Öğrenme Kabiliyetine Sahip İlk Tek Hücreli Organizma Keşfedildi

Bilim insanları ilk kez sinir sisteminden yoksun bir organizmanın öğrenebilme kabiliyetine sahip olabileceğini gösterdi. Toulouse III Üniversitesi, Centre de Recherches sur la Cognition Animale merkezinden bir ekip tarafından yapılan araştırmada tek hücreli Physarum polycephalum organizmanın , bir çeşit öğrenme kabiliyeti olan habituasyona(alışma davranışı) sahip olduğunu gösterdi. Bu keşif sayesinde evrimdeki öğrenme kabiliyetinin köklerine ışık tutularak, ilk sinir sistemi ve beynin görülmesinden önceki oluşumlar incelenebilecek. Ayrıca bu çalışma virüsler ve bakteriler gibi çok basit organizmaların öğrenme kapasitelerine ilişkin yeni soru işaretleri doğurdu. Bulgular 27 Nisan’da Proceedings of the Royal Society B dergisinde yayınlandı.

Öğrenme kabiliyeti ve hafıza hayvanlar aleminde anahtar bileşenlerdi. Hayvanların tecrübe etmeleri ve adaptasyon davranışı, hayvanların potansiyel tehlikelere ve dalgalanmalara karşı hayatta kalabilmeleri için oldukça önemlidir. Genelde bu kabiliyet beyni ve sinir sistemi olan organizmalara bahşedilmiştir. Buna rağmen,  tek hücreli canlılar değişime adapte olma ihtiyacı duyarlar. Peki öğrenme kabiliyeti sergileyebilirler mi?

Bakteriler önemli ölçüde adapte olabilirler fakat bu birkaç nesil boyunca gelişim ve evrim gerektirir. İşte biyologlardan oluşan bir ekip tek hücreli bir organizmanın öğrenebileceğine dair bir kanıt aradı . Araştırmacılar dev bir tek hücreli küf(cıvık mantar), Physarum polycephalum’u seçti. Bu dev hücre gölgeli , soğuk alanlarda [1] bazı kabiliyetleri olduğunu kanıtladı. Tuzaklardan kaçınma, bulmaca çözme ve beslenmesini optimize etme[2] ,  gibi özellikleri olsa da bugüne kadar öğrenebilme kabiliyeti hakkında çok az şey biliniyordu.

9 günlük deneyde farklı küf gruplarını acı ama zararsız maddeleri geçereek besin kaynağına ulaşması incelendi. İki gruptan biri kinin veya kafein emdirilmiş köprülerle karşılaşırken, diğer kontrol grubunun karşılaştığı köprüde madde emdirilmemişti. Başlangıçta acı maddelere doğru ilerlemekte isteksiz olan küf sonra bunun zararsız olduğu fark etti ve hızla köprüyü geçti, 6 gün sonra kontrol grubu gibi ile aynı şekilde davranış göstermeye başladı. Hücre maddenin zararsız olduğunu anlayarak maddeden korkmamayı öğrendi ve habituasyon fenomenini gerçekleştirdi. Acı maddeye maruziyetinin geçmesinden 2 gün sonra ise, protist tekrar güvenmeme davranışına döndü. Ayrıca bu tek hücreli canlı kafeine alıştığından kinine tekrar güvenmeme davranışı gösterdi. Bu da habituasyonun belli bir maddeye karşı spesifik olduğunu gösteriyor.

Habituasyon ilk öğrenme formlarından biridir ve deniz salyangozunda[3] karakterize edilmiştir. Öğrenme formu bütün canlılarda olsa da, daha önce nöral olmayan bir canlıda gözlenmedi. Bu cıvık mantar türü, 500 milyon yıl önce oluşmuş bitki,mantar ve hayvanların uzak kuzeni ve öğrenmenin kökenin gelişimini anlamada önem taşıyor. Ayrıca bu çalışma sayesinde, bakteri ve virüsler gibi basit organizmalarda öğrenme tipleri çalışabilecek.

Kaynak :

[1] This single cell, which contains thousands of nuclei, can cover an area of around a square meter and moves within its environment at speeds that can reach 5 cm per hour. [2] See “Even single-celled organisms feed themselves in a ‘smart’ manner.”https://www.sciencedaily.com/releases/2010/02/100210164712.htm [3] Mild tactile stimulation of the animal’s siphon normally causes the defensive reflex of withdrawing the branchiae. If the harmless tactile stimulation is repeated, this reflex diminishes and finally disappears, thus indicating habituation.

Araştırma Referansı : Romain P. Boisseau, David Vogel, Audrey Dussutour. Habituation in non-neural organisms: evidence from slime moulds. Proceedings of the Royal Society B: Biological Sciences, 2016; 283 (1829): 20160446 DOI: 10.1098/rspb.2016.0446

Yan Pozisyonda Yatmak Beyindeki Karmaşayı Temizleyebilir

Sırtüstü ya da yüzükoyun yatmaktan ziyade herhangi bir yanınız üzerine yatmak beyninizi temizlemenin en iyi yolu olabilir. Hatta bu yatış şekli; Alzheimer, Parkinson ve diğer nörolojik hastalıklara yakalanma riskinizi de azaltıyor.

Araştırmacılar, beyindeki zararlı kimyasal çözünenleri ve diğer atıkları temizleyen kompleks bir sistem olanglymphatic yolu görüntülemek için dinamik kontrast manyetik rezonans görüntülemeyi (MRI) kullandılar.

Yanal (lateral) bir yatış pozisyonu beyinden atıkları etkili bir biçimde atabilmenin en iyi pozisyonu. Aynı zamanda bu yatış şekli insanlar ve diğer birçok hayvanda en yaygın görülen uyuma biçimi. Beyindeki atık kimyasallardaki artış Alzheimer ve diğer nörolojik vakaların ortaya çıkmasına sebep olabilir.

Araştırmacılar; yıllardır kemirgen modellerindeki glymphatic yolu gözlemlemek için dinamik kontrast MRI tekniğini kullanıyorlardı. Bu method, beyin-omurilik sıvısının beyin boyunca filtrelendiği ve atıkları temizlemek içininterstisyel sıvı ile değiştirildiği yer olan glymphatic yolu tanımlama ve belirlemeye yardımcı oluyor –tıpkı organlardan atıkları temizleyen vücudun lenf sistemi gibi–.

Vücut Duruşu ve Uyku Kalitesi

Uyku anı, glymphatic yolun en etkin olduğu andır. Beyin atıkları; artış görüldüğünde beynin işlemlemesini olumsuz olarak etkileyen amiloyit β (beta) ve tau proteinlerini içerir.

Journal of Neuroscience ‘da yayımlanan yeni bir çalışmada, araştırmacılar; anestezi uygulanan kemirgenlerin beyinlerindeki beyin omurilik sıvısı ve interstisyel sıvı değişim oranını ölçmek için dinamik kontrast MRI methodunun yanı sıra kinetik modelleme kullandılar. Böylece uyuşturulmuş kemirgenlerin üç pozisyondaki –yanal (lateral), yüzükoyun ve sırtüstü– beyinleri görüntülendi.

Stony Brook University School of Medicine ‘dan Radyoloji ve Anestezioloji profesörü Helene Benveniste:

“Analizler tutarlı bir biçimde; sırtüstü ve yüzükoyun pozisyonlarına kıyasla glymphatic taşımanın en etkin anının yanal pozisyonda olduğunu gösterdi” diyor.

En Popüler Pozisyon

Benveniste ve makale baş yazarı Yard. Doç. Hedok Lee deneyler için güvenli vücut pozisyonlarını geliştirirken, University of Rochester’dan araştırmacılar ise MRI verilerini doğrulamak için floresan mikroskobu ve radyoaktif izleyiciler kullandı ve beyinden amiloyit temizlenmesinde vücut duruşunun etkisini ölçtüler.

Araştırmacılar; ilginç bir biçimde yanal yatış pozisyonunun insanlarda ve diğer hayvanlarda –hatta vahşi doğada bile– en yaygın görülen uyku biçimi olduğunu belirtiyorlar. Görünen o ki; uyandığımızda metabolik atıklardan temizlenmiş bir beyne sahip olmak için yanal yatış pozisyonuna adapte olmuşuz.

Öte yandan çalışma; uykunun ayrı bir biyolojik görevine dair de daha fazla destek sağlıyor. Bunamanın birçok türü, uykuya dalmakta yaşanan güçlükleri de uyku rahatsızlıklarıyla ilişkilidir.

Araştırmacılar böylesi uyku bozukluklarının Alzheimer hastalığındaki hafıza kaybını hızlandırabileceğini, dolayısıyla da elde edilen bu yeni bulguların; uyku pozisyonunun da önemli olduğunu gösterdiğini söylüyorlar.


Çalışmanın Makalesi (İleri Okuma):

  1. Bilimfili,
  2. Hedok Lee, Lulu Xie, Mei Yu, Hongyi Kang, Tian Feng, Rashid Deane, Jean Logan, Maiken Nedergaard, and Helene Benveniste The Effect of Body Posture on Brain Glymphatic Transport The Journal of Neuroscience, 5 August 2015, 35(31): 11034-11044; DOI: 10.1523/JNEUROSCI.1625-15.2015

Sarkazm, Yaratıcı Düşünmeye Teşvik Ediyor

“Sarkazm, kıvrak zekânın en düşük biçimidir ancak zekânın yüksek biçimidir.” diyor Oscar Wilde. Fakat herkes Oscar Wilde ile aynı görüşü paylaşmıyor. İletişim uzmanları ve evlilik danışmanları bu tür ifadelerden kaçınmamız gerektiği noktasında hem fikirler. Sebebi ise basit: Sarkazm, başkalarına ve ilişkilere zarar verebilecek aşağılayıcı bir zehir taşır. Doğası gereği de, çatışmaya davet çıkarır.

Sarkazm, ifadenin ilk anlamı ile amaçlanan anlamı arasında çelişkiler yaratmak ve çelişkileri göstermeyi içerir. Bir bakıma, ironinin konuşma biçimidir diyebiliriz. Yani kişiye aslında olmayan şeyi söyleme olanağı tanır ve genellikle mizahi reddetme biçimi olarak ya da aşağılama şeklinde kullanırız. Örneğin; Facebook’ta dolaşırken patronuna yakalanan bir çalışana; patronunun hafifçe sırtına vurarak ,“Bu kadar fazla çalışma” demesi gibi.

Ancak davranış bilimciler; sarkazmın beklenmedik bir psikolojik sonuca sebep olabileceği bulgusuna eriştiler: Yaratıcılıkta artış. Esasen, sarkazm kullanmanın hem sarkazma maruz kalan hem de yapan tarafında yaratcılığı geliştirdiği sonucuna ulaşıldı. Araştırmaya göre; rahatsız edici ifadelerden tamamen kaçınarak hassasça ve aşırıya kaçmadan akıllıca iğnelemeler kullanmak yaratıcılığı canlandırabiliyor.

“Demek İstemediğiniz” Şeyi Söylemek

1997 yılında yapılan bir çalışmada, 32 katılımcıya çeşitli senaryolar okutuldu. Örneğin; bir kişi olumsuz olarak görülen –sigara kullanmak gibi– bir davranışı yapıyor ve ikinci bir kişi ilk kişinin bu davranışına dair ya gerçek anlamıyla (‘Görüyorum ki; ciğer sağlığını pek umursamıyorsun’) ya da sarkastik biçimde (‘Görüyorum ki; ciğer sağlığını çok umursuyorsun’) yorumunda bulunuyor. Tutarlı bir biçimde, katılımcıların çoğunluğu sarkastik ifadeyi gerçek ifadelerden daha kınayıcı ve ayıplayıcı olarak oyladılar.

2000 yılında University of Western Ontario ‘dan araştırmacılar; 66 öğrenciden, hikayedeki kişinin değerlendirmesini –kritik yorumu yapan kişinin bakış açısını ya da bu yorumu alan kişinin bakış açısını– hayal ederek bir senaryoyu okumalarını istediler. Her ne kadar bu yorumların konuşmacı ve dinleyici arasındaki  ilişkiyi nasıl etkilediğine dair bazı anlaşmazlıklar olsa da, bakış açılarını değerlendirmek; kişinin niyetini (alay ya da provokatif) anlama yönünden kimsenin kavrayışını değiştirmedi.

Ve 2005 yılında University of Illinois’ten psikologların yürüttüğü bir çalışmaya göre ise; sarkazmlar, kolaylıkla yanlış yorumlanabilir, özellikle de elektronik iletişim ortamında. Araştırma ekibi, üniversite öğrencilerine yarısı sarkastik yarısı ciddi olan bir dizi cümleler sundular. Bazı öğrenciler mesajları mail yoluyla alırken, diğerleri de ses kaydışeklinde dinlediler. Yapılan değerlendirmeler sonucunda ses kaydıyla mesajın alıcıya daha tutarlı biçimde iletildiği görüldü.

Sözlü İroni !

2015 yılında, araştırmacılar sarkazmın bu olumsuz tablosuna dair iyi bir şey keşfetiler. Yapılan bir çalışmada, 56 katılımcıdan kısa bir konuşmanın sarkastik mi, ciddi mi yoksa nötr mü olduğunu seçmeleri ve sonrasında bu konuşmayı konuşmadan haberi olmayan bir başka kişiyle yapacakları sohbete yerleştirmeleri istendi.

Katılımcılar bu diyoloğu sahnelediklerinden hemen sonra, araştırma ekibi katılımcılara kendi yaratıcılıklarını test eden bir ölçek sundular.

Şaşırtıcı olmayan bir biçimde, sarkazma maruz kalan katılımcılar diğer gruplarlara kıyasla kendilerini kişiler arası daha çatışmacı olarak ifade ettiler. Daha da ilginci, sarkastik konuşmalarda bulunan kişilerin (hem sarkazm yapan hem de sarkazma maruz kalan) yaratıcılık testinde daha başarılı sonuçlar elde ettiler.

Sözlü ironi neden yaratıcılığı geliştirsin? Sarkazm yapmanın bir sorunu vardır; ancak mesaj gerçek anlamıyla verilmezse ciddiye alınabilir. Bu sorunun üstesinden gelebilmenin bir yolu tonlamadır. İronik yorumlar üretmek ve bu yorumların şifresini çözmek için kalıpların dışında düşünmelisiniz. Bu da sarkazmın neden daha zekice düşünmeye ve daha yaratıcı düşünceye sebep olabileceğini ortaya koyuyor.

Öte yandan, soyut düşünmek de yardımcı olabilir. 114 öğrencinin katıldığı bir çalışmada, araştırma ekibi sarkastik cümleler kurmanın ve sarkastik cümlelerin şifresini çözmenin; kişi soyut düşündüğünde (bu durum aynı zamanda da yaratıcı düşünmeyi güçlendiriyor) daha kolay olduğu bulgusuna eriştiler.

Bunun yanı sıra, bu çalışmada elde edilen bulguların hiçbiri, sarkazmın ilişkilere zarar verebileceği yaklaşımının aksini ortaya çıkarmıyor. Peki çatışmayı engelleyerek sarkazmın yaratıcılığı geliştirdiği faydasını nasıl kullanabiliriz? Bu da güven ilişkisiyle alakalı. 2015 yılındaki çalışmada, aynı tonda ve içerikteki sarkazmın; güvendiğimiz bir kişiye yapıldığında ya da böyle bir kişiden alındığında güvenmediğimiz bir kişiden alınana kıyasla daha az provokatif olduğu bulgusuna ulaşıldı. Elbette ki, eğer içeriği ve tonlamayı değiştirirsek, farklı sonuçlar da alınabilir. Hatta, oldukça yaralayıcı bir tonda ya da kırıcı bir içerikte olduğunda arkadaşlığı korumak için güven de yetersiz kalabilir.

Riskleri göz önüne alındığında, en iyi yolun sarkazmlarınızı daha az saldırgan bulan yakın ilişki içerisinde bulunduğunuz insanlarla paylaşmanız olduğu görülüyor. Ancak zevk aldığınız böylesi hazırcevap durumlar ile, aynı zamanda da yaratıcı düşüncenizi güçlendirebilirsiniz.


Kaynak ve İleri Okuma: Bilimfili
[1] Why Not Say It Directly? The Social Functions of Irony. Shelly Dews et al. in Discourse Processes, Vol. 19, No. 3, pages 347–367; 1995.
[2] When Sarcasm Stings. Andrea Bowes and Albert Katz in Discourse Processes, Vol. 48, No. 4, pages 215–236; 2011.
[3] Ironic Expression Can Simultaneously Enhance and Dilute Perception of Criticism. James Boylan and Albert N. Katz in Discourse Processes, Vol. 50, No. 3, pages 187–209; 2013.
[4] The Highest Form of Intelligence: Sarcasm Increases Creativity for Both Expressers and Recipients. Li Huang et al. in Organizational Behavior and Human Decision Processes, Vol. 131, pages 162–177; November 2015.
[5] “The Surprising Benefits of Sarcasm” ScientificAmerican MIND. (2015, November 17) (Retrieved on: 2016, April 28)

[6]Herbert L. Colstona Salting a wound or sugaring a pill: The pragmatic functions of ironic criticism Discourse Processes Volume 23, Issue 1, 1997 Preview PDF Access options DOI:10.1080/01638539709544980