Artık Bütün Genomunuzu 999 Dolara Diziletebilirsiniz!

İlk insan genomunun dizilişi o kadar da uzak bir tarihte yapılmamıştı ve bunu başarmak için, aşağı yukarı 3 milyar dolar tutan ve küresel olarak planlanmış, yıllar süren devasa bir bilimsel girişim gerekiyordu.
O zamandan beri, genetik teknolojisinde yaşanan hızlı ilerlemeler ve teknikler, genom dizilimi için gereken masraf ve süreyi önemli ölçüde azaltarak, bu haftanın dikkate değer duyurusunun yapılmasına yol açtı: Tüketiciler için ilk tam genom dizilimi, artık 1.000 dolardan daha az tutuyor.
ABD merkezli genetik bir şirket olan Veritas Genetik’ten myGenome, sadece 999$ fiyata, insanların kendi kişisel genetik kodları üzerindeki eşsiz kişisel veriye ulaşmaları için ilk uygulanabilir ve satın alınabilir yöntem olarak sunuluyor. Şirket kendi kişiselleştirilmiş hizmetinin, şu anki sağlınızı kontrol etmek, gelecekteki muhtemel sonuçlara ayak uydurmanızı sağlamak ve hatta çocuklarınıza geçirebileceğiniz miras genlerin ne olduğunu bilmek için ulaşılabilir bir yol sunduğunu belirtiyor.
Peşin ödeme yaparsanız, myGenome tam genomunuzun dijital bir karnesi ile birlikte, verinizle etkileşim kuran bir uygulama veriyor. Bunun yanında yorumlama desteği ve video görüşme ile de danışmanlık sunuyor. Şu an ön siparişleri alan hizmeti sadece ABD’de oturanlar kullanabiliyor ve bunun için bir doktor onayı gerekiyor.
Fakat bu her ne kadar diğer ticari genom dizilim ürünlerinin masrafından önemli oranda daha ucuza satılan etkileyici (ve muhtemelen hayat değiştiren) bir hizmet olsa da, bireyselleştirilmiş genetik veri depolarının, normalde sağlıklı olan insanların sağlığını iyileştirmek bakımından ne kadar kullanışlı veya ikna edici olduğu hakkında devam eden bir tartışma bulunuyor.
Angelina Jolie’nin epey reklamı yapılan çift göğüs ameliyatı olma kararı, genlerinin yüksek bir göğüs kanseri geliştirme tehlikesi oluşturduğunun bulunmasından sonra gelmişti. Bunun farkında olmak, çoğu kadının (‘Angelina Jolie’ etkisi olarak bilinen) ‘önleyici’ genetik test veya ameliyat yaptırmasına yol açtıysa da, pek çok hastalıkta genlerin rolünün hâlâ tam olarak anlaşılamamış olması sebebiyle bazı kişiler, çoğu genom verisinin çok daha az kesin olan risk analizleri sunduğunu iddia ediyor. Kaliforniya’daki Scripps Dönüşümsel Bilim Kurumu’nun yöneticisi Eric Topol bu konuyla ilgili şöyle söylüyor:
 
“Şu anda, minimal düzeydeki işaretler üzerine dönen çok büyük bir bilgi kirliliği var. Yapılacak en iyi şey, bunun insanlara gerçekten yardım edip etmediğini görmek amacıyla bir çalışma yürütmek olacaktır. Bu teknolojinin başlamaya hazır olup olmadığını görmek için biraz veri görmemiz gerekiyor.”
Veritas Genetik’e göre müşteriler, verilerin onlara ne söyleyebildiğine odaklanmalılar; özellikle bilim geliştikçe, kodların bize söyledikleri hakkında daha fazla keşif yapılacağından verilerin ne söyleyemediği hakkında endişelenmemeliler. Şirketin eş kurucusu olan genetikçi George Church bu konuyla ilgili görüşlerini şöyle dile getiriyor:
“İnsanlar, dizilimin yapamadığı şeyler hakkında tamamen endişesiz olmalıdırlar. Eğer bir araba almak istersem, onun Ay’a gidemediğini veya suda çalışamadığını duymak istemem. Onun ne yapabildiğini bilmek isterim. Aynısı bunun için de geçerlidir. Eğer bazı tanı testlerinin, muhtemel kanser oluşum tehlikesini gösterdiğini bilirsem, maliyetine neredeyse hiç aldırış etmeden onu alırım.”
Bu testlerin belirli hastalıkları geliştirme tehlikelerimiz hakkında bize aslında ne kadar şey söyleyebildiği henüz belli olmasa da, eğer sonunda kesin sonuç verirlerse, insanlar kendi genetik sonuçlarının onlara söyleyebileceği haberleri duymaya gerçekten hazırlar mı? Sağlık durumunuzla ilgili belirgin (net) öngörüler ortaya konabilseydi, gerçekten bilmek ister miydiniz?
Bazı durumlarda bu sadece, diğer tanı aracı türlerinin zaten bize gösterdiği şey üzerinde kaydedilen bir gelişmedir; fakat tüm bu verilerin tek seferde birine sunulması bazılarımızın hazırlıklı olmadığı bir yük olabilir.
Test 1,000 doların altında olduğundan çoğu kişi için uygulanabilir halde ve müşteriler eğer gerçekten kendi genetik kodlarının onlar için ne bulundurduğunu bulmak istiyorsa, bazı endişelerle yüzleşmek zorunda olabilirler. Veritas’ın başkanı Mirza Cifric şöyle söylüyor:
“Kendimize ‘İnsanlar bunun için ne kadar para ödemek isterdi?’ diye sorduk. Fiyat ne zaman temel mesele olmaktan çıkardı? 999 Dolara ulaştık. Bu bizim sihirli rakamımız.”
 
Düzenleyen: Ayşegül Şenyiğit (Evrim Ağacı)
 
Kaynak:

Büyük ve Küçük Sayılar Beynin Farklı Yarıkürelerinde İşleniyor

Geçtiğimiz günlerde yapılan bir çalışmada, küçük sayıların beynin sağ yarıküresinde işleme alındığı, büyük sayıların ise sol yarıkürede işlendiği ortaya kondu. Imperial Kolej Londra bilimcileri tarafından yapılan araştırma, beynimizin sayılarla nasıl uğraştığı gizemine ilişkin yeni bir bakış açısı öneriyor. Sonuçları Cerebral Cortex dergisinde yayımlanan çalışmanın, beyin hasarı geçiren ve ayrıca diskalküli (matematiksel öğrenme güçlüğü) olan hastalar için rehabilitasyon teknikleri geliştirilmesine ileride yardım edebileceği düşünülüyor.

Beyin iki yarıküreden oluşur; beynin sağ tarafı bedenin sol tarafını, beynin sol tarafı da bedenin sağ tarafını kontrol eder. Genellikle yarıkürelerden biri diğerinden daha baskın olur. Örneğin yazarken sağ elini kullanan insanların sol beyinleri daha etkin olmaya eğilimlidir. Bundan önce yapılan çalışmalarda, beynin sayılar üzerinde çalışırken başvurduğu bölge genel hatlarıyla belirlenmişti: Fronto-parietal beyin kabuğu. Bu bölge yaklaşık olarak başın tepe noktasından kulak üstüne dek uzanır. Fakat bilimciler bu alanın tam olarak nasıl sayıları ele alıp işlediği konusunu açığa çıkarabilmiş değildi. Sadece felç geçiren ve beyinlerinin bir tarafı hasar gören hastalarla yapılan çalışmalarda, büyük ve küçük sayıları işlemek için beynin farklı taraflarının kullanıldığına ilişkin ipuçları elde edilmişti.

Imperial Kolej Tıp Fakültesi’nden makalenin başyazarı Dr.Qadeer Arshad şöyle anlatıyor: “Yeni çalışmamızda sağlıklı gönüllülerle çalıştık. Sol yarıkürenin büyük sayıları, sağ yarıkürenin ise küçük sayıları işlediğini bulduk. Yani örneğin saate bakıyorsanız, birden altıya kadar olan sayılar beynin sağ tarafında işlenirken, altıdan onikiye kadar olanlar sol tarafta işlenecektir.”

Tıbbi Araştırma Konseyi (İng. Medical Research Council) tarafından maddi destek sağlanan araştırmayı yaparken ekip geçici sürelerle, sağlıklı gönüllülerin beyinlerinin sağ veya sol taraflarını etkisizleştirmiş. Bunu karmaşık bir teknikle gerçekleştirmişler: Gönüllülerden yatay ya da dikey çizgi resmi gösteren bir gözlük takmaları istenmiş. Bu sırada, katılımcılar ısısal refleks testi (İng. caloric reflex test) adı verilen bir sınamaya tabi tutulmuş. Bu test genellikle kulak ve denge sorunlarının teşhisinde kullanılıyor ve kişinin kulağına soğuk veya sıcak su gönderilerek yapılıyor. Önceki çalışmalarda bu kombinasyonun beynin faklı bölgelerini etkinleştirdiği saptanmıştı.

Gönüllüler daha sonra sayı testlerine alınmış. Testlerden birinde verilen iki sayının (örneğin 22 ile 76’nın) arasındaki sayılardan tam ortada olan istenmiş. Gönüllünün beyninin sağ tarafı etkinleştirildiğinde küçük sayılarsöylediğini, sol tarafı etkinleştirildiğinde büyük sayılar söylediğini saptamışlar. Örneğin 50 ile 100 arasında tam ortada kalan sayı sorulduğunda, sağ taraf aktifken 75 yerine 65 dediğini, sol taraf aktifken de 75’ten büyük sayılar söylediğini görmüşler. Dr.Arshad sayının bulunduğu bağlamın da önemli olduğunu ekliyor. “Eğer kişi önce 50-100 arası sayılara, ardından da 80 sayısına bakarsa işlem muhtemelen sol yarıkürede yapılacaktır. Ancak eğer 50-300 arası sayılara bakıp sonra 80’e bakarsa, bu kez 80 küçük algılandığından sağda işlenecektir,” şeklinde açıklıyor.

Gönüllülerden bir saat çizmeleri istendiğinde, ekip beyinlerinin sağ tarafı etkinleştirilen katılımcıların 1 ile 6 arasındaki sayıları daha büyük ve belirgin çizdiklerini, sol tarafı etkinleştirilen katılımcıları ise 6 ile 12 arasındaki sayıları vurguladıklarını belirlemiş. Yukarıdaki görselde, gözleri kapalı halde (“baseline”), ısısal refleks testindeyken (“caloric-only”) ve çizgili gözlük takarken ısısal refleks testinde olan (“caloric+RIV”) gönüllülerin çizdikleri saatler görülüyor. Son durumda beynin sadece bir tarafı aktif durumda ve üst satırda sağ beyin, alt satırda ise sol beyin aktifken yapılmış çizimler var.

Dr.Arshad hemen her insanın beyninin bir tarafının, diğerine göre daha baskın olduğunu ve hangisinin olduğunu anlamak için kendilerini sayılar üzerinde sınayabileceklerini ifade ediyor. “Eğer biri sizden hemen 22 ile 46’nın tam ortasında kalan sayıyı söylemenizi isterse ve yanıtınız 34’ten büyük olursa, 31 yanıtını veren birine göre sol beyninizin daha baskın olduğunu düşünebilirsiniz. Bu oyunu farklı sayılarla birkaç kez yineleyerek, baskın beyin lobunuzun hangisi olduğu hakkında fikir yürütebilirsiniz,” diyor. Yaptıkları bu çalışmanın sayısal tanımlama konusunda beynin nasıl çalıştığını anlamaya yardımcı olacağını belirten Ashad, böylece sayılarla arası iyi olmayan insanlara yardımcı olabilmek için yeni yöntemler bulmayı umuyor.

 


Kaynak:

  • Bilimfili,
  • EurekAlert, “Big and small numbers are processed in different sides of the brain”
    < http://www.eurekalert.org/pub_releases/2016-03/icl-bas030416.php >
  • Qadeer Arshad, Yuliya Nigmatullina, Ramil Nigmatullin, Paladd Asavarut, Usman Goga, Sarah Khan, Kaija Sander, Shuaib Siddiqui, R. E. Roberts, Roi Cohen Kadosh, Adolfo M. Bronstein and Paresh A. Malhotra Bidirectional Modulation of Numerical Magnitude Cereb. Cortex (2016) doi: 10.1093/cercor/bhv344 First published online: February 14, 2016

Kelvin Sıcaklık Ölçeği

Kelvin sıcaklık ölçeğinin fikir babası, Lord Kelvin olarak da tanınan İngiliz mucit ve bilimci William Thomson’dır. Celcius ve Fahrenheit sıcaklık ölçekleriyle birlikte, en iyi bilinen üç sıcaklık ölçeğinden biridir. Diğer sıcaklık ölçeklerinde olduğu gibi, Kelvin ölçeğinin aralıklarının belirlenmesinde de suyun donma ve kaynama noktalarıdikkate alınmıştır. Suyun donduğu sıcaklık (273.16 K) ile kaynadığı sıcaklık (373.16 K) arasında 100 birim vardır. Bu ölçekteki herbir birime bir derece denmez; bir Kelvin denir. Bu nedenle Celsius ve Fahrenheit ölçeklerinde sayı belirtilirken derece simgesi kullanılırken, Kelvin ölçeği sayılarına sadece K eklenir. Kelvin ölçeğinde negatif sayı olmaz ve en düşük sıcaklık 0 K olabilir.

Mutlak Sıfır

Kelvin ölçeğinin düşünce bazında doğuşu, gazların hacmi ile sıcaklığı arasındaki ilişkinin keşfi ile olmuştur. Ayrıca Carnot makinesinden de etkilenmiştir. Basınç, iş ve sıcaklık arasındaki ilişkinin ele alındığı bu konu, bir makinenin veriminin ölçülmesi ile ilgilenir. Bilimciler tarafından 1800’lerde kuramsal olarak -273.15°C sıcaklıktaki bir gazın hacminin sıfır olması gerektiği ortaya konmuştu. 1848 yılında Kelvin bu gerçeği kullanarak mutlak sıcaklık ölçeği oluşturmaya karar verdi. Burada “mutlak” sözcüğünü şöyle tanımlıyordu: Moleküllerin hareket edemez olacakları sıcaklık, yanisonsuz soğuk.

Bu mutlak sıfır noktasından başlayarak, artış miktarını belirlemek için yine Celsius’un yaptığı gibi birimlendirme yaptı. Mutlak sıfıra teknik olarak erişilemez. Bununla birlikte, araştırmacılar lazerli parçacık yavaşlatma gibi yöntemler kullanarak, sıcaklığı mutlak sıfırın çok az üzerine kadar düşürebiliyorlar.

Kelvin yetenekli bir matematikçiydi. Aralarında telgraf kablosunun ve çok sayıda denizcilik aygıtının da bulunduğu icatlar yaptı. Isının yapısına ilişkin araştırmaları sonucunda termodinamiğin ikinci yasasını ortaya koydu. İkinci yasa, ısının soğuk cisimden sıcak cisime akmayacağını söyler.

Kelvin Ölçeğinin Kullanımı

Kelvin ölçeği, negatif sayı barındırmaması nedeniyle bilimsel uygulamalarda oldukça yaygın kullanılır. Sıvı helyum ve sıvı azot gibi çok düşük sıcaklıklı maddelerin ölçümü için uygundur. Negatif sayı olmamasının iyi yanlarından biri de sıcaklıklar arası fark hesabını kolaylaştırmasıdır. Ayrıca bazı mühendislik uygulamalarında, bir diğer mutlak sıcaklık ölçeği olan Rankine sıcaklık ölçeği kullanılır. Kelvin ölçeğinden ayrıca renk sıcaklığının belirlenmesinde yararlanılır. Işıklandırma uygulamalarında Kelvin sıcaklığı, renk sıcaklığını temsil eder.

Dönüşüm Formülleri

Kelvin’den Fahrenheit’a: 273,15 çıkar. 1,8 ile çarp. 32 ekle.
Fahrenheit’tan Kelvin’e: 32 çıkar. 5 ile çarp. 9’a böl. 273,15 ekle.
Kelvin’den Celsius’a: 273 ekle.
Celsius’tan Kelvin’e: 273 çıkar.

temp-scales

 


Kaynak:

  • Bilimfili,
  • Live Science, “Kelvin Temperature Scale: Facts and History”
    < http://www.livescience.com/39994-kelvin.html >

Parasetamol İçeren İlaç Aldığınızda, Empati Yeteneğiniz Azalıyor Olabilir

Asetaminofen ya da daha yaygın bilinen adıyla parasetamol, ağrı kesici ve ateş düşürücü etkisi olan bir ilaç etken maddesidir. Fakat yeni yapılan bir araştırmada parasetamol kullanımının diğer insanların yaşadığı fiziksel ve sosyal acılara karşı empatiyi de azalttığı öne sürülüyor.

The Ohio State University’den bilim insanlarının yaptığı araştırmada parasetamol alan katılımcılar, talihsizlik yaşamış insanlar hakkında bilgi sahibi olduklarında parasetamol almayanlara göre daha az etkilendiler. Yani parasetamol aldığınızda, diğer insanlar aslında pek de umurunuzda olmuyor. Parasetamol fiziksel acıyı azaltmasının yanı sıra empati yapma yeteneğini de azaltıyor.

Social Cognitive and Affective Neuroscience’da yayımlanan araştırmanın bulguları oldukça önemli; çünkü Amerika’da kullanılan en yaygın ağrı kesici olan Tylenol’un ana içeriğini asetaminofen oluşturuyor. Consumer Healthcare Products Association verilerine göre ayrıca, asetaminofen Amerika’da kullanılan 600’den fazla ilacın içerisinde bulunmasıyla da en yaygın ilaç içeriği olma özelliği taşıyor. Her hafta Amerikalı yetişkinlerin yaklaşık %23’ü (yaklaşık 52 milyon birey) içeriğinde asetaminofen bulunan ilaçları kullanıyor. Daha önce yapılan araştırmalarda da, asetaminofen içeren ilaçları kullanmanın, yapılan işten zevk alma gibi pozitif duyguları azalttığının bulgularına ulaşılmıştı.

Henüz asetaminofen içeren ilaçların kullanımının nasıl bu etkileri yarattığı biyolojik olarak çözümlenmiş değil. Fakat ilaç kullanımı ile bağlantılı olan empatinin azalması durumu, toplumsal konular özelinde oldukça önemli olabilir. Örneğin eğer bir arkadaşınızla kavga ettiyseniz ve asetaminofen içeren bir ilaç içtiyseniz, artık arkadaşınızı nasıl kırdığınız konusunda daha az anlayışlı olabilirsiniz.

Araştırmacılar yaptıkları çalışmaya plasebo etkisini de dahil ettiler. Çalışmalar sırasında bazı katılımcılar asetaminofen içeren ilaç aldıklarını düşünüyorlardı ve bu insanların empati yapma seviyeleri gerçekten asetaminofen içeren ilaç alanlarla karşılaştırıldı. Sonuçta bu etkinin plasebo etkisinden bağımsız geliştiği anlaşıldı.

Bilim insanları yaptıkları çalışmalara, bu ilaç etken maddesinin davranış ve duygular üzerindeki etkilerinin araştırılması ile devam edecekler.


Kaynak: Bilimfili

İlgili Makale:  Dominik Mischkowski, Jennifer Crocker, Baldwin M. Way. From Painkiller to Empathy Killer: Acetaminophen (Paracetamol) Reduces Empathy for PainSocial Cognitive and Affective Neuroscience, 2016; nsw057 DOI: 10.1093/scan/nsw057

Neden Mor Renkte Memeli Yok?

Bu soru ile ulaşmaya çalıştığımız cevap, neden gerçekte bazı hayvan gruplarında veya sınıflarında bir takım renklerin çok daha az görüldüğü veya hiç görülmediğidir. İçinde insanların da bulunduğu hayvanlar alemi, çok geniş bir renk kartelasına sahiptir. Yaygın olarak bulunan bir takım renklere karşın bazı sınıflarda bazı renkler oldukça az görülür veya hiç görülmez. Ucu açık bir açıklama gibi görünse de, genel anlamına bakıldığında çoğunlukla ağaçların üzerinde yaşayan kuşlar sınıfının, genellikle toprağın üzerinde, suda ve bazılarının da toprağın altında yaşadığı memeliler sınıfına göre çok daha renkli olabildiği hemen göze çarpacaktır.

Canlı ve cansız hayatın tümünde renkler; pigmentlerin belli dalga boyundaki ışıkları absorbe edip diğerlerini geri yansıtması ve eğer varsa aynı yerde bulunan birbirinden farklı pigmentlerin kombine olarak işlemesi veya yüzey moleküllerinin organizasyonundan dolayı yüzeye çarpan ışık ışınlarının saçılması sonucu oluşmaktadır. İkinci renk oluşum biçimi aynı zamanda yüzeye bakış açımıza da bağlıdır. Çünkü yüzeyin farklı noktalarına çarpan ışıklar, moleküler organizasyona bağlı olarak pürüzlere çarpabilir, moleküllerin farklı kısımları ile karşılaşabilir ve doğal olarak farklı yönlere farklı dalga boylarındaki ışıklar olarak saçılır.

kuslarda-tuy-rengi-bilimfilicom
Solda yukarıdan aşağıya doğru, keratin üst yüzey, melanin pigment rodülleri ve keratin alt yüzeyler, katmanlar olarak isimlendirilmiş. Gelen ışığın yüzeye göre saçılımının değişimi aynı zamanda renklerin algılanmasında görüş açısındaki değişimin etkisi gösteriliyor. Telif : Andrew Leach

Kuşlarda Renkler

Kuşların renkli bir hayvan sınıfı olması, yoğun tüylü oldukları için ışığın çok değişken olarak saçılmasına bağlı olduğu gibi aynı zamanda vücutlarında bulunan veya bulunabilen melanin, karotenoid ve porfirin pigmentlerine de bağlıdır. Tam da bu noktada hayvanların yaşadıkları bölgeye, beslenme, barınma ve hayatta kalma parametreleri ile evrimsel olarak bağlı olduğunu söylemek gerekir. Buna örnek olarak kuşların, yalnızca bitkilerde sentezlenen karotenoid pigmentini besinlerinden aldığı ve bu pigmentlerin yüzeydeki hücrelere ulaşması ile de sarı-turuncu renklere büründükleri gösterilebilir.

mor-memeliler-kuslar-bilimfilicom

Besinlerden alınan pigmentlerin dışında memelilerin de melanosit adı verilen hücrelerde çokça; diğer tüm hücrelerde de bir noktaya kadar sentezlenen melanin pigmenti, sentezlendiği veya ulaştığı bölgeye koyu sarı, açık kahverengiden, siyaha kadar renkler verebilmektedir. Porfirinler ise, aminoasitlerin modifiye edilmesi sonucu farklı özelliklerde oluşan pigment grubudur. Ancak bilinen büyük çoğunluğu, ultraviyole (mor ötesi) ışınlara maruz kaldığında koyu kırmızı renk vermekle birlikte, yeşilin birçok tonu, mor, pembe ve kırmızı tonları yine porfirinler ile elde edilir.

Pigment Karışımı

Tüm bu pigmentlerin kombinasyonu, deri ve tüylerdeki yüzey moleküllerinin organizasyonu ile birleştiğinde hayvanlar aleminin mevcut renkli dünyası ortaya çıkmaktadır. Eğer sorumuza dönecek olursak; neden mor, mavi veya yeşil renklerde memeli bulunmadığına birden fazla cevap vermek mümkündür.

mandril-mor-tuyler-bilimfilicomÖncelikle, ‘memelilerde bu renklere asla rastlanmaz’ demenin doğru olmayacağını belirtmek gerekir. Örneğin köpeksi maymunlar ailesinden bir primat olan mandriller, özellikle genital bölgelerinde ve arkalarında çoğunlukla mavi olmak üzere pembe, mor, açık kırmızı renkli tüyler bulundurmaktadır. Esasında, hayatta kalma, kamuflaj ve eş bulma (veya eş olarak tercih edilme) gibi güdüler dolayısıyla yaygın olan hakim renklerin içinde aynı sebeplerden ötürü bahsi geçen renklerin oluşması, gelişmesi ve kullanılması da anlaşılabilirdir.

Çoğunlukla kahverengi, siyah, beyaz ve toprak tonları renklerden oluşan memelilerin iyi kamufle oldukları kabul edilebilir ancak bu renklerin arasına farklı tüy veya deri rengi serpiştirildiğinde de ne kadar dikkat çekeceği de görülecektir. Dikkat çekmek vahşi doğada çok fazla tercih edilen bir unsur olmasa da, kendi türü içinde de bir o kadar istenen bir durum olabilir.

Canlıların yaşadıkları coğrafyaya göre, evrimsel süreçte işlemekte olan doğal seçilim ile bir takım deri, tüy ve kıl renklerini kazanarak adapte olduklarını ve böylelikle daha kolay hayatta kaldıklarını söylemek mümkündür. Temelde görme süreci kalitesi, kontrast kuvvetine bağlıdır. Örneğin siyah bir yüzeyin üzerindeki siyah bir noktayı tespit etmek herhangi bir ton veya doku farklılığı olmadan mümkün değildir. Görme yetenekleri ciddi değişiklikler gösteren avcılar için de, yaşadıkları ortamın hakim rengi ile oluşturacakları kontrastı geliştirdikleri renk ile azaltmayı başaran hayvanlar zor birere av olacak, dolayısıyla ortam ile zıt renkli canlılar uzun zaman süreleri içinde elenecek, zamanla türün coğrafyaya bağlı olan bir rengi hakim olarak oluşacaktır. Zaman içinde genetik mutasyonlar veya başka bir takım hatalar sonucunda ortaya çıkacak olan kontrast renkli bireyler ise zaman içinde elenecek ve popülasyonun gen havuzu kamuflaj rengi yönünde artış görecektir.

Mavi (Gri) Balina, Pembe Yunus

Çoğunlukla kahverengi, siyah, beyaz ve toprak tonları renklerden oluşan memelilerin iyi kamufle oldukları kabul edilebilir ancak bu renklerin arasına farklı tüy veya deri rengi serpiştirildiğinde de ne kadar dikkat çekeceği de görülecektir.

pembe-yunus-bilimfilicomBu örneklerden birisi Amazon Nehri Yunusu veya Boto olarak bilinen pembe yunus türü olabilir. Ancak bu tür gerçekten pembe renkte olmamakla birlikte, yalnızca albinodur. Melanin pigmenti sentezleyen genlerin mutasyona uğramış veya bir biçimde inaktive olmuş olması veya resesif olarak aktarılan bir fenotip olan albinoluk, nispeten transparan bir derisi olan bu türün deri altı kan damarlarında dolaşan kırmızı kan dolayısıyla pembe bir görüntü oluşturmaktadır. Bir memeli olarak kanlarındaki hemoglobin ve bu molekülün de yoğun yüzdesi dolayısıyla 2007’de keşfedilen bu tür sıradışı görüntülerin oluşmasını sağlamaktadır.

Keza mavi balina olarak bildiğimiz 30 metreden daha uzun boylara ulaşabilen Balaenoptera musculus türü de, aslında mavi olmaktan çok gri bir tüy rengine sahiptir. Tonların yaşanılan bölgeye göre değişim göstermesi, koyuluk ve açıklık gibi etmenler dolayısıyla görece maviye yakın üyeleri olduğu gibi siyaha yakın koyu gri renkte ‘mavi balinalar’ da mevcuttur. Bu farklılık aslında gerçek bir renk farklılığından çok algısaldır ve isimlendirme gereği diğer balina türlerinden ayrılmasını sağlamaktadır.

Peki Neden Mor Memeli Yok?

Öyleyse sormamız gereken soru şu oluyor: Mor renk veya benzer tonların üretimi memelilerde neden çok düşük? Bu sorunun cevabı da başlı başına bir çalışma alanı olan pigmentasyonda yatmaktadır. Örneğin insanı ele alacak olursak, mor rengin oluşmasından (bilinen anlamda büyük çoğunlukla) sorumlu olan porfirinleri üretecek mekanizmadan yoksun olduklarını söylemek mümkündür. Şöyle ki; porfirin biyosentezi çok fazla enzimatik reaksiyon sonucunda ortaya çıkan bir son ürün ve bu son ürünün pigment olarak işlev görmesi dolayısıyla deri, tüy ve kıl rengi için -özellikle de fotosentetik olmayan canlıların tamamında- büyük önem arz etmektedir. Bu noktada son ürün değiştikçe, çok nadirde olsa görülen farklı renklerdeki (elbetteki beslenme alışkanlıkları ve yaşadıkları ortam gibi faktörlerin de etkisi dahilinde ve/veya haricinde) kuş, memeli, sürüngen, böcek, yumuşakça ve protozoa oluşabilmektedir.

Ne var ki, memeliler porfirinlere yabancı da değildir. Örneğin, kanımıza kırmızı rengini veren hemoglobin bir porfirin olmakla birlikte doğal olarak bulundururuz. Aminoasitlerin deaminasyonu ve takip eden karmaşık birbiyosentez sürecinin son ürünü insanlarda, protoporfirin IX olarak bilinen bir moleküldür ve demir ile birleşerek ‘heme’ (hemoglobin bileşeni) yapısını oluşturur. Burada bahsettiğimiz biyosentez, vücutlarımızda bulunan bakterilerden tüm ileri canlıların sıradan hücrelerine kadar birçok hücre tipi içinde – genetik olarak izin verdikleri ve sentezledikleri enzimlere göre- farklı biçimlerde ve sıklıklarda gerçekleşmekte (veya gerçekleşmemekte) ve sonucunda mor, pembe, mavi ve parlak yeşil gibi bir takım renklerin oluşmasına (veya oluşamamasına) sebep olmaktadır.

Elbette farklı renkler için söylediğimiz bu duruma karşın, memeliler sınıfı için yaygın olan pigment melanin (eumelanin ve pheomelanin) pigmentidir. Bu pigmentin de farklı yüzdelerde, sıklıklarda ve miktarlarda sentezlenmesi, fazlalığı veya eksikliği çok farklı renklerin oluşabilmesine sebep olmaktadır. Albino olarak bildiğimiz beyaz tenli, beyaz kıllı insanlardan, sarıya yakın deriye, kahverengiden, siyaha varana kadar birçok deri ve saç renginin; mavi, yeşil veya eladan, siyaha kadar oluşan göz renklerinin sorumlusu da memeliler için bu pigmenttir.

Hem porfirin biyosentezini çok değişken biçimde işletememek, hem kamuflaj gibi yaşamsal unsurlar hem de genetik olarak hakim pigmentin melanin olması (diğer pigmentlerin inaktif de olsa genomumuz içinde bulunup bulunmadığı, hangilerinden kaç kopyanın nerelerde bulunabileceği net olarak bilinmemektedir) memelilerde tüy, kıl veya deri rengi olarak mor, yeşil ve mavi gibi soğuk renklerin hakim olarak görülmemesine veya bir takım hayvanlarda sadece bölgesel olarak görülmesine sebep olmaktadır.


Kaynaklar :

  • Bilimfili,
  • Cornell Lab, Bird Academy, (2010) How Birds Make Colorful Feathers, https://academy.allaboutbirds.org/how-birds-make-colorful-feathers/
  • Richard O. Prum, and Rodolfo H. Torres, (2004) Structural colouration of mammalian skin: convergent evolution of coherently scattering dermal collagen arrays, jeb.biologists.org/content/207/12/2157.full.pdf+html