dediğinde / davrandığında ben kendimi ______ hissediyorum. Seninle bu duygularımı, taleplerimi paylaşıyorum, çünkü ______ (seni seviyorum, seninle sağlıklı bir ilişki kurmak istiyorum, vb.)’.
Sınırlarınızı belirleyin ve onlara sadık kalın.
Kendinizi kollamaya öncelik verin.
“Onun sağlıksız davranışlarından kendinizi koruyacak yöntemler geliştirin.”
İlişkinizi gözden geçirin. Bu kişiyle aranızdaki sağlıksız iletişim döngüsüne yakalanmanıza neden olan nedir, bunu bulmaya çalışın. Belki de davranışları karşısında bahaneler üretiyor veya onları iyileştirmeye, düzeltmeye çalışıyorsunuzdur. “
Jodi Gale son olarak şunlar söyledi:
“Eğer bu kişinin marazi davranışlarında bir düzelme olmuyorsa veya bu kişi size fazla rahatsız edici geliyorsa, ona ‘yolun açık olsun’ deyin. Sevgiyle, merhametle onu kendinizden uzağa, kendi yoluna gönderin. Siz de kendi yolunuzda ilerlemeye bakın.”
Bir ilişkiyi sona erdirmek, özellikle de uzun mazisi olan münasebetlerde, üzücü, acı verici olabilir. Ancak böyle bir ilişkiyi bitirerek yaşamınızda daha doyurucu ve sağlıklı yeni ilişkilere yer açtığınızı da gözardı etmemek gerekir.
Kaynak: Psychcentral