Saç İncelmesi ve Dökülmesi Kök Hücre Yaşlanması ile İlişkilendirildi

Yaşlanma sırasında dokubilimsel olarak, birçok organda doku atropisi ve fibroz gözlemlenir. Konu ile ilgili henüz incelenmemiş araştırılmamış başlıkların içinde dokuların bileşenleri olan hücrelerin dinamiklari, hücresel kaderleri, yaşlanma sürecinde hücrelerin aldığı hasarlar ve hangi hücre tiplerinin yaşlandıkça veya hasar gördükçe biriktiği gibi alanlar bulunuyor. Organizmal yaşlanma çeşitli teoriler ile açıklanmaktadır; örneğin reaktif oksijen türleri, hücresel yaşlanma, telomer kısalması ve metabolizma değişmesi gibi; ancak bunların içinde hücresel veya dokusal dinamikler yönünden bir bakış açısı yoktur.

Kök hücre sistemleri hücre ve doku değişimini -birçok memeli organında- uyararak yenilenmeyi ve sağlığı korumayı sağlar. Ancak somatik kök hücrelerin ; yani doku ve organların hücre havuzunun; kesin kaderlerini deneysel olarak test etmek çok zor bir süreç. Bu durum da dokuların ve organların yaşlanması ve de memelii organlarında var olan yaşlanma programı ile ilgili algılarımızı ve kavrayışımızı sınırlıyor.

Saç kökü veya kıl folikülü (eng. hair follicle – HF- ) olarak bilinen mini-organlar, derimizde bulunan ve döngüsel olarak yeniden kıl uzamasını ve saç uzamasını tekrarlanan saç döngüleri ile uyaran yapılardır. Saç azalması ve incelmesi de uzun yaşayan birçok memelide yaşlanma belirtisidir ve genomik instabilizasyonun prematüre uyarımı ve gerçekleşmesi ile ilişkilendirilir.

Saç zayıflaması, incelmesi ve saç kaybı önde gelen yaşlılık fenotiplerindendir ancak altlarında yatan mekanizmalar iyi derecede bilinmiyor. Science dergisinde yayımlanan yeni bir araştırmada normal genetiğe sahip insan ve farelerde, kıl folikülü kök hücrelerinin (HFSC) yaşlanmasının, kıl köklerinin aşamalı olarak minyatürizasyonuna ve sonunda da saç / kıl kaybına neden olduğu tespit edildi.

Canlı vücudunda bu kök hücrelerin geleceğine dair yapılan analizler, kıl folikülü kök hücrelerinin DNA bozulması ile tip XVII kollajen proteinlerini (COL17A1/BP180) yıktığı veya sindirdiğini ortaya çıkardı. Kıl folikülü kök hücrelerinin sağlığı ve korunması için çok önemli bir molekül olan bu proteinin yıkımı ile kök hücrelerin yaşlanma süreci tetiklenmiş oluyor.

Yaşlanan kıl folikülü kök hücreleri döngüsel biçimde ve terminal epidermal farklılaşma yoluyla deriden atılmakta ve bundan dolayı epidermal keratinositlere dönüşerek kıl foliküllerinin minyatürizasyonuna sebep olmaktadır. Yaşlanma süreci de proteinin Col17a1 kısmındaki bozulmalar ile özetlenebiliyor ve kıl folikülü kök hücrelerindeki COL17A1 geninin zarar görmesinin istemli biçimde engellenmesi ile de engellenebiliyor. Tüm bu veriler HFSC’lerdeki COL17A1’nin bu epitelyal mini-organlardaki kök hücre merkezli yaşlanmayı yönettiğine işaret ediyor.

Dinamik kıl folikülü yaşlanma programı, organ ve doku büzüşmesi; birçok organda yaşlanma esnasında yaygın biçimde gözlemlenen fonksiyon düşüşleri için son derece iyi bir model oluşturuyor. Bu paradigma sonunda, potansiyel olarak yaşlanma karşıtı stratejilerin yaşlanmayı engellemek, geciktirmek veya bir oranda tedavi etmek için geliştirilmesi yolunda yeni kapıları açabilir.

 


Kaynak :

  1. Bilimfili,
  2. Matsumura, Hiroyuki; Hair follicle aging is driven by transepidermal elimination of stem cells via COL17A1 proteolysisScience  05 Feb 2016, DOI: 10.1126/science.aad4395

Gözlükler ve Lensler Yakın Gelecekte Tarih Olabilir!

Yeni biyonik lens sayesinde görüşünüz olağanüstü biçimde gelişebilir. Ocumetics Biyonik Lens, görüşünüzü normal görüş için evrensel ölçüt kabul edilen 20/20’den 3 kat daha iyi bir seviyeye çıkarma sözü veriyor. Bu lensler takılıp çıkarılmıyor, 10 dakikadan daha kısa süren ağrısız bir işlemle göze takılıyor. Bu işlem, katarakt ameliyatına benziyor. Ne kadar yaşarsanız yaşayın lensler zamanla aşınmıyor, bu yüzden katarakt ve göz bozulması sorunu da olmuyor.
Ocumetics Biyonik Lens, minyatör bir optik düzeneğin patentini aldı ve küçük bir dijital kamera gibi çalışıyor: vücuttan güç alıyor, yakın mesafe nesnelerden uzaktaki nesnelere kadar insan gözünün yapabildiğinden daha hızlı şekilde odak değiştirebiliyor. Böyle bir teknoloji tabii ki bir günde icat edilmedi, sekiz yıldır yapılıyordu ve 3 milyon dolar harcandı. Yetkililerin aktardığına göre bu görüş artırması dünyanın daha önce hiç görmediği türden. Eğer saati 3 metreden zar zor görüyorsanız, güvenli ve uzun ömürlü Biyonik Lens ile 9 metre uzaktan görebileceksiniz.
Takılan lens doğal hissettiriyor ve başağrısı veya herhangi bir göz yorulmasına neden olmuyor. Yine de pazara çıkması için biraz zaman var: geniş klinik denemelerden sonra 2017’de piyasaya çıkmayı deneyecek.
Eğer lens piyasaya çıkmayı başarırsa, sadece gözlük ve lens takmanın değil, aynı zamanda bir sürü görüş sorununun da üstesinden gelebilir. Klinik denemeler şu anda hayvanlar ve görmeyen insanlarda denenmeye başlanacak.
Lensin geliştiricileri aynı zamanda gelişmekte olan ülkelerde göz ameliyatı yapan örgütlere yardımcı olması için bir bağış derneği kurdu. Ödenekler ayrıca dünya çapında göz araştırma kurumları için ayrıldı.
Kaynak:
  1. ScienceAlert
  2. CBC

Parkinson Hastalığı’nın Erken Teşhisi İçin Tükürük Bezi Biyopsisi İşe Yarayabilir

Çalışmalar, Parkinson hastalığının erken dönemde tükürük bezi testi ile tayin edilebileceğini gösteriyor. Günümüzde, Parkinson hastalığı için herhangi hassas bir diagnostik test bulunmamaktadır. Fakat araştırmacılar, transkutan submandibuler bez biyopsisi olarak adlandırılan yöntemin ihtiyaç duyulan hassasiyeti  sağlayacağına inanıyorlar. Bu test, çene altından submandibuler beze(tükürük bezi) bir iğne batırılması ve içeriden bez dokusunu elde etmek için geri çekilmesinden ibaret. Araştırmacılar Parkinson hastalığının erken döneminde olanların hücrelerinde bir protein arayarak ve bunu hasta olmayan sübjelerle(denek)  karşılaştırıyorlar.

Arizona Mayo Klinik Nöroloji Bölümü Profesörü Charles Adler “Bu çalışma submandibuler bezden alınan parçanın test edilerek ,yaşayan erken dönemdeki Parkinson hastalarının teşhisini sağlayan ilk çalışmadır.Hastada erken teşhisin sağlanması hastalığı anlamamız ve daha iyi tedavi edebilmemiz için ileriye dönük çok büyük bir adımdır.” diyor.

Bu çalışmada beş yıldan az bir süredir Parkinson hastalığına sahip 25 hasta ve Parkinson hastası olmayan 10 kontrol deneği yer almaktaydı. Biyopsiler tükürük üreten submandibuler bezden alındı. Biyopsi dokularının anormal Parkinson proteini içerdiğinin ispat edilmesi için Banner Sun Health Enstitüsünden nöropatolojist  Thomas Beach  tarafından test edildi. Dr. Beach: “Bu prosedür Parkinson hastalığında mevcut yöntemlerden çok daha hassas bir teşhis  sağlayacaktır.”diyor.

Anormal Parkinson proteini, yeterli doku örneği  olan 19 hastanın 14’ünde saptandı ki bu da ileriki çalışmalar için yeterli pozitif sonucu sağlamış oldu. Araştırma grubu daha önce hastalığı ilerlemiş 12 kişinin 9’unda biyopsinin proteini tespit edebileceğini  göstermişti.

Dr.Adler: “Bu çalışma, yaşayan hastalarda Parkinson hastalığının erken döneminde tanı testi için submandibuler bez biyopsisinin ilk doğrudan kanıt olarak kullanılabileceğini kanıtlıyor.” , “ Bu buluş Parkinson hastalığının erken döneminde olan kişilerde oldukça kullanışlı olabilecektir. Erken dönem hastalarında hassasiyeti olduğu için, bu tanı 10 yıldan fazla hastalığa sahip kişilerde o kadar iyi sonuç vermeyecektir.” diyor.

Parkinson hastalığı, sinir sisteminin ilerleyen bir bozukluğudur  ve uyuma, yürüme, denge, kan basıncı ve koku alma gibi hareketleri etkilemektedir. Yavaş yavaş ilerler ve bazen zar zor farkedilen elde  bir titremeyle (tremorla) başlar. Titreme, Parkinson’un en bilinen işareti olsa da bu bozukluk yaygın olarak gerginlik  ve hareketlerin yavaşlamasına neden olur. Günümüzde tanı,medikal geçmişe dayanarak belirti ve semptomların incelenmesi  ile, nörolojik muayene ve diğer koşulların göz ardı edilmesi ile gerçekleştirilirmektedir. Bir önceki çalışmada, Dr. Adler ve Dr.Beach hastaların %45’inin erken döneminde yanlış tanı konulmuş olabileceğini bulmuştur. Parkinson hastalığı tam olarak tedavi edilemese de, ilaç tedavisi semptomları önemli derecede iyileştirebilir.

Referans:

  1. GerçekBilim
  2. ScienceDaily
  3. Charles H. Adler, Brittany N. Dugger, Joseph G. Hentz, Michael L. Hinni, David G. Lott, Erika Driver-Dunckley, Shyamal Mehta, Geidy Serrano, Lucia I. Sue, Amy Duffy, Anthony Intorcia, Jessica Filon, Joel Pullen, Douglas G. Walker, Thomas G. Beach. Peripheral Synucleinopathy in Early Parkinson’s Disease: Submandibular Gland Needle Biopsy Findings. Movement Disorders, 2016; DOI: 10.1002/mds.26476

Retina Körlüğüne Çare Olabilecek Yeni Bir Kimyasal Bulundu!

Görme yeteneğini kaybetmiş kişilere şimdiye kadar kök hücre tedavisi ve retinaya chip yerleştirme gibi kısmen başarılı olan metotlar uygulanıyordu. Yeni keşfedilen basit ama etkili bir kimyasal madde görme yeteneğini kaybetmiş kişilere büyük umut vaad ediyor.
Retina körlüğüne çare olacağı tahmin edilen bu kimyasal madde, şimdilik farelerde denendi ve olumlu sonuçlar verdi.

Retina körlüğü bulunan farelerin gözüne damlatılan Acrylamide-Azobenzol-Quaternär-Ammonium(AAQ) adındaki  bu kimyasal madde, retina hücrelerini birkaç gün içerisinde ışığa duyarlı hale getiriyor.

AAQ nasıl çalışıyor1a

Göze birkaç damla damlatılan AAQ, retinada bulunan iyon kanallarına yerleşerek onların açılmasına ve elektrik yüklerinin değişmesine sebep oluyor. Değişen elektrik yükü, sinir hücreleri üzerinde elektriksel impulslar oluşturarak retinaya gelen görüntünün beyne ulaşmasına ve orda görüntüye dönüşmesine olanak sağlıyor.

AAQ belirli bir süre etkili oluyor.

AAQ, göze damlatıldıktan belirli bir süre sonra etkisini kaybediyor, bu yüzden işlemin belirli aralıklarla tekrarlanması gerekiyor. Konu hakkında yapılan açıklamada, AAQ nin yeni bir versiyonu üzerinde çalışıldığı ve yeni versiyonunun hem çabuk hem de uzun süreli etkili olmasının hedeflendiği belirtildi.

Fareler ile yapılan araştırmalar bittikten sonra insanlarda klinik çalışmalar geçilecek.
Bu tedavinin yaşlılığa bağlı makula(sarı nokta) dejenerasyonu* ile ileri derece retina hasarının tedavisinde iyi sonuçlar vereceği tahmin ediliyor.2a

Makula(sarı nokta): Retina tabakasının ortasında ve keskin görmeden sorumlu çok küçük bir alanıdır.

Makula dejenerasyonu, sarı noktanın hasar görmesi veya ilerleyen yaşa bağlı olarak fonksiyon kaybıdır. Yüksek tansiyon, sigara ve genetik nedenler, makula dejenerasyonuna sebep olan diğer önemli risk faktörleridir.

 Mehmet Saltuerk

++++++++++++++++++++++++++
Dipl. Biologe Mehmet Saltuerk
Institute for Genetics
University of Cologne
++++++++++++++++++++++++++
Kaynak: Aleksandra Polosukhina, Jeffrey Litt, Ivan Tochitsky, Joseph Nemargut, Yivgeny Sychev, Ivan De Kouchkovsky, Tracy Huang, Katharine Borges, Dirk Trauner, Russell N. Van Gelder, Richard H. Kramer Photochemical Restoration of Visual Responses in Blind Mice Neuron Volume 75, Issue 2, p271–282, 26 July 2012 DOI: http://dx.doi.org/10.1016/j.neuron.2012.05.022