Soğuk havalarda dışarıda ya da soğuk suyun içinde uzun süre kaldıysanız, titreme veya parmak uçlarınızı hissetmeme gibi soğuğun o içinize işleyen etkisini hissetmişsinizdir. Peki, soğuktan donma noktasına gelen insanlar acaba gerçekte tam olarak ne deneyimliyorlar? Dilerseniz bu sorunun yanıtına geçmeden önce, beden ısısının düşmesi anlamına gelen “hipotermi” teriminin kısa bir açıklamasını yapalım.
Hipotermi; soğuk havaya veya soğuk suya maruz kalma sonucu 37°C olan normal vücut sıcaklığının 35°C’nin altına düşmesiyle meydana gelen tıbbi bir durumdur. Beden ısısı bu derecenin altına indiğinde kalbiniz, sinir sisteminiz ve diğer organlarınız düzgün bir şekilde çalışamaz. Eğer müdahale edilmezse kalp atışı ve solunum tehlikeli boyutlara varacak kadar yavaşlayarak bilinç kaybı yaşanır ve sonunda ölüme sebebiyet verir.
Hipotermi ile ilgili bu genel bilgilerden sonra, ısı kaybı nedeniyle hayatını kaybetmiş ya da ölümle burun buruna gelmiş kişilerin “can havliyle” sergilemiş oldukları o tuhaf davranışlardan biraz bahsedelim.
“Nihai Sığınak” Arayışı
Sincaplar, yarasalar veya ayılar gibi kış uykusuna yatan bazı hayvanların kışı geçirmek için yere küçük bir delik açtıkları, ağaç kovuklarına ya da mağaralara sığındıklarını biliyoruz. Vücutlarını saran ya da kapalı olan bu mekanlar ısı kaybını en aza indirmeye yardımcı olurlar.
Hipoterminin son demlerini yaşayan insanlar da, kış uykusuna yatan hayvanların sergilediği bu eylemlere benzer bir davranış sergilerler: nihai sığınma (terminal burrowing). Alman araştırmacıların 1995’te Uluslararası Adli Tıp Dergisi’nde (The International Journal of Legal Medicine) yayınlamış oldukları bir makalede, hipotermi kurbanlarının kendini koruma içgüdüsüyle bir yatağın altına veya gardırobun arkasına sığındıkları anlatılmıştır. Alman araştırmacılara göre hipoterminin son aşamasında ortaya çıkan ve kış uykusuna yatan hayvanlarda da gözlenen bu ilkel ve içgüdüsel korunma tarzı, görünüşe göre, beyin sapının özerk işleyişinden ileri geliyor olabilir.
Paradoksal Soyunma
Uç hipotermi vakalarında en az “nihai sığınma” davranışı kadar ilginç diğer bir durum da “paradoksal soyunma”dır. Paradoksal soyunma, daha fazla beden ısısı kaybına yol açacak şekilde kurbanların üzerlerindeki kıyafetlerin çoğunu ya da tamamını çıkartmasıdır. Soğuktan ölmek üzere olan biri için hayli tezat bir durum, öyle değil mi?
Kollar ve bacaklardaki aşırı ısı kaybının önünü kesmek için bedenimiz, kan damarlarının büzülmesi demek olan “vazokonstriksiyon” sürecini başlatır. Ancak vazokonstriksiyon esnasında kaslar, zamanla bitkin düşerek görevlerini gerektiği gibi yerine getirememeye başlarlar. Bu da ısı kaybını azaltmak amacıyla vücudun merkez bölgelerine çekilmiş olan sıcak kanın, tekrar kollara ve bacaklara hücum etmesine neden olur. Aşırı hipotermi sonucu zaten zihin bulanıklığı yaşayan kurbanlar bu durumu “sıcak basması” olarak algılarlar ve böylelikle üzerlerindeki kıyafetleri çıkarırlar.
Paradoksal soyunma, nihai sığınma davranışından hemen önce meydana gelir. Alman araştırmacılar makalelerinde bu konuyla ilgili şunları söylüyorlar:
“Polislerin cesetleri buldukları pozisyon, ancak kurban dört ayak üzerinde ya da yüzükoyun sürünmüşse meydana gelebilir. Bu da dizler, bilekler gibi yere temas halinde olan bölgeler üzerinde sıyrıklara yol açar. Aşınmaların kıyafetler üzerinde olmayıp deri üzerinde sıyrıkların görülmesi, yerde sürünmenin soyunduktan sonra gerçekleştiğini gösteriyor.”
İşte bu durum, (üst görselde de görüldüğü gibi) hipotermi sonucu meydana gelen bazı ölümlü vakalarda polislerin olayı yanlış değerlendirmelerine neden olmuştur. Çıplak halde bulunan bedenin, tecavüze uğramış ve arkasından da cinayete kurban gitmiş olduğu şeklinde yorumlanmış; kurbanın yatak altı gibi dar ve kapalı bir yerde bulunması ise tecavüzden sonra suçlunun, cesedi saklama çabası olarak görülmüştür.
Hipotermi Vakalarında İlk Yardım
Hipotermi, bir tıp uzmanı tarafından acilen tedavi sürecinin başlatılması gereken bir durumdur. Tıbbi yardım gelene kadar ise ilk yardım tedavisini siz başlatabilirsiniz. Bunun için şu adımları takip etmelisiniz:
• Hipotermisi olan bir kişiyi nazik bir şekilde tutun. Kuvvetli ve sarsıcı hareketler kalp krizine neden olabileceğinden sert ve ani hareketler yapmaktan kaçının. Kişiye masaj yapmayın ya da bedenini ovalamayın.
• Eğer mümkünse kişiyi ılık ve kuru bir ortama alın. Şayet bunu yapamıyorsanız onu soğuktan ve rüzgardan mümkün olduğunca koruyun.
• Islak kıyafetlerini çıkarın. Başı da dahil olmak üzere (sadece yüzü açık olacak şekilde) bedenini kuru battaniyelerle ya da paltolarla sarın.
• Ilık içecekler verin. Şayet hastanın bilinci açık ve yutkunabiliyorsa ılık, şekerli ve alkol veya kafein içermeyen içecekler içmesini sağlayın.
• Ilık ve kuru kompresler uygulayın. İçi ılık suyla dolu plastik bir şişe ya da saç kurutma makinesiyle ısıtılmış bir havlu ile hastanın boyun bölgesine, göğüs duvarına veya kasığına kompres yapın. Kollarına ya da bacaklarına uygulamayın çünkü bu bölgelere uygulanan ısı, soğuk kanın tekrar kalbe, akciğerlere ve beyne ulaşmasına yol açacağından vücudun merkez ısısının düşmesine neden olur. Bu sebeple, tehlikeli ve ölümcüldür.
• Bedenini ısıtmak için sıcağı doğrudan uygulamayın. Sıcak su veya ısıtıcıyı kişinin vücudu üzerine direkt kullanmayın. Aşırı sıcak deriye zarar verebilir. Hatta daha da kötüsü, şiddetli ve düzensiz kalp atışlarına sebep olabileceğinden kalbin durmasına yol açabilir.
Ayrımcılığın, doğru veya yanlış olmasının ötesinde “gerçek” olduğu bir dünyada, “aptal sarışın” algısal varsayımı üzerinden yapılan ayrımcılık, ayrımcılığın en basit şekli belki de..
Kimi zaman gerçek sarışınların bile şikâyetçi olmak bir yana, toplumun biçtiği bu olumsuz yargıyı benimseyerek türlü davranış biçimleri geliştirdikleri, hatta çeşitli durumlarda bundan yarar sağladıklarını söyleyebiliriz.
Ancak gözleme dayalı bilim ve istatistiğin ortak merceğinden bakıldığında bu yakıştırma tamamen asılsız olduğu ortaya çıktı.
Amerikan toplumunun sosyobiyolojik dokusunu çalışma hayatı bakış açısıyla yıllar boyunca izleyen bir mikroskop olarak tanımlayabileceğimiz Amerikan Çalışma İstatistikleri Bürosu (U.S. Bureau of Labor Statistics), Ulusal Boylamsal Araştırmalar (National Longitudinal Surveys) serisinin, 1979 yılında 14-22 yaş aralığında olan gençlerin takibiyle şekillenen NLSY79 incelemesinin son sonuçlarını 2012 yılında açıkladı.
NLSY79 sonuçlarını inceleyen Ohio Üniversitesi akademisyeni Prof.Jay Zagorsky, bir alt grup analizi yaparak saç rengi değişkenini zekâ boyutunda sayısallaştırdı. Doğal saç rengi ile IQ (Intelligence Quotient – Zekâ Katsayısı) arasındaki değerlendirmede ırksal farklılıkları bertaraf etmek için siyah ve Latin kökenlileri inceleme dışında bırakarak beyaz ırktaki sarışınlık/zekâ ilişkisi üzerine yorum yapmayı olası kılan bu çalışma sonuçları yaygın kanıyı boşa çıkarttı.
Sarışın, kahverengi, kızıl ve siyah saçlı kadınların ortalama IQ değerleri sırasıyla 103.2, 102.7, 101.2 ve 100.5 olarak bulundu. Benzer sonuçlar sarışın erkekler için de geçerliydi. Sayıların sarışınlar lehine görünüşünün istatistiksel anlamlı bir farkı yansıtmadığını belirtelim.
Bu kesit çalışmasına göre sarışınların daha zeki ve akıllı olduğunu varsaymak elbette olası değil. Ancak “aptal sarışın” tabirinin kendisinin bir şaka olduğunu göstermesi açısından değerli bir veri kabul edilebilir. Sarışınlara zekâları açısından ayırımcılık yapmamak gerekliliği ötesinde onlara karşı “tedbirli” davranmak önerilebilir.
Koltukaltı kokusu yeterince iğrençtir, ancak bazı bilim insanları koltuk altının; günlük kur yapmadan, uyarıya kadar her türlü sinyali gönderiyor olabileceğinden şüpheleniyorlar. Bunun nedeni de; bazıları kötü kokulu, bazıları da burnumuzun koku saptama eşiğinin altında kalan vücut salgılarının feromon isimli kimyasal mesajlarla dolu olma ihtimali olabilir. Yarım yüzyıldan beridir süren bu ince ipuçlarına dair araştırmalar yürütülse de, bunların insanlarda var olduğuna dair doğrudan bir kanıt henüz bulunmuş değil.
Feromon Nedir?
İnsanlar ve diğer hayvanlar binlerce kimyasal bileşen arasında ayrım ve saptama yapabilme yetisi olan koku duyusu sistemine sahiptirler. 50 yıldan fazla bir süredir, bilim insanları belirli böceklerin ve hayvanların kimyasal bileşimler -genellikle yağ ya da ter şeklinde– salabildikleri ve diğer canlıların da bu bileşenleri saptayabilme ve ona göre tepki üretebilmelerine olanak sunan sessiz bir kimyasal iletişim sisteminin varlığı üzerine çalışmalar yürütüyorlar.
Her ne kadar tam tanımı üzerinde tartışmalar sürse de, feromonlar; genellikle aynı türün organizmaları arasında sinyal alış verişini sağlayan tek ya da küçük setler halindeki kimyasal bileşenler olarak tanımlanır. Bunlar sıklıkla bir böcek ya da hayvan tarafından yayılan geniş çaptaki koku karışımının yalnızca bir parçasıdırlar ve bazı feromonlar farkedilebilir bir kokuya sahip değildir.
İlk kez 1959 yılında tanımlanmasından bugüne, bilim insanları feromon temelli iletişime dair birçok örnek bulmuşlardır. Bu sinyallerin en göze çarpıcısı, anlık bir davranışsal tepkiyi ortaya çıkarır. Örneğin, dişi ipek güveleri, erkek güvelerin rastladıkları anda takip etmesine olanak sunan bombykol isimli molekül izi salarlar. Öte yandan, yavaş hareketli feromonlar alıcının üreme fizyolojisini etkileyebilir, örneğin; erkek fare idrarındaki alfa-farnesenemolekülü genç dişi farelerdeki ergenliği hızlandırır.
Bazı bilim insanları “işaretçi” olarak isimlendirilen bir üçüncü grup feromonların bireyin sosyal statüsü ya da sağlığı hakkındaki bilgiyi taşıdığını ileri sürüyorlar. Fareler, kalıtımla alakalı özgün proteinlere dair kısmen bilgi veren kokuya bağlı ipuçlarına dayanarak uygun eşi seçebilir.
İnsanlardaki Sorun
Bugüne kadar, bilim insanları; insan vücudunun saldığı kokuya maruz kalmanın diğer insanlarda birtakım tepkilere sebep olabildiğini gösteren bazı başarılı çalışmalara imza attılar. Kemirgenlerde yürütülen araştırmalarda olduğu gibi, insan teri ve salgıları diğer insanların üremeyle ilgili hazır bulunuşluklarını etkileyebiliyor. 1970’lerden beri araştırmacılar; bi başka kadının terine maruz kalan kadınlardaki adet döngüsündeki değişimleri izlediler. 2011 yılında, Florida State University’den bir araştırma ekibi yumurta dönemindeki kadınların kokusunun erkeklerdeki testosteron seviyelerinin artırma yönünde uyarıda bulunabildiği bulgusuna ulaştılar.
Fakat insanda herhangi bir kimyasal üretiminin sebep olduğu tutarlı ve güçlü bir tepkiye dair delil yok. Görünen o ki; bizim tepkilerimizi bir ipek larvasındakine kıyasla saptaması oldukça zor. Açıklanması güç olan bu durum araştırmacıların bir başka kimyasal mesaj türü olan ve alıcının duygu durum ya da mental halini etkileyen“modülatör (düzenleyici)” feromonunu ileri sürmelerine sebep oldu. Bu türe ait bir örnekte, 2009 yılında Stony Brook University’den araştırmacılar; ilk kez paraşüt atlayışı yapan birisinin ter kokusunu koklamanın kişinin belirsiz duygusal ifadeler arasında ayrım yapabilme yetisini artırabileceği bulgusuna ulaşıldı. Yani atlayıcının terindeki kimyasallar, alıcıda yüksek bir uyarım ve ayrıntılara daha dikkat edici bir hali ortaya çıkaran bir alarm sinyali oluşturmuş olabilir.
Feromonların gerçekten etkili olduğunu gösterebilmek için; araştırmacılar, sorumlu molekülleri belirlemek zorundalar ancak bu henüz başarılabilmiş değil. Bugüne kadar, bilim insanları muhtemel feromonların etkilerine dair deliller topladılar, ancak tam olarak hangi insan feromonunun olduğunu belirleyemediler.
İşaret Kokusu
İnsan feromonlarını saptamak için sürdürülen av devam ederken, bilim insanları; kokunun bu derin etkilerine dair muhtemel diğer açıklamalar üzerindeki araştırmalarını da sürdürüyorlar. Örneğin, bebeklerin anne sütünün kokusuna doğru emeklemelerini düşünün. Yavru fareler, süt veren anne farenin belirli bir feromonuna maruz kaldıklarında emmeye başladıkları biliniyor. Buna göre, bebekler de basit olarak annenin eşsiz kişisel kokusuna bağlılık duyabilirler. Koku izi, beslenme biçiminden, çevreden, sağlıktan ve genetikten etkilenir. Dolayısıyla, onları feromon olarak tanımlayabilecek kadar fazla bileşenden oluşuyorlar.
Öte yandan insan feromonlarının belirlenememiş olması, bazı girişimcileri “aşk iksiri” üretimine dair kâr sağlama işinden alıkoymuş değil. Gerçekte ise, bu ürünlerde genellikle domuz feromonları kullanılır. Biyomedikal literatüre dair herhangi bir fikri olmayan bu “uyanık” girişimciler, atıp-tutmakta bir beis görmüyorlar. Bilimin henüz böyle bir bulgusu olmamasına rağmen, insan feromonları temelli bir iletişime dayanan parfüm üretme fikri de basit bir tüketici yanıltmasından başka bir şey değil.
Are Human Pheromones Real? ScientificAmerican. (2014, May 1)
P. KARLSON & M. LÜSCHER ‘Pheromones’: a New Term for a Class of Biologically Active Substances Nature 183, 55 – 56 (03 January 1959); doi:10.1038/183055a0
Lilianne R. Mujica-Parodi , Helmut H. Strey , Blaise Frederick , Robert Savoy , David Cox , Yevgeny Botanov , Denis Tolkunov , Denis Rubin , Jochen Weber Chemosensory Cues to Conspecific Emotional Stress Activate Amygdala in Humans PLOS One Published: July 29, 2009DOI: 10.1371/journal.pone.0006415
Günümüzde popüler bilimle ilgilenen herkesin bir biçimde ilgisini çekmeyi başaran Neandertaller (Homo neanderthalensis) hem türümüzün bir kuzeni hem de yakın zamana kadar yaşamış olmaları bakımından bilim dünyasında da ciddi mesailerin ve eforun harcandığı bir araştırma alanına dönüşmüştür. Bu tür ile ilgili bilimsel literatürü, gelişmeleri ve teorileri takip edenlerin de bildiği üzere, her geçen gün bu gürbüz kuzenlerimizin davranışlarını, beslenme alışkanlıklarını, yaşam biçimlerini, türümüzle olan ilişkilerini açıklamaya çalışan yeni teoriler üretilmektedir. Bulgularla desteklenen ve çoğunlukla da bulguların tersini göstermesinden ötürü terk edilen teoriler Neandertaller’i daha da ilgi çekici bir hale sokmaktadır.
Neandertaller, Avrupa’nın zorlu Buzul Çağı koşullarında 100.000 yıldan daha uzun süre yaşamış ve ancak 40.000 yıl önce soyları tükenerek yok olmuşlardır. Çoğunlukla bunun sorumlusu olarak iklim değişikliği ve modern insanın o dönemde yaşamış olan ataları gösterilse de, yeni bir teori Neandertaller’in kendi yok oluşlarının mimarları olabileceği üzerinde duruyor.
Araştırmada öne sürülene göre, tür içinde yamyamlık davranışının ortaya çıması ve yayılması bu yok oluşa ön ayak olmuş ve sonuca ulaştırmış olabilir. Homo sapiens ataları ile girdikleri mücadelede kaynak yetersizliği ile yüzleşen Neandertaller’in birbirlerini yemeye başlamalarının popülasyonda ciddi bir azalmaya yol açmış olabileceği ve bunun geri döndürülemez bir sonucu olarak da yok olmuş olabilecekleri düşünülüyor.
İspanya Tarragona’da bulunan University of Rovira Virgili’den paleoekolog Jorid Agusti ve çalışma arkadaşları, geliştirdikleri bilgisayar modeline dayanarak Neandertaller’e gerçekte ne olmuş olabileceği üzerine bir araştırmaya giriştiler. Kanibalizm davranışı göstermeyen modern insan ataları ile girilen rekabet süresince, muhtemelen sahip oldukları kanibalizm içgüdüsüne yenilerek negatif bir etki oluşturmuş olduğunu tespit eden araştırmacılar fosil kalıntılarını da incelemeye koyuldu.
Avrupa genelindeki mağaralardan elde edilen fosilleşmiş kalıntılar, Neandertaller’in beslenme alışkanlıkları içinde kendi türünü yeme alışkanlığına da sahip olduklarına işaret ediyordu. Bu bulgular elbette, türün hali hazırda ölmüş olan bireyleri yemedikleri anlamına gelmiyor. Dolayısıyla bu ihtimal de aynı kuvvette hesaba katılması gereken bir değişken olarak varlığını sürdürüyor.
Profesör Agusti’ye göre, ciddi rakiplerle karşı karşıya kalındığında, evrimsel süreçte kanibalizmin son derece optimal bir tercih olabileceği üzerinde duruyor. Böylelikle kaynak ve besin sıkıntısı çekmeyen söz konusu tür, kendini işgalci türlerden ve rakiplerden de korumak için enerjisini korumayı başarmış olabiliyor.
Ancak bunların aksine, kendi türünün yaşayan üyelerini de tüketme durumunda, kanibalizm tam tersi bir etki yaratarak türün yok oluşunun da önünü açan bir davranış haline geliyor. Çünkü eğer, rakip tür bu davranışı göstermiyor ise, artan rakip popülasyonuna karşı azalan popülasyon negatif bir etki oluşturuyor.
Quaternary International dergisinde yayımlanan makalede, kuzey Hırvatistan’daki bazı kazı alanlarından elde edilen bulgularda (Moula-Guercy, 100.000 yıllık fosiller), Neandertaller’in kendi türlerini kestikleri ve yediklerine dair izlerin bulunduğundan söz ediliyor.
Fransa’da bulunan çocuk Neandertal kemik kalıntıları. Yuvarlak içerisinde kesme izleri gösterilmiş. Telif : M. D. Garralda
Bu senaryo, İspanya , El Sidron’da bulunan kalıntılardaki izlerle de örtüşüyor. Türün yok oluşundan kısa bir zaman önceye ait (yaklaşık 43.000 yıl) olan kemiklerde, kemik iliğine ulaşmak için kırıldıklarına dair izlere rastlandı. Yüksek besin değeri düşünüldüğünde, kemik iliğini çıkarmanın kendi türünden canlılarla beslenmiş olma ihtimalleri kuvvet kazanıyor.
Agusti ve çalışma arkadaşlarına göre, Neandertaller için kanibalizm bir rutin haline gelmiş olabilir, ancak kaynakların azalması muhtemelen onları bu rutine daha çok başvurmaya itmiştir. Kanibalizm davranışı gösteren modern grupların, bu davranışı göstermeyen rakip grupların baskısı altında kaldıklarında popülasyonlarının azalmaya başladığı örneği ile yola çıkan araştırmacılar, yamyamlığa başvuran veya yatkın grupların kurak ve çorak bölgelerde yaşadıklarına dikkatleri çekiyor.
Neandertaller’in yok olmasına dair birçok teori mevcut ve bu teoriler her yeni gün elde edilen bulgularla sınanmaya devam ediyor. Bununla birlikte bahsi geçen çevresel şartların Neandertaller’in yok olduğu zaman aralığı için de benzer şekilde var olduğu kaydedildi.
Bu teorilerin içinde yaygın olarak kabul gören önerme, Buz Devri’nin sonuna doğru değişen iklim ile birlikte Neandertaller’in ılıman hava koşulları ile baş etmekte daha fazla zorlandıklarını öne sürüyor.
Sayılarının azalmasının, anatomik olarak modern insanların Afrika’dan çıkarak büyük kitleler halinde yaşam alanlarına girmesi ile eş zamanlı gerçekleşmesi, kaynak savaşını ve yaşam rekabetini daha ön plana çıkarıyor.
Modern insanlar ile Neandertaller’in farklı yerlerde ve farklı koşullar altında birden fazla kez üremiş olduklarının (interbreding) keşfedilmesi ise hem teorileri zor duruma sokuyor hem de iki türün tarihin belli zamanlarında karşılaşmış olduklarını ve bir anlamda yaşam alanı ve kaynak rekabetini doğruluyor.
Ancak bazı antropologlar, modern insanların aktif biçimde Neandertal gruplarını ve kabilelerini savaşarak yok ettiklerini ve tarihten sildiklerini öne sürüyor. Augusti ve çalışma arkadaşlarının öne sürdüğü senaryo ise, modern insanların kendilerini baskı altına alması ve onlara rakip olmasından önce de , Neandertaller’in sayısının azalmaya başlamış olabileceği üzerinde duruyor.
Tıp fakülteleri üniversiteye girmek isteyen öğrencilerin tercih listesinde ilk sıralardaki yerini koruyor. 2015 ÖSYS’de Merkezi Yerleştirme ile öğrenci alan lisans programlarına yerleşenlerin YGS/LYS testlerinde yaptıkları Net Ortalamalarına göre tıp fakülteleri şöyle sıralandı:
1
HACETTEPE ÜNİ. – (İngilizce)
Devlet
0,12
477,934
166
2
HACETTEPE ÜNİ. – Tıp Fakültesi
Devlet
0,12
476,765
190
3
İST. ÜNİ. – (İngilizce)
Devlet
0,12
475,834
73
4
İST. ÜNİ. – Cerrahpaşa Tıp Fakültesi
Devlet
0,12
467,703
317
5
ANKARA ÜNİ.
Devlet
0,12
464,475
315
6
EGE ÜNİ.
Devlet
0,12
464,301
340
7
İST. ÜNİ. – İstanbul Tıp Fakültesi
Devlet
0,12
462,654
450
8
HACETTEPE ÜNİ. – Kastamonu Tıp Fakültesi
Devlet
0,12
460,625
40
9
MARMARA ÜNİ. – (İngilizce)
Devlet
0,12
459,258
166
10
GAZİ ÜNİ.
Devlet
0,12
458,883
280
11
GAZİ ÜNİ. – (İngilizce)
Devlet
0,12
457,586
100
12
AKDENİZ ÜNİ.
Devlet
0,12
456,109
264
13
YILDIRIM BEYAZIT ÜNİ.
Devlet
0,12
454,894
120
14
SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİ.
Devlet
0,12
454,366
205
15
DOKUZ EYLÜL ÜNİ.
Devlet
0,12
453,872
270
16
SELÇUK ÜNİ.
Devlet
0,12
452,698
145
17
HİTİT ÜNİ.
Devlet
0,12
452,092
25
18
PAMUKKALE ÜNİ.
Devlet
0,12
451,808
179
19
ALANYA ALAADDİN KEYKUBAT ÜNİ.
Devlet
0,12
451,457
60
20
ULUDAĞ ÜNİ.
Devlet
0,12
451,347
274
Vakıf hastanelerinde ise ilk 10 sıra şöyle:
1
ŞİFA ÜNİ. – (Tam Burslu)
Vakıf
0,12
490,392
6
2
KOÇ ÜNİ. – (İngilizce)(Tam Burslu)
Vakıf
0,12
483,565
13
3
BAHÇEŞEHİR ÜNİ. – (İngilizce)(Tam Burslu)
Vakıf
0,12
477,8
7
4
TURGUT ÖZAL ÜNİ. – (Tam Burslu)
Vakıf
0,12
476,783
9
5
BİRUNİ ÜNİ. – (Tam Burslu)
Vakıf
0,12
476,308
6
6
SANKO ÜNİ. – (Tam Burslu)
Vakıf
0,12
476,017
6
7
YEDİTEPE ÜNİ. – (İngilizce)(Tam Burslu)
Vakıf
0,12
474,955
10
8
TOBB EKONOMİ VE TEKN. ÜNİ. – (Tam Burslu)
Vakıf
0,12
474,75
9
9
KOÇ ÜNİ. – (İngilizce)(%50 Burslu)
Vakıf
0,12
474,648
24
10
ŞİFA ÜNİ. – (%50 Burslu)
Vakıf
0,12
474,464
7
Genel sıralama ;
Tıp Fakültesi Bölümü 2015-2016 Taban Puanları ve Başarı Sıralaması ise Şöyle:
ÜNİVERSİTE ADI
BÖLÜMÜN ADI
KON.
YER.
PUAN
TÜRÜ
EN
KÜÇÜK
BAŞARI
SIRASI*
EN
BÜYÜK
Koç Üni.
Tıp Fakültesi (İngilizce) (Tam Burslu)
15
15
MF-3
537,23259
83
570,84603
İstanbul Üni.
Cerrahpaşa Tıp (İngilizce)
77
77
MF-3
521,47222
448
557,94060
Turgut Özal Üni.
Tıp Fakültesi (Tam Burslu)
10
10
MF-3
516,09506
660
547,85218
Şifa Üni.
Tıp Fakültesi (Tam Burslu)
7
7
MF-3
514,15457
742
575,54463
Hacettepe Üni.
Tıp (İngilizce)
175
175
MF-3
513,76847
757
549,79583
Tobb Ekonomi Ve Teknoloji Üni.
Tıp Fakültesi (Tam Burslu)
10
10
MF-3
510,58483
940
538,35075
Bahçeşehir Üni.
Tıp Fakültesi (İngilizce) (Tam Burslu)
7
7
MF-3
508,57995
1.060
525,17193
Yeditepe Üni.
Tıp Fakültesi (İngilizce) (Tam Burslu)
10
10
MF-3
507,86175
1.110
535,17777
Hacettepe Üni.
Tıp
195
195
MF-3
506,13493
1.240
540,73778
İstanbul Üni.
Cerrahpaşa Tıp
328
328
MF-3
500,25967
1.730
526,36262
İstanbul Üni.
İstanbul Tıp
462
462
MF-3
490,82154
2.770
520,37066
Acıbadem Üni.
Tıp Fakültesi (İngilizce) (Tam Burslu)
40
40
MF-3
490,74502
2.780
542,36329
Bezm-i Alem Vakıf Üni.
Tıp Fakültesi (Tam Burslu)
18
18
MF-3
490,26130
2.850
542,66945
Koç Üni.
Tıp Fakültesi (İngilizce) (%50 Burslu)
25
25
MF-3
490,12906
2.860
532,38337
Fatih Üni.
Tıp Fakültesi (Tam Burslu)
10
10
MF-3
489,32994
2.990
514,56916
Ankara Üni.
Tıp Fakültesi
323
323
MF-3
488,93736
3.050
542,95533
Başkent Üni.
Tıp Fakültesi (Tam Burslu)
7
7
MF-3
486,56689
3.380
504,64272
Marmara Üni.
Tıp Fakültesi (İngilizce)
171
171
MF-3
484,57676
3.700
508,29412
Ege Üni.
Tıp Fakültesi
349
349
MF-3
484,17938
3.770
544,94590
İstanbul Medipol Üni.
Tıp Fakültesi (Tam Burslu)
11
11
MF-3
483,86439
3.820
491,77320
Gazi Üni.
Tıp Fakültesi
287
287
MF-3
482,95005
3.980
517,81546
İstanbul Medipol Üni.
Tıp Fakültesi (İngilizce) (Tam Burslu)
10
10
MF-3
481,68571
4.190
500,64506
Gazi Üni.
Tıp Fakültesi (İngilizce)
103
103
MF-3
479,76752
4.530
500,05604
Zirve Üni.
Emine-Bahaeddin Nakıboğlu Tıp Fakültesi (Tam Burslu)
8
8
MF-3
479,78191
4.530
510,46247
Biruni Üni.
Tıp Fakültesi (Tam Burslu)
6
6
MF-3
479,14180
4.630
547,46799
Dokuz Eylül Üni.
Tıp Fakültesi
277
277
MF-3
477,45963
4.940
484,17876
Kto Karatay Üni.
Tıp Fakültesi (Tam Burslu)
6
6
MF-3
477,41895
4.950
529,38804
Mevlana Üni.
Tıp Fakültesi (Tam Burslu)
8
8
MF-3
476,90938
5.040
483,70275
İstanbul Bilim Üni.
Tıp Fakültesi (Tam Burslu)
8
8
MF-3
475,89444
5.230
485,12051
Yıldırım Beyazıt Üni.
Tıp Fakültesi
123
123
MF-3
475,72814
5.260
482,78031
Başkent Üni.
Tıp Fakültesi (%75 Burslu)
7
7
MF-3
475,70399
5.270
482,41957
Bezm-i Alem Vakıf Üni.
Tıp Fakültesi (%50 Burslu)
18
18
MF-3
472,81063
5.930
484,12168
Akdeniz Üni.
Tıp Fakültesi
272
272
MF-3
472,54436
5.980
520,76613
Yüksek İhtisas Üni.
Tıp Fakültesi (Tam Burslu)
5
5
MF-3
472,09102
6.090
491,19215
Hacettepe Üni.
Kastamonu Tıp Fakültesi
41
41
MF-3
471,38685
6.260
501,23933
Gazi Üni.
Tıp Fakültesi (KKTC Uyruklu)
1
1
MF-3
470,84305
6.370
470,84305
İstanbul Medeniyet Üni.
Tıp Fakültesi
123
123
MF-3
470,82738
6.380
483,93758
Başkent Üni.
Tıp Fakültesi (%50 Burslu)
8
8
MF-3
470,73462
6.390
475,68965
Uludağ Üni.
Tıp Fakültesi
282
282
MF-3
470,36204
6.480
503,15517
Hitit Üni.
Tıp Fakültesi
26
26
MF-3
469,78878
6.610
482,07593
Maltepe Üni.
Tıp Fakültesi (İngilizce) (Tam Burslu)
4
4
MF-3
469,38183
6.740
477,35245
Yıldırım Beyazıt Üni.
Tıp Fakültesi (İngilizce)
82
82
MF-3
468,90382
6.860
479,23567
Eskişehir Osmangazi Üni.
Tıp Fakültesi
211
211
MF-3
468,66563
6.920
501,21051
Ufuk Üni.
Tıp Fakültesi (Tam Burslu)
6
6
MF-3
467,21139
7.250
478,73633
Çukurova Üni.
Tıp Fakültesi
267
267
MF-3
466,32290
7.490
505,04830
Maltepe Üni.
Tıp Fakültesi (Tam Burslu)
5
5
MF-3
466,07943
7.550
473,33823
Kocaeli Üni.
Tıp Fakültesi
246
246
MF-3
465,23635
7.750
488,16196
İstanbul Kemerburgaz Üni.
Tıp Fakültesi (İngilizce) (Tam Burslu)
5
5
MF-3
464,72156
7.880
485,42881
İzmir Katip Çelebi Üni.
Tıp Fakültesi
130
130
MF-3
464,04681
8.040
477,30271
Yüksek İhtisas Üni.
Tıp Fakültesi (%75 Burslu)
10
10
MF-3
463,92526
8.080
468,36026
Selçuk Üni.
Tıp Fakültesi
149
149
MF-3
463,51431
8.200
507,35029
Yeni Yüzyıl Üni.
Tıp Fakültesi (Tam Burslu)
5
5
MF-3
463,14591
8.300
470,15173
Tobb Ekonomi Ve Teknoloji Üni.
Tıp Fakültesi (%50 Burslu)
10
10
MF-3
462,99276
8.350
474,02637
Alanya Alaaddin Keykubat Üni.
Tıp Fakültesi
62
62
MF-3
462,66580
8.430
472,20495
Yeditepe Üni.
Tıp Fakültesi (İngilizce) (%50 Burslu)
15
15
MF-3
462,21995
8.540
491,44371
Çukurova Üni.
Tıp Fakültesi (KKTC Uyruklu)
1
1
MF-3
461,94621
8.610
461,94621
İzmir Üni.
Tıp Fakültesi (Tam Burslu)
8
8
MF-3
461,34340
8.790
465,70334
Acıbadem Üni.
Tıp Fakültesi (İngilizce) (%50 Burslu)
30
30
MF-3
461,30714
8.800
487,77474
Erciyes Üni.
Tıp Fakültesi
257
257
MF-3
461,20982
8.830
538,04432
Okan Üni.
Tıp Fakültesi (İngilizce) (Tam Burslu)
6
6
MF-3
460,60156
9.000
466,98875
Ondokuz Mayıs Üni.
Tıp Fakültesi
185
185
MF-3
459,98688
9.190
497,47271
Sakarya Üni.
Tıp Fakültesi
93
93
MF-3
459,53686
9.320
484,69480
Bezm-i Alem Vakıf Üni.
Tıp Fakültesi (%25 Burslu)
18
18
MF-3
458,62076
9.590
472,73774
Necmettin Erbakan Üni.
Meram Tıp Fakültesi
236
236
MF-3
458,34861
9.680
500,52023
Celal Bayar Üni.
Tıp Fakültesi
175
175
MF-3
457,94059
9.800
476,31588
Mersin Üni.
Tıp Fakültesi
211
211
MF-3
457,47045
9.930
502,72958
Yıldırım Beyazıt Üni.
Tıp Fakültesi (KKTC Uyruklu)
1
1
MF-3
455,70501
10.500
455,70501
Pamukkale Üni.
Tıp Fakültesi
185
185
MF-3
455,41921
10.600
483,42098
Çanakkale Onsekiz Mart Üni.
Tıp Fakültesi
123
123
MF-3
455,20936
10.700
480,96785
İnönü Üni.
Tıp Fakültesi
144
144
MF-3
454,78410
10.800
485,94992
Bozok Üni.
Tıp Fakültesi
52
52
MF-3
454,18263
11.000
469,56328
Adnan Menderes Üni.
Tıp Fakültesi
185
185
MF-3
453,59754
11.100
471,21106
Gaziantep Üni.
Tıp Fakültesi
134
134
MF-3
453,83090
11.100
481,93809
Gülhane Askeri Tıp Akademisi
Askeri Tıp Fakültesi (Kız)
16
16
MF-3
453,20657
11.300
476,59795
Ondokuz Mayıs Üni.
Tıp Fakültesi (İngilizce)
62
62
MF-3
452,89488
11.400
490,77638
Sanko Üni.
Tıp Fakültesi (Tam Burslu)
6
6
MF-3
452,88861
11.400
464,00779
Abant İzzet Baysal Üni.
Tıp Fakültesi
123
123
MF-3
452,61188
11.500
506,48087
Trakya Üni.
Tıp Fakültesi
211
211
MF-3
452,43885
11.500
487,19959
Süleyman Demirel Üni.
Tıp Fakültesi
211
211
MF-3
452,30156
11.600
489,29981
Celal Bayar Üni.
Tıp Fakültesi (KKTC Uyruklu)
1
1
MF-3
451,29470
11.900
451,29470
Kırıkkale Üni.
Tıp Fakültesi
129
129
MF-3
450,50656
12.200
468,53168
Muğla Sıtkı Koçman Üni.
Tıp Fakültesi
82
82
MF-3
450,44200
12.200
483,15342
Balıkesir Üni.
Tıp Fakültesi
82
82
MF-3
450,21113
12.300
457,38978
Karadeniz Teknik Üni.
Tıp Fakültesi
205
205
MF-3
449,45071
12.500
487,91420
Afyon Kocatepe Üni.
Tıp Fakültesi
139
139
MF-3
448,72334
12.800
464,80767
Dicle Üni.
Tıp Fakültesi
164
164
MF-3
448,48177
12.800
506,84798
Namık Kemal Üni.
Tıp Fakültesi
103
103
MF-3
448,69090
12.800
472,14490
Kahramanmaraş Sütçü İmam Üni.
Tıp Fakültesi
93
93
MF-3
448,01923
13.000
491,51445
Başkent Üni.
Tıp Fakültesi (Ücretli)
38
38
MF-3
447,36121
13.300
470,23705
Dumlupınar Üni.
Tıp Fakültesi
82
82
MF-3
447,17819
13.300
468,02601
Düzce Üni.
Tıp Fakültesi
113
113
MF-3
446,96441
13.400
463,82216
Recep Tayyip Erdoğan Üni.
Tıp Fakültesi
77
77
MF-3
446,48224
13.500
501,41014
Şifa Üni.
Tıp Fakültesi (%50 Burslu)
7
7
MF-3
446,44938
13.500
511,97888
Atatürk Üni.
Tıp Fakültesi
195
195
MF-3
446,10160
13.700
492,68428
Doğu Akdeniz Üni.
Tıp Fakültesi (İngilizce) (UOLP-Marmara Üniversitesi) (T.C. Vatandaşları) (Tam Burslu)
5
5
MF-3
446,18151
13.700
450,67182
Bülent Ecevit Üni.
Tıp Fakültesi
118
118
MF-3
445,76316
13.800
463,45832
Gaziantep Üni.
Tıp Fakültesi (İngilizce)
52
52
MF-3
445,64086
13.800
453,62200
Cumhuriyet Üni.
Tıp Fakültesi
185
185
MF-3
445,26566
14.000
483,42452
İnönü Üni.
Tıp Fakültesi (İngilizce)
62
62
MF-3
445,09113
14.000
455,86353
Karabük Üni.
Tıp Fakültesi
21
21
MF-3
445,30710
14.000
451,71114
Kto Karatay Üni.
Tıp Fakültesi (%75 Burslu)
9
9
MF-3
445,16664
14.000
464,73503
Fırat Üni.
Tıp Fakültesi
139
139
MF-3
444,93087
14.100
513,70512
Ordu Üni.
Tıp Fakültesi
62
62
MF-3
444,46426
14.300
457,76897
Giresun Üni.
Tıp Fakültesi
52
52
MF-3
443,76507
14.500
453,69254
Gaziosmanpaşa Üni.
Tıp Fakültesi
93
93
MF-3
443,71142
14.600
476,74469
Mustafa Kemal Üni.
Tayfur Ata Sökmen Tıp Fakültesi
164
164
MF-3
443,66322
14.600
456,41211
Atatürk Üni.
Tıp Fakültesi (İngilizce)
62
62
MF-3
443,16057
14.700
499,47831
Erzincan Üni.
Tıp Fakültesi
62
62
MF-3
442,89469
14.800
445,44555
Harran Üni.
Tıp Fakültesi
103
103
MF-3
442,97556
14.800
478,17735
Adıyaman Üni.
Tıp Fakültesi
93
93
MF-3
442,17383
15.100
486,19835
Yüzüncü Yıl Üni.
Tıp Fakültesi
134
134
MF-3
441,38995
15.400
481,93924
Kafkas Üni.
Tıp Fakültesi
62
62
MF-3
441,20149
15.500
442,79639
Zirve Üni.
Emine-Bahaeddin Nakıboğlu Tıp Fakültesi (%50 Burslu)
5
5
MF-3
441,03913
15.500
444,58761
Yakın Doğu Üni.
Tıp Fakültesi (Tam Burslu)
10
10
MF-3
440,78899
15.600
442,62436
Kto Karatay Üni.
Tıp Fakültesi (%50 Burslu)
9
9
MF-3
440,51257
15.700
443,69209
Mevlana Üni.
Tıp Fakültesi (%50 Burslu)
3
3
MF-3
440,29919
15.800
440,57756
Yakın Doğu Üni.
Tıp Fakültesi (İngilizce) (Tam Burslu)
10
10
MF-3
439,72803
16.100
440,71593
Mevlana Üni.
Tıp Fakültesi (%25 Burslu)
3
3
MF-3
439,48257
16.200
439,88135
Zirve Üni.
Emine-Bahaeddin Nakıboğlu Tıp Fakültesi (%25 Burslu)
7
7
MF-3
439,23608
16.300
440,48770
Tobb Ekonomi Ve Teknoloji Üni.
Tıp Fakültesi (Ücretli)
20
20
MF-3
438,13932
16.700
458,99545
Doğu Akdeniz Üni.
Tıp Fakültesi (İngilizce) (UOLP-Marmara Üniversitesi) (T.C. Vatandaşları) (%50 Burslu)
İngilizler hata kendilerinde olsa da olmasa da her şey için özür dilemeleriyle bilinir.
İngiltere’de en çok kullanılan kelime muhtemelen ‘sorry’dir. 1000 kişi ile yapılan bir ankette, bir insanın günde ortalama sekiz kez bu kelimeyi kullandığı, katılanların sekizde birinin ise günde 20 kereye kadar bu kelimeyi kullandığı görüldü.
İngilizler gerçekten de diğer kültürlerden daha mı fazla özür diliyor? Bu ağız alışkanlığının nedeni ne olabilir?
Diğer ülkelerde ne sıklıkta özür dilendiğine dair verileri elde etmek çok da kolay değil. Kanadalıların ve İngilizlerin Amerikalılardan daha fazla özür dilediğine dair bir inanç var; ancak bunu verilerle doğrulayacak bir araştırma yapmak zor.
Bunun yöntemlerinden biri, belli bir senaryoda insanlara nasıl davranacakları sorusunu yöneltmek olabilir. Örneğin yakın zamanlarda İngiltere’de 1600 İngiliz ve 1000 Amerikalı ile yapılan resmi bir araştırmada, hapşırma, başkasının yanlışını düzeltme ve başkasının kendilerine çarpması durumlarında 15 İngiliz ‘özrüne’ karşılık 10 Amerikan özrü duyuluyordu.
Image copyrightAlamy
Fakat araştırmada birinin sözünü kesme durumunda her iki halkın yüzde 75’inin, bir toplantıya geç kalma halinde İngilizlerin yüzde 84’ü, Amerikalıların ise yüzde 74’ünün özür dilediği görüldü.
‘Sorry’ refleksi
Fakat insanlara gerçek yaşamda yaptıkları ile teorik bir durumda ne yapacaklarını sormak aynı sonucu vermeyebilir. Örneğin resmi ankette İngilizlerin yüzde 36’sı, Amerikalıların ise yüzde 24’ü başkasının sakarlığından ötürü özür dileyeceklerini ifade ediyordu.
Fakat sosyal antropolog Kate Fox, Watching the English (İngilizleri Gözlemek) adlı kitabında bu konuda yaptığı deneyi anlatıyor. Fox, İngiltere’nin çeşitli bölgelerinde sokakta yürürken kasıtlı olarak insanlara çarpıp tepkilerini anlamaya çalışmış ve kıyaslama amacıyla başka ülkelerdeki arkadaşlarından da aynı şeyi yapmalarını istemiş.
Fox, çarpan kendileri olmadığı halde İngilizlerin yüzde 80’inin ‘sorry’ dediğini, ama bunun daha çok farkında değilmiş gibi bir ağız alışkanlığıyla söylendiğini, sadece Japonların bu ‘sorry refleksi’nde İngilizlere biraz yaklaştığını belirtiyor.
Diller arasındaki kültürel farklılıkları inceleyen dil uzmanı Edwin Battistella ise İngiliz ve Kanadalıların ‘sorry’ kelimesini sık kullanmakla birlikte onu her zaman gerçekten özür dilemek amacıyla söylemediklerini, empati amacıyla da kullandıklarını belirtiyor.
Negatif kibarlık
İngiliz toplumunda, başkalarının kişisel alanına girmeden ve dikkatleri üzerine çekmeden saygılı davranma tutumu kabul görür. Dil bilimciler bunu “negatif kibarlık” olarak adlandırır. Amerika ise daha arkadaş canlısı ve bir grubun parçası olma isteği sergileyen pozitif kibarlık toplumudur.
Bu nedenle İngilizlerin ‘sorry’ kullanımı dışarıdan insanlara uygun gelmeyebilir. İngilizler tanımadıkları birine bir şey sormak ya da yanlarına oturmak için ‘sorry’ ile yaklaşırlar; çünkü farklı davrandıkları zaman onların kişisel alanlarına girmiş olduklarını düşünürler.
Yersiz kullanılsa bile bu kelimeyle güven verme hali bile söz konusu olabilir. Harvard İşletme Okulu’ndan Alison Wood Brooks’un yaptığı bir deneyde, ABD’de bir aktöre tren istasyonundaki 65 kişiye yaklaşarak telefonlarını ödünç istemesi talimatı verildi.
Image copyrightGetty
Aktör, bunların yarısına “Sorry about the rain” (Yağmur nedeniyle üzgünüm) gibi bir cümleyle yaklaştığında yabancıların yüzde 47’si telefon isteğini geri çevirmezken, doğrudan istediğinde sadece yüzde 9’u telefonunu vermişti.
Yağmur nedeniyle özür dilemenin, karşıdakinin perspektifinden duruma empatiyle bakma halini gösterdiği için işe yaradığı sonucuna varıldı.
Sadece İngilizlerin değil, kadınların da sık özür diledikleri belirtiliyor. Ancak yapılan deneylerde bunun, erkeklerin daha az durumda özür dilenmesi gerektiğine inanmalarından kaynaklandığı gösteriyor.
Zayıflık belirtisi mi?
Peki karşıdaki insandan gerçekten özür dilememiz gereken durumlarda ne oluyor? Gururu bir kenara itip özür diliyor muyuz, yoksa onu zayıflık belirtisi olarak mı görüyoruz?
Brooks, insanların özür dilemeyi, hatalı davranılan tarafla empati kurma çabasından ziyade sorumluluğu kabul etmek anlamında algılayıp kaygılandığını belirtiyor. “Oysa özür, karşıdaki insanın duygularına hitap eder ve ters tepmesi pek mümkün değildir; tersine güveni artırır” diyor.
Uzmanlar nasıl özür dilenmesi gerektiği konusunda ise şuna dikkat çekiyor: Hangi davranışın yanlış olduğunu dillendirmek ve gelecekte farklı davranılacağını ifade etmek.
Peki, kaç kez özür dilemek daha etkili? Uzmanlar, küçük şeyler için bir kez yetse de, daha büyük hatalar için iki kez özür kelimesini tekrarlamanın, pişmanlığı ifade etme ve güveni tesis edip hoşlanma duygusunu artırma bakımından etkili olduğunu belirtiliyor.
Fox, İngilizler açısından ise bunu iki katına çıkarmak gerektiği kanısında. “Bir tek ‘sorry’ özür sayılmaz; onu tekrar etmek ve birçok başka sıfatla süslemek gerekir.”
Yağmur yağdığı için özür dilemeyi de unutmamalı bu arada!
Alison Wood Brooks , Hengchen Dai , and Maurice E. Schweitzer I’m Sorry About the Rain! Superfluous Apologies Demonstrate Empathic Concern and Increase Trust Social Psychological and Personality Science 00(0) 1-8 ª The Author(s) 2013 Reprints and permission: sagepub.com/journalsPermissions.nav DOI: 10.1177/1948550613506122
Beynimiz, iyi sunulan bir hikayede ufak ayrıntı olarak algıladığı bazı olguları göz ardı edip yalanlara kolaylıkla kapıları aralayabiliyor.
İnsanın kolay kandırılabilir olmasına en iyi örneklerden biri, 2000 yılı başında yayılan et yiyen muz hikayesiydi. Zincirleme bir halde yayılan e-postalar, ithal edilen muzların “nekrotizan fasit” (et yiyen bakteri hastalığı) yaydığını iddia ediyordu. Buna göre, ithal muz yiyen insanlarda görülen bu hastalık, vücutta mor yumruların oluşmasına ve etin çürüyüp dökülmesine neden oluyordu.
Yayılan mesajlar ayrıca, paniği önlemek için ABD’de yetkili kurumların olayın üstünü kapatmaya çalıştığını bildiriyordu.
Bu söylentilerde hiç gerçek payı yoktu; ama öyle yayılmıştı ki yetkililer açıklama yaparak yalanlama ihtiyacı duymuştu.
Ama bu da işe yaramadı; tersine, söylentileri daha da körükledi. Gerçekler öylesine çarpıtılmıştı ki yalanlayan kurumlar bu iddiaların kaynağı gibi dolaşıma sokulmuştu yeniden.
Analiz değil, sezgi
Bu olaya bugün saçma bir şehir efsanesi diyerek gülüp geçebiliriz. Ama mantık süzgecimizdeki aynı çatlaklar daha tehlikeli düşüncelerin yayılmasına meydan verebiliyor.
Peki, aksi yönde kanıt olmasına rağmen neden bu kadar çok yanlış inanç ısrarla devam ediyor? Onları yalanlama çabaları neden o iddiaları daha da körüklüyor?
Bunun zekayla ilgisinin olmadığı, en zeki insanların bile bu tuzağa düşebileceği belirtiliyor.
Fakat son zamanlarda yapılan psikolojik araştırmalar, bazı söylentilerin beynin süzgecinden ne kadar kolay sızdığını göstererek konuyu bir miktar aydınlatıyor.
Bir açıklamaya göre, insanlar “bilişsel olarak cimridir”; yani beynimiz analizden çok sezgilerini kullanır.
Basit bir örnek verelim. Şu soruları hızla cevaplandırın:
“Musa Peygamber gemisine her hayvandan kaç çift almıştır?” “Margaret Thatcher hangi ülkenin başkanıdır?”
Açıkça yanlışlıkları tespit etmeleri söylendiği halde katılımcıların yüzde 10’u ila 50’sinin söz konusu peygamberin Nuh, Thatcher’in da başkan değil başbakan olduğu gerçeğini gözden kaçırdığı görüldü.
“Musa yanılsaması” olarak ifade edilen bu dalgınlık, bir ifadedeki ayrıntıları ne kadar kolay gözden kaçırabileceğimizi, spesifik bilgi yerine genel özete yoğunlaştığımızı gösteriyor.
Belirleyici 5 soru
Güney California Üniversitesi’nden Eryn Newman sezgisel tepkilerimizin beş temel soru etrafında döndüğünü söylüyor:
Bilgi güvenilir bir kaynaktan mı?
Başkaları inanıyor mu?
Destekleyecek çok sayıda kanıt var mı?
İnandığım şeyle uyumlu mu?
İyi bir hikaye içeriyor mu?
Bu konulara yönelik tepkilerimiz, gerçekle ilgisi olmayan küçük ve alakasız ayrıntılarla yönlendirilebiliyor.
Birinci ve ikinci soruları ele alırsak: Tanıdığımız insanlara daha fazla güveniriz; yani bir yüzü ne kadar sık görürsek onun söylediklerine daha kolay inanırız.
Newman, bu insanların uzman olmamasını, söylediklerinin ne kadar doğru olduğuna dair değerlendirmemizde hesaba bile katmadığımızı söylüyor.
Üstelik bir düşünceyi ne kadar insanın desteklediğine dair çetele tutamadığımız için, onu tekrar eden kişi haber programlarında defalarca karşımıza çıktığında, o fikrin olduğundan daha fazla popüler olduğu yanılsamasına kapılır, sonunda onu doğru olarak kabul ederiz.
Hikayenin akıcılığı
Bir de hikayenin “bilişsel akıcılığı”, insanın hayalinde canlandırmasının kolaylığı önemlidir.
İddia, bildiklerinizle alakalı olmalı, akılda kalıcı sözler içermeli ve inançlarınızı pekiştirici olmalıdır.
Bir iddiayı düzgün bir sunumla ifade etmek bilişsel akıcılığını artıracak, bu ise o iddiayı daha inandırıcı kılacaktır.
Image captionİngiliz doktor Andrew Wakefield, araştırma sonuçlarıyla oynayarak kızamık aşısı ile otizm arasında yanlış bir bağlantı kurup yaydığı için doktorluktan men edilmişti.
Bu veriler ışığında ithal muzla ilgili iddialara baktığımızda neden bu kadar kolay yayıldığını anlayabiliriz.
Öncelikle bu e-postalar tanıdığımız, güvendiğimiz insanlardan geliyor. İddianın kendisi hayalde canlandırılabilecek türden bilişsel akıcılık içeriyor. Üstelik yetkili kurumlara güvenmiyorsanız örtbas etme iddiasına inanmanız da kendi dünya görüşünüzü doğruladığı için daha kolay olacaktır.
Deneyler gösteriyor ki, bir iddiaya karşı kanıt sunmak kişinin görüşünü daha da güçlendiriyor. Bu yüzden yetkili kurumun muz iddiasını yalanlaması ters etki yaratmıştı.
Newman, sorunun kusurlu hafızamızdan kaynaklandığını söylüyor. Yani hafızamız mükemmel değil; boşlukları kendimiz dolduruyor ve bilgi yitimine uğruyoruz.
Çözüm ne?
Neyse ki yanlış bilgiyi düzeltip doğruyu hakim kılmanın yolları var. Öncelikle, yanlış olan orijinal hikayeyi tekrarlamamak, onun çürütülmesiyle kişilerin zihinsel modellerinde ortaya çıkacak çatlakları doldurmak için alternatifler bulmak gerekir.
Örneğin, “Ay peynirden oluşmuyor” dendiğinde o inançtan vazgeçmeniz zordur; ama “Ay peynirden değil, kayalardan oluşuyor” dense, Ay’ın neye benzediğine dair bir fikriniz olacaktır hala.
Başka bir örneği de kızamık-kızıl ve kabakulak karma aşısının otizme yol açtığına dair korkular üzerinden verecek olursak: Anlatımımızı, bu iddiaları doğrudan yalanlayan ve korkuyu daha da pekiştirecek olan klasik bir yönteme dayandırmak yerine, bu korkulara yol açan bilimsel sahtekarlıkların deşifre edilmesi üzerinde kurgularsak daha başarılı olur.
Bunu yaparken net bir dil, güçlü görseller ve iyi bir sunumla akıcılığı güçlü kılmak gerekir. Ayrıca mesajın kısa ama sık olarak tekrarlanması rahat ve aşina bir ortam yaratmış olacak ve kamuoyu inancı tersine çevrilebilecektir.
Bütün bunların farkında olmak, günlük yaşantımızda yanlış bilgiye karşı temkinli olmayı sağlayacaktır.
Andrea N. Eslick and Elizabeth J. Marsh Duke University, Durham, NC, USA, Memory and the Moses illusion: Failures to detect contradictions with stored knowledge yield negative memorial consequences MEMORY, 2010, 18 (6), 670″678 DOI:10.1080/09658211.2010.501558
Norbert Schwarz Eryn Newman Eryn Newman William D. Leach William D. Leach, Making The Truth Stick and The Myths Fade: Lessons from CognitivePsychology Behavioral Science and Policy 01/2016;
Norbert Schwarz Lawrence J. Sanna Ian Skurnik Carolyn Yoon METACOGNITIVE EXPERIENCES AND THE INTRICACIES OF SETTING PEOPLE STRAIGHT: IMPLICATIONS FOR DEBIASING AND PUBLIC INFORMATION CAMPAIGNS ADVANCES IN EXPERIMENTAL , Elsevier Inc. SOCIAL PSYCHOLOGY, VOL. 39 DOI: 10.1016/S0065-2601(06)39003-X
Kurdele çiçeği uzun ve güzel yapraklarıyla bulunduğu ortama farklı bir hava katar. Doğada birçok çeşidi vardır. Ev, ofis ve işyerleri gibi yaşam alanlarımızı süsleyen bitkilerdir. Uzun ömürlü ve dayanıklıdır.
Kurdele çiçeği direk gün ışığına maruz kalmamalıdır. Aydınlık yerleri sever. Gün ışığı aldığı yöne doğru eğilim gösterebilir. Gün ışığı almayan yönü belirli aralıklarla gün ışığına çevirilmelidir.Böylece çiçeğin bir yöne doğru eğilimi engellenebilir.
Kurdele çiçeği az ışık aldığı zaman yeteri kadar beslenemez bunun için yapraklarında solma ve kararma meydana gelir.
Kurdele çiçeği, yazın haftada en az 2 kere, kış aylarında ise haftada 1 kere saksı üstten sulanmalıdır. Suyun tüm toprağa ulaşması gerekmektedir. Yazın sulama tekniğinde Pazartesi ve Perşembe günleri tercih edilebilir. Kışın ise sulama tekniğinde Pazartesi günleri tercih edilebilir. Sulama esnasında kullanılan su kabı ölçeği hep aynı olmalı ve çiçeğe dökülen su saksının dibinde en fazla akşam sulamış isek, sabahleyin tabakda biriken su dökülmelidir. Böylelikle bitkinin toprağında koku ve haşerelerin oluşmasına engel olunacaktır.Sulamada temel kural bitkinin toprağı kurudukça su verilmeli, toprağının kuru yada sulu olduğunu anlamamız için, toprağına parmağımızı batırarak kuru veya ıslak olduğunu anlayabiliriz. Islak ise bitkimiz topraktaki suyu henüz bitirememiş olduğundan sulamamızı bir sonraki sulama gününe bırakmalıyız.
Kurdele çiçeği rüzgar akımı alan yerlerden uzak tutulmalıdır. Kış aylarında çiçeğin bulunduğu ortam sıcaklığı 14 ile 15 derecenin altına düşmemelidir. Rüzgar çiçeğimizi salladığı için bitkinin sapında oynamalar ve toprağın köküne hava akımın girmesine sebep vermektedir. Buda çiçeğimizin ömrünü azalttığı gibi çiçeklerin yapraklarında sararma ve çiçeklerinde solmalara sebep verir. Örneğin : Kapı ağzı ve pencere gibi açılan ve rüzgar alan yerlerden çiçekler kesinlikle uzak tutulmalıdır.
Kurdele çiçeği dallarının üzerindeki çiçekler solup geçtikten sonra bitkimizin bir daha çiçek açması için solan yaprakları kesilerek budanmalı ve kesilen bölgenin içine hava akımının girmesine engel olmak için, üzeri kapatılmalıdır. Örnek: Soğuk silikon, mum yada yakıcı olmayan yapışkanlarla kapatılabilir.
Kurdele çiçeğinin toprak değişimi çiçeğimizin durumuna bağlı olarak 2 yılda bir kere sıcak ayların başlangıcı olan Nisan ayında yapılmalıdır. Toprak seçiminde humuslu ve lifli toprak kullanmak gelişimini iyi yönde etkiler. Toprak değiştirirken dikkat edilmesi gereken husus, değiştirmek istediğiniz çiçeğin saksısının en fazla bir numara büyüğüne dikilmelidir.
Kurdele çiçeğimize, vitamin kullanırken dikkat edilmesi gereken husus, çiçeğimiz yaprakları ve çiçekleri sağlıklı ise bu dönem içerisinde vitamin kullanmak zorunda değiliğiz. Çiçeğimizin çiçekleri solmuş ve budamasını yapmış isek bu dönemde bitkimizin hem çiçek açması hemde gelişmesi için seralar ve mağazalarda satılan çiçek vitaminlerini kullanma koşullarına uyarak bitkimize besin desteği verebiliriz. Örnek: Genelde besinler 1LT suya bir kapak ölçeğinde vitamin dökülür, iyicene karıştırılan suyla vitamin bulunduğu ortamdaki çiçeklere sulamadaki standart ölçeğimizle ilaçlı suyu bitkilerimize onbeş günde bir yada ayda bir uygulayabiliriz.
Kurdele çiçeklerimizin yaşam alanlarımızda bulunmasını istiyor ama koyacağımız ortam gün ışığından uzak kalıyor ise bitkilerimizin yapraklarının dökülmesine, çiçeklerinin de açmasına ve sağlıklı kalması için bizlerin bitkilerimize yardımcı olmamız gerekir. Bunun için çiçeklerimizi doğal ortamlarına uygun hale getirmek ve ışık alması için üstünden aydınlatıcılarla destekleyebiliriz. Saksı çiçeklerinin büyük bir bölümü aydınlığı sever, bu gün ışığı olmalı, olmayan bölgelerde ise, aydınlatıcılar ile desteklenmeli. Karanlıkta kalan bitkiler yapraklarını döker, sararmalar ve solmalar oluşur. Daha az ışık alan bitkilere, daha az su verilmelidir.
1 – Bitkinin aşırı derecede sulanması
2 – Bitkimizin saksı deliklerinin kapalı olması ve suyun deliklerden tabağına çıkmaması
3 – Hastalanmış bitkinin diğer bitkilere yakın olması
4 – Toprağının kalitesiz olması veya vitaminin yetersiz kalması
5 – Bitkimizin yapraklarında oluşan hastalıklar ve mantarlar Sinek, solucan veya yapışkan gibi pamuksu hastalıklar bitkimize zarar vermektedir.
Bu gibi hastalıkları ve haşereleri bitkimizde gördüğümüzde, ziraat ilaçları satan firmalardan bitkimizden bir yaprak veya toprak götürerek oluşan hastalıkları göre ona uygun ilaçları alıp kullanma klavuzuna uyarak kullanınız.
Kurdele çiçeğinin çoğaltılması bitkinin köklerinden ayırma yöntemiyle olur. Bitki köklerinden ayrılıp ufak bir saksıya dikilip sulama ve bakımına devam edilmelidir.
Avustralya’nın kuzeydoğusunda ve Yeni Zelanda’nın kuzeyinde kalan takım adaları ve de Fiji, Salomon Adaları, Vanuatu, Yeni Kaledonya, Papua Yeni Gine gibi ülkeleri kapsayan bölge Melanezya adı ile bilinmektedir. Bölgenin yerlileri olan Melanezyalı’ların bu takım adalara nasıl yerleştikleri, bu kısıtlı habitatlarda ve kapalı ekosistemlerde yaşamlarını nasıl devam ettirdikleri uzunca bir süredir bilimin de konusu olagelmiştir.
Dokuz ayrı araştırma enstitüsü ve üniversitenin dahil olduğu yeni bir araştırmada (Vernot et. al, 2016) 1523 insandan alınan DNA’lar analiz edildi ve verileri karşılaştırıldı. Geçtiğimiz yıl içinde yayımlanan bir araştırmada da tespit edildiği gibi, modern Avrasyalı bireylerin genomunda Neandertal DNA sekansları (dizileri) bulunduğu biliniyor.
Buna karşılık, bir karşılaştırma yapıldığında insan atalarının Neandertaller ile hibridize olduğu (çiftleşerek ürediği) ancak hem Neandertaller hem de Denisovan insanları ile hibrid olan insan atalarına dair verilerin eksik olduğu görülüyordu. Bunun üzerine bir yaklaşım geliştiren paleontologlar, arkaik hominin atalarından (bu araştırma için birbiri ile kuzen olan insan ataları kastediliyor) kalıtılmış olan DNA dizilerini tespit etmeye girişti.
Araştırmada kullanılan DNA’lar, içinde 35 Melanezyalı genomunda bulunduğu 1523 adet (coğrafi olarak birbirinden ayrı bölgelerde yaşayan) bireyden elde edildi ve bu DNA’lar tüm genom dizisine bakılarak incelendi.
DNA’larının alındığı bireylerin yaşadıkları coğrafi konumlar ve Melanezya bölgesi adaları .
TÜm detayları, grafikleri ve haritaları ile Science dergisinde yayımlanan araştırmada yapılan teknik incelemelerin sonunda 1.34 Gb (milyar baz) Neandertal ve 303 Mb (milyon -mega- baz) Denisovan genomu dizisi elde edildi. Bu verilere ve arkaik sekanslara dayanarak, Afrika dışı farklı popülasyonlarda birçok kez gerçekleşmiş olması muhtemel olan Neandertal karışımı (hibridizasyonu) haritalandı.
Böylelikle genom üzerindeki arkaik sekansların önemli ölçüde silindiği ve/veya yok olduğu bölgeler de tespit edilerek, davranışsal çıkarımlar ve adaptif geri melezleme işaretleri karakterize edildi.
Benjamin Vernot, Serena Tucci, Janet Kelso, Joshua G. Schraiber , Aaron B. Wolf, Rachel M. Gittelman, Michael Dannemann, Steffi Grote, Rajiv C. McCoy, Heather Norton, Laura B. Scheinfeldt, David A. Merriwether, George Koki, Jonathan S. Friedlaender, Jon Wakefield, Svante Pääbo, Joshua M. Akey, Excavating Neandertal and Denisovan DNA from the genomes of Melanesian individuals, Science 17 Mar 2016: DOI: 10.1126/science.aad9416
Bir lokantaya gidip domates soslu bir makarnaya veya mevsim salatasına çok para ödediğiniz, ancak gayet halinizden memnun bir şekilde oradan ayrıldığınız olmuştur. Yapılan araştırmalar lokantaların yemekleri daha pahalıya satmak için bazı psikolojik hilelere başvurduğunu gösteriyor.
Cornell Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre, bir menüde yemeğin anlatımı ne kadar detaylıysa yemek, müşterilere daha ucuz ve verdikleri parayı hak ediyormuş gibi geliyor.
Lokantaların kullandığı bir başka hile, pahalı yemekleri menünün üst kısmına sıralamak ve böylece müşterilere menünün alt kısmında olan yemeklerin daha ucuz olduğunu düşündürmek. Örneğin, yine Cornell Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada, aynı yemek müşterilere 8$ ve 4$’a satıldı. Araştırmanın sonucunda 8$ ödeyen müşterilerin %11’inin yemeği daha lezzetli bulduğu görüldü.
Lokantalarda çalışanların özel yemekleri sözlü olarak anlattığına denk gelmişsinizdir. Bu da işletmecilerin kullandıkları bir başka hile. Çünkü bu şekilde, özel bir yemek yemek isteyen müşteri, yemeğin fiyatıyla ilgileniyormuş gibi görünmeyi tercih etmiyor.
David R. Just, Özge Sığırcı, Brian Wansink. Lower Buffet Prices Lead to Less Taste Satisfaction. Journal of Sensory Studies, 2014; DOI:10.1111/joss.12117
Wansink, Brian, James Painter, and Koert van Ittersum (2001), “Descriptive Menu Labels’ Effect on Sales,” Cornell hotel and Restaurant Administration Quarterly, (December 42:4,68-72.
Yorum yazabilmek için oturum açmalısınız.